Yazılar

Fatih Ürek Batum’u coşturdu!

Sanatçı Fatih Ürek, Batum Grand Bellagio Otel’in birinci yıl kutlamalarında sahne aldı. Gecede gerçekleştirdikleri performanslarla adeta Batum’a damga vuran ikili hem görsel şovları hem de samimi açıklamalarıyla büyük beğeni topladı.

Gecede sahne alan bir diğer isim Fatih Ürek ise Batum’u en son 10 yıl önce ziyaret ettiğini söyledi. Aradan geçen yıllarda şehrin büyük bir değişim geçirdiğini vurgulayan Ürek, özellikle Türk müteahhitlerin Batum’da inşa ettiği modern yapıları çok beğendiğini belirtti.

Biten televizyon programının ardından yeni bir proje için hazırlık yaptığını ifade eden Ürek, yaz aylarında da yeni albümünü çıkaracağının müjdesini verdi. Volkan Konak’la ilgili duygularını paylaşan Ürek, “Biz her karşılaştığımızda sanki kaldığımız yerden devam edip, çok büyük bir sevgiyle birbirimize sarılırdık. Ben çok severdim, büyük bir candı o,” diyerek Konak’ın ailesine ve sevenlerine başsağlığı diledi.

Sahneye Şahmaran temalı iddialı bir elbiseyle çıkan Petek Dinçöz, siyaha boyattığı yeni saçlarıyla da dikkat çekti. Yeni imajının çok beğenildiğini söyleyen Dinçöz, Batum’u sık sık ziyaret ettiğini belirterek bu özel gecede sahne almanın kendisini çok mutlu ettiğini dile getirdi. Yaz aylarında sürpriz bir şarkıyla hayranlarının karşısına çıkacağını açıklayan sanatçı, “Yaza sürpriz bir şarkı ile damga vuracağız” dedi.

 

 

Rahmi Aksungur “Retrospektif”

Heykel sanatçısı akademisyen Prof. Rahmi Aksungur’un retrospektif sergisi nisan ayında sanatseverlerle buluşuyor: “Rahmi Aksungur Retrospektif” sergisi, 14 Nisan-14 Temmuz 2025 tarihleri arasında İş Sanat Kibele Sanat Galerisi’nde ziyaret edilebilecek.

Rahmi Aksungur, geleneksel heykel sanatının sınırlarını zorlayan ve yenilikçi bir yaklaşım benimseyen eserleriyle tanınıyor. Bronz, ahşap ve taş gibi malzemelerle ürettiği eserlerinde, özellikle ızgara (grid) formunu hem yapısal bir araç hem de sanatsal bir ifade biçimi olarak kullanıyor. Sanatçı, mekân, çevre ve ölçek ilişkisini temel alarak gündelik nesneler, canlı varlıklar ve mitolojik ögelerden esinleniyor. Modern heykel sanatına özgü bir dil geliştiren Aksungur’un eserleri, geçmiş ile gelecek arasında bir köprü işlevi görüyor.

Sakıp Sabancı ödülü Wendy Brown’ın oldu

Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülleri ve Anma Töreni, Sabancı Center’da gerçekleştirildi. Tören kapsamında Sabancı Üniversitesi Onursal Başkanı Merhum Sakıp Sabancı, vefatının 21’inci yılında anıldı. Bu yılki teması “Dönüşen Dünya Düzeninde Değerleri Yeniden Tasarlamak: Neler Korunmalı, Neler Yeniden Değerlendirilmeli ve Tanınmalı?” olan ödül programında Jüri Özel Ödülü, Siyaset Bilimi Profesörü Wendy Brown’ın oldu.

Jüri Özel Ödülü’ne toplumsal kuramcı Wendy Brown layık görüldü

2025 Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülleri kapsamında Jüri Özel Ödülü’ne bu yıl Institute Advanced Study’de UPS Foundation Kürsüsü Profesörü, akademisyen, siyaset teorisyeni ve toplumsal kuramcı Wendy Brown layık görüldü. Wendy Brown törende yaptığı konuşmada, “Bu ödül için Sabancı Vakfı ve Sabancı Üniversitesi’ne derin teşekkürlerimi sunuyorum. Sakıp Sabancı, gelişen bir demokrasi için açık entelektüel sorgulamayı ve vatandaşların eğitimle gelişimini anlamış ve bunları cömertçe desteklemiş bir insandı. Sabancı Araştırma Ödülleri ve Sabancı Üniversitesi bu değerleri korumak ve yüceltmek için çaba gösteriyor. Ödül kapsamında onurlandırılanlardan biri olmaktan gurur duyuyorum” dedi.

Ödül programının bu yılki temasına da değinen Brown sözlerine şöyle devam etti: “Değerlerin insan yapımı olduğu gerçeğiyle yüzleşmeliyiz. Anlamı yaratanlar bizleriz. Değerleri keşfetmeyiz, ancak değerlere karar verir ve onları onaylarız.  Değerlerin insan yapımı olmaları hiçbir şekilde önemlerini azaltmaz. Değerler insan özgürlüğünün temelidir. Sakıp Sabancı değerlerin değerini ve bunları geliştirmede eğitimin değerini biliyordu. Bu anlayış, Sakıp Sabancı Araştırma Ödülleri’nde ve adını verdiği Sabancı Üniversitesi’nin niteliklerinde somutlaşıyor. Böyle kurumları korumak bize düşüyor. Bu kurumlar kelimenin tam anlamıyla yaşamdaki demokrasinin geleceğini barındırıyorlar.”

Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülleri’nde 2025 yılının Makale Ödülü’ne ise Utrecht Üniversitesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü’nden Uğur Aytaç, Sabancı Üniversitesi, Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi’nden Öğretim Üyesi Cenk Özbay ve Sydney Üniversitesi Sosyal ve Siyasal Bilimler Fakültesi’nden Vafa Ghazavi layık görüldü.

Burak Bedirli’den yeni tekli

Burak Bedirli’nin duygusal ve melankolik tınılarıyla dikkat çeken yeni teklisi “Nefes” müzikseverlerle buluşuyor. Burak Bedirli, aranjörlüğünü üstlendiği yeni teklisi “Nefes” ile dinleyicilerini derin bir içsel yolculuğa çıkarıyor.

Söz ve müziği başarılı müzisyen Yasir Miy imzası taşıyan “Nefes”, modern altyapılarla harmanlanmış arabesk ögelerle dolu sade ama etkileyici bir düzenlemeye sahip. Şarkı, kalbin kıyısında kalan kelimelerin, söylenemeyen hislerin ve içe işleyen duyguların müzikal bir dışavurumu niteliğinde. Tüm dijital platformlarda yayında olacak olan “Nefes”, melankolik ve duygusal müzik tutkunlarının listelerinde kalıcı bir yer edinmeye aday.

FoodieFest: lezzet ve müzik üçüncü kez LifePark’ta!

İstanbul’un doğayla iç içe etkinlik alanı LifePark, 10 Mayıs Cumartesi günü FoodieFest’e üçüncü kez ev sahipliği yapıyor.

Müzik ve sokak lezzetlerini bir araya getiren festival, yaz sezonunu karşılamak isteyenler için yine keyifli bir gün vadediyor.

Etkinlik saat 14.00’te başlayacak ve gün boyu sürecek. Festival sahnesinde Batuhan Kordel, Mela Bedel, Mavi Gri, Ayhan Sicimoğlu & Latin All Stars ve Selin gibi sevilen isimler yer alacak.

FoodieFest’in öne çıkan yanlarından biri ise gastronomi alanı. Türkiye’nin dört bir yanından geleneksel ve modern sokak lezzetlerini bir araya getiren festivalde, 50’nin üzerinde farklı lezzet noktası yer alıyor. Hamburger, patates kızartması, waffle, tantuni, kokoreç ve vegan alternatifler gibi birçok sevilen tat, her damak tadına hitap edecek şekilde kurgulandı.

Sadece giriş ve iki sokak lezzetli bilet seçeneklerinin sunulduğu festivalde, 25 Nisan’a kadar biletler indirimli olarak satışta.

6 yaş altı çocuklar ücretsiz, patili dostlar ise her zamanki gibi festivale davetli!

Festival hakkında detaylı bilgi ve biletler için https://www.foodiefest.com.tr/ adresi ziyaret edilebilir.

The Roof at The Ritz-Carlton, Istanbul’da geç kahvaltı Anneler Günü ile başlıyor

The Roof at The Ritz-Carlton, Istanbul, geç kahvaltı konsepti eşliğinde unutulmaz bir Anneler Günü vadediyor.

Seçkin ve modern bir restoran & bar konseptiyle The Ritz-Carlton, Istanbul çatısı altında yer alan The Roof, misafirlerini İstanbul siluetiyle buluşturduğu terasında yılın ilk geç kahvaltısını Anneler Günü ile başlatıyor. Türk ve dünya mutfağından lezzetleri buluşturan geç kahvaltı konsepti 12.00-15.00 saatleri arasında sunuluyor.

Executive Şef Ali İhsan Özkan ve deneyimli ekibi, misafirlere özenle hazırlanmış birbirinden özel tatları sunuyor. Fırından yeni çıkmış kruvasanlar, ev yapımı börekler, organik şarküteri ürünleri, bagel sandviçler ve Akdeniz mutfağından ilham alan seçme lezzetleri damaklarda iz bırakıyor. Klasik kahvaltılık lezzetlerin yanı sıra Mango bowl’dan muffinlere, pancake’lerden rengarenk meyve tabaklarına kadar her detay baharın tazeliğiyle harmanlanıyor. Mevsime özel taze malzemelerle hazırlanan geniş kahvaltı seçkisi damaklara olduğu kadar gözlere de hitap ediyor.

Bilgi: 0212 334 41 88

Zeynep Çilek Çimen “Duo Sergi”

Zeynep Çilek Çimen, Venedik Bienali’ndeki AKNEYE Phygital Space performansının ardından Türk Hava Yolları’nın desteğiyle Dubai’de Duo sergi açıyor

Zeynep Çilek Çimen’in Venedik Bienali kapsamında AKNEYE Phygital Space’te gerçekleştirdiği performansın ardından eserleri şimdi de Dubai’de, Art Dubai ile eş zamanlı olarak düzenlenen duo sergide sanatseverlerle buluşuyor. 16 Nisan’da açılacak olan sergi, 16 Mayıs 2025 tarihine kadar Dubai Mall içinde yer alan FTNFT Gallery’de ziyaret edilebilecek.

Bölgedeki çağdaş, dijital ve yeni medya sanatına odaklanan önde gelen galerilerden biri olan FTNFT Gallery, Çilek Çimen’in katmanlı ve kavramsal olarak zengin eserlerine ev sahipliği yapacak. Sergi, izleyicilere derinlikli ve düşündürücü bir deneyim sunmayı hedefliyor.

Her öksürük krizi astım mı?

Astım, çocukluk çağının en sık görülen kronik hastalığıdır ve dünya çapında tanı alan hasta sayısı giderek artmaktadır. Genellikle erken çocukluk döneminde başlar, ergenliğe kadar şikayetler devam eder. Çocukluk çağında; okul devamsızlığı, acil servis ziyareti ve hastaneye yatışların önemli bir nedenidir. Nedeni belirlenmemiş olsa da çevresel maruziyetler ile doğal biyolojik ve genetik yatkınlıkların bir kombinasyonu olduğu düşünülmektedir. Sigara dumanı, hava kirliliği, soğuk ve kuru hava, keskin kokular ve obezite astım atağını tekikleyen nedenler arasındadır. Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Çocuk Alerjisi Bölümü’nden Uzm. Dr. Gülnar Aliyeva, çocuklarda görülen astım ve tedavisi hakkında bilgi verdi.

Dr. Gülnar Aliyeva

Dr. Gülnar Aliyeva

Ailede alerji öyküsü varsa…

Çocuklarda öksürük, hışıltı, nefes darlığı veya nefes almada zorluk, aktivitede kısıtlanma veya daha çabuk yorulma astımın belirtilerindendir. Birinci derece akrabalarda alerjik hastalık hikayesi astım riskini artırabilir. Öksürüğün balgamsız, tekrarlayan veya kalıcı olması ve geceleri daha fazla görülmesi, egzersiz, gülme, ağlama veya sigara dumanına maruziyet sonucu ortaya çıkması durumlarında akla astım gelir. Benzer şekilde hışıltının da uyku sırasında olması veya aktivite, ağlama, gülme, sigara dumanı ya da hava kirliliği ile tetiklenmesi astımı işaret eder. Düşük doz inhale kortikosteroid tedavisi ile 2-3 aylık sürede hastanın şikayetlerinin düzelmesi astım tanısı desteklemektedir.

0-2 yaş arasında da görülebiliyor

5 yaşından büyük çocuklarda astım tanı kriterleri erişkin hastalarla benzer şekildedir. 5 yaşından küçük çocuklarda, özellikle de 0-2 yaş arasında, hışıltı ve öksürük gibi inişli çıkışlı solunum semptomları astım dışı nedenlerle de görülebilmektedir. Ayrıca hava yolu kısıtlılığı ve ilaç yanıtı rutin olarak bu yaş grubundaki çocuklarda ölçülememektedir. Üst solunum yolu enfeksiyonu sırasında öksürük, hışıltı, nefes almada zorluk şikayetlerinin 10 günden uzun sürmesi, yılda üçten fazla atak olması veya ağır atak olması ve/veya geceleri kötüleşmesi, ataklar arasında öksürük, hışıltı veya nefes darlığı şikayetlerinin olması, yaşıtlarına göre daha çabuk yorulması, atopik dermatit, besin alerjisi veya ailede astım hikayesi olması astımı düşündüren belirtilerdendir.

Alerjiye yatkın olan kişiler risk grubunda

En az 2-3 ay süre ile düzenli olarak inhale kortikosteroid ve gerektiğinde kısa etkili beta2-agonist (SABA) kullanımın denenmesi astım tanısı için yol gösterici olabilir. 5 yaşından büyük çocuklarda solunum fonksiyon testi astım tanısı için kullanılmaktadır. Tedavi sırasında şikayetlerde düzelme ve tedavi kesildikten sonra hasta durumunun kötüleşmesi astım tanısını destekler.  Alerjenlere duyarlılık, deri prik ve alerjen-spesifik IgE testleri ile ölçülebilir. Üç yaşından büyük astımlı çocukların çoğunda alerjik duyarlanma vardır ancak olmaması astım tanısını dışlamaz. Kronik astım gelişimini ön gören en önemli parametre alerjen duyarlılığı olarak bulunmuştur. Radyolojik tetkikler nadiren gereklidir. Astım tanısı şüpheli ise altta yatan yapısal anormallikleri, kronik enfeksiyonları, yabancı cisimleri ve ayırıcı tanıda yer alan diğer hastalıkları dışlamak için kullanılabilir.

Çocukta büyüme ve gelişme geriliği olabilir

Astım tanısını kesinleştirmeden önce hışıltı, öksürük ve nefes darlığı yapan diğer nedenlerin düşünülmesi ve dışlanması önemlidir.  Büyüme-gelişme geriliği olması, şikayetlerin yenidoğan döneminde veya çok erken dönemde başlaması, solunum semptomları ile ilişkili kusma, devamlı olan hışıltı, astım tedavilerine yanıtsızlık, tipik tetikleyicilerle (örneğin viral üst solunum yolu enfeksiyonları) şikayetlerin olmaması, bölgesel akciğer veya kardiyovasküler semptomların olması, çomak parmak, viral enfeksiyon dışında hipoksemi (kandaki oksijen seviyesinin düşüklüğü) olması tanıda astım dışında düşünülmesi gereken durumlardır.

Tedavi yaş gruplarına göre planlanıyor

Diğer yaş gruplarında olduğu gibi küçük çocuklarda da astım yönetiminin amacı; semptom kontrolü sağlayarak normal aktivitenin devam ettirilebilmesi, akut alevlenme riskini azaltılması, normal akciğer fonksiyonlarının ve gelişiminin devam ettirilmesi ve ilaç yan etkilerinin en aza indirilmesidir. Çocuklarda tedavi yaş grubuna göre: yani 5-6 yaş altı, 6-11 yaş, adolesan yaş grubuna göre düzenlenir.  Tedavi; ilk tanı anında astımın şiddetine, astım tanılı ve tedavi alan çocukta ise astım kontrol duruma göre tedavi basamakları göz önünde bulundurularak planlanır. Astım hastaları için sigara, hava kirliliği, aeroalerjen duyarlılığı önlemi, yıllık grip aşısı gibi çevresel faktörler her zaman göz önünde bulundurulmalıdır.

Sadece tükettiğiniz miktar değil, pişirme yöntemi de çok önemli!

Kanser günümüzde dünya çapında ve ülkemizde halk sağlığını tehdit eden en önemli hastalıklardan biri olarak öne çıkıyor. Kalp ve damar hastalıklarından sonra 2’inci en yaygın ölüm nedeni olan kanser, her yıl milyonlarca insanın yaşamını olumsuz etkiliyor. Kadınlarda en sık görülen kanser türü meme kanseri olurken, erkeklerde akciğer kanseri ilk sırada yer alıyor. Bununla birlikte kolorektal, prostat, mide ve rahim kanserlerinde de belirgin bir artış yaşandığı belirtiliyor. GLOBOCAN (Global Cancer Observatory) raporunun verilerine göre; kanser tanısı alma oranında 2040 yılında yüzde 48 artış görülecek ve yaklaşık 30 milyon kişiye yeni kanser tanısı konulacak. Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar, aslında kanser riskinin sağlıklı beslenme ve doğru yaşam tarzıyla yüzde 30-40 oranında azaltılabileceğine dikkat çekerek, “Sağlıklı ve dengeli beslenmek, ideal vücut ağırlığını korumak, düzenli fiziksel aktivite yapmak, sigara ve alkol gibi zararlı alışkanlıklardan uzak durmak, kanser riskini azaltmanın en etkili yollarındandır. Doğru besin tercihleri yapmak, pişirme yöntemlerine dikkat etmek, işlenmiş ve zararlı gıdalardan uzak durmak; kanser riskini azaltmada oldukça önemlidir” diyor.   Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar, kanserden korunmak için dikkat etmemiz gereken 10 önemi kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar

Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar

Yemeklerde aşırıya kaçmayın
Obezite, sadece kronik hastalıklarla değil, aynı zamanda; meme, kolorektal, özofageal, böbrek, safra kesesi, rahim, pankreas ve karaciğer dahil olmak üzere, birçok kanser türüyle de doğrudan ilişkili oluyor. Yağ dokusunun fazlalığı; vücutta östrojen, insülin, insülin benzeri büyüme faktörü-1 (IGF-1) gibi hormonların seviyelerini yükselterek kanser oluşumuna zemin hazırlayabiliyor. Ayrıca obeziteye bağlı kronik inflamasyon vücuttaki hücre hasarını artırarak kanser riskinde artışa sebep oluyor. Bu nedenle, yemeklerde aşırıya kaçmayarak ideal vücut ağırlığını korumak; hem genel sağlık hem de kanserden korunma açısından büyük önem taşıyor.

Sebze ve meyveyi sofranızdan eksik etmeyin

Antioksidanlar, vitaminler, lif ve fitokimyasallar açısından zengin olan sebze ve meyveler hücre hasarını önlemeye yardımcı oluyorlar. Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar, renkli ve çeşitli sebze-meyve tüketiminin vücudun doğal savunma mekanizmalarını güçlendirdiğini vurgulayarak, “Bu etkileri sayesinde kanserin oluşma riskini azaltmada oldukça önem taşımaktadırlar. Günde 5 porsiyon (yaklaşık 400 gram) sebze ve meyve tüketiminin kanserden korunmada etkili olabileceği bilinmektedir. Özellikle koyu yeşil yapraklı sebzeler, kükürtlü sebzeler, kırmızı-mor meyveler, turuncu renkli sebze ve meyveler önerilmektedir” diyor.

Tam tahıllar ve lifli besinlerle bağırsak sağlığınızı destekleyin

Tam buğday, yulaf ve bulgur gibi tam tahıllar, sebze ile meyveler, bağırsak sağlığını destekleyen lif açısından zengin besin kaynaklarını oluşturuyorlar. Günde yaklaşık 25-30 gram lif alımı sindirim sistemini düzenleyerek toksinlerin vücuttan atılmasını kolaylaştırıyor. Önerilen miktarlarda lif alımı sindirim sistemini desteklerken, kolon kanseri başta olmak üzere, bazı kanser türlerine karşı koruyucu etki gösteriyor. Beyaz unlu ürünler yerine tam tahıl içeren besinlerin tercih edilmesi lif alımını artırmayı sağlıyor.

En riskli besinlerden uzak durun

Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC) tarafından; sosis, salam ve sucuk gibi işlenmiş etler, “Grup 1 Kanserojen”, yani en riskli besinler olarak sınıflandırıldı. Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar, “Özellikle bu gıdaların içerdikleri nitrit, nitrat ve yüksek sıcaklıkta işleme sırasında oluşan zararlı bileşikler, başta kolorektal kanser olmak üzere, sindirim sistemi kanserleriyle ilişkilendirilmektedir Araştırmalara göre, her gün 50 gram işlenmiş et tüketen bireylerde kolorektal kanser riski yaklaşık yüzde 18 oranında artmaktadır” diyor.

Kırmızı et tüketimini sınırlayın

Kırmızı etin yüksek miktarda ve hatalı pişirme yöntemleriyle tüketilmesi bazı kanser türleriyle ilişkilendiriliyor. Özellikle haftada 500 gramdan fazla kırmızı et tüketiminin, başta kolorektal kanser olmak üzere, sindirim sistemi kanserlerinin oluşma riskini artırabileceği gösterilmiş. Yüksek ısıda, özellikle közde veya mangalda pişirilen etlerde oluşan heterosiklik aminler (HCA) ve polisiklik aromatik hidrokarbonlar (PAH) gibi zararlı bileşikler, kanserojen etki gösteriyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar, “Dolayısıyla kansere karşı kırmızı et tüketimi sınırlandırılmalıdır. Haftada 1-2 kez, haşlama ya da fırınlama gibi sağlıklı pişirme yöntemleriyle tüketmek daha güvenlidir” diyor.

Şeker ve rafine karbonhidratlardan kaçının

Aşırı şeker tüketimi obezite riskini artırarak dolaylı yoldan bazı kanser türlerine zemin hazırlayabiliyor. Ayrıca yüksek glisemik indeksli gıdaların vücutta kronik inflamasyonu tetikleyebildiğine dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar,  “Bu nedenle şekerli içecekler, tatlılar ve beyaz un içeren ürünler gibi rafine karbonhidratlardan uzak durulmalı; yerine tam tahıllar, meyve, sebze ve doğal karbonhidrat kaynakları tercih edilmelidir” diye konuşuyor. 

Doymuş ve trans yağ kullanmayın

Doymuş yağlar (tereyağı, kuyruk yağı gibi hayvansal kaynaklı yağlar) ve trans yağlar (margarin, paketli atıştırmalıklar, kızartılmış fast food ürünleri) aşırı tüketildiklerinde vücutta iltihaplanmayı artırarak bazı kanser türlerine zemin hazırlayabiliyor. Bunun aksine, Omega-3 yağ asitlerinin inflamasyonu azaltarak özellikle meme ve prostat kanserine karşı koruyucu etkileri olduğu saptanmış. Ayrıca araştırmalar, Akdeniz tipi beslenmede yaygın olarak kullanılan zeytinyağı, ceviz ve avokado gibi sağlıklı yağ kaynaklarının kanser riskini azaltmada destekleyici olduğunu ortaya koyuyor.

Yüksek miktarda tuz ve tuzlu gıdalar tüketmeyin

Turşu, hazır çorbalar, işlenmiş atıştırmalıklar ve salamura gıdalar aşırı sodyum içeriyorlar. Aşırı tuz tüketimi de özellikle mide kanseri riskini artırabiliyor. Etiket okuma alışkanlığı kazanmak, işlenmiş gıdaları azaltmak, yemekleri tuz yerine limon, baharat ve sarımsak gibi doğal aromalar ile lezzetlendirmek; hem genel sağlık hem de kanserden korunma açısından önem taşıyor. Dünya Sağlık Örgütü; günlük tuz tüketimini, yaklaşık bir çay kaşığına denk gelen 5 gramla sınırlandırmayı öneriyor.

Besinlerin pişirme yöntemine dikkat edin
Kızartma, közleme ve yüksek ısıda pişirme yöntemleri kansere neden olabilecek zararlı bileşiklerin oluşmalarına yol açabiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar, özellikle etlerde kömürleşmenin kanser riskini artırdığı uyarısında bulunarak, “Bu nedenle haşlama, buğulama, fırınlama ya da ızgarada yanmadan pişirme gibi daha sağlıklı yöntemler tercih edilmelidir. Aynı zamanda yiyecekleri aşırı karartmamak, kömürleşmiş bölümleri tüketmemek ve pişirme süresine dikkat etmek, kanser riskini azaltmak açısından önemlidir” diyor.

Alkolü tamamen bırakın

Alkol,  başta karaciğer, meme, yemek borusu ve kolon kanseri olmak üzere, birçok kanserle ilişkili oluyor. Her düzeyde alkol tüketimi kanser riskini artırıyor; güvenli bir alt sınır belirtilmiyor.  Uluslararası Sağlık Otoriteleri, kanserden korunmak için alkolün tamamen bırakılmasını öneriyor.

Obezite yaşam süresini kısaltıyor!

Modern çağın salgın hastalığı olarak tanımlanan obezite son yıllarda dünya genelinde hızla yaygınlaşıyor. Araştırmalara göre Türkiye, yüzde 30’un üzerinde obezite oranıyla Avrupa’nın en kilolu ülkesi haline geldi. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Can Gönen, obezitenin sadece kozmetik bir sorun olmadığını, birçok ciddi hastalığa yol açarak yaşam süresini kısalttığını belirtiyor. Buna karşın günümüzde teknoloji ve tıptaki hızlı gelişmeler sayesinde obezitede kişiye özel tedavi seçenekleri ortaya çıktığını, son yıllarda kolay uygulanabilir ve etkili yöntemlerle bu ciddi hastalıktan kurtulmanın mümkün olabildiğini vurgulayan Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Can Gönen, Türkiye’de alarm veren obezitede en yeni tedavi yöntemlerini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve hareketsiz (sedanter) yaşam tarzı gibi etkenlerle görülme sıklığı hızla artan obezite, vücutta tüm sistemleri olumsuz etkileyerek yaşam süresini kısaltan çok önemli bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Günümüzde obezitenin 7’den 70’e dünya genelinde yaygınlaştığını belirten Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Can Gönen, “Normalin üzerinde yağ dokusu birikimi yaşam kalitesini bozmanın yanı sıra tüm sistemleri olumsuz etkileyerek tip 2 diyabet, hipertansiyon, kalp ve damar hastalıkları, kanser ve eklem sorunları gibi hastalıklara yakalanma riskini artırır ve beklenen yaşam süresini kısaltır. Araştırmalar; obezite sıklığının ülkemizde yüzde 30’un üzerine çıktığını ve Avrupa kıtasındaki en kilolu ülke konumuna geldiğimizi göstermektedir. Kadınlarda obezite, erkeklerden çok daha fazla görülmektedir” diyor. Obezitenin bir yaşam tercihi değil, tedavi edilmesi gereken ciddi bir hastalık olduğunun çok net bilinmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Gönen şöyle konuşuyor: “Ne yazık ki toplumun birçok kesiminde obezitenin kişinin kendi tercihi, öz bakım eksikliği veya umursamazlığından kaynaklandığı yönünde yaygın bir ön yargı vardır. Obeziteli bireyler bu nedenle okul, iş ve sosyal yaşamlarında çeşitli ayrımcılıklara maruz kalmakta ve çeşitli engellerle karşılaşmaktadırlar. Söz konusu ayrımcılık, hastalığının ifade edilişinde bile kendini göstermektedir. “Obez” ifadesi bir hastalık adı olarak değil, bir sıfat olarak kullanılmakta ve bu nedenle yargılayıcı, aşağılayıcı bir dil ortaya çıkmaktadır. Son yıllarda obezite hastalığının doğru şekilde ifade edilmesi ve obeziteli bireylerin ötekileştirilmemesi konusunda bir hassasiyet başlamıştır. “Önce insanım” sloganıyla başlayan bu girişimde “obeziteli birey”, “obeziteyle yaşayan birey”, “obezite hastası” gibi ifadelerin kullanılmasına özen gösterilmesi önemle vurgulanmaktadır.”

Prof. Dr. Can Gönen

Prof. Dr. Can Gönen

Beden kitle indeksiniz 30 ve üzeri ise!

Obezitenin tespitinde en yaygın olarak beden kitle indeksi (BKİ) hesaplaması kullanılıyor. Yetişkinlerde beden kitle indeksinin 30 ve üzeri olmasının obeziteye işaret ettiğini belirten Prof. Dr. Can Gönen “BKİ, bir kişinin kilogram cinsinden vücut ağırlığının metre cinsinden boyunun karesine (kg/m2) bölünmesiyle hesaplanır. Yetişkinlerde normal kabul edilen BKİ değeri 18,5-24,9 kg/m2 arasıdır. 25-29,9 olması kilo fazlalığına, 30 ve üzeri olması ise obeziteye işaret eder. Obezite derecesi de evre 1, evre 2 ve evre 3 olarak sınıflandırılır. Beden kitle indeksinin 40 ve üzerinde olması obezitenin evre 3 yani çok ciddi düzeyde olduğunu gösterir. Obezitesi etkin yöntemlerle tedavi edilerek istenen hedef kiloya yaklaşan kişiler ve obezitesi tedavi edilmemiş bireylerin uzun yıllar takip edildiği karşılaştırmalı çalışmalar bize kanser sıklığının ve yaşam süresinin obezite ile olan ilişkisini açıkça ortaya koymuştur. Obezite ile yaşayan kişilerde kanser sıklığı artmakta ve yaşam süresi kısalmaktadır” diyor.

Obezite tedavisi kişiye göre değişiyor!

Bütün kronik hastalıklarda olduğu gibi obezitenin tedavisinde de hasta ve hekim işbirliğinin çok büyük önem taşıdığını belirten Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Can Gönen, “Tedavide amaç sadece kilo vermek değil, verilen kiloyu korumak, kilo artışına neden olan etkenlerden uzaklaşmak ve yaşam biçimini kalıcı olarak değiştirmek olmalıdır. Bir obezite hastasının bu hedefe ulaşabilmesini sağlamak için istekli, bilgili ve motivasyonu yüksek bir ekiple çalışılması çok önemlidir” diyor. Obezite tedavisinde diyet ve egzersizin uzun dönemde yüzde 5 düzeyinin üstünde istikrarlı bir başarıya ulaşamadığını, diyet ve egzersize eşlik eden etkin ilaç tedavilerinin ise başarı oranını yüzde 15-17’ye çıkardığını belirten Prof. Dr. Gönen “Ancak kilo kaybı kişinin diyet, egzersiz gibi yaşam şekli değişiklikleri uygulamasına, ilaç uyumuna, ilacın kullanım süresine göre farklılık göstermektedir” diye konuşuyor.

Kolay uygulanabilir ve etkin yöntemler öne çıkıyor!

En az altı ay süreyle diyet, egzersiz ve ilaç tedavisi ile yeterli kilo veremeyen veya daha önce verdiği kiloyu muhafaza edemeyen hastalarda cerrahinin düşünülebileceğini ancak son yıllarda teknoloji ve tıptaki hızlı gelişmeler sayesinde endoskopik tedavilerin kolay uygulanabilir ve etkin yöntemler olarak öne çıktığını vurgulayan Prof. Dr. Can Gönen şu açıklamalarda bulunuyor: Obezite tedavisinde başlıca 2 endoskopik yöntem uygulamaktayız. Bunlar; endoskopik balon yerleştirilmesi ve endoskopik tüp mide oluşturulmasıdır (endoskopik sleeve gastroplasti). Endoskopik balon tedavisinde, endoskopik olarak mide içerisine balon yerleştirilmekte ve uygun hacime kadar şişirilmektedir. Konulan balon 6-12 ay sonra endoskopik olarak söndürülüp çıkartılmaktadır. İşlemler hasta uyurken yapılmaktadır. Bu yöntem ile yüzde 10-11 düzeyinde kilo kaybı sağlanmaktadır. Ancak kilo kaybı kişinin diyet, egzersiz ve yaşam şekli değişikliklerine göre farklılık göstermektedir. Endoskopik tüp mide oluşturulması ise daha yeni bir yöntemdir. Hasta uyutulup, endoskopik olarak mide içerisine dikişler konularak mide hacmi yüzde 70 küçültülmektedir. Bu yöntem ile yüzde 17-18 düzeyinde kilo kaybı sağlanmaktadır.”

Hasta aynı gün taburcu edilebiliyor

Endoskopik tüp mide yönteminin cerrahiye göre hastaya bir çok avantaj sağladığını vurgulayan Prof. Dr. Gönen “Kesi olmaması, olumsuz sonuçların (komplikasyon) az olması, ileride gerekirse diğer yöntemlerin (cerrahi dahil) yapılabilir olmaya devam etmesi, düzenli ilaç kullanım gerekliliğinin olmaması üstün tarafları olarak göze çarpmaktadır. Bu avantajları nedeni ile hem Avrupa hem Avrupa sağlık otoriteleri tarafından onaylanmış bir yöntemdir. Dünyada; diyet, egzersiz, yaşam tarzı değişikliklerine rağmen istenilen kilo kaybı sağlanamayan, BKİ 30 ve üzeri ya da 27 ve üzeri olup obezite ile ilişkili bir hastalığı olan (örneğin tip 2 diyabet, hipertansiyon, uyku apnesi vb) hastalar için önerilmektedir. Endoskopik tüp mide oluşturulması, daha önce cerrahi tedavi uygulanan ancak tekrar kilo alımı olan hastalarda kurtarıcı bir tedavi olarak uygulanabilmektedir” diyor.