Yazılar

Dünyaca ünlü restoran Babel Türkiye’ye geliyor

Sinpaş, gastronomi dünyasının önemli markası Babel’i Türkiye’ye getiriyor. Lübnan mutfağının en seçkin temsilcilerinden ve Orta Doğu’nun en önemli restoranlarından Babel’in Türkiye’deki ilk restoranları İstanbul ve Bodrum’da açılacak.

Dubai, Katar, Beyrut ve Mısır gibi gözde ülkelerinde büyük bir beğeniyle tercih edilen dünyaca ünlü fine dining restoranı Babel’i, Türkiye getiren marka, yeni bir füzyon katmaya hazırlanıyor. Restoran öncelikli olarak İstanbul ve Bodrum’daki lokasyonlarında hizmete başlayacak.

Sahte gülümseme bile ruha iyi geliyor

Gülmenin ruh sağlığını olumlu etkilediğini belirten uzmanlar, sahte bir gülümsemenin bile beyni olumlu etkileyerek ruh halini iyileştirdiğini söylüyor.

Gülmenin sadece eğlenceli bir tepki değil, aynı zamanda öğrenilebilen bir beceri olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, gülmenin bulaşıcı etkisinin arkasında ayna nöronlar ve empati mekanizmalarının bulunduğunu ifade etti. “Gülmek, stresle başa çıkmayı kolaylaştırır, ilişkileri güçlendirir ve içsel dengeyi destekler.” diyen Güven, hayatın içinde mizaha yer açmanın önemini vurguladı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, gülmenin ruh sağlığı üzerindeki olumlu etkilerinden bahsetti

Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven

Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven

Gülmek bulaşıcıdır…

‘Gülmek bulaşıcıdır’ ifadesinin güçlü bir psikolojik ve nörobilimsel temeli olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, “İnsan beyni, özellikle de ayna nöron sistemi, başkalarının duygularını ve davranışlarını algılayıp taklit etmeye yatkındır. Bu sayede birinin gülüşünü gördüğümüzde, beynimizde aynı kasları harekete geçiren bölgeler uyarılır ve biz de istemsizce gülümseyebilir ya da gülebiliriz.” dedi.

Bu mekanizmanın, empati kurma becerimizin bir parçası olduğunu aktaran Güven, “Aynı zamanda gülmek, insanları birbirine yakınlaştıran ve grup içi sosyal bağları güçlendiren evrimsel bir işlev taşır. Tehdit içermeyen, güven verici bir iletişim şekli olarak, grup içindeki uyumu artırır. Bu süreç, duygusal bulaşma yoluyla da işler. Tıpkı ağlamanın ya da esnemenin çevredeki insanlara yayılması gibi, gülme de benzer bir şekilde çevreye yayılarak ortak bir ruh hali yaratır. Ayrıca otomatik taklit davranışı da bu durumun temelindedir. Beynimiz başkalarının mimiklerini fark ettiğinde, bilinçdışı düzeyde onları taklit etmeye eğilimlidir. Tüm bu nörobiyolojik ve sosyal mekanizmalar bir araya geldiğinde, gülmenin neden bu kadar bulaşıcı olduğunu ve insan ilişkilerinde neden bu kadar güçlü bir rol oynadığını anlamak mümkün olur.” açıklamasını yaptı.

Gülmek sadece bir tepki değil, aynı zamanda öğrenilebilen bir beceri…

Çocukların yetişkinlere kıyasla daha fazla güldüğünü ve yetişkinlikte bu doğal eğilimin kaybedildiğine değinen Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, “Çocuklar, dünyayı keşfetme sürecinde merak, oyun ve hayal gücüyle iç içe oldukları için günde yüzlerce kez gülebilirken, yetişkinler artan sorumluluklar, stres, toplumsal roller ve duygusal baskılar nedeniyle bu doğal eğilimi zamanla kaybeder.” dedi.

Yetişkinlikte gülmenin, genellikle kontrollü ve sosyal bağlamlara ilişkili hale geldiğini ifade eden Güven, “Oysa çocuklar anın neşesini özgürce yaşarlar. Bu içsel neşeyi geri kazanmak için mizahı ve oyunu yaşamımıza daha bilinçli bir şekilde dahil etmek, küçük şeylerden keyif almayı yeniden öğrenmek, kendimize ve çevremize karşı daha esnek ve şefkatli olmak önemlidir. Çünkü gülmek sadece bir tepki değil, aynı zamanda ruhsal sağlığımızı destekleyen, öğrenilebilen bir beceridir.” şeklinde konuştu.

Sahte bir gülümseme bile ruhsal dengeyi korumada güçlü bir adım…

Sahte bir gülümsemenin bile beynin mutlulukla ilişkili bölgelerini, özellikle de dopamin ve serotonin gibi ‘iyi hissetme’ kimyasallarını etkileyen sistemleri harekete geçirebildiğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu duruma psikolojide ‘geri bildirim hipotezi’ denir. Yani yüz kaslarımızı gülümseme pozisyonuna getirdiğimizde, beynimiz bu kas hareketini mutlulukla ilişkilendirerek, gerçekten mutlu olmasak bile ruh halimizi olumlu yönde etkileyebilir. Zorla da olsa gülümsemek, stres hormonlarını azaltabilir, kalp atış hızını dengeleyebilir ve zamanla içsel bir rahatlama sağlayabilir. Bu yüzden ‘mış gibi yapmak’ bazen düşündüğümüzden daha etkili olabilir. Çünkü bedenimizle verdiğimiz sinyaller, zihinsel ve duygusal durumumuzu şekillendirebilir. Özellikle zor zamanlarda bilinçli olarak gülümsemeye çalışmak, ruhsal dengeyi korumada küçük ama güçlü bir adım olabilir.”

İşte gülmenin reçetesi…

“Hayatı fazlasıyla ciddiye alan ancak gülmenin ruh sağlığına iyi geldiğine inanan kişilere, önce gülmenin sadece neşeli anlara değil, zorlayıcı duygularla başa çıkma sürecine de katkı sağladığını hatırlatmak gerekir.” diyen Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, sözlerini şöyle tamamladı:

“Gülmek stresi azaltır, kaygıyı yumuşatır, duygusal yükleri hafifletir ve hatta insan ilişkilerini daha sıcak ve samimi hale getirir. Kişilere önerim, gülmeyi hafife alınacak bir şey değil, ruhsal dengeyi korumak için bir beceri gibi görmeleri olur. Eğer bir ‘gülme reçetesi’ yazacak olsaydım, içerisine her gün keyif aldıkları bir komedi dizisinden bir bölüm izlemeyi, mizah anlayışlarına hitap eden stand-up gösterileri ya da komik videoları takip etmeyi, kendilerini güldüren bir arkadaşla haftalık görüşmeler planlamayı, gün içinde bilinçli olarak birkaç dakika aynaya bakıp gülümsemeyi, mizah içeren kitaplar veya karikatürler okumayı, komik anıları not ettikleri bir ‘gülme günlüğü’ tutmayı ve zaman zaman gülme yogası veya grup mizah atölyelerine katılmayı dahil ederdim.

Ayrıca, ciddi bir hayatın içinde mizaha yer açmanın, insanın kendine de bir nefes aralığı yaratması anlamına geldiğini vurgulamak isterim. Çünkü gülmek sadece eğlence değil, aynı zamanda güçlü bir psikolojik savunma ve iyileşme mekanizmasıdır.”

Grup Destan eski şarkıları ile tekrar hayat buluyor

1998 yılında yayımladıkları “Atabarı” ve “Cilveloy” yorumlarıyla hafızalara kazınan Destan grubu, bu iki özel eseri bayram coşkusunu yaşatmak isteyenler için yeniden gündeme taşıyor.

Milli duygularımızı harekete geçiren, kültürel belleğimizde yer etmiş bu iki eser; yıllar geçse de tazeliğini ve etkisini yitirmeyen düzenlemeleriyle bugün hâlâ yüreklerde yankılanıyor. Destan’ın 90’lı yılların sonuna damgasını vuran bu yorumları, şimdi bayram ruhunu paylaşmak, ortak bir coşkuda buluşmak isteyen herkes için dijital platformlarda öne çıkarılıyor.

“Cilveloy”un neşesiyle, “Atabarı”nın yürek titreten ritmiyle; Destan, bayramın birleştirici gücüne selam duruyor. Müzikal zenginliğimizin sembol melodilerini barındıran bu eserler, dinleyiciyi hem geçmişe götürüyor hem de bugünün enerjisiyle sarıp sarmalıyor.

2035’te her dört kişiden biri obez olabilir

Vücutta aşırı yağ birikimi ile tanımlanan ve kronik bir hastalık olan obezite, dünya genelinde hızla yayılıyor. Dünya Obezite Federasyonu’nun 2023 raporunda, 2035’te her dört kişiden birinin obezite ile yaşayacağı öngörülüyor. Obezite vakalarının bu denli artmasının arkasında; modern yaşam tarzı, işlenmiş gıda tüketiminin artması, fiziksel aktivite eksikliği ve stres gibi faktörlerin bulunduğunun altını çizen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Abdulcabbar Kartal, “Diyabet, kalp hastalıkları, hipertansiyon, uyku apnesi, eklem rahatsızlıkları ve bazı kanser türleri gibi birçok hayati hastalığa davetiye çıkaran obezite, tüm bunların yanı sıra yaşam kalitesini düşürerek psikolojik problemlere de yol açabilir” dedi.

Obezite gibi durumların belirlenmesinde başvurulan vücut kitle endeksi, kişinin kilosunun boyuna oranını gösteren bir ölçümdür. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre vücut kitle indeksi 30 ve üzeri olan bireylerin obez olarak tanımlandığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Abdulcabbar Kartal, “Bu değerin 40 ve üzeri olması ileri derece anlamına gelen morbid obez olarak kabul edilir. Tedavi ise hastanın durumuna göre diyet ve egzersiz, ilaç veya cerrahi olarak değişebilir. Obezite cerrahisi, vücut kitle endeksi 40 ve üzeri olan ya da 40’tan az olsa bile obeziteye bağlı sağlık sorunları yaşayan hastalara önerilir” dedi.

Doç. Dr. Abdulcabbar Kartal,

Doç. Dr. Abdulcabbar Kartal

Çevresel faktörler kadar genetik de önemli

Ailesinde obezite öyküsü bulunanların hastalığa daha yatkın olacağını dile getiren Doç. Dr. Abdulcabbar Kartal, “Genetik yatkınlık dışında sağlıksız beslenme ve hareketsiz yaşam tarzı da obezitenin gelişiminde önemli bir yere sahip. Hastalık boyutuna ulaşmış şişmanlığın en yaygın nedenleri arasında; aşırı kalori alımı, düşük fiziksel aktivite, hormonal dengesizlikler, insülin direnci, hipotiroidi ve metabolik sendrom gibi sağlık sorunları bulunuyor. Dengeli beslenme, düzenli egzersiz, stres yönetimi, sağlıklı uyku düzeni, vitamin ve mineral desteği ve rutin sağlık kontrolleri bu rahatsızlıkla mücadelede kritik rol oynuyor” şeklinde konuştu.

Kalıcı kilo kaybı için yaşam alışkanlıkları da değişmeli

Vücut kile endeksi yaygın olarak kullanılan bir yöntem olsa da bel çevresi ölçümü, yağ oranı analizi, biyokimyasal testler ve metabolik değerlendirmeler gibi ek tetkiklerin de tanı için yardımcı olduğunu söyleyen Doç. Dr. Abdulcabbar Kartal, “Obezite tanısı konduktan sonra uygun tedavi hastanın durumuna göre planlanır ancak buradaki önemli nokta önlenebilir bir sağlık sorunu olduğunun unutulmamasıdır. Obezite cerrahisi, uygun hastalar için etkili bir tedavi şansı sunarken, dengeli beslenme ve düzenli egzersiz gibi sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesi de kalıcı başarı için olmazsa olmazdır” dedi.

Obezite cerrahisi

Obezite cerrahisinin etkili kilo kaybına yardımcı olduğunu ancak ameliyattan sonra hastanın diyetine ve yaşam tarzına dikkat etmemesi durumunda verilen kiloların geri alınabileceğini vurgulayan Kartal, “İşlem sonrası hastaların düzenli egzersiz yapması, protein ağırlıklı beslenmesi ve porsiyon kontrolüne dikkat etmesi çok kıymetli. Ayrıca her cerrahi işlemde olduğu gibi obezite ameliyatlarında da kanama, enfeksiyon, beslenme eksiklikleri ve mide bağırsak problemleri gibi komplikasyonlar görülebilir. Bu nedenle operasyonun deneyimli bir cerrah tarafından yapılması ve iyi bir takip süreciyle hastanın kontrol edilmesi bu riskleri minimize eder” dedi.

Operasyon türünün; hastanın kilosuna, metabolik rahatsızlıklarına ve yaşam tarzına göre seçildiğini açıklayan Kartal, “Midenin büyük bir kısmının çıkarılmasıyla hastanın daha az yemek yemesini sağlayan mide küçültme, hem midenin hem de ince bağırsağın bir kısmının bypass edilerek besin emiliminin azaltılması prensibine dayanan gastrik bypass ve son olarak da cerrahi kategorisine girmeyen ve mideye balon yerleştirilerek doyma hissinin artırılması amaçlanan gastrik balon en yaygın yöntemler arasındadır” dedi.

Fatih Ürek Batum’u coşturdu!

Sanatçı Fatih Ürek, Batum Grand Bellagio Otel’in birinci yıl kutlamalarında sahne aldı. Gecede gerçekleştirdikleri performanslarla adeta Batum’a damga vuran ikili hem görsel şovları hem de samimi açıklamalarıyla büyük beğeni topladı.

Gecede sahne alan bir diğer isim Fatih Ürek ise Batum’u en son 10 yıl önce ziyaret ettiğini söyledi. Aradan geçen yıllarda şehrin büyük bir değişim geçirdiğini vurgulayan Ürek, özellikle Türk müteahhitlerin Batum’da inşa ettiği modern yapıları çok beğendiğini belirtti.

Biten televizyon programının ardından yeni bir proje için hazırlık yaptığını ifade eden Ürek, yaz aylarında da yeni albümünü çıkaracağının müjdesini verdi. Volkan Konak’la ilgili duygularını paylaşan Ürek, “Biz her karşılaştığımızda sanki kaldığımız yerden devam edip, çok büyük bir sevgiyle birbirimize sarılırdık. Ben çok severdim, büyük bir candı o,” diyerek Konak’ın ailesine ve sevenlerine başsağlığı diledi.

Sahneye Şahmaran temalı iddialı bir elbiseyle çıkan Petek Dinçöz, siyaha boyattığı yeni saçlarıyla da dikkat çekti. Yeni imajının çok beğenildiğini söyleyen Dinçöz, Batum’u sık sık ziyaret ettiğini belirterek bu özel gecede sahne almanın kendisini çok mutlu ettiğini dile getirdi. Yaz aylarında sürpriz bir şarkıyla hayranlarının karşısına çıkacağını açıklayan sanatçı, “Yaza sürpriz bir şarkı ile damga vuracağız” dedi.

 

 

Harun Acı “Bakmak & Görmek”

Hasan Sarıtaş Gallery, Harun Acı’nın yağlıboya & halı eserlerinden kapsamlı bir sergiye hazırlanıyor.

Sanatçının Türkiye’deki en geniş seçkilerinden birine yer veren “Bakmak & Görmek” başlıklı sergi, 16 Nisan’da izleyicilerle buluşuyor.

Resimlerimdeki amaç; algısal görünümleri değil biçimsel görselleşme ile etkileyici bir tasarım oluşturmak. Bu nedenle resimlerimde anlatımdan çok estetik ve biçimsel kaygı ön plandadır. Bana göre sanat ifade, betimleme, gerçeklik ve bilgi aktarma gibi işlevlerle yüklenmemeli, algı ve yorum izleyiciye bırakılmalı.

Sergi, 30 Nisan’a kadar Kadıköy’de Hasan Sarıtaş Gallery’de görülebilir.

Adres: Caferağa Mah. General Asım Gündüz Cad. Çam Apt. No:63/2 Kadıköy/İstanbul

Shion Miura “Seyrüsefer”

Ödüllü Japon yazar Shion Miura’nın, tüm dünyada 1,3 milyondan fazla satan ve 2012’de Japan Booksellers’ Ödülü’ne değer görülen romanı Seyrüsefer, Düşbaz Kitaplar’dan çıktı!

Aşka, dostluğa ve aileye odaklanan roman, bir grup sözlük editörünün yeni bir sözlük oluşturma sürecindeki titiz çalışmalarını, kelimelere duydukları tutkuyu ve bu süreçte kurdukları insanî bağları anlatıyor. Sakin ama derin bir anlatımla ilerleyen Seyrüsefer, dilin gücünü ve kelimelerin hayatımızdaki yerini keşfetmek isteyenler için ilham verici bir yolculuk sunuyor. Japonların insan ilişkilerine, alışkanlıklarına ve geleneklerine de değinen roman, yayıncılığın zor taraflarına, editörlerin maddi-manevi sıkıntılarına ve okurdan beklentilerine, başta sözlük editörlüğü olmak üzere genel anlamda editörlüğün uğraş alanlarına ve nasıl çalıştığına dair meselelere de ışık tutuyor.

Rahmi Aksungur “Retrospektif”

Heykel sanatçısı akademisyen Prof. Rahmi Aksungur’un retrospektif sergisi nisan ayında sanatseverlerle buluşuyor: “Rahmi Aksungur Retrospektif” sergisi, 14 Nisan-14 Temmuz 2025 tarihleri arasında İş Sanat Kibele Sanat Galerisi’nde ziyaret edilebilecek.

Rahmi Aksungur, geleneksel heykel sanatının sınırlarını zorlayan ve yenilikçi bir yaklaşım benimseyen eserleriyle tanınıyor. Bronz, ahşap ve taş gibi malzemelerle ürettiği eserlerinde, özellikle ızgara (grid) formunu hem yapısal bir araç hem de sanatsal bir ifade biçimi olarak kullanıyor. Sanatçı, mekân, çevre ve ölçek ilişkisini temel alarak gündelik nesneler, canlı varlıklar ve mitolojik ögelerden esinleniyor. Modern heykel sanatına özgü bir dil geliştiren Aksungur’un eserleri, geçmiş ile gelecek arasında bir köprü işlevi görüyor.

Rolls-Royce Phantom “Cherry Blossom”

Rolls-Royce, özel olarak tasarlanmış Phantom “Cherry Blossom” siparişini tanıtıyor. Japonya’nın baharda kiraz çiçeklerini izleme geleneği olan “Hanami”den ilham alınarak tasarlanan model, 250.000 dikiş ve 6 aylık geliştirme süreciyle hayata geçirildi. İlk kez heykelsi 3D nakış kullanıldı.

Rolls-Royce Motor Cars, dünyanın çeşitli bölgelerini pembe yapraklarla kaplayan Sakura mevsimi yaklaşırken, Phantom Cherry Blossom’ı tanıtıyor.

Phantom Cherry Blossom, vizyonunun tam olarak anlaşılması için, üç yıl önce Rolls-Royce zanaatkarlarının müşteriyle Japonya’da bir araya gelmesiyle tasarlandı. Artık Japonya’da müşterisine teslim edilen bu zarif araç, yalnızca müşterinin kişisel tutkusunu değil, Bespoke Kolektifi’nin eşsiz beceri ve bağlılığını da yansıtan muazzam bir tasarım örneği oldu.

Rolls-Royce Phantom “Cherry Blossom”

Çiçek tapınağı: Genişletilebilir 250.000 dikişli nakış

Aracın iç kısmında, müşterinin hayal ettiği gibi, Hanami sırasında çiçek açan bir ağacın altında oturmanın verdiği hissiyatı, ince işçilikle işlenmiş nakışlar yansıtıyor. Bespoke (özel tasarım) Starlight tavan döşemesi, zarif beyaz çiçeklerle serpilmiş nakışlı bir kiraz dalıyla süslendi. Düşen yaprak işlemeleri, arka kapı panelleri ve ön ve arka yolcu bölmeleri arasındaki ‘Privacy Suite’ bölmesinde yer alıyor. Çağdaş el sanatlarının bu olağanüstü ifadesinin tasarımı ve geliştirilmesi altı aydan uzun sürerken, sadece tavan döşemesi üç hafta sürdü ve 250.000’den fazla dikiş atıldı.

Kiraz ağacının işlemesinin zengin iplik dokusu, antik Japon dokuma tekniğinden esinlenerek ofset tatami dikişi kullanılarak elde edildi.

İşlenmiş dallar sanki iç içe geçerek, birbirinin altından ve üstünden büyüyormuş gibi görünüyor. Bu etkileyici görünümü elde etmek için, tek bir zanaatkar, her biri ayrı ayrı nakışla işlenmiş on bir çerçeve bölümünü titizlikle hizalayarak, aracın arkasından başlayıp arka yolcuların üzerine doğru uzanan tek ve kusursuz grafik oluşturdu.

Son olarak, tavan döşemesi, ışığı farklı açılardan mücevher benzeri bir kalitede yakalayacak şekilde tasarlanarak, tek tek saten dikişli yapraklardan oluşan kiraz çiçeği çiçekleriyle işlendi.

Rolls-Royce Phantom “Cherry Blossom”

Rolls-Royce’da ilk: Heykelsi 3D Nakış

Rolls-Royce’da bir ilk olarak, aracın iç mekanı, üç boyutlu kiraz yaprağı işlemeleriyle tamamlandı. Bu dokunsal, heykelsi detaylar bölme duvarını süsleyerek, kapılardaki düşen kiraz yapraklarının klasik dikişiyle çarpıcı bir kontrast yaratıyor.

Bu 3 boyutlu nakışların yaratılması, uzmanların, ipliğin kendi üzerine katmanlar halinde yerleştirilerek kendi kendini destekleyen bir yapı oluşturulmasını sağlayan yeni bir teknik geliştirmelerini sağladı. Daha sonra her bir yaprak elle şekillendirilip son haline getiriliyor ve yerine dikilerek, iç aydınlatmayı tamamlayacak ve yumuşak gölge efektleri yaratacak şekilde ayrı ayrı konumlandırılıyor.

Rolls-Royce Phantom “Cherry Blossom”

Çiçek ilhamı: zarif bir Bespoke ifadesi

Hanami temasını devam ettiren Bespoke (özel tasarım) şemsiyelerin iç astarında, aracın kapılarının içine gizlenmiş düşen bir yaprak motifi yer alıyor. Dış tasarımda da temaya ince bir gönderme yapılıyor; Arctic White üzeri kristal gövde, arka yolcu kapısının ortasına doğru zarifçe incelen, elle boyanmış Coachline desenine ve zarif bir kiraz çiçeği motifine sahip.

Kiraz çiçeklerinin Japonya’da hayatın geçici doğasını ve geçiciliğin güzelliğini simgeleyen bir sembol olarak değer gördüğünü belirten Martina Starke (Head of Bespoke Design, Rolls-Royce Motor Cars) sözlerine şöyle devam etti; “Bu muhteşem siparişle, uluslararası üne sahip bir anı, 250.000’den fazla dikişten oluşan zarif nakışlarla zirve aracımız Phantom’a taşıdık. İlk kez, düşen çiçek yapraklarına dokunsal, heykelsi bir netlik kazandıran üç boyutlu işlemeler uyguladık. Bu araç, müşteri için kişisel bir anıyı temsil ederken, Bespoke’un bireysel anlamı, miras işçiliğini ve modern sanatçılığı birleştirmedeki gücünü gösteriyor.”

Sakıp Sabancı ödülü Wendy Brown’ın oldu

Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülleri ve Anma Töreni, Sabancı Center’da gerçekleştirildi. Tören kapsamında Sabancı Üniversitesi Onursal Başkanı Merhum Sakıp Sabancı, vefatının 21’inci yılında anıldı. Bu yılki teması “Dönüşen Dünya Düzeninde Değerleri Yeniden Tasarlamak: Neler Korunmalı, Neler Yeniden Değerlendirilmeli ve Tanınmalı?” olan ödül programında Jüri Özel Ödülü, Siyaset Bilimi Profesörü Wendy Brown’ın oldu.

Jüri Özel Ödülü’ne toplumsal kuramcı Wendy Brown layık görüldü

2025 Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülleri kapsamında Jüri Özel Ödülü’ne bu yıl Institute Advanced Study’de UPS Foundation Kürsüsü Profesörü, akademisyen, siyaset teorisyeni ve toplumsal kuramcı Wendy Brown layık görüldü. Wendy Brown törende yaptığı konuşmada, “Bu ödül için Sabancı Vakfı ve Sabancı Üniversitesi’ne derin teşekkürlerimi sunuyorum. Sakıp Sabancı, gelişen bir demokrasi için açık entelektüel sorgulamayı ve vatandaşların eğitimle gelişimini anlamış ve bunları cömertçe desteklemiş bir insandı. Sabancı Araştırma Ödülleri ve Sabancı Üniversitesi bu değerleri korumak ve yüceltmek için çaba gösteriyor. Ödül kapsamında onurlandırılanlardan biri olmaktan gurur duyuyorum” dedi.

Ödül programının bu yılki temasına da değinen Brown sözlerine şöyle devam etti: “Değerlerin insan yapımı olduğu gerçeğiyle yüzleşmeliyiz. Anlamı yaratanlar bizleriz. Değerleri keşfetmeyiz, ancak değerlere karar verir ve onları onaylarız.  Değerlerin insan yapımı olmaları hiçbir şekilde önemlerini azaltmaz. Değerler insan özgürlüğünün temelidir. Sakıp Sabancı değerlerin değerini ve bunları geliştirmede eğitimin değerini biliyordu. Bu anlayış, Sakıp Sabancı Araştırma Ödülleri’nde ve adını verdiği Sabancı Üniversitesi’nin niteliklerinde somutlaşıyor. Böyle kurumları korumak bize düşüyor. Bu kurumlar kelimenin tam anlamıyla yaşamdaki demokrasinin geleceğini barındırıyorlar.”

Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülleri’nde 2025 yılının Makale Ödülü’ne ise Utrecht Üniversitesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü’nden Uğur Aytaç, Sabancı Üniversitesi, Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi’nden Öğretim Üyesi Cenk Özbay ve Sydney Üniversitesi Sosyal ve Siyasal Bilimler Fakültesi’nden Vafa Ghazavi layık görüldü.