Yazılar

Can Baydar’dan tempolu bir şarkı “Oyunlarınız Var”

Can Baydar, heyecanla beklenen Her Şey Geçer albümünün dördüncü ve projeden önceki son teklisi “Oyunlarınız Var” ile Sony Music Türkiye etiketiyle müzikseverlerle buluşuyor.

Sert ritimler, güçlü gitar riff’leri, dönemin ruhuna uygun olarak şekillenen sözler ve toplumsal alt metinleriyle öne çıkan şarkı, yüksek temposu ve yerinde duramayan yapısıyla dinleyiciyi harekete geçiren enerjik bir atmosfer sunuyor.

“Oyunlarınız Var”, kuralları dar, oyunları hiç bitmeyen bir düzenin içinde kendi yolunu çizmeye çalışan bir ruhun hikayesini anlatıyor. Can Baydar’ın müzikal kimliğini ve hayata bakışını cesur bir şekilde yansıtan parça, bireysel özgürlük arayışıyla birlikte, günümüz dünyasında birçok kişinin hissettiği sıkışmışlık hissine de dokunuyor.

Şarkı bu yönüyle, yalnızca kişisel bir başkaldırı değil, aynı zamanda çağın karmaşası içinde yönünü bulmaya çalışan herkese hitap eden güçlü bir ifade alanı yaratıyor.

Demir Demirkan “Suçlusun” ile hayranları ile buluşuyor

Türkiye’nin önemli söz yazarı, besteci ve müzisyenlerinden Demir Demirkan, yeni teklisi “Suçlusun”u Sony Music Türkiye etiketiyle müzikseverlerle buluşturdu.

Sevilen sanatçının ilk romanı “Zamanda Saklı”, kısa sürede okuyucuların dikkatini çekmeyi başarmıştı. Dört kitaplık bir roman serüvenine başlayan Demirkan, hikâyelerini müzikle taçlandırmaya devam ediyor. Şubat ayında yayımlanan ve kitabın ilk bölümüne ait olan “Yüreğimi Vur Kadehi” hâlâ Türkçe rock listelerindeki başarılı konumunu korurken, yeni tekli “Suçlusun” ise Zamanda Saklı kitabının ikinci bölümünden ilham alıyor. Şarkının söz, müzik ve düzenlemesi Demir Demirkan’a ait. Kayıtları Stüdyo Lavega’da yapılan parçanın mik’ini Tarkan Gözübüyük, mastering’ini Evren Göknar üstlendi. Davulda Onur Akça, bas gitarda ise Tansu Kızılırmak yer alıyor. Yazdığı sözler, bestelediği müzikler ve kendine özgü sesiyle Türk rock müziğinin efsanelerinden biri hâline gelen Demir Demirkan’ın yeni teklisi “Suçlusun”, tüm dijital platformlarda yayında!

Burak Bedirli’den yeni tekli

Burak Bedirli’nin duygusal ve melankolik tınılarıyla dikkat çeken yeni teklisi “Nefes” müzikseverlerle buluşuyor. Burak Bedirli, aranjörlüğünü üstlendiği yeni teklisi “Nefes” ile dinleyicilerini derin bir içsel yolculuğa çıkarıyor.

Söz ve müziği başarılı müzisyen Yasir Miy imzası taşıyan “Nefes”, modern altyapılarla harmanlanmış arabesk ögelerle dolu sade ama etkileyici bir düzenlemeye sahip. Şarkı, kalbin kıyısında kalan kelimelerin, söylenemeyen hislerin ve içe işleyen duyguların müzikal bir dışavurumu niteliğinde. Tüm dijital platformlarda yayında olacak olan “Nefes”, melankolik ve duygusal müzik tutkunlarının listelerinde kalıcı bir yer edinmeye aday.

Zeynep Çilek Çimen “Duo Sergi”

Zeynep Çilek Çimen, Venedik Bienali’ndeki AKNEYE Phygital Space performansının ardından Türk Hava Yolları’nın desteğiyle Dubai’de Duo sergi açıyor

Zeynep Çilek Çimen’in Venedik Bienali kapsamında AKNEYE Phygital Space’te gerçekleştirdiği performansın ardından eserleri şimdi de Dubai’de, Art Dubai ile eş zamanlı olarak düzenlenen duo sergide sanatseverlerle buluşuyor. 16 Nisan’da açılacak olan sergi, 16 Mayıs 2025 tarihine kadar Dubai Mall içinde yer alan FTNFT Gallery’de ziyaret edilebilecek.

Bölgedeki çağdaş, dijital ve yeni medya sanatına odaklanan önde gelen galerilerden biri olan FTNFT Gallery, Çilek Çimen’in katmanlı ve kavramsal olarak zengin eserlerine ev sahipliği yapacak. Sergi, izleyicilere derinlikli ve düşündürücü bir deneyim sunmayı hedefliyor.

Her öksürük krizi astım mı?

Astım, çocukluk çağının en sık görülen kronik hastalığıdır ve dünya çapında tanı alan hasta sayısı giderek artmaktadır. Genellikle erken çocukluk döneminde başlar, ergenliğe kadar şikayetler devam eder. Çocukluk çağında; okul devamsızlığı, acil servis ziyareti ve hastaneye yatışların önemli bir nedenidir. Nedeni belirlenmemiş olsa da çevresel maruziyetler ile doğal biyolojik ve genetik yatkınlıkların bir kombinasyonu olduğu düşünülmektedir. Sigara dumanı, hava kirliliği, soğuk ve kuru hava, keskin kokular ve obezite astım atağını tekikleyen nedenler arasındadır. Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Çocuk Alerjisi Bölümü’nden Uzm. Dr. Gülnar Aliyeva, çocuklarda görülen astım ve tedavisi hakkında bilgi verdi.

Dr. Gülnar Aliyeva

Dr. Gülnar Aliyeva

Ailede alerji öyküsü varsa…

Çocuklarda öksürük, hışıltı, nefes darlığı veya nefes almada zorluk, aktivitede kısıtlanma veya daha çabuk yorulma astımın belirtilerindendir. Birinci derece akrabalarda alerjik hastalık hikayesi astım riskini artırabilir. Öksürüğün balgamsız, tekrarlayan veya kalıcı olması ve geceleri daha fazla görülmesi, egzersiz, gülme, ağlama veya sigara dumanına maruziyet sonucu ortaya çıkması durumlarında akla astım gelir. Benzer şekilde hışıltının da uyku sırasında olması veya aktivite, ağlama, gülme, sigara dumanı ya da hava kirliliği ile tetiklenmesi astımı işaret eder. Düşük doz inhale kortikosteroid tedavisi ile 2-3 aylık sürede hastanın şikayetlerinin düzelmesi astım tanısı desteklemektedir.

0-2 yaş arasında da görülebiliyor

5 yaşından büyük çocuklarda astım tanı kriterleri erişkin hastalarla benzer şekildedir. 5 yaşından küçük çocuklarda, özellikle de 0-2 yaş arasında, hışıltı ve öksürük gibi inişli çıkışlı solunum semptomları astım dışı nedenlerle de görülebilmektedir. Ayrıca hava yolu kısıtlılığı ve ilaç yanıtı rutin olarak bu yaş grubundaki çocuklarda ölçülememektedir. Üst solunum yolu enfeksiyonu sırasında öksürük, hışıltı, nefes almada zorluk şikayetlerinin 10 günden uzun sürmesi, yılda üçten fazla atak olması veya ağır atak olması ve/veya geceleri kötüleşmesi, ataklar arasında öksürük, hışıltı veya nefes darlığı şikayetlerinin olması, yaşıtlarına göre daha çabuk yorulması, atopik dermatit, besin alerjisi veya ailede astım hikayesi olması astımı düşündüren belirtilerdendir.

Alerjiye yatkın olan kişiler risk grubunda

En az 2-3 ay süre ile düzenli olarak inhale kortikosteroid ve gerektiğinde kısa etkili beta2-agonist (SABA) kullanımın denenmesi astım tanısı için yol gösterici olabilir. 5 yaşından büyük çocuklarda solunum fonksiyon testi astım tanısı için kullanılmaktadır. Tedavi sırasında şikayetlerde düzelme ve tedavi kesildikten sonra hasta durumunun kötüleşmesi astım tanısını destekler.  Alerjenlere duyarlılık, deri prik ve alerjen-spesifik IgE testleri ile ölçülebilir. Üç yaşından büyük astımlı çocukların çoğunda alerjik duyarlanma vardır ancak olmaması astım tanısını dışlamaz. Kronik astım gelişimini ön gören en önemli parametre alerjen duyarlılığı olarak bulunmuştur. Radyolojik tetkikler nadiren gereklidir. Astım tanısı şüpheli ise altta yatan yapısal anormallikleri, kronik enfeksiyonları, yabancı cisimleri ve ayırıcı tanıda yer alan diğer hastalıkları dışlamak için kullanılabilir.

Çocukta büyüme ve gelişme geriliği olabilir

Astım tanısını kesinleştirmeden önce hışıltı, öksürük ve nefes darlığı yapan diğer nedenlerin düşünülmesi ve dışlanması önemlidir.  Büyüme-gelişme geriliği olması, şikayetlerin yenidoğan döneminde veya çok erken dönemde başlaması, solunum semptomları ile ilişkili kusma, devamlı olan hışıltı, astım tedavilerine yanıtsızlık, tipik tetikleyicilerle (örneğin viral üst solunum yolu enfeksiyonları) şikayetlerin olmaması, bölgesel akciğer veya kardiyovasküler semptomların olması, çomak parmak, viral enfeksiyon dışında hipoksemi (kandaki oksijen seviyesinin düşüklüğü) olması tanıda astım dışında düşünülmesi gereken durumlardır.

Tedavi yaş gruplarına göre planlanıyor

Diğer yaş gruplarında olduğu gibi küçük çocuklarda da astım yönetiminin amacı; semptom kontrolü sağlayarak normal aktivitenin devam ettirilebilmesi, akut alevlenme riskini azaltılması, normal akciğer fonksiyonlarının ve gelişiminin devam ettirilmesi ve ilaç yan etkilerinin en aza indirilmesidir. Çocuklarda tedavi yaş grubuna göre: yani 5-6 yaş altı, 6-11 yaş, adolesan yaş grubuna göre düzenlenir.  Tedavi; ilk tanı anında astımın şiddetine, astım tanılı ve tedavi alan çocukta ise astım kontrol duruma göre tedavi basamakları göz önünde bulundurularak planlanır. Astım hastaları için sigara, hava kirliliği, aeroalerjen duyarlılığı önlemi, yıllık grip aşısı gibi çevresel faktörler her zaman göz önünde bulundurulmalıdır.

Daha Rafine ve daha modern Hyundai yeni IONIQ 6

Hyundai Motor Company, Kore’deki Seul Mobilite Fuarı’nda Yeni IONIQ 6 ve IONIQ 6 N Line’ı modellerini tanıttı.

Elektrikli otomobillerdeki aerodinamizm adına standartları yeniden belirleyen IONIQ 6, şimdi daha şık ve daha modern bir şekilde karşımıza çıkıyor.

Rafine bir siluet ile öne çıkan otomobil, aynı zamanda geliştirilmiş oranlar sunuyor. Agresif ve sportif bir tasarım anlayışı ile hazırlanan otomobilin N Line versiyonu ise geçtiğimiz yıllarda tanıtılan RN22e konsept modelden ilham alıyor ve IONIQ 6 N modeline de göz kırpmış oluyor.

Hyundai IONIQ 6

‘Saf Akış ve Rafine’ tasarım konsepti

Hyundai, Yeni IONIQ 6 ile elektrikli aerodinamizmin farklı bir kimliğini vurguluyor. ‘Saf Akış ve Rafine’ kavramına göre gövde, hava akışını daha hassas ve doğal bir şekilde aktarmaya odaklanıyor.

Yeni aracın yükseltilmiş motor kapağı ve uzatılmış şekli, köpekbalığı burnu tasarımıyla birleşince, agresif ve aynı zamanda oldukça şık bir profil yaratıyor. Alt gövdedeki siyah eklentiler ise kapılara kadar uzanıyor ve IONIQ 6’nın aerodinamik gövdesini vurguluyor. Yerini aldığı ilk modeldeki spoyler makyajlı versiyonda kaldırılmış ve böylece Yeni IONIQ 6, daha pürüzsüz ve daha rafine bir silüet elde etmiş. Bununla beraber aerodinamik performansı korumak için de uzatılmış yeni bir spoylere kavuşmuş.

Hyundai IONIQ 6

Aracın ön ve arka tasarım detayları arasında yeni tip ince bir gündüz farları yer alıyor. Aydınlatma grubu içerisindeki diğer lambalar da daha modern ve daha yüksek teknolojili bir görünüm için yeniden tasarlanmış. Yatay tasarım öğeleriyle daha geniş bir duruş elde edilirken, arka tampon tasarımı da krom eklentilerle tamamlanmış.

Yeni IONIQ 6’nın iç tasarımı, daha konforlu bir sürüş ve daha sezgisel bir kullanıcı deneyimi için geliştirilmiş. Sürüş hissiyatını artıran yeniden tasarlanmış bir direksiyon simidi ile kullanıcısını karşılayan iç mekan, yeni tip kapı döşemelerine de sahip. Orta konsol düzeni de gelişmiş yolculuk deneyimi için rafine edilmiş. Yeni tip klima kontrol ekranı, kullanım kolaylığını artırmak için genişletilmiş.

Hyundai IONIQ 6

N Line ile daha cesur ve daha agresif bir stil

Yeni IONIQ 6 ile birlikte tanıtılan IONIQ 6 N Line versiyonu, 2022’de tanıtılan RN22e konsept modelin tasarım DNA’sını miras alıyor. N Line modelinin dinamik ve agresif tasarımını vurgulamak için ön ve arka tarafta geniş hava girişli tamponlara, geliştirilmiş detaylara ve daha heykelsi bir forma yer verilmiş. Ayrıca, RN22e’nin tasarımından alınan arkadaki siyah rengin kullanımı ise, IONIQ 6 N Line’ın sportif oranlarına katkıda bulunuyor. İki boyutlu Parametrik Piksel lamba tasarımı da dijital estetiği zirveye taşıyor.

Hyundai IONIQ 6

Hafize Çınar Güner “Park Canavarı”

Hafize Çınar Güner’in çocuklara hem eğlenceli hem de öğretici bir hikâye sunan kitabı Park Canavarı, Sevtap Sarıca imzalı yeni resimleri ve yeni formatıyla Dinozor Çocuk’tan* çıktı!

Parkta geçen macera dolu bu öykünün renkli karakterleri, ilk kez karşılaştıkları ve “park canavarı” olduğunu düşündükleri temizlik aracından kurtulmanın yollarını arar ancak sonunda ne kadar yanıldıklarını anlarlar. Dostluk, cesaret ve hayal gücünün önemini vurgulayan Park Canavarı, bilgisizliğin korkuyu nasıl beslediğini anlatıyor. Kitabın sonunda öyküyle bağlantılı etkinlik sayfalarının yer aldığı bir karekod da olurları bekliyor.

Lüksün ve performansın yeni ikonları; Frauscher 858 Fantom ve 1414 Demon Air

Frauscher, premium yatçılık anlayışını estetik detaylarla birleştirerek deniz severlere iddialı modeller sunmaya devam ediyor.

Asmira Marine güvencesiyle deniz tutkunlarıyla buluşan Frauscher’in, yenilikçi iki modeli 858 Fantom ve 1414 Demon Air ile bu yaz denizler bambaşka bir hikaye yazmaya hazırlanıyor. Frauscher 858 Fantom ve 1414 Demon Air, sofistike tasarımları ve üstün mühendislik anlayışlarıyla bu yazın en çok konuşulacak modelleri arasında yer alıyor.

Frauscher 858 Fantom

Olağanüstü işçiliği, üstün performansı ve yenilikçi tasarımıyla deniz tutkunlarının beklentilerini aşan Frauscher 858 Fantom, şıklık ve gücü bir araya getiriyor. 8,67 metre uzunluğundaki bu etkileyici sürat teknesi, Frauscher’in efsanevi tasarım çizgilerini taşırken, sürüş dinamikleriyle de fark yaratıyor.

Kapalı pruvalı yapısı aerodinamik avantaj sağlarken, 430 HP’ye kadar ulaşan güçlü motor seçenekleri adrenalin dolu sürüşler sunuyor. Geniş oturma alanı, masif tik kaplamalı güneşlenme platformu ve ergonomik dümen konsolu, konfor ve stilin kusursuz birleşimini oluşturuyor. Frauscher 858 Fantom, performans ve konforun mükemmel dengesini sunan bir sürat teknesi. Akıcı gövde tasarımı sayesinde hem sakin sularda rahat bir seyir sağlıyor hem de yüksek hızlarda üstün denge ve kontrol sunuyor. Modern çizgileri, zarif detayları ve fonksiyonel donanımlarıyla denizde geçirilen her anı özel kılıyor. İster hızın keyfini çıkarın, ister koylarda dingin bir gün geçirin; 858 Fantom, her anınıza eşlik edecek kusursuz bir yol arkadaşı.

Frauscher 1414 Demon Air

Lüks yatçılığın en çarpıcı örneklerinden biri olan Frauscher 1414 Demon Air, Frauscher’in “Engineers of Emotions” felsefesini en üst seviyeye taşıyor. 14 metre uzunluğundaki bu göz alıcı açık deniz cruiser modeli, zamansız tasarım anlayışını konforla buluşturuyor. Öne çıkan özellikleri arasında, ortada konumlandırılmış bağımsız dümen, geniş güneşlenme alanı, şık bir bar bölümü ve modern iç mekan dizaynı bulunuyor. Geniş banyosu, konforlu oturma alanı ve 4 kişilik yatak kapasitesi, hem kısa geziler hem de uzun deniz yolculukları için mükemmel bir deneyim sunuyor. Teknenin çift Volvo Penta motoru (2×440 HP) ve hassas mühendisliği, üstün hız ve manevra kabiliyeti sağlarken, Frauscher’in ikonik spor otomobil estetiğini yat konseptine kusursuz bir şekilde uyguluyor. Karbon detaylar, aerodinamik hatlar ve çerçevesiz ön cam, bu modeli güçlü bir performans makinesi haline getiriyor.

Obezite yaşam süresini kısaltıyor!

Modern çağın salgın hastalığı olarak tanımlanan obezite son yıllarda dünya genelinde hızla yaygınlaşıyor. Araştırmalara göre Türkiye, yüzde 30’un üzerinde obezite oranıyla Avrupa’nın en kilolu ülkesi haline geldi. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Can Gönen, obezitenin sadece kozmetik bir sorun olmadığını, birçok ciddi hastalığa yol açarak yaşam süresini kısalttığını belirtiyor. Buna karşın günümüzde teknoloji ve tıptaki hızlı gelişmeler sayesinde obezitede kişiye özel tedavi seçenekleri ortaya çıktığını, son yıllarda kolay uygulanabilir ve etkili yöntemlerle bu ciddi hastalıktan kurtulmanın mümkün olabildiğini vurgulayan Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Can Gönen, Türkiye’de alarm veren obezitede en yeni tedavi yöntemlerini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve hareketsiz (sedanter) yaşam tarzı gibi etkenlerle görülme sıklığı hızla artan obezite, vücutta tüm sistemleri olumsuz etkileyerek yaşam süresini kısaltan çok önemli bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Günümüzde obezitenin 7’den 70’e dünya genelinde yaygınlaştığını belirten Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Can Gönen, “Normalin üzerinde yağ dokusu birikimi yaşam kalitesini bozmanın yanı sıra tüm sistemleri olumsuz etkileyerek tip 2 diyabet, hipertansiyon, kalp ve damar hastalıkları, kanser ve eklem sorunları gibi hastalıklara yakalanma riskini artırır ve beklenen yaşam süresini kısaltır. Araştırmalar; obezite sıklığının ülkemizde yüzde 30’un üzerine çıktığını ve Avrupa kıtasındaki en kilolu ülke konumuna geldiğimizi göstermektedir. Kadınlarda obezite, erkeklerden çok daha fazla görülmektedir” diyor. Obezitenin bir yaşam tercihi değil, tedavi edilmesi gereken ciddi bir hastalık olduğunun çok net bilinmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Gönen şöyle konuşuyor: “Ne yazık ki toplumun birçok kesiminde obezitenin kişinin kendi tercihi, öz bakım eksikliği veya umursamazlığından kaynaklandığı yönünde yaygın bir ön yargı vardır. Obeziteli bireyler bu nedenle okul, iş ve sosyal yaşamlarında çeşitli ayrımcılıklara maruz kalmakta ve çeşitli engellerle karşılaşmaktadırlar. Söz konusu ayrımcılık, hastalığının ifade edilişinde bile kendini göstermektedir. “Obez” ifadesi bir hastalık adı olarak değil, bir sıfat olarak kullanılmakta ve bu nedenle yargılayıcı, aşağılayıcı bir dil ortaya çıkmaktadır. Son yıllarda obezite hastalığının doğru şekilde ifade edilmesi ve obeziteli bireylerin ötekileştirilmemesi konusunda bir hassasiyet başlamıştır. “Önce insanım” sloganıyla başlayan bu girişimde “obeziteli birey”, “obeziteyle yaşayan birey”, “obezite hastası” gibi ifadelerin kullanılmasına özen gösterilmesi önemle vurgulanmaktadır.”

Prof. Dr. Can Gönen

Prof. Dr. Can Gönen

Beden kitle indeksiniz 30 ve üzeri ise!

Obezitenin tespitinde en yaygın olarak beden kitle indeksi (BKİ) hesaplaması kullanılıyor. Yetişkinlerde beden kitle indeksinin 30 ve üzeri olmasının obeziteye işaret ettiğini belirten Prof. Dr. Can Gönen “BKİ, bir kişinin kilogram cinsinden vücut ağırlığının metre cinsinden boyunun karesine (kg/m2) bölünmesiyle hesaplanır. Yetişkinlerde normal kabul edilen BKİ değeri 18,5-24,9 kg/m2 arasıdır. 25-29,9 olması kilo fazlalığına, 30 ve üzeri olması ise obeziteye işaret eder. Obezite derecesi de evre 1, evre 2 ve evre 3 olarak sınıflandırılır. Beden kitle indeksinin 40 ve üzerinde olması obezitenin evre 3 yani çok ciddi düzeyde olduğunu gösterir. Obezitesi etkin yöntemlerle tedavi edilerek istenen hedef kiloya yaklaşan kişiler ve obezitesi tedavi edilmemiş bireylerin uzun yıllar takip edildiği karşılaştırmalı çalışmalar bize kanser sıklığının ve yaşam süresinin obezite ile olan ilişkisini açıkça ortaya koymuştur. Obezite ile yaşayan kişilerde kanser sıklığı artmakta ve yaşam süresi kısalmaktadır” diyor.

Obezite tedavisi kişiye göre değişiyor!

Bütün kronik hastalıklarda olduğu gibi obezitenin tedavisinde de hasta ve hekim işbirliğinin çok büyük önem taşıdığını belirten Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Can Gönen, “Tedavide amaç sadece kilo vermek değil, verilen kiloyu korumak, kilo artışına neden olan etkenlerden uzaklaşmak ve yaşam biçimini kalıcı olarak değiştirmek olmalıdır. Bir obezite hastasının bu hedefe ulaşabilmesini sağlamak için istekli, bilgili ve motivasyonu yüksek bir ekiple çalışılması çok önemlidir” diyor. Obezite tedavisinde diyet ve egzersizin uzun dönemde yüzde 5 düzeyinin üstünde istikrarlı bir başarıya ulaşamadığını, diyet ve egzersize eşlik eden etkin ilaç tedavilerinin ise başarı oranını yüzde 15-17’ye çıkardığını belirten Prof. Dr. Gönen “Ancak kilo kaybı kişinin diyet, egzersiz gibi yaşam şekli değişiklikleri uygulamasına, ilaç uyumuna, ilacın kullanım süresine göre farklılık göstermektedir” diye konuşuyor.

Kolay uygulanabilir ve etkin yöntemler öne çıkıyor!

En az altı ay süreyle diyet, egzersiz ve ilaç tedavisi ile yeterli kilo veremeyen veya daha önce verdiği kiloyu muhafaza edemeyen hastalarda cerrahinin düşünülebileceğini ancak son yıllarda teknoloji ve tıptaki hızlı gelişmeler sayesinde endoskopik tedavilerin kolay uygulanabilir ve etkin yöntemler olarak öne çıktığını vurgulayan Prof. Dr. Can Gönen şu açıklamalarda bulunuyor: Obezite tedavisinde başlıca 2 endoskopik yöntem uygulamaktayız. Bunlar; endoskopik balon yerleştirilmesi ve endoskopik tüp mide oluşturulmasıdır (endoskopik sleeve gastroplasti). Endoskopik balon tedavisinde, endoskopik olarak mide içerisine balon yerleştirilmekte ve uygun hacime kadar şişirilmektedir. Konulan balon 6-12 ay sonra endoskopik olarak söndürülüp çıkartılmaktadır. İşlemler hasta uyurken yapılmaktadır. Bu yöntem ile yüzde 10-11 düzeyinde kilo kaybı sağlanmaktadır. Ancak kilo kaybı kişinin diyet, egzersiz ve yaşam şekli değişikliklerine göre farklılık göstermektedir. Endoskopik tüp mide oluşturulması ise daha yeni bir yöntemdir. Hasta uyutulup, endoskopik olarak mide içerisine dikişler konularak mide hacmi yüzde 70 küçültülmektedir. Bu yöntem ile yüzde 17-18 düzeyinde kilo kaybı sağlanmaktadır.”

Hasta aynı gün taburcu edilebiliyor

Endoskopik tüp mide yönteminin cerrahiye göre hastaya bir çok avantaj sağladığını vurgulayan Prof. Dr. Gönen “Kesi olmaması, olumsuz sonuçların (komplikasyon) az olması, ileride gerekirse diğer yöntemlerin (cerrahi dahil) yapılabilir olmaya devam etmesi, düzenli ilaç kullanım gerekliliğinin olmaması üstün tarafları olarak göze çarpmaktadır. Bu avantajları nedeni ile hem Avrupa hem Avrupa sağlık otoriteleri tarafından onaylanmış bir yöntemdir. Dünyada; diyet, egzersiz, yaşam tarzı değişikliklerine rağmen istenilen kilo kaybı sağlanamayan, BKİ 30 ve üzeri ya da 27 ve üzeri olup obezite ile ilişkili bir hastalığı olan (örneğin tip 2 diyabet, hipertansiyon, uyku apnesi vb) hastalar için önerilmektedir. Endoskopik tüp mide oluşturulması, daha önce cerrahi tedavi uygulanan ancak tekrar kilo alımı olan hastalarda kurtarıcı bir tedavi olarak uygulanabilmektedir” diyor.

Menopoz sonrası sıcak basması normal mi?

Kadınlarda son görülen adet döngüsü menopoz olarak tanımlanıyor.  Bir yıl boyunca adet görmeyen kadınlar artık menopoz sonrası dönem, yani postmenopozal dönemde oluyor. Ülkemizde kadınlar ortalama 48-49 yaşında son kez adet görüyor ve menopoz sonrası döneme giriyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Selcen Bahadır, menopozun bazı toplumlarda ve ülkemizde kadınlığın bitmesi olarak algılandığını belirterek, “Aslında bu dönem sadece artık gebe kalamayacağınızın bir göstergesidir. Yani, biten tek şey doğurganlık olup, hayatın yeni bir sayfası açılmıştır” diyor. Ancak, toplumda menopozla ilgili doğru sanılan bazı hatalı bilgiler kadınları “Artık yaşlandım” düşüncesiyle baş başa bırakabiliyor. Kadınlar, menopozun fizyolojik hormon değişiklikleri karşısında kendilerini çaresiz hissedip, birçok semptomla yaşamak zorunda olduklarını düşünüyorlar. Şu an için güncel olmayan bilgilerle, hormon yerine koyma tedavisi almaktan korkup, uzun dönem kronik hastalıklara yatkın hale geliyorlar. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Selcen Bahadır, menopoz sonrasıyla ilgili doğru sanılan 12 hatalı bilgiyi anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Dr. Selcen Bahadır

Dr. Selcen Bahadır

Menopoza girdiğim için yaşlandım ve kadınlığım bitti. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Menopoz kadının yaşam döngüsünde ergenliğe girmek ve adetlerin başlaması gibi doğal bir olay. “Menopozu bir yaşlanma süreci olarak görmekten çok bir yaşam evresi olarak görmeyi tercih etmenizi öneririm” diyen Dr. Selcen Bahadır, sözlerine şöyle devam ediyor:  “Yaş almak da doğal fizyolojik bir süreç olup, nasıl yaşadığımız veya yaşamaya devam ettiğimizle doğrudan ilişkilidir. Dolayısıyla, menopoz tek başına yaşlanmanın ölçütü değildir. Menopoz sonrası dönem ise doğurganlığın bittiği,  yani gebe kalamayacağınız bir dönemdir. Öte yandan kadın kimliği ise son nefese kadar devam eder.”

Menopoz sadece 50’li yaşlardaki kadınlarda başlar. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Her ne kadar dünyada ortalama menopoz yaşı 50-51 ve ülkemizde 48-49 olsa da menopoz bazı kadınlarda 45 yaşından önce, hatta kimi kadınlarda 40 yaşından önce başlayabiliyor. Erken yaşlarda başlayan menopoz ilerleyen yıllarda kalp ve damar hastalığı, osteoporoz ile demans gibi kronik hastalıklarla daha fazla ilişkili olabiliyor. Bu nedenle erken yaşta menopoz süreci yaşayan kadınların tedavilerini aksatmamaları büyük bir önem taşıyor.

Annem 50 yaşından sonra menopoza girmiş, ben de o yaşta girerim. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Menopozal semptomlar (menopoz yaşı) genetik özellikler taşıyor ve kabaca annemize benzer yaşta bu döneme giriyoruz.  Ancak bu kesin bir kural değildir! Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Selcen Bahadır, “Yaşam koşulları, stres, sigara, alkol kullanımı, otoimmun hastalıklar ve geçirilmiş bazı cerrahiler, menopozla daha erken tanışılmasına neden olabilmektedir” diyor.

Menopoz her kadın için aynıdır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Yeryüzündeki her kadın menopozu, semptomlarını ve bu semptomların ciddiyetini farklı şekilde yaşıyor. Kimi kadınlar çok ciddi sıcak basması sorunu yaşarken, bazı kadınlarda ise bu bulguya hiç rastlanmıyor.  Yine, vajinada kuruluk, kalp ve damar hastalıkları, demans gibi menopoz ve yaş almanın uzun dönem bulguları da kadından kadına farklı seviyelerde ciddiyet gösterebiliyor.

Menopoz semptomları zamanla kendiliğinden geçer. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Birçok kadın menopozla ilgili şikayetlerin birkaç yıl içerisinde kendiliğinden geçeceğini düşünüyor. Ancak yaygın inanışın aksine, bu semptomlar uzun süre devam edebiliyor ve sizi kronik hastalıklarla baş başa bırakabiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Selcen Bahadır, “Sıcak basması ve gece terlemesi genelde menopoz sürecinin erken dönem bulgusu olmakla birlikte, 10 yıla kadar devam eden hastalar gözlenmiştir. Yine hormonal değişiklikler süreç içerisinde osteoporoz (kemik erimesi), sarkopeni (kas kaybı), demans, kalp ve damar hastalıklarıyla ilişkilidir. Dolayısıyla, bu dönemde yaşadığınız semptomlar hayat kalitenizi bozuyorsa muhakkak bir doktora başvurmanızı, hayat kalitenizi artıracak ve sizi bazı kronik hastalıklardan koruyacak tedaviler almanızı öneririm” diyor.

Menopoza girdim kesin kilo alacağım. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Östrojen seviyesindeki düşüş özellikle bel çevresinin yağlanmasına yol açabiliyor.

Bunun yanında, kilo almak tek başına menopoz ve menopoz sonrası dönemle değil, aynı zamanda yaş almakla ilişkili oluyor. Dolayısıyla bu yaş grubundaki kadınların sağlıklı beslenmeye ve fiziksel aktiviteye daha fazla önem vermeleri gerekiyor.

Menopozda kullanılan hormonlar meme kanseri yapıyor. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Dünyada olduğu gibi ülkemizde de çoğu kadın menopoz döneminde hormon yerine koyma tedavisi ve kanser ilişkisi hakkında çok fazla endişe yaşıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Selcen Bahadır, yaygın inanışın aksine, menopoz sürecinde kişiye özel şekilde kullanılan hormonların meme kanserine yol açmadığına  işaret ederek, “Bu bilgi, 2002 yılında yayınlanan ve yanlış yorumlanan bir çalışmanın menopozda hormon tedavisine bomba gibi düşmesiyle ilişkilidir. Bu yanlış, tüm dünyada, belki de 20 yıl, hem doktorların hem de kadınların hormon tedavisinden uzak durmalarına neden olmuştur. Ancak yapılan bilimsel ve güncel çalışmalar; kişiye özgü, uygun yaşta, uygun dozda ve formda kullanılan hormon tedavisinin kanser, özellikle de meme kanseriyle ilişkisinin olmadığını ortaya koymuştur” diyor.

Hormon tedavisi kilo aldırıyor. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Yapılan çalışmalarda; menopozal hormon yerine koyma tedavisi alan kadınlar ve almayan kadınlar arasında kilo açısından bir fark bulunamamış. Yaş almak, yaşam koşulları, diğer medikal faktörler, fiziksel aktivite ve yeme alışkanlıklarımız kilo almakla daha çok ilişkili oluyor.

Sıcak basması yaşamak normaldir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Sıcak basması, menopoz öncesi dönemde ve menopozun erken dönemlerinde kadınların en sık yaşadıkları, en çok şikayetçi oldukları ve gerçek anlamda hayat kalitesini etkileyen semptomların başında geliyor.  Sıcak basması, özellikle kandaki östrojen seviyesinde azalma ve bu azalmanın beyindeki termoregulatuar merkez yanıtını etkilemesiyle oluşuyor. Yapılan çalışmalar; sıcak basmasını sık ve yoğun yaşayan kadınların ileriki yıllarda kalp damar hastalıkları ile Alzheimer’a (demans) daha fazla yakalandıklarını gösteriyor. Sıcak basması, hayat kalitesini bozan ve kalp damar hastalıkları ile Alzheimer gibi riskleri arttıran bir semptom olarak, dünyadaki tüm menopoz derneklerinin önerisiyle, menopozda hormon yerine koyma tedavisinin en önemli endikasyonudur. Kişiye özgü uygun hormon yerine koyma tedavisiyle bu riskleri minimize etmek mümkün oluyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Selcen Bahadır,Dolayısıyla sıcak basması sorununda mutlaka doktorun uygun gördüğü tedavinin alınması gerekmektedir” diyor.

Hormon yerine koyma tedavisi almadığım / alamadığım için yapacak başka hiçbir şeyim yok. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Bazı risk faktörlerinde kadınlar hormon yerine koyma tedavisi alamıyor veya tercih etmiyorlar. Ancak bu durum menopoza karşı yapacak hiçbir şeyin olmadığı anlamına gelmiyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Selcen Bahadır, “Bu dönemde sigarayı ve alkolü bırakmak, kafein  kullanımını kısıtlamak, sağlıklı beslenmek, yeterli fiziksel aktivitede bulunmak, sağlıklı vücut kitle indeksinde olmak gibi yaklaşımlar ve gıda takviyeleri ile vitaminlerin kullanımı, yeterli ve kaliteli uyumanızı, kalp ve damar hastalıklarına, kemik ve kas kaybına karşı korunmanızı sağlayabilmektedir” diyor.

Menopoza girdim ve cinsel hayatım bitti. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Menopoz sonrası dönemde bazı cinsel sorunlar (cinsel istekte azalma, vajinal ıslanmada zorluk ve ağrılı cinsel ilişki gibi) görülse de cinsel yaşam bitmiyor. Hekiminizle bu sorunları paylaşmanız ve gerekiyorsa hormonal veya hormon dışı yöntemlerden yararlanmanız önem taşıyor. Özellikle ilerleyen dönemlerde östrojen seviyesinin azalmasına bağlı olarak cinsel ilişki sırasında vajinada ciddi ağrı, yanma, hatta kanama gibi sorunlar gelişebiliyor. Cinsel ilişki sırasında yaşanan bu zorluklar zamanla kadının cinsellikten kaçınmasına, cinsel isteksizlik yaşamasına ve cinsellikten haz almamasına neden olabiliyor. Dr. Selcen Bahadır, bu şikayetlerin tedaviden büyük ölçüde fayda gören semptomlar olduğunu belirterek,  “Semptomlar hafifse, vajinal kayganlaştırıcıların cinsel ilişki esnasında ve vajinal nemlendiricilerin cinsel ilişkiden bağımsız olarak belirli periyotlarla kullanımı, ilk basamak yaklaşımdır. Meme kanseri olmayan kadınların uygun formda östrojen içeren vajinal krem, jel veya tabletlerini kullanmaları en başarılı ve bilimsel tedavidir. Pelvik taban egzersizleri de bu dönemde önem arz etmektedir” bilgisini veriyor.

Artık hamile kalamayacağıma göre korunmama gerek yok. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Son adet tarihinin üzerinden 12 ay geçtikten sonra gebeliğe karşı korunmanıza gerek kalmıyor. Yani, doğum kontrol hapları veya rahim içi araç (spiral) gibi yöntemleri artık kullanmayabilirsiniz. Öte yandan, cinsel ilişkide korunmak sadece gebeliğe karşı bir korunma değildir. Bu nedenle kondom kullanımı, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar açısından, menopoz sonrası dönemde de çok önem taşıyor.