Yazılar

“Futbol, Benim Tutkum”

Bugün, futbol tutkusuyla dolu, kültürel kökleriyle zengin bir yaşam hikayesine sahip olan çok sevdiğim arkadaşım Milenne Müller ile bir araya geldik. Brezilya’nın sıcak atmosferinden İstanbul’un dinamik yaşamına uzanan bu yolculuk, onun hayata bakış açısını ve ilham verici deneyimlerini şekillendirdi. Futbolun sadece bir spor değil, aynı zamanda bir yaşam tarzı olduğuna inanan Müller, sosyal medya platformlarında gençlerin ilgi alanında olan bir rol model influencer. Kadınların da futbol tutkusu vardır. Bu duyguyu anlatabilmek için gösterdiği çaba ve çeşit çeşit formaları ile dikkat çekiyor. Röportajımızda, onun hayatındaki önemli anları, tutkularını ve hayallerini konuştuk. Ben de bu röportajda ve fotoğraf çekimlerinde çok keyif aldım. Sizlerin de severek okuyacağınızı düşünüyorum. Keyifli okumalar dilerim.

Röportaj: Ahu Çağdaş

Fotoğraflar :Barış Acarlı

Mekan: Renaissance Istanbul Polat Bosphorus Hotel

Ahu Çağdaş, Milenne Müller

Üvey baban bir futbolcu, futbola bu kadar ilgi duymanın sebebi o mu yoksa futbolu hep sevdin mi?

Futbolu hep sevdim, bebekliğimden beri annem beni Brezilya’daki en sevdiğim takım olan “Internacional”in maçlarına götürürdü, ancak üvey babam hayatımıza girdikten sonra spora çok daha yakın oldum.

Seni Türkiye’ye çeken şeyler neler, Türkiye’de sevdiğin şeyler neler?

Türk kültürünü seviyorum ve ayrıca İstanbul’un koşuşturmacasını da seviyorum.

Yapmadığın için pişman olduğun bir şey var mı? Ve bunlar neler?

Her zaman dürtüsel bir insan oldum ve her zaman istediğimi yaptım, her zaman hayat birdir. Bir kez yaşanır mottosuyla yaşadım

Milenne Müller

İnsanları nasıl etkilediğini düşünüyorsun?

İnternetle çalışmama rağmen tamamen utangaç bir insanım, beni futbol yüzünden takip eden birçok kız var ve en büyük etkimin onlara o kadar çok paylaşım yapma cesareti vermek olduğuna inanıyorum ki birçok kız benim sayemde futbol içeriği oluşturmaya başladı.

Garip bulduğun tuhaf bir özelliğin var mı?

Tuhaf bir özelliğim olduğunu bilmiyorum ama evi gürültü olmadan, müzik olmadan, sessiz bir şekilde temizleme gibi garip bir alışkanlığım var ve bunun için yalnız kalmayı seviyorum.

Neyi romantik buluyorsun?

Sokaktan bir çiçek almak gibi basit bir eylemi bile hareketlerle ve sözlerle göstermenin romantik olduğunu düşünüyorum.

Yapmadığın için pişman olduğun bir şey var mı? Ve bunlar neler? Her zaman dürtüsel bir insan oldum ve her zaman istediğimi yaptım, her zaman hayat birdir. Bir kez yaşanır mottosuyla yaşadım

Paranı en çok neye harcıyorsun?

Tüm paramı futbol formalarına harcıyorum

En büyük korkun nedir?

Ailemi kaybetmek

Instagram’ından moda tutkunu olduğunu görebiliyoruz, bize stilinden bahsedebilir misin?

Günlük ruh halime bağlı olarak biraz karışık bir tarzım var, bazen daha modacı, bazen de biraz daha sokak tarzı.

Tanınmak nasıl bir şey?

Bazen garip geliyor çünkü Instagram’daki herkesin arkadaşımmış gibi davranıyorum ve insanlar sokakta fotoğraf çektirmemi istediklerinde mutlu oluyorum çünkü işimin değerli olduğunu hissediyorum.

Ünlülerin etkili olduğunu düşünüyor musun?

Birçok ünlünün insanlar üzerinde iyi bir etkisi var, ancak takip ettiğimiz ünlülerin türüne de dikkat etmeliyiz. Birçoğu var olmayan bir hayat gösteriyor ve bu bizi takip eden birçok kişide hayal kırıklığına neden olabilir, ancak gerçek olduğumuzda insanlara çok yardımcı oluyorlar.

Hobilerin neler?

Video oyunları oynamayı, spor salonuna gitmeyi seviyorum ve en sevdiğim hobilerimden biri de özellikle alışveriş merkezlerinde yürümek.

Milenne Müller

Hayatta yedek bir planın var mı?

Hayatta gerçekten tek bir B planım yok, bir sonraki yolu Tanrı’nın seçimine bırakıyorum.

Türkiye’deki en sevdiğiniz yer neresi?

İstanbul’da Boğaz’ı seviyorum.

Bir süper gücünüz olsaydı bu ne olurdu?

Zihin okumak gibi olurdu, insanların ne düşündüğünü bilmek isterdim.

Hayatınızda hayran olduğunuz kahramanlar var mı?

Hayran olduğum bir kahramanım var, annem. Hiçbir çizgi romanda yok ama bugün olduğum her şey onun sayesinde. Bana Wonder Woman’ı çok hatırlatıyor.

Hayatınızda altın kuralınız nedir?

Altın kuralım, Tanrı için hiçbir şeyin imkânsız olmadığıdır.

Milenne Müller

Yemek yapmayı sever misiniz? En çok ne pişirirsiniz?

Aslında yemek yapmayı sevmiyorum ve evde mutfağın sorumlusu harika pilav ve bonfile yapan erkek arkadaşım.

En çok hangi şehri seviyorsunuz ve yaşamak istiyorsunuz? Neden?

İngiltere’de, özellikle Londra’da yaşamak isterdim, bence kışın harika bir şehir.

Şimdiye kadar geçirdiğiniz en sevdiğiniz veya en macera dolu tatil hangisidir?

En sevdiğim tatil, ülkemin güzelliğini Türk erkek arkadaşıma gösterme fırsatı bulduğum Brezilya’ydı.

Fatih Gühan “Eğitim olmadan oyunculuk olmaz”

Genç yaşta oyunculuk kariyerine adım atan Fatih Gühan, “Kızılcık Şerbeti”ndeki İmam İlhami karakterini, mesleki yolculuğunu ve gelecek hayallerini anlattı. “Her karakter, hayatıma yeni bir pencere açıyor” diyen Gühan, oyunculuk dışında yazarlığa olan ilgisini ve hayatında iz bırakan sanatçıları da paylaştı.

Röportaj: Nazan Ortaç nazanortac@outlook.com.tr

 Fatih Gühan

Oyunculuk kariyerinize nasıl başladınız? Sizi bu alana yönlendiren etkenler nelerdi?

Profesyonel anlamda kariyerim, henüz konservatuvarda son sınıf öğrencisiyken “Beni Affet” dizisinde konuk oyuncu olmamla başladı. Ardından aynı yapım şirketi, yeni projeleri “Beni Bırakma” dizisi için benimle çalışmak istedi ve böylece dört sezon süren dizi maceram başladı. Konservatuvarın son sınıfını hem dizide oynayıp hem de sınavlara girerek tamamladım. Dizi seti Ankara’da, okul ise Isparta’daydı; o süreç biraz zorlayıcıydı…

Oyunculukla ilk tanışma ve yönlendirilme sürecim ise ilkokulda başladı. Öğretmenim Yıldızhan Hanım, sahne sanatlarına ilgimi ve kabiliyetimi fark ederek ailemle konuştu. Derslerde çok başarılı olmayan, haylaz bir öğrenciydim ama yıl sonu müsamerelerinde bana her zaman roller vererek destek oldu. Ailemle konuşarak bu alana yönlendirilmemi önermişti. Ailem de uygun gördü ve beni her zaman destekledi. Sağ olsun, hâlâ kendisiyle görüşüyoruz ve her projemde iyi dileklerini alıyorum. Daha sonra Uşak’ta arkadaşlarımla amatör bir tiyatro topluluğu kurduk. Oyunlar sahneledik, kısa filmler çektik. Sonrasında hepimiz farklı şehirlerde konservatuvara dağıldık.Fatih Gühan

“Kızılcık Şerbeti” dizisinde canlandırdığınız İmam İlhami karakteri hakkında neler söyleyebilirsiniz? Bu rol için nasıl bir hazırlık süreci geçirdiniz?

İlhami ideal bir insan. Modern zamanlarda gerçek olduğuna inanamayacağımız kadar tertemiz bir adam. Yaptığıyla söylediği, söylediğiyle düşündüğü, düşündüğüyle hissettiği tutan birisi. Çok hüzünlü bir gönül hikayesi var. Düğün günü, evleneceği eşini bir trafik kazasında kaybediyor. Bundan sonra ise gönlünü kapatıp, kendini Allah yoluna adamış. Hayatına dahil olan Nursema ile birlikte gönlünün kapattığı kapıları aralanmaya başlıyor. Aşk, sadakat ve dostlukla sınanıyor. İlhami kaderi onu çağırdığında başını eğip yürüyor. Bunların dışında soru sormaktan asla çekinmeyeceğiniz bir imam. Kimseyi yargılamıyor. Kendisine zarar veren birisi olsa dahi, onunla empati kurabilmeyi başarıyor. Empati ve sevgi, İlhami’nin sorunları çözmekte ilk refleksi. Nursema’yı mutlu edebilecek birisi. İyi eğitimli, iyi bir entelektüel.

Tanıştığımız günden bu yana benim en yakın arkadaşım. Birçok sorunda benim bambaşka bir perspektiften bakabilmemi sağlıyor. Hayatıma güzel bir pencere açtı ve içeriye bol bol temiz hava ve ışık giriyor. Devam eden bir proje olduğu için İlhami karakterine çalışmaya çok vaktim yoktu. Bir hafta içinde başlamıştı hikâye. Bu süreçte hemen bir hocamdan oyuncu koçluğu için destek aldım.

Önceden de merakım olan Tasavvuf ve Mesnevi’yle ilgili okumalar yapmaya başladım. Bu felsefeyi benimsemiş ve bu konuda yetkin kişilerin içeriklerini izledim. Hayata bakışları, hitabetleri, hâl ve tavırlarını gözlemledim. Sosyal medyada birçok imamın profillerini inceledim. Bunlar elbette çok popüler, herkesçe bilinen isimler değildi. Tabir yerindeyse ‘stalk’ yaparak, İlhami’ye en benzer yaşam biçimine sahip olanları gözlemledim. Çocukluğumdan itibaren zihnimde birçok imam figürü ve tanıdığım insanlar da vardı. Hepsinin bir karması olarak ortaya İlhami çıktı.

Fatih Gühan

Daha önce “Beni Bırakma” dizisinde de önemli bir rol üstlendiniz. Bu projedeki deneyimlerinizden bahseder misiniz?

“Beni Bırakma” projesi benim hayatımda bir dönüm noktasıdır. O kadar sevilen ve başarılı bir dizide rol almasamm, belki de okuldan sonra hayatım bambaşka bir yönde ilerleyebilirdi. Dizide Bora karakterini canlandırdım. Bora, her şeyden önce hırçın, fena bir çocuktu. İstediği şeyler için her şeyi yapabilecek, kötü olmaktan çekinmeyen bir adamdı. Bunun da elbette sebepleri vardı: Yetimhanede geçen bir çocukluk, sokaklarda şiddet ve zorbalık içinde geçen bir ergenlik ve yetimhaneden bu yana çocuk kalbiyle taşıdığı Zeynep’in aşkı. O aşk, onun iyi bir adam olma ihtimaliydi. Aşkıyla, öfkesiyle, kendine has mizahıyla çok sevildi. Seyirciden çok güzel tepkiler aldı. Benim hayatımda da her zaman ‘iyi ki’lerle anacağım bir yerde duruyor.

Oyunculuk dışında başka sanat dallarıyla ilgileniyor musunuz? Hobileriniz ve ilgi alanlarınız nelerdir?

Oyunculukla çok uzak bir yerde değil, yine sahne sanatlarının bir parçası olarak yazarlık ilgili olduğum, sevdiğim bir alan. Yakın çevremdeki arkadaşlarım, güvendiğim üstatlarım bu konuda beni her zaman cesaretlendirdi. Elim biraz kalem tutuyor, çok da seviyorum. Yazdığım oyunlar var, sahnelenenler var, bekleyenler var. Tarih benim için önemli ve iyi vakit geçirdiğim bir alan. Boks yapmak harikaydı; bir süredir eskisi kadar yoğun antrenman yapamasam da hala en sevdiğim hobim.

Fatih Gühan

Sosyal medyada oldukça aktifsiniz. Bu platformlar üzerinden hayranlarınızla iletişim kurmak sizin için ne ifade ediyor?

Sosyal medya oyuncular için artık bu işin bir parçası, böyle bir gerçeklik var. Ben de bunun farkındayım. İşimin bir parçası ve işimle ilgili kısmıyla ilgileniyorum. Ölçülü biçimde orada aktif olmaya çalışıyorum. Bana atılan mesajlara, yapılan yorumlara bakıyorum ve okuyorum. Benim için kıymetli. Yaptığım işin izleyicideki karşılığını görmeye çalışıyorum ama bütün geri bildirimi de oradan almıyorum elbette. Sosyal medya, hem içerik üreten hem de içerikleri izleyenler için ölçülü olunması gereken bir yer. Bazen ben de ekranı kaydırırken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum.

Gelecekte yer almak istediğiniz projeler veya canlandırmak istediğiniz özel bir karakter var mı?

O kadar çok ki! Ben tarihle ilgili okuduğum, izlediğim her şeyden heyecanlanıyorum. Tarihimizde yer alan önemli insanların hepsi için ‘keşke olsa da oynasam’ diyorum. Bunların yanı sıra türkülerin hikayeleri, anonimler beni düşümde sürüklüyor. Elbette uluslararası bir projede oynamayı her oyuncu gibi çok istiyorum. Tiyatroda bir de ‘Hamlet’ değilse bile ‘Macbeth’… Belki bir gün, neden olmasın.

Fatih Gühan

Set dışında günlük hayatınız nasıl geçiyor? Rutinleriniz ve vazgeçilmezleriniz nelerdir?

Setler genel olarak fiziksel açıdan da çok yorucu çalışma ortamları. Her şeyden önce açıkçası dinleniyorum. Mutlaka bir sonraki günün ezberi ve çalışması oluyor. Eğer üst üste set günlerim yoksa yakın arkadaşlarımla buluşmak, kahve içmek benim için bir vazgeçilmez. Spor salonu ve antrenman olabiliyor. Bazen Moda İskelesi’nde bulunan kütüphanede, bazen Kuzguncuk’ta tertemiz bir kafayla okumak…

Hayranlarınızdan aldığınız en ilginç veya unutulmaz geri bildirim neydi?

Bir defasında Ankara’da AVM’de, bir hanımefendi “Siz çok fenasınız, çok kötüsünüz” diye bağırmıştı. İlhami’den sonra yine sokakta bir arkadaş grubu birden “Ailemizin imamı” diye sarılmıştı. İkisi de birden, ansızın ve sonradan eğlenceliydi.
Sizi en çok etkileyen veya ilham veren sanatçılar kimler, yapıtlar neler?

Beni geçmişte Türkiye’deki bütün önemli usta oyuncular etkilemiştir aslında. Örneğin tiyatromuzun ustaları, Yeşilçam’ın starları hepsinden bir parça bir hayranlık, az biraz aşırma ya da ilham alma elbette vardır. Bu isimlerin hepsi aynı zamanda sokakta bu ülke içinde birer anıt. Hepimizin ortak değeri ve adını duyunca gülümsediğimiz, içimizi ısıtan, kapımızda görsek evimizde baş köşede ağırlayacağımız insanlar.
Hayatımda etkisi olan şair ve yazarlar var… Gençliğimin henüz başında kafamın içi Nazım Hikmet, Cemal Süreyya, Ahmed Arif, Özdemir Asaf, Orhan Veli doluydu… Üniversitede Shakespeare ve Çehov öğrendikçe güzelleşti, Bertolt Brecht aklımı başımdan aldı, ‘bu ne acayip abiymiş böyle’ dedim! Ben Brecht’e şaşırırken, geleneksel Türk tiyatrosu ‘o abinin babası biziz evladım’ dedi! Oraya daldım… Ardından Yunus Emre ile tanıştım, Mevlâna ile tanıştım…Tüm bu yazılanlar, sanatçılar, eserler hayatımı şekillendirdi.

Son olarak, takipçilerinize ve izleyicilerinize iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?

Güzel yorumları ve güzel sözleri için, övgüleri için hepsine çok teşekkür ediyorum. Daha nice güzel işler, roller ve karakterlerde birlikte hissedip, birlikte anlamayı diliyorum. Bir de arkadaşlar; profil ziyaretleri milyon ama takipçi sayısı 60 bin! Bakıp çıkıyorsunuz, böyle ilerleyemeyiz ki (gülüyor)…

Fatih Gühan

Genç oyuncu adaylarına kariyerleri için ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?

Oyuncu adayları için ilk tavsiyem mutlaka eğitim… Ülkemizde artık çok sayıda şehirde tiyatro ve oyunculuk bölümü var. Yanı sıra özel üniversitelerin bölümleri var. Çok yetkin önemli kurslar var, kişisel oyuncu koçları var. Konservatuvar olmazsa olmaz demiyorum ama eğitim olmazsa olmaz! Yoksa yeteneğe ve hayallere de yazık olur diyorum. Her meslekte olduğu gibi bunu da bir meslek olarak düşünüp, profesyonel bir şekilde eğitim almak gerekiyor. Mutlaka eğitim aldıkları yer, eğer bir kurs veya kişisel atölye ise kurumun güvenilirliğini ve eğitmenlerin yetkinliğini sorgulamalılar. Daha önce oradan eğitim alanlarla iletişim kurmalılar. Oyuncu adayının yaşı tecrübesi yeterli değilse, aileleri bu konuda dikkatli ve titiz olmalılar. İyi bir eğitimle birlikte zaten benim önerebileceğim tüm tavsiyelerden daha iyilerine sahip olacaklardır. Bir de meslekleriyle ilgili network’lerini sürekli geniş tutmalılar. Her işte geçerli olan profesyonel kurallar bu işte de geçerli.

“A Dream Within A Dream”

Galeri FE, izleyicilerini bilinç ve bilinçdışının sınırlarında bir yolculuğa çıkaran “A Dream Within A Dream // Rüya İçinde Rüya” isimli karma sergiye davet ediyor.

Sergi kooordinatörlüğünü Hakan Kürklü’nün yaptığı, Edgar Allan Poe’nun aynı adlı şiirinden ilham alan sergi, rüyanın geçiciliği ile gerçeğin kırılganlığı arasındaki ince çizgide gezinen eserleri bir araya getiriyor.

Bir rüya mı yaşıyoruz, yoksa yaşadığımız şey yalnızca başka bir rüyanın yansıması mı? Edgar Allan Poe’nun dizelerinde yankılanan bu soru, bizi gerçeklik dediğimiz şeyin kırılgan sınırlarında dolaşmaya davet ediyor. Bu sergi de, tam bu sınırda, hayal ile hakikat arasında asılı duran bir anın içinde var oluyor. Yalnızca görünenin ötesine bakmaya değil, aynı zamanda gördüğümüzü nasıl anlamlandırdığımızı sorgulamaya da çağırıyor.

Sergide yer alan sanatçılar Ayla Turan, Bahri Genç, Barış Cihanoğlu, Beyza Boynudelik, Kadriye İnal, Kemal Tufan, Recep Batuk, Sema Ilgaz Temel, Seydi Murat Koç, Tuğrul Selçuk

13 Şubat’ta açılan “A Dream Within A Dream // Rüya İçinde Rüya” isimli karma sergi 13 Mart’a kadar, Pazar – Pazartesi günleri hariç her gün 11.00 – 19.00 saatleri arasında Galeri FE’ de izlenebilir.

Adres: Cemil Topuzlu Cad. Kutmen Apt. No: 60/2 D: 4 Çiftehavuzlar Kadıköy/İstanbul

Tel: 0216 368 03 78

Akne sorununa karşı 3 önemli öneri!

Günümüzde en sık görülen cilt hastalıkları arasında yer alan akne, diğer adıyla sivilce, ergenlik döneminin kabusu olarak bilinse de aslında erişkinlerde de yaygın görülen bir hastalık. Öyle ki yetişkinlerin, özellikle de 25 yaş ve üzerindeki kadınların yaklaşık 20’si, bir başka deyişle her 5 kadından biri, akne sorunu yaşıyor.  Genetik, hormonal ve çevresel faktörler neden olurken, hatalı alışkanlıklar da akneyi artırabiliyor. Akne hafif bir cilt sorunu olarak görülse de ağrılı kist ve nodüller ciltte kalıcı izler ile lekelerin oluşumuyla sonuçlanabiliyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Özlem Akın Çakıcı, bu nedenle aknelerin erken dönemde tedavi edilmesinin son derece önemli olduğuna dikkat çekerek, “Tedaviye erken başlamak, aknenin ilerlemesini ve kalıcı iz ile leke bırakmasını önleyebiliyor. Tedaviden etkin sonuç alabilmek için ilaçları hekimin önerdiği şekilde ve sürede, düzenli olarak kullanmalı. Unutulmamalı ki akne tedavisi emek ve sabır istiyor; ilaçların düzenli bir şekilde kullanılması ‘tedavi işe yaramadı’ düşüncesiyle asla bırakılmaması gerekiyor. Ayrıca akne dinamik yapısı gereği tekrarlayıcı inflamatuar bir hastalık olduğu için çeşitli topikal veya sistemik tedavilerle uzun süre kontrol altında tutulabilse de çoğu hastada hafif ya da şiddetli alevlenmeler gelişebiliyor. Tetikleyici faktörleri iyi tanımak ve alışkanlıklarımızı bunlardan kaçınacak şekilde değiştirebilmek, tedavinin başarısında önemli bir etkeni oluşturuyor” diyor.

Dr. Özlem Akın Çakıcı

Dr. Özlem Akın Çakıcı

Alın, çene veya sırt bölgesinde… Hangi bölgede neye işaret ediyor?  

Akne, özellikle yüz, sırt, göğüs ve omuzlarda görülen; ciltteki yağ salgısının artması, kıl foliküllerinin tıkanması ve bakterilerin çoğalması sonucunda gelişen iltihabi bir hastalık. Akne beyaz noktalar, kırmızı kabarıklıklar ve ağrılı kistler gibi farklı lezyonlarla kendini gösterebiliyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Özlem Akın Çakıcı, vücutta  görüldüğü bölgelere göre aknenin farklı tetikleyicileri olabildiğine işaret ederek,  sözlerine şöyle devam ediyor: “Örneğin, alın, saçlı deri ve ense bölgesinde lezyonların belirgin olması foliküllerin tıkanmasına yol açan yağlı saç ürünlerinin kullanımına, bölgede mekanik travma ve terlemeye neden olan şapka ve kask gibi aksesuarlara bağlı gelişebiliyor. Çene bölgesinde yoğunlaşan lezyonlar kadın hastalarda hormonal bozukluklara işaret edebiliyor. Sırt ve kalça gibi bölgelerdeki dirençli aknelerde ise aşırı terleme, derinin nemli bırakılması ve dar kıyafetler akla gelebiliyor. Yine mesleki nedenli uzun süre oturan kişilerde ve hareketi kısıtlayıcı rahatsızlıklar sebebiyle uzun süreli yatan kişilerde bası altında kalan bölgelerde ve diş tedavileri sonrası ağız çevresinde mekanik travmaya bağlı da akne gelişebiliyor”

AKNEYE KARŞI 3 ÖNEMLİ ÖNERİ!

Akne oluşumunu önlemek veya var olan akneleri hafifletmek için cilt bakımına dikkat etmek, sağlıklı beslenmek, bazı hatalı alışkanlıklardan uzak durmak gerekiyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Özlem Akın Çakıcı, akne oluşumuna karşı almanız gereken önlemleri şöyle anlatıyor:

Doğru cilt bakımı alışkanlıkları edinin

  • Alkali sabunlarla ve sık aralıklarla cilt temizliği yapmak derinin pH’ını değiştirerek akne gelişiminde rol oynayan bakterilerin artışına, deri bariyerinin bozulmasına ve yağ bezlerinin daha fazla çalışmasına yol açabiliyor. Dolayısıyla cildinizi günde en fazla 2 kez, cilt pH’ına uygun jel ya da köpük formunda bir                    temizleyici ile yıkayın.
  • Yüzü sert cisimler ile ovalamak ya da yıkamak mekanik travma ile inflamatuar lezyonları arttırabiliyor.  Bu nedenle cildinizi tahriş eden sert peelingler kullanmayın.
  • Yağ bazlı nemlendiriciler, kapatıcı özellikteki pudra, fondöten gibi kozmetik ürünler gözenekleri tıkayarak akne oluşumuna neden olabiliyor. Yağsız, komedojenik olmayan (gözenekleri tıkamayan) ürünler kullanın.
  • Kuruluk yağ üretimini artırabildiği için cildinizi kurutmayın, düzenli olarak su bazlı ürünlerle nemlendirin.
  • Makyaj uygulamasında kullandığınız fırça ve süngerlerinizi düzenli olarak temizleyin.

Sağlıklı bir beslenme rutini oluşturun

  • Beyaz ekmek, pirinç, mısır, patates, şekerli içecekler gibi yüksek glisemik indeksli gıdalar insülin seviyelerini artırarak derideki yağ üretimini tetikleyebiliyor. Bu nedenle tam tahıllar ve sebzeler gibi düşük glisemik indeksli besinler tüketin.
  • Akne oluşumuna katkıda bulunan süt ve süt ürünlerini fazla tüketmekten kaçının.
  • Peynir altı suyu ve kazein içeren protein tozlarından kaçının.

 Yaşam tarzınızı düzenleyin

  • Yetersiz uyku stres hormonlarının düzeyini artırarak akneyi şiddetlendirebiliyor. Kaliteli ve yeterli uyumaya özen gösterin.
  • Stres hormonu olan kortizol akneyi tetikleyebildiği için stresi kontrol altına almaya çalışın.
  • Makyaj artıkları, saç bakım ürünleri ve çeşitli bakterilerin birikebilmesi nedeniyle yastık kılıfınızı haftada 1-2 kez değiştirin.
  • Egzersiz sonrasında yüzünüzü ve vücudunuzu yıkayın, ıslak kalmasını önleyin.
  • Derideki kıl köklerinde mekanik travmaya ve terleme artışına neden olabilen dar ve sentetik kıyafetlerden kaçının.

Tedavi hastaya özel planlanıyor

Aknenin tedavi şeması, aknenin şiddetine ve tutulum alanına, hastanın yaşı ile tercihine göre planlanıyor.  Tedavide amaç,  olabildiğince erken müdahale ederek  aknenin yoğunluğunu azaltmak ve oluşturacağı uzun vadeli sorunların önüne geçmek. Hafif ve orta dereceli aknelerde krem tedavilerine başvuruluyor.  Orta ve şiddetli aknelerde veya cilde uygulanan kremlerin yetersiz kaldığı durumlarda sistemik antibiyotikler, hormonal tedaviler (doğum kontrol hapları, antiandrojenler) ve bazı ağızdan alınan ilaçlar faydalı oluyor.  

Akne izleri bu yöntemlerle hafifletiliyor

Dermatoloji Uzmanı Dr. Özlem Akın Çakıcı, hafif ve orta dereceli aknelerdeki yüzeyel akne izlerinde ve renk tonu düzensizliğinde; salisilik asit, glikolik asit veya triklorasetik asit içerikli peelinglerin hekim kontrolünde uygulanabileceğini belirtiyor. Lazer ve ışık sistemleri ile diğer enerji bazlı yöntemlerin akne izlerinin tedavisinde en sık tercih edilen yöntemler olduğunu aktaran Dr. Özlem Akın Çakıcı, “Akne tablosunda en çok yoğun pulse ışık kaynakları (IPL), pulse dye lazer, fraksiyonel lazer ve iğneli radyofrekans yöntemlerine başvuruluyor” diyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Özlem Akın Çakıcı, mikroiğneleme (Dermapen, dermaroller) ve plateletten zengin plazma (PRP) gibi işlemlerin de akne izlerini hafifletmek ve cildin kolajen üretimini desteklemek amacıyla uygulanabildiğini sözlerine ekliyor.

Ahmet Yiğider “Karınca Yuvası”

Ahmet Yiğider’in “Karınca Yuvası” isimli sergisi 27 Şubat’ta CerModern’de kapılarını açıyor. Dilek Karaaziz Şener küratörlüğünde gerçekleşecek sergi 23 Mart’a kadar izleyicilere çok yönlü bir duygusal deneyim sunacak. Metal ve bez kullanılarak üretilen dev boyutlu heykelin spiral planı içinde gezinecek olan izleyiciler, karınca kokusunu hissedecek ve buna bir ses efekti eşlik edecek.

“Karınca Yuvası” koku ile gelen “tam-sosyal” bir canlı birlikteliğine odaklanıyor

Sanatçı Ahmet Yiğider, karıncaların sosyal davranış gösteren süper organizma olmaları ve bunun kokuyla ilişkisi üzerine bilim ve sanat sentezli çalışmalar yürütmektedir. Karıncaların avlanma, besin bulma, stoklama, güvenliği sağlama, savaşma, sosyal kurallara uyum ve uymayanları cezalandırma eylemleri; feromon salgılanması ve karşı tarafın bunu algılamasıyla sağlanır. Yiğider, tasarladığı cam tüp içindeki kokusuz deney alanlarında karıncaların farklı stres seviyelerinde etkileşimleri gözlemekte ve tüp içerisine yayılan uçucu molekülleri hem duyusal hem de analitik kimya yöntemleriyle inceleyerek moleküler bileşimini anlamaktadır. Karıncanın vücut dokusunda gerçekleştirdiği moleküler ayrıştırmada 1000’den fazla çeşitte molekülün bilgisine ulaşmıştır. Yiğider’e göre bu bilgi, doğanın dev bir ansiklopedisini temsil ediyor.

Zayıf bağışıklık sisteminin habercisi olabilir!

Soğuk havalarda, kapalı ortamlarda daha fazla zaman geçirmek ve okulların açık olması gibi faktörler nedeniyle çocuklarda bulaşıcı hastalıklar daha sık görülüyor. Dolayısıyla, çocuklarda vücudu enfeksiyonlar ile zararlı mikroorganizmaların yol açtığı hastalıklara karşı koruyan bağışıklık sisteminin güçlü olması büyük bir önem taşıyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Emel Kabakoğlu Ünsür, bağışıklık sistemleri henüz tam olarak gelişmediği için çocukların yetişkinlere göre daha sık hastalanabildiklerini belirterek, “Çocukların yılda birkaç kez soğuk algınlığı ve grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonu geçirmeleri normal kabul edilmektedir. Ancak enfeksiyonların çok sık ve ağır yaşanması zayıflayan bağışıklık sisteminin önemli bir işareti olabilir” diyor. Çocuklarda bağışıklık sisteminin zayıfladığına işaret edebilen 8 önemli sinyali anlatan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Emel Kabakoğlu Ünsür, bu belirtiler sürekli hale gelirse mutlaka bir doktora başvurmak gerektiği uyarısında bulunuyor.

Doç. Dr. Emel Kabakoğlu Ünsür

Doç. Dr. Emel Kabakoğlu Ünsür

Sık geçirilen enfeksiyon

Çocuklar yılda birkaç kez soğuk algınlığı geçirebiliyorlar. Ancak enfeksiyonların çok sık ve ağır yaşanması, uzun sürmesi zayıf bir bağışıklığa işaret edebiliyor.

Sık sık sindirim problemleri yaşamak

Bağışıklık sisteminin büyük bir kısmı bağırsaklarda bulunuyor. Dolayısıyla sürekli ishal, kabızlık veya mide sorunları yaşamak zayıf bağışıklığın sinyali olabiliyor.

Yorgun ve halsiz hissetmek

Sürekli yorgun ve halsiz hissetmek bağışıklık sisteminin zorlanmasından kaynaklanabiliyor.

Cilt problemleri

Sık görülen cilt enfeksiyonları, mantar hastalıkları veya egzama gibi sorunlar, zayıflayan bağışıklık sisteminin belirtileri arasında yer alıyor.

Lenf bezlerinde oluşan şişlik

Lenf düğümleri bağışıklık sistemi hücreleri içeriyorlar. Dolayısıyla sürekli şişen ve hassas olan lenf bezleri vücudun enfeksiyonlar ile yeterince başa çıkamadığını gösterebiliyor.

Tekrarlayan kulak, sinüs ve akciğer enfeksiyonları

Yılda birkaç kez zatürre, bronşit, kulak iltihabı veya sinüzit geçirmek bağışıklık sisteminin zayıf olmasından kaynaklanabiliyor.

Yaraların geç iyileşmesi

Yaraların geç iyileşmesi de bağışıklık hücrelerinin yeterince çalışmadığının habercisi olabiliyor.

İştahsızlık ve kilo kaybı

Bağışıklık sistemi zayıfladığında iştahsızlık, kilo kaybı veya büyüme ile gelişim geriliği görülebiliyor.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİREN 8 ÖNEMLİ ÖNERİ

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Emel Kabakoğlu Ünsür, çocukların bağışıklık sistemini güçlendiren önerileri şöyle sıralıyor:

Dengeli ve sağlıklı beslenmesi çok önemli!

Çocukların bağışıklık sistemini güçlendirmek için meyve ve sebzeler, protein kaynakları ile probiyotikler açısından zengin bir beslenme programı oluşturmak büyük bir önem taşıyor.

Meyve ve sebzeler: Antioksidanlar, vitaminler ile mineraller açısından zengin olan meyve ve sebzeler bağışıklık sistemini güçlendiren etkiye sahipler. Bu nedenle, çocuklar özellikle C vitamini (mevsimine göre portakal, çilek, kivi vs) ve A vitamini (havuç, tatlı patates vs) içeren gıdaları düzenli olarak tüketmeliler.

Protein kaynakları: Yumurta, balık, tavuk, kırmızı et ile baklagiller gibi protein kaynakları, hücre onarımı ve güçlü bir bağışıklık sistemi için gerekiyor.

Probiyotikler: Yoğurt ve kefir gibi probiyotik içeren gıdalar bağırsak sağlığını destekliyor ve bağışıklık sistemini güçlendiriyor.

Tam tahıllar: Lif açısından zengin tam tahıllar (Gluten hassasiyeti ya da çölyak hastalığı yoksa), bağırsak sağlığını koruyor ve dolaylı olarak bağışıklığı destekliyor.

Yeterli süre uyumasını sağlayın

Yaşlarına göre değişmekle birlikte, genellikle 8-12 saatlik kaliteli bir uyku çocuklarda bağışıklık sisteminin güçlenmesinde önemli bir role sahip. Zira, uyku sırasında vücut kendini onarıyor ve bağışıklık hücreleri yenileniyor.

Ellerini düzenli yıkama alışkanlığı kazandırın

Ellerin sık sık sabun ve suyla doğru şekilde yıkanması, enfeksiyonların önlenmesinde kritik rol onuyor. Dolayısıyla çocuklara özellikle yemek öncesinde ve sonrasında, tuvalet ihtiyacının ardından el yıkama alışkanlığı kazandırılmalı.

 Aşılarını mutlaka yaptırın

Grip, zatürre, rotavirüs ve boğmaca gibi aşılarının tam olması çocukların bağışıklık sistemlerinin güçlenmesine ve hastalıklara karşı korunmalarına yardımcı oluyor.

İhtiyaç halinde vitamin ve mineral takviyesi alın

Özellikle D vitamini ve çinko gibi vitamin ile mineraller  bağışıklık sistemi için çok önemli. Doç. Dr. Emel Kabakçıoğlu Ünsür, “Çocukların güneş ışığından yeterince faydalanmaları gerekmektedir. Ayrıca, ihtiyaç halinde doktor önerisiyle D vitamini ile çinko takviyesi almak faydalı olabilir. Ancak her çocuğun ihtiyaçları farklı olduğu için özellikle takviye konusunda mutlaka doktora danışılmalıdır” bilgisini veriyor.

Düzenli egzersiz ve oyun şart

Düzenli egzersiz ve oyun, çocukların bağışıklık sistemini güçlendiren bir başka önemli etkeni oluşturuyor. Özellikle açık havada yapılan aktiviteler hem fiziksel hem zihinsel sağlığı destekliyor.

Bol bol su içtiğinden emin olun

Su, vücuttaki toksinlerin atılmasına ve bağışıklık sisteminin düzgün çalışmasına yardımcı olduğu için çocukların yaşlarına göre yeterli miktarda su içmeleri gerekiyor.

Huzurlu ve sevgi dolu bir ortam sağlayan

Çocuklarda stres bağışıklık sistemini zayıflatabiliyor.  Dolayısıyla aile içinde huzurlu ve sevgi dolu bir ortam oluşturmak, duygusal ihtiyaçlarını karşılamak çocukların güçlü bir bağışıklık sistemi için önem taşıyor.

Mete Karagöz ve Aysel Yakupoğlu’dan düet “Aşk Kazanacak”

Mete Karagöz ve Aysel Yakupoğlu, Yıldız Tilbe imzalı “Aşk Kazanacak” isimli yeni çalışmalarını Genius Production etiketiyle müzik severlerin beğenisine sundu. İkili şarkılarını Ankara’da yer alan bir stüdyoda çekimleri bir günde tamamlanan bir kliple süslendirdi. Kısa sürede gelen olumlu tepkilerden oldukça memnun olan şarkıcılar Yıldız Tilbe şarkısı seslendirmenin mutluluğunu yaşarken dinleyicilerinde şarkıyı beğenmesinin keyfini sürdü.

Tarihindeki en güçlü Rolls-Royce

Black Badge Spectre, Rolls-Royce tarihinde ilk kez dört basamaklı bir tork değeri (1075 Nm) ve 485 kW (659 hp) güç üreterek rekor kırdı. Ayrıca, markanın güçlü ve cesur kimliğini temsil ederek, geleneksel lüks anlayışının ötesine geçmek isteyen seçkin müşteriler için özel olarak tasarlandı.

Cesur dış renk seçenekleri, canlı iç mekan detayları ve Bespoke (özel tasarım) için yenilikçi fırsatlar sunmanın yanı sıra, Black Badge Spectre, dört basamaklı bir tork (1075 Nm) çıkışı üretebiliyor ve 485 kW (659 hp) güçle rekor kırıyor. Bu özelliği Black Badge Spectre’ı tarihindeki en güçlü Rolls-Royce yapıyor.

Black Badge Spectre, Rolls-Royce

Benzersiz Infinity Modu ve Spirited Modu

Black Badge Spectre, iki yeni tahrik sistemi özelliğiyle güçlü hızlanma deneyimini ileri bir seviyeye taşıyor: Infinity Modu ve Spirited Modu.

Infinity Modu: Black Badge kimliğini simgeleyen sonsuzluk sembolünden esinlenerek tasarlandı. Direksiyon simidindeki Infinity butonuna ∞ basılarak açılan bu mod, tam 485 kW (659 hp) güç sağlayarak sürücüye daha hızlı ve doğrudan bir gaz tepkisi sunuyor. Infinity mod aktif hale geldiğinde, araç göstergeleri daha canlı bir görünüm alarak aracın sportif karakterini vurguluyor.

Spirited Modu: Spirited modu, sürücüye yoğun ve anlık bir hızlanma deneyimi yaşatıyor. Bu fonksiyon, sürücünün frene ve gaza aynı anda basmasıyla etkinleşiyor. Aracın hazır olduğunu belirten dokunsal ve görsel yanıt alındıktan sonra fren bırakılıyor. Böylece tork, geçici olarak 1075 Nm’ye yükselerek güçlü bir hızlanma dalgası yaratıyor ve aracı sadece 4.3 saniyede 0’dan 100 km/saat hızına çıkarıyor.

Black Badge Spectre, Rolls-Royce

Black Badge şasi mühendisliği

Rolls-Royce şasi uzmanları, müşterilerin Black Badge Spectre’ın benzersiz gücünü güvenle kullanmalarını sağlamak için bir dizi değişiklik yaptı. Direksiyon sertliği artırıldı ve virajlarda gövde sallantısını azaltarak direksiyon hareketlerinden daha fazla geri bildirim almak için savrulma stabilizasyonu ayarlandı. Yükseltilmiş amortisörler, gövde kontrolünü artırarak hızlanma veya yavaşlama sırasında alçalmayı azaltıyor. Bu revizyonlar, Rolls-Royce araçlarıyla ilişkilendirilen zahmetsiz kullanım ve ünlü “Magic Carpet Ride” (sihirli halı sürüşü) deneyimi ile geliştirilmiş bir sürüş etkileşimi hissini mükemmel bir şekilde dengeliyor.

Karanlık bir estetik

Black Badge Spectre, 1980’ler ve 1990’ların kulüp kültürünün neon atmosferinden ilham alarak, derin siyah – mor tonlarına sahip yeni Vapour Violet boya rengiyle dünya çapında tanıtıldı. Bu dikkat çekici renk, markanın markanın 44.000’lik renk seçeneği içeren “hazır” renk paletiyle cesur bir kontrast oluşturuyor. Ayrıca, Iced Black kaput seçeneğiyle güçlü ve sofistike bir görünüm sağlıyor. Alternatif olarak, müşteriler Rolls-Royce Bespoke tasarımcılarıyla işbirliği yaparak, yalnızca kendilerine özel bir Bespoke renk tonu oluşturma imkanına da sahip.

Mevcut Coachline (yan gövde çizgisi) ve çamurluk çizgisi seçeneklerine ek olarak, müşteriler, artık süper coupe’nin alt kısmına zarif bir estetik katan “waft” (yumuşak ve akıcı) şeridini de sipariş edebilecekler.

Black Badge Spectre, Rolls-Royce

23 inçlik beş kollu dövme alüminyum jant

Black Badge Spectre, cesur bir tasarıma sahip, 23 inçlik beş kollu dövme alüminyum jantlarıyla dikkat çekiyor. Yarı cilalı veya tamamen siyah kaplama seçenekleriyle sunulan bu karmaşık geometrik tasarım, aracın teknik ustalığını ve gücünü estetik bir şekilde yansıtıyor. Ayrıca, farklı iklim koşullarına uygun kış lastiği seçenekleri, bu yeni jant setiyle birlikte lansmanla eş zamanlı olarak müşterilere sunuluyor.

Daha önceki tüm Black Badge modellerinde olduğu gibi, Black Badge Spectre’ın ayna parlaklığındaki koyu ton detayları, aracın güçlü ve karanlık karakterini ön plana çıkarıyor. Bu detaylar arasında, markanın imzası olan Pantheon ızgara çerçevesi, Spirit of Ecstasy heykelciği, çift “R” onur rozetleri, kapı kolları, geniş yan cam çerçeveleri ve tampon detayları yer alıyor.

Canlı aydınlatmalar

Rolls-Royce, çağdaş zanaatkarlık anlayışını yansıtarak Black Badge Spectre için ışıklı ızgarasını güçlendiren ve yoğunlaştıran benzersiz bir ışıklandırma sistemi geliştirdi.

Tanıtılan yeni ışıklı ızgara arka plakası Tailored Purple, Charles Blue, Chastreuse, Forge Yellow ve Turchese gibi renk seçenekleriyle sunuluyor. Bu sayede müşteriler, seçtikleri dış renkleri ızgara detaylarına taşıyarak dış görünümde bütünlük sağlayabiliyor ve iç tasarım ile uyumlu özel bir renk aksanı yaratabiliyor.

Bu renkli aydınlatma konsepti, iç mekânda da devam ediyor. Yeni geliştirilen ışıklı eşik plakaları, on farklı tamamlayıcı renk seçeneğiyle sunularak iç tasarımda özgün bir ambiyans oluşturuyor.

Black Badge Spectre, Rolls-Royce

Canlı iç mekân tasarımı

Black Badge Spectre’ın iç mekânı, cesur tasarımı ve detaylardaki ustalığıyla aracın asi karakterini yansıtıyor.

Işıklı ön konsol ve sonsuzluk sembolü: Ön konsolda, Spirit of Ecstasy’nin soyut bir ifadesi olarak tasarlanan, Black Badge serisinin imzası haline gelen sonsuzluk sembolünü de içeren ışıklı bir desen yer alıyor.  Konsol yüzeyinde, Piano Black (piyano siyahı) kaplama üzerinde farklı yoğunluklarda dağıtılmış 5.500’den fazla yıldız ile gökyüzü görünümü yaratılıyor.

Teknik fiber elyaf kaplama: İç mekândaki zanaatkarlık, teknik fiber elyaf kaplamayla ön plana çıkıyor. Elmas desenli bu yüzey, siyah Bolivar ahşap tabanın üzerine karbon ve ince metal iplikler işlenerek yapıldı. Elyaflar, karbon fiber katmanları arasına el ile yerleştirilerek üç boyutlu bir doku yaratıyor. Kaplamaya, altı kat vernik uygulanırken kusursuz bir yüzey elde edilene kadar elle cilalanarak derinlik ve parlaklık kazandırılıyor.

İç mekânda sonsuzluk sembolü: Sonsuzluk sembolü, arka koltukları ayıran deri “Waterfall” (Şelale) bölümüne işlenerek iç tasarımda da vurgulanıyor.

Gösterge kadranları ve dijital sistemler: Gösterge kadranları, Vivid Grellow (yeşil-sarı), Neon Nights, Cyan Fire, Ultraviolet ve Synth Wave olmak üzere beş renk temasıyla özelleştirilebiliyor ve müşterilerin SPIRIT işletim sistemi aracılığıyla araçlarındaki fiziksel ve dijital yüzeyleri uyumlu hale getirmelerini sağlıyor. Ayrıca, bu dijital mimari üzerinden, araç şarj durumu gibi uzaktan erişim özellikleri ile markanın özel dijital üyeler kulübü Whispers’a da bağlanılıyor.

Tasarımıyla çarpıcı Black Badge Spectre

Black Badge Spectre, etkileyici güç çıkışı, ileri şasi teknolojileri ve genişletilmiş Bespoke (özel üretim) seçenekleriyle, Rolls-Royce’un alter ego kimliğinde yeni ve çarpıcı bir bölüm açıyor.*

Sanata engel yok!

Sanatta engelleri kaldırarak sanatçı ile sanatseveri bir araya getirmeyi amaçlayan Sanatta Engel Yok Vakfı, düzenlediği “Sevgide Buluşalım” sergisiyle büyük bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. Vakfın merkezinde gerçekleşen etkinlik, sanatseverlerin yoğun ilgisiyle karşılandı.

Sanatta Engel Yok Vakfı Başkanı Yasemin Gülderen Zanbak’ın ev sahipliğinde ve küratörlüğünü Ülkü Cılızoğlu’nun yaptığı sergide, 23 sanatçının birbirinden özel eserleri sanatseverlerle buluştu. Açılış konuşmasında sanatın önündeki tüm engelleri kaldırmayı misyon edindiklerini belirten Zanbak, şu ifadeleri kullandı: “Yurdumuzun her köşesinde sanatın, her türlü engeli ortadan kaldırabilme ve iyileştirme potansiyelini geniş kitlelere kalıcı olarak aktarma hedefimiz doğrultusunda buradayız. Sanatın iyileştirici gücüne yürekten inanan kıymetli ressamlarımızla birlikte olmak büyük bir mutluluk. Kurulduğumuz günden bu yana büyük bir özveriyle engelli sanatçılarımızın sesini duyurmak için çalışıyoruz ve çalışmaya devam edeceğiz.”

Sergi, sanatseverlerin yoğun ilgisiyle dolup taşarken, günün sürprizi ise keman sanatçısı Hatice Kara’nın verdiği mini konser oldu. Sanat dolu anlara eşlik eden bu özel performans, ziyaretçilere unutulmaz bir deneyim yaşattı.

Ek gıdaya geçerken sık yapılan bu yanlışlara dikkat!

Kışın dondurucu soğuklarının hakim olduğu bugünlerde, kapalı ve kalabalık ortamlarda hızla bulaşan virüslerin de etkisiyle özellikle bebekli aileler büyük endişe yaşıyorlar. Çocuk polikliniklerine burun akıntısı, hapşırık, öksürük ya da ciltte döküntü gibi şikayetlerle getirilen bazı bebeklerde bu şikayetlerin altında yatan neden, besin alerjisi olabiliyor! Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Büşra Nükhet Pehlivanoğlu “Ek gıdaya geçiş konusunda anneler biz çocuk hekimlerine danışmanın yanı sıra, günümüzde bilgi kirliliğinin çok fazla olduğu sosyal medyadan ve internetten de farklı bilgiler öğrenebiliyorlar ki bu durum sağlık açısından bazı tehlikelere yol açabiliyor. Özellikle bağışıklığı güçlü olsun diye ek gıdaya geçişte ilk günden besinleri birbirine karıştırarak verebiliyorlar. Oysa bu durum bebeğin besin alerjisi olup olmadığının tespitini güçleştiriyor. Çocuk polikliniklerine nezle ve grip bulgularıyla getirilen birçok bebeğin sorunları besin alerjisinden kaynaklanabiliyor” diyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Büşra Nükhet Pehlivanoğlu, çiçeği burnunda annelere ek gıdaya başlarken bilinmesi gerekenleri ve sağlıklı ek gıdanın püf noktalarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Annelerin, bebeklerinin 6. ayına gelmesiyle birlikte hekimlere danıştıkları konuların başında ek gıdaya geçerken dikkat etmeleri gerekenler yer alıyor. Zira bu süreçte hem heyecanlı hem de stresli olan çiçeği burnunda anneler, ‘acaba yanlış bir şey yapar da bebeğime zarar verir miyim?’, ‘iştahı nasıl olacak?’, ‘ya beğenmez de onu yeterince ve sağlıklı besleyemezsem!’ ya da ‘acaba alerjisi olacak mı?’ şeklinde endişeler yaşıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Büşra Nükhet Pehlivanoğlu, öncelikle ilk 6 ay sadece anne sütünün yeterli olduğunu vurgulayarak “Anne sütü ile ilgili bir problem yoksa bebeğin gelişimine göre, ilk 6 ay sadece anne sütü bebeğin büyümesi için bütün ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Gelişim basamaklarında herhangi bir problemi olmayan ve anne sütü ile beslenen çocuklarda 6. aya girilmesiyle birlikte ek gıdaya başlayabilirsiniz. Öncesinde ek gıda tadımları mutlaka doktor kontrolünde yapılmalıdır. Anne sütü alımı yetersiz olan, formül mama alımında zorlanan veya gelişiminde aksamalar saptadığımız çocuklarda ise 6. aydan daha erken dönemde ek gıdaya başlayabiliriz” diyor.

Dr. Büşra Nükhet Pehlivanoğlu

Dr. Büşra Nükhet Pehlivanoğlu

Bu hareketleri yapabiliyorsa!

Bebeğinizin ek gıdaya hazır olup olmadığını anlamak için öncelikle bazı gelişim basamaklarını tamamlamış olması gerektiğini vurgulayan Dr. Pehlivanoğlu şöyle konuşuyor: “Örneğin; başını tutuyor olabilmeli, desteksiz ya da hafif destekle tam oturabilmeli, yiyecekleri ağzına götürmeli ve yutabilmelidir. Genelde doğum ağırlığının iki katına ulaşmışsa ve gelişiminde sorun yoksa ek gıdalara başlanabilir. Ek gıdalarla birlikte anne sütüne de ilk iki yıl devam etmeniz faydalıdır.”

Ek gıdaya başlarken bu önerilere dikkat!

Dr. Büşra Nükhet Pehlivanoğlu, ek gıdaya başlarken önemli kuralları şöyle sıralıyor;

  • Her besini tek tek deneyin, yoksa!

Her besini ‘bir günde tek besin’ olacak şekilde, en az iki gün denemelisiniz. Böylece o besine alerjisi olup olmadığını anlayabilirsiniz. Yüksek alerjen gıdalar dışındaki her besin için üç gün beklemenize gerek yok ancak aynı gün içinde sadece tek yabancı besin tanıtılmalıdır. Çiçeği burnunda anneler, sosyal medyanın da etkisiyle ‘bağışıklığı güçlensin’ diye verilen bulamaç/ atom dedikleri tarifleri uygulayabilmekteler. Ancak bebeğin ilk defa karşılaşacağı farklı besinleri ilk günden birbirine karıştırabildikleri için bebeğin besin alerjisi anlaşılamayabiliyor. Hatta alerji, nezle ve grip bulguları ile benzerlik gösterebildiğinden ona göre tedavi uygulanabiliyor, alerjiyi teşhis edebilmek zaman alabiliyor!

  • Tatları karıştırmayın!

Bebeğinizin ileride iştahsızlık, seçici yemek yeme, tek tada alışma (sadece tatlı yeme gibi) veya sebze reddi olmaması için ilk aşamalarda farklı tatları karıştırmayın. Bulamaçlar hazırlamayın ve her besinin tadını, kokusunu, dokusunu algılaması için tek tek sunun. Alerjik reaksiyon göstermeyen ve tadını öğrendiği gıdaları ileriki dönemlerde tariflerde kullanabilirsiniz.

  • Biberon ve blender kullanmayın!

Ek gıdayı kaşık veya bardakla verebilirsiniz. Biberon kullanmayın! İlk 3-5 gün dışında yiyecekleri blender ile hazırlamayın. Bebeğinizin ileride çiğneme ve yutma kaslarının gelişmesini erken dönemde çatalla ezerek ve cam rende kullanarak destekleyebilirsiniz. Yiyecekleri bebek beslenmesinde en sağlıklı pişirme yöntemi olan buharda pişirerek hazırlayın. Besinlerin mümkün olduğunca organik ve güvenilir kaynaklardan temin edilmesi ve evde hijyenik koşullarda hazırlanması önemlidir.

  • Sevmedi diye vazgeçmeyin!

Bebeğiniz bir besini redediyorsa hemen listeden çıkarmayın, farklı günlerde ve bebeğiniz aç iken tekrar sunabilirsiniz. Bazen bir besini sevmesi 10-15. denemede olabilir veya çok sevdiği bir besini bazı günler hiç yemek istemeyebilir, bunun geçici periyodlar olduğunu unutmayın, pes etmeyin!

  • İlk 1 yaşta bu besinlere kesinlikle başlamayın!

Bal, inek sütü, pastörize edilmemiş süt ve süt ürünleri (yoğurt ve peynir gibi), çay, kahve, maden suyu gibi kafeinli ve asidik içecekler, şarküteri ve sakatat ürünleri, konserve gıdalar, çiğ yumurta içeren ürünler veya az pişmiş yumurtayı ilk 1 yılda çocuğunuza vermeyin!

  • Bu besinlere dikkat!

İlk 1 yaşta bazı besinlere dikkat etmek gerektiğini belirten Dr. Pehlivanoğlu şöyle konuşuyor: “Bu dönemde taze sıkılmış dahi olsa meyve suyu vermenizi önermiyoruz. Bunun yerine meyvenin kendisini hazırlayın. Aksi taktirde aşırı şeker yüklenmesi oluşturacaktır. Tahıl grubundan pirinç ve pirinç ununun yoğun kullanımı yerine (içerdiği arsenik yükü nedeniyle); bulgur, şehriye, yeşil mercimek, kırmızı mercimek vb tahılları dönüşümlü kullanabilirsiniz. 1 yaş sonrası bal verecekseniz hakiki olmasına dikkat edin. Bal ve pekmezi tariflerinizde kesinlikle pişirmeyin çünkü yüksek ısıda kanserojen madde salınımına neden olurlar! Maden suyu içerdiği elektrolitler nedeni ile henüz gelişmekte olan böbreklerinde yük oluşturup zarar verebileceğinden içirmenizi önermiyoruz. Bebeğinize gün içinde sık sık su teklif etmeyi ihmal etmeyin.”