Cemiyet, magazin ve güncel haberler

Yazılar

Ülkede kimse şov yapmıyor      

Ülkede kimse şov yapmıyor

Genç sanatçı Nihan Çelik, yeni şarkısı ‘Bodrum Masalı’ ile müzik severlerle buluştu.

Türk Popunun Barbie’si lakabı takılan Nihan Çelik, sözü ve müziği Deniz Dorukhan Doruk ‘a ait olan ‘Bodrum Masalı’ ile müzikseverlerden tam puan aldı.

Almanya’da 5 yıl boyunca şan ve dans eğitimi alan Nihan Çelik, “Türkiye ‘de sanat dünyasında arkadaş gibi görünenler var ama çoğunun aslında dost olmadıklarına inanıyorum. Başarı grafiğin yükseldikçe, yalnızlığın da bir o kadar artıyor. Birde rekabeti çamur atmak sanıyorlar. Rekabet çamur atmakla olmaz” dedi.

Sahnesinde dans edip show yapan Nihan Çelik “Rihanna, Beyonce, Jennifer Lopez… Türkiye’de böyle bir rakip yok. Çünkü ülkemizde kimse şov yapmıyor. Tabii ki benden çok daha iyi isimler var. Ben en iyiyim demiyorum ama en iyi şovu ben yaparım. Hadise çok güzel dans ediyor, çok yakışıyor.” diyerek iddiasını da ortaya koydu.

Nihan Çelik’in yeni şarkısı “Bodrum Masalı” Noah Entertainment etiketiyle tüm dijital platformlarda yerini alırken fotoğraflarını ünlü fotoğrafçı Lara Sayılgan çekti.

 

İlk halı belgeseli yayınlandı

İlk halı belgeseli yayınlandı

Çekimi tamamlanan ve İstanbul Halı İhracatçıları Birliği (İHİB) projesi olan Türkiye’nin ilk halı belgeseli “ANADOLU HALISI: Ruhumun Dili, Sözümün Rengi” ilk gösterimi yapıldı.

Gazeteci yönetmen Coşkun Aral’ın gözünden kültür mirasımız Türk halısının yol hikayesini anlatan belgesel, her ilmeği insan emeğiyle dokunan Türk halısının tüm dünyaya tanıtıldığı arşivlik bir çalışma olarak tarihe geçecek.

İstanbul Halı İhracatçıları Birliği (İHİB)’ in hayata geçirdiği ve kamera arkasında usta yapımcı ve belgesel yönetmeni Coşkun Aral’ın yer aldığı Türkiye’nin ilk halı belgeseli ‘ANADOLU HALISI:  Ruhumun Dili, Sözümün Rengi’ nin  ilk gösterimi, Ticaret Bakan Yardımcısı Rıza Tuna Turagay, TİM Başkanı İsmail Gülle, İstanbul Halı İhracatçıları Birliği (İHİB) Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Uysal, İHİB Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ahmet Hayri Diler katılımı ile Fişekhane’de gerçekleşti.

Eski Ramazanları özleten en güzel gelenekler!

Eski Ramazanları özleten en güzel gelenekler!

İftar davetlerinden sahurda herkesi uyandıran davulcuya kadar Ramazan ayı kendine has pek çok geleneğe sahip.  ‘Nerede o eski Ramazanlar’ dedirten, büyüklerimizin özlemle andığı bazı gelenekler ise kimi şehirlerimizde hala yaşatılmaya devam ediyor.

Ülkemizin her bir köşesi Ramazan ayında birbirinden özel lezzetlere ve geleneklere ev sahipliği yapıyor. Aile büyüklerinin sık sık özlemle andığı eski Ramazan gelenekleri ise pek çok şehirde yaşatılmaya devam ediyor.

Kilis’te Ramazan keşkek ile başlıyor

Kilis’te Ramazanın ilk günü tüm evlerde iftar için keşkek pişiriliyor. Keşkekte dövme adıyla da bilinen buğday kullanılıyor. Kilis halkı, keşkek yapılırken kullanılan bu dövme buğdayın midelerinde Allah’ı zikreden bir tespih görevi gördüğüne inanıyor. Bu nedenle de her yıl Ramazan ayının ilk orucunu keşkek ile açıyorlar. Kilis’te Ramazan Bayramından 15 gün önce misafirler için kahke ve gerebiç hazırlamak da bir gelenek.

Pause Dergi

Ramazanda çayın yanına kahke

Dünyaca ünlü gastronomi şehri Gaziantep, Ramazanda kahke geleneğini devam ettiriyor. Şehirde her evde Ramazan ayında çayın yanına eşlik eden kahkeler yapılıyor. Sahur için de özel hazırlıkların yapıldığı Gaziantep’te kadınların toplaşıp yoğurdukları çiğ köfte ve Firik pilavı da sahurda komşulara dağıtılan geleneksel lezzetlerden… Ramazan ayının son günlerine doğru da kadınlar yine bir araya gelerek yuvalama yapıyorlar.  Günümüzde kadınlar yuvalamayı kendileri yapmasalar da restoranlardan satın alarak bu lezzetli geleneği devam ettiriyorlar. Siz de bir Gaziantep uçak bileti alarak ülkemizin gastronomi başkentindeki bu Ramazan geleneklerini keşfedebilirsiniz.

Sahur sofralarının baş tacı Külünçe

Külünçe, Şanlıurfa’da Ramazan ayına özel yapılan baharatlı bir hamur işi. Nohut mayasıyla yapılan bu simidin hamurunu hazırlayan kadınlar genelde taş ocaklarda pişmesi için fırınlara gönderiyorlar. İftardan sonra çay eşliğinde yenilen bu simit, sahur sofralarının da baş tacı. Günümüzde külünçe yine fırınlarda yapılıyor ve kilolarca satılıyor. Misafirlerine bu lezzeti sunmak isteyen Şanlıurfalılar da fırınların yolunu tutuyor.

Pause Dergi

Amasya Kalesi’nde bando konseri

Eski Ramazan gelenekleri sadece yeme içmeyle de sınırlı değil. Amasya’da geçmişi 1860’lı yıllara dayanan bir bando geleneği var. Bu gelenek belediye bandosuyla günümüzde de hâlâ devam ediyor. Amasya Belediyesi’nin bandosu iftardan 1 saat önce şehirde tur atmaya başlıyor. Attıkları turun son durağı ise Harşena Dağı’nda bulunan Amasya Kalesi. Kalede devam eden konserde hem yöre türküleri icra ediliyor hem de birlik ve beraberliğin en güzel hâli yaşanıyor.

Bafra’da evin büyükleri torunlarıyla birlikte sokağa çıkıyor

İftar sofralarını pidelerin şenlendirdiği Bafra’da yeni jenerasyona Ramazan ayının değerlerinin kazandırıldığı Sele Sepet geleneği devam ediyor. Ramazan ayının 14. gününü 15. gününe bağlayan gece, çocuklar Sele Sepet diye adlandırılan fenerlerle sokağa dökülerek “Sele sepet top kandil, aç kapıyı ben geldim. Ayda yılda bir kere, kapınıza ben geldim” gibi maniler söylüyorlar. Günümüzde de devam ettirilen bu geleneğin bir diğer güzel yanı da çocukluklarında kapı kapı dolaşan dedeler ve büyükannelerin torunlarıyla birlikte sokağa çıkması.

Enuygun

Hanede Erçel görüntüsü Burj Khalifa’ya yansıtıldı

Hanede Erçel görüntüsü Burj Khalifa’ya yansıtıldı

Ünlü oyuncu Hande Erçel’in görüntüsü, Dubai’deki dünyanın en yüksek binası Burj Khalifa’ya yansıtıldı.

Mücevher sektöründeki 85’inci yılını kutlayan Atasay, ünlü oyuncu ve markasını Dubai’deki dünyanın en yüksek binası Burj Khalifa’ya yansıttı.

Atasay, dünyanın en yüksek binası Burj Khalifa’da hem 85’inci yılını kutladı hem de marka yüzü olan başarılı oyuncu Hande Erçel iş birliğinden doğan Hande Erçel X Atasay kapsül koleksiyonunun çok yakında çıkacağının duyurusunu yaptı.

Dubai’deki görkemli ve ışıltılı kutlama, Atasay Grup’un Dubai’deki restoranı Urla’da organize edilen özel gecede izlendi. Etkinliğe, Hande Erçel X Atasay koleksiyonun çekimleri için Dubai’de olan Hande Erçel’in yanı sıra şirketin Dubaili iş ortakları ile müşterileri de katıldı. Büyük bir heyecan ve merakla beklenen Hande Erçel X Atasay kapsül koleksiyonu, Hande Erçel’in yaptığı çizimler, resimler ve sevdiği sanatçılardan ilham alınarak tasarlandı. Koleksiyonun detayları ise çok yakında…

“Sakin Ebeveyn”

“Sakin Ebeveyn”

Yasemin MERİÇ KAZDAL

“Sakin” kelimesinin büyülü bir tarafı var. Yazarken, okurken bile iyi geliyor insana…  Peki siz değerli okurlarımız sakin kalabiliyor muyuz? Birey olarak ya da ebeveyn olarak… Günümüzde her yaş grubunun sorunu ” Sakin Kalabilmek”. Öfke kontrolünü sağlayabilmek… Üstelik geçen iki yıldan günümüze içinde bulunduğumuz gündem konuları, yaşananlar içinde sakin kalmayı başarabilmek ne büyük bir kazanım olurdu. Ya da zamanın su gibi aktığı, ruhumuzun bedenimizi, beynimizi üç beş yıl geriden takip ettiği bu dönemlerde bu farkındalığı oluşturabilmek aslında kilitleri açacak tek anahtar… Pause derginin bu sayısında “Sakin Ebeveyn” konusunda yeni çıkan kitabını konuşmak için bir araya geldiğimiz Yorum Psikolojik Danışmanlık’tan çok sevgili dostum Yasemin Meriç Kazdal sakin kalabilmek ve yeni kitabına yönelik sorularımızı siz değerli okurlarımız için yanıtladı.  Keyifle okumalar dilerim

Öyle sanıyorum ki en fazla bu son iki yılda sakin kalabilmeyi öğrenmek gerekiyor. Ne dersiniz?

Tüm Dünya geçtiğimiz iki yılda oldukça zorlayıcı bir süreci deneyimledi. Hastalıklar, kayıplar, kapanmalar… Uzun süre boyunca sevdiklerimizi görememek, okuldan, işten, sevdiklerimizden uzak kalmak… Böyle ardı ardına sayınca bile insanın içi sıkılıyor, değil mi? Ama bu süreç boyunca sakin kalmayı seçmek, olanları kabul etmek ama ümitsizliğe kapılmamak elbette ki çok önemli oldu. Hatta ruhumuzu koruyan bir maske oldu sakinliğimiz. Herkesin, bu süreçte sakin kalmayı tam olarak yapamasa bile en azından sakin kalabilmenin önemini fark ettiğini düşünüyorum.

Biz Türkler genelde çocuklarımızı hayatımızın merkezine yerleştirdiğimiz için Odağımıza çocuğu alarak, evlatlarımızı mutlu edecek ve gelişimlerini destekleyeceğiz diye elimizden geleni yapıyoruz. Hal böyle iken Sakin bir ebeveyn olmak mümkün mü?

Aslında sakin bir ebeveyn olmak her zaman mümkün. Genelde “Sakin Ebeveynlik” denince insanların aklına durgun, duygularını belli etmeyen, öfkelenmeyen bir ebeveynlik modeli geliyordu fakat kitapla birlikte son birkaç ay içinde bu bakış açısını biraz olsun değiştirmiş olabildiğimi umuyorum. Sakin Ebeveynlik ilişkisel temelden gelen bir yaklaşım. Tüm duygulara kucak açmayı, sağlıklı iletişim kurmayı ve çocukla uyumlanmayı benimseyen bir yaklaşım. Ve asla ebeveyni olmadığı gibi davranmaya zorlamayan, duyguları ayırt etmeyen, hiçbir ruh halini dışlamayan bir yaklaşım. Ayrıca sakin ebeveynlerin çocukları her daim mutlu, sürekli gülen, hiç ağlamayan ve öfkesini dışa vurmayan çocuklar da değiller. Sakin ebeveynlerin çocukları tıpkı anne babaları gibi tüm duygularını kabul eden, duyguları üzerinde farkındalığı olan ve her koşulda sevildiğini bilen çocuklardır. Dolayısıyla evet, sakin bir ebeveyn olmak mümkün ve bunun için olmadığınız biri gibi davranmanıza gerek yok.

Yasemin MERİÇ KAZDAL

Bu yaptığımız doğru mu?

Aslında az önce bahsettiklerimle de bu soruya biraz değinmiş olduk. Ebeveynin görevi çocuğunun her an mutlu olmasını sağlamak değil zaten bu görev imkânsız! Ebeveyn, çocuğuna her duygusunu yaşayabilmesi ve kapsayabilmesi için güvenli bir zemin sunmalı. Zorlayıcı ve yoğun duygular yaşarken tıpkı bir paratoner gibi çocuğunun yanında olarak nasıl sakinleşeceğini modellemeli. Çocuğuyla samimi ve an’da kalarak oyunlar oynamalı, iletişimi yakın, açık ve net tutmalı. Fakat çocuğunu mutlu etmeyi kendine görev edinmemeli. Bu görevin altında yatan mesaj da aslında “Mutsuz olmak, üzgün olmak, kaygılı olmak kötü bir şey bu yüzden seni hep mutlu etmeye çalışıyorum.” gibi olabileceğinden çocuğun da duygularının her birine kucak açmasının önüne geçebilir. Dolayısıyla ebeveynin yapması gereken çocuğuyla önce güven üzerine inşa edilmiş, sınırları olan, koşulsuz sevgiden beslenen bir ilişki kurmak ve sonra da yine her gelişim dönemine has olan ihtiyaçları karşılayarak bu ilişkiyi güvenle devam ettirmek olacaktır.

Kitabınızdan bahseder misiniz?

Sakin Ebeveynlik, en temel ifadeyle ebeveynlere sunduğum bir rehber, bir harita. Kendi ebeveynlik deneyimlerimden, edindiğim teorik bilgi birikimimden, çocuk ve yetişkin danışanlarımın bana kattığı pratikten yola çıkarak geliştirdiğim bir yaklaşım. Kitabımın adı da dolayısıyla “Sakin Ebeveyn”. Kitabımda “Sakin Ebeveynlik” ne demektir, sakin bir ebeveyn nasıl olur, sakin ebeveyn ne yapar ne yapmaz detaylıca anlattım. Okurlarımın kendilerine bir iç görü geliştirebilmeleri, kendilerinin ve ebeveynlik tutumlarının farkına varabilmeleri için birçok ölçek ve tabloyu da kitabın içeriğine ekledim. Kitabımda var olan bir sorunu iyileştirmeyi, bir psikoterapi etkisi yaratmayı hiç amaçlamadım. Böyle bir düşüncenin işlevsiz ve imkânsız olduğunu söylemek isterim. Fakat okurlarım “Sakin Ebeveyn”in kapağını kapattıklarında nerede sorun yaşadıklarını, sorunun temelinde ne yattığını, çocuklarıyla olan ilişkilerinde onları neyin destekleyip neyin zorladığını daha iyi anlayabilecekler. Aynı zamanda kendi çocukluklarına, anne babalarıyla kurdukları ilişkiye ve bu ilişkinin tüm hayatları boyunca bir örüntü gibi nasıl karşılarına çıktığına dair bir farkındalık da kazanabilecekler. Kendilerine yardım edebilecek veya profesyonel bir desteğe başvurmaları gerektiğinde bunu anlayabilecekler. Yani, az önce de söylediğim gibi “Sakin Ebeveyn” okurlarıma bir yol haritası sunacak ve hiçbir okurum bu yolda yürürken olmadığı biri gibi davranmak zorunda hissetmeyecek.

Çocuklarla iletişimin modeli, kuralı olur mu?

“Kural” ifadesi bana çok köşeli ve zorlayıcı gelmiştir hep. Ezberlenmesi gereken davranışlar gibi… Ve iletişim kurarken ezbere, zorlama davranışlar göstermemenin iletişimin en temel basamaklarından birini oluşturduğunu söyleyebilirim. Etkin iletişim; açıklık, netlik ve samimiyet ister. Özellikle çocuklarla kurduğumuz iletişimde bu durumları daha fazla önemsiyorum. Çünkü özellikle ebeveynlerin çocuklarıyla kurdukları iletişim onların yetişkinlik dönemlerinde sergiledikleri tutumları haline geliyor. Yani bizim çocuklarımızla kuruduğumuz iletişimin belli bir kurallar çerçevesinde olmaktan ziyade değil sağlıklı olması gerekiyor. Peki nasıl sağlayabiliriz bu “sağlıklı” iletişimi? Öncelikle çocuğumuzun gelişimin dönemine uygun bir yerden ona yaklaşarak… Ne konu üzerine konuşuyorsak bunu, onun yaşına uygun yeterli ve gerekli şekilde açıklamak oldukça önemli. “Senin yaşına göre değil bu…” gibi bir yaklaşım çocukla olan iletişimi temelden zedeler. Örneğin pandemi boyunca çocukların yanında aşı, hastalık, virüs ve kayıplardan bahsedildi. Ve çocukların da büyük bir kısmı kaygıyla izledi olan biteni. Biz her zaman çocuklara ne olup bittiğinin anlatılması gerektiğini söylerken bu iki noktaya vurgu yaptık: “Yeterli ve gerektiği kadar bilgi verin.” Çocuğun yaşına, gelişim dönemine uygun basitlikte, açıklayıcı ama gereksiz ve endişe verici detaylara girmeden. İletişim kurarken sadece söylediklerinizin değil ses tonunuzun, bakışınızın, vurgunuzun da çok önemli olduğunu unutmayın. Yapmacıklık sağlıklı bir iletişimin en büyük engelidir. Yapmacık bir sakinlikte olursanız çocuğunuz bunu fark eder zaten. O nedenle çocuklara değil ebeveynlere sakin kalmayı anlatıyorum sürekli. Mış gibi yapmasınlar diye.

Çocukla uyumlanmak sağlıklı iletişimin bir diğer ayağıdır. Uyumlanmak ise çocuğun duygusunu gerçekten anlamaya çalışmak ve ona eşlik ederek kendi duygularının farkına varmasına ve duygularını kabul edip onlara kucak açmasına yardımcı olmaktır. Yani, çocuğumuz üzgünken, kızgınken veya canı acıyorken ona “Yok bir şey! Tamam, geçti! Ağlayacak ne var bunda…” gibi şeyler söylemeden onun yaşadığı duyguya odaklanmak iletişimi sıkı tutan en önemli unsurlardandır. Bu, çocuğumuzun duygularını bastırmaya ihtiyaç duymadan yaşamasına yardımcı olur. Ve zorlayıcı destekleyici fark etmeksizin her duygusuyla kabul göreceğini bilen çocuk ebeveynlerine de aynı kabul ve açıklıkla yaklaşacaktır. Ayrıca “Yok bir şey!” demenin hiç samimi olmadığını ve asla işe yaramadığını hepimiz biliriz… Ve tabii ki etkin dinlemenin öneminden bahsetmeden sağlıklı bir iletişimden söz etmek mümkün olmaz… Çocuğumuzu dinlemek, ne anlattığına dikkat etmek ve ona kendisini dinlediğimizi gösteren “Hımm… Evet… Hadi ya…” gibi iletişim ifadeleri kullanmak da oldukça önemlidir. Yasemin MERİÇ KAZDAL

Çocuklarımızın bizim ya da öğretmenlerinin istediği şekilde davranmalarını istemek, beklemek doğru bir talep mi?

Ben, böyle bir talebimiz olduğunda ebeveynler olarak kendimize şu soruları sormayı öneriyorum: “Ben çocuğumdan nasıl davranmasını istiyorum? Bunu neden istiyorum?” “Bçyle davranırsa çocuğumunu nasıl bir çocuk olacağına inanıyorum?” Uslu çocuk, başarılı çocuk, ideal çocuk..? Çünkü çoğu zaman çocuğumuzdan beklediklerimiz aslında kendi ebeveynlik tutumlarımızın sonuçlarından beklediklerimiz oluyor. Çocuğun “uslu” davranmasını beklemek, çocuğun “kuralları” takip etmesini ve onlara uymasını beklemek, ödevlerini yapmasını beklemek… Kurallar elbette ki toplumda düzeni sağlar, ödevler elbette ki öğrendiklerimizi pekiştirmeyi sağlar. Uslu olmak ise toplumdan onay almayı sağlar sanki, değil mi? Ama mesele bunlar değil. Asıl önemli olan çocuğumuzun duyguları ve ihtiyaçları. Burada çocuktan doğru davranışı arayıp bulup onu seçmesini beklemek yerine çocuklarımıza sağlıklı sınırlar çizebilmek önemli. Nerede nasıl davranırız, ders ve teneffüs arasında ne gibi farklar var ve bunların önemi nedir… Yüksek bir yere çıkmak, koltukta zıplamak neden tehlikeli olabilir, kötü bir sözü neden hiçbir yerde ve kimseye karşı kullanmayız… gibi birlikte düşünülmüş, üzerinde konuşulmuş ve ortak kararlar verilmiş sağlıklı sınırlar çizmek çocuk için en işlevsel ve faydalı olandır.

Çocuk kendisinden beklenilen doğru davranışı sergilemediklerinde ne yapmalıyız?

Az önce de bahsettiğim gibi “doğru veya yanlış” davranış diye bir şeyin olmadığını söylemek istiyorum. Ancak sonucunda çocuğumuzun veya bir başkasının zarar gördüğü davranışlar olabilir ve bunların tekrarı olmaması adına çocukla bahsettiğimiz “sağlıklı iletişim” içerisinde sınırları belirlemek gerekir. Öncelikle, ebeveynin burada sakin bir tutum sergilemesi oldukça önemli. Çocuğunun bir davranışıyla ebeveyn üzülebilir, hayal kırıklığına uğrayabilir veya kızabilir. Ebeveyn, önce kendi duygusuna odaklanıp regüle olmayı seçerse sistem iyi bir şekilde ilerler. Sonrasında çocuğu yargılamadan, sert ve eleştirel bir tutum sergilemeden onunla konuşabilir. Davranışın sebebini gerçekten anlamaya çalışmak, oradaki ihtiyacı fark etmek ve sonuçlarından konuşurken oradaki ihtiyaç başka türlü nasıl karşılanırdı diye düşünerek alternatifler geliştirmek faydalı olacaktır.

Kişisel ya da çocuk üzerinde otoriteyi sağlamanın en verimli yolu nedir? Nasıl sağlanır? Bir formülü var mıdır?

Emin olun ki otorite sağlamayı hedeflememek en iyisi. Otorite böylesi yakın ve derin ilişkilerde hedefleyeceğimiz son şey olmalı belki de. Yakın, samimi, birbirinin duygularına alan açan, kabul eden, sınırları olan bir ilişkiyi sağlamak ve sürdürmek çok daha iyi. Bu noktada “sınırlar” büyük önem taşıyor. Sınırları net bir şekilde belirlemek ve sürdürmek otoriteye gerek olmadan sağlıklı bir ilişkiyi yaşamak için kritik nokta. Anne babalar çocuklarına sınır koymadıkları için ya da koydukları sınırları korumadıkları için sıkıntılar yaşıyorlar. Aynı sıkıntıyı çocuklar da yaşıyor aslında. Belirsiz ya da değişken sınırlar çocukların da kendilerini güvensiz hissetmelerine neden oluyor. Mesela öfkeli hisseden bir çocuğun duygusunu kabul etmek, “bunda öfkelenecek kızacak bir şey yok” dememek ama öfkeli ve zarar verici davranışına sınır koymak gerekir.   

Yasemin MERİÇ KAZDAL

 İyi bir ebeveyn olmanın formülü var mıdır? Bir ölçütü var mıdır?

Ben, iyi ebeveynlik diye bir şey olduğunu düşünmüyorum. Tam da bu sebeple kitabımın da yaklaşımımın da ismi “Sakin Ebeveyn” çünkü iyi, kötü; doğru, yanlış gibi ifadelerin sınırları, çerçeveleri oldukça silik ve içinde yargı barındıran ifadeler bunlar. Tüm ebeveynler eminim ki kendileri ve çocukları için en iyi ebeveynlerdir. Her anne babanın arzusu iyi bir ebeveyn olmaktır fakat “iyi” bir ebeveyn olup olmadığımıza kim, nasıl karar verebilir? Dolayısıyla iyi bir ebeveyn olmanın formülü de ölçütü de yok bana göre. Fakat benim bakış açımla “Sakin Ebeveyn” olabilmenin elbette ki yolları var ve kitabımda bunu basamak basamak anlattım. Bu basamaklar çocukla uyumlanmaktan ebeveynin kendi öz sınırlarını çizmesine kadar ilerliyor. Fakat bana sakin bir ebeveyn olmanın en önemli adımı nedir diye sorarsanız, tüm duygulara olduğu haliyle kucak açabilmek ve anda kalabilmek diyebilirim.

Siz sakin bir ebeveyn misiniz? Bunu nasıl başarıyorsunuz?

Sakin Ebeveyn olduğumu düşünüyorum ve öyle kalmak için özen gösteriyorum. Sakin Ebeveyn olmak ya da başka herhangi bir yaklaşım ebeveynlik olarak idealdir diyemem. Ebeveynliğin ideali olduğuna inanmıyorum. Önemli olanın öncelikle çocuklarımıza zarar vermeden onların büyüme serüvenlerine eşlik edebilmemiz. Sonrasında sahipleneceğimiz tutumlar sizin sakin bir ebeveyn olup olmadığınızı belirliyor. Sakin Ebeveyn olmaya dair kitapta anlattığım hemen her şey hem psikoloji biliminin bize öğrettikleri hem güncel araştırmaların sonuçları hem de benim klinik deneyimlerim ve annelik yolculuğum sırasında kazandığım birikimlerle oluştu. Bunca bilgi ve deneyimle haşır neşir halde geçiyor hayatımın neredeyse tamamı. Hal böyle olunca zihnimin bir tarafında sürekli dönüp duruyor kitapta anlattıklarım. O nedenle aksini yapmam pek mümkün olmuyor. Aklım hep bir sorgulamada, algım bu konuda oldukça açık, yani çocuklarımın duygularına karşı çok hassas ve dikkatliyim. Ama elbette bu benim ideal bir anne olduğum anlamına gelmiyor ki zaten öyle bir şeye de pek inanmıyorum. Çocuklarıma zarar vermeden, onları tüm duygularıyla kabul eden ve kapsayan, ihtiyaç duydukları sınırları çizebilen, eğlenceli bir anne olmak benim önceliğim. Yani aslında bir Sakin Ebeveyn olduğumu düşünüyorum. Tabi bu konuda en gerçek cevap çocuklarımda saklı. Oğlum şu an 13 yaşında ve aslında ben sakin ebeveyn olma serüvenimi onun yaşamının tamamı olan bu 13 senede adım adım deneyimledim. Şu an olsa bambaşka davranacağım zamanlar olmuştur mutlaka. Mavi, yani kızım, 3 buçuk yaşında ve o biraz daha olgunluk zamanıma denk geldi. Hatta Sakin Ebeveynlik yaklaşımı kızımdan yaş olarak daha büyük. O nedenle özellikle kızım kitapta okuduğunuz tüm yaklaşımları deneyimliyor diyebilirim

Günün ağırlığından, gündemlerden biriken düşünsel toksini siz nasıl atıyorsunuz?

Sihirli bir formülüm yok. Düşünsel toksinle başa çıkma yöntemim o güne, o ana, duygularıma, yaşamımdaki duygusal yüküme, hormonal sistemimdeki dalgalanmalara göre değişiklik gösteriyor. Bazen yürümek çok iyi geliyor bana ama böyle harala gürüle bir yürüyüş değil. Uzun, sakin ve mümkünse deniz kenarında yapılan yürüyüşler zihnimi boşaltmama çok yardımcı oluyor. Müzik dinlemek ve dans etmek benim için çok rahatlatıcı bir etkiye sahip. Eşimle, çocuklarımla ve az sayıdaki dostumla uzun uzun sofra keyfi yapmak, muhabbet etmek de mental toksinden temizlenmeme çok yardımcı oluyor. Bazen de durmak. Sadece durmak bile iyi geliyor. Hiçbir şey yapmadan öylece durmayı neredeyse çoğumuz unutmuş durumdayız. Belki de bu nedenle bana ara sıra durmak çok iyi geliyor. Siz de deneyin bence.

Ramazan ayına özel lezzetler Fırın-Ci’da

Ramazan ayına özel lezzetler Fırın-Ci’da

Fırın-Ci, Ramazan ayında misafirlerini birbirinden eşsiz yöresel özel lezzetlerini deneyimlemeye davet ediyor.

Diyarbakır’ın geleneksel lezzetlerini yepyeni tariflerle harmanlayan Fırın-Ci, Ramazan ayı boyunca Fişekhane’nin özgün mimarisindeki açık ve kapalı alanlarında tadına doyulmaz iftar buluşmalarına ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor.

İftar menüsünde neler var?

Mercimek çorbası ile başlayan yemek, ara sıcaklar ve çiğ köfte, içli köfte, kuru patlıcan dolması; salata çeşitlerinde çoban salata, mevsim salata, ezme salata, meyir; ana yemeklerinde ise, kuzu tandır, kuzu kavurma, diyarbakır kebabı, tavuk biftek, kuşbaşılı kaşarlı pide, iç pilav, kuzu pirzola veya kuzu külbastı bulunuyor.

Tatlıda da Ramazan’a özel tatlı güllaç yer alıyor.

Nilhan Sultan Köşkü’nde iftar

Nilhan Sultan Köşkü’nde iftar

Nilhan Sultan Köşkü Paşalimanı, Ramazan’da da geleneklerimizi yaşatmaya devam ediyor.

Birbirinden lezzetli tatların bulunduğu zengin bir menü sunmasının yanında çeşitli etkinliklere de ev sahipliği yapacak olan mekân, Ramazan’ı tüm renkleriyle yaşatmaya talip oluyor. Nilhan Sultan Köşkü’nde iftar

Zengin Ramazan menüsü

İftariyeliklerde Çanakkale Ezine Peyniri, Erzincan Şavak Tulum Peyniri, Erzurum – Akdağ Tereyağı, Gemlik Zeytini, Tokat Bez Sucuk, Kastamonu Pastırma, Afyon Manda Kaymağı, Havuç Reçeli, Bitlis Karakovan Balı, Hurma, Meyveli Hoşaf ve Demirhindi Şerbeti ikram ediliyor.

Etli Piruhi

Etli Piruhi

Çorba olarak 16. yüzyıldan bir reçeteyi yeniden yorumlayan Nilhan Sultan Köşkü Paşalimanı, misafirlerine kabuksuz badem, muskat ve kemik suyu ile hazırlanan Badem Çorbasının yanında başlangıç olarak Asitte Levrek, Humus, Vişneli Zeytinyağlı Yaprak Sarma, Mastabe, Zeytinyağlı Enginar ve Közde Patlıcan Salatası sunuyor.

Tandır

Tandır

Ara sıcaklarda Lor Dolması ve Nilhan Sultan Köşkü Paşalimanı’nın en beğenilen reçetelerinden biri olan Etli Piruhi servis edilirken bu eşsiz lezzetlere Portakallı/Çilekli Semizotu Salatası eşlik ediyor.

Ana yemeklerde ise kuzu ciğer, kuş üzümü ve dolmalık fıstıklar ile hazırlanan İç Pilav, Kuzu Tandır ve Püryani sunulurken, tatlılarda Güllü Aş ve Kaymaklı Saray Ekmeği ile müthiş ziyafet sonlandırılıyor.

Lor Dolması

Sahur menüsünde ise misafirlere Günün Çorbası, Menemen, Haşlanmış Yumurta, Ezine Peyniri, Erzurum Civil Peyniri, Kars Eski Kaşar Peyniri, Erzincan Şavak Tulum Peyniri, Gemlik Zeytini, Bezirgân Kebabı, Puf Böreği, Bitlis Karakovan Balı, Afyon Manda Kaymağı, Domates, Salatalık, Köy Biberi ve Sınırsız Çay sunuluyor.

Restoranda ayrıca Osmanlı İmparatorluğu’na ait bir diğer Ramazan geleneği olan diş kirası da canlandırılıyor ve misafirlere küçük keselerde çeşitli hediyeler sunuluyor.

PUMA Basketbol “About a Bucket” koleksiyonu

PUMA Basketbol “About a Bucket” koleksiyonu

İlk kadın basketbol koleksiyonunu çıkaran PUMA, şimdi onu takip eden ve çizgileriyle dikkat çeken “About A Bucket” isimli koleksiyonunu paylaştı.

PUMA’nın kadın basketbol kreatif direktörü June Ambrose tarafından yönetilen “About A Bucket” koleksiyonu, saha içinde ve saha dışında hedeflerine doğru emin adımlarla ilerleyen kadınlardan ve “hayat bir spordur” fikrinden ilham alıyor. Dikkat çeken PUMA Basketbol “About A Bucket” Koleksiyonu sokak modası öncüsü Sneaks Up’ta satışta!

Kool Jane “Dünya”

Kool Jane “Dünya”

Rap müziğin yetenekli kadın temsilcilerinden Kool Jane, yeni şarkısı “Dünya”yı Universal Müzik Türkiye etiketiyle  yayımladı.

Emotional trap türünde, dikkat çekici altyapısı ve etkileyici sözleriyle dinleyicilerin beğenisine sunulan “Dünya”, Kool Jane tarafından kaleme alındı. “Dünya”nın prodüktörlük görevini ise Gazapizm şarkılarına da imza atan Ateş Berker Öngören üstleniyor.

 

Cem Adrian, yeni şarkısı “Gül”ü dinleyiciyle buluşuyor

Cem Adrian, yeni şarkısı “Gül”ü dinleyiciyle buluşuyor

Ünlü sanatçı Cem Adrian’ın yeni teklisi sözü, bestesi, düzenlemesi kensine ait ‘Gül’ ile hayranları ile buluşuyor.  “Gül” aynı zamanda sonbaharda yayınlanacak 17. Albümü “Ah”ta da yer alacak.

Albümden yayınlanan ilk şarkı “Kül”ün etkisi hala devam ederken yayınlanacak “Gül” de bu anlamda albümün ayak seslerini taşıyor. “Ah” albümünden önemli izler taşıyan  “Gül” şarkısı albümün ana hatları ve tarzı hakkında daha fazla sır veriyor.

“Gül” alışık olunan batı bazlı Cem Adrian melodilerinin dışında doğu melodileri ile bezenmiş, Cem Adrian’ın aranje anlayışının 2022’de evrildiği yerin en net tasviri.