Cemiyet, magazin ve güncel haberler

Yazılar

Klasik ile Çağdaşın Buluşması: Leblebici’nin Katmanlı Dünyası

Ankara’nın önemli kültür merkezlerinden CerModern, 9 Mayıs – 21 Haziran tarihleri arasında Serdar Leblebici’nin “Seriler Arası Yolculuk” sergisine ev sahipliği yapıyor. Klasik resim geleneği ile çağdaş ifade olanaklarını buluşturan sergi, sanatçının çok katmanlı görsel dünyasını izleyiciyle buluşturuyor.

Leblebici’nin üretiminde geçmişin imgeleri bugünün bakışıyla yeniden ele alınıyor. Sanatçı, klasik resim geleneğini reddetmeden; görsel kurgu, renk kullanımı ve anlatım biçimlerinde yeni yollar arıyor. Bu yaklaşım, Transavantgarde akımının etkilerini taşıyan özgün bir görsel evren ortaya çıkarıyor.

Katmanlı Görsel Evren

Sanatçının eserlerinde renkli dışavurumculuk, informel sanat ve figüratif fragmanların güçlü bir sentezi öne çıkıyor. Koyu arka planlardan yayılan ışık, olağandışı renk değerleri ve katmanlı yüzeyler, izleyiciyi yalnızca bakmaya değil; imgeleri okumaya ve yeniden anlamlandırmaya davet ediyor.

Portre serisi, klasik figür anlayışının izlerini taşırken; manzara ve mekâna dair ipuçlarını da barındırıyor. Bu seride en dikkat çekici öğe, renklerin girdap gibi aktığı yüzeylerden izleyiciye yönelen antropomorfik göz. Bu güçlü bakış, ikonografik olarak Türk kültüründeki nazardan korunma geleneği ile ilişkilendirilebilecek bir anlam alanı açıyor.

Lotus serisi ise renk, ışık ve derinlik ilişkisi üzerinden serginin bir diğer eksenini oluşturuyor. Lotuslar, doğanın doğrudan temsili olmaktan çıkarak daha derin yapısını ve gerçekliğini araştıran bir ifade aracına dönüşüyor.

Geçmiş ile Bugün Arasında

Leblebici’nin kendinden emin fırça darbeleri, ışık ve gölge kullanımıyla üç boyutlu bir derinlik hissi yaratıyor. “Seriler Arası Yolculuk”, sanatçının geçmiş ile bugün, gelenek ile deney, temsil ile soyutlama arasında kurduğu çok katmanlı ilişkiyi görünür kılıyor. Sergi, izleyiciyi yalnızca görsel bir deneyime değil; algı, hafıza ve sanat tarihinin dönüşen imgeleri üzerine düşünmeye davet ediyor.

 

#SerdarLeblebici #SerilerArasıYolculuk #CerModern #SanatSergisi #ÇağdaşSanat #AnkaraSanat #Transavantgarde #Sanatseverler #ResimSanatı #SergiHaber #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Tom Fellows ‘CONCENTRATE’

Ruzy Gallery, bahar sezonunu Tom Fellows’un “CONCENTRATE” başlıklı kişisel sergisi ile karşılıyor. 7 Mayıs – 25 Ağustos 2026 tarihleri arasında sanatseverlerle buluşacak sergi, İstanbul’da yaşayan sanatçının yeni üretimlerini bir araya getiriyor. Fellows’un pratiğinde öne çıkan malzeme dönüşümleri, zamanın yüzeyde bıraktığı izler ve yüzeyin taşıdığı hafıza, yalın ama katmanlı bir kurgu içinde izleyiciye sunuluyor.

“CONCENTRATE”, hem zihinsel hem de maddesel bir yoğunlaşma hâlini merkezine alıyor. Sanatçı, çağımızın dikkat dağınıklığına karşı yoğunlaşmayı bir bilinç ve direnç biçimi olarak ele alırken; malzemenin baskı altında sıkışarak yoğunlaşmasını fiziksel bir dönüşüm metaforu olarak yorumluyor. Bu kesişimde dikkat, basınç ve madde aynı zeminde buluşuyor; düşünce doğrudan maddesel bir karşılık kazanıyor.

Resim ve heykel arasında konumlanan üretimlerinde Fellows; katmanlama, aşındırma, sıkıştırma ve ısı uygulama gibi tekrar eden süreçlerle malzemeyi sürekli bir dönüşüm ve yeniden oluşum sürecine tabi tutuyor. Yüzey, sabit bir sonuç değil; zamanın, emeğin ve malzeme hafızasının üst üste biriktiği yaşayan bir kayıt alanı olarak ortaya çıkıyor. İlk bakışta durağan görünen formlar, aslında kesintisiz bir dönüşümün sessiz hareketini barındırıyor.

Serginin öne çıkan unsurlarından biri olan mekâna özgü yerleştirme, galerinin iki ayrı alanını birbirine bağlayarak izleyiciye kesintisiz bir mekânsal ve algısal deneyim sunuyor. “CONCENTRATE”, izleyiciyi yüzeye bakmanın ötesine geçmeye, görünür olanın altında işleyen uzun ve katmanlı üretim süreçlerini takip etmeye davet ediyor.

 

#RuzyGallery #TomFellows #Concentrate #ÇağdaşSanat #SanatSergisi #İstanbulSanat #SanatEtkinliği #BaharSezonu #Sanatseverler #KişiselSergi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Giovanni Vaccaro’dan Bahara Özel Lezzetler

İstanbul Boğazı’nın büyüleyici manzarasına karşı konumlanan Çırağan Palace Kempinski İstanbul’un İtalyan restoranı Bellini, bahara özel yenilenen menüsüyle lezzet tutkunlarını ağırlıyor. Sicilyalı danışman şef Giovanni Vaccaro’nun imzasını taşıyan yeni menü, mevsimin en taze ürünlerini İtalyan mutfağının zarafetiyle buluşturuyor.

Çırağan Palace Kempinski, Bellini

Bahara Özel Lezzetler

Bellini’nin yeni menüsü; kırmızı meyvelerle zenginleştirilen Burrata Salatası, Sicilya esintili patlıcan başlangıçları ve taptaze Bruschetta ile ferah bir açılış yapıyor. Menüde ayrıca Tuna, dana ve ahtapot carpaccio, klasik Caprese, trüf aromalı Ravioli, Istakozlu Risotto ve Karidesli Gnocchi gibi özenle hazırlanmış İtalyan klasikleri yer alıyor.

Çırağan Palace Kempinski, Bellini

Boğaz Manzarasında Lüks Trattoria Deneyimi

Bellini, yüksek tavanları, kristal avizeleri, el boyaması duvarları ve mavi-beyaz temalı oturma alanlarıyla klasik bir İtalyan trattoria atmosferini Çırağan Sarayı’nın zarafetiyle birleştiriyor. Misafirlerine sıcak, konforlu ve lüks bir akşam yemeği deneyimi sunuyor.

Çırağan Palace Kempinski, Bellini

Tatlılarda İtalyan Zarafeti

Menünün finalinde Tiramisu, Panna Cotta, Sabayon, Cannoli ve Antep Fıstıklı Semifreddo gibi tatlılar yer alıyor. Taş fırından çıkan focaccia ve pizzalar ise menüyü tamamlayan klasik dokunuşlar olarak öne çıkıyor.

Çırağan Palace Kempinski, Bellini’nin büyüleyici atmosferinde misafirlerini baharın tazeliğini yansıtan İtalyan lezzetlerini keşfetmeye davet ediyor.

 Bilgi; 0212 326 46 20

diningreservations.ciraganpalace@kempinski.com

Giovanni Vaccaro

#BelliniRestaurant #ÇırağanPalaceKempinski #İtalyanMutfağı #GastronomiHaberi #GiovanniVaccaro #BoğazdaLezzet #İstanbulGurme #LuxuryDining #BaharaÖzelMenü #FineDining #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Ipsos Verileri: Lansmanların Kaderini İlk Deneyenler Belirliyor

Dünyanın lider araştırma şirketi Ipsos’un Hane Tüketim Paneli verilerinden derlenen içerik dosyasında, her yıl 4.000’den fazla yeni hızlı tüketim ürününün raflara çıktığı tespit ediliyor. Peki ya sonra? Her yıl binlerce ürün raflara çıkıyor; ancak gerçek başarı, bu ürünlerin doğru zamanda ve doğru tüketiciyle buluşabilmesine bağlı. Bu noktada veriler aslında şöyle bir mesaj veriyor: Lansmanların kaderi, büyük ölçüde ilk deneyenler tarafından belirleniyor.

Ipsos Türkiye

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik’in verilerle ilgili yorumu şöyle;

“Yeni ürün lansmanları, yalnızca inovasyonun değil, aynı zamanda büyümenin de tetikleyicilerinden biridir. Lansmanlara daha fazla alan açan şirketlerin daha yüksek büyüme performansı göstermesi, bu ilişkinin somut bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor.

Her yıl binlerce ürün raflara çıkıyor; ancak gerçek başarı, bu ürünlerin doğru zamanda ve doğru tüketiciyle buluşabilmesine bağlı. Bu noktada veriler bize şunu söylüyor: Lansmanların kaderi büyük ölçüde ilk deneyenler tarafından belirleniyor.

Hane nüfusunun yalnızca %17’sini oluşturan “Öncüler”, lansman harcamalarının %33’ünü gerçekleştirerek yeni ürünlerin ilk ivmesini yaratıyor. Bu erken dönem davranışları, bir ürünün yaygınlaşma potansiyeline dair önemli ipuçları sunuyor.

Bulgular, yeni ürünlerin pazardaki yolculuğunun her zaman doğrusal ilerlemediğini; özellikle ilk dönemde ortaya çıkan dinamiklerin ve farklı tüketici gruplarının davranışlarının bu süreci anlamada önemli bir rol oynadığını gösteriyor.”

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik

#IpsosTürkiye #YeniÜrünLansmanı #TüketiciDavranışları #HızlıTüketimÜrünleri #İnovasyon #BüyümeStratejisi #HaneTüketimPaneli #PazarlamaVerileri #EkonomiHaberi #MarkaBaşarısı #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

El Hijyeninde Dengeyi Korumak Hayati

Uzmanlar, el hijyeninin, enfeksiyonların yayılmasını önlemede en etkili ve en basit yöntemlerden biri olarak öne çıktığını söylüyor.

Ellerin doğru zamanda ve en az 20 saniye süresince uygun teknikle yıkanması gerektiğini vurgulayan Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Ancak ellerinizi görünür bir kirlenme, riskli temas veya tuvalet sonrası, yemek öncesi gibi durumlar olmadığı halde, sırf bir ritüel olarak saatte birçok kez yıkıyorsanız sınır aşılmış demektir.  Ciltteki doğal bariyer (yağ tabakası) yok olduğunda, cilt kurumaya ve gerilmeye başladığında fayda yerini zarara bırakır.” dedi. Özellikle 3–5 saniyelik yıkamaların yeterli olmadığı ve hijyen sağlamadığı ifade eden Dr. Mamçu, el hijyeninde dengenin korunması gerektiğini aktardı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, 5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü kapsamında el hijyeninin enfeksiyonları önlemedeki önemi ile yanlış teknik kullanımı ve aşırıya kaçmanın cilt sağlığına zararları hakkında bilgi verdi.

Dr. Dilek Leyla Mamçu

Dr. Dilek Leyla Mamçu

Yetersiz hijyen, özellikle çocuklarda ölümlerin en önemli nedenlerinden biri!

El hijyeninin kritik bir halk sağlığı konusu olduğunu aktaran Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Tüm dünyada, temiz olmayan su ve gıda kaynakları ile yetersiz hijyen şartları özellikle çocuklar arasındaki ölümlerin en önemli nedenlerinden biridir.” dedi.

Dr. Mamçu, grip, soğuk algınlığı, zatürre, ishal, Hepatit A gibi halk sağlığını tehdit eden birçok hastalığın doğru yıkanmayan eller aracılığı ile bulaştığı vurgusunu yaptı.

El hijyeni, enfeksiyon zincirini kırmanın en ucuz ve en etkili yolu!

Ellerimizin çevreyle temas eden en aktif organ olduğunu hatırlatan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Patojenlerin (mikropların) vücuda giriş yolu olan ağız, burun ve gözlere taşınmasında ana köprü görevi görürler. El hijyeni, enfeksiyon zincirini kırmanın en ucuz ve en etkili yoludur.” dedi.

Gün içinde el yıkama sıklığı için ‘sağlıklı sınır’ın sayısal bir rakamdan ziyade ihtiyaca dayalı olduğunu kaydeden Dr. Mamçu, “Ancak ellerinizi görünür bir kirlenme, riskli temas veya tuvalet sonrası, yemek öncesi gibi durumlar olmadığı halde, sırf bir ritüel olarak saatte birçok kez yıkıyorsanız sınır aşılmış demektir.  Ciltteki doğal bariyer (yağ tabakası) yok olduğunda, cilt kurumaya ve gerilmeye başladığında fayda yerini zarara bırakır.” şeklinde konuştu.

Ellerin aşırı yıkanması cildi bozarak enfeksiyon riskini artırabiliyor!

Aşırı yıkama sonucu ciltte oluşan mikro çatlaklar ve egzamanın oldukça yaygın olduğunu ifade eden Dr. Dilek Leyla Mamçu, şunları söyledi:

“Tahriş olmuş, bütünlüğü bozulmuş bir cilt, mikroplar için açık bir kapı haline gelir. Yani ellerinizi aşırı yıkayarak cildinizi bozarsanız, enfeksiyon riskini azaltmak yerine artırırsınız. Sağlam bir deri, mikroplara karşı en güçlü kalkandır. Çok sık el yıkama, kolonya kullanma davranışı bulaş riskini ortadan kaldırıp anlık rahatlama sağlasa bile bakıldığında 5 dakikada bir el hijyeni, temizlik hastalığını beraberinde getirebilir. El yıkama bizi hastalıklardan korur bu doğru ancak bu el yıkama rutininin çok üzerine çıkıp takıntılı bir hale dönüşmemeli.”

Doğru zamanda, doğru teknikle…

‘Yeterli el hijyeni’nin nasıl tanımlanması gerektiğine değinen Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Doğru zamanda, doğru teknikle (en az 20 saniye, tüm yüzeyleri kapsayacak şekilde) ve cildi kurutmadan yapılan temizliktir. Sadece suyla değil, sabunla veya sabun yoksa alkol bazlı dezenfektanla yapılmalıdır.” dedi.

Dr. Mamçu, yemek hazırlamadan önce ve yedikten sonra, tuvalet kullanımı sonrası, hapşırma, öksürme veya burun silme sonrası, çöplere dokunduktan sonra, dışarıdan eve girince, hasta birine temas etmeden önce ve sonra el yıkamanın gerçekten zorunlu olduğuna işaret etti.

Elleri 3-5 saniye suyun altına tutup çekmek, yıkamak sayılamaz!

El hijyeni konusunda toplumda en sık yapılan yanlışlar hakkında da bilgi veren Dr. Dilek Leyla Mamçu, sözlerini şöyle tamamladı:

“Elleri sadece 3-5 saniye suyun altına tutup çekmek, yıkamak sayılamaz. Islak eller mikropları kuru ellere göre çok daha kolay yayar. Ellerin iyice kurulanmaması büyük bir hatadır. Elleri dezenfekte etmek için çok sıcak su kullanmak mikropları öldürmez, sadece cildi tahriş eder.

El hijyeni konusunda toplumun bilmesi gereken en önemli 3 konu; her an değil, riskli temas sonrası el yıkanmalı, yıkama sonrası nemlendirici kullanarak cilt bütünlüğü (bariyeri) korunmalı, kısa süreli yıkamanın temizlik sağlamadığı unutulmamalı ve parmak araları ile tırnak dipleri ihmal edilmemeli.”

 

 

#ElHijyeni #SağlıkHaberi #DilekLeylaMamçu #EnfeksiyonÖnleme #CiltSağlığı #DünyaElHijyeniGünü #Hijyen #SağlıklıYaşam #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Sansürsüz Bir Hesaplaşma: Mizah ve Gerçek Bir Arada

Moda dünyasından televizyona, sokaktan siyasete uzanan bir yaşamın perde arkasını anlatan Barbaros Şansal, yeni kitabı Burda Olmaz ile okurları cesur bir yüzleşmeye davet ediyor. Destek Yayınları etiketiyle yayımlanan kitap, mizah, öfke ve isyanın iç içe geçtiği bir anlatımla Türkiye’deki medya, siyaset ve toplum ilişkilerini yazarın kişisel deneyimleri üzerinden gözler önüne seriyor.

Mizahın ve Gerçeğin Kesiştiği Bir Anlatı

Şansal, sahne gösterilerinden süzülen anılar, sansür tartışmaları ve medya deneyimlerini keskin bir mizah diliyle aktarıyor. Burda Olmaz, yalnızca güldüren değil, aynı zamanda rahatsız eden sorularla okuru düşündüren bir metin olarak öne çıkıyor.

Toplumsal Normlara Cesur Bir Bakış

Kişisel bir anlatının ötesine geçen kitap, ifade özgürlüğü, medya ve toplumsal normlar üzerine cesur bir hesaplaşma sunuyor. Ünlülerle dolu anılar, görünmeyen ilişkiler ve Türkiye’nin son yıllarına dair çarpıcı gözlemler, Şansal’ın doğrudan üslubuyla birleşerek güçlü bir okuma deneyimi yaratıyor.

Arka kapakta yer alan “Okumak kolay, sindirmek zordur. Gerekli durumlarda lütfen hekiminize danışınız!” uyarısı, kitabın provokatif ve düşündürücü tonunu yansıtıyor.

 

#BarbarosŞansal #BurdaOlmaz #DestekYayınları #KitapHaberi #YazarHaberleri #İfadeÖzgürlüğü #Mizah #ToplumVeMedya #YeniKitap #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

IVECO BUS CROSSWAY 20. Yılını Kutluyor

Toplu yolcu taşımacılığının en çok tercih edilen modellerinden biri olan IVECO BUS CROSSWAY, 20. yılını kutluyor. Bugüne kadar 70.000’den fazla araç üretilen CROSSWAY, güvenilirliği, performansı, çok yönlülüğü ve yolcu konforuyla şehirlerarası taşımacılıkta bir dünya standardı haline geldi.

Avrupa’nın Lider Şehirlerarası Otobüsü

2006 yılında Çek Cumhuriyeti’nde tanıtılan CROSSWAY, kısa sürede Avrupa ve ötesinde referans noktası oldu. Bugün Avrupa’da satılan her iki şehirlerarası otobüsten biri CROSSWAY imzasını taşıyor. Model, optimize edilmiş toplam sahip olma maliyeti (TCO) ve sürdürülebilirlik odaklı yapısıyla kamu ve özel operatörlerin tercihi olmaya devam ediyor.

Sürdürülebilir Mobiliteye Katkı

IVECO BUS Otobüs İş Birimi Başkanı Claudio Passerini, “CROSSWAY’in 20. yılı, sürdürülebilir mobiliteye olan bağlılığımızın bir sembolü. Bu başarı, ekiplerimizin uzmanlığı ve müşterilerimizin ihtiyaçlarını sürekli dinlememizin bir sonucudur” dedi.

Geniş Ürün Yelpazesi

CROSSWAY serisi bugün beş farklı versiyon (Low Entry, Pop, Line, HV ve Pro) ile sunuluyor. Doğal gaz, hibrit, B100 biyoyakıt ve %100 elektrikli seçenekleriyle enerji dönüşümüne uyum sağlayan model, IVECO BUS’ın teknolojik tarafsızlık stratejisini yansıtıyor.

Kısa mesafeli tarifeli seferlerden okul servislerine kadar geniş kullanım alanına sahip CROSSWAY, uzun ömürlü performans ve sürdürülebilir mobilite vizyonuyla yolcu taşımacılığının geleceğini şekillendirmeye devam ediyor.

 

#IVECOBUS #CROSSWAY #OtobüsHaberi #Otomotiv #TopluTaşımacılık #SürdürülebilirMobilite #OtoHaberi #AvrupaOtobüs #ElektrikliOtobüs #IVECO #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Kilo Sanılıyor, Hastalık Çıkıyor: Lipödem Sessizce İlerliyor

Çoğu zaman kilo aldım diye düşünebilir, diyetlerle zayıflayacağınızı düşünebilirsiniz. Ama kilo sandığınız bu yağlanma aslında lipödem olabilir.

Lipödem, aslında özellikle kadınları etkileyen kronik, ilerleyici ve tedavi gerektiren bir hastalık olarak öne çıkıyor. Central Hospital Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Dr. Öğretim Üyesi Sevil Karagül, hastalığın yıllarca fark edilmeden ilerleyebildiğine dikkat çekerek, erken tanının hem fiziksel hem de psikolojik açıdan yaşam kalitesini belirgin şekilde artırdığını vurguluyor.

Lipödem; genellikle kalça, basen ve bacaklarda simetrik yağ birikimiyle kendini gösterirken, bu tabloya ağrı, dokunmaya hassasiyet, kolay morarma ve gün içinde artan ödem hissi eşlik edebiliyor. En önemli ayırt edici özelliklerinden biri ise, diyet ve egzersize dirençli olması. Bu durum, hastaların uzun süre yanlış yönlendirilmesine ve “zayıflayamama” algısıyla psikolojik olarak da yıpranmasına neden olabiliyor.

Dr. Öğretim Üyesi Sevil Karagül

Dr. Öğretim Üyesi Sevil Karagül

Kadınlarda Daha Sık Görülüyor

Lipödemin büyük oranda kadınlarda görülmesi, hastalığın hormonal değişimlerle ilişkili olabileceğini düşündürüyor. Ergenlik, hamilelik ve menopoz gibi dönemlerde belirtilerin artış göstermesi, bu görüşü destekleyen önemli faktörler arasında yer alıyor. Erkeklerde ise oldukça nadir görülüyor.

“Bu Bir Estetik Sorun Değil, Sağlık Problemi”

Central Hospital Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Dr. Öğretim Üyesi Sevil Karagül, lipödemin yalnızca kozmetik bir durum olarak değerlendirilmesinin en büyük hatalardan biri olduğunu belirtiyor. Hastalık ilerledikçe lenfatik sistem de etkilenebiliyor ve bu durum lipolenfödem gibi daha ciddi tablolara yol açabiliyor. İleri evrelerde hareket kısıtlılığı, yürüme güçlüğü ve kronik ağrı gibi sorunlar ortaya çıkabiliyor.

Bununla birlikte hastaların yaşadığı görünüm değişikliği, özgüven kaybı, sosyal hayattan uzaklaşma ve depresyon gibi psikolojik etkiler de sürecin önemli bir parçası olarak öne çıkıyor.

Erken Tanı ile Süreç Kontrol Altına Alınabilir

Lipödem tedavisinde erken teşhis büyük önem taşıyor. Tanı genellikle klinik muayene ile konulurken, gerekli durumlarda görüntüleme yöntemlerinden de yararlanılabiliyor. Erken evrede başlanan doğru tedavi yaklaşımlarıyla hastalığın ilerlemesi önemli ölçüde yavaşlatılabiliyor.

Tedavi sürecinde öne çıkan başlıca yöntemler şunlardır:

* Kişiye özel anti-inflamatuar beslenme planları

* Medikal kompresyon (basınçlı giysiler) kullanımı

* Manuel lenfatik drenaj ve özel masaj teknikleri

* Düşük etkili, düzenli egzersiz programları (yürüyüş, yüzme vb.)

İleri evre hastalarda ise, uzman değerlendirmesi sonucunda cerrahi tedavi seçenekleri (liposuction gibi) gündeme gelebiliyor.

Yanlış Bilinenler Tanıyı Geciktiriyor

Lipödemle ilgili en yaygın yanlış inanışlardan biri, hastalığın obezite ile aynı olduğu düşüncesi. Oysa lipödemli bireyler kilo verse bile hastalıklı yağ dokusu kalmaya devam edebiliyor. Bu durum, hem tanı sürecini geciktiriyor hem de hastaların gereksiz diyet ve tedavi yöntemlerine yönelmesine yol açabiliyor.

 

#Lipödem #KadınSağlığı #KronikHastalık #ErkenTanı #SağlıkHaberi #CentralHospital #SevilKaragül #GıdaVeSağlık #YaşamKalitesi #DoğruTanı #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Gamze Taşdan’ın “Hoş Vakit” Sergisi Bozlu Art’ta Açıldı

Sanatçı Gamze Taşdan, 8 Mayıs – 4 Temmuz tarihleri arasında Bozlu Art’ta gerçekleşen üçüncü kişisel sergisi “Hoş Vakit” ile izleyicileri erken Cumhuriyet döneminin eğlence kültürüne davet ediyor. Taşdan, yeni üretimlerinde modern yaşamın inşasını eğlence pratikleri üzerinden ele alırken, kadınların kamusal alandaki görünürlüğünü kendine özgü üslubuyla ortaya koyuyor.

Serginin başlığı olan “Hoş Vakit”, yalnızca keyifli bir zamanı değil; aynı zamanda genç Cumhuriyet’in toplumsal kimlik inşasında eğlencenin oynadığı rolü hatırlatıyor. 1923–1950 yılları arasındaki dönemde Osmanlı’dan devralınan geleneksel eğlenceler hızla tiyatro, sinema ve balo kültürüne evrilmiş; kadınlar ise bu dönüşümün en görünür aktörleri haline gelmişti.

Taşdan’ın eserleri, dönemin gazinolarından balolarına, sokak kültüründen ada yaşamına kadar uzanan atmosferi resmediyor. Pera Palas ve Ankara Palas gibi mekânlarda düzenlenen Cumhuriyet baloları, yalnızca eğlence değil aynı zamanda ideolojik bir vitrin olarak toplumsal dönüşümün sembolüydü. Kadınların dans ederek kamusal alanda varlık göstermesi, dönemin en çarpıcı toplumsal değişimlerinden biri olarak öne çıkıyordu.

Sanatçı, belgeci bir tarih anlatısı yerine dönemin kolektif hissiyatını ve hafızasını görsel bir dile dönüştürüyor. “Hoş Vakit”, eğlenceyi bir boş zaman etkinliği olarak değil; kültürel bir inşa süreci ve kadınların toplumsal dönüşümdeki rolünü görünür kılan bir anlatı olarak sunuyor. Sergi, geçmişin keyifli zamanlarını hatırlatarak günümüz krizleri içinde feminen bir direniş olasılığını gündeme getiriyor. Gamze Taşdan’ın “Hoş Vakit” sergisi, 4 Temmuz’a kadar Bozlu Art’ta izlenebilir.

 

#GamzeTaşdan #HoşVakit #BozluArt #SanatSergisi #CumhuriyetDönemi #KadınVeSanat #ModernYaşam #SanatEtkinliği #İstanbulSanat #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Avokado, domates ve havuçla birlikte tüketilmeli

Günlük beslenmede doğru besinleri bir arada tüketmek, gıdalardan alınan vitamin ve minerallerin verimini artırıyor. Bu noktada, son yıllarda gittikçe daha fazla sofrada yer almaya başlayan avokadonun, zengin besin içeriğiyle öne çıkan seçeneklerden biri olduğunu vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Haftada 3-4 kez yarım porsiyon olacak şekilde kahvaltıda ya da öğle ve akşam öğünlerinde, özellikle salatalarla birlikte tercih edilebilen avokado, doğru besinlerle eşleştirildiğinde daha fazla fayda sağlıyor. Tam aksine, yüksek şekerli ve işlenmiş gıdalarla birlikte tüketimi ise bu faydaları azaltabiliyor” dedi.

Avokadonun domates ve havuç gibi sebzelerle birlikte tüketilmesinin, yağda çözünen A, D, E ve K vitaminlerinin emilimini artırmaya yardımcı olacağını açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Benzer şekilde ıspanak, roka ve marul gibi yeşil yapraklı sebzelerle birlikte tüketildiğinde bu besinlerde bulunan K vitamini ve antioksidanların vücut tarafından daha etkin kullanılmasını destekler. Ayrıca kinoa, esmer pirinç ve yulaf gibi tam tahıllarla birlikte alındığında, bu gıdalardan gelen lif miktarını destekleyerek sindirime katkı sağlar. Yumurta, tavuk ve balık gibi protein kaynaklarıyla birlikte tercih edildiğinde ise içerdiği sağlıklı yağlar sayesinde daha uzun süre tokluk hissi oluşmasına yardımcı olur” şeklinde konuştu.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren

Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren

Günde yarım avokado yeterli

Faydalarının yanı sıra, avokadonun yüksek kalori ve yağ içeriği nedeniyle tüketiminde porsiyon kontrolüne dikkat edilmesi gerektiğine dikkat çeken Eren, “Sağlıklı bireyler için günlük yarım avokado tüketimi genellikle ideal kabul edilir. Bu miktar hem sağlıklı yağlardan faydalanmayı hem de dengeli kalori alımını destekler. Ancak avokado tüketiminin, kişinin yaşam tarzı ve beslenme hedeflerine göre değişmesi gerektiği unutulmamalı. Örneğin kilo vermeyi hedefleyen bireylerin daha küçük porsiyonları tercih etmesi uygun olabilir. Öte yandan aktif bir yaşam tarzına sahip olanlar, avokadonun sağladığı enerji ve sağlıklı yağlardan daha fazla yararlanabilir. Düşük karbonhidratlı veya ketojenik diyetlerde ise avokado, beslenme planında daha sık yer bulabilir” dedi.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, avokadonun faydalarını sıraladı:

 Avokado, tekli doymamış yağ asitleri açısından zengindir. Bu yağlar, kalp sağlığını korur ve kötü kolesterol seviyelerini düşürmeye yardımcı olabilir.

  1. Avokado; potasyum, K vitamini, E vitamini, C vitamini ve B vitamini gibi birçok vitamin ve mineral içerir. Özellikle potasyum, kan basıncını düzenlemeye yardımcı olur.
  2. Avokado, sindirim sağlığını destekleyen ve tokluk hissi sağlayan diyet lifi açısından zengindir. Bu da kilo kontrolüne yardımcı olabilir.
  3. Avokado, göz sağlığı için önemli olan lutein ve zeaksantin gibi antioksidanlar içerir. Bu maddeler, yaşa bağlı makula dejenerasyonu ve katarakt riskini azaltabilir.
  4. Avokadodaki sağlıklı yağlar ve potasyum, kalp sağlığını korumaya yardımcı olur. Ayrıca avokadonun düzenli tüketimi kan basıncını ve kolesterol seviyelerini dengeleyebilir.
  5. Avokado yağı cildi nemlendirir ve saçların parlak, güçlü olmasına katkıda bulunur. İçerdiği E vitamini sayesinde ciltteki hücre yenilenmesini destekler.
  6. Avokado düşük glisemik indekse sahip olduğundan, kan şekerini ani yükselmelerden koruyarak dengede tutar.
  7. İçerdiği antioksidanlar ve sağlıklı yağlar sayesinde, vücutta iltihaplanmayı azaltabilir ve kronik hastalıkların önlenmesine katkıda bulunabilir.

 

#Avokado #SağlıklıBeslenme #VitaminEmilimi #BeslenmeÖnerileri #DiyetUzmanı #AnadoluSağlıkMerkezi #DeryaEren #BitkiselBeslenme #KalpSağlığı #SindirimSağlığı #Antioksidan #SağlıklıYaşam #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity