Cemiyet, magazin ve güncel haberler

Yazılar

Sonbahar hamilelerine özel öneri

Sonbaharla birlikte artan mevsimsel hastalıklar, hamilelerde bazı risklerin daha sık ortaya çıkmasına yol açabiliyor. Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran “Gebelikte bağışıklık sistemi anne adaylarını virüslere karşı daha savunmasız hale getirir. Influenza (grip) gebelerde bazen beklenenden daha ağır seyredebilir, solunum güçlüğü ve yüksek ateş gibi belirtilerle anne sağlığını tehdit edebilir. Düşük, erken doğum, su kesesinin erken açılması ve yenidoğanın enfeksiyonu gibi durumların riskini artırabilir” diyor. Bu nedenle sonbahar döneminde anne adaylarının alacakları bazı önlemlerle, hem kendilerinin hem de bebeklerinin sağlığını korumalarının mümkün olabileceğini vurgulayan Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, sonbahar hamilelerine özel 8 önerisini sıraladı, önemli açıklamalar yaptı.

Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran

Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran

  • Grip aşınızı ihmal etmeyin

Hamilelikte ve emzirme döneminde en etkili korunma yöntemlerinden biri olan grip aşısı, canlı virüs içermediğinden gebelikte güvenle uygulanabilir ve hem anne adayını hem de doğumdan sonraki ilk aylarda bebeği korur. Ancak hamileliğin ilk 3 ayı bebeğin organ gelişim dönemi olduğu için gerekmedikçe beklenmelidir. İkinci veya üçüncü trimesterde olan ve sonbahar-kış dönemine giren anne adaylarının aşılarını doktor önerisiyle yaptırmaları önemlidir.

  • Ellerinizi sık yıkayın 

Ellerin sık sık sabunla yıkanması enfeksiyona karşı korur. Su ve sabun olmadığında alkol içeren el antiseptikleri tercih edilebilir. El yıkamak, influenza dahil pek çok virüsten korunmanın en etkili yollarından biridir. Gripli bir hastayla veya salgılarıyla temas edilmesi halinde de ellerin yüze, göze veya buruna temasından kaçınılmalı ve eller mutlaka sabunla yıkanmalı veya alkol içeren bir mendille silinmelidir.

  • Kalabalık ortamlardan uzak durun

Sonbaharda kapalı alanlarda geçirilen sürenin artması virüslerin yayılmasını kolaylaştırır. Hamilelerin alışveriş merkezleri, toplu taşıma araçları veya kalabalık toplantılarda mümkünse kısa süre bulunması, bulaş riskini azaltır. Hasta kişilerden mümkünse uzak durulması, gereken durumlarda maske kullanılması, kapalı ortamlarda en azından 1 metre mesafe uzaklıkta bulunulması önemlidir.

  • Dinlenmeye zaman ayırın ve stresi azaltın

Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran “Stres, bağışıklık sistemini baskılayan önemli bir faktördür. Gebelikte stres düzeyini azaltmak, hem annenin hem bebeğin sağlığı üzerinde doğrudan olumlu etki yaratır. Güne hafif yürüyüşlerle başlamak, nefes egzersizleri yapmak ya da sevdiğiniz aktivitelerle zaman geçirmek bedeni ve zihni rahatlatır” diyor.

  • Ev ve iş ortamınızı temiz tutun ve havalandırın

Soğuk günlerde evde daha çok vakit geçirilir, fakat kapalı ortamlar mikroorganizmalar için ideal üreme alanıdır. Günde birkaç kez kısa süreli pencere açarak ortamı havalandırın. Düzenli olarak evde ve/veya işte yüzeyleri dezenfektan ile temizleyin. Nem oranının çok düşmesi solunum yollarının kurumasına yol açabilir; bu durumda nemlendirici cihazlardan faydalanabilirsiniz.

  • Beslenmenizi bağışıklık dostu hale getirin

Bağışıklık sisteminin güçlü olması için doğru beslenme son derece önemlidir. C vitamininden  zengin meyve ve sebzeler (portakal, kivi, brokoli), çinko içeren kuruyemişler ve omega-3 yönünden zengin balıklar bağışıklık direncini artırır. Yoğurt ve kefir gibi probiyotik kaynakları bağırsak sağlığını destekleyerek enfeksiyonlara karşı koruma sağlar. Ayrıca yeterli su tüketimi ve taze gıdalarla beslenmek de vücudun doğal savunma mekanizmasını güçlendirir.

  • Yeterli ve kaliteli uykuya özen gösterin

Gebelik döneminde hormonal değişiklikler uyku düzenini zorlayabilir; ancak dinlendirici bir uyku hem anne hem bebek sağlığı için önemlidir. Günde 7–8 saat kaliteli uyku, bağışıklığın güçlü kalmasına yardımcı olur. Uyumadan önce ekran maruziyetini azaltmak, ılık bir duş almak veya gevşeme egzersizleri yapmak uykuya geçişi kolaylaştırabilir.

  • Şüpheli belirtilerde doktora başvurun

Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran “Ateş, öksürük, kas ağrısı, halsizlik gibi belirtiler fark edildiğinde ihmal edilmemelidir. Hamilelikte enfeksiyonlar daha hızlı ilerleyebilir. Bu nedenle belirtiler başladığında zaman kaybetmeden hekiminize başvurun. Doktorunuza danışmadan ilaç kullanmayın; uygun tedaviyle hem siz hem de bebeğiniz güvende kalırsınız” diyor.

Yüzyüzeyken Konuşuruz’dan yeni hit: “Duy Beni”

Alternatif müziğin en özgün gruplarından Yüzyüzeyken Konuşuruz, yeni teklisi “Duy Beni” ile dinleyicileri nostaljik ama taze bir yolculuğa davet ediyor. Sony Music Türkiye etiketiyle yayınlanacak, prodüktörlüğünü Mert Medeni’nin yaptığı şarkının sözü ve bestesi Kaan Boşnak, düzenlemesi Yüzyüzeyken Konuşuruz imzası taşıyor.

“Duy Beni”, Yüzyüzeyken Konuşuruz’un kendine has hikaye anlatımını korurken, Türkçe rock’ın altın dönemlerine bir selam niteliği taşıyor. Gitar rifleri, melodik bas yürüyüşleri ve duygusal vokal performansıyla dikkat çeken parça, grubun müzikal evriminde yeni bir sayfa açıyor.

70’ler prensibiyle çalışılmış analog tınılarını duyduğumuz bu şarkıyı modern prodüksiyonla buluşturan grup, geçmişle bugünü aynı duyguda birleştiriyor.

Ford Trucks yeni F-MAX’i Kayseri’de kullanıcılarla buluşturdu

Ford Trucks’ın ağır ticari araç segmentindeki referans modeli F-MAX’in yeni yüzü, Türkiye turu kapsamında 7 Kasım’da Kayseri Ambar Nakliyeciler Sitesi’nde kullanıcılarla buluştu. Etkinlikte lojistik sektör temsilcileri ve sürücüler aracı yakından inceleyip test etme fırsatı bulurken, yarışmalar ve etkinliklerle çeşitli hediyeler de dağıtıldı.

25 Eylül 2025’te Ford Otosan Sancaktepe Ar-Ge Merkezi’nde tanıtılan Yeni F-MAX, yüzde 11,3’e varan yakıt tasarrufu sağlayan Ecotorq GEN2 motoru, modern tasarımı ve teknolojik donanımlarıyla dikkat çekiyor. Dijital Ayna Sistemi, kişiselleştirilebilir 12” gösterge paneli, 12.4” multimedya ekranı, kablosuz şarj ve anahtarsız çalıştırma gibi özellikler sunan model, uzun yol taşımacılığında performans, konfor ve güvenliği bir arada sağlıyor.

Yeni F-MAX Türkiye Turu Programı

Tanıtım etkinlikleri, Kayseri’nin ardından aşağıdaki takvime göre devam edecek:

  • 11 Kasım 2025: Konya, Kamyon Garajı
  • 13 Kasım 2025: İzmir, Işıkkent
  • 17 Kasım 2025: Bursa, Karacabey Kooperatifi
  • 22-23 Kasım 2025: Edirne, Kapıkule Sınır Kapısı
  • 24 Kasım 2025: Edirne, Hamzabeyli Sınır Kapısı

Spor yaparken çabuk yoruluyorsa, dikkat!

Çocuklarda düztabanlık ebeveynleri endişelendiren sorunların başında geliyor. Ebeveynler, “Çocuğumun ayağı düz, ne yapmalıyım?” sorusuyla sıkça hekimlerin kapısını çalıyor. Aslında düztabanlık çoğu zaman normal gelişim sürecinin bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. Üstelik, sanıldığından çok daha yaygın görülüyor. Öyle ki dünyada ve ülkemizde yaklaşık her 10 çocuktan 7’sinde erken yaşlarda, bir başka deyişle 3 yaşından önce  düztabanlık görülüyor.  Bu oran yaş ilerledikçe azalıyor, çünkü ayak kemeri çocuk büyüdükçe ve kaslar güçlendikçe doğal olarak gelişmeye devam ediyor. Acıbadem International Hastanesi Pediatrik Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Emre Sarıekiz,  çocuklarda düztabanlığın çoğu zaman kendiliğinden düzeldiğine dikkat çekerek, “Dolayısıyla her düztabanlık tedavi gerektirmez. Gereksiz korkuya kapılmak yerine doğru takip çok daha değerlidir. Ayağın kemik ve kas gelişimi genellikle 6–7 yaşına kadar devam eder. Bu yaşlara dek gözlem ve egzersiz yeterlidir. Ancak, çocuğun ayağında ağrı, yürüyüşünde anormallik veya hızlı deformite gelişimi gibi uyarı işaretlerinde ebeveynlerin mutlaka bir ortopedi uzmanına başvurmaları çok önemlidir” diyor.

Dr. Emre Sarıekiz

Dr. Emre Sarıekiz

3 yaş altındaki çocuklarda düztabanlık normal

Düztabanlık, ayak tabanında normalde bulunması gereken kavisin azalması veya tamamen kaybolması durumu olarak tanımlanıyor. Ayak kemerinin çökmesiyle birlikte basma sırasında ayağın tamamı yere temas ediyor. Bu durum doğuştan olabileceği gibi sonradan da gelişebiliyor. Küçük çocuklarda ayak kemeri henüz tam gelişmemiş oluyor ve ayak tabanında bulunan yağ dokusu kemeri gizliyor. Yürümeyle birlikte kaslar güçlendikçe zamanla ayak kemeri oluşuyor. Bu nedenle, 3 yaşın altındaki çocukların yüzde 70-80’inde düztabanlık görülüyor. Dr. Emre Sarıekiz, ayak kemerinin genellikle 5–6 yaşından sonra belirgin hale geldiğini belirterek, “Dolayısıyla erken dönemde yapılan düztaban tanısı çoğu zaman geçici bir durumun yanlış yorumlanmasından ibarettir” diye konuşuyor.

Fazla kilolu çocuklarda risk 2 kat artıyor!

Çocuklarda düztabanlığa pek çok etken neden olabiliyor. Bunlardan en önemlilerinden biri ise obezite. Son yıllarda çocukluk çağı obezitesinin artmasına paralel olarak düztabanlığın daha sık görüldüğüne dikkat çekiliyor.  Pediatrik Ortopedi ve Travmatolaji Uzmanı Dr. Emre Sarıekiz, “Zira, fazla kilolar ayağa binen yükü artırarak kemerin çökmesine yol açabilmektedir Dolayısıyla, obezite sorunu olan çocuklarda düztabanlık riski normal kilolu çocuklara göre yaklaşık iki kat daha fazladır” diyor. Ailede düz tabanlık olması, uygun olmayan ayakkabı kullanımı,  çok yumuşak veya desteksiz tabanlar, tarsal koalisyon olarak adlandırılan ve ayak kemerini oluşturan eklemlerdeki anomaliler, eklem bağlarının gevşek olması ve kas dengesini bozan serebral palsi gibi nöromüsküler hastalıklar da düztabanlığa yol açan diğer etkenleri oluşturuyor.

Çocuğunuzda bu belirtiler varsa, dikkat!

Fizyolojik düztabanlıkta ağrı, şekil bozukluğu veya fonksiyon kaybı olmuyor. Çoğu çocukta bu durum geçici bir özellik olarak kabul ediliyor.  Dr. Emre Sarıekiz, dolayısıyla 3–4 yaşındaki bir çocukta belirgin ağrı veya yürüme sorunu yoksa endişelenmeye gerek olmadığını ifade ederek, “Bu dönemde ayağın gelişimini izlemek, gereksiz tedavilerden çok daha önemlidir” diyor.  Ancak bazı durumlarda mutlaka bir ortopedi uzmanına başvurulması gerektiği uyarısında bulunan Dr. Emre Sarıekiz, “Erken dönemde tanı koymak önemlidir, çünkü düztabanlık, yapısal bir kemik veya kas bozukluğuna bağlı olabilir. Böyle tablolarda erken müdahale ileride cerrahi ihtiyacını azaltabilir” bilgisini veriyor. Dr. Emre Sarıekiz, ebeyenlerin dikkate almaları gereken belirtileri şöyle sıralıyor:

  • Yürürken topuğunu içe basıyorsa
  • Ayağında yorgunlukla artan ağrı veya şişlik oluyorsa
  • Spor aktivitelerinde çabuk yoruluyorsa
  • Ayakkabı tabanının iç kısmında düzensiz aşınma varsa

Tedavi yöntemleri: Egzersiz, tabanlık, uygun ayakkabı

Tanıda çoğu zaman fizik muayene yeterli geliyor. Gerekirse ayak taban basınç analizi veya röntgene başvuruluyor. Dr. Emre Sarıekiz, kas dengesini ve postürü korumanın tedavide temel yaklaşımı oluşturduğunu söyleyerek, “Ayak iç kavisini destekleyen basit egzersizler, uygun ayakkabı kullanımı ve kilo kontrolü çoğu tabloda yeterli olmaktadır. Özellikle ayak kemerini destekleyen kaslar için yapılan kas güçlendirme egzersizleri oldukça etkilidir. Ayağın doğal gelişimine izin veren, sert olmayan ama iç kemer desteği bulunan ayakkabıların tercih edilmesi de önemlidir” diyor.

Ameliyat nadiren gündeme geliyor

Pediatrik Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Emre Sarıekiz, cerrahi tedavinin sadece ciddi yapısal deformitelerde veya ağrının tüm konservatif tedavilere rağmen kronikleştiği nadir durumlarda gündeme geldiğini vurguluyor. “Yani, ameliyat son çare olarak düşünülmektedir. Her çocuk için değil, gerçekten gerekli durumlar için geçerlidir” diyen Dr. Emre Sarıekiz, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ameliyat genellikle kemik hizalamasını ve ayak kemerini yeniden düzenlemeyi içermektedir. Ayak kemeri yeniden şekillendirilir, yük dağılımı dengelenir ve bu sayede çocuğun ağrısız şekilde yürümesi sağlanır. Tedaviden etkin sonuç alınabilmesi için ameliyat sonrasında iyi bir rehabilitasyon süreci ve doğru taban desteği de çok önemlidir. 4-6 hafta süren iyileşme sürecinin ardından çocuk yavaş yavaş normal aktivitelerine dönebilmektedir.”

Didem Zeynep Gürpınar “Inspirational Art Collection”

Renklerle Terapi: “Inspirational Art Collection” Serisinin 2. Kitabı Raflarda. Sanatçı Didem Zeynep Gürpınar, “İlham Verici Sanat Koleksiyonu” boyama kitabı serisinin ikinci kitabını sanatseverlerle buluşturdu.

Yeni kitapta 90 eser (45 resim ve 45 çizim) yer alıyor. Yağlı boya, sulu boya, akrilik ve pastel gibi farklı tekniklerle hazırlanan çalışmalar, her yaştan okuyucuyu renklerin dünyasına davet ediyor.

Bir psikiyatristin değerlendirmesiyle desteklenen kitap, boyamanın stres azaltıcı, odak artırıcı ve duygusal dengeyi güçlendirici etkilerine dikkat çekiyor.

Gürpınar, kitabın amacını şöyle özetliyor: “Gerçek hayata kısa bir mola verip sanatın büyülü dünyasında kaybolmak isteyen herkes için hazırladım. Her sayfa hayal gücünü geliştirecek bir yolculuk sunuyor.”

Zootropolis 2 sürprizi: Cem Yılmaz stüdyoya döndü!

Walt Disney Animation Studios’un merakla beklenen filmi Zootropolis 2, Türkiye’deki hayranlarına büyük bir sürpriz hazırladı. Usta komedyen Cem Yılmaz, ilk filmde olduğu gibi sevilen tilki karakter Nick Wilde’ı yeniden seslendirdi.

9 yıl aradan sonra mikrofon başında 2016’da vizyona giren ve Türkiye’de de büyük ilgi gören Zootropolis’in devam filminde, Cem Yılmaz yeniden mikrofon başına geçti. Uzun bir aradan sonra animasyon dublajına dönen Yılmaz, stüdyoda keyifli anlar yaşadı.

Hayranların merakla beklediği haber İlk filmin başarısının ardından, devam filminde Nick Wilde’ı kimin seslendireceği merak konusuydu. Beklenen haber geldi ve Cem Yılmaz, hayranlarını sevindiren dönüşünü yaptı.

Cem Yılmaz’dan dublaj yorumu Kayıtların ardından konuşan Yılmaz, animasyon filmlerinde seslendirme yapmaktan büyük keyif aldığını belirterek, “Zootropolis 2 sadece çocukların değil, gençlerin ve yetişkinlerin de keyifle izleyeceği bir film olacak” dedi.

Yeni karakterler ve sürprizler yolda 28 Kasım’da vizyona girecek olan Zootropolis 2, yeni karakterler, eğlenceli sürprizler ve Shakira’nın güçlü sesiyle yılın en heyecan verici animasyon deneyimlerinden biri olmaya hazırlanıyor.

Bu kanserin yüzde 85’inden sigara sorumlu!

Dünyada her yıl 2 milyondan fazla ülkemizde de yaklaşık 41 bin kişiye akciğer kanseri tanısı konuluyor. Erkeklerde en sık görülen kanser türü olan akciğer kanseri kadınlarda da meme ve kolorektal kanserlerinden sonra 3. sıklıkta görülüyor. Kansere bağlı ölümlerde ilk sırada yer alan akciğer kanserinin en önemli nedeni olarak sigara  gösteriliyor. Öyle ki akciğer kanserinin yüzde 85’inin sigara kullanımı nedeniyle geliştiği belirtiliyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Faysal Dane, akciğer kanserinden korunmanın veya riski azaltmanın en etkili yolunun  sigara ile tütün ürünlerinin bırakılması ve mümkün olduğunca pasif içicilikten kaçınılması olduğuna dikkat çekerek, “Sigara ve tütün ürünlerinin bırakılmasıyla akciğer kanseri önlenebilmektedir. Ayrıca çevresel risk faktörlerini kontrol etmek ve sağlıklı bir yaşam sürdürmek riskin azaltılmasında büyük bir önem taşımaktadır” diyor. Akciğer kanserinin genellikle erken dönemlerinde belirti vermemesi ve en tipik sinyali olan öksürüğün sigara kullanımına bağlanması nedeniyle sıklıkla ileri evrede teşhis edildiğine vurgu yapan Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Faysal Dane, “Tanının gecikmesi de tedaviden etkin sonuç alınamamasına ve bunun sonucunda hastanın yaşamını yitirmesine neden olabilmektedir. Her kanserde olduğu gibi akciğer kanseri de ne kadar erken teşhis edilirse tam şifa şansı o kadar yükselmektedir. Bazen tarama yöntemleriyle tespit edilen çok erken evre akciğer kanserinde hastalarda sadece ameliyat ile şifa sağlanabilmektedir” diyor.

Prof. Dr. Faysal Dane

Prof. Dr. Faysal Dane

Risk grubundaki 50 yaş ve üzeri kişilere tarama önerisi

Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Faysal Dane, akciğer kanserine aslında tarama yöntemleriyle erken dönemde tanı konulabildiğini belirterek, “Erken evrede teşhis edilebilmesi için yüksek riskli olarak belirlenmiş; yoğun sigara içen veya geçmişte içmiş olan 50 yaş ve üzeri kişilere her yıl düşük radyasyon dozlu bilgisayarlı akciğer tomografi çekimi yapılması önerilmektedir. Bu sayede henüz belirti vermemiş erken evre akciğer kanserinin yakalanması mümkün olabilmektedir” bilgisini veriyor.

Kadınlarda akciğer kanseri artıyor, çünkü…

Akciğer kanseri, akciğer dokusundaki hücrelerin genetik olarak bazı değişimlere uğradıktan  sonra kontrolsüz çoğalması sonucunda oluşan bir kanser türü. Genel olarak erkeklerde kadınlara oranla yaklaşık 3 ila 3,5 kat daha sık görülüyor. Erkeklerin sigara ve tütün kullanımının kadınlardan çok daha yaygın olmasının bunun başlıca nedeni olduğu düşünülüyor. Ancak, günümüzde kadınlarda sigara kullanımının artmasıyla birlikte akciğer kanseri oranları kadınlarda da yükseliyor ve iki cinsiyet arasındaki fark giderek azalıyor.

Bu kanserin yüzde 85’inden sigara sorumlu!

Akciğer kanserinin en önemli nedeni olarak sigara kullanımı gösteriliyor. Öyle ki akciğer kanserinin yaklaşık yüzde 85’inin sigarayla ilişkili olduğu belirtiliyor. Sigara dumanında bulunan çok sayıda kimyasal maddenin bir kısmı kanserojen özellik taşıyor. Bu kanserojen maddeler akciğer dokusunda hücrelerin genetik yapısını bozarak akciğer kanserine yol açabiliyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Faysal Dane, sigaranın bırakılması sonrasında akciğer kanseri riskinin azalması için üzerinden uzun bir süre geçmesi gerektiğini anlatarak, “Ayrıca, uzun dönem yoğun sigara içen kişilerde sigaranın bırakılması riski azaltsa da bu risk hiçbir zaman içmeyenler seviyesine düşmez; çünkü akciğerlerde bir miktar hasar mutlaka oluşmuştur. Bu nedenle, sigaraya hiç başlamamak en doğrusudur” diyor.  Prof. Dr. Faysal Dane, sigaranın yanı sıra hava kirliliği, radon gazı veya asbest maruziyeti, genetik faktörler, pasif içicilik ve ev içi duman maruziyetinin de risk faktörleri arasında yer aldığını söylüyor.

Genellikle tesadüfen teşhis ediliyor

Akciğer kanseri şikayete yol açtığında sıklıkla ileri evrede oluyor. Geç teşhis edilmesinin nedeni ise kanserin çoğunlukla uzun süre belirti vermemesi veya öksürük gibi yakınmaların sigaraya bağlanarak önemsenmemesi. Ayrıca yoğun sigara kullanan hastalarda tarama yöntemlerinin olmaması da geç teşhisin bir diğer sebebini oluşturuyor. Erken evrede çoğunlukla belirti vermemesi nedeniyle bu dönemde ancak rastlantısal çekilen bir görüntüleme yöntemi sonrasında fark ediliyor. İleri evrelerde ise uzun süreli öksürük, kan tükürme, nefes darlığı, boyunda şişme, göğüs bölgesinde ağrı, hırıltı veya ses kısıklığı gibi belirtilerle kendini belli ediyor.  Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Faysal Dane, bu tür belirtilerin mutlaka akciğer kanseri yönünden tetkik edilmesi gerektiğine işaret ederek, “Akciğer grafisi bazı büyük kitleleri veya sıvı toplanmasını gösterebilmektedir. Şüphe olan hastalarda düşük doz bigisayarlı tomografi çekilmesi en uygun olan yöntemdir. Asıl teşhis ise görülen kitleden biyopsi yapılarak alınan numunenin mikroskop altında incelenmesiyle konulmaktadır” diyor.

Tedavide çığır açan gelişmeler yaşanıyor!

Akciğer kanserinin tedavisinde; ameliyat, radyoterapi, kemoterapi, hedefe yönelik ilaçlar ve immünoterapi yöntemlerine başvuruluyor.  Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Faysal Dane, kanser tedavisinde çığır açan immünoterapi ve hedefe yönelik ilaçların son yıllarda akciğer kanserinde de uygun hastalarda hem erken evrede hem de ileri evrelerde  kullanılmaya başlandığını vurgulayarak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Eskiden immünoterapi tedavisi bu hastalıkta daha ileri evrede fayda sağlarken, son birkaç yıldır erken evrede de temel oyunculardan biri haline gelmiştir. Aynı şekilde, eğer hastanın tümörü hedefe yönelik ilaçlar için uygunsa,  bu ilaçlara artık hem erken evre hem de ileri evre hastalıkta başvurabilmektedir. Bunların yanı sıra günümüzde hastanın tümöründen alınan bir parçadan kapsamlı gen analizi yapılarak hangi ilacın bu hastanın kanserinde etkili olduğunu tespit etmek mümkün olmaktadır. Tüm bu gelişmeler sayesinde  son yıllarda akciğer kanserinde hastaların yaşam sürelerinde ciddi artışlar kaydedilmiştir.”

Rewind / Slovenya Sergisi CerModern’de açıldı

Türkiye’nin önde gelen çağdaş sanat merkezlerinden CerModern, 6 Kasım – 28 Aralık tarihleri arasında “Rewind / Slovenya – Slovenya Seyahati” sergisine ev sahipliği yapıyor. Küratörlüğünü Erkan Doğanay’ın üstlendiği sergide Türkiye’den Hakan Esmer, Serdar Leblebici, Özgür Eryılmaz, Semih Kaplan, Slovenya’dan ise ünlü sanatçılar Ive Šubic ve Maja Šubic yer alıyor.

Sergi, “coğrafya, bellek ve kimlik” kavramlarını merkezine alarak iki ülke sanatçıları arasında kültürel etkileşim ve ortak üretim sürecini görünür kılıyor. Ive Šubic’in partizan temalı eserleri ile Maja Šubic’in fresk tekniğini güncel yorumlarla buluşturduğu çalışmaları öne çıkıyor.

Slovenya’nın Škofja Loka kentinde başlayan ortak üretim sürecinin ürünü olan sergi, sanatsal sınırların ötesine geçen bir birlikteliği vurguluyor. CerModern, bu uluslararası buluşmayla kültürel diyaloğa katkı sunmayı sürdürüyor.

Atölye Restaurant’ta Karadeniz lezzetleri sofraya taşınıyor

The Ritz-Carlton, Istanbul’un ana restoranı Atölye, 17–30 Kasım tarihleri arasında düzenlenen Karadeniz Haftası ile misafirlerini ağırlıyor. Bölgenin köklü mutfak geleneklerinden ilham alan özel menü, Executive Chef Ali İhsan Özkan ve ekibinin modern dokunuşlarıyla hazırlandı.

Menüde; başlangıçlarda Bafra pidesi, karalahana çorbası, turşu kavurma, ara sıcaklarda hamsi kuşu, pazı diblesi, Sinop mantısı, ana yemeklerde palamut tava ve ızgara lüfer, tatlılarda ise fındıklı sarma ve Hamsiköy sütlacı yer alıyor.

Mahsun Kırmızıgül Günay’da unutulmaz bir geceye imza attı

Arabesk müziğin güçlü sesi Mahsun Kırmızıgül, Günay Restaurant sahnesinde dinleyicilerine unutulmaz bir gece yaşattı.

Geçmişten günümüze en güzel şarkılarının yankılandığı gece adeta nostalji ve duygusallığın buluştuğu bir müzik şölenine dönüştü. Kırmızıgül, sevilen şarkılarını kendine has yorumu ve güçlü sahne enerjisiyle seslendirirken, dinleyiciler zaman zaman duygusal anlar yaşadı, zaman zaman da tempolu parçalarla coştu.

Şıklığıyla da dikkat çeken sanatçı, sahnede “Bu sahnede olmak benim için her zaman çok özel. Günay, müzikle büyüdüğüm yerlerden biri.” diyerek duygularını paylaştı. Müzik dolu gecede unutulmaz bir akşam yaşandı.