Yazılar

‘Basit bir su kaçması’ diyerek ihmal edilirse!

Aşırı sıcakların bunalttığı yaz aylarında serinlemek için deniz ve havuza girenlerin sayısı artarken, ‘yüzücü kulağı’ olarak adlandırılan dış kulak yolu enfeksiyonları da hızla yaygınlaşıyor. Tıbbi adı ‘Otitis Eksterna’ olan hastalığın, kulağın dış kısmında yani kulak kepçesi ile kulak zarına kadar olan bölgede gelişen bir enfeksiyon olduğunu belirten Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz (KBB) Hastalıkları Uzmanı Dr. Semih Yazla “Genellikle bakterilerin neden olduğu bu sorun, kulağa su kaçmasıyla birlikte başlar. Çoğu zaman “basit bir su kaçmasıdır, geçer” düşüncesiyle ihmal edildiğinde geceleri uyutmayan kulak ağrısına hatta tatili erken kesmek zorunda kalmaya yol açabilir. Tatilinizi sağlıklı geçirmek istiyorsanız kulağınızı korumayı ihmal etmeyin. Basit gibi görünen bir kulak enfeksiyonu bile tatil planlarınızı alt üst edebilir” diyor.

KBB Uzmanı Dr. Yazla, kulakta sıradan bir kaşıntı ile başlayıp kısa sürede ciddi ağrıya ve tedavi edilmediğinde işitme sorunlarına dahi neden olabilen Otitis Eksterna’yı anlattı; yazın bu sinsi tehlikesine karşı alınabilecek 5 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Semih Yazla

Dr. Semih Yazla

  • Kulak tıkacı kullanın

Özellikle havuza girerken su geçirmez kulak tıkaçları kullanmak, dış kulak yolunu koruyarak enfeksiyon riskini önemli ölçüde azaltır. Kulak tıkaçları hem sudan hem de mikrobiyal bulaştan korur.

  • Kulağa su kaçarsa kurutun

Kulak içindeki nemli ortab mikropların çoğalması için ideal bir zemin oluşturur.

Bu nedenle yüzme esnasında kulağınıza su kaçtıysa mutlaka hafifçe yana eğilerek suyu akıtın, saç kurutma makinesini uzaktan ve düşük ısıda tutarak kulağınızı kurutun.

  • Kulak çubuğu kullanmayın

Kulak çubukları kulak kanalındaki koruyucu salgıyı yok eder, hatta kulak yolunu tahriş edebilir. Tahriş olmuş deri, bakterilerin yerleşmesine daha açık hale gelir. Bu nedenle kulak çubuğu kullanma alışkanlığınız varsa bundan vazgeçin.

  • Havuzun hijyenine dikkat edin

Temizliği şüpheli havuzlardan uzak durmak en etkili korunma yöntemidir. Özellikle kalabalık, sık kullanılan ve denetimi az olan havuzlarda mikrop riski yüksektir. Bu nedenle hijyeninden şüphe ettiğiniz havuza girmeyin.

  • Kulağınızda bu belirtiler varsa geç kalmayın

KBB Uzmanı Dr. Semih Yazla “Özellikle tatil keyfine gölge düşürmemek için insanlar kulaklarına su kaçtığında ‘basit bir su kaçması, geçer’ diyerek doktora başvurmuyor. Yine kulağında bir kaşıntı olduğunda bunun bir sorunun belirtisi olabileceğini bilemeyebiliyor. Ancak kulakta kaşıntı, ağrı, dolgunluk hissi başladıysa hemen hekime başvurmak gerekir. Erken tedaviyle hastalık kolayca atlatılırken, gecikme durumunda şikayetler artar ve sorun daha da ilerleyerek tedavi süreci uzar” diyor.

 

 

#pausesaglik #pausedergi #pausejournal #hanedancity #pausesanat #pausespor #pauseturizm #pausetv #pauseoto

Seks bağımlılığının çözümü var mı?

Seks bağımlılığının da diğer bağımlılıklarda olduğu gibi dopamin nörotransmiteri ile ilişkili olduğunu belirten uzmanlar, psikolojik travmalar ve çevresel etkenlerle de tetiklenebilen karmaşık bir bağımlılık türü olduğunu söylüyor.

Bağımlı bireylerin zamanla haz alma eşiklerinin yükseldiğini ve farklı dürtülere yönelme ihtiyacı hissettiklerini dile getiren Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, “Seks bağımlılığı bireylerin sadece cinsel hayatlarını etkilemekle kalmaz, sosyal, fizyolojik, işlevsellik, romantik ilişkiler gibi tüm alanlarına nüfus eder ve o süreçleri de negatif olarak etkiler.” dedi. Yalnızlık, utanç, özgüven kaybı ve depresyon gibi sorunların bu bağımlılığın yaygın sonuçları arasında olduğuna dikkat çeken Hajiyeva, seks bağımlılığının ciddi bir ruhsal rahatsızlık olarak ele alınması ve erken yaşta doğru cinsel eğitimle önleyici adımlar atılması gerektiğini vurguladı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, seks bağımlılığının biyolojik ve psikolojik nedenleri ile etkileri hakkında açıklamalarda bulundu.

Dr. Günay Hajiyeva,

Dr. Günay Hajiyeva

Seks bağımlılığı da diğer bağımlılıklar gibi…

Seks bağımlılığının hem biyolojik hem de psikolojik faktörlerin etkileşimi sonucu ortaya çıkan multifaktöriyel bir süreç olduğunu aktaran Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, “Diğer madde bağımlılıklarında olduğu gibi, seks bağımlılığı da dopamin nörotransmiteri ile ilişkilidir. Birey, dopamin aracılığıyla haz, zevk ve tatmin duygusunu yaşadıktan sonra, her defasında bu tatminin şiddetini ve haz derecesini artırma eğiliminde olur.” dedi.

Bu durumun biyolojik açıklamasının oldukça basit olduğunu ifade eden Hajiyeva, “Dopamin salınımı belli bir süreden sonra tolerans gelişimine neden olur ve dopamin reseptörlerinde ‘down regülasyonu’ gerçekleşir. Yani, aynı cinsel aktiviteler dopamin salınımına yol açsa da, reseptörlerin duyarlılığı azaldığı için kişi eskisi kadar zevk alamaz. Bu da bireyin daha farklı cinsel fanteziler peşinde koşmasına, yeni dürtüler geliştirmesine ve farklı hazlar aramasına neden olur. Aslında bu süreç, diğer bağımlılık türlerinde de gözlenen tipik bir tolerans gelişimini yansıtır.” şeklinde konuştu.

Beynin fren mekanizması prefrontal korteksin gelişimi tamamlandıkça devreye girer!

Kompulsif cinsel davranışlar gösteren bireylerin EEG’lerinde de belirgin değişiklikler saptandığına dikkat çeken Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, “Burada önemli bir nöroanatomik yapıya değinmek gerekir. Herkes bir arabanın freninin nerede olduğunu bilir, ama kendi vücudumuzun, zihnimizin, ruhumuzun ve beynimizin ‘freni’ nerededir? Bu fren, beynin prefrontal korteksidir.” dedi.

Prefrontal korteksin, dürtülerimizi, davranışlarımızı ve kompulsif eğilimlerimizi kontrol eden bir bölge olduğunu hatırlatan Hajiyeva, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu bölgenin gelişimi 20-25 yaşlarına kadar devam eder. Bu nedenle, seks bağımlılığı, riskli cinsel davranışlar ve yoğun cinsel eğilimler özellikle genç yaşlarda daha sık görülür. Ancak zamanla prefrontal korteksin gelişimi tamamlandıkça, bu fren mekanizması devreye girer ve süreç daha kontrol edilebilir hale gelir. Dolayısıyla, bu bağımlılığın dopamin sistemi ve prefrontal korteks üzerinden işlediğini dikkate alırsak, biyolojik faktörlerin sürecin önemli bir parçası olduğunu söylemek mümkündür. Ancak psikolojik etkenleri de göz ardı etmemek gerekir. Çocuklukta yaşanan travmalar, akran zorbalığı, aile içi baskılar ve istismar gibi faktörler de bu tür patolojilerin gelişmesinde tetikleyici olabilir. Birey, yaşadığı bu duygusal boşluğu doldurmak için ani ve hızlı bir şekilde haz arayışına yönelebilir. Bu da kendini cinsel bağımlılık şeklinde gösterebilir.”

Yalnızlık ve depresif sürece neden olabilir!

Seks bağımlılığının bireylerin sadece cinsel hayatlarını etkilemekle kalmadığını vurgulayan Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, “Bireylerin sosyal, fizyolojik, işlevsellik, romantik ilişkiler gibi tüm alanlarına nüfus eder ve o süreçleri de negatif olarak etkiler.” dedi.

Bağımlılığın, bireylerin sürekli olarak zihinlerinde bastırması gereken bir dürtüyle birlikte ilerlediğini ve sürekli bastırılması gereken bir düşünce olduğu için bireylerin çok fazla kaygılı, endişeli olduklarını kaydeden Hajiyeva, “Bireylerin çok fazla kaygı ve endişeleri zamanla bireyleri toplumdan uzaklaştırabilir. Sosyal izolasyon ve yalnızlık süreçlerine neden olabilir. Yalnızlık, kendisiyle birlikte bir depresif süreci tetikleyebilir.” açıklamasını yaptı.

Seks bağımlılığı kişinin tüm hayatını etkileyebiliyor!

Bu bireylerde utanç duygusuyla birlikte öz saygıda, öz değerde azalma, yetersizlik, değersizlik duygularının tetiklendiğine vurgu yapan Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, “Aynı zamanda tabii ki psikolojik faktörler dışında, bireylerin sosyal hayatları da sosyal izolasyonla ve yalnızlıkla birlikte çok fazla etkileniyor. İş hayatlarındaki işlevsellik çok azalıyor çünkü işlerine odaklanamıyorlar. Gerekli sorumlulukları yerine getiremiyorlar ve bu bireylerin işlerinden atılmasına kadar giden bir sürece neden olabiliyor.” dedi.

Bağımlı kişilerin romantik ilişkilerinin de olumsuz etkilendiğine işaret eden Hajiyeva, “Partneri ile arasında sürekli bir güvensizlik, sadakatsizlik süreçleri romantik ilişkileri de kötü etkiliyor. Bu da bireyin yalnızlığına, uzaklaşmasına ve izolasyonuna neden oluyor. Aynı zamanda burada fizyolojik faktörler de var. Fizyolojik faktörler arasında en fazla örnek verebileceğimiz korunmasız cinsel ilişkiler. Seks bağımlılıklarında çok fazla rastlanıyor ve bu da cinsel yolla bulaşan hastalıkların yayılmasını artırıyor. Bu yüzden bu süreci bir tek seks bağımlı olarak değil, tüm alanlara nüfuz eden, tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak algılamamız toplum açısından ve bizim açımızdan çok daha faydalı olacaktır.” şeklinde konuştu.

Çocuklara sağlıklı bir şekilde cinsel bilgilendirme yapılmalı!

Seks bağımlılığına yönelik farkındalık oluşturmak için önerilerde bulunan Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, sözlerini şöyle tamamladı:

“Okullarda düzgün ve sağlıklı cinsel bilgilendirilmeler yapılabilir. Çünkü şu an sosyal medyayla birlikte çocukların çok fazla uygunsuz, gereksiz materyallere, cinsel uyarılara maruz kaldığını görüyoruz. Çocuklar cinselliği pornografik materyallerden öğrenmeye başladılar, oysaki cinsellik ve gerçek yaşamdaki süreçler daha farklı boyutlarda. Bu yüzden çocuklara sağlıklı bir şekilde cinsel bilgilendirmenin yapılması aslında bu süreçte atabileceğimiz çok önemli adımlardan biri.”

 

#pausesaglik #pausedergi #pausejournal #hanedancity #pausesanat #pausespor #pauseturizm #pausetv #pauseoto

Aşureseverler bu uyarılara dikkat!

Bereketin, birliğin ve paylaşmanın güçlü bir simgesi olan aşure sağlığa da faydalı bir tatlı olarak kabul ediliyor. Ancak aşureyi gerek hazırlarken gerekse tüketirken bazı kurallara dikkat etmek gerekiyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Beyza Erdoğan Aksan “Tahıllar, baklagiller, kuru meyveler ve kuruyemişler gibi çeşitli besin gruplarını bir araya getiren bu geleneksel tatlı; lif, protein, karbonhidrat, vitamin ve mineral açısından da oldukça kıymetlidir. Ancak şeker oranı ve içerisindeki besinler nedeniyle porsiyon kontrolü sağlanmadığında faydadan çok zarara dönüşebilir” diyor. Özellikle diyabet, insülin direnci ve sindirim sorunu olanlar ile kilo vermek isteyenlerin aşureyi uygun şartlarda hazırlamalarının ve tüketimde aşırıya kaçmamalarının çok önemli olduğunu vurgulayan Aksan, sağlıklı aşurenin 6 püf noktasını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Beyza Erdoğan Aksan

Beslenme ve Diyet Uzmanı Beyza Erdoğan Aksan

  • Şeker oranına dikkat edin!

Aşurede kuru üzüm, dut, kuru kayısı ve kuru incir gibi doğal şeker kaynakları yoğun olduğundan ayrıca şeker eklemeyin. Kuru meyvelere rağmen tat yetersiz geliyorsa, çok az miktarda pişirmeye de uyumlu hurma özü veya pekmez eklenebilir. Bal gibi pişmeye uygun olmayan ürünlerin aşure kaynatmasından önce kullanılması önerilmez. Diyabeti olanlar kuru meyveleri de eklememeli ya da çok dikkatli tüketmelidir.

  • Tahıl ve bakliyat dengesini iyi ayarlayın

Nohut, buğday ve fasulye gibi besinler hem protein hem lif kaynağıdır. Ancak aşureyi karbonhidrat yüklü hale getirmemek için bu malzemeler dengeli konulmalıdır. 1 ölçü buğdaya karşılık 0,5 ölçü baklagil kullanımı idealdir. Aksi halde kan şekerini hızla yükseltebilir. Gluten alerjisi olanlar ve çölyak hastaları buğday yerine gluten içermeyen tahılları kullanabilir.

  • Kalori içeriğini doğru öğünde kullanın

Aşure sağlıklı bir tatlı da olsa yoğun kalori ve karbonhidrat içerdiğinden porsiyon kontrolüne dikkat edilmelidir. Küçük bir porsiyonu ara öğün alternatifi olabilir. Günde 1 küçük kase (yaklaşık 150-200 ml) sınırı aşılmamalıdır. Özellikle akşam saatlerinde tüketmek yerine günün erken saatlerinde metabolizmanın hızlı olduğu zamanlarda tercih edilmelidir.

  • Yağlı tohumlarda aşırıya kaçmayın

Ceviz, badem ve fındak gibi yağlı tohumlar omega-3 ve E vitamini açısından faydalıdır; ancak  yağ oranları ve kalori içerikleri yüksek olduğu için dikkatli kullanılmalıdır. Her kaseye 1 tatlı kaşığı kadar ilave etmek hem lezzet hem sağlık açısından yeterlidir. Kavrulmamış ve tuzsuz olanları tercih etmek kalp sağlığına koruyucu etkiyi artırır.

  • Alüminyum kaplar yerine cam ya da porselende ikram edin

Beslenme ve Diyet Uzmanı Beyza Erdoğan Aksan “Alüminyum, aşurenin içerisindeki asit ve nem ile reaksiyona girerek metalin yemeğe geçmesine neden olur. Özellikle yüksek sıcaklıklar besine ağır metal geçişine yol açarak sağlığa zarar verebilir. Bu sebeple aşure cam, porselen veya paslanmaz çelik gibi sağlıklı malzemelere konulmalıdır” diyor.

  • Yavaş ve kısık ateşte pişirin

Aşurenin yavaş ve kısık ateşte pişirilmesi hem malzemelerin besin değerinin korunmasını sağlar hem de besinlerin sindirimini kolaylaştırır. Hızlı ve yüksek ısıda pişirme tahılların ve baklagillerin sert kalmasına, bazı besin öğelerinin kaybına yol açabilir. Ayrıca sürekli karıştırmak yapışmayı önler ve daha homojen bir kıvam sağlar.

 

#pausesaglik #pausedergi #pausejournal #hanedancity #pausesanat #pausespor #pauseturizm #pausetv #pauseoto

Nüket Duru’dan yeni şarkı “Aklım Seferde”

Türk pop müziğinin güçlü sesi Nükhet Duru, yeni nesil bir iş birliğiyle müzikseverlerle buluşuyor.

Sanatçı sözleri ve müziği Mabel Matiz’e, düzenlemesi Emre Malikler’e ait olan yeni single’ı “Aklım Seferde” yi yayınladı. Mabel Matiz’in Nükhet Duru’ya özel yazdığı, iddialı sözleriyle dikkat çeken, “Aklım Seferde” isimli şarkı Duru’nun, eşsiz yorumuyla dinleyicileri; bu sıcak yaz günlerinde püfür püfür esen bir sahilde kurulu dostlar masasında, meşke götürüyor. Single’ın mix’inde Emre Malikler’in, mastering’inde Aran Lavi’nin imzası var.

“Aklım Seferde” single’ının video klibi Rezan İde ve Erhan Yalçın’ın yönetmenliğinde, Rota Plato’da çekildi. Arzu Yalçın’ın sanat yönetmenliğini yaptığı video klibinde Nükhet Duru’yu; 70’ler, 80’ler döneminde sahnede olan alımlı, edalı bir dönem sanatçısı olarak izliyoruz. Yeşilçam sinemasının duygulu atmosferine göndermelerin de yapıldığı video klip, tam bir modern zaman klibi. Nükhet Duru’yu, “Aklım Seferde” single’ının kapak fotoğrafı ve imaj fotoğrafları için Rezan İde fotoğrafladı.

#pausesaglik #pausedergi #pausejournal #hanedancity #pausesanat #pausespor #pauseturizm #pausetv #pauseoto

Zygmunt Bauman, Keith Tester “Bauman ile Sohbetler”

Modernlik, kimlik, göç, etik gibi kavramlar üzerine çalışmalarıyla 20. yüzyılın en etkili düşünürlerinden biri olan Zygmunt Bauman’ın, İngiliz sosyolog Keith Tester ile yaptığı söyleşilerden oluşan kitabı, Türkçede Bauman ile Sohbetler adı ve Ayrıntı Yayınları logosuyla yayımlandı.

Tester yönelttiği sorularla, çağımızın en önemli sosyologlarından Bauman’ın karmaşık fikirlerini sade ve çarpıcı biçimde ortaya koymasına olanak tanıyor. Bauman’ın yaşamı ve düşünce serüvenini açık, anlaşılır ve samimi bir anlatıyla aktaran Bauman ile Sohbetler, hem onunla ilk kez tanışanlar hem de çalışmalarını başından beri takip edenler için rehber niteliğinde bir çerçeve sunuyor.

Mustafa Yılmaz, Ahsen Almaz ile “Nasıl Dayandın” şarkısında buluştu

Türk müziğinin sevilen iki ismi Mustafa Yılmaz ve Ahsen Almaz, “Nasıl Dayandın” şarkısında bir araya geldi. Yapımcılığını Hayrettin Güneş’in üstlendiği, sözleri Kerim Aras’a ait olan “Nasıl Dayandın” şarkısında düet yapan sanatçı Mustafa Yılmaz gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Şarkının klibini çektiklerini söyleyen Mustafa Yılmaz ve Ahsen Almaz, güzel bir düet çalışmasına imza attıklarını belirtti. Zorlu bir süreci geride bıraktıklarını anlatan Ahsen Almaz, “Çok zorlu bir süreçti. Fakat çok güzel bir klip çektik. Herkes çok uğraştı. Eminim ki şarkı çok iyi yerlere gelecek” diye konuştu. Mustafa Yılmaz ise herkesin kalbine dokunacak bir şarkıya imza attıklarını ifade ederek “Sevgili Ahsen ile çok güzel bir düet olduğuna inanıyorum. Bu şarkıya çok emek verdik. Hem stüdyo hem klip aşamasında inanılmaz bir emek sarf ettik. İnanıyorum ki bu şarkı dinleyen herkesin kalbinde bir yer edinecek” dedi.

Mustafa Yılmaz, “Bu ikili nasıl bir araya geldi?” sorusuna yanıt verdi. Yılmaz, “Daha önce aynı şirkette çalışmalarımız olmuştu. ‘Ahsen neden bir biz düet yapmıyoruz’ diye bir konuşmamız olmuştu. Kerim Aras kardeşim ‘Ben size bir şarkı hediye edeyim’ dedi. Kendi aramızda şarkıyı seçtik. İkimize de uyumlu oldu” diye konuştu.

Mustafa Yılmaz ve Ahsen Almaz’ın düet çalışması “Nasıl Dayandın”; yapımcılığını Hayrettin Güneş’in üstlendiği Grand Müzik etiketiyle önümüzdeki günlerde tüm dijital platformlarda yerine alacak.

Boğaza karşı grill keyfi

Çırağan Palace Kempinski İstanbul’un Boğaz’ın tam üzerinde konumlanan açık hava mekânı Bosphorus Grill, bu yaz da şehrin en seçkin gastronomi duraklarından biri olmaya devam ediyor.

Şef imzalı öğle ve akşam menüleriyle her öğünü bir ritüele dönüştürüyor. Taze deniz ürünlerinden seçkin et çeşitlerine, mevsimsel malzemelerle hazırlanan özenli tabaklar, keyifli bir atmosferde Boğaz’a karşı sunuluyor.

Öğle saatlerinde Bosphorus Grill’in mevsimle uyumlu, hafif ve rafine tatları öne çıkıyor.

Narenciye soslu ızgara levrek, füme patlıcan püresi eşliğinde sunulan dana madalyon gibi şef dokunuşlu ana yemekler hem dengeli hem doyurucu bir öğün için ideal. Tayland usulü yeşil mango salatası gibi taze başlangıçlar ise yemeğe aromatik bir giriş yapılmasını sağlıyor. Vegan ve vejetaryen seçenekler de aynı özenle hazırlanarak menünün çeşitliliğini destekliyor. Tatlıda tropikal dokunuşlar ve modern sunumlar ön planda: Antep fıstıklı dondurma ile servis edilen beyaz çikolata soslu profiterol, çarkıfelek meyveli pavlova ya da nane dondurmalı bitter çikolatalı mus gibi seçenekler yemeği zarif bir şekilde tamamlıyor. Özenle oluşturulmuş set menüler ise arzu eden misafirlere dengeli ve rafine bir öğle yemeği deneyimi sunuyor.

Akşam saatleriyle birlikte Bosphorus Grill’in atmosferi şehrin ışıklarıyla daha da güzelleşiyor.

Canlı barbekü istasyonlarından yükselen aromalar, Boğaz’ın ışıklarıyla birleşerek unutulmaz bir akşam yemeğine zemin hazırlıyor. Marine edilmiş ıstakoz kuyruğu, jumbo karides, somon gravlax, Yedikule marul salatası gibi özenle seçilmiş başlangıçlar, yaz sofralarına zarafet katıyor. Ana yemeklerde kuru dinlendirilmiş antrikot, taze otlarla doldurulmuş kalamar, baharatlı levrek köftesiyle sunulan ev yapımı spagetti ve tavuk yakitori gibi yorumlar öne çıkıyor. Vejetaryen ve vegan alternatifler, ilham verici tabaklarla hafiflikten ödün vermeden sofistike bir tat deneyimi sunuyor. Tatlı finalde ise vanilyalı dondurma ile çikolatalı sufle, Antep fıstıklı baklava ve yaz meyveleriyle hazırlanmış hafif seçenekler göze çarpıyor.

Saat 12:00 – 16:00 arasında öğle yemeğinde hafif ve rafine tatlar sunan Bosphorus Grill, akşam 19:00 – 23:00 aralığında ise canlı barbekü istasyonları eşliğinde seçkin bir sofra deneyimi vadediyor.

Bilgi; 0212 326 46 20 veya diningreservations.ciraganpalace@kempinski.com

‘Gündelik Mucizeler’

Kalyon Kültür’ün heyecanla beklenen yeni sergisi ‘Gündelik Mucizeler’ sanatseverlerle buluştu.

Gündelik yaşamın sıradan gibi görünen anlarından ilham alan on çağdaş sanatçının eserlerini bir araya getiren, küratörlüğünü Kalyon Kültür Sanat Yönetmeni Aslı Bora’nın yaptığı ‘Gündelik Mucizeler’ 17 Ekim’e kadar ziyarete açık olacak.

Ayla Turan, Ebru Kocaer, Ecem Dilan Köse, Erhan Lanpir, Gülveli Kaya, Muhammet Bakır, Mr. Hure, Saghar Daeiri, Seydi Murat Koç ve Zeynep Abacı’nın toplam 29 eserinden oluşan bu bütünlüklü sergi, sanatla gündelik hayat arasında sezgisel ve duyusal bir bağ kurma imkânı sunuyor.

Jennifer Lopez ile tanışma ve fotoğraf çektirmek için özel bilet

İstanbul Festivali kapsamında 5 Ağustos’ta Festival Park Yenikapı’da konser verecek olan Jennifer Lopez, “Meet & Greet” biletleri çerçevesinde 50 hayranıyla bir araya gelecek, sohbet edip fotoğraf çektirecek.

istanbulfestivali.com

Elektrikli araçlarda öne çıkan menzil endişesi

Ipsos’un sosyal dinleme birimi olan Ipsos Synthesio tarafından yayınlanan #NEV2024 Elektrikli Araçlar (EV) ve Hibrit Araçlar Kategori Raporları, Türkiye otomotiv pazarının elektrifikasyon sürecindeki mevcut evreyi ve karmaşık tüketici beklentilerini detayları ile ortaya koyuyor  açıklamasında bulunana Ipsos Türkiye Synthesio ve Sağlık Araştırmaları Hizmet Birimi Lideri Özlem Bulut Sönmezyalçın ; «  Elektrikli mobilite, ülkemizdeki tüketicilerin gözünde artık soyut bir teknoloji olmanın ötesine geçti. #NEV2024 raporları, özellikle hibrit araçların elektrikli dönüşüm sürecinde güvenli ve pratik bir adaptasyon yolu olarak benimsendiğini işaret ediyor. Bu modeller, yalnızca geçici bir seçenek değil; tam elektrikli araçlara geçişte temel bir eşik işlevi görüyor. » dedi ve çalışma hakkında aşağıdaki bilimsel verileri açıkladı.

Ipsos Türkiye

Elektrikli araçlar hakkındaki tüketici konuşmaları 2024’te de büyümeye devam etse de artış oranı düştü.

Raporlara göre, elektrikli mobiliteyi deneyimleme arzusu ile mevcut altyapı eksiklikleri arasındaki boşluğu hibrit araçlar dolduruyor. Menzil kaygısı, batarya güvenliği ve şarj altyapısına ilişkin endişeler hibritlerde daha az karşılık bulduğu için, bu modeller pratik bir çözüm olarak öne çıkmakta ve hibrit araçlar, yalnızca teorik bir yenilik değil, günlük hayatla bütünleşebilen bir çözüm olarak değerlendiriliyor.

Tam elektrikli araçlar hâlâ uzun vadeli bir vizyonun parçası olarak görülse de, mevcut ekonomik ve teknolojik koşullar hibritleri daha erişilebilir ve uygulanabilir bir alternatif hâline getiriyor. Bu bağlamda hibritler, bir tercih olmaktan öte, dönüşüm sürecinin stratejik yapı taşlarından biri olarak konumlanıyor. 

Duygusal Yüksekliğin Nedeni: Esneklik ve Güvenlik

Hibrit araçlara dair içeriklerde gözlenen yüksek pozitif duygu seviyesi tesadüf değil. Bu fark, doğrudan kullanıcıların kontrol hissi, kullanım esnekliği ve daha düşük risk algısıyla ilişkilidir. Tam elektrikli araçlarda öne çıkan menzil endişesi, batarya yangını vakaları ve şarj altyapısı yetersizliği gibi başlıklar hibritlerde daha az yer buluyor.

Özellikle plug-in hibrit modeller, elektrikli araç dünyasını keşfetmek isteyen ancak altyapı eksikliklerinden çekinen kullanıcılar için güvenli ve kontrollü bir deneyim alanı sunuyor. Bu sayede hibritler, yalnızca bugünün ihtiyaçlarına değil, geleceğin dönüşüm sürecine de hizmet eden bir köprü niteliği taşıyor.

Ipsos Türkiye

Hibrit araçlara dair tüketici duygusu tam elektriklilere kıyasla yıl boyunca yüksek seyretti.

Teşvik Politikaları: Beklenti ile Gerçeklik Arasında

2024 yılında elektrikli mobilite gündeminde en çok öne çıkan başlıklardan biri ÖTV düzenlemeleri oldu. Aramaların en yüksek olduğu dönem, şarj edilebilir hibritlere yönelik vergi indirimleri ile yaşandı. Ancak bu artış, her zaman satın alma davranışına dönüşmüyor. Tüketiciler yalnızca indirim haberlerine değil; bu teşviklerin fiyatlara etkisine ve modellerin ulaşılabilirliğine de dikkat ediyor.

Stok yetersizliği, sınırlı kampanya süresi ve beklenen fiyat avantajının sağlanamaması gibi unsurlar, kullanıcıda zaman zaman hayal kırıklığı yaratıyor. Bu durum, teşviklerin yalnızca kısa vadeli çözümler sunmakla kalmadığını, sürdürülebilir stratejilerle desteklenmesi gerektiğini gösteriyor.

Ipsos Türkiye

ÖTV indirimi hibrit araçlara dair Google aramalarını zirveye taşıdı.

 İkinci El EV ve Teknoloji Algısı: Deneyimin Uzun Vadeli Sorgusu

#NEV2024 raporları, ikinci el elektrikli araçlara yönelik kullanıcı ilgisinin yaklaşık iki katına çıktığını gösteriyor. Bu artış, kullanıcıların artık yalnızca yeni modellere değil; aynı zamanda batarya ömrü, zamanla performans düşüşü ve ikinci el değer kaybı gibi uzun vadeli kriterlere de odaklandığını ortaya koyuyor.

Bu bağlamda hibrit araçlar, daha oturmuş bir teknoloji imajı çizerek kullanıcıya güven veriyor. Dayanıklılık, bakım maliyetleri ve ikinci elde değerini koruma potansiyeliyle hibritler, yalnızca bugünün değil, uzun vadeli mobilite ihtiyaçlarının da güçlü bir yanıtı olarak öne çıkıyor.

Yeni Segmentler: Mikro Mobilite ve Elektrikli Ticari Araçlar

Elektrikli mikro mobilite araçları (e-skuter, küçük şehir içi araçlar), ilk etapta heyecan yaratsa da 2024 yılı boyunca sınırlı bir büyüme göstermiştir. Kullanıcıların bu segmentteki başlıca çekinceleri fiyat-fayda dengesi, yedek parça temini ve satış sonrası hizmetlerdir. İlginin durağanlaşmasında, sürdürülebilirlik ve hizmet altyapısının eksikliği temel belirleyici olmuştur.

Öte yandan elektrikli hafif ticari araçlar (e-LCV), özellikle şehir içi lojistik için umut vadediyor. Ancak yüksek ilk yatırım maliyetleri ve dizel araçlara göre daha düşük menzil gibi faktörler, bu kategorinin yaygınlaşmasını yavaşlatıyor. Tüm bu koşullar, pazarın bu alanlarda ilerleyebilmesi için daha net stratejilere ve uzun vadeli desteklere ihtiyaç duyduğunu gösteriyor.

Ipsos Türkiye

Mikro araçlara olan tüketici ilgisi durağanlaştı

Geleceğe Açılan Çok Yönlü Bir Mobilite Haritası

Ipsos Synthesio’nun #NEV2024 analizleri açıkça göstermektedir ki, elektrikli mobilite dönüşümü ülkemizde doğrusal değil; dalgalı, çok katmanlı ve dikkatle yönetilmesi gereken bir evrim sürecidir. Bu yolculukta farklı araç tiplerinin üstlendiği roller yalnızca geçici çözümler değil, aynı zamanda uzun vadeli stratejik yönelimler olarak da değerlendirilmektedir.

Hibrit araçlar, kullanıcıların teknolojiye duyduğu güveni artırırken, bugünkü altyapı sınırlamalarını aşmalarını da sağlıyor. Menzil kaygısı, şarj istasyonu yeterliliği ve batarya güvenliği gibi konularda sunduğu esneklik, hibritleri sadece alternatif bir araç tipi değil, mobilite dönüşümünde temel bir yapı taşı haline getirmiştir. Ayrıca, ikinci el pazarında daha öngörülebilir bir değerleme sunmaları, hibritleri sürdürülebilirlik ve yatırım açısından da cazip kılmaktadır.

Mikro mobilite çözümleri ise bireysel özgürlük ve çevresel duyarlılığı temsil ederken, özellikle büyük şehirlerde trafik ve park sorunlarına etkili bir yanıt potansiyeli taşımaktadır. Ancak satış sonrası destek, güvenlik standartları ve uzun ömürlülük gibi başlıklarda kullanıcıyı ikna edecek yapısal iyileştirmelere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu segmentin başarılı olması, inovasyon kadar hizmet deneyiminin de yeniden tasarlanmasına bağlıdır. Ayrıca, bu araçların tasarımları, kompakt yapıları ve oluşturdukları yenilikçi kullanıcı profili sayesinde özellikle genç ve çevreci kitlelerin dikkatini çektiği gözlemlenmektedir.

Elektrikli hafif ticari araçlar (e-LCV), yeşil lojistik anlayışının belkemiğini oluşturabilecek potansiyele sahiptir. Ancak ticarileşme süreci, yalnızca ürünlerin piyasaya sunulmasıyla değil; bu ürünlerin operasyonel verimliliğini garanti altına alacak teşvikler, altyapı yatırımları ve işletme sahiplerini ikna edecek maliyet avantajlarıyla desteklenmelidir.

Ayrıca, mobiliteye dair endişelerin önemli bir bölümü yalnızca araç tipiyle sınırlı değildir; bu kaygılar şarj altyapısından şehir planlamasına, mevzuattan finansmana kadar geniş bir yelpazede, ekosistemin tüm paydaşlarını kapsayan bütüncül çözümler gerektirmektedir. Tüketicinin güven duyması için sadece araçların değil, sistemin tüm bileşenlerinin entegre çalıştığını görmesi kritik bir ihtiyaç haline gelmiştir.

Sonuç olarak, geleceğin mobilite haritası tek bir teknolojiye ya da kategoriye dayanmayacaktır. Tüketici ihtiyacına göre farklılaşan beklentiler, araçların çok işlevli olmasını, hem bugünün sınırlarına çözüm sunmasını hem de yarının ihtiyaçlarına uyum sağlamasını gerektirmektedir. Bu dinamik ortamda başarı, yalnızca hızlı adapte olanların değil; değişimi doğru okuyan, anlamlandıran ve yönetenlerin olacaktır.

Markalar için bu dönüşüm, sadece ürün geliştirme süreci değil; aynı zamanda stratejik bir pozisyonlanma fırsatıdır. Kullanıcının güvenini kazanmak, sürdürülebilirliği merkezine alan inovasyonlar sunmak ve her segmentte özgün değer önerileri oluşturmak, mobilite ekosisteminde fark yaratanları öne çıkaracaktır.