Yazılar

Diyabet belirtileri neler?

Sağlıksız beslenme alışkanlıkları, hareketsizlik ve fazla kilo gibi faktörlerle son yıllarda görülme sıklığı hızla yaygınlaşan diyabetin erken tanı ile önlenebileceğini biliyor muydunuz? Peki ya diyabetinin farkında bile olmayıp yaşam kaybına dahi yol açabilecek risklerle günlük yaşantısını sürdüren milyonlarca insan olduğunu?! Yapılan çalışmalara göre; ülkemizde yaklaşık her 8 kişiden birinin diyabeti var ama pek çoğu bundan habersiz! Oysa diyabetin kontrol altına alınmadığında çok ciddi tehlikelere neden olabildiğini belirten Acıbadem Taksim Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Edvin Murrja “Diyabet kontrol altına alınmadığında kalp ve damar hastalıkları, ayaklarda zor iyileşen hatta ampütasyona yol açabilen yaralar, görme kaybı ve böbrek yetmezliği gibi çok ciddi hastalıklara neden olabiliyor” diyor. Buna karşın diyabetin günlük yaşam alışkanlıklarını düzenleyerek kontrol altına alınabileceğini, erken teşhisin ise kritik önem taşıdığını belirten Dr. Murrja, bazı belirtilere özellikle dikkat etmek gerektiğini söylüyor. 8 sorudan oluşan diyabet testi hazırlayan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Edvin Murrja, bu belirtilerden birinin bile olması durumunda mutlaka doktora başvurmak gerektiğini belirtti, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Edvin Murrja

Dr. Edvin Murrja

Çok sık su içme ihtiyacı hissediyor musunuz?

Aşırı susama ve sık su içme ihtiyacı, diyabetin erken belirtilerinden biri olabilir. Yüksek kan şekeri, vücudun dengeyi sağlamak için daha fazla suya ihtiyaç duymasına ve susuzluk hissine neden olur.

Sık idrara çıkıyor musunuz?

Özellikle geceleri sık sık idrara çıkıyorsanız, bu durum kan şekerinizin yüksek olduğuna işaret edebilir. Kan şekeri belli bir seviyenin üzerine çıktığında (genellikle 180 mg/dL’nin üzerinde), böbrekler fazla şekeri idrarla dışarı atmaya çalışır. Bu sırada glikoz, suyu da beraberinde sürükler; bu da idrar miktarını artırır ve vücut daha fazla su kaybederek susuz kalır.

Ani kilo kaybı yaşıyor musunuz?

Son zamanlarda bilinçli bir diyet yapmadan kilo kaybı yaşadıysanız, bu durum insülin eksikliğine bağlı olarak vücudun enerji üretiminde yağları kullanmaya başlamasından kaynaklanabilir. Normalde, hücreler enerji üretmek için kandaki glikozu kullanır. Ancak diyabette insülin hormonu yeterince etkili çalışmadığında veya üretilemediğinde, glikoz hücrelere giremez ve vücut enerji sağlamak için yağları ve kas dokusunu yakmaya başlar. Bu durum, hızlı ve ani kilo kaybına neden olabilir. Diyabetle ilişkili kilo kaybı genellikle iştahın artmasıyla birlikte görülür, çünkü hücreler yeterli enerjiyi alamadığı için beyin sürekli açlık sinyali gönderir.

Sürekli tatlı yeme isteği mi duyuyorsunuz?

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Edvin Murrja “Sürekli şekerli gıdalara yönelme isteği, kan şekeri düzeylerinizdeki dalgalanmaların bir göstergesi olabilir. Vücut yeterince insülin üretemediğinde ya da mevcut insülin etkili şekilde kullanılamadığında, hücreler enerji için ihtiyaç duyduğu şekeri düzenli alamaz. Bu da beynin acıkma sinyali ile birlikte tatlı isteğini artırır. Özellikle yemekten kısa bir süre sonra yeniden acıkma ya da enerji düşüklüğü hissediyorsanız, bu durum diyabetin habercisi olabilir” diyor.

Yaralarınız geç mi iyileşiyor?

Diyabet, bağışıklık sistemini zayıflatabilir ve kan dolaşımını olumsuz etkileyerek yaraların daha geç iyileşmesine neden olabilir. Yüksek kan şekeri, damar yapısını bozarak yaralanan bölgelerde yeterli oksijen ve besin maddelerinin taşınmasını engeller. Aynı zamanda bağışıklık hücrelerinin etkinliğini azaltarak enfeksiyon riskini artırabilir. Özellikle ayak yaraları ve enfekte kesikler diyabet hastalarında dikkatle takip edilmelidir.

Sürekli yorgun ve halsiz mi hissediyorsunuz?

Vücudunuz şekerden yeterince enerji üretemediğinde, kendinizi sürekli yorgun hissedebilirsiniz. Diyabet hastalarında bu belirti oldukça yaygındır ve genellikle insülin direnciyle ilişkilidir. Kan dolaşımında yeterince glikoz olsa bile, hücreler bu glikozu etkili bir şekilde enerjiye dönüştüremez. Bunun sonucunda kaslar ve organlar yeterli enerjiyi alamaz ve kişi gün boyunca halsiz ve bitkin hisseder. Uyku düzeninde bozulmalar da bu yorgunluğu artırabilir.

Ellerde ve ayaklarda uyuşma veya karıncalanma hissediyor musunuz?

Sinir hasarı (nöropati), diyabetin erken ve yaygın belirtilerindendir. Ellerde, ayaklarda veya bacaklarda uyuşma, karıncalanma ya da yanma hissi varsa dikkatli olmalısınız. Yüksek kan şekeri, sinir uçlarına zarar vererek his kaybına yol açabilir. Özellikle uzun yıllar diyabeti kontrolsüz şekilde seyreden hastalarda sinir hasarı gelişebilir. Düzenli kan şekeri kontrolü, bu tür komplikasyonların önlenmesinde büyük önem taşır.

Aile bireylerinizde diyabet hastası var mı?

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Edvin Murrja “Diyabet, genetik yatkınlıkla da ilişkili bir hastalıktır. Anne, baba veya kardeşlerinizde diyabet öyküsü varsa, risk altında olabilirsiniz. Özellikle birinci derece akrabalarda Tip 2 diyabet bulunması, kişinin ilerleyen yıllarda diyabet geliştirme ihtimalini artırır. Ancak genetik yatkınlık tek başına hastalığı belirlemez; sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz ve kilo kontrolü bu riski azaltmaktadır. Bu nedenle risk grubunda olan kişilerin düzenli olarak doktor kontrolünden geçmesi önemlidir” diyor.

Bel fıtığı cerrahisinde en sık uygulanan yöntemler!

Günümüzde bilgisayar karşısında geçirilen uzun saatler ve duruş bozuklukları, fazla kilo ve hareketsizlik derken bel ağrısından şikayet edenlerin sayısı hızla artıyor. Öyle ki bu kişilerin büyük bir bölümünde de bel fıtığı gelişebiliyor. Sağlıksız yaşam alışkanlıkları nedeniyle her 100 kişiden 80’inde bel ağrısı görüldüğünü, bunların yüzde 15’inin ise tedavi gerektiren şiddette bir bel fıtığından kaynaklandığını belirten Acıbadem Ataşehir Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ziya Akar, yaşam kalitesini büyük ölçüde düşüren bel fıtığının tedavisinde erken tanı ve doğru tedavinin büyük önem taşıdığını vurguluyor. Buna karşın toplumumuzda bel fıtığı hakkında bazı yanlış inanışların çok yaygın olması nedeniyle çok sayıda hastanın bazı hatalı yollara yönelebildiğine de dikkat çeken Prof. Dr. Akar “Hemen hepimizin çevresinde bel ağrısından yakınan insanlar bulunuyor. Öyle ki çocuk yaşlarda da bel ağrısı şikayeti ile çok sık karşılaşıyoruz. Her ağrı bel fıtığı demek değildir ancak bel fıtığı teşhisi konulduğunda ise alternatif tedaviler olarak internette ve sosyal medyada çok sık karşımıza çıkan uygulamalar yerine bilimsel tedaviye yönelmek gerekir. Ayrıca günlük yaşam alışkanlıklarını düzenlemek ve sağlıklı alışkanlıklar edinmek de tedavinin başarısında son derece önemlidir” diyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ziya Akar, toplumumuzda omurga sağlığını riske atan, bel fıtığı hakkında doğru sanılan 7 yanlışı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Ziya Akar

Prof. Dr. Ziya Akar

  • Bel çekme ve sert masaj fıtığı iyileştirir: YANLIŞ! 

DOĞRUSU: Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ziya Akar “Kontrolsüz yapılan sert masajlar, bilinçsiz yapılan manuel terapiler ve bel çekme (traksiyon) işlemleri belde ve omurgada çok ciddi zararlara yol açabilir. Bu tür uygulamalar sinir hasarına veya fıtığın daha da kötüleşmesine neden olarak dönüşü olmayan hasarlara neden olabilir” diyor.

  • Bel fıtığı sadece aşırı ağır kaldırmakla olur: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Ani ve yanlış şekilde ağır kaldırmak belin zorlanmasına ve disklerin yerinden kaymasına neden olabilir. Bunun yanı sıra kötü duruş alışkanlıkları, hareketsizlik, obezite gibi birçok neden de bel fıtığı sebebi olabilir. Örneğin; ofis çalışanları uzun saatler masa başında sürekli aynı pozisyonda oturdukları için bel fıtığı gelişimine adaydır. Aşırı kilo omurgaya binen yükü artırır. Sürekli aynı pozisyonda kalmak ve genel olarak hareketsizlik omurgamıza destek olan adale gruplarının zayıflığına yol açarak bel fıtığı gelişimini kolaylaştırır.

  • Bel fıtığı olan kişiler hareket etmemeli ve sert yatakta yatmalıdır: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Bel fıtığı olan kişilerin uzun süreli yatak istirahati yapmaları bel adalelerinde zayıflamaya neden olacağı için tam tersine iyileşme sürecini zorlaştırır. Aşırı sert yataklar omurgamızın doğal eğriliğini bozacağı için ağrıyı artırabilir. Orta sertlikte ve vücudu destekleyen yataklar daha uygundur.

  • Bel fıtığı sadece ileri yaşlarda görülür: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Bel fıtığı her yaş grubunda görülebilir. Gençlerde aşırı fiziksel yüklenme, uzun süre ekran karşısında yanlış duruş bozuklukları, yüksek düzeyde fiziksel aktivitenin yanlış tekniklerle uygulanması, düşme ve kazalara bağlı olarak ortaya çıkabilir. Ancak çocukluk ve genç yaş grubunda agresif tedavi daha nadiren uygulanır.

  • Bel fıtığı olan herkes ameliyat olmalıdır: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Prof. Dr. Ziya Akar, bel fıtıklarının büyük bir kısmının ameliyatsız tedavi edilebildiğini belirterek “Fizik tedavi, egzersiz (bel ve karın kaslarını güçlendirici), ilaç tedavisi (ağrı kesici-ödem giderici, kas gevşetici) ve yaşam tarzı değişiklikleri ile birçok hasta iyileşebilir. Ameliyat sadece ağrı diğer tedavi yöntemleri ile yönetilemediğinde, ciddi nörolojik komplikasyonlar (idrar kaçırma, bacaklarda uyuşukluk veya güç kaybı) geliştiğinde önerilir” diyor.

  • Bel fıtığı tamamen iyileşmez, tekrarlar: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Bel fıtığı doğru ve zamanında yapılan tedavi ile düzelen bir hastalıktır. Cerrahi tedavi sonrası büyük oranda hastanın yaşam tarzına, hareketlerine bağlı olarak yüzde 5-6 oranında tekrar fıtık ortaya çıkabilir. Uygun tedavi (konservatif veya cerrahi) yapıldıktan sonra egzersizler, yaşam tarzı değişiklileri ile bel fıtığını hayatınızdan çıkartabilirsiniz.

  • Bel fıtığı olan kişi spor yapamaz, sürekli korse takması gerekir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Bel fıtığı tanısı alan ve/veya bu tanı ile tedavi gören kişilerin hayatında sportif aktivite çok önemli bir yer tutar. Özellikle bel ve karın kaslarını güçlendirici egzersizler çok önemlidir. Yüzme ve ağırlık çalışması olmadan plates gibi sportif aktiviteler yaşam kalitesini artırdığı gibi tekrarlama riskini de azaltır. Ancak tedaviden sonra bir süre için ani bel hareketi gerektiren sporlar (tenis, kayak, boks vs), aşırı zorlayıcı egzersizler (ağırlık çalışmaları) yapılmamalıdır.

Bel fıtığı cerrahisinde yeni yöntemler

Beyin ve Sinir Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ziya Akar, cerrahi yöntemin hastanın durumuna, fıtığın yerine ve sinirler üzerindeki baskıya göre değiştiğini belirterek, günümüzde en sık uygulanan cerrahi yöntemleri şöyle açıklıyor: “En sık kullanılan yöntem; mikrocerrahidir. Küçük bir kesiden mikrocerrahi aletler ve ameliyat mikroskobu kullanılarak fıtıklaşan disk materyali temizlenir. Dokulara minimal zarar verildiği için iyileşme süresi kısadır. ‘Endoskopik diskektomi’ denilen, daha küçük kesilerle endoskop kullanılarak yapılan yöntemde de hastalar hızlı iyileşir ve az ağrı hissedeler. Ancak bu yöntem her fıtık için uygun değildir. Laminektomi yönteminde ise; fıtığa ulaşabilmek için omurganın arka bölgesinde bulunan kemik yapı çıkarılır veya kemikte pencere açılarak cerrahi uygulanır. Girişimsel uygulamalarda ise; amaç sinir üzerine bası yapan diskin küçültülmesidir. Ancak bu yöntem küçük ve kabartı şeklindeki fıtıklar için uygundur. Hangi tedavi yönteminin uygun olduğuna Nöroşirürji Uzmanı hastanın MRI ve klinik bulgularına göre karar verir. Minimal invaziv yöntemler daha hızlı iyileşme sağlamalarına rağmen bazen daha büyük cerrahi uygulamalar gerekebilir.”

“Düetle Gelmeyin Artık!”

Sanatçı Mehmet Çevik, başarılı şarkıcı ve sunucu Aslı Hünel ile beraber yeni çıkardığı “Ben Ordayım” isimli şarkısının perde arkasını anlattı. Kanal D ekranlarında yayınlanan Gelinim Mutfakta programının sunucusu Aslı Hünel ile birlikte klip çekmeye hazırlanan Çevik, yaşadığı talihsizlikleri ve duygusal anları ilk kez paylaştı.

“Aslı abla bana geldiğinde, ‘Sana çok güzel bir şarkı hediye edeceğim, birlikte düet yapacağız’ dedi. Ama ne zaman bir proje yapsam başımıza bir şey geliyor. Serdar Ortaç’la ‘Bilsem Ki’ şarkısını yaptık, kardeşi vefat etti. Bu yüzden artık projeler yapmak istemiyorum” diyerek sözlerine başlayan Çevik, yeni şarkısı için her şeyin hazır olduğunu ancak son anda yaşanan gelişmenin projeyi etkilediğini söyledi.

Klipten bir gün önce Aslı Hünel’in kendisini ağlayarak aradığını söyleyen sanatçı, “Mehmet’cim, bu klibi çekeceksin ama ben gelemeyeceğim. Annemi yoğun bakıma kaldırdılar, entübe ettiler” sözleriyle yaşadığı şoku dile getirdi.

“Her şey hazırdı. Klip yönetmenleri Bursa’ya gelecekti, plato hazırdı. Hepimiz büyük bir heyecan içindeydik. Bu talihsiz olay hepimizi derinden etkiledi” diyen Çevik’e eşi Gizem Çevik destek oldu. Klipte Aslı Hünel’in yerine Gizem Çevik kamera karşısına geçti.

“Aslı ablanın oynamasını çok isterdik ama kısmet eşim Gizem Çevik’eymiş. Bu da benim talihsizliğim oldu. Ama Aslı Hünel’in başka desteklerle yanımda olacağını hissediyorum. O çok kıymetli” diyerek duygularını ifade etti.

Haftanın dört günü Bursa’da sahne aldığını söyleyen Çevik, kıyafetlerini ise yurt dışındaki styling’leri takip ederek oluşturduğunu belirtti.

Sanat dünyasına da bir mesaj gönderen başarılı sanatçı, “Kimseyle düet yapmak istemiyorum. Bütün sanatçı dostlarıma duyurulur: Düetle gelmeyin artık, tek başıma yoluma devam etmek istiyorum” sözleriyle dikkat çekti.

Oyuncu Goncagül Sunar yeni şarkı “İnan”

Bu şarkı defalarca umutsuzluğa kapılıp, bitti dediği yerden yeniden başlayabilen, kendini sadece kendi çabasıyla emeğiyle var etmeye çalışan, Bojack Horseman çizgi dizisini referans alarak aslında daha çok oyunculara yazıldı. İnancımızı kaybetmemek üzerine küçük sessiz bir isyan şarkısı bu dediği “İnan”, ünlü oyuncu Goncagül Sunar’ın Garaj Müzik etiketli yayınlandı.

Gülsün Yılmaz “Bekleyiş”

Ressam Gülsün Yılmaz’ın, kadın bedeninin ve ruhunun evrendeki dönüşümünü ele aldığı “Bekleyiş” adlı kişisel resim sergisi, 9 Nisan 2025’te Evrim Sanat Galerisi’nde sanatseverlerle buluştu.

“Bekleyiş” sergisinde Yılmaz, değişen ve gelişen evrende kadınların maruz kaldığı haksızlık ve eşitsizliği, kendi bedenini ve portrelerini travmatik bir dil kullanarak yansıtıyor. Ressam, kadının gücünün evrenden aldığı enerjiyle şekillendiğini ve bu enerjiyi yeniden evrene aktardığını vurgularken, izleyiciyi kadın olmanın hem kırılgan hem de dirençli yanlarıyla yüzleştiriyor. Eserlerde, doğanın yıkıcı ve bir o kadar iyileştirici gücü, canlı renkler ve kalın boya katmanlarıyla temsil ediliyor. Kediler, kuşlar ve çiçekler gibi doğal motifler ise fırça darbeleriyle portrelere adeta hayat üflüyor.

“Bekleyiş”, 27 Nisan 2025 tarihine kadar Evrim Sanat Galerisi’nde ziyaret edilebilir.

Adres: Göztepe Mahallesi, Bağdat Caddesi Handan Palas Apartmanı No:233 Daire: 1 Kadıköy-İstanbul

Tel.: (0533) 237 59 06

Ziyaret Saatleri: Pzt-Çrş-Perş-Cuma-Cmt 11:00-19:00

Pazar: 12:00-18:00, Salı günleri ziyarete kapalıdır.

Büyük Efes Sanat Günleri başlıyor

İzmir’in sanatla buluştuğu en özel etkinliklerden biri olan Büyük Efes Sanat Günleri, Swissôtel Büyük Efes, İzmir ve Büyük Efes Sanat bünyesinde bu yıl dokuzuncu kez sanatseverlerle buluşuyor. 17-20 Nisan 2025 tarihleri arasında gerçekleşecek olan etkinlik, sanatı ve sanatçıları bir araya getiren yaratıcı bir platform sunarak, İzmir’in kültürel ve sanatsal dokusuna katkıda bulunmaya devam ediyor.

İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Konak Belediyesi’nin destekleriyle gerçekleşen Büyük Efes Sanat Günleri, sanat galerilerini, sanatçıları ve sanat aktörlerini aynı çatı altında buluşturuyor. 70’i aşkın sanatçıyı temsil eden galeriler ve 400’den fazla sanat eseri sanatseverlerle buluşacak.

Sanatseverler için ücretsiz ve herkesin katılımına açık olan etkinlik, 12:00-19:00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek. Katılımcıları, farklı sanat disiplinlerini bir araya getiren sergiler, sanat söyleşileri ve ilham verici buluşmalar bekliyor.

İnsanlık ödülleri

İnsani Gelişme Vakfı İNGEV tarafından düzenlenen ActHuman İnsani Gelişme Ödülleri, Pera Müzesi’nde gerçekleştirilen etkinlikte sahiplerine takdim edildi.

Moderatörlüğünü gazeteci Kübra Par’ın üstlendiği gecede, ödül törenine katılanlar, insanlık adına değerli katkılarda bulunan isimleri onurlandırmak için bir araya geldiler.

 İngev Başkanı Vural Çakır yaptığı konuşmada; “ACTHUMAN İnsani Gelişme Ödülleri, bizleri aydınlık zamanlara taşıyabilecek insanları, projeleri, savundukları insani gelişim uğruna yaptıkları çalışmaları öne çıkarmayı, onları rol model olarak sunmayı amaçlıyor. Bugün burada, ödül sahipleriyle bir arada olmaktan onur duyduğumuzu ifade etmek isterim.” dedi.

Ödül kazananlar arasında farklı alanlarda önemli başarılar elde etmiş isimler yer aldı:

  • Ruşen Yücesoylu Karakaya, İSİAS Otel’deki adalet nöbetiyle Hak Temelli Çalışma kategorisinde ödüle layık görüldü.
  • Hacer Foggo, Eşitsizliklerle Mücadele kategorisindeki ödülün sahibi oldu.
  • Nejla Işık, Akbelen Ormanı için verdiği mücadeleyle Sürdürülebilir Çevre kategorisinin ödülünü kazandı.
  • Delal Dink, Sosyal Uyumu Destekleme kategorisinde Hrant Dink Vakfı adına, vakfın yönetim Kurulu üyesi Sibel Asna ödüllendirildi.
  • Sema Genel Karaosmanoğlu, Hayata Destek Derneği’ndeki çalışmaları nedeniyle Deprem Bölgesinde Yeniden İnşa ve Geçim Kaynakları kategorisinde ödül aldı.
  • Pelin Baykan, “Anlatan Eller” projesiyle Sosyal İnovasyon kategorisinde ödüle layık görüldü. Aynı kategoride Yasemin Kireç de Anadolu Meraları projesiyle ödüllendirildi.
  • Müge Aydın, Arsuz Kadın Kooperatifi’ndeki çalışmaları nedeniyle Yeniden İnşa Özel Ödülü’nün sahibi oldu. Ayrıca, bu kategorideki bir diğer ödül Yousra Khamis’e, Bilsan Atölye’deki projeleri nedeniyle ödüle layık bulundu.
  • Sedef Erken, İstanbul Otizm Gönüllüleri Derneği’ndeki çalışmaları nedeniyle Kapsayıcılık Ödülü’nü kazandı. Bu kategoride ayrıca Esma Yılmaz, Mina Demirtaş ve Şükrü Necati Şahin de Kızıl Goncalar dizisi ile ödüllendirildiler.

Birleşik Krallık otonom sürüşe hazırlıyor

Nissan’ın öncülük ettiği ve beş ortaktan oluşan konsorsiyum, Birleşik Krallık’ın en son otonom sürüş (AD) araştırma projesi olan “evolvAD’i” başarıyla tamamladı.

Ülkenin otoyollarında, şehir merkezlerinde, yerleşim yerlerinde ve kırsal kesimlerinde sıfır kaza ile 16.000’den fazla otonom sürüş gerçekleştirildi.

Nissan AMIEO (Afrika, Orta Doğu, Hindistan, Avrupa ve Okyanusya) Bölgesi Araştırma ve Geliştirme Kıdemli Başkan Yardımcısı David Moss şunları söyledi: “Her üç araştırma projesi de AD teknolojisinin zorlu sürüş ortamlarında nasıl performans gösterdiğine dair bilgi ve anlayışımızı artırma konusunda son derece başarılı oldu.

“AD mobiliteyi geliştirmek için özel ortaklarımızla birlikte çalışmak bir ayrıcalıktı. Bu teknoloji, insan hatalarını azaltarak sürüşü daha güvenli ve verimliliği artırarak daha temiz hale getirmenin yanı sıra, konum, yaş veya engellilik nedeniyle bugün buna sahip olamayan çok daha fazla insana mobiliteye erişim sağlayabilir. Cranfield’daki Nissan Avrupa Teknik Merkezi’ndeki(NTCE) Birleşik Krallık ekibimiz bu teknolojiyi geliştirmeye devam edecek ve önümüzdeki yıllarda müşterilerimize AD mobilite hizmetlerini sunacak olmaktan heyecan duyuyoruz.”

Rafik Schami “Sen Anlatınca, Çöllerde Çiçekler Açıyor”

Suriye kökenli ünlü yazar Rafik Schami’nin Sen Anlatınca, Çöllerde Çiçekler Açıyor adlı kitabı, yazarın doğup büyüdüğü Şam sokaklarından ilham alarak yarattığı masalsı öyküleri, bir hikâye içinde buluşturuyor. Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan roman, Schami’nin şiirsel dili ve zengin anlatımıyla okurları büyüleyici bir dünyanın içine çekiyor. Kadim Doğu kültürünün derinliklerinden gelen öyküler sevgi, umut, hüzün ve insan ruhunun direnci gibi evrensel temalara dokunuyor. Hikâye anlatmanın iyileştirici gücüne ve kültürel mirasın önemine vurgu yapan Sen Anlatınca, Çöllerde Çiçekler Açıyor, aynı zamanda okuru uzak diyarlara doğru duygusal bir yolculuğa çıkarıyor.

JASON BROOKS “İki Yaşındayken Resim Çizmeye Başladım”

Röportaj: Ahu Çağdaş

İllüstrasyon dünyasında kendine özgü ifade tarzıyla ​değer gören dünyaca ünlü sanatçı Jason Brooks​; Pause dergi​nin bu ayki kapak konuğu. Brooks’un çalışmaları, sanatseverlere sadece estetik bir deneyim sunmakla kalmayıp, aynı zamanda ​farklı kültürler ve yaşam tarzlarıyla tanıştırıyor. Tokyo, Londra ve New York’ta sergilenen eserleri, onun sanat yolculuğunun önemli bir parçasını oluştur​duğu ve İlham kaynaklarının zenginliğini yansıtıyor.​ Brooks​’un tekniği illüstrasyon alanında yeni teknolojileri kullanarak klasik çizim geleneğini modern dijital tekniklerle birleştir​en bir tarzı kapsıyor…  Özellikle Paris, New York ve Londra’ya adanmış resimli Travelogues üçlemesi, seyahat tutkusunu ve gözlemlerini sanatsal bir dille ifade etme yeteneğini sergiliyor. 2016 yılında Londra Eskiz Defteri ile Victoria & Albert Müzesi Kitabı İllüstrasyon Ödülleri’ni kazanarak sanat dünyasında önemli bir bilinirliği​, fark yaratan bir tarafı bulunuyor.

Sanata olan ilgim ve modaya olan tutkumun peşinden ilerlerken, kendisine ulaştığım bu dünyaca ünlü illüstratör, ressam ve heykeltraş ​sevgili Brooks ile gerçekleştirdiğim röportaj benim için çok ​çok kıymetli ​bir çalışma oldu. Kendisine sanata nasıl başladığını, ilham kaynaklarını ve yeniliklerini sordum. Profesyonellerle ele aldığım konuları sizler için paylaşmak benim için özel bir deneyim. Brooks’a bu değerli söyleşi için bir kez daha teşekkür ederim. Sanatçının eserlerinin bulunduğu vizyon dünyasını okumaya hazırsanız, hadi başlayalım… Keyifli okumalar!

JASON BROOKS

Sanata ilgi duyduğunuzu ne zaman ve nasıl fark ettiniz?

İki yaşındayken resim çizmeye başladım. En eski anılarımdan biri; büyük bir kağıdın ortasına kırmızı boya kalemiyle büyük bir yüz çizmektir.  Altı yaşındayken ailemle İtalya’ya seyahat ettik. Rönesans resmine, özellikle Floransa’daki Uffizi galerisinde Uccello’nun San Romano Savaşı’na ve Michelangelo’nun heykellerine hayran kaldım.

Çizimler ve kartpostallardan oluşan bir eskiz defteri yaptım. Bu inanılmaz İtalyan yaratıcılığını muhteşem sanatını görmek, duyularımı resimlerin gücüne ve güzelliğine doğru uyandırdı. Ekranlar ve video oyunlarından önceki o erken yaştan itibaren, her zaman çizim yapıyor ve hayal dünyamı keşfediyordum.

Profesyonel bir sanatçı olmak için hangi adımları attınız?

Okulda her zaman okul oyunlarının ve etkinliklerinin kapaklarını çizmek için seçilirdim. Genellikle öğle tatillerinde müdürün odasında oturup okul projeleri için çizim yapardım. Bunlar sadece renkli kâğıda basılırdı ancak; çalışmalarımın yayınlandığı ve tüm ebeveynlerin sanatımı küçük bir kitabın ön yüzünde tuttuğunu gördüğümde yaşadığım heyecanımı halen hatırlıyorum. Ergenliğimin başlarında, insanları hareket halinde çizmekten zevk almaya başladığım için rüzgar sörfü ve spor şirketleri için birkaç ticari projeye başladım. Ayrıca, İngiltere’nin dört bir yanındaki okul kitaplarında basılan haritaları da çizdim. Ve bu çalışmalarım bana ilk gençlik yıllarımda telif hakkı geliri kazanmamı sağladı. Daha sonra üniversitede sanat okudum, önce memleketim Brighton’da temel bir ders aldım sonra da; St Martins’de Grafik Tasarım ve İllüstrasyon alanında Lisans Derecesi, ardından Londra’daki Royal College of Art’tan Yüksek Lisans Derecesi aldım.

Yirmili yaşlarımın başında, hala üniversitedeyken, moda illüstrasyonu dalında Vogue Sotheby’s Cecil Beaton Ödülü’nü kazandım ve British Vogue ile düzenli olarak çalışmaya başladım.  Bu, birçok başka komisyona ile çalışmama yol açtı. O zamandan beri şirketler ve markalarla iş birliği yapmanın yanı sıra kendi sanat eserlerimi yaratmakla meşgulüm.  Sanırım sır; mümkün olduğunca çizim pratiği yapmak… Hatta aile ve arkadaşlarımın portrelerini yapmak ve ayrıca insanlara, şirketlere yaklaşıp çalışmalarımı göstermekten korkmamaktı.  90’larda ayrıca Londra ve New York’taki dergiler için birçok moda şovunda ve Paris’teki Couture şovlarında çizim yaptım.  Bu bana harika bir moda eğitimi verdi ve ayrıca yirmili yaşlarımı geçirmek için çok ilham verici bir yer olan Notting Hill’de yaşadım.  Yeni teknolojiye uyum sağlamak da benim için çok önemliydi, özellikle de resim yapmanın yeni bir yolunu sağlayan Photoshop…

Tüm bu deneyimler beni profesyonel bir reklam sanatçısı olmaya yönlendirdi

JASON BROOKS

Yapmadığınız için pişman olduğunuz bir şey var mı? Ve nedir?

Yirmili yaşlarımda New York’a taşınmamak oldu diyebilirim.  Moda illüstratörleri için daha az işin olduğu bir zamandı, bu yüzden zor oldu.   Ama belki de New York’a taşınmalı ve moda fotoğrafçılığına başlamalıydım!

İnsanları nasıl etkilediğinizi düşünüyorsunuz?

Umarım çalışmalarım insanlara hayal kurmaları ve ilham almaları için ruhlarına dokunur. Hayat muhteşem ve inanılmaz, mucizevi bir gezegende yaşıyoruz. Bu deneyimin güzelliğini kutlamaya çalışıyorum ve insanların; iyimser ruhumla bir bağ kurmasını umuyorum.

Tuhaf olduğunu düşündüğünüz herhangi bir özelliğiniz var mı?

Bazen geceleri gözlerimi kapattığımda, resimlerle dolu güzel bir kitabın sayfalarını karıştırabiliyorum. Sayfalar zihnimde dönerken birbiri ardına çok sayıda harika resim görüyorum. Uyumuyorum ama tüm bu mükemmel şekilde tamamlanmış resimlere bakıyorum ve bu garip aynı zamanda ilham verici. Gözlerimi açarsam büyü bozuluyor. Acaba başkaları da bu tuhaf deneyimi yaşıyor mu diye merak ediyorum? Eşim de benim bazı psişik güçlerim olduğunu düşünüyor ve bunu bana başkaları da söyledi. Sanırım hepimiz farklı derecelerde bunu yaşıyoruz.

JASON BROOKS

Neyi romantik buluyorsunuz?

Bence başka bir insanla gerçek ve samimi bir bağ kurmanın hissi romantiktir.

Gül ve şampanya ile hiçbir ilgisi olmayan, çok daha derin bir histir. Eğer o büyülü hissi paylaşıyorsanız ve birinin gözlerinin içine, kelimeler olmadan bile bakabiliyorsanız ve o zaman nerede olduğunuzun bir önemi yoktur. Biriyle o bağ hissine eşlik eden güzel yerleri veya deneyimleri paylaşmak inanılmaz derecede romantiktir. Belki de tüm resimlerim varoluşun güzelliğini kutlama biçiminde romantik bir unsura sahiptir. Bence romantizm, sanatta, müzikte veya doğadaki güzelliği ruhsal bir düzeyde takdir ederek bağımsız olarak da deneyimlenebilir.

Paranızı en çok neye harcıyorsunuz?

Paramı en çok aileme, sevgili eşim Nila’ya ve 17 ve 21 yaşlarındaki iki harika çocuğuma harcıyorum.  Kızım Londra’da üniversitede okuyor, bu pahalı ama seyahat ve eğitime harcanan paranın asla boşa gitmediğini düşünüyorum.  Ayrıca sevdiğim şirketlerin hisse senetlerine yatırım yapıyorum, bu alışveriş yapmak gibi hissettiriyor ama ihtiyacım olursa yine de param oluyor.   Bunun dışında stüdyomda sakladığım imzalı sanat kitapları ve evimde bulunan sanat eserlerini topluyorum.

En büyük korkunuz nedir?

Sanırım en büyük korkum ailemi geçindirememek ve çocuklarıma hayatta iyi bir başlangıç ​​sağlayamamak. Pratik düzeyde yüksekliklerden hoşlanmıyorum!

JASON BROOKS

Nelerden ilham alırsınız?

Ben kendi kişisel güzellik kavramımdan ilham alıyorum.    Seyahat ve sanat yoluyla güzelliği keşfetmek, hiç bitmeyen bir ilham ve kendini ifade etme misyonudur. En büyük ilham kaynaklarımdan biri insan formudur. Çünkü; insanları hareket halinde ve farklı pozlarda çizmeyi seviyorum, bu yüzden müzik ve dans önemli kaynaklardır.

Ayrıca hem ilham alıyorum ve doğal hayatta; denizde, ormanlarda, dağlarda, gökyüzünde güzellik buluyorum. İnsanları ve özellikle kadınları bu doğal güzelliğin bir uzantısı olarak görüyorum. Mutlaka dış görünüşle ilgili olmak durumunda değil; güzel bir ses, bir yetenek veya ilham verici güzel bir kişilik özelliği olabilir.

İlham, doğadan ziyade insanlık tarafından yapılmış bir şey aracılığıyla da gelebilir. Güzel bir daire, bir film, fotoğraf, harika bir araba veya resim gibi şeyleri idealize edilmiş bir şekilde görme eğilimindeyim ve eğer yapabilirsem gerçekliği geliştirmeye çalışıyorum.  Bir de hayatta bana ilham veren anlar var. Bir trenin içinden geçen bir görüntü, bir binanın cephesindeki ışık, geceleri pencereler, sokaktaki güzel bir insan, iyi giyimli bir grup insanın arasından geçen bir görüntü, gerçekten sonsuz bir kaynak var benim için…  Duyularımızı ayarlayıp fark edersek her yerde ilham vardır.

Ünlü olmak nasıl bir şey?

Çalışmalarım; kişisel tanınırlığımdan daha ünlü… Bu yüzden sanatım insanlara dokunduğunda ve onlara güzel duygular hissettirdiğinde çok mutlu oluyorum. Genellikle insanlar bana sanatımın hayatlarını olumlu yönde etkilediğini ve onlara bir tür mutluluk veya yaratıcı ifadeye doğru bir yön verdiğini söylüyorlar. Bunu duymak çok tatmin edici. Mümkün olduğunca çok insanın beğenisini almak ilham vermek istiyorum ve bunu ünlü markalarla iş birlikleri üzerinden yapmayı seviyorum.

Yıllar boyunca Chanel, Tiffany & Co, Hotel Du Cap Eden Roc, Michael Kors, Sotheby’s ve yapmaya devam ettiğim birçok ünlü lüks markayla çalıştım. Son zamanlarda Beymen ile Noel Kampanyaları için çalışmak da bir zevkti.

Ünlülerin etkili olduğunu düşünüyor musunuz?

Eğer başkalarına olumlu bir şekilde duygular neşe, bilgi getiren bir şey için etkili oluyorsa; o zaman bu alkışlanmalıdır ve bence bu harika bir şey… Kendini ifade etmeyi insanların temel bir ihtiyacı olarak görüyorum.  Dolaysıyla; bu bir tür eğitim veya eğlence yoluyla ünlü olmaya yol açıyorsa, bu harika bir şey!

JASON BROOKS

Hobileriniz nelerdir?

Film konusunda gerçekten tutkuluyum ve bir iletişim aracı olarak onu büyüleyici buluyorum. Alfred Hitchcock en sevdiğim film yönetmeni, tam bir dahi… Bu ilgi aynı zamanda sanat eserlerimi de şekillendiriyor ve erken kariyerim reklam filmleri için senaryo çizmekle geçti. Ayrıca; bazen işime kattığım rüzgâr sörfü, tenis ve kayak yapmayı da seviyorum. Okyanus rüzgâr sörfündeki deneyimlerim, deniz ve farklı hava koşullarını yaşamamın, sanatıma, resimlerime gerçekçilik katığını söylemek isterim… Bu özellikle, ana müşterilerimden biri olan ve göz alıcı insanlar, yatlar, helikopterler ve okyanus içeren düzenli reklam sanat eserleri ile bir web sitesi olan Superyachts Monaco için yaptığım çalışmalar da etkilidir. Bunların hepsini resmetmekten büyük keyif alıyorum.

Size ilham kaynağı olan bir şehir veya ülke var mı? Var ise; hangi şehir veya ülke?

Paris, New York ve Tokyo benim gözümde her zaman inanılmaz derecede ilham verici ve göz alıcıdır.  Ayrıca; birkaç ay boyunca seyahat ettiğim, İstanbul, Efes, Pamukkale, Afrodisias, Kapadokya, Fethiye, Kaş ve özellikle muhteşem ve büyülü olan gün doğumunu izlediğimiz Nemrut Dağı’nı ziyaret ettiğim Türkiye’nin; bende gerçekten harika anıları var.

JASON BROOKS

Sizi etkileyen bir yaşam deneyiminiz var mı? Bununla ilgili bir tavsiye verebilir misiniz?

Bence iş hayatında dürüst ve güvenilir olmak gerçekten önemli. Yüksek standartları korumak ve her projede elimden gelenin en iyisini yapmak söz konusu olduğunda; biraz mükemmeliyetçi olmak diyebilirim. Hayatın kişisel tarafında, kalbinizi emanet edebileceğiniz, etrafınızda iyi insanları seçmek çok önemlidir.

Bir süper gücünüz olsaydı bu ne olurdu?

İnsanları birbirlerine ve gezegenimize karşı daha şefkatli ve nazik kılma gücüne sahip olmak isterdim.

Hayatınızda hayran olduğunuz kahramanlar var mı?

Annem ve babam ilk kahramanlarımdı. İkisi de çok şık, nazik ve yaratıcı insanlardı ve erken yaştan itibaren yaratıcılığımı teşvik ettiler. Çalışmalarına hayran olduğum ünlü kişiler açısından;  Picasso, David Bowie, David Hockney, Matisse, Davinci, Coco Chanel, Karl Lagerfeld, David Bailey, Cristobal Balenciaga ve liste uzayıp gidiyor…

Kahramanlarım; yeteneklerine çok doğrudan ve doğal bir bir şekilde erişebilen, vizyonlarını dünyaya açıklık ve güvenle ileterek kendilerini ifade eden yaratıcı insanlardır.

JASON BROOKS

Hayattaki altın kuralınız nedir?

‘Her zaman parlak tarafa bakın’… Ben doğal bir iyimserim ve hayatın zor anlarında bile güçlü ve iyimser olabilen pozitif insanların yanında kendimi daha rahat hissediyorum.

Bir duruma bakmanın genellikle iki yolu vardır, bu yüzden eğer yapabilirsem etrafımdaki insanları mutlu etmeye ve pozitif kalmaya çalışıyorum.  Sanat eserlerimin amacı da insanların kendilerini iyi hissetmelerini sağlamak. Hayal kurmak için iyimser pozitif duygulardan ilham alıyorum.

Yemek yapmayı sever misin? En çok ne pişiriyorsun?

Aslında yemek yapmayı seviyorum.  2020’deki ‘karantina’ sırasında karım ve çocuklarım için yemek yaptığımda bundan gerçekten keyif almaya başladım. Şu anda yapmayı en sevdiğim yemekler Yaki Soba, Lazanya ve Kral Karides Arrabbiata. Zevkim yıllar geçtikçe daha da gelişti ve bol sarımsak ve acı biber içeren güçlü tatları seviyorum.

En çok hangi şehri seviyorsunuz ve yaşamak istiyorsunuz? Neden?

Güney Fransa’nın kıyı şeridini seviyorum ve ışık, mimari ve kültür bana gerçekten ilham veriyor. On yıllardır sanatçılar için ünlü bir yer ve gelecekte bir noktada Nice’in yakınında yaşamayı çok isterim. 

En sevdiğiniz veya şimdiye kadar geçirdiğiniz en macera dolu tatil hangisidir?

Yirmili yaşlarımdayken bir televizyon şirketi tarafından 3 ay boyunca Meksika ve Guatemala’da Maya bölgelerini ziyaret etmek ve eskiz defterlerime birçok çizim ve resim yapmak için sponsor oldu. Harika bir maceraydı ve sanat eserim daha sonra televizyon şirketinin yarışmasında birincilik ödülünü kazandı. Her iki ülkenin ve Belize ve Honduras’ın renkleri ve canlılığı asla unutamayacağım değerli bir anı.  Eşim ve ben ayrıca Maldivler’e ve balayımız için Seyşeller’e birkaç kez seyahat ettik. Palmiye ağaçları ve ıssız adaların ortamı benim için cennet!