Yazılar

Düzenli hareket Alzheimer ve Demans riskini azaltıyor!

Modern yaşamın getirdiği uzun süreli masa başı çalışma, teknoloji bağımlılığı ve azalan fiziksel aktivite, insanları giderek daha da hareketsizleştiriyor. Oysa insan vücudu açısından kritik önem taşıyan düzenli hareket; kas ve eklem hastalıkları, hipertansiyon, diyabet, depresyon, kalp ve damar hastalıkları ile osteoartrit gibi kronik sorunların önlenmesinde önemli rol oynuyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Meral Bayramoğlu “İnsan bedeni hareket etmek için yaratılmıştır. Hareketsizlik doğal bir durum değildir. Maalesef teknolojinin sağladığı kolaylıklar bizi konforlu ama sağlıksız bir hayata alıştırdı. Bunun bedelini ağrılar, erken yaşta başlayan kireçlenmeler, metabolik hastalıklar ve ruhsal çöküntüyle ödüyoruz” diyor.

Son yıllarda hareketsizliğe bağlı boyun, bel ve sırt ağrıları ile kas ve eklem hastalıklarının gençlerde de arttığını vurgulayan Prof. Dr. Bayramoğlu “Özellikle genç yaş grubunda bile postüral sorunlara bağlı ağrıları çok sık görmeye başladık. Ayrıca hareketsizliğe bağlı olarak kilo alımı da yaygınlaştı. Fazla kilo, özellikle diz, kalça ve bel bölgesine binen yükü artırarak dejeneratif eklem hastalıklarına, menisküs ve bağ problemlerine zemin hazırlar, ağrılar kronikleşir. Üstelik hareketsiz yaşam, sadece bedeni değil, zihinsel fonksiyonları da köreltir” diyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Meral Bayramoğlu 10 Mayıs Sağlık İçin Hareket Et Günü kapsamında, hareketsizliğin vücudumuzda yol açtığı hasarları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Meral Bayramoğlu

Prof. Dr. Meral Bayramoğlu

  • Kas-iskelet sistemi hastalıkları

Kaslar kullanılmadıkça küçülür, gücünü kaybeder. Bu da günlük hareketleri yapmayı zorlaştırır. Hareketsizlik, eklem kapsüllerinin ve bağların esnekliğini azaltır. Bu durum bel ve diz tutulmaları gibi sorunlara yol açar. Özellikle uzun süre masa başı çalışan bireylerde kamburluk (kifoz), boyun düzleşmesi gibi postüral deformiteler gelişebilir. Ayrıca eklem yüzeyleri hareketsiz kaldığında beslenmesi bozulur, bu da dejenerasyona zemin hazırlar.

  • Kalp-damar hastalıkları

Hareketsizlik venöz dönüşü (kanın kalbe geri taşınması) yavaşlatır, bu da ödem, varis ve damar tıkanıklığı riskini artırır. Düzenli egzersiz yapılmadığında kalp daha az verimli çalışır, kondisyon düşer. Hareketsiz yaşam damar duvarlarının elastikiyetini azaltır, bu da kan basıncını yükseltir.

  • Metabolik hastalıklar

Prof. Dr. Meral Bayramoğlu “Hareketsizlikle birlikte kalori harcaması azalır, bu da kilo artışına neden olur. Ayrıca kaslar aktif olmadığında glikozu daha az kullanır. Bu da insülinin etkisini azaltır. Hareketsizlik, kötü kolesterol (LDL) düzeyini de artırabilir” diyor.

  • Solunum sistemi hastalıkları

Hareketsiz yaşam tarzına sahip olan bir kişide zamanla sığ solunum gelişir, bu da akciğerlerin hava kapasitesini sınırlar. Düzenli hareket ve düzenli egzersiz derin solunumu teşvik eder, dokulara daha iyi oksijen taşınmasını sağlar ve nefes darlığını azaltır.

  • Sindirim sistemi hastalıkları

Hareket eksikliği sindirim sistemi üzerinde de birçok olumsuz etkiye yol açabilir. Bağırsak hareketlerini yavaşlatarak kabızlığa, gaz ve şişkinlik gibi sorunlara neden olur. Aynı zamanda hareketsizlik ve uzun süre oturmak reflü riskini de artırır.

  • Depresyon ve uyku bozuklukları

Fiziksel aktivite, mutluluk hormonları olan serotonin ve endorfin salınımını artırır. Hareketsizlik bu dengeyi bozar. Özellikle yaşlı bireylerde fiziksel inaktiviteyle birlikte dikkat, hafıza ve konsantrasyon sorunları gelişebilir. Gün içinde enerji harcamayan bireyler geceleri daha huzursuz ve kesik kesik uyuyabilir. Egzersizle birlikte artan beyin kan akımı, öğrenme, hafıza ve karar verme gibi bilişsel fonksiyonları destekler. Düzenli hareket, Alzheimer ve demans riskini azaltır.

  • Lenfatik sistem ve bağışıklık

Prof. Dr. Meral Bayramoğlu “Kasların pompalama etkisiyle ilerleyen lenf sistemi, hareketsizlikle duraklar. Bu da vücuttaki toksinlerin ve ödemin atılmasını engeller. Kan dolaşımı ve lenfatik akış yavaşladığında, bağışıklık hücrelerinin etkinliği de azalır” diyor.

Tuvaletinizi geciktirmeyin

Dışkı ve idrar ihtiyacının zamanında karşılanması gerektiğini belirten uzmanlar, aksi halde farklı sağlık sorunlarının görülebileceğini söylüyor.

Çeşitli nedenlerde tuvalete çıkmamanın özellikle kabızlık sorununun sık görülmesine neden olduğunu vurgulayan Gastroenteroloji ve Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Büyük abdestini uzun süre tutan kişilerde bağırsaklarda düzensizlikler oluşabilir. Uzun vadede dışkının sıvı emilimi artar, dışkı kuru ve sert hale gelir ve bu da hemoroid gibi hastalıklara yol açabilir.” dedi. Uzun süre idrarı tutmanın, mesane kaslarının zayıflamasına ve çocuklarda ise idrar yolu enfeksiyonlarına yol açabileceğini dile getiren Atamer, bu konuda bilinçli davranılarak sağlıklı bir yaşamın desteklenmesi gerektiğini aktardı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Gastroenteroloji ve Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, tuvalet ihtiyacının zamanında ve düzenli olarak karşılanmamasının sağlık üzerindeki etkilerinden bahsetti.

Prof. Dr. Aytaç Atamer

Prof. Dr. Aytaç Atamer

Bağırsak alışkanlıklarının düzenlenmesi için zamanında tuvalete çıkmak önemli!

Vücudumuzun normal fonksiyonlarından biri olan idrar ve büyük abdest yapma ihtiyacının, sağlıklı bir yaşam için düzenli olarak yerine getirilmesi gereken temel gereksinimler olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Özellikle dışkının sosyal nedenler, kirlilik korkusu ve çekinme gibi etkenlerle tutulması, ülkemizde sıkça karşılaşılan bir durumdur. Bu durum, kabızlık sorununun sık görülmesine neden olur.” dedi.

Atamer, dışkılama ihtiyacı geldiğinde zamanında tuvalete gitmenin, bağırsak alışkanlıklarının düzenlenmesini sağladığını ve dolayısıyla normal ve sağlıklı bir yaşam sürdürülmesine yardımcı olduğunu kaydetti.

Uzun süre tuvalete çıkmamak kabızlığı artırarak hemoroide neden olabilir!

Büyük abdestini uzun süre tutan kişilerde bağırsaklarda düzensizlikler oluşabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Bu durumda bağırsaklardan beyne giden sinirlerde işleme problemleri ortaya çıkabilir. Uzun vadede dışkının sıvı emilimi artar, dışkı kuru ve sert hale gelir ve bu da hemoroid gibi hastalıklara yol açabilir. Ayrıca, anal fissür gibi çatlaklar oluşabilir ve kabızlığı artırabilir. Dolayısıyla, gereksiz yere dışkı ve idrar tutmak sağlık açısından sakıncalıdır ve bu ihtiyaçlar zamanında karşılanmalıdır.” uyarısını yaptı.

Dışkı ve idrar ihtiyaçlarının düzenli karşılanması, genel sağlık açısından önemli!

Uzun süre idrarı tutmanın, mesane kaslarının zayıflamasına ve çocuklarda ise idrar yolu enfeksiyonlarına yol açabileceğini dile getiren Gastroenteroloji ve Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Mesanenin normalde 500 mililitre kapasitesi vardır ve idrar ihtiyacı hissedildiğinde boşaltılması gerekir.” dedi.

Toplumumuzda bu iki sistemde sık görülen kabızlık ve idrar tutma problemlerinin, ileride sağlık sorunlarının ortaya çıkmasına neden olabileceğini aktaran Atamer, sözlerini şöyle tamamladı:

“Dışkı ve idrar ihtiyaçlarının zamanında ve düzenli olarak karşılanması, genel sağlık ve yaşam kalitesi açısından önemlidir. Bu ihtiyaçların ertelenmesi veya tutulması, çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilir ve dolayısıyla bu konuda bilinçli davranmak gerekir.”

Çırağan Sarayı’nın bahçelerinde gelenekselleşen lüks piknik  

Çırağan Palace Kempinski, benzersiz piknik etkinliği ile misafirlerini açık havada ve saray bahçelerinde ağırlamaya devam ediyor. Boğaz’ın kıyısında, özenle seçilmiş lezzetlerden oluşan menülerin eşsiz sunumu, şehirde keyifli bir deneyim yaşatıyor.

Göz Alıcı Bir Sofra, Benzersiz Lezzetler

Çırağan Sarayı’nın ihtişamlı bahçelerinde kurulan bu deneyimde misafirlere üç farklı menü alternatifi sunuluyor. Menülerin her biri, özel tarifler ve özenle seçilmiş malzemelerle hazırlanmış, sofistike bir açık hava sofrası vadediyor.

Denizin ferahlatıcı esintisini andıran karides kokteyli, ustalıkla füme edilmiş somon, altın rengi kızarmış mantarlı risotto topları, orman meyveli ve domatesli Fransız fasulyesi gibi zarif başlangıçlar, misafirlerin damaklarını lezzetlendirmeye başlıyor. Ferahlatıcı salatalar, taze yaz sebzeleri, yerli ve yabancı peynirler, benzersiz şarküteri çeşitleriyle şölen devam ediyor. Nefis sandviçler, Saray pastanesinde yapılan çeşit çeşit artizan ekmekler, kruvasanlar ve grisini çeşitlerinin yanı sıra mini paçanga böreği, mini etli burger gibi atıştırmalıklar, Boğaz’ın büyüleyici silueti eşliğinde doyumsuz bir gurme piknik deneyimi yaşatıyor. Özenle kavrulmuş, sahanda hazırlanmış yumurta, menemen ve sucuk eşliğinde bebek patatesin çıtır dokusu damakları şenlendirirken; mantarlı ve rokfor peynirli kiş, renk cümbüşü sebzeli mini pizza ve füme hindili ‘croque monsieur’ tostlar, Çırağan mutfağının zarif dokunuşlarıyla sofraları adeta bir sanat eserine dönüştürüyor. El yapımı kurabiyeler, nefis kekler, tartlar ve turtaların yanında Saray’ın baklava odasında özel baklava şefleri tarafından hazırlanan baklavalar, Türk lokumları, fıstıklı kadayıf, cevizli incir dolması ve taptaze meyveler; konukları Boğaz’ın büyüleyici manzarası eşliğinde unutulmaz anılara dönüşen bir tatlı şölenine davet ediyor.

Özel kutlamalar

Özel kutlamalar, doğum günleri, aile buluşmaları ve romantik organizasyonlar için ideal bir atmosfer sunuyor.

Lüks piknik deneyimi, minimum 6 kişilik rezervasyonlar için olup, her menü çeşitli içecek paketleriyle zenginleştirilebiliyor.

Bilgi; 0212 326 46 20

diningreservations.ciraganpalace@kempinski.com

Akın Ekici “Supremacy In Fractals: Unfinished Things”

Geometrik soyut sanatın ilham verici ismi Akın Ekici, “Supremacy In Fractals: Unfinished Things” başlıklı yeni sergisiyle Galeri Işık’ta sanatseverlerle buluşuyor.

Ekici’nin “süprematik fraktal” anlayışıyla oluşturduğu bu özel koleksiyon; yağlıboya, batik, kufi ve makili eserler, lak baskılar, tekstil eserler, serigrafiler ve ipek şardonlu baskılar olmak üzere 40’tan fazla eserden oluşuyor. Küratörlüğünü Prof. Dr. Uğur Batı’nın üstlendiği sergi, 19 Mayıs’a kadar ziyarete açık olacak.

Türkiye’nin ilk çevreci rallisi “Ralli Bodrum” oldu

Karya Otomobil Spor Kulübü (KAROSK) tarafından bu yıl beşinci kez düzenlenen Rally Bodrum, Türkiye’nin ilk çevreci rallisi oldu.

Etkinlik, Boder (Bodrum Otelciler Derneği) liderliğinde, Commited ve Kayacan Çevre Mühendisliği iş birliğiyle hayata geçirilen çevresel sürdürülebilirlik uygulamaları sayesinde, Türkiye’nin uluslararası geçerliliğe sahip karbon nötr sertifikası alan ilk ralli organizasyonu oldu.

600’ü aşkın katılımcıyı ağırlayan ralli kapsamında; konaklama, ulaşım, enerji tüketimi, atık üretimi ve yeme-içme gibi başlıca karbon emisyon kaynakları Green Events Tool (GET) metodolojisi ile detaylı biçimde ölçümlendi. Tüm veriler dijital olarak Commited platformu aracılığıyla toplandı. Ortaya çıkan karbon ayak izi ise Gold Standard sertifikalı projelere yapılan karbon dengeleme yatırımları ile sıfırlandı.

Etaplar sadece hıza değil, sürdürülebilirliğe de açıldı:

  • ⁠ ⁠GET metodolojisine uygun uluslararası karbon ayak izi ölçümü,
  • ⁠ ⁠Katılımcı formları üzerinden bireysel emisyonların hesaplanması,
  • ⁠ ⁠Gerçek zamanlı dijital veri analizi ve şeffaf raporlama,
  • ⁠ ⁠Gold Standard onaylı çevresel projelerle karbon dengelemesi.

Rally Bodrum Çevre Sorumlusu Ünsal Kayacan, bu çalışmanın yalnızca bir ölçümleme projesi değil, aynı zamanda farkındalık yaratan ve sektöre yol gösteren bir sürdürülebilirlik adımı olduğunu belirterek; “Bu yıl Rally Bodrum’da sadece etaplara değil, sürdürülebilir geleceğe de öncülük ettik. Türkiye’de ilk kez bir ralli, uluslararası kabul görmüş karbon nötr sertifikasıyla çevreye duyarlılığını belgelendirdi. Sporun sadece rekabet değil, sorumluluk da taşıdığına inanıyoruz.” açıklamasını yaptı. Spor etkinliklerinin, turizme ve destinasyon tanıtımına katkısı tartışılmaz. Ancak turizmin en büyük lokomotifi, doğa ve doğal güzellikler. Bu etkinlikleri gerçekleştirirken doğayı ve çevreyi korumanın birincil öncelik olmasına dikkat çeken bu çalışma aynı zamanda yine BODER liderliğinde, oteller ve diğer tüm etkinlikler için öneriliyor ve destekleniyor.

Zayıflar daha uzun yaşıyor

Geçmişten günümüze halk arasındaki yaygın inanışa göre, yemek yendikçe vücut direnci artar ve hastalıklara karşı güçlenilir. Oysa bilim bunun tam tersini söylüyor. Açlığın özellikle kanser ile ilişkisi konusunda çok sayıda araştırma yapıldığını paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Tıbbi Onkoloji ve Hematoloji Uzmanı, Onkolojik Bilimler Koordinatörü Prof. Dr. Necdet Üskent, “Bu çalışmalardan ilki 1994’te Lizbon’da gerçekleşen ESMO kongresinde açıklandı. Meme kanseri oluşturulan kobayların bir kısmı beslenmeye devam ederken diğer grup ise aç bırakıldı. Gözlem sonucunda aç kalan deneklerde tümörün giderek küçüldüğü, beslenenlerde ise kanserin büyüdüğü tespit edildi” dedi.

Bu incelemelerin ardından insanlarda da intermittent açlık denemeleri gerçekleştirildiğinden bahseden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Tıbbi Onkoloji ve Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Üskent, “Kanserli hastalarda denenen 16-18 saatlik açlık sonucu, tıpkı kobaylarda olduğu gibi tümörün küçüldüğü ya da büyümeye devam etmediği gözlemlendi. İlginçtir ki kanserin sebep olduğu iştahsızlığın tümörden salgılanan kimyasallardan kaynaklandığını düşünüyoruz. Aslında vücudumuz kanserli hücreyi beslemememiz için bize sinyal gönderiyor oysa biz bu mesajı yanlış yorumlayarak daha fazla yiyoruz ve bir yandan tümörü de beslemiş oluyoruz” açıklamasında bulundu.

Prof. Dr. Necdet Üskent

Prof. Dr. Necdet Üskent

Genler, enerji varsa çoğalmaya devam diyor

Hücrenin enerjisini kontrol eden mtor isimli genin, bol miktarda enerji alındığında hücre çoğalmasını serbest bıraktığını vurgulayan Tıbbi Onkoloji ve Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Üskent, “Membrandan çekirdeğe uzanan sinyal iletim yollarının aralarında bulunan istasyonlara benzetebileceğimiz mtor geni, hücrenin enerjisini kontrol ediyor. Eğer enerji azalırsa bir nevi tasarruf yaparak hücrelerin çoğalmasını durduruyor, dolayısıyla kanserli hücrenin yayılımı duruyor. Bu prensipten halihazırda kanser ilaçlarında da faydalanılıyor, mtorları engelleyen tedavilerle bölünme sinyali durdurulmaya çalışılıyor” dedi.

Bilinçsiz açlık yarardan çok zarar verir

Açlık kavramının doğru anlaşılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Necdet Üskent, “Aslında bu yöntemin odağında karbonhidratların azaltılması var. Bir yandan vitamin ve antioksidan takviyeleri alınırken bir yandan protein ağırlıklı ama öğün sayısı az bir beslenme planından bahsediyoruz. Sodyum, potasyum gibi elektrolitlerin vücuda yeterli miktarda alınması, magnezyum gibi elektrolit dengesini sağlayan minarelerin eksiye düşmemesi çok önemli. Özellikle sodyum ve potasyumun azalmasıyla hastalar kendilerini son derece bitkin hissedebilir, ek olarak bağırsak sistemi bu yokluktan etkilenir ve düzgün çalışamaz. Ayrıca bu açlık yönteminin aşırı kilo kaybı nedeniyle vücudun gerilemesi anlamına gelen kaşeksi hastaları için uygun olmadığını da belirtmekte fayda var” şeklinde konuştu.

Üç öğün hatalı bir beslenme düzeni

Günde üç öğün yemenin sanılanın aksine kötü bir alışkanlık olduğunun altını çizen Prof. Dr. Necdet Üskent, “Özellikle kanserli hastalar kahvaltıyı atlayarak, akşam 5 civarı tek öğün beslenebilir. Buradaki önemli nokta 24 saat içinde ne kadar kalori alındığıdır. Gün içinde enerjiye ihtiyacımız olacağı için kahvaltının sağlam bir şekilde yapılması gerektiği teoride iyi bir fikir ancak bu durum kanser söz konusu olduğunda değişir. Konserveler, işlenmiş gıdalar ve kor ateşte pişirilmiş kebaplar taşıdıkları kanser tehlikesi nedeniyle alışkanlık haline getirilmemeli. Ayrıca hayvansal proteinleri azaltarak bitkisel proteinleri artırmak çok kıymetli. Özellikle kırmızı ve sarı renkli sebzelerde kuvvetli antioksidanlar olduğu için beslenme düzenimizin içinde her zaman olmalı. Allium isimli antioksidana sahip soğan ve sarımsak da kanserle mücadelede bol bol tüketilmeli. Muz gibi çok tatlı meyvelerden ise uzak durmakta fayda var ya da en azından daha yeşil olanlar tercih edilebilir” dedi.

Zayıflar, kilolulara oranla daha uzun yaşıyor

Vücudun bir kilo yağ dokusunu beslemek için kilometrelerce damar yapması gerektiğini açıklayan Prof. Dr. Necdet Üskent, “Bunun sonucunda da önündeki yol uzadığı için kalp daha fazla yoruluyor. Yağ oranı ve damar uzunluğunun aynı oranda arttığı unutulmamalı. Fazla kilo bu yüzden sadece kanserde değil kalp ve damar hastalıklarında da kritik bir yere sahip” diye konuştu.

Kanserli hücre hayatta kalmak istiyor

Kanser hücresi de aslında bizim hücremiz ve kulağa garip gelse de yaşamak istiyor, bunun için mücadele veriyor diyen Üskent, “Kemoterapiyle karşılaştığında direnç geliştirebilen genler yardımıyla, vücudu tedaviye duyarsızlaştırarak hayatta kalmaya çalışıyor. Tıp dünyası olarak, ölümsüzlük konusunda başarılı olan kanser hücrelerini çoğalmamak için ikna etmeye çalışıyoruz. Ayrıca kanser tedavisinin kemoterapi, radyoterapi ya da immünoterapiden ibaret olmadığı bilinmeli. Bu uygulamaların yan etkilerini de başarılı bir şekilde yönetmek tedavinin bir parçası. Örneğin bazı kanser türlerinde, son derece işe yarayan immünoterapinin, tiroid ve hipofiz hormonlarının baskılanması gibi hiç ummadığımız yan etkileriyle karşılaşabiliyoruz” dedi.

Diyabet ilaçları ve kanser yakından bağlantılı

Nişasta, ekmek ve karbonhidratlar azalınca aradaki farkın daha iyi anlaşılacağını belirten Üskent, “Çok enerji alan tüm kanser hastalarıma intermittent fasting yani aralıklı orucu öneriyorum ve kendilerini bir şeker hastası gibi görerek beslenmelerini istiyorum. Rahim ve menopozdan sonraki meme kanserlerinin en büyük sebeplerinden biri obezite. Kanser hastaları obeziteye yaklaştıkça hastalık nükseder. Diyabet hastalarının kullandığı metformin, glukofen ve glifor gibi ilaçların, tümörü tetikleyen insülin benzeri büyüme faktörü-1 hormonunu ve mTOR genini baskılayarak meme, rahim, pankreas ve karaciğer kanserlerini azalttığına dair yayınlar mevcut. Ayrıca meme kanseriyle ilgili yapılan epidemiyolojik çalışmalar, glifor kullanıldığında kanserin yayılma oranı ve hızını düşürdüğünü gösteriyor” dedi.

Nil Karataş’ın yeni single “Maalesef”

Nil Karataş, “Maalesef” adını taşıyan yepyeni single çalışmasıyla müzikseverlerle buluştu! 2015’ten bu yana yayımladığı şarkılarla adından söz ettiren Nil Karataş, pop müzik tarzındaki yeni şarkısı “Maalesef” için çalışmalarını tamamladı. Söz ve bestesi Kutup Ata Tuncer’e, düzenlemesi ise Celil Yavuz’a ait olan şarkı, Nil Karataş’ın güçlü vokaliyle dinleyenin kalbine işliyor. Halil Güzel’in yönetmenliğini üstlendiği video klibiyle ‘Maalesef’, Avrupa Müzik etiketiyle tüm dijital platformlarda yerini aldı.

Duygu Ergör Baur “Animalizm”

Duygu Ergör Baur‘un “Animalizm” isimli kişisel sergisi, 29 Mayıs – 26 Temmuz 2025 tarihleri arasında Gallery11.17’de sanatseverlerle buluşuyor.

Sanatçının bronz, demir, deri ve seramik gibi malzemelerle yaptığı tüm üç boyutlu görsel yaratımlarının masumiyete övgü niteliğinde tasarlandığını söyleyebiliriz.

Bu doğrultuda sanatçı, kimi zaman masallardan, kimi zaman rüyalardan, kimi zaman da mitolojik olgulardan öykünerek izleyiciye gerçekçi ve masalsı katmanlara dağılmış bir eser seçkisi sunuyor.

Yer: Gallery11.17

Fırın Caddesi, No.29

Ataşehir / İstanbul

Tel: + 90 (545) 845 26 80

Selülit sandığımız görünümü lipödem olabilir

Toplumda genellikle selülit ve fazla kilo problemi ile karıştırılan lipödem, sadece estetik anlamda bir sorun oluşturmakla kalmıyor aynı zamanda sağlık açısından da tehlike işareti anlamına geliyor. Bacak, kalça ve kollarda aşırı yağ birikmesi ile kendini gösteren bu sorun doğru tanı ve tedavi planlaması ile kontrol altına alınabiliyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Jale Özdemir, lipödem hastalığının nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Op. Dr. Jale Özdemir

Op. Dr. Jale Özdemir

Bacak ve kalçalarınızda yağ birikmesi varsa

Lipödem; bacak ve kalçalardan başlayarak, ileri evrelerinde kolları da etkileyen, dramatik olarak anormal yağ birikmesi şeklinde kendini gösteren, kanlanma ve lenfatik drenajın bozulduğu, hormonlara bağlı gelişen metabolik bir hastalıktır. Lipödem; bacaklarda ve kollarda simetrik yağ tutulumu ile kendini göstermektedir. Tutulan bölgelerde, vücudun diğer taraflarına göre ciddi boyut farklılıkları olmaktadır. Etkilenen alanlarda hassasiyet ve ağrı oldukça belirgin olmaktadır. Lipödeme maruz kalan bölgelerde hafif bir darbede kolayca morarma oluşabilmektedir.

Kadınların %11’den fazlası risk altında

Lipödemi kadınların % 11’inden fazlasında etkileyen bir hastalıktır. Östrojen hormonu bozukluklarına bağlı bir hastalık olduğu için hastaların tamamına yakını kadındır. Hasta olan erkeklerde mutlaka östrojen hormon seviyesi bozukluğu bulunmaktadır. Lipödem hastalığı çoğu zaman obezite ve lenfödemle karıştırılabilmektedir. Ancak lipödemin simetrik tutulumu, ellerde ve ayaklarda görülmeyişi, tutulan kısımların vücudun diğer kısımlarından bariz büyük olması ile diğer hastalıklardan kolayca ayrışmasını sağlamaktadır. Yine de lipödemin ileri evrelerinde lenf bezlerinde oluşan tıkanmalara bağlı olarak lenfödem oluşabilmektedir. Ayrıca lipödemi olan birçok hasta diyet ve spora dirençli bir hastalık süreci yaşadıkları için majör depresyon ve sonrasında da obez olabilmektedir. Lipödemi olan hastaların çoğunluğunun VKİ 35’in üzerindedir.

Kol ve bacaklarınızdaki morarmaları önemseyin

Lipodem hastalığının en önemli nedenleri arasında östrojen hormon seviyelerindeki düzensizlikler, hamilelik, ergenlik veya menopoz dönemlerindeki hormon düzensizlikleri ve kontrolsüz kullanılan hormon içeren ilaçlardır. Lipödemin en önemli belirtileri şunlardır;

  • Bacaklarda ve kollarda vücudun diğer alanlarına uyumsuz şekilde yağ birikmesi
  • Tutulan alanlarda hassasiyet ve ağrı
  • Etkilenen alanlarda çok hızlı morarma
  • Yorgunluk, halsizlik
  • Yürüme güçlüğü ve düz tabanlık
  • Bacaklarda varisli damarlar – venöz yetersizlik
  • Ciltte çabuk yara oluşumu, geç iyileşme, sertlik ve skarlar
  • Depresyon ve obezite

Cidiniz portakal kabuğu görünümündeyse

Lipödem hastalığının teşhisi için hastanın tıbbi ve soy geçmişi oldukça önemlidir. Ayrıntılı fizik muayene ile tanı konulmaktadır. Lipödemi teşhisi için kullanılan bir test yöntemi her ne kadar olmasa da bazı görüntüleme yöntemlerinden faydalanılabilmektedir. Lipödemi hastalığını 4 evresi şunlardır;

Evre 1: Cilt düzgün ve pürüzsüzdür. Hafif şişlik şeklinde simetrik yağ birikimi vardır. Minimal ağrı vardır.

Evre 2: Cilt düzensizleşmeye başlayarak portakal kabuğu görünümünde olur, Nodüller şeklinde yağ birikimi oluşur. Ağrı ve tutulan alanlarda hassasiyet yaşanır.

Evre 3: Cilt Düzensizlikleri belirginleşmiş ve sertlikler oluşmaya başlamıştır. Yağ birikimleri artmış ve belirginleşmiştir. Ağrı şiddetlidir ve hareket kısıtlılığı başlamıştır.

Evre 4: Ciltte lenf sıvısı birikimi nedeniyle tutulan alanlarda ciddi şişkinlikler oluşur. Ciltte açık yaralar ve deformasyonlar oluşmaya başlar. Ağrı kronik ve şiddetlidir. Ciddi hareket kısıtlılığı olur.

Erken evrede yapılan liposuction hastanın yaşam kalitesini artırır

Lipödem hastalığına maruz kalmamak için öncelikle hayvansal gıdalardan uzak durulması gereklidir. Katkılı ve hazır besinler tüketilmemelidir. Antiinflamatuar içerikli besinler içeren bir diyet programı oluşturulması için uzman tarafından takip edilmek oldukça önemlidir. Ayrıca sağlıklı beslenip düzenli egzersiz yapmak ve ağrıların azalması için uzman doktorun tavsiye edeceği bazı giysileri giyip, cilt nemlendiricisi kullanmak gerekir. Ancak lipödemi hastalığında diyet ve egzersizler cerrahi tedaviye yardımcı olmakla birlikte, tek başlarına genellikle tedavi edici olmazlar. Liposuction lipödem tedavisinde kullanılan cerrahi bir yöntem olup anormal şekilde birikmiş yağ dokusunun vücuttan uzaklaştırılmasını amaçlar. Erken evrelerde estetik kaygı ile yapılabildiği gibi ileri evrelerde ağrı ve hareket kısıtlılığını hafifletmek için yapılır. Liposuction tedavisi lipödem hastalığının ilerlemesini yavaşlatarak hastanın yaşam kalitesini artırır. Liposution sırasında ameliyata mutlaka cilt sıkılaştırıcı yöntemlerde eklenmelidir. Ancak liposuctionın başarılı olması için ameliyat sonrası dönemde mutlaka diyet ve egzersiz yapılmalı, kompresyon giysileri giyilmeli ve lenf drenajı masajı yaptırılmalıdır.

Hyundai INSTER, Mayıs ayında Türkiye’de satışa sunuluyor

Hyundai’nin şık tasarımı ve konfor odaklı iç mekanıyla dikkat çeken tamamen elektrikli modeli INSTER, önümüzdeki günlerde Türkiye pazarına giriş yapacak. Kompakt A-SUV model, 49 kWh’lık bataryası ve 360 km menziliyle Türkiye’de segmentinin en uzun menzilli otomobili olmaya hazırlanıyor. INSTER, kullanıcısına çarpıcı tasarımı ve renkli dünyasıyla müzikten modaya kadar uzanan benzersiz bir deneyim sunacak.

“Var mısın?” mottosu ile maceracı ruhlara dokunacak olan INSTER, karşımıza sadece bir otomobil olarak değil, kendi dünyası olan bir yaşam alanı olarak çıkıyor. Tasarımı ve pratik şehir içi kullanım kolaylığıyla fark yaratan otomobil, konforlu ve dinamik bir sürüş deneyimi sunarken, aynı zamanda ileri teknolojisi, esnek ve geniş iç hacmiyle de elektrikli dünyasının önemli oyuncularından olmaya aday. Buna ek olarak; INSTER’in hızlı alt yapısı, yaklaşık 30 dakikada %10 ila %80 oranında şarj sağlayacak. Hyundai INSTER, markanın Avrupa pazarına sunduğu ilk küçük EV modeli olup potansiyel menzili sayesinde zahmetsiz şehir içi sürüş ve uzun yolculuklarda güçlü performansla birleştiriyor. Hyundai INSTER ile ilgili diğer detaylar, Mayıs ayında yapılacak lansman ile birlikte paylaşılacak.