Yazılar

Kasım’da DasDas’ta sahne dolu, müzik bol

İstanbul’un kültür ve eğlence merkezi DasDas, Kasım ayına tiyatro, konser ve stand-up gösterileriyle dolu bir programla giriyor. Ay boyunca sahnede Binnur Kaya ve Mert Fırat’ın rol aldığı kapalı gişe ‘İki Kişilik Oyun’, Emin Alper’in yönettiği ‘Öteki’, Metin Akpınar süpervizörlüğündeki ‘Deli Bayramı’, Erdal Beşikçioğlu’nun ‘Küvetteki Gelinler’i ve Engin Hepileri’nin sahneye taşıdığı ‘Müfettişler’ yer alıyor.

Alternatif Sahne’de İlker Gümüşoluk ve Lesli Karavil stand-up gösterileriyle izleyicilere kahkaha dolu anlar yaşatacak. Ayın kapanışını ise efsane müzik grubu Yeni Türkü’nün 28 Kasım’daki konseri yapacak. Detaylı program için dasdas.com.tr, biletler için mobilet.com ve biletinial.com adresleri ziyaret edilebilir.

KILIAN PARIS’ten Yeni Bir İkon: Angels’ Share on the Rocks

KILIAN PARIS, ikonik Angels’ Share serisine buz gibi taze bir dokunuş ekliyor: Angels’ Share on the Rocks. Kilian Hennessy’nin imzası olan On the Rocks Accord ile konyak esintili bu yeni parfüm, modern ve sofistike bir koku deneyimi sunuyor.

Buzlu cam bardaktan ilham alan şişesiyle dikkat çeken parfüm; acı portakal, greyfurt ve bergamotla açılıyor, amber ve tarçınla derinleşiyor, meşe absolüsüyle zarif bir kapanış yapıyor. Parfümör Benoist Lapouza’nın katkısıyla yaratılan bu koku, şehirli yaşamın cesur ve etkileyici ruhunu yansıtıyor.

Jennifer Lopez, Zen Pırlanta’nın yeni yüzü oldu!

Dünyaca ünlü yıldız Jennifer Lopez, Zen Pırlanta’nın global marka elçisi oldu! 22 ülkede 175 mağazasıyla uluslararası büyümesini sürdüren Zen, bu iş birliğiyle dünya markası olma yolunda önemli bir adım daha attı.

Ağustos 2025’teki “Up All Night” dünya turnesi sırasında Zen Pırlanta ile tanışan Lopez, markanın cesur ve modern tasarımlarına hayran kaldı. Tesadüfi bir karşılaşmayla başlayan bu bağ, kısa sürede güçlü bir ortaklığa dönüştü.

Los Angeles’ta ünlü fotoğrafçı Norman Jean Roy’un objektifinden çıkan yeni reklam kampanyasında Jennifer Lopez, Zen’in ışıltısını kendi karizmasıyla buluşturuyor. Zen Pırlanta Yönetim Kurulu Başkanı Emil Güzeliş, “Jennifer Lopez’in enerjisi ve duruşu, markamızın ruhunu en iyi şekilde yansıtıyor” diyerek bu iş birliğinin uluslararası büyüme yolculuğunda bir dönüm noktası olduğunu vurguladı.

Jennifer Lopez ve Zen Pırlanta’dan daha fazla ışıltı ve sürpriz çok yakında!

Yener Özer “Sanatın her haliyle akıştayım”

Oyunculuk, resim ve dijital sanatla çok yönlü bir ifade dili kuran Yener Özer, “Sanatla temas ettiğim her alan, kendimi yeniden keşfetmemi sağlıyor,” diyor. Netflix’in “Platonik: Mavi Dolunay” dizisindeki “Akış” karakteriyle dikkat çeken başarılı oyuncu, kendini hayatın akışına teslim etmiş

NAZAN ORTAÇ

nazanortac@outlook.com.tr

Yener Özer

Sanatın farklı alanlarında üretim yapan biri olarak, oyunculuk sizde bir meslekten çok bir ifade biçimi diye düşünüyorum. Bu yolculuk sizin için nasıl başladı?

Sanat yolculuğum ben çok küçükken başladı aslında. Sadece beni heyecanlandıran etkinliklerin sanat olduğunu bilmiyordum. 3 yaşımdayken yaptığım çizimler hâlâ duruyor ve beni hâlâ etkiliyorlar. 7 yaşlarımda halamla mutfakta coşkuyla yaptığımız yemeklerin hâlâ tadı damağımda. Çocukluğum boyunca abimle oynadığım, televizyondan izleyip yeniden canlandırdığımız film senaryoları dün gibi aklımda. Bu anıların, duyguların bütünü sanatın cevheridir. Bu cevheri işlemeye başladığımda, kendimi ifade edebildiğimin idrakı üniversite yıllarında başlamış oldu.

ABD’de oyunculuk üzerine uzmanlaşırken sizi en çok zorlayan ya da dönüştüren deneyim neydi?

Beni en çok dönüştüren yegâne deneyim oyunculuk derslerinde oldu. İlk dersten itibaren kendimize, hislerimize, düşüncelerimize, neyi neden yaptığımızı fark etmek, bende eşsiz bir kişisel gelişim deneyimi yaşattı. Kendimle ilgili farkındalığımı kazandım. Daha iyi bir yönetmen olmak, oyuncularımı daha iyi yönetebilmek adına katıldığım oyunculuk eğitimi beni benden almıştı. Hedeflerim ve kendimi ifade ediş biçimim tamamen değişti.

Yener Özer

Sahne sanatlarının yanı sıra, resim ve dijital sanat alanlarında üretim yapıyorsunuz. Bu disiplinler sizin için aynı sanat yolculuğunun farklı durakları mı?

Kesinlikle öyle. İnsanlar bir şekilde kendini ifade edemezse hayattan kopabiliyorlar. Oyunculuk bildiğiniz gibi kolektif bir çabayla ortaya çıkan bir sanat dalı. Tabii ki karakterlerimizi bireysel olarak çalışıyoruz ancak bir projenin içinde olmadığı takdirde oyuncu kendini ifade edemez, sanatını yapamaz. Doğru projeyle buluşana kadar doğal olarak ortaya çıkan farklı duraklar filizlendi. Resim yapmaya bayılıyorum; duygular gark ettiğinde ve kendi bilinçaltımla buluşmak istediğimde bana her zaman sıcak bir yuva olmuştur.

Sizce bir oyuncu olarak çok yönlülük ne kadar önemli?

Her oyuncu onu heyecanlandıran her karakteri oynamak ister. Çok yönlülük bakımından hepimiz öyleyiz ve farklı/renkli karakterlere hevesliyiz. Bu çok önemli çünkü kendini farklı şekillerde ifade edebilme imkânı sunuyor. Ancak her insanın yaşadıklarıyla, hayata bakış açısıyla, tercihleriyle oluşan bir mizacı ve aurası vardır. Yönetmenler ve kast direktörleri bu doğal olarak gelişen kişiye özel olarak oluşan bu enerjilerin peşindeler. Bir sürü karakteri bir şekilde oynayabilirsin ancak ruhunla o karaktere nefes olabilir misin? Bu çok daha önemli.

Yener Özer

‘Platonik: Mavi Dolunay’ dizisinde canlandırdığınız karaktere bayıldım; müthişti… “Akış” ile nasıl bir bağ kurdunuz?

Akış harika biri. Her kişinin, olayın iyi tarafını görebilen biri. Hem vücuduna, ruhuna, benliğine hem de hayata karşı sevgiyle yaklaşan özel bir karakter. Onunla birçok konuda bağ kurdum. Kötü söz söylemekten çekinirim. Meditasyon ve nefes çalışmaları zaten günlük rutinimdedirler. Akış’tan en çok öğrendiğim ise, isminin de söylediği gibi akışta kalabilmek oldu. Her şeyi o anda bilmek ya da öğrenmek zorunda olmadığım. Bir şeylere tutunup hayatın akışına direnmektense, hayata güvenip kendimi akışına bırakmayı öğrendim.

Dizinin senaristi Gupse Özay ile çalışmak nasıldı? Hem de kamera karşısında birlikteydiniz…

Gupse’nin gerçekten özel bir aurası var. İlk tanıştığımız günden itibaren ışık saçan enerjisiyle hepimizi büyüledi. O sıcacık enerji hepimizi ele geçirdi. Çalışıyor muyduk yoksa aşırı bir şekilde eğleniyor muyduk emin değilim. Sanki geçmiş yaşamlardan birbirimizi tanıyormuşcasına bir bağ kurduk hepimiz. Gupse’nin öyle bir efekti var.

Yener Özer

Böylesine yetenekli bir ekip; Yönetmen Onur Bilgetay, Gupse Özay, Kerem Bürsin, Öykü Karayel, Ali İlpin, Uğur Demirpehlivan, Eda Akalın, Mehmet Özgür… Hepiniz aynı hikâyede buluşunca sette nasıl bir sinerji oluştu?

Setteki sinerji ele avuca sığmıyordu. O kadar keyifli bir ortamdı ki işimiz bitince odaya dönmektense sette takılıyorduk. O kurulan uzun yemek masasında paralel evrenleri, uzaylıları, Antarktika’daki piramitlerini, mistik ve paranormal deneyimleri konuşuyorduk. En ilginç yanı da hepimizin bu konularla ilgili anlatacaklarımızın olması oldu. Kayıt dışında sinerji böyleyken kayıt sırasında coştuk zaten.

Netflix projesi olması, uluslararası izleyiciyle buluşma açısından sizde nasıl bir heyecan yarattı?

Netflix olması benim için çok ayrı bir anlam ifade ediyor. Ben San Francisco’da yaşarken Netflix, evde izlemek için seçtiğimiz filmleri DVD olarak posta yoluyla atardı. Epeydir hem müşterisi olduğum hem de piyasadaki tırmanışını zevkle deneyimleyen birisiyim. Daha önce dijital platformlarda çalışmıştım ancak Netflix tahmin de ettiğim gibi muazzam bir fark yarattı. “Platonik”, 190 ülke ile aynı anda yayına girdi. Kesinlikle heyecan verici ve büyük bir ayrıcalık.

Yener Özer

Eşiniz Evrim Doğan ile hem sanatsal hem sosyal medyada uyumlu bir enerjiniz var. Bu ortak üretkenlik ilişkinizi nasıl etkiliyor?

Eşimle hep oyun halindeyiz zaten. Beraber eğlendiğimiz anları bir şekilde paylaşıyoruz. O yüzden üretkenlik anı keyifle doluyor. Yaşadığımız uyum ilişkimizi her daim pekiştiriyor.

Yakın gelecekte yeni projeler neler? Belki yine kendi yazdığınız bir yapım?

Yakın gelecekte birçok potansiyel proje var. Hangisine en uygun olduğum konusunda ekibimle beraber çalışıyoruz.

Dünya Makarna Günü’nü İstanbul’da kutladık

Dünya Makarna Günü

Türkiye Makarna Sanayicileri Derneği (TMSD) bizi “Gelenekten Geleceğe” temalı, uluslararası bir zirve etkinliğinde bir araya getirdi. Kariyerinin DNA’sında makarna tutkusu olan, dünyanın en genç gurme ve yaşam yazarı olarak, bu “Dünya Makarna Günü Uluslararası” etkinliği benden tam not aldı. 25 Ekim’de Conrad Bosphorus’ta, Boğaz manzarası ve dünyanın en iyi makarnası kombosuyla unutulmaz oldu. Zirvenin kalbi tabii ki 25 Ekim Dünya Makarna Günü ruhuydu. Türkiye’nin durum buğdayından gelen o masum lezzetimiz, resmen yeniden doğdu. Prof. Dr. Osman Müftüoğlu ve Diyetisyen Dilara Koçak’ın sunumunda makarnanın eksik bilinen besin değeri ve sağlık için yararı mercek altına alındı: Makarnanın düşük Gİ’li, lif zengini bir süper kahraman olduğunu bilimle kanıtladı ve dünya mutabakat bildirgesini imzaladılar. Panellerde makarnanın bilimini ve geleceğini konuşurken, Dünya Makarna Günü Elçisi Şef Maria Ekmekçioğlu’nun hazırladığı, hayal dünyasından zenginleştirerek sunduğu lezzetli tatlar harikaydı. Balkabaklı, limonlu ve aklımda kalan diğer lezzetlerle makarna, adeta mutfakta yıldızlaştı. Tam anlamıyla bir makarna şöleniydi bu etkinlik. Makarna konuşuldu, makarna yenildi. TMSD Başkanı Aykut Göymen ve Genel Sekreter Ayça Andıran’ın kusursuz organizasyonu İstanbul’a damgasını vurdu.

La Roche-Posay Saf C Vitamini Serumu

Sonbahar Dönüşümü: Işıltının Sırrı C Vitamini

Sonbahar rüzgarları esmeye başladığında, cilt bakım rutinimiz de hafiften bir ‘upgrade’ istemeye başlar. Yaz güneşiyle biriken yorgunluk, eşitsiz cilt tonu ve ışıltı kaybı, bu mevsimin en belirgin yükleridir. Tıpkı ağaçların yaprak dökmesi gibi, cildin de kendini yenileme dönemine girmesi şart. Bu noktada, antioksidan gücün zirvesi olan C Vitamini, kurtarıcı rolü üstleniyor. Cildin kolajen üretimini destekleyerek hem ince çizgilere karşı savunma oluşturur hem de yorgun cilde anında parlaklık katar. Bu sezonun ‘must-have’ ürünü ise, hassas ciltlerin bile bayıldığı La Roche-Posay Saf C Vitamini Serumu (Pure Vitamin C10) serisi. %10 Saf C Vitamini ve Salisilik Asit içeren bu yeni nesil formüller, cildi tahriş etmeden ölü derilerden arınmayı kolaylaştırıyor, cilt tonunu gözle görülür şekilde eşitliyor. Sabah rutininizin ilk adımı olarak bu ışıltı veren kahramanı rutininize ekleyerek, kışa girerken cildinizin sadece yenilenmiş değil, aynı zamanda içeriden aydınlanmış ve lekelere karşı güçlü bir bariyer kurmuş olmasını sağlayın. Unutmayın: Sonbahar, cildinizin yeni başlangıçlar yapması için en doğru zamandır!

Ahu Çağdaş

Uzun Saçın Gücü: Sessiz Lüks     

Uzun saçlar, geçici akımların ötesinde, her daim zirvedeki tahtını koruyan zamansız bir klasiktir. Onlar, sadece bir stil değil; zarafetin, özgüvenin ve güçlü bir kimliğin sembolüdür. Hollywood’un kırmızı halılarından günlük sokak stiline kadar, uzun saçın yarattığı o doğal şıklık, her dönemin modasına kolayca adapte olur. Ancak güncel trend, sadece uzunlukta değil, saçın kalitesinde gizli. Bu yılın mottosu: Lüks Doku ve Sağlıklı Parlaklık. Mat ve cansız bir uzunluk yerine, hareketli katmanlara sahip, sağlıklı yağlarla beslenmiş, adeta ipek gibi akan bir görünüme yatırım yapıyoruz. Saçın gücünü ve hacmini korumak, artık bir zorunluluk değil, bir sanattır. Doğal dalgalarla tamamlanan bu “silent luxury” görünümü, uzun saçı bir kez daha, en cool ve en güçlü aksesuarımız haline getiriyor.

Doğada denge ve farkındalık: DuoX Club Duja Chalet’de başlıyor

Duja Hotels’in yeni wellness ve spor konsepti DuoX Club, 19–21 Aralık 2025 tarihleri arasında Sarıkamış’taki Duja Chalet’de ilk etkinliğiyle misafirlerini ağırlıyor. Doğayla iç içe bir ortamda gerçekleşecek bu özel buluşma, beden, zihin ve ruh dengesini yeniden keşfetmek isteyenlere ilham veriyor.

DuoX Club, iyi oluşu bir hedef değil, bir yaşam biçimi olarak tanımlıyor. Yoga, nefes ve doğa temelli programda katılımcılar, üç gün boyunca dönüşüm odaklı bir deneyim yaşayacak. Etkinlikte Ece Vahapoğlu yoga seanslarıyla, Doruk Taraktaş ise Wim Hof Metodu ile nefesin ve dayanıklılığın gücünü katılımcılara aktaracak.

Duja Chalet Sarıkamış, modern dağ evi konsepti ve huzurlu atmosferiyle bu deneyime ev sahipliği yaparken, DuoX Club ilerleyen dönemlerde Duja Hotels’in diğer lokasyonlarında da farklı temalarla devam edecek.

Detaylı bilgi ve kayıt için: dujachalet.com

Kaya Başaran “Savcı ve Mahkûm”

İş insanı ve yazar Kaya Başaran’ın kaleme aldığı Savcı ve Mahkûm, kısa sürede en çok satanlar listesine girerek büyük ilgi gördü. Alaska Yayınları’ndan çıkan kitap, sürükleyici hikâyesiyle sadece okuyucuların değil, dizi yapımcılarının da dikkatini çekti.

Adalet ve vicdan temalarını işleyen roman, genç bir savcı ile haksız yere mahkûm edilen bir adamın kesişen hayatlarını konu alıyor. Kaya Başaran’ın edebi başarısı, televizyon dünyasında da ses getirmeye hazırlanıyor.

Aslıgül Atasagun “Listen for a Better World / Daha İyi Bir Dünya İçin Dinle”

Gazeteci, yapımcı ve yazar Aslıgül Atasagun, “Listen for a Better World / Daha İyi Bir Dünya İçin Dinle” adlı yeni kitabı raflarda yerini aldı.

Atasagun, kadınların ve kız çocuklarının sesini güçlendiren, dünyanın dört bir yanından ilham verici hikayeleri bir araya getirdiği yeni kitabı “Listen for a Better World / Daha İyi Bir Dünya İçin Dinle” okurlarla buluşuyor.

“Listen for a Better World”, Afrika’dan Avrupa’ya, Orta Doğu’dan Latin Amerika’ya uzanan farklı coğrafyalardan 22 ilham verici kadının ve bir erkek rol modelin hikâyesini bir araya getiriyor. Kitapta, BM Kadınlara Yönelik Şiddet Özel Temsilcisi Pramila Patten, Lüksemburg Büyük Düşesi Maria Teresa, dünyaca ünlü şarkıcı Gloria Gaynor ve Paralimpik yüzme şampiyonu Sümeyye Boyacı gibi güçlü isimler yer alıyor.

Ali Emre “Sarnıç”

Ali Emre’nin “Sarnıç” başlıklı kişisel sergisi, İBB Miras dokunuşuyla koruma altına alınan Gülhane Sanat’ta sanatseverlerle buluşuyor.

Resimlerinde özgün bir dil geliştiren sanatçı, sergi için sarnıcın atmosferine özel olarak ürettiği çalışmalarda balıkları ve suyun hareketini merkeze alıyor. Sanatçının denizle kurduğu kişisel bağın ve sahille iç içe geçen yaşamının izlerini taşıyan eserler, hem sanatçının hem de mekânın hafızasına bir yolculuk sunuyor. İBB Kültür ve İBB Miras’ın katkılarıyla gerçekleşen “Sarnıç” sergisi, 18 Ocak’a kadar pazartesi hariç her gün 10.00-18.00 saatleri arasında Gülhane Sanat’ta ücretsiz olarak ziyaret edilebilir.

Beyazıt Öztürk heykeltraş oldu

Şovmen Beyazıt Öztürk, çağdaş sanata odaklanan ve kültürel üretimi uzun süredir destekleyen Borusan Otomotiv için özel bir heykel tasarladı.

Yaklaşık 1,60 metre boyutundaki eser, İstinye Borusan Otomotiv showroom’unda kalıcı olarak sergilenecek.

Projede, Beyazıt Öztürk’ün tek eserlik heykel çalışmasının üretimi, Borusan Otomotiv ekibiyle birlikte yürütüldü. Bu çalışma, sanatçının ilk kez kurumsal bir markanın mekanında sergilenen heykel projesi olma özelliğini taşıyor.

Beyazıt Öztürk’ün eseri, çağdaş sanat ile kurumsal yapıların kurduğu diyaloğa dikkat çeken özgün bir örnek olarak öne çıkıyor. Eser, kurumun sanata bakış açısını ve kültürel üretime verdiği önemi yansıtırken; sanatseverlere, Türkiye’de sanata uzun vadeli katkı sunan kurumların vizyonunu deneyimleme imkânı tanıyor.