Yazılar

Helicobacter Pylori bakterisi ne kadar riskli?

Yaklaşan sıcaklarda hijyen koşullarının zorlaşması ve besinlerin daha kolay bozulması nedeniyle mide ve ince bağırsakta yaşayan Helicobacter Pylori bakterisine karşı bilinçlenmek büyük önem taşıyor. Bu bakterinin Afrika’dan başlayan göçlerle yaklaşık 60 bin yıldır insanlarla birlikte evrimleştiğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Zülfikar Polat, “Helicobacter Pylori, mideye yerleşerek asidik ortama rağmen hayatta kalabilen ve enfeksiyon oluşturan bir bakteri türüdür. Çoğu kişide belirti vermeden yaşasa da bağışıklık sistemi bu bakteriyi tanıyıp yok etmeye çalışırsa, kronik gastrit sonucu ciddi sağlık problemleriyle karşı karşıya kalınabilir” dedi.

Yaygınlığı ülkelere göre değişkenlik gösterse de bu zamana kadar tüm dünyanın yaklaşık yüzde 40 ila 60’ının bu bakteri ile temas ettiği biliniyor. H. Pylori’nin en yaygın olduğu bölgelerin sırasıyla; Afrika, Akdeniz, Batı Pasifik ve Amerika olduğunu açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Zülfikar Polat, “Karın ağrısı, şişkinlik, ekşime, bulantı ve yanma gibi şikayetlere yol açabilen bakteri, genellikle hijyenik olmayan koşullardaki gıda veya su aracılığıyla yayılıyor. Kirli su kaynakları ve sağlıksız gıda tüketimi gelişmekte olan ülkelerde daha yoğun olduğu için bakterinin buralarda görülme sıklığı daha fazla” dedi.

Prof. Dr. Zülfikar Polat

Prof. Dr. Zülfikar Polat

Reflü ile karıştırılabilir

Bakterinin; ellerin iyi yıkanmaması, özellikle aile arasında bakteriyi taşıyan bir kişinin tükürüğüne temas edilmesi ve kontamine su ya da yiyecekler tüketilmesiyle bulaştığını vurgulayan Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Zülfikar Polat, “Genellikle üst karnın ortasında hissedilen ve açken ya da yemekten hemen sonra ortaya çıkan karın ağrısı, şişkinlik, hazımsızlık, erken doyma, yanma hissi, mide gazı, bulantı ve kusma gibi durumlar en sık karşılaşılan belirtilerindendir” şeklinde konuştu.

Demir eksikliğinin altında Helicobacter Pylori yatıyor olabilir

Helicobacter Pylori’nin genellikle kronik gastrite neden olduğunu belirten Prof. Dr. Zülfikar Polat, “Kronik gastrit zamanla mide hücrelerinde kayıplara neden olarak kişide mide kanseri ve mide lenfomasına kadar gidebilen sağlık sorunlarına zemin hazırlayabilir. Bakteri; mide asidini artırarak midenin koruyucu tabakasına zarar verir hem burada hem de onikiparmak bağırsağında ülserlere yol açabilir. Demir eksikliği anemisinin en önemli nedenlerinden biri de bu bakterinin varlığıdır” dedi.

Üre nefes testi yüzde yüze yakın doğru sonuç veriyor

Helicobacter Pylori bakterisinin tanısı için çeşitli yöntemlerden faydalanıldığından bahseden Prof. Dr. Zülfikar Polat, “Kanda antijen testi ile vücudun daha önce bakteri ile karşılaşıp karşılaşmadığı saptanabilir ancak aktif bir enfeksiyon olup olmadığı anlaşılmaz. Üre nefes testinin doğruluğu yüzde 99’un üzerindedir ancak üre ve bir başka yöntem olan dışkı testinin başarılı olabilmesi için, antibiyotik kullanımından 3-4 hafta sonra uygulanması gerekir. Son olarak da bir görüntülüme yöntemi olan mide endoskopisi sırasında biyopsi alınabilir ve tanı konabilir” dedi.

Artan antibiyotik kullanımı ilaçların etkisini düşürüyor

Bakterinin yol açtığı rahatsızlıkların tedavisinin tıp dünyasında tartışmalara konu olduğuna değinen Prof. Polat, “Bazı otoriteler bu kadar yaygın görülen bir bakterinin tedavi edilmemesi gerektiğini iddia etse de sebep olduğu problemler ve hastalıklar göz önüne alındığında, özellikle de semptomatik hastalarda yani gözle görülür şikâyetleri olan kişilerde mutlaka ortadan kaldırılması gerekir. Günümüzde antibiyotik kullanımının artmasıyla oluşan antibiyotik direnci nedeniyle 2’li antibiyotik ve mide koruyucu içeren ve ortalama 14 günlük tedaviler ile Helicobacter Pylori yok edilebilir. Bu ilaçlar düzenli olarak kullanıldığında tedavide yüzde 90’ların üzerinde başarı yakalanabiliyor. İlaç kullanımı bittikten 1 ay sonra üre nefes veya dışkı antijen testi ile bakterinin yok olup olmadığı kontrol edilmeli, direnç tespit edilirse hastaya verilen antibiyotikler değiştirilerek ikinci kür uygulanmalı” dedi.

Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Zülfikar Polat, tedavi edilmediğinde ciddi sonuçlar doğurabilen Helicobacter Pylori bakterisinden korunma yollarını paylaştı:

  1. Ellerinizi, yemekten önce ve tuvaletten sonra mutlaka sabunla yıkayın.
  2. Kaynağı belirsiz suyu içmeyin. Bu bakteri hijyenik olmayan ortamlarda yaşayabileceği için mümkünse içme suyunuzu kaynatın ya da güvenilir bir filtreyle süzün.
  3. Sebze ve meyveleri iyi yıkamadan tüketmeyin.
  4. Tükürük yoluyla bulaşabilen bir bakteri olduğu için diğer insanlarla aynı tabaktan yemek yemeyin, bardak veya çatal-kaşık paylaşmayın.
  5. Çiğ et ve süt ürünlerinden uzak durun.
  6. Mide şikayetleriniz varsa geçiştirmeyin. İleride oluşabilecek mide ülseri ya da kanseri gibi riskleri azaltın.
  7. Mideye başlı başına zarar veren alışkanlıklardan; sigaradan uzak durun, alkolü sınırlayın ve asidik, çok baharatlı yiyeceklerden kaçının.
  8. Bağışıklık sisteminizi korumaya yardımcı olun, dengeli ve sağlıklı beslenmeye dikkat edin.
  9. Probiyotik kullanarak mide ve bağırsak sağlığınızı destekleyin.

Rolls-Royce’dan özel üretim satranç seti

Rolls-Royce, özel olarak tasarlanmış Satranç Seti’ni sunuyor. Gizlenmiş çekmeceler ve seramik kaplamalı, mıknatıslı heykelsi taşlar ile öne çıkan satranç seti bir yıllık tasarım, mühendislik ve deneme sürecinin sonunda üretildi. Dört kaplama seçeneği ve 13 deri rengi alternatifi bulunuyor.
Rolls-Royce Motor Cars, kültürler ve nesillerin ötesinde, dünyanın en saygın strateji oyunlarından birinin modern bir ifadesi olan Rolls-Royce Satranç Seti’ni tanıtıyor.
Markanın imzası olan malzemeler ve teknikler kullanılarak el işçiliği ile üretilen bu özel ürünler, kişiselleştirme için birçok fırsat sunuyor.
Satranç Seti, hareket hissini uyandıracak şekilde tasarlandı. Deri kaplı taban, merkezin etrafında hafifçe yükselerek, dar tabanı üzerinde sürülen bir izlenim bırakırken, Rolls-Royce araçlarının zarif hatlarını andırıyor.
13 farklı deri seçeneği
Satranç Seti’nin parçaları, müşterinin kişisel tarzını ve evinin estetiğini yansıtacak şekilde kişiselleştirilebiliyor. Müşteriler, Cashmere Grey, Phoenix Red, Charles Blue, Forge Yellow, Iceland Moss, Scivaro Grey, Arctic White, Havana, Tailored Purple, Mandarin, Peony Pink, Black ve Lime Green’den oluşan 13 farklı deri rengi arasından seçim yapabiliyor. Böylece hem dış görünümü hem de satranç taşı tutucusunu tam olarak istedikleri gibi kişiselleştirebiliyorlar.

Upcycle İstanbul Art and Design Festival

İstanbul’un ileri dönüşümü odağına alan, sosyal etkisi yüksek, çevre dostu festivali Upcycle İstanbul Art & Design Festival, 15-18 Mayıs tarihlerinde Müze Gazhane’de kapılarını açıyor.

Bu yıl “Dönüşüme Kendinden Başlamaya Var Mısın?” temasıyla gerçekleşecek festival, sanatı, tasarımı ve sürdürülebilir yaşamı benimseyen herkesi, dönüşüm ve yaratıcılığın sınırlarını birlikte genişletmeye davet ediyor.

15-18 Mayıs tarihlerinde Müze Gazhane’de gerçekleşecek olan Upcycle İstanbul Art & Design Festival, vicdanlı, üretken, yaratıcı, meselesi olan, iyi kalpli insanları “Dönüşüme Kendinden Başlamaya Var Mısın?” temasında buluşturmayı amaçlıyor. Katılımcıları kendi içsel dönüşümlerini gerçekleştirmeye, daha bilinçli bireyler olmaya ve bu dönüşümle çevrelerine de ilham vermeye davet eden festival, ortak umut ve dönüşüm için güçlü bir topluluk oluşturuyor.

Sabahları daha şiddetli olan baş ağrısına dikkat!

Beyin hastalıkları, çeşitli etkenlerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkabilen karmaşık sağlık sorunlarını oluşturuyor. Bu etkenler genel olarak; enfeksiyonlar, travmalar, genetik faktörler, aşırı alkol tüketimi, sigara kullanımı, yetersiz fiziksel aktivite ve sağlıksız beslenme gibi kötü yaşam tarzı ile çevresel faktörleri kapsıyor. Özellikle hipertansiyon, diyabet ve obezite gibi hastalıklar, inme ile diğer beyin damar hastalıklarında önemli risk faktörlerini oluşturuyor. Beyin hastalıkları denildiğinde toplumda akla gelen ilk şey ise genellikle ölümcül tablolar oluyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Yaşar Bayri, aslında toplumdaki yaygın inanışın aksine, günümüzde pek çok beyin hastalığında kurtulma şansının arttığına dikkat çekerek, “Her beyin hastalığı ölümcül değildir ve günümüzde gelişen tedavi yöntemleri sayesinde birçok hastalıkta kurtulma şansı artmıştır. Kesin tedavisi olmayan tablolarda ise hastalığın seyri yavaşlatılmakta ve hastaların yaşam kalitesi artırılmaktadır. Ancak, her hastalığın kendine özgü dinamikleri ve tedavi süreçleri olduğu için bireysel   değerlendirmeler ve uzman görüşleri büyük önem taşımaktadır” diyor.

oç. Dr. Yaşar Bayri

Doç. Dr. Yaşar Bayri

7’den 70’e her yaş grubunda görülüyor!

Toplum tarafından genellikle ileri yaş hastalığı olarak düşünülse de beyin hastalıkları 7’den 70’e her yaş grubunu etkileyebiliyor.  Doç. Dr. Yaşar Bayri, ancak değişik yaş gruplarında bazı hastalıkların daha sık görülebildiğini vurgulayarak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Serebral palsi, epilepsi, otizm, dikkat eksikliği, hiperaktivite ve genetik hastalıklar bebekler ile çocuklarda daha sık görülürken; migren, depresyon ve anksiyete bozuklukları genç yetişkinlerde; Alzheimer ile parkinson hastalıkları ve inme ise ileri yaşlarda daha sık olarak görülmektedir. Epilepsi, beyin tümörleri, beyin travmaları, multipl skleroz, amyotrofik lateral skleroz (ALS), genetik hastalıklar gibi hastalıklar ise tüm yaş gruplarında ortaya çıkabilmektedir.”

Erken teşhis tedavinin başarısını artırıyor!

Erken teşhis ve tedavi beyin hastalıklarının seyrini olumlu yönde etkileyerek tedavinin başarısını artırıyor ve komplikasyon riskini azaltıyor. Bu nedenle, düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemek ve beyin hastalıklarına işaret edebilen belirtilerde zaman kaybetmeden hekime başvurmak yaşamsal önem taşıyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Yaşar Bayri, detaylı nörolojik muayenelerde sinir sisteminin etkilendiğini düşündürecek şikayet ve bulgular saptandığında veya şüpheli durumlarda çeşitli görüntüleme yöntemlerine başvurulduğunu belirterek, “Manyetik Rezonans Görüntüleme (MR) ve Bilgisayarlı Tomografi (BT) gibi görüntüleme yöntemleri; tümörler, anevrizmalar ve diğer beyin hastalıklarının erken teşhisinde kullanılan en etkili yöntemlerdir” diyor.

Bu belirtilerde asla zaman kaybetmeyin!

Beyin hastalıklarının işaretleri, hastalığın türüne ve ciddiyetine bağlı olarak değişiklik gösterebiliyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Yaşar Bayri, en yaygın görülen sinyallerini özetlerken, “Bu belirtiler, beyin hastalıklarının tanısında kritik öneme sahiptir ve zaman kaybetmeden uzman bir doktora başvurulmasını gerektirmektedir” diyor.

  • Özellikle sabahları daha şiddetli olan baş ağrıları
  • Yemeklerle ilişkisiz bulantı ve kusma
  • Bulanık görme, çift görme veya görme kaybı gibi görme sorunları
  • Yürürken denge kaybı veya sakarlık gibi denge ile koordinasyon bozuklukları
  • Bayılma, kasılmalar ve kısa süreli hafıza kayıpları gibi tablolar ile seyreden epileptik nöbetler
  • Hafıza kaybı, dikkat eksikliği veya kişilik değişiklikleri gibi bilişsel belirtiler

BEYİN SAĞLIĞI İÇİN 7 ETKİLİ ÖNERİ!

Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Yaşar Bayri, “Yaşam alışkanlıklarınızda bazı kurallara dikkat ederek beyin sağlığınızı koruyabilir ve yaşam kalitenizi artırabilirsiniz. Unutmayın, sağlıklı bir beyin, sağlıklı bir yaşamın temel taşlarından biridir” diyor. Doç. Dr. Yaşar Bayri, beyin sağlığınızı desteklemek için dikkate almanız gereken bazı temel noktaları şöyle sıralıyor:

Akdeniz tipi beslenin!

Beyin sağlığınızı korumak için Akdeniz tipi beslenmeye özen gösterin. Bu diyet; zeytinyağı, taze sebze ve meyveler, tam tahıllar, balık ile kuruyemişler gibi besinleri içeriyor. Beyin fonksiyonlarını desteklemek için özellikle omega-3 yağ asitleri, antioksidanlar ve B vitaminleri içeren besinleri sofranızdan eksik etmeyin.

Düzenli egzersiz yapın

Beyin sağlığınız için düzenli olarak fiziksel aktivite yapmanız çok önemli.  Haftada en az 150 dakika orta düzeyde aerobik egzersiz (yürüyüş, yüzmek, yavaş tempoda bisiklet sürmek gibi)  beyin hücrelerinin yenilenmesine yardımcı oluyor ve bilişsel işlevleri artırıyor.

Yeterli süre uyumaya özen gösterin

Beyin sağlığı için uyku süresi ve kalitesi de kritik bir öneme sahip. Uyku, beyin hücrelerinin onarılmasına ve hafıza kusurlarının azaltılmasına yardımcı oluyor. Günde 7-9 saat uyumaya ve yatak odasında cep telefonu ile elektronik cihazlar bulundurmamaya dikkat edin.

Zihinsel sağlığınızı destekleyin

Kronik stres kaygı, endişe ve huzursuzluk gibi duyguların artmasına neden olarak anksiyete bozukluklarına zemin hazırlıyor ve uyku kalitesini de bozarak beyin sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Meditasyon, yoga veya derin nefes alma teknikleri gibi stres yönetimi teknikleriyle zihinsel sağlığınızı destekleyin.

Yeni bir dil öğrenin, müzik aleti çalın

Beyin sağlığınızın korunmasında zihinsel aktiviteler de önem taşıyor. Bulmaca çözmek, kitap okumak, yeni bir dil öğrenmek veya müzik aleti çalmak gibi aktiviteler, beyin fonksiyonlarını geliştiriyor.

Sigarayı bırakın, alkolü kısıtlayın

Sigara ve alkol beyin hücrelerine zarar verebiliyor, bilişsel gerilemeyi hızlandırabiliyor. Sigara içiyorsanız hemen bırakın, alkol tüketimini kısıtlayın.

Arkadaşlarınızla zaman geçirin

Sosyal bağlantılar kurmak ve aktif bir sosyal yaşam sürmek, zihinsel sağlığımızı destekliyor. Dolayısıyla, arkadaşlarınızla zaman geçirmek ve topluluk etkinliklerine katılmak gibi sosyal aktiviteler beyin sağlığınızı olumlu yönde etkileyecektir.

Alaçatı Ot Festivali başladı

“Toprak, Zaman ve Tat” teması ve “Kaya Koruğu” konsepti ile bu yıl 14’üncüsü düzenlenen Alaçatı Ot Festivali, başladı.

Çeşme Belediyesi tarafından Medicana Sağlık Sponsorluğu’nda “Toprak, Zaman ve Tat” teması ve “Kaya Koruğu” konsepti ile bu yıl 14. kez düzenlenen Alaçatı Ot Festivali, ziyaretçilerine kapılarını açtı. Kadın Efeler Dans Topluluğu’nun dans gösterisi ve Çeşme Belediye Bandosu’nun dinletisi ile başlayan festival, renkli görüntülere sahne olmaya devam ediyor.

Katılımın yoğun olduğu festivalde, mevsimsel otlar, standlarda ziyaretçilerle buluşurken; geleneksel tatlar modern dokunuşlarla yeniden yorumlanıyor. Şefler Meydanı, Sanat Sokağı, Edebiyat Buluşmaları, atölyeler, çocuk etkinlikleri, sergiler, söyleşiler, atölyeler, performans gösterileri, yarışmalar ve konserlerle dolu dolu bir program, her yaştan ziyaretçiye unutulmaz anlar sunuyor. 

Festivalin kalbi olan Şefler Meydanı’nda bu yıl da mutfak sanatının usta isimleri sahne alıyor. Açılış günü, Şef Ayşe Nur Mıhçı ve Şef Rıfat Yurttaş’ın eşsiz sunumları, damaklarda lezzetli izler bırakacak bir gastronomi şölenine dönüşüyor.

Tarkan Avrupa turnesi başladı

Tarkan, geçtiğimiz yıl çıkardığı “Kuantum 51” albümüyle müzik dünyasını kasıp kavurmaya devam ediyor.

Almanya, Hollanda, İngiltere, Avusturya ve İsviçre’yi kapsayan turnesinde Megastar, “Kuantum 51” albümündeki en yeni şarkılarının yanı sıra yıllardır hafızalara kazınan ikonikleşmiş hitlerini de seslendiriyor.

Nisan ayında başlayan Avrupa Turnesi, Haziran ayına kadar devam edecek.

Avrupa Turnesine Rotterdam ile başlayan Tarkan, turnenin ikinci ayağı olarak Düsseldorf’ta sahne aldı. 12 Nisan konserine gösterilen yoğun ilgi ve biletlerin kısa sürede tükenmesinden dolayı turnenin Düsseldorf ayağına bir konser daha eklenerek konser sayısı ikiye çıkarıldı. Megastar Tarkan, 12 ve 13 Nisan’da Düsseldorf PSD Bank Dome’da tüm sevenleriyle bir araya geldi.

 

 

TARKAN AVRUPA TURNESİ 2025
  TARİH ŞEHİR MEKAN
1 19.04.2025 VİYANA STADTHALLE
2 26.04.2025 STUTTGART PORSCHE ARENA
3 4.05.2025 HAMBURG BARCLAY CARD ARENA
4 11.05.2025 LONDRA O2 ARENA
5 24.05.2025 MANNHEIM SAP ARENA
6 28.05.2025 BERLİN UBER ARENA
7 30.05.2025 MÜNİH OLYMPIAHALLE
8 1.06.2025 ZURICH HALLENSTADION

Rebecca Roache “Yok Ebesinin Örekesi”

Rebecca Roache’un, küfrün gücünü ve toplumsal etkilerini derinlemesine inceleyen eğlenceli ve düşündürücü kitabı Yok Ebesinin Örekesi: Küfrün Kısa Tarihi, Düşbaz Kitaplar’dan çıktı!

Kraliçe II. Elizabeth’in bir konuşma esnasında ağzından kaçırdığı küfürle konuya giriş yapan Roache, küfreden kişiye göre verilen tepkinin değişmesinden yola çıkıyor ve şahıslar arasındaki hiyerarşiden kaynaklanan ayrımcılığı, küfrün insanlık tarihindeki etkin rolünü, üzerine atfedilen olumsuzlukları incelikle gösteriyor. Küfür etmenin şok edici, saygısız ve aynı zamanda eğlenceli olmasının nedenlerini masaya yatıran Yok Ebesinin Örekesi, küfrü her yönüyle ele alıyor. Küfrün yeri geldiğinde gerekli ve faydalı olabildiğine de değinen Yok Ebesinin Örekesi, küfür etmenin diller, insanlar, ilişkiler, cinsiyetler, kültürler, hukuklar arası ve ötesi farkını, benzerliklerini hem akademik hem de kültürel referanslar ve eğlenceli örneklerle anlatıyor.

Dünyaca ünlü restoran Babel Türkiye’ye geliyor

Sinpaş, gastronomi dünyasının önemli markası Babel’i Türkiye’ye getiriyor. Lübnan mutfağının en seçkin temsilcilerinden ve Orta Doğu’nun en önemli restoranlarından Babel’in Türkiye’deki ilk restoranları İstanbul ve Bodrum’da açılacak.

Dubai, Katar, Beyrut ve Mısır gibi gözde ülkelerinde büyük bir beğeniyle tercih edilen dünyaca ünlü fine dining restoranı Babel’i, Türkiye getiren marka, yeni bir füzyon katmaya hazırlanıyor. Restoran öncelikli olarak İstanbul ve Bodrum’daki lokasyonlarında hizmete başlayacak.

Grup Destan eski şarkıları ile tekrar hayat buluyor

1998 yılında yayımladıkları “Atabarı” ve “Cilveloy” yorumlarıyla hafızalara kazınan Destan grubu, bu iki özel eseri bayram coşkusunu yaşatmak isteyenler için yeniden gündeme taşıyor.

Milli duygularımızı harekete geçiren, kültürel belleğimizde yer etmiş bu iki eser; yıllar geçse de tazeliğini ve etkisini yitirmeyen düzenlemeleriyle bugün hâlâ yüreklerde yankılanıyor. Destan’ın 90’lı yılların sonuna damgasını vuran bu yorumları, şimdi bayram ruhunu paylaşmak, ortak bir coşkuda buluşmak isteyen herkes için dijital platformlarda öne çıkarılıyor.

“Cilveloy”un neşesiyle, “Atabarı”nın yürek titreten ritmiyle; Destan, bayramın birleştirici gücüne selam duruyor. Müzikal zenginliğimizin sembol melodilerini barındıran bu eserler, dinleyiciyi hem geçmişe götürüyor hem de bugünün enerjisiyle sarıp sarmalıyor.

2035’te her dört kişiden biri obez olabilir

Vücutta aşırı yağ birikimi ile tanımlanan ve kronik bir hastalık olan obezite, dünya genelinde hızla yayılıyor. Dünya Obezite Federasyonu’nun 2023 raporunda, 2035’te her dört kişiden birinin obezite ile yaşayacağı öngörülüyor. Obezite vakalarının bu denli artmasının arkasında; modern yaşam tarzı, işlenmiş gıda tüketiminin artması, fiziksel aktivite eksikliği ve stres gibi faktörlerin bulunduğunun altını çizen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Abdulcabbar Kartal, “Diyabet, kalp hastalıkları, hipertansiyon, uyku apnesi, eklem rahatsızlıkları ve bazı kanser türleri gibi birçok hayati hastalığa davetiye çıkaran obezite, tüm bunların yanı sıra yaşam kalitesini düşürerek psikolojik problemlere de yol açabilir” dedi.

Obezite gibi durumların belirlenmesinde başvurulan vücut kitle endeksi, kişinin kilosunun boyuna oranını gösteren bir ölçümdür. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre vücut kitle indeksi 30 ve üzeri olan bireylerin obez olarak tanımlandığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Abdulcabbar Kartal, “Bu değerin 40 ve üzeri olması ileri derece anlamına gelen morbid obez olarak kabul edilir. Tedavi ise hastanın durumuna göre diyet ve egzersiz, ilaç veya cerrahi olarak değişebilir. Obezite cerrahisi, vücut kitle endeksi 40 ve üzeri olan ya da 40’tan az olsa bile obeziteye bağlı sağlık sorunları yaşayan hastalara önerilir” dedi.

Doç. Dr. Abdulcabbar Kartal,

Doç. Dr. Abdulcabbar Kartal

Çevresel faktörler kadar genetik de önemli

Ailesinde obezite öyküsü bulunanların hastalığa daha yatkın olacağını dile getiren Doç. Dr. Abdulcabbar Kartal, “Genetik yatkınlık dışında sağlıksız beslenme ve hareketsiz yaşam tarzı da obezitenin gelişiminde önemli bir yere sahip. Hastalık boyutuna ulaşmış şişmanlığın en yaygın nedenleri arasında; aşırı kalori alımı, düşük fiziksel aktivite, hormonal dengesizlikler, insülin direnci, hipotiroidi ve metabolik sendrom gibi sağlık sorunları bulunuyor. Dengeli beslenme, düzenli egzersiz, stres yönetimi, sağlıklı uyku düzeni, vitamin ve mineral desteği ve rutin sağlık kontrolleri bu rahatsızlıkla mücadelede kritik rol oynuyor” şeklinde konuştu.

Kalıcı kilo kaybı için yaşam alışkanlıkları da değişmeli

Vücut kile endeksi yaygın olarak kullanılan bir yöntem olsa da bel çevresi ölçümü, yağ oranı analizi, biyokimyasal testler ve metabolik değerlendirmeler gibi ek tetkiklerin de tanı için yardımcı olduğunu söyleyen Doç. Dr. Abdulcabbar Kartal, “Obezite tanısı konduktan sonra uygun tedavi hastanın durumuna göre planlanır ancak buradaki önemli nokta önlenebilir bir sağlık sorunu olduğunun unutulmamasıdır. Obezite cerrahisi, uygun hastalar için etkili bir tedavi şansı sunarken, dengeli beslenme ve düzenli egzersiz gibi sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesi de kalıcı başarı için olmazsa olmazdır” dedi.

Obezite cerrahisi

Obezite cerrahisinin etkili kilo kaybına yardımcı olduğunu ancak ameliyattan sonra hastanın diyetine ve yaşam tarzına dikkat etmemesi durumunda verilen kiloların geri alınabileceğini vurgulayan Kartal, “İşlem sonrası hastaların düzenli egzersiz yapması, protein ağırlıklı beslenmesi ve porsiyon kontrolüne dikkat etmesi çok kıymetli. Ayrıca her cerrahi işlemde olduğu gibi obezite ameliyatlarında da kanama, enfeksiyon, beslenme eksiklikleri ve mide bağırsak problemleri gibi komplikasyonlar görülebilir. Bu nedenle operasyonun deneyimli bir cerrah tarafından yapılması ve iyi bir takip süreciyle hastanın kontrol edilmesi bu riskleri minimize eder” dedi.

Operasyon türünün; hastanın kilosuna, metabolik rahatsızlıklarına ve yaşam tarzına göre seçildiğini açıklayan Kartal, “Midenin büyük bir kısmının çıkarılmasıyla hastanın daha az yemek yemesini sağlayan mide küçültme, hem midenin hem de ince bağırsağın bir kısmının bypass edilerek besin emiliminin azaltılması prensibine dayanan gastrik bypass ve son olarak da cerrahi kategorisine girmeyen ve mideye balon yerleştirilerek doyma hissinin artırılması amaçlanan gastrik balon en yaygın yöntemler arasındadır” dedi.