Yazılar

“Taş kuşağında” olmak riski artırıyor!

Son yıllarda dünya genelinde artan ve nüfusun yüzde 10-15’ine ulaşan böbrek taşları ülkemizde çok daha yüksek bir seviyede görülüyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Tekin, bunun başlıca nedeninin Türkiye’nin “Taş kuşağı” ülkeleri arasında yer alması olduğunu belirterek, “Taş kuşağı ülkelerinin en önemli özelliği sıcak bir iklime sahip olmalarıdır. Uzun süreli sıcak havalarda vücutta artan sıvı kaybına ek olarak yeterince su içilmemesi ve aşırı tuz tüketimi gibi bazı hatalı beslenme alışkanlıkları böbrek taşı oluşumuna zemin hazırlamaktadır” diyor.

Ülkemizde her yıl yaklaşık 1 milyon kişiye böbrek taşı tanısı konulduğuna işaret eden Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Tekin, “Genellikle 30-50 yaş arasındaki bireyleri etkileyen böbrek taşları çok şiddetli yan ağrısına neden olmalarının yanı sıra tedavide gecikildiğinde idrar yolu enfeksiyonu, böbrekte şişme ve böbrek fonksiyon kaybı gibi ciddi sorunlara yol açabilmektedir” diye konuşuyor. Prof. Dr. Ali Tekin,  bu noktada böbrek taşlarında erken tanı ve tedavinin önemine dikkat çekerek, çok önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Prof. Dr. Ali Tekin

Prof. Dr. Ali Tekin

Görülme sıklığı giderek artıyor!

İdrarda bulunan mineraller ve kalsiyum, oksalat ile ürik asit gibi tuzların kristalleşerek birikmeleri sonucu oluşan böbrek taşına pek çok etken yol açabiliyor. Yetersiz sıvı alımı,  aşırı tuz tüketilmesi ve hayvansal proteinden zengin beslenme gibi beslenme hataları, obezite, metabolik sendrom, aile öyküsü, bazı metabolik hastalıklar (hiperkalsiüri, hiperoksalüri, vb), bazı ilaçlar (vitamin D, kalsiyum takviyeleri, vb) ile idrar yolu enfeksiyonları, en önemli faktörleri oluşturuyor.  İdrarda taş oluşumunu önleyen sitrat gibi maddelerin yetersiz olması da süreci hızlandırıyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Tekin, son yıllarda böbrek taşının görülme sıklığında artış gözlendiğine işaret ederek, “Bu artışın sebepleri arasında iklim değişikliğiyle birlikte sıcaklık artışı, obezite ve hareketsiz bir yaşam tarzı yer almaktadır. Benzer nedenlere bağlı olarak böbrek taşı görülme yaşında da bir düşüş söz konusudur” bilgisini veriyor.

Kışın yetersiz su tüketimi riski artırıyor!

Kış aylarında böbrek taşlarının oluşum riskinin arttığını vurgulayan Prof. Dr. Ali Tekin,  bunun en önemli sebebinin ise soğuk havalarda susuzluk hissinin azalması nedeniyle yetersiz su tüketimi olduğunu söylüyor. Susuzluğun idrarda bulunan minerallerin yoğunlaşmalarına ve çökerek kristal oluşumuna neden olduklarını aktaran Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Tekin, “Bu kristaller zamanla birikerek taş halini almaktadır. Dolayısıyla, kış aylarında böbrek taşı oluşumunu önlemek için günde ortalama 2 – 2.5 litre su içilmesi çok önemlidir. Ayrıca, düzenli olarak fiziksel egzersiz yapılması, aşırı tuzlu, şekerli ve fast food ağırlıklı gıdaların tüketiminden ise kaçınılması gerekmektedir” ifadelerini kullanıyor.

En yaygın belirtisi çok şiddetli yan ağrısı!

Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Tekin, böbreklerde oluşan taşların özellikle üreter adı  verilen ve böbrek ile mesane arasında yer alan kanala düştüklerinde en sık “renal kolik” denilen çok şiddetli yan ağrısına yol açtıklarının altını çiziyor. Prof. Dr. Ali Tekin, şiddetli ağrıya “İdrardan kan gelmesi, sık sık idrara çıkma, idrarı tam boşaltamama hissi, sürekli idrar varmış hissi, idrar yolunda yanma, bulantı ve kusma”  gibi belirtilerin de eşlik edebildiğini belirtiyor.

Erken tanı ve tedavi çok önemli!

Böbrek taşlarında erken tanı ile hem hastada sorunlar yaşanması önlenerek yaşam konforu artırılıyor hem de tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu, böbrek fonksiyon kaybı ve cerrahi müdahale gibi olası riskler önemli ölçüde azaltılıyor. Böbrek taşlarının tedavisinde; üriner (boşaltım) sistemin taşlardan tümüyle temizlenmeleri hedefleniyor. Özellikle 5-6 mm’den küçük böbrek taşları bol sıvı tüketimi ve fiziksel egzersizler (Yürüyüş, zıplama vs) gibi basit yöntemlerle kendiliğinden düşebiliyor. Doktor tavsiyesiyle kullanılacak olan bazı ilaçlarla bu süreç kolaylaştırılabiliyor. Daha büyük taşlarda ise taşın lokalizasyonuna göre, medikal tedaviler, ESWL (beden dışı şok dalga tedavisi) veya kapalı endoskopik cerrahi tedaviler ile (URS, RIRS, PCNL, vb.) üriner sistem taşlardan tümüyle temizlenebiliyor.

Ameliyatlar endoskopik kapalı yöntemle yapılıyor

Böbrek taşlarının tedaviyle düşürülemediği durumlarda, geçmeyen veya tekrarlayan ağrılarda, böbrek fonksiyon kaybı riskinin arttığı tablolarda ve 2 cm’den büyük böbrek taşlarında ameliyat gündeme geliyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Tekin, günümüzde ameliyatların neredeyse tümünün, açık cerrahiye gerek kalmadan, endoskopik kapalı yöntemlerle yapıldığına değinerek, “Böbrek taşı ameliyatları, ciddi teknolojik gelişmelerle birlikte, son 20-25 yılda büyük değişim geçirdi. Aşırı büyük taşlar hariç, taşları normal idrar yolundan endoskopik kapalı girişimlerle tedavi edebiliyoruz. Sadece 2-3 mm’lik ince esnek aparatlarla böbreğe kadar ulaşıp, yeni nesil lazerler ile taşları yok edebiliyoruz. Kapalı yöntemler sayesinde hastalarımız ameliyatlardan sonra aynı gün evlerine dönebilmektedirler” diye konuşuyor.

Önlemek tedaviden çok daha kolay!

Teknolojik gelişmeler sayesinde böbrek taşı tedavisi büyük ilerleme kaydetse de önleyici tedbirler alınmazsa hastaların hemen hemen yarısında 5-10 yıl içerisinde tekrar taş gelişimi kaçınılmaz oluyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Tekin, aslında hastaların çoğunda böbrek taşlarının düzeltilebilir sebeplerden kaynaklandığını hatırlatarak “Sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla böbrek taşı oluşumunu önlemek her zaman tedavi etmekten daha kolaydır” diyor.

#BöbrekTaşı #Üroloji #SağlıkHaberleri #TaşKuşağı #SuTüketimi #BeslenmeAlışkanlıkları #ErkenTanı #SağlıklıYaşam #TürkiyeSağlık #AliTekin

Açıklanamayan infertilite çiftleri zorluyor

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) dünyada ilk kez infertilite tedavisinde A’dan Z’ye yol haritasının belirlendiği bir rehber hazırladı. “İnfertilitenin Önlenmesi, Tanısı ve Tedavisi Rehberi”nin hazırlık sürecine Türkiye’den Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Tansu Küçük davet edildi. Rehberin; farklı ülkelerden 30 uzmandan oluşan çalışma gruplarının çalışmalarıyla oluşturulduğunu belirten Prof. Dr. Tansu Küçük, 5 yıl süren yoğun bir hazırlık süreci yaşandığını söyledi.

“İstenmesine rağmen çocuk sahibi olamama” durumu olarak tanımlanan infertilite, artık dünyanın en görünmez fakat en yaygın sağlık sorunlarından biri olarak kabul ediliyor. Üreme çağındaki her 6 kişiden biri bu sorunu yaşıyor. Dünya Sağlık Örgütü, infertilitenin yalnızca bireysel bir sağlık sorunu değil, tüm dünyada milyonlarca kişiyi etkileyen ciddi bir halk sağlığı meselesi olduğunu belirtiyor. Bu görüşün yansıdığı “İnfertilitenin Önlenmesi, Tanısı ve Tedavisi Rehberi” Dünya Sağlık Örgütü’nün infertilite alanında dünyada ilk kez yayınladığı ve en kapsamlı rehber olma niteliği taşıyor. Rehber, infetilite alanında çalışan bilim insanları için bilimsel bir başvuru kaynağı. WHO’un hazırlanması için farklı ülkelerden 30 uzman arasında, Türkiye’yi temsil eden Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Tansu Küçük’ten rehber hakkında bilgi aldık.

Prof. Dr. Tansu Küçük

Prof. Dr. Tansu Küçük

Tanı ve tedavide standartlar yeniden tanımlandı

Rehberde bilimsel kanıtlar titizlikle değerlendirildi, tanı ve tedavi standartları yeniden tanımlandı. Tüm dünyaya, eş zamanlı olarak düzenlenen geniş katılımlı bir webinarla duyuruldu. Sağlık bakanlıklarının, sivil toplum kuruluşlarının, hekimlerin ve hasta topluluklarının takip ettiği bu küresel toplantıda, infertilite alanında ülkelerin erişilebilir, maliyet-etkin ve hasta odaklı politikalar geliştirmesine yönelik çağrılar da yapıldı. Prof. Dr. Küçük, özellikle tanıda gereksiz testlerin azaltılması, çiftlerin psikososyal destek ihtiyaçlarının göz ardı edilmemesi ve tedavilerde bilimsel temeli olmayan “mucize” uygulamalardan kaçınılması gerektiğini vurgulayan bölümlerde aktif rol aldı.

İnfertilite tedavisinin gri alanı: Açıklanamayan İnfertilite

İnfertilite tedavisinde en tartışmalı alanlardan birinin açıklanamayan infertilite olduğunu belirten Prof. Dr. Tansu Küçük, bilimsel kanıtı olmayan “mucize tedavi” yaklaşımlarının çiftlere zaman ve para kaybettirdiğini vurgulayarak, bu grupta sorun tespit etme arzusunun anlaşılır olduğunu ancak gereksiz ve deneysel girişimlerin çoğu zaman hiçbir fayda sağlamadığını belirterek, sözlerine şöyle devam etti: “Açıklanamayan infertilitede ilk basamak çoğu zaman ‘bekle–gör’ yaklaşımıdır. Bu dönem, çiftleri pahalı ve etkisi kanıtlanmamış uygulamalara yönlendirmek için bir boşluk değil, doğru yönetilmesi gereken bir süreçtir. Gereksiz testler, ‘mucize’ diye sunulan deneysel tedaviler ya da bilimsel desteği olmayan müdahaleler hem zaman kaybı yaratır hem de çiftleri ekonomik olarak zorlar. Üreme seçenekleri kadar, sigaranın bırakılması, kilo yönetimi, düzenli egzersiz ve sağlıklı beslenme gibi yaşam tarzı düzenlemeleri de tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır.”

Peki, rehber ne diyor?

Dünya Sağlık Örgütü(WHO)’nün hazırladığı bu rehber, infertilite hizmetlerinin bir “ayrıcalık” değil temel bir sağlık hakkı olarak görülmesi gerektiğini vurguluyor. Çiftlere yaşa bağlı doğurganlık azalması, kilo durumu, sigara ve yaşam alışkanlıkları gibi risk faktörleri konusunda açık ve düşük maliyetli bilgilendirme yapılması; tanının mümkün olan en basit ve ulaşılabilir yöntemlerle konulması; tedavi başarı oranlarının, olası risklerin ve maliyetlerin şeffaf biçimde paylaşılması rehberin temel başlıklarını oluşturuyor. Günümüzde çiftlerin önemli ekonomik yüklerle karşılaştığını ifade eden Prof. Dr. Tansu Küçük; “ WHO rehberi ise ülkelerin üreme sağlığı programlarına infertilite hizmetlerini entegre etmesi, erişilebilirliği artırması ve veri temelli politikalar üretmesi gerektiğine işaret ediyor. Bu yaklaşım, ülkelere hem hizmet kalitesinin standartlaşması hem de çiftlerin daha eşit bir sağlık hizmetine ulaşması için kritik bir fırsat sunuyor” değerlendirmelerinde bulundu.

“İnfertilite bir hastalık olarak kabul edilmeli!”

İnfertilitenin çoğu ülkede, hatta Türkiye’de de bir “hastalık” olarak dahi tanımlanmadığından milyonlarca kişinin gerekli tedavilere erişemediğini belirten Prof. Dr. Tansu Küçük; “Özel sağlık sigortalarının büyük bölümünde yer almıyor. İnfertilite tedavileri devlet geri ödeme sistemlerinde sınırlı destek görüyor. Bu nedenle maddi imkanı olmayan çiftler için çoğu zaman ulaşılamaz hale geliyor. Bu durum yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyal sonuçlar doğuruyor: infertilite yaşayan çiftlerde kadınların yüzde 36’sının bu nedenle partner şiddetine maruz kaldığı, kaygı, depresyon ve ilişki sorunlarının ise sık rastlanan eşlikçiler olduğu belirtiliyor” diye konuştu. Dünya Sağlık Örgütü’nün yayımladığı rehberde infertilitenin hem kadın hem de erkek kaynaklı olabileceği ancak kadınların çoğu zaman haksız yere suçlandığı ve erkek faktörünün göz ardı edildiği de özellikle vurgulanıyor.

#WHO #İnfertiliteRehberi #TansuKüçük #SağlıkHaberleri #ÜremeSağlığı #HalkSağlığı #İnfertiliteTedavisi #KadınSağlığı #GlobalSağlık #BilimselRehber

DJ performansı ve boğaz manzarasıyla unutulmaz bir kutlama

Çağdaş Japon robatayaki mutfağının sevilen adresi ROKA İstanbul, yılbaşı gecesi için hazırladığı özel menüsü ve boğaz manzaralı atmosferiyle misafirlerini 2026’ya karşılamaya davet ediyor.

Yılın son gecesi için hazırlanan menü; trüflü yuzu soslu akya sashimi, Oscietra havyarlı ton balığı tartar, robata ateşinde pişirilen yuzu miso soslu morina balığı ve Kore baharatlı kuzu pirzola gibi özel lezzetlerle başlıyor. Gece, şefin tatlı seçkisiyle tamamlanarak ROKA’nın imza tatlarından oluşan rafine bir yılbaşı deneyimine dönüşüyor.

ROKA İstanbul, yılbaşı akşamı misafirlerini iki ayrı oturumda ağırlıyor. 18:30’da başlayan ilk oturum iki saatlik akşam yemeği deneyimi sunarken, 20:30’dan itibaren başlayan ikinci oturum DJ performansı eşliğinde uzun bir kutlama gecesi vaat ediyor. Özel yılbaşı menüsünün yanı sıra à la carte seçenekler de misafirlere sunuluyor.

Modern atmosferi, yaratıcı Japon dokunuşları ve İstanbul Boğazı’nın eşsiz manzarasıyla ROKA İstanbul, yeni yıla unutulmaz bir gastronomi ve eğlence deneyimiyle güçlü bir başlangıç yapıyor.

Adres: Kılıç Ali Paşa Mahallesi, Meclis-i Mebusan Caddesi, Dış Kapı No:8, İç Kapı No:102, Beyoğlu, İstanbul

#ROKAİstanbul #Yılbaşı2026 #BoğazManzarası #JaponMutfağı #Robatayaki #Gastronomi #YılbaşıKutlaması #İstanbulEtkinlikleri #YeniYılDeneyimi #TurizmHaberleri

Sağlıklı yaş almaya genç yaşta başlanmalı!

Modern yaşamda hareketsiz (sedanter) yaşam tarzı, bilgisayar başında geçirilen uzun saatler, elektromanyetik alanlar, fast- food tüketim, düzensiz uyku ve stres gibi etkenler gençlerde de erken tükenmişlik, bağışıklık çökmesi ve hücresel yaşlanmayı artırıyor. Bu nedenle günümüzde artık genç yaştan itibaren sağlıklı yaş alma yaklaşımının benimsenmesi gerekiyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Küçükkaya “Sağlıklı yaş almak, artık yalnızca ileri yaşların değil, gençlerin hatta ergenlerin de sorumluluğudur. Artık hasta olmamak için değil, sağlıklı kalmak için çaba sarf etmeliyiz. Bugüne dek bilinen doğrular son dönemde tamamen değişti; çağımızda kişiye özgü, bütüncül bir yaklaşım gerektiği anlaşıldı. Yani sağlıklı yaş almak bir orkestra gibidir; gastroenteroloji, kardiyoloji, fizik tedavi, ruh sağlığımız vb bunların hepsi uyum içinde çalışmalıdır” diyor. Sağlıklı yaş almak için bazı bildiklerimizi unutmamız gerektiğini vurgulayan Dr. Küçükkaya, sağlıklı yaş almada doğru bilinen yanlışları ve yeni yaklaşımları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Belgin Küçükkaya

Dr. Belgin Küçükkaya

  • SU TÜKETİMİ

Günde 2 litre su içmelisiniz: YANLIŞ!

DOĞRUSU: İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Küçükkaya “Su ihtiyacı kişiye ve güne göre değişir. Günlük su tüketimi; kilo, cinsiyet, yaşam tarzı ve kronik hastalığa göre kişiye özgüdür. Sabit bir şekilde günde 2 litre (8 bardak) su içmek herkese uygun değildir. Sağlıklı bir yetişkin için günlük su ihtiyacı ortalama 2-3 litre arasında değişebilir ancak böbrek hastalığı, kalp yetmezliği gibi diğer durumlarda bu miktar tehlikeli olabilir. Bu nedenle kişinin su tüketim planı da doktor tarafından belirlenmelidir. İdrar rengi yeterli su tüketiminde çok önemli bir göstergedir. İdrar açık renk olmalıdır, koyu ise yeterli su içilmemiş demektir” diyor.

  • UYKU

Günde 7-8 saat uyumak şarttır: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Uyku ihtiyacı kişiye, yaşa ve yaşam tarzına göre değişir. Kimileri 5 saat uyuyarak dinç uyanırken, kimileri 9 saate ihtiyaç duyar. Önemli olan erken yatmak ve 7-8 saat uyumak değil, uykuda olunan saatler ve uykunun kalitesidir. 22:00- 06:00 saatleri arasında vücut kendini yeniler, metabolizma, hücre onarımı, yağ yakımı ve bağışıklık bu süreçte güçlenir. O nedenle bu saatlerde mutlaka uykuda olmak gerekir. Dr. Küçükkaya “Ayrıca horlama, uyku apnesi gibi sorunlar sağlıklı uyku döngüsünü bozduğu için mutlaka tedavi edilmelidir. Doğru saatte, doğru oksijenle kesintisiz uyumak, kronik hastalıkların riskini de azaltır” diyor.

  • EGZERSİZ

Günde 10 bin adım atmak idealdir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Yapılan araştırmalar; 10 bin adımın herkese uygun olmadığını gösteriyor. Hedef; yaşa, cinsiyete, kiloya, sağlık durumuna ve kapasiteye göre kişiselleştirilmiş, sürdürülebilir hareket hedefleri koymaktır. Dr. Küçükkaya “Protezi olan birine 10 bin adım önerilemez, düşme riski olan yaşlıya yoğun tempo koşu yaptırılamaz. Kimine günde 5 bin-7 bin adım gibi daha düşük ama düzenli aktivite, kimine 5-6 km koşu uygundur. Açık havada, bol oksijenli alanlarda yürüyüş beden ve ruh sağlığını birlikte destekler. Derin nefes egzersizleri, esneme hareketleri ve kültür-fizik çalışmaları da çok önemlidir” diyor.

  • BESLENME

Sağlıklı beslenmek kalori kısmak demektir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Sağlıklı beslenme doğru besinleri, doğru zamanda ve dengede tüketmektir. Sürekli kalori kısıtlamak metabolizmayı yavaşlatır, kas kaybı ve hücresel yıpranmaya yol açar. Dr. Küçükkaya “25 yaşındaki bir genç ile 45 yaşındaki bir kadının beslenme gereksinimleri farklıdır. Diyabeti olanla olmayan, erkek ile kadın, aktif yaşam süren ile masa başı çalışan aynı beslenme planını uygulayamaz. Bilimsel çalışmalarda en sağlıklı model olarak öne çıkan Akdeniz tipi beslenmeye geçilmelidir. Paketli gıda, işlenmiş ürünler, asitli ve şekerli içecekler ile fast food tüketimden kaçınılmalı, mevsim sebze ve meyveleri tüketilmelidir” diyor.

  • VİTAMİN TAKVİYESİ

Her gün vitamin takviyesi almak gençleştirir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Vücutta eksik olan vitamin tamamlandığında işe yarar, fazlası ise zarar verir. Dr. Küçükkaya şöyle konuşuyor: “Hücresel gençliği artıran şey dengeli beslenme ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarıdır. Omega, magnezyum, çinko vb vitamin ve mineral takviyelerinin vücutta yeterli düzeyde olması önemlidir ancak bu takviyeler kandaki değerlere göre doktor tarafından tahliller yapıldıktan sonra belirlenmelidir. Ayrıca ‘doğal’ veya reçetesiz satılıyor diye tüm takviyeler güvenli demek değildir. Gelişigüzel vitamin kullanmak karaciğer/böbrek hasarı, ilaç etkileşimleri veya yanlış test sonuçlarına hatta organ yetmezliğine yol açabilir.”

Düzenli doktor takibi çok önemli

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Küçükkaya, sağlıklı yaş almanın bir orkestra gibi olduğunu, gastroenteroloji, kardiyoloji, fizik tedavi, ruh sağlığımız vb bunların hepsinin uyum içinde çalışması gerektiğini belirterek şöyle diyor: “Tüm sürecin koordinasyonu için düzenli tahlil, tarama ve kontrol şarttır. Genetik altyapıdan kaynaklanabilecek hastalıklar (Alzheimer, kanser, kalp ve damar hastalıkları vb) artık çok genç yaşta tespit edilebiliyor. Kontroller aksatılmamalı, kullanılan ilaçlar doktor önerisi olmadan kendi kendine bırakılmamalıdır.”

Özellikle, püf noktası, olmazsa olmazlar

  1. Kaliteli ve doğru saatlerde uyumak

Gece 10-sabah 6 arası. Bu uyku saatlerine çok dikkat etmeli çünkü vücudumuzun rejenerasyon dediğimiz saatleridir tamir ettiği. Yapılan çalışmlaar; bu saatlerde rejenerasyon hormonlarımızın, metabolizma hormonlarımızın ve yağ yakmanın bu saatlerde olduğunu göstermektedir. Ve kronik hastalıkları engelleyici yoyllardan bir tanesi gece sağlıklı bir uykuya sahip olmaktır. Hem saaatler hem de horlama olmadan doğru saat doğru uyku ve doğru oksijen. Horlama, uyku apnesi şikayetlerimizi doğru saatlerde olsa bu durumlar doğru bir uykuya

  1. Doğru beslenme; yaşımız, 15 erken ile 45 kadın aynı değil, sahip olduğumuz hastalıklar, cinsimiz, diyabetle olmayan kişi aynı beslenmez, uyumlu olacak dengeli ve düzenli beslenme. En büyük şansımız akdeniz diyeti tüm çalışmalarda akdeniz diyeti . seçtiğimiz gıdalar kesinlikle paket ve işlenmiş gıda olmamalı. Ne yediğimiz değil, nerden, yapılan çalışmalar fast food paket gıdaların tehlikesini çok gösteriyor. Olabildiğince doğal kaynaklardan elde edilen gıdalara ulaşmak. Ve sıvılara ulaşmak. Kolalı içecekler ıce tealer . evinizde posasıyla lifiyle tüketelim.
  2. Doğru egzersiz; saatine göre, yaşına göre, cinsine göre, herkesin egzersiz zamanı saati tipleri farklıdır. En çok doktorla ilerlemeli. Çünkü protezi vardır onbin adım at diyemezsin ya da yaşlıdır düşmeye meyillidir, farklı kronik hastalıkları vardır koşturamazsınız yüzün plates yapın dersiniz. Mutlaka doktor takibiyle ve öneriyle. Gençler protein tozu, bazılarına al diyoruz bazılarına alma probleme neden , doğru doktor: iç hastalıklar fonksiyonel tıp yeterli. Hepsini kapsıyor. Gerçk iç hastalıkları hekimi. Özellikle doğal ortamda bol oksijenli, yürüme bandında değil, sahil kenarında ruhen de mutlu edecek yürüyüş en güzel sporlardan biridir. Ama kişinin yaşı, kilosu, altta yatan farklı hastalıklarına göre adım sayısı da değişiyor, yürüme sıklığı da değişiyor. 10 bin adım demode. Bazılarına 5 bin adım diyoruz, ama bazılarına göre 5-6 km koşabiliyorsun diyoruz. Kişiselleştirilmiş. Daha da yeni durumlar, sadece yürümek de değil kültür fizik hareketleri (derin nefes alma egzersizleri, esneme egzersizleri, yürümek kadar değerli, kaslarımızı esnetmezsek yürüdüğümüz zaman kas krampları ve kas ağrılarına gidiyor) bir de destekleyici takviyeler. Çünkü artık ortamlarda birçok gıdalar besleyiciliğini kaybettiği için omega magnezyum çinko gibi hem bağışıklık sistemini artırmak hem de egzersizleri yapabilmek için doktor kontrolü ve önerisiyle, çok takviye var çok kafa karıştırıcı biyo yararlanımları aynı değil, yapılan tetkiklerle karar veriyoruz.piyasada gelişigüzel organ yetmezliğine . takviye ve vitamin.
  3. Düzenli doktor takibi: bütün bunları koordine edebilmek için verilere ihtiyacımız var. verilere takiplerimizde tahlillerimizle yapabiliyoruz. Kronik hastalığı da tedavisini aksatmamalı. İlacını bırakmamalı.

#HücreselGençleşme #SağlıklıYaşAlma #HücreselYaş #GençYaştaSağlık #YaşamTarzı #BütüncülSağlık #SağlıktaYeniDoğrular #İçHastalıkları #SağlıklıGelecek #Wellbeing

Burkay Adalığ’dan yeni rehber “Viski Tutkununun El Kitabı” raflarda

Gourmand Awards ödüllü kitaplarıyla içki kültürü yazınına yeni bir soluk getiren yazar Dr. Burkay Adalığ, beşinci kitabı “Viski Tutkununun El Kitabı” ile okurlarla buluştu. Epsilon Yayınevi etiketiyle yayımlanan eser, 42. İstanbul Kitap Fuarı’nın açılış günü düzenlenen imza etkinliğiyle ilk kez tanıtıldı.

Adalığ, bu kitabında viskiyi anlamanın, seçmenin ve tadına varmanın inceliklerini sade bir dille aktarırken; damıtımevlerinden fıçı türlerine, üretim tekniklerinden duyusal değerlendirmeye uzanan kapsamlı bir rehber sunuyor. Hem viskiyle yeni tanışanlar hem de deneyimli tutkunlar için vazgeçilmez bir kaynak olmayı hedefleyen kitap, yazarın uzun yıllara yayılan deneyimiyle harmanlanmış pratik bilgiler içeriyor.

“Meleklerin Payı” ve “Maltın Peşinde” kitaplarıyla Gourmand Awards’da iki kez Best Whisky Book of the Year ödülünü kazanan Adalığ, yeni kitabıyla viski kültürüne dair temel bilgileri herkes için erişilebilir hale getiriyor.

#BurkayAdalığ #ViskiTutkunununElKitabı #EpsilonYayınevi #KitapHaberleri #İstanbulKitapFuarı #GourmandAwards #ViskiKültürü #YeniKitap #OkumaKeyfi #KitapGündemi

Yeşim Salkım ve Tahsin Pala’dan duygusal düet: “Yanmış Bir Yürek Var”

Türk müziğinin güçlü yorumcusu Yeşim Salkım ve başarılı sanatçı Tahsin Pala, uzun süredir beklenen düet çalışmaları “Yanmış Bir Yürek Var” ile dinleyicilerin karşısına çıktı. Ayrılık temasını merkezine alan şarkı, Yavuz Durmuş’un sözleri ve Yılmaz Tatlıses’in bestesiyle duygusal bir anlatım sunuyor.

Aranjesi Emre Can, mix süreci Candar Göker imzası taşırken; klip çekimleri Damla Latin Özen yönetmenliğinde ON7 Sapanca Private’ta 25 kişilik bir ekiple gerçekleştirildi. Avrupa Müzik ve Yeşil Müzik iş birliğiyle yayımlanan eser, tüm dijital platformlarda dinleyicilerle buluşuyor.

#YeşimSalkım #TahsinPala #YanmışBirYürekVar #YeniŞarkı #TürkMüziği #MagazinHaberleri #MüzikGündemi #AvrupaMüzik #YeşilMüzik #DuygusalDüet

Türkiye’nin SES haritası yenileniyor

Türkiye’de pazarlama, medya ve araştırma sektörlerinin ortak ihtiyacını karşılamak amacıyla yürütülen kapsamlı Sosyo-Ekonomik Statü (SES) Güncellemesi Araştırması tamamlandı. Reklamverenler Derneği, Reklamcılar Derneği, TİAK, IAB Türkiye, RİAK, ARVAK, MMA Türkiye ve TÜAD’ın ortak finansmanıyla gerçekleştirilen çalışma, 12 Aralık 2025’te sektörle tanıtılacak.

Türkiye Araştırmacılar Derneği koordinasyonunda dört yıldır sürdürülen çalışma; ihtiyaç analizlerinden uluslararası örneklerin incelenmesine, paydaş görüşlerinin toplanmasından meslek gruplarının genişletilmesine kadar birçok başlıkta kapsamlı bir geliştirme süreci içeriyor. Yeni model, mevcut sistemdeki meslek ve eğitim temelli iki boyutlu yapıyı genişleterek hane gelirini ve ekonomik statüyü yansıtan objektif göstergeleri de SES tanımına dahil ediyor.

Araştırma kapsamında 26 bölgede 21.000 adres taraması ve 6.300 görüşme gerçekleştirildi. İstatistik komitesinin analizleri, 2025 boyunca yürütülen toplantılar ve validasyon süreçleriyle son haline getirildi. TÜİK’in Mekânsal Adres Kayıt Sistemi’ni (MAKS) kullanmaya başlamasıyla birlikte Türkiye’nin fiili kent–kır yapısını daha doğru yansıtan “yoğun kent, orta yoğun kent ve kır” sınıflaması oluşturuldu. Buna göre nüfusun %67,2’si yoğun kent, %15,5’i orta yoğun kent, %17,2’si ise kır bölgelerinde yaşıyor.

Yeni modelde meslek sorgulaması uzun listeler yerine aşamalı sorgulama yöntemiyle yapılırken, hane gelirine ilişkin sorular bireysel beyana değil, somut varlık bilgisine dayalı objektif veri noktalarına dönüştürüldü. Tüm değişkenlerin ağırlık katsayıları hesaplanarak hanelere skorlar atandı ve SES grupları bu skorlar üzerinden yeniden tanımlandı.

Araştırmanın “yoğun kent” sonuçlarına göre SES dağılımı şöyle gerçekleşti:

ABC1: %43,9

AB: %21,5

C1: %22,4

C2: %32,5

DE: %23,7

TİAK’ın 2026’da tamamlanacak Veri Tabanı Araştırması’nın ardından orta yoğun ve kır bölgelerini kapsayan tüm Türkiye SES sonuçları kamuoyuyla paylaşılacak. TÜAD, yeni SES yapısının araştırma, pazarlama ve medya planlama süreçlerinde daha doğru hedefleme ve daha sağlıklı karar alma açısından kritik bir katkı sağlayacağını vurguluyor.

#SES2025 #Ekonomi #Pazarlama #Medya #AraştırmaSektörü #TÜAD #TİAK #SosyoEkonomikStatü #YoğunKent #TürkiyeEkonomisi #VeriAnalitiği #PazarAraştırması

Türkiye Araştırmacılar Derneği

Mezopotamya’dan Günümüze: “Köklerden Gelen Güzellik” Okurla Buluştu

Selda Özkök’ün ilk kitabı “Köklerden Gelen Güzellik”, Destek Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı. Özkök, 325 yıllık aile mirasından süzülen Mardin kültürünü modern beslenme, doğal bakım ve bilimsel güzellik bilgisiyle birleştirerek okura bütüncül bir yaşam rehberi sunuyor.

Mezopotamya’nın kadim bilgeliğini dermatoloji, anatomi, kozmetoloji ve fitoterapi eğitimleriyle harmanlayan Özkök; renklerin, vitaminlerin, doğal yağların ve şifalı tariflerin hem beden hem cilt üzerindeki etkilerini bilimsel bir çerçevede anlatıyor. Kitapta Mardin mutfağının modern yorumları, sağlıklı tabaklar, kolajen destekli tarifler ve cilt tiplerine uygun doğal maskeler de yer alıyor.

“Köklerden Gelen Güzellik”, yalnızca bir bakım ya da beslenme kitabı değil; bir kültürün, bir ailenin ve bir kadının “ışıltılı yaşam” felsefesini okura aktaran ilham verici bir kaynak niteliği taşıyor.

#KöklerdenGelenGüzellik #SeldaÖzkök #YeniKitap #DestekYayınları #MardinKültürü #DoğalBakım #BütüncülYaşam #KitapHaber #MezopotamyaBilgeliği #WellnessCulture

Türkmen Alkan’dan “Sessiz Direniş”: İçsel Yolculuğa Davet

Ressam Türkmen Alkan, son dönem çalışmalarını bir araya getirdiği “Sessiz Direniş” adlı kişisel sergisiyle 13 Aralık’ta Evrim Sanat Galerisi’nde sanatseverlerle buluştu. 31 Aralık 2025 tarihine kadar ziyaret edilebilecek sergi, insanın içsel eşiğini, karanlıkla yüzleşmesini ve yeniden doğuş arzusunu odağına alıyor.

Sergide, sanatçının içsel yolculuk ve dönüşüm temalarını işlediği 31 eser yer alıyor. Yağlı boya çalışmaların yanı sıra karakalem ve mürekkep teknikleriyle üretilen eserler, açılışta izleyicilerden yoğun ilgi gördü.

Türkmen Alkan, serginin izleyiciyi “eşikler, kapılar ve karanlık dehlizler” üzerinden kendi içsel yüzleşmesine davet ettiğini belirtiyor. Evrim Sanat Galerisi kurucusu Betül Ketenci ise serginin galerinin ruhuyla örtüşen güçlü bir iç ses taşıdığını ifade ediyor.

1976 Zara doğumlu olan Alkan, Marmara Üniversitesi Resim Öğretmenliği Bölümü mezunu. Sanatsal üretimlerini İstanbul’da sürdüren sanatçı, çalışmalarında dönüşüm, içsel yolculuk ve insanın eşiklerle kurduğu ilişkiyi merkezine alıyor.

“Sessiz Direniş”, Evrim Sanat Galerisi’nin yeni adresinde 31 Aralık 2025’e kadar ziyaret edilebilir.

#SessizDireniş #TürkmenAlkan #EvrimSanatGalerisi #SanatHaber #ÇağdaşSanat #ResimSergisi #SanatEtkinliği #İçselYolculuk #ArtExhibition #ContemporaryArt

Evrim Sanat Galerisi

Adres: Caddebostan Mahallesi Bağdat Caddesi Ergun Apt. No: 244 Kat 2 Daire 8 Kadıköy İstanbul

Tel.: (0533) 237 59 06

Ziyaret Saatleri: Pzt-Çrş-Perş-Cuma-Cmt 11:00-19:00
Pazar 12:00-18:00, Salı günleri ziyarete kapalıdır.

Bu hatalar sağlığınızdan edebilir!

Kış mevsimiyle birlikte soğuyan hava, azalan güneş ışığı ve kaygan zeminler spor yaparken bazı riskleri beraberinde getirebiliyor. Egzersiz sırasında terleyen beden, soğuk ve rüzgarlı havayla karşılaştığında üst solunum yolu enfeksiyonlarına davetiye çıkarabilirken, spor yaralanmalarına da çok sık rastlanıyor. Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Mirza Zafer Dağtaş “Her türlü egzersiz vücut ısısını yükseltir. Artan vücut ısısı ile dış ortamın ısısı arasındaki fark açıldıkça, hastalıklara ve spor sakatlıklarına zemin hazırlayabilir. Ancak hem profesyonel sporcular hem de günlük egzersiz yapan bireyler, birkaç temel önlemle bu risklerden büyük ölçüde korunabilir” diyor. Doç. Dr. Dağtaş, kış aylarında egzersiz yaparken dikkat edilmesi gereken kuralları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doç. Dr. Mirza Zafer Dağtaş

Doç. Dr. Mirza Zafer Dağtaş

  • Isınmayı uzatın

Soğuk havalarda kaslar daha gergin ve sert olur. Bu nedenle kışın yapılan egzersizde ısınma süresini birkaç dakika artırmak, hafif tempolu yürüyüş ve hafif esneme hareketleriyle kasları rahatlatmak yaralanma riskini önemli şekilde azaltır. Isınmayı atlamak, vücudu aniden zorlayarak kas yırtılmalarına ve bağ hasarlarına zemin hazırlayabilir.

  • Kıyafetinizi doğru seçin

Kış sporlarında terleme ve üşümenin aynı anda yaşanması yaygın bir durumdur. Bu nedenle tek kalın bir kıyafet yerine, teri dışarı atan, hava geçirgen ve vücut ısısını koruyan katmanlı spor kıyafetleri kullanılmalıdır. Yanlış giyim yalnızca soğuk algınlığına değil, kas sertliğinin artmasına bağlı sakatlanmalara da neden olabilir. Kış aylarında spor yaparken kıyafet seçimi sporu engellemeyecek kadar hafif ve rahat, vücut ısısı ile dış ortam arasında iyi bir bariyer olmalıdır.

  • Spor sonrası üzerinizi hemen değiştirin

Özellikle rüzgarlı havalarda ıslak kıyafetle kalmak, terin soğumasına bağlı olarak göğüs ve sırt bölgesinin üşümesine neden olur. Bu nedenle kıyafet seçiminin teknik kumaşlardan yapılması, egzersiz biter bitmez kuru bir üst giyilmesi ve terli şekilde uzun süre dış ortamda kalınmaması büyük önem taşır.

  • Zemin ve hava koşullarını mutlaka kontrol edin

Doç. Dr. Dağtaş “İster koşu yapın ister yürüyüş, zeminin buzlanmış veya ıslak olması düşme riskini artırır. Spor öncesi zemini kontrol etmek, rüzgar ve sıcaklık değerlerine bakmak hem güvenlik sağlar hem de egzersizin kalitesini artırır. Özellikle erken sabah ve gece saatlerinde gizli buzlanmalar sık görülür ve beklenmedik düşmelerle sonuçlanabilir” diyor.

  • Soğuk havada egzersiz süresini aşırı uzatmayın

Kış aylarında vücudun ısı kaybı daha hızlı olduğundan uzun süre dışarıda egzersiz yapmak kasların aşırı soğumasına ve reflekslerin yavaşlamasına yol açar. Bu durum hem performansı düşürür hem de ani kas spazmlarını tetikler. Egzersiz süresini kademeli artırmak ve ara dinlenmeler vermek güvenli bir yöntemdir.

  • Su içerken bu noktalara dikkat edin

Soğuk havalarda terleme az hissedildiği için birçok kişi yeterli su içmez. Oysa vücut, nem oranı düşük kış aylarında da sıvı kaybeder. Vücudun susuz kalması kas performansını azaltır ve kramplara neden olur. Vücut egzersiz öncesi bir küçük bardak su içerek hafifçe nemlendirilmeli, egzersizin ortasında da iki-üç yudum şeklinde, her 15-20 dakikada bir su içilmelidir. Egzersiz bittiğinde de suyu bir anda hızlıca değil, yavaş yavaş içmek daha sağlıklıdır.

  • Egzersiz sonrası soğuma ve esnemeyi atlamayın

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Mirza Zafer Dağtaş “Kışın egzersiz yaptıktan sonra hızla sıcak bir ortama girme isteği nedeniyle soğuma egzersizleri çoğu kişi tarafından ihmal edilir. Ancak egzersiz sonrası esneme yapmak kas gerginliğini azaltır, oluşabilecek küçük mikrotravmaları toparlar ve sonraki günlerde ağrı yaşanmasını önler. Bu alışkanlık özellikle kış aylarında daha da önemlidir” diyor.

  • Doğru ayakkabı ve taban desteği kullanın

Kaygan zeminlerde kaymayı azaltan taban yapısına sahip ayakkabılar tercih edilmelidir. Spor ayakkabısının taban desteği yeterli değilse diz, kalça ve bel bölgesine binen yük artar. Kış aylarında zeminin kaygan olduğu düşünülürse, doğru ayakkabı seçimi kritik önem taşır.

#KışSporları #SoğukHavadaEgzersiz #SağlıklıYaşam #KışaDikkat #SporYaralanmaları #KışEgzersizi #EgzersizÖnerileri #KışMevsimi #AktifYaşam #AcıbademHastanesi #UzmanGörüşü #SporveSağlık