Yazılar

Duja Chalet Ski Resort’tan “Benzersiz bir yılbaşı”

Sarıkamış’ta eşsiz yılbaşı programı Kars Sarıkamış’ın kristal kar örtüsüyle çevrili Duja Chalet Ski Resort, 30 Aralık 2025 – 4 Ocak 2026 tarihleri arasında misafirlerine unutulmaz bir yılbaşı deneyimi sunuyor.

Celil Nalçakan ile Yılbaşı Galası 31 Aralık akşamı ünlü sanatçı Celil Nalçakan sahne alacak. Özel gala menüsü, zarif dekorasyonlar ve canlı performans eşliğinde misafirler yılın en özel gecesini yaşayacak.

Doğukan Manço ile After Party 2 Ocak’ta müzik dünyasının sevilen ismi Doğukan Manço, DJ seti ve enerjik performansıyla Sarıkamış’ta unutulmaz bir geceye imza atacak.

Kristal karın kalbinde tatil Türkiye’de yalnızca Sarıkamış’ta görülen kristal kar yapısı, kayak pistleri ve Duja Chalet’in kusursuz hizmet anlayışıyla birleşerek misafirlere hem eğlence hem de doğa ile iç içe bir tatil fırsatı sunuyor.

#DujaChalet #Sarıkamış #Yılbaşı2026 #KristalKar #CelilNalçakan #DoğukanManço #KayakKeyfi #YeniYılCoşkusu

Kollarınızda veya bacaklarınızda şişlik varsa… Nedeni lenfödem olabilir!

Lenf dolaşımının doğuştan veya sonradan ortaya çıkan bazı durumlar nedeniyle bozulması sonucu proteinden zengin sıvının dokular arasında birikmesiyle oluşan lenfödem tüm dünyada önemli bir sağlık sorunu olarak öne çıkıyor.  Genellikle kol veya bacaklarda şişlik ve dolgunluk hissiyle kendini gösteren bu hastalık, tedavide gecikildiğinde oluşan enfeksiyonlar, ağrı, ağırlık hissi ve ciltte derin yaralar gibi önemli sorunlara yol açması nedeniyle hastaların yaşam kalitelerini düşürüyor. Hastalık ilerlediğinde kıyafet seçimi zorlaşırken, yazı yazmak, yürümek ve ayakkabı giymek gibi basit işler bile güçleşebiliyor. Lenfödemin sadece fiziksel değil, psikolojik yönü de önemli. Hastalar, estetik kaygılar veya hareket kısıtlılığı nedeniyle sosyal ortamlardan uzaklaşırken, aile ve iş hayatında da sorunlarla karşılaşabiliyor.  Tüm bunlar kaygı bozukluğuna ve depresyona yol açabiliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Meltem Vural, erken tanının lenfödem tedavisinden etkin sonuç alınmasında kritik bir öneme sahip olduğuna dikkat çekerek, “Erken tanı için kol veya bacak bölgesinde hassasiyet, dolgunluk, ağırlık hissi veya hafif bir şişlik olduğunda mutlaka bir hekime başvurulmalıdır. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı bu ilk adımda hastanın öyküsü ile detaylı bir fizik muayene, ihtiyaç halinde laboratuvar tetkikleri ve görüntüleme yöntemleriyle lenfödemi tespit edebilmektedir. Erken tanı sayesinde ciltte enfeksiyon ve derin yaralar gibi gelişebilecek olan sorunlara yönelik önleyici tedbirler alınabilmektedir. Erken tanı ve tedavinin yanı sıra hastaların kontrollerini düzenli olarak yaptırmaları tedavinin başarısı için çok önemlidir” diyor.

Prof. Dr. Meltem Vural

Prof. Dr. Meltem Vural

Dünyada yaklaşık 250 milyon kişi bu sorunu yaşıyor!

Bebeklik döneminden itibaren her yaşta görülebilen lenfödem dünyada ve ülkemizde  yaygın görülen bir sorun. Öyle ki dünya çapında yaklaşık 250 milyon insanın lenfödemden etkilendiği belirtiliyor. Ülkemizde de benzer şekilde yaygın görülen bu hastalığın son yıllarda daha sık teşhis edildiğini belirten Prof. Dr. Meltem Vural, “Bunun en önemli nedeni ise kanser gibi hastalıkların artmasıdır. Bu hastalıklarda uygulanan cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi gibi tedaviler sonrasında ikincil sebeplerle lenfödem gelişebilmektedir” bilgisini veriyor.

En riskli grup meme kanseri hastaları olsa da…

Lenfödem; lenf bezleri ile damarlarının gelişim sorunları ve lenfatik akım bozuklukları nedeniyle oluşuyor. Sıklıkla kol veya bacaklarda görülse de genital bölge, baş ile boyun gibi vücudun farklı bölgelerinde de rastlanabiliyor. Cerrahi girişimler, radyoterapi, travma veya enfeksiyon gibi sebeplerin yanı sıra doğuştan da görülebiliyor. Ancak, kanser hastalarının en yüksek risk grubunda olduğuna işaret eden Prof. Dr. Meltem Vural, sözlerine şöyle devam ediyor: “Kanserle ilişkili lenfödem sebebi olarak en sık meme kanseri karşımıza çıkmaktadır. Meme kanseri sonrasında lenfödem gelişme oranı yaklaşık yüzde 25 civarındadır. Hastalarda tedavi sonrasında çoğunlukla  kol, önkol ve el bölgesinde lenfödem gelişebilmektedir. Bu durum genellikle lenf nodlarının alınması veya radyoterapi sonrasında ortaya çıkmaktadır. En önemli nedeni, işlemler sebebiyle dokularda oluşan etkilenmeler sonucunda lenfatik akımın bozulması ve dokular arasında lenf sıvısının birikmesidir.”

Tedavisinde gecikmeyin, çünkü!

Prof. Dr. Meltem Vural, lenfödemin genellikle etkilenen kol veya bacak bölgesinde; şişlik, dolgunluk, hassasiyet ve ağırlık hissiyle kendini gösterdiğini belirterek, “Örneğin, yüzük veya kıyafetler dar gelmeye başlamışsa, dikkatli olunmalıdır. Şişlik ve dolgunluk hissi başlangıç evresinde hafifken; zamanında müdahale edilip tedavi edilmezse karşımıza daha ciddi bulgular çıkabilir. Şişlik artabilir, ciltte renk değişiklikleri, kalınlaşmalar, ağrı ve enfeksiyonlar gelişebilir” diyor. Prof. Dr. Meltem Vural, ilerleyen durumlarda ciltte yaraların, derinlemesine çukurların, papillom  adı verilen kabartıların ve skar dokularının da oluşabileceğine işaret ederek, “Gelişen bu sorunlar nedeniyle elde, kolda veya bacakta  fonksiyon kaybı sonucunda; ellerini kapatma, bir şeyi kavrama, kaldırma, itme, çekme, yürüme ve oturup-kalkma  gibi aktivitelerde hareket kısıtlılıkları oluşabilmektedir” diyor.

Erken tedaviyle kontrol altına alınabiliyor!

Lenfödem tedavi edilebilir olmakla birlikte tamamen ortadan kaldırılabilen bir hastalık değil. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Meltem Vural, lenfödemin erken tanı ve tedaviyle önemli ölçüde kontrol altına alınabildiğini ve ilerlemesinin önlenebildiğini vurgulayarak, “Lenfödemin tüm dünyada altın standart tedavi yöntemi; lenfödem rehabilitasyonu, yani  hastaların eğitimi, manuel lenf drenajı, çok tabakalı bandaj,  kompresyon giysileri, egzersiz ve cilt bakımıdır. Hastaların düzenli takip ve tedavilerinin yapılması da vazgeçilmezdir” diye konuşuyor.  Bazı özel durumlarda  veya ileri evrelerde cerrahi müdahale gerekebildiğini ifade eden Prof. Dr. Meltem Vural, “Süper mikrocerrahi teknikleri, lenf sıvısının dolaşıma kazandırılmasını sağlayarak şikayetleri azaltabilmektedir. Lenfovenöz anastomoz (LVA) ve lenf nod transferi (LNT) gibi yeni cerrahi yöntemler, lenfödem tedavisinde uygulanabilmektedir” bilgisini veriyor.

Lenfödeme karşı 10 önemli öneri!

Lenfödem açısından riskli olan kişilerin veya lenfödem sorunu yaşayan hastaların kol ve bacak gibi uzuvlarına çok dikkat etmeleri gerekiyor. Prof. Dr. Meltem Vural, lenfödeme karşı alınması gereken önlemleri şöyle sıralıyor:

  • Sorunlu olan kol veya bacağınıza yönelik zorlayıcı aktivitelerden kaçının. Ağırlık kaldırma, itme veya çekme gibi güç gerektiren hareketler yapmayın.
  • Etkilenen kol bölgesinden tansiyon ölçümü yapmayın. Damar yolu açılacaksa lenfödem sorunu olduğunuzu bildirin, bu durumda işlem diğer kolunuzdan yapılacaktır.
  • Cilt temizliğine ve kuruluğuna önem verin. Etkilenen bölgeye uygun PH içeriğine sahip temizleyici ürünlerle yıkanın. Ardından, cildinizi nazik bir şekilde kurulayın ve yağsız dermatolojik nemlendiriciler ile nemlendirin. Tırnaklarınızı cildinize zarar vermeyecek şekilde kısaltın.
  • İlgili bölgelerinizi güneşten koruyun, yüksek faktörlü güneş kremlerini tercih edin.
  • Etkilenen uzuvlarınızı böcek ısırmalarına, yara ve çiziklere karşı koruyun.
  • Sıkı ve dar giysilerden, takılardan kaçının.
  • Uyurken, etkilenen uzvun altta kalmamasına dikkat edin.
  • Uçak yolculuklarında basınç değişimlerine karşı bası giysileri giyin.
  • Dengeli beslenin ve kilo kontrolüne özen gösterin.
  • Hekiminizin önerileri doğrultusunda; tempolu yürüyün, temiz olduğu bilinen denizde yüzün, lenfödeme yönelik egzersizler ve nefes egzersizleri yapın. Ayrıca, uzun süre hareketsiz kalmamaya çalışın.

#Lenfödem #Sağlık #FizikTedavi #Rehabilitasyon #ErkenTanı #YaşamKalitesi #Acıbadem #MideSağlığı #PsikolojiVeSağlık #HastalıklarlaMücadele

Sağlıklı kişilerin grip aşısı yaptırması gerekmez: Yanlış!

Son günlerde görülme sıklığı artan hızla influenza (grip), her yıl dünya genelinde binlerce kişinin ölümüne neden oluyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Cemal Üstün, influenzanın yüksek ateş, boğaz ve baş ağrısı, burun akıntısı, kas-eklem ağrısı, halsizlik ve öksürükle seyreden bir solunum yolu hastalığı olduğunu belirterek “Oysa influenza başta olmak üzere enfeksiyon hastalıklarının önemli bir kısmı aşılama ile önlenebilir. İnfluenzaya bağlı ölümler çoğunlukla 5 yaş altı ve 65 yaş üstü kişiler ile hamileler ve kronik hastalığı olanlardan oluşmaktadır. İnfluenza virüsü zatürreye yol açabilirken, kalp ve beyin enfeksiyonlarına da zemin hazırlayarak sakatlığa hatta ölüme neden olmaktadır. Bu nedenle her yıl grip aşısının yaptırılması büyük önem taşımaktadır” diyor. Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Cemal Üstün, toplumda grip aşısı hakkında doğru bilinen 7 yanlışı sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Cemal Üstün

Prof. Dr. Cemal Üstün

  • Influenza için aşıya gerek yoktur çünkü ciddi bir hastalık değildir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Influenza (grip) ölümle sonuçlanan ciddi hastalıklara ve ölüme yol açabilen bir hastalıktır. Dünya genelinde her yıl milyonlarca kişiyi etkilemekte ve 300 bin-650 bin arası kişinin ölümüne neden olmaktadır. Bu hastalığa bağlı, ölüm dışı gelişen sakatlık ve insan iş gücü kaybı ise çok daha fazladır. Influenzaya bağlı ölümlerin çoğu 5 yaş altı ve 65 yaş üstü kişiler ile hamileler ve kronik hastalığı olanlardan (diyabet, kanser, obezite, kalp- damar hastalığı vb) oluşmaktadır.

  • “Aşılandım ama yine grip oldum.” Aşı enfeksiyonlardan korumaz: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Her yıl, bir önceki yılda görülen influenza virüsünden elde edilen cansız aşı (öldürülmüş virüs aşısı) uygulanmakta ve yüzde 80’lere kadar koruyuculuk sağlamaktadır.

Aşı sonrası grip benzeri hastalık belirtileri olabilir. Bu durum bağışıklık sisteminin virüse karşı çalıştığının göstergesidir. Ayrıca influenza aşısı sadece influenza virüsüne bağlı en sık görülen mevsimsel gribi engeller. Diğer virüslerle oluşan solunum yolu hastalıklarını etkilemez ki bu hastalıklar daha nadir görülür.

  • Aşının ciddi yan etkileri vardır: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Aşı, hafif grip bulguları ile seyreden belirtilere nadiren neden olabilir. Bu iki-üç gün süren nadir bir durumdur. İnfluenza aşısı cansız aşı olduğundan aşı ile ilgili yan etkiler çok düşük ve önemsizdir. Yan etkiler hastaların ortalama yüzde 3-5’inde görülmektedir. Başlıca yan etkiler; grip benzeri hafif hastalık (kas ağrısı, halsizlik), aşı yapılan yerde ağrı, kızarıklık ve hafif ateştir.

  • Influenza aşısı hamilelikte yapılmaz: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Hamilelikte tüm cansız (inaktif) virüs aşıları güvenle uygulanabilir. Hamilelikte bağışıklık sistemi zayıfladığı için, anne adayları enfeksiyonlara karşı daha hassas hale gelir. Bu nedenle hem anne adayının hem de bebeğin sağlığını korumak açısından grip aşısı yaptırmak elzemdir. Özellikle gebeliğin ikinci ya da son üç aylık dönemlerinde olan anne adaylarının grip aşılarını doktor önerisiyle yaptırmaları, olası komplikasyonların önlenmesi açısından son derece önemlidir. Aşı yalnızca anne adayını değil, doğumdan sonra ilk aylarda bebeği de koruyucu bir bağışıklık sağlar.

  • Geçen yıl aşılandım, bu yıl gerek yok: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Influenza virüsü her yıl yapısını değiştirmekte ve bağışıklık sisteminden kaçmaktadır. Bu nedenle her yıl, bir önceki yıl sık görülen virüs tiplerine göre yeni aşı geliştirilmektedir. Her yıl influenza aşısı yapılmalıdır. Aşı yapıldıktan 7-15 gün sonra etkinliği başlar ve etkinliğinin yüksek olduğu dönem üç aydır. Üç aydan sonra etkinliği önemli derecede düşer. Bu nedenle ülkemizde aşıyı Kasım ayı başında veya ortasında yapmak etkinliği açısından daha faydalıdır.

  • Sağlıklı kişilerin aşıya ihtiyacı yoktur: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Sağlıklı kişiler de risk grubundakilere göre daha az olmakla birlikte hastalığı şiddetli geçirebilir. Çünkü grip virüsü her yıl değişim gösterir ve bağışıklık sistemi bu yeni virüslere karşı savunmasız kalabilir. Kişi genel olarak sağlıklı olsa bile, virüs bulaştığında ciddi hastalık tablosu gelişebilir veya çevresinde risk grubundaki bireylere hastalığı bulaştırabilir. Bu nedenle grip aşısı, sadece kronik hastalığı olanlar için değil, toplum genelinde bulaş zincirini kırmak için de önemlidir.

  • Aşılar zararlı maddeler içerir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Sağlık Bakanlığı tarafından onaylanan tüm aşılar güveli olup, insan sağlığına zarar veren maddeler içermezler. İnfluenza aşıları da yıllardır milyonlarca kişiye her yıl güvenle uygulanmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü her yıl influenza mevsimi öncesinde özellikle risk grubundaki bireylerin aşılanmasını önermektedir. Bu aşılar ciddi hastalık, hastaneye yatış ve ölüm riskini azaltarak toplum sağlığının korunmasında önemli bir rol oynar.

Boğaz manzarasında brunch keyfi

Artisan MGallery İstanbul, 9 Kasım itibarıyla başlattığı pazar “brunch”larıyla misafirlerine şehrin kalbinde keyifli bir hafta sonu deneyimi sunuyor. Her pazar 12:00–15:00 saatleri arasında Tarihi Yarımada ve Boğaz manzaralı teras katında gerçekleşen brunch, zengin menüsü ve canlı müzik performanslarıyla öne çıkıyor.

İlk etkinlik yoğun ilgi görürken, şefin spesiyalleri arasında sanayi sandviçi istasyonu, el yapımı fettuccine ve noodle, ağır ateşte pişmiş dana kaburga ve portakallı krep flambe gibi lezzetler yer aldı.

Brunch deneyimi, her hafta değişen müzik programıyla daha da renkleniyor. İlk buluşmada Doğan Karaca’nın handpan performansı ve Okan Topçu’nun klasik gitarı misafirlere unutulmaz anlar yaşattı. Saksafon, DJ setleri ve farklı enstrümanlarla zenginleşen program, her pazar farklı bir enerji yaratıyor.

Artisan MGallery İstanbul, brunchlarıyla hem yerel hem de uluslararası misafirler için yeni bir buluşma noktası olmayı hedefliyor. Sanat, müzik ve lezzetin buluştuğu bu özel deneyim, otopark imkânıyla da konforlu bir hafta sonu kaçamağı sunuyor.

#ArtisanMGallery #İstanbulBrunch #PazarKeyfi #BoğazManzarası #HaftaSonuLezzeti #CanlıMüzik #Brunchİstanbul

Sushi By The Sky başlıyor

Fairmont Quasar İstanbul, Genel Müdür Cem Akşahin liderliğinde yeni dönemde misafirlerine şehrin dinamizmini lüks ve özenle harmanlayan özel etkinlikler sunuyor. Gastronomi vizyonunu güçlendiren otel; “Fairmont Sundays”, “Sushi By The Sky” ve “Meyhane Night” konseptleriyle hafta sonlarına ve hafta içi akşamlarına farklı bir soluk getiriyor.

Fairmont Sundays: Her pazar 07:30–15:00 arasında Aila ve Ukiyo’nun canlı istasyonlarıyla zenginleşen late breakfast konsepti, Türk ve Uzak Doğu mutfağını buluşturarak misafirlere görsel ve lezzet şöleni sunuyor.

Sushi By The Sky: Çarşamba akşamları 18:00–22:00 arasında Ukiyo Restoran’da boğaz manzarası eşliğinde sushi çeşitleri ve şefin özel maki kreasyonlarıyla Uzak Doğu mutfağının incelikleri deneyimleniyor.

Meyhane Night: Michelin tavsiyeli Aila Restoran’da her cuma 18:00–22:00 arasında mevsimlik mezeler, ızgara çeşitleri ve tatlılarla geleneksel meyhane kültürü modern bir yorumla sunuluyor.

Fairmont Quasar İstanbul, bu özel etkinliklerle misafirlerine şehrin merkezinde lüks, lezzet ve unutulmaz anlar yaşatmayı hedefliyor.

#FairmontQuasarİstanbul #FairmontSundays #SushiByTheSky #MeyhaneNight #İstanbulEtkinlikleri #Gastronomi #LüksDeneyim

Rezervasyon ve bilgi için: 0536 288 41 42

Fairmont Sundays kişi başı ücreti 1.500 TL

Sushi By The Sky kişi başı ücreti 3.250 TL (Bu ücrete soft içecekler dahildir)

Meyhane Night kişi başı ücreti 3.250 TL (2 kişilik gruplara 35 cl, 4 kişilik gruplara ise 70 cl rakı verilmektedir)

 

KOAH’nın en önemli nedeni; sigara ve pasif içicilik!

Dünya genelinde ölüm nedenleri arasında üçüncü sırada yer alan KOAH’nın (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) en önemli nedenini sigara, puro, pipo, nargile ve elektronik sigara kullanımı ile pasif içicilik yani bu maddelerin dumanına maruz kalmak oluşturuyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tülin Sevim “Son yıllarda hızla yaygınlaşan KOAH, solunum yollarında kalıcı tıkanıklık ve nefes darlığına yol açan, ilerleyici bir hastalıktır. Belirtileri arasında sürekli ve şiddetli öksürük, balgam ve nefes darlığı bulunan KOAH, günümüzde dünya genelinde 40 yaş üstü insanların yaklaşık yüzde 10’unda görülmektedir” diyor. Prof. Dr. Tülin Sevim, 19 Kasım Dünya KOAH Günü kapsamında yaptığı açıklamada, gençler arasında da özellikle sigara ve e-sigara  kullanımının artması sonucu, tehlikenin hızla yaygınlaştığı KOAH hastalığını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Tek bir sigaranın dumanında 7 binden fazla kimyasal madde bulunuyor ve 70 tanesi de kanser yapıcı madde sınıfında yer alıyor. Üstelik, yapılan çalışmalar; sigara kullanmayıp, pasif içiciliğe maruz kalmanın da zarara yol açabildiğini ortaya koyuyor. O zararlardan birinin de, dünyada ölüm nedenleri arasında üçüncü sırada yer alan KOAH yani Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı olduğunu vurgulayan Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tülin Sevim şöyle konuşuyor: “Yapılan birçok çalışmada; aktif sigara içiminin KOAH gelişimi için en önemli risk faktörü olduğu kanıtlanmıştır. Son yıllarda yapılan çalışmalarda; pasif içiciliğin de KOAH gelişimine neden olduğu gösterilmiştir. 25 bin 592 hastayı kapsayan bir meta-analizde pasif içicilerde KOAH gelişme riskinin, pasif içici olmayan kişilere göre 2,25 kat arttığı saptanmıştır. Pasif içicilik yılda 1,2 milyon insanın ölümüne yol açmaktadır.”

Prof. Dr. Tülin Sevim

Prof. Dr. Tülin Sevim

Pasif içicilik çocukları da, gençleri de vuruyor!

Pasif içicilik, başkalarının içtiği tütün ürününden (sigara, puro, pipo, nargile vb) kaynaklanan dumanın solunması anlamına geliyor. Pasif içiciliğin özellikle çocukların akciğerlerine ve bağışıklık sistemine büyük zarar verdiğini belirten Prof. Dr. Sevim sözlerine şöyle devam ediyor: “Sigara dumanına maruz kalındığında; gözlerde tahriş, sulanma, yanma, baş ağrısı, burunda rahatsızlık, öksürük, boğaz ağrısı, nefes darlığı ve astım hastalığının alevlenmesi gibi şikayetler hemen ortaya çıkabilmektedir. Ebeveynleri sigara içen veya sigara içilen ortamlarda bulunan bebek ve çocuklar en riskli gruptur. Pasif içicilik çocukların akciğerlerine ve bağışıklık sistemine büyük zarar vermektedir, ani bebek ölümleri daha sık görülmektedir. Bu çocuklarda akut solunum yolu enfeksiyonları, bronşit, zatürre, orta kulak iltihabı ve astım atağı yaşıtlarına göre daha sıktır. İleri yaşlarda da akciğer hastalığına yakalanma riskleri daha fazladır. Pasif içicilik erişkinlerde de; kalp hastalığı, felç (inme), akciğer kanseri ve KOAH gibi hastalıklar için risk oluşturmaktadır. Sigara içmediği halde sigara dumanına maruz kalan kişilerde koroner arter hastalığı riski yüzde 25–30 artmıştır. Bu kişilerde felç riskinin de yüzde 20-30 arttığı bildirilmektedir.”

Elektronik sigaranın yıkıcı tahribatı çok yüksek!

Elektronik sigara ve ısıtılmış tütün ürünlerinin, son 10 yıl içinde tütün endüstrisi tarafından dünya genelinde ‘daha az zararlı’ olarak pazarlandığını ancak yapılan çalışmaların bunun tam tersine işaret ettiğini vurgulayan Prof. Dr. Sevim şöyle konuşuyor: “Yapılan araştırmalarda; elektronik sigaralarda 16 binden fazla çeşit tatlandırıcı saptanmıştır. Araştırmalarda, elektronik sigarayı denemiş gençlerin ve çocukların, daha sonra sigara içmeye başladığı; daha önce sigara içip bırakan yetişkinlerin ise elektronik sigara kullandıklarında yeniden sigaraya başlama risklerinin 4-6 kat arttığı gösterilmiştir. Elektronik sigara kullanan gençlerin sigara, esrar gibi diğer bağımlılıklara geçiş yaptığı da bildirilmektedir. Bu veriler, elektronik sigaraların, nikotin bağımlılığının sürmesine yol açtığının kanıtıdır. Nikotin, eroin, kokain gibi maddelerle eşdeğer bağımlılık gücüne sahip bir maddedir. Bu ürünlerin, en az geleneksel tütün ürünleri kadar ciddi boyutlarda sağlık zararları vardır.”

Akciğerden kalbe, kanserden inmeye!

Elektronik sigaralarda bulunan toksik kimyasal maddelerin solunum yollarında inflamasyon, bronşit, astım ve EVALI hastalığına neden olduğunu belirten Prof. Dr. Tülin Sevim “EVALI, elektronik sigara/vaping kullanımına bağlı gelişen akut akciğer hasarıdır ve ölüme neden olabilmektedir. Elektronik sigaranın zararları solunum yolları ile sınırlı kalmamaktadır” diyor. Elektronik sigara kullanımının pıhtılaşma bozuklukları, hipertansiyon, kalp hızının artması, ateroskleroz, mide bulantısı, ağız kuruluğu, kas titremesi, baş dönmesi, baş ağrısı, uyku bozuklukları gibi daha birçok soruna yol açabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Sevim sözlerine şöyle devam ediyor: “Deneysel veriler, uzun süreli elektronik sigara kullanımının karaciğer, kalp ve böbreklerde hasara neden olduğunu göstermektedir. Elektronik sigaralarda yer alan aromatikler, sadece kendi başlarına bile, hücre ölümüne yol açabilmektedir. Ayrıca çalışmalarda elektronik sigara kullananlarda akciğer kanserinin kullanmayanlara göre daha sık görüldüğü gözlenmiştir. Dünya genelinde elektronik sigara ve ısıtılmış tütün ürünlerinin kullanımı, daha önce sigara içmemiş gençler arasında hızla artmaktadır.”

#KOAH #KronikObstrüktifAkciğerHastalığı #DünyaKOAHGünü #SigaraZararlıdır #Pasifİçicilik #AkciğerSağlığı #SolunumHastalıkları #SağlıkHaberleri #AcıbademTaksim #TülinSevim #ToplumSağlığı #Esigara #Nargile #HalkSağlığı

Four Seasons’ta 2026’ya zarif başlangıç

Four Seasons Hotels Istanbul, yılın en büyüleyici günlerinde misafirlerini iki farklı atmosferde ağırlıyor. Tarihi zarafet ve Boğaz’ın büyüsü, yeni yılı unutulmaz kılarken oteller, özel dekorasyonları ve sürprizleriyle misafirlerine eşsiz bir deneyim sunuyor.

Four Seasons Hotel Bosphorus, 31 Aralık’ta Şevval Sam’ın sahne alacağı “Yeni Yıl Galası” ile misafirlerini karşılıyor. Aynı gece AQUA Restaurant’ta “Moonlight Soiree” menüsü eşliğinde Boğaz manzarasında kutlama yapılacak. Özel igloo’lar, buz temalı bar alanları, lazer şovları ve DJ performanslarıyla eğlence zirveye taşınacak. Ayrıca Aralık boyunca Raclette akşamları, “Festive Pop-Up” mağazası ve “Gingerbread House Yapımı” etkinlikleriyle misafirler için farklı deneyimler sunulacak.

Four Seasons Hotel Sultanahmet ise “Silver Spark” konseptiyle düzenlenecek gala yemeğinde seçkin menüsü ve canlı performanslarla yılın son gecesini unutulmaz kılacak. Lingo Lingo Lounge & Bar’daki geri sayım etkinliği ve yılın ilk gününde AVLU Restaurant’ın ikonik brunch’ı misafirlere keyifli bir başlangıç sunacak. Aralık boyunca “Royal Festive Tea Time” ve Noel yemekleri de tarihi atmosferde özel bir deneyim yaşatacak.

#FourSeasonsIstanbul #YeniYıl2026 #Bosphorus #Sultanahmet #ŞevvalSam #YılbaşıGalası #MoonlightSoiree #FestiveSeason #İstanbulEtkinlikleri #LuxuryLifestyle

Ülkemizde her yıl yaklaşık 150 bin bebek prematüre doğuyor!

Prematüre doğum dünya genelinde ve ülkemizde çok önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Yenidoğan bebek ölümlerinin yanı sıra uzun vadeli sağlık sorunlarının başlıca nedenlerinden biri olan prematüre doğumlar, aynı zamanda aileleri, toplumu ve ekonomiyi etkileyen çok yönlü sonuçlara neden olabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre; dünyada tüm doğumların yaklaşık yüzde 10’u preterm doğum olarak gerçekleşiyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi Sorumlu Neonatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayşe Korkmaz Toygar, dünyada her yıl yaklaşık 15 milyon bebeğin vaktinden önce dünyaya geldiğine dikkat çekerek, “Türkiye İstatistik Kurumu ve Sağlık Bakanlığı verileri de ülkemizde prematüre doğum oranının yüzde 10-12 arasında seyrettiğini ortaya koymaktadır. Buna göre, Türkiye’de her yıl 130-150 bin bebek prematüre olarak dünyaya gözlerini açmaktadır” diyor. Yürekleri ferahlatan haber ise geçmişte yaşama şansı çok düşük kabul edilen prematüre bebeklerin artık çok daha yüksek bir oranda hayata tutunabilmeleri.  Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ve Neonatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayşe Korkmaz Toygar, prematüre bebeğin sağlıklı bir şekilde yaşatılmasının çok büyük bir emek, sabır ve incelik isteyen oldukça uzun bir süreç olduğunu belirterek, “Bu süreçte en önemli kilometre taşları gelişmiş bir yenidoğan yoğun bakım ünitesinin yanı sıra bilgili, tecrübeli, kalplerinde insan ve bebek sevgisi, şefkat, merhamet, sabır, dikkat, özen ve fedakarlık hissi olan hekimler, hemşireler ve yardımcı sağlık personelidir. Yenidoğan yoğun bakım ünitesinden taburcu olduktan sonra özellikle 3 yaşına kadar olan dönem çok önemli olup, anne ve babanın işbirliği, bakımı, ilgisi ve sevgisi prematüre bebeklerin sağlıklı çocuklar olarak büyümeleri için çok önemlidir” diyor.

Prof. Dr. Ayşe Korkmaz Toygar

Prof. Dr. Ayşe Korkmaz Toygar

En önemli nedeni riskli gebelik!

Normal gebelik süresi 37-42 hafta arasında oluyor. Gebeliğin 22. haftası ile 37. haftasından önce doğan bebekler “prematüre bebek” olarak adlandırılıyor. Prematüre doğumların en önemli nedeni ise yüksek riskli gebelikler. Annenin küçük ya da ileri yaşta olması, sık gebelik ve doğum, yetersiz beslenme, yetersiz gebelik izlemi, çoğul gebelikler, enfeksiyonlar, kronik veya gebelikte ortaya çıkan hastalıklar (hipertansiyon, preeklampsi, diyabet vb.) tütün ve bağımlılık yapıcı madde kullanımı gibi etkenler de prematüre doğum riskini arttırıyor.

Yaşam oranlarında belirgin artış görülüyor

Dünyada ve ülkemizde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nın bir yandalı olan Neonatoloji (yenidoğan sağlığı ve hastalıkları) alanında yaşanan bilimsel ve teknolojik gelişmeler prematüre bebeklerin yaşama şansını belirgin şekilde artırıyor.  Neonatologların sayılarının artması, ülke genelinde fizik-teknik ve personel altyapısının çoğalması, gelişmiş yenidoğan yoğun bakım ünitelerinin kurulması ve daha pek çok etken, prematüre bebeklerde yaşama şansını yükselten etkenleri oluşturuyor. Türk Neonatoloji Derneği’nin her yıl ülkemizde yaklaşık 60 hastanenin yenidoğan yoğun bakım ünitesi verileriyle yaptığı istatistiklere göre; 2024 yılında  prematüre bebeklerde yaşama oranlarında dikkat çeken artışlar kaydedildi.

Gebelik haftasına göre yaşama oranları

Aşağıdaki veriler, gebelik haftası arttıkça yaşam şansının oldukça yükseldiğini ortaya koyuyor.

  • 22-24 hafta: Yüzde 31
  • 25-26 hafta: Yüzde 64
  • 27-28 hafta: Yüzde 82

Doğum ağırlığına göre yaşama oranları

Özellikle 1000 gram üzerindeki bebeklerde yaşama oranlarının yüzde 94’e ulaşması, yenidoğan bakımındaki ilerlemelerin ne kadar etkili olduğunu gösteriyor.

  • <500 gr : Yüzde 19
  • 500-749 gr: Yüzde 47
  • 750-999 gr: Yüzde 74
  • 1000-2499 gr: Yüzde 94

En etkili önlem sağlıklı bir gebelik sağlamak

Prof. Dr. Ayşe Korkmaz Toygar, prematüre bir bebekte gelişebilecek komplikasyonları önlemek veya azaltmak için en önemli önlemin öncelikle sağlıklı bir gebelik sürecini sağlamak olduğunu belirtiyor. Annenin gebelik öncesinde, sırasında ve sonrasında Kadın Hastalıkları ve Doğum hekimi tarafından düzenli aralıklarla tıbbi izleminin yapılması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Ayşe Korkmaz Toygar, alınması gereken diğer önlemleri şöyle özetliyor: “Anne adayının doğru beslenmesi, alkol ve sigaradan uzak durması, hipertansiyon, enfeksiyon ve diğer tıbbi durumların erken tedavi edilmesi, erken doğum riskinin ortaya çıkması halinde doğumun geciktirilmesi için ilaç tedavisi, olası enfeksiyon varlığında antibiyotik tedavisi, anneye prematüre bebekte gelişebilecek akciğer hastalıklarının riskini azaltan steroid iğnesinin yapılması gibi  yaklaşımlar önem taşımaktadır.”

3 yaşına kadar yaşıtlarına ulaşabiliyor, ancak…

Prematüre bebeklerin büyük çoğunluğu üç yaşına kadar, bir bölümü de ergenlik çağında kendi yaşıtlarının fiziksel ve nörogelişimsel durumuna ulaşabiliyorlar. Prof. Dr. Ayşe Korkmaz Toygar, ancak anne karnındaki dönemde ve yenidoğan döneminde ciddi solunum, nörolojik ve enfeksiyon hastalıklarından etkilenen prematüre  bebeklerde yaşam boyu sürebilecek sorunların görülebileceğini anlatarak, “Bu nedenle, özellikle yüksek riskli prematüre bebeklerin yenidoğan yoğun bakım ünitesinden taburcu edildikten sonra birçok  açıdan multidisipliner bir uzman grubu tarafından düzenli olarak izlenmeleri ve fizik tedavi, beslenme güçlüklerine yönelik tedaviler,  nörogelişimsel tedaviler, görme ve işitme sorunlarına yönelik tedaviler ile özel eğitim gibi gerekli tedavi yaklaşımlarının erkenden başlatılması gerekmektedir” bilgisini veriyor.

Hayati önem taşıyan 7 kural!

Prematüre bebeklerde hastaneden taburculuğun ardından ebeveynlerin dikkat etmeleri gereken pek çok önemli nokta var. Prof. Dr. Ayşe Korkmaz Toygar, hayati önem taşıyan önerilerini şöyle sıralıyor:

  • Bebeğin günlük bakımında el temizliğine çok dikkat edilmesi.
  • Özellikle üst ve alt solunum yolu enfeksiyonlarından korunması için gerektiğinde maske takılması.
  • Bebeğin öpülmemesi, hasta olan kardeşlerden ve kişilerden uzak tutulması.
  • Bağışıklığın güçlenmesi ve nöropsikolojik gelişimi için mümkünse özellikle anne sütü ile beslenmesi.
  • Düzeltilmiş yaşına uygun şekilde ek gıdalara geçildikten sonra aşırıya kaçmadan temel besin öğelerini alacak şekilde beslenmesi.
  • Evde anne ve babanın birlikte sıcak bir ilgi ve sevgi ortamı oluşturmaları.
  • Taburculuk sonrasında tıbbi izleminin düzenli ve doğru bir şekilde yaptırılması, motor, nörolojik ve gelişimsel fonksiyonların iyileştirilmesine yönelik uygulamaların erkenden başlatılması.

#PrematüreDoğum #HalkSağlığı #Yenidoğan #Neonatoloji #AcıbademÜniversitesi #PrematüreBebek #Sağlık #TürkiyeSağlık #YoğunBakım #AnneBabaDesteği #ÇocukSağlığı #SağlıkHaberleri #ToplumSağlığı #BebekSağlığı

Çağdaş Suseven’den Duygusal Bir Dönüş: “Sana Sarılmadan Ölmeyeceğim”

Türk Sanat Müziği’nde kendine özgü yorumuyla tanınan Çağdaş Suseven, yeni şarkısı “Sana Sarılmadan Ölmeyeceğim” ile müzikseverlerle buluştu. 2000 yılında yayımlanan “Leyla” ile tanınan sanatçı, bu kez umutsuzluk içinde bile varlığını sürdüren bir sevdanın hikâyesini anlatıyor.

Sözleri Kıvılcım Kalay, müziği Çağdaş Suseven imzası taşıyan eser; içten vokaliyle duygusal bir derinlik ve samimiyet sunuyor. Düzenlemede Kemal İnci ve Gökhan İnci modern dokunuşlarla şarkıya güçlü bir bütünlük katıyor.

Klibin yönetmenliğini Ömer Faruk Soyalp üstlenirken, kapak fotoğrafı Gülçin Usta tarafından çekildi. Ankara’daki tarihi tren garında çekilen klip, şarkının duygusunu görsel olarak da yansıtan özel final sahnesiyle dikkat çekiyor.

#ÇağdaşSuseven #SanaSarılmadanÖlmeyeceğim #TürkSanatMüziği #YeniŞarkı #MüzikHaber #Kemalİnci #Gökhanİnci #ÖmerFarukSoyalp #GülçinUsta #AnkaraTrenGarıKlip

İstanbul Genç Bale Topluluğu Don Kişot ile sahneye çıkıyor

Türkiye’nin ilk klasik Genç Bale Topluluğu, ikinci sezonunda Miguel de Cervantes’in ölümsüz eseri Don Kişot balesini sahneye taşıyor. Ludwig Minkus’un bestesi ve Marius Petipa’nın koreografisiyle, Kuzey Makedonya Opera ve Balesi sanat yönetmeni Olga Pango tarafından sahneye konan eser; İspanyol kültürünün renkli etkileriyle klasik bale dünyasının en ihtişamlı yapıtlarından biri olarak öne çıkıyor.

Topluluk, Türkiye, Rusya, Makedonya, Japonya, Kanada, Belçika ve Almanya’dan genç yetenekleri bir araya getiriyor. Prömiyer, 22 Kasım saat 20.00’de Kadıköy Belediyesi Süreyya Opera Sahnesi’nde gerçekleşecek. Kitri rolünde Anastasia Limenko, Basil rolünde ise Artur Mkrtchyan sahne alacak. Don Kişot balesi ayrıca 22 Kasım öğlen ve 23 Kasım’da iki temsille daha izleyiciyle buluşacak.

Topluluk, Aralık ayında ise geçtiğimiz sezon büyük ilgi gören Fındıkkıran balesini aynı sahnede yeniden sanatseverlere sunacak.

#İstanbulGençBale #DonKişotBalesi #SüreyyaOpera #KültürSanat #BaleSanatı #Fındıkkıran #GençSanatçılar #İstanbulEtkinlik