Cemiyet, magazin ve güncel haberler

Yazılar

Barış Demirel ve Can Kazaz’dan yeni single

Alternatif müziğin iki güçlü ismi buluştu Barış Demirel ve Can Kazaz, yeni single çalışmaları “Söz Etsem İsmine Yazık” ile dinleyicilere kırılgan ve dingin bir atmosfer sunuyor. Sözü Can Kazaz’a, bestesi Barış Demirel’e ait olan şarkı; derin sözleri ve yumuşak müzik dokusuyla huzur ve hüzün arasında bir bütünlük oluşturuyor.

Şarkının prodüktörlüğünü ve aranjesini Barış Demirel üstlenirken, mix ve mastering Emre Malikler tarafından yapıldı. Gitar, synth, bas, vokal ve trompet kayıtlarında Barış Demirel imzası bulunuyor. Can Kazaz ise vokal performansıyla eserin duygusal tonunu güçlendiriyor.

#BarışDemirel #CanKazaz #SözEtsemİsmineYazık #AlternatifMüzik #YeniSingle #TürkMüzik #MüzikHaber

AYE’den Yeni Single “Kibrit”

AYE’den yeni single sürprizi Alternatif pop sahnesinde özgün tarzıyla dikkat çeken AYE, yeni teklisi “Kibrit” ile dinleyicisiyle buluştu. Sözü ve müziği sanatçının kendisine ait olan şarkı, güçlü vokali, yalın anlatımı ve dikkat çeken elektro gitar solosuyla öne çıkıyor.

Aranjör koltuğunda İsmail Bilir “Kibrit”, modern melodilerle samimi bir anlatımı birleştirirken, AYE’nin müzikal çizgisini ileri taşıyan enerjik bir kayıt olarak öne çıkıyor. Sanatçı, “Biçilmiş Kaftan”, “Meftun” ve “Eyvah” gibi şarkılarla yakaladığı başarısını yeni single ile pekiştiriyor.

#AYE #Kibrit #YeniSingle #AlternatifPop #TürkMüzik #MüzikHaber #Magazin

Kültürel faktörler yeme davranışlarını etkiliyor

Beslenme davranışları ile kültürel faktörler arasındaki ilişkinin önemli bir araştırma alanı olduğunu belirten uzmanlar, yemekleri ödül olarak görmek, tıkanırcasına yeme ya da anoreksiya nervoza gibi bozukluklarda görülen besin kaygısı gibi davranışların, kültürel kodlardan etkilenebildiğini söylüyor.

Bulimia nervozanın, kontrolsüz yeme krizleri ve telafi edici davranışlarla hem psikolojik hem fiziksel riskler yaratabildiğini aktaran Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “Anoreksiya nervoza ise kişinin düşük kiloda olmasına rağmen kendisini kilolu görmesi ve aşırı kısıtlayıcı beslenme davranışlarıyla tanımlanır. Her iki bozuklukta da beden imajı kaygısı, yoğun kilo alma korkusu ve yeme davranışında bozulmalar görülür.” dedi. Erken teşhis ve multidisipliner tedavinin, komplikasyonları önlemede kritik rol oynadığına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Şentürk, ailelerin destekleyici tutumu ve partnerlerin farkındalığının, iyileşme sürecini hızlandırdığını vurguladı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Erman Şentürk, yeme bozukluklarının kültürel ve psikolojik etkilerini, bulimia ve anoreksiya nervoza farklarını, tedavi yöntemlerini ve aile ile partner desteğinin önemini anlattı.

Dr. Erman Şentürk

Dr. Erman Şentürk

Beslenme alışkanlıkları büyük ölçüde kültürel normlarla şekilleniyor

Beslenme davranışları ile kültürel faktörler arasındaki ilişkinin, psikoloji ve antropoloji literatüründe önemli bir araştırma alanı olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “Çeşitli kültürlerde beslenme alışkanlıkları ve yemekle ilgili sosyal pratikler büyük ölçüde kültürel normlar tarafından şekillenir.” dedi.

Türk kültüründe aile ve arkadaşlarla birlikte yemek yemenin önemli bir sosyal etkinlik olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Şentürk, “Bol yiyecek sunulması ve bereket vurgusu yaygındır. Buna karşın Kuzey Avrupa kültürlerinde daha minimalist ve işlevsel bir yemek anlayışı görülür. Yemekleri ödül olarak görmek, tıkanırcasına yeme ya da anoreksiya nervoza gibi bozukluklarda görülen besin kaygısı gibi davranışlar, bu kültürel kodlardan etkilenebilir.” şeklinde konuştu.

Bulimia nervoza, kontrolsüz yeme krizleri ve telafi edici davranışlarla ciddi sonuçlara yol açabilir!

Bulimia nervozanın, kontrol edilemeyen yeme krizleriyle başlayan ve bu davranışı telafi etmek için kusma, laksatif kullanımı, aşırı egzersiz ya da katı diyetler gibi yöntemlerin uygulandığı bir yeme bozukluğu olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “Bireyler genellikle suçluluk, utanç ve yoğun kilo alma kaygısı yaşarlar. Fiziksel olarak normal kilo aralığında olsalar bile bu kaygı devam eder ve davranışlar çoğunlukla gizli gerçekleşir. Tedavi edilmediğinde hem psikolojik hem fiziksel açıdan ciddi sonuçlara yol açabilir.” dedi.

Bulimia Nervoza ve Anoreksiya Nervoza arasındaki farklara ve benzerliklere değinen Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, şunları söyledi:

“Bulimia nervoza; hızlı ve kontrolsüz yeme, ardından telafi edici davranışlar ile karakterize edilir. Bu kişiler genellikle normal kilo aralığındadır. Anoreksiya nervoza ise kişinin düşük kiloda olmasına rağmen kendisini kilolu görmesi ve aşırı kısıtlayıcı beslenme davranışlarıyla tanımlanır. Her iki bozuklukta da beden imajı kaygısı, yoğun kilo alma korkusu ve yeme davranışında bozulmalar görülür. Tedavi edilmediğinde depresyon, anksiyete ve sosyal izolasyon gibi sorunlara neden olabilir.”

Güzellik baskısı gençlerde yeme bozukluklarına yol açabiliyor!

Toplumsal normların, medya etkisinin ve kişisel özgüvenin, insanların dış görünüşe verdiği önemi belirlediğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “Güzellik standartlarının yarattığı baskı, özellikle gençlerde beden algısını olumsuz etkileyerek yeme bozukluklarına zemin hazırlayabilir.” dedi.

Yeme bozukluklarının genetik, biyolojik ve psikolojik faktörlerin etkileşimiyle ortaya çıktığına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Şentürk, “Erken teşhis, semptomların şiddetlenmesini önlemek ve ciddi komplikasyonları engellemek açısından kritiktir. Psikiyatrist, psikolog, diyetisyen ve diğer uzmanlardan oluşan multidisipliner bir ekip, hem fiziksel hem ruhsal sağlığın iyileştirilmesinde etkili olur. Komorbid durumların yönetimi de tedavinin önemli bir parçasıdır.” ifadelerini kullandı.

Tedavi sonrasında nüks riski devam edebilir; düzenli takip ve profesyonel destek önemli!

Yeme bozukluklarıyla mücadelede bireyin kendi sağlık durumunu anlaması ve ihtiyaç duyduğunda profesyonel yardım almasının hayati önem taşıdığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “Erken müdahale, uzun vadeli sorunların önüne geçebilir.” dedi.

Teşhisin genellikle bir psikiyatrist tarafından konduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Şentürk, şöyle devam etti:

“Fiziksel muayene, kan testleri, elektrolit ölçümleri ve gerekirse görüntüleme yöntemleriyle desteklenir. Psikiyatrik değerlendirme ve yeme davranışının gözlemlenmesi teşhisin temel aşamalarıdır. Medikal tedavi, çeşitli psikoterapi yöntemleri ve diyetisyen desteği tedavinin temel bileşenleridir. Uygulanan yöntem bireyin ihtiyacına göre belirlenir. Tedavi sonrasında nüks riski devam edebilir. Bu nedenle düzenli takip ve profesyonel destek önemlidir. Hastanın kendi durumunu izlemesi ve gerektiğinde yardım alması nüks riskini azaltır. Multidisipliner ekip, tedavinin kişiye özel ve etkili ilerlemesini sağlar. Ekip çalışması hem fiziksel hem psikolojik açıdan bütünsel bir yaklaşım sunar.”

Belirtiler fark edildiğinde zaman kaybetmeden bir ruh sağlığı uzmanına başvurulmalı!

Ailelerin destekleyici, baskıcı olmayan bir tutum sergilemesinin de önemli olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “Mevcut yeme rutinlerinin aşırı şekilde değiştirilmemesi, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının teşvik edilmesi ve stresin azaltılması iyileşme sürecine katkı sağlar. Ailenin hastalık belirtilerini tanıması ve profesyonel yardım aramada destek olması kritik önem taşır.” dedi.

Partnerlerin, kısıtlayıcı tutumlardan kaçınarak, belirtileri fark ederek ve duygusal destek sunarak tedavi sürecine olumlu katkıda bulunabileceğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Şentürk, “Yeme bozuklukları ciddi tıbbi sorunlara yol açabileceği için belirtileri fark eden bireylerin en kısa sürede bir ruh sağlığı profesyoneline başvurmaları önerilir. Tedavi süreci sabır gerektirir ve yakın desteği iyileşmenin önemli bir parçasıdır.” uyarısında bulunarak sözlerini tamamladı.

#YemeBozukluğu #Bulimia #Anoreksiya #ErkenTeşhis #Sağlık #Psikiyatri #ÜsküdarÜniversitesi #NPİSTANBUL

James Horner’ın efsanevi müziği Türkiye’de ilk kez sahneleniyor

Titanic Live Türkiye’de ilk kez sahneleniyor James Cameron’ın kült filmi Titanic, 7 Şubat’ta Volkswagen Arena’da dev perdede gösterilecek. Film, James Horner’ın unutulmaz müzikleri eşliğinde Şef Timothy Henty yönetimindeki 130 kişilik İstanbul Film Orkestrası, Sirene Korosu ve Kelt müzisyenleri tarafından canlı olarak icra edilecek.

Efsanevi soundtrack 30 milyondan fazla kopya satan Titanic müzikleri, tarihin en çok satan orkestral film müziği albümü olma unvanını taşıyor. Film, 2 milyar doları aşan gişe geliri ve 11 Oscar® ödülüyle sinema tarihine geçti.

Kaçırılmayacak deneyim Piu Entertainment organizasyonuyla gerçekleşecek bu özel gece, sinemaseverler ve müzik tutkunları için unutulmaz bir buluşma olacak.

Biletler Etkinlik biletleri biletinial.com.tr, biletix.com.tr, passo.com.tr ve bubilet.com.tr üzerinden satışta.

#TitanicLive #TitanicFilm #JamesHorner #VolkswagenArena #PiuEntertainment #İstanbulEtkinlik #SinemaVeMüzik

Hyundai’den Yeni Off-Road SUV: CRATER Concept

Hyundai’den yeni konsept SUV Hyundai, kompakt off-road SUV modeli CRATER Concept’i AutoMobility LA 2025’te dünya prömiyeriyle tanıttı. Kaliforniya’daki Hyundai America Technical Center’da geliştirilen model, dayanıklılığı ve macera ruhunu öne çıkaran tasarımıyla dikkat çekiyor.

Hyundai Off-Road SUV: CRATER Concept

Tasarım felsefesi “Art of Steel” yaklaşımıyla çeliğin gücü ve estetiğini birleştiren CRATER Concept; keskin gövde hatları, güçlü koruma plakaları, geniş çamurluk yapısı ve 33 inç özel off-road lastikleriyle zorlu arazi koşullarına hazır bir form sunuyor.

Hyundai Off-Road SUV: CRATER Concept

İç mekân ve dijital deneyim Fonksiyon odaklı kabin; dayanıklı malzemeler, takla kafesi, dört noktalı emniyet kemeri ve tutma kollarıyla güvenli keşif hissi veriyor. BYOD entegrasyonu, Head-up display ve çok fonksiyonlu off-road kontrol ünitesiyle dijital deneyim güçlendiriliyor.

Hyundai Off-Road SUV: CRATER Concept

Renk ve karakter Dune Gold Matte dış renk Kaliforniya’nın doğasından ilham alırken, Black Ember iç mekân paleti dayanıklılığı vurguluyor. Turuncu detaylar ise genç ve enerjik bir karakter kazandırıyor.

Hyundai Off-Road SUV: CRATER Concept

Sergilenecek modeller CRATER Concept, Los Angeles Auto Show’da 30 Kasım’a kadar Hyundai’nin yeni ürün gamıyla birlikte sergilenecek. Ziyaretçiler ayrıca 2026 PALISADE, IONIQ 5 ve yüksek performanslı IONIQ 6 N modellerini de görebilecek.

#HyundaiCRATER #AutoMobilityLA #SUVConcept #OffRoadSUV #HyundaiXRT #Otomotiv #Teknoloji #LosAngelesAutoShow

Duja Chalet Ski Resort’tan “Benzersiz bir yılbaşı”

Sarıkamış’ta eşsiz yılbaşı programı Kars Sarıkamış’ın kristal kar örtüsüyle çevrili Duja Chalet Ski Resort, 30 Aralık 2025 – 4 Ocak 2026 tarihleri arasında misafirlerine unutulmaz bir yılbaşı deneyimi sunuyor.

Celil Nalçakan ile Yılbaşı Galası 31 Aralık akşamı ünlü sanatçı Celil Nalçakan sahne alacak. Özel gala menüsü, zarif dekorasyonlar ve canlı performans eşliğinde misafirler yılın en özel gecesini yaşayacak.

Doğukan Manço ile After Party 2 Ocak’ta müzik dünyasının sevilen ismi Doğukan Manço, DJ seti ve enerjik performansıyla Sarıkamış’ta unutulmaz bir geceye imza atacak.

Kristal karın kalbinde tatil Türkiye’de yalnızca Sarıkamış’ta görülen kristal kar yapısı, kayak pistleri ve Duja Chalet’in kusursuz hizmet anlayışıyla birleşerek misafirlere hem eğlence hem de doğa ile iç içe bir tatil fırsatı sunuyor.

#DujaChalet #Sarıkamış #Yılbaşı2026 #KristalKar #CelilNalçakan #DoğukanManço #KayakKeyfi #YeniYılCoşkusu

Kollarınızda veya bacaklarınızda şişlik varsa… Nedeni lenfödem olabilir!

Lenf dolaşımının doğuştan veya sonradan ortaya çıkan bazı durumlar nedeniyle bozulması sonucu proteinden zengin sıvının dokular arasında birikmesiyle oluşan lenfödem tüm dünyada önemli bir sağlık sorunu olarak öne çıkıyor.  Genellikle kol veya bacaklarda şişlik ve dolgunluk hissiyle kendini gösteren bu hastalık, tedavide gecikildiğinde oluşan enfeksiyonlar, ağrı, ağırlık hissi ve ciltte derin yaralar gibi önemli sorunlara yol açması nedeniyle hastaların yaşam kalitelerini düşürüyor. Hastalık ilerlediğinde kıyafet seçimi zorlaşırken, yazı yazmak, yürümek ve ayakkabı giymek gibi basit işler bile güçleşebiliyor. Lenfödemin sadece fiziksel değil, psikolojik yönü de önemli. Hastalar, estetik kaygılar veya hareket kısıtlılığı nedeniyle sosyal ortamlardan uzaklaşırken, aile ve iş hayatında da sorunlarla karşılaşabiliyor.  Tüm bunlar kaygı bozukluğuna ve depresyona yol açabiliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Meltem Vural, erken tanının lenfödem tedavisinden etkin sonuç alınmasında kritik bir öneme sahip olduğuna dikkat çekerek, “Erken tanı için kol veya bacak bölgesinde hassasiyet, dolgunluk, ağırlık hissi veya hafif bir şişlik olduğunda mutlaka bir hekime başvurulmalıdır. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı bu ilk adımda hastanın öyküsü ile detaylı bir fizik muayene, ihtiyaç halinde laboratuvar tetkikleri ve görüntüleme yöntemleriyle lenfödemi tespit edebilmektedir. Erken tanı sayesinde ciltte enfeksiyon ve derin yaralar gibi gelişebilecek olan sorunlara yönelik önleyici tedbirler alınabilmektedir. Erken tanı ve tedavinin yanı sıra hastaların kontrollerini düzenli olarak yaptırmaları tedavinin başarısı için çok önemlidir” diyor.

Prof. Dr. Meltem Vural

Prof. Dr. Meltem Vural

Dünyada yaklaşık 250 milyon kişi bu sorunu yaşıyor!

Bebeklik döneminden itibaren her yaşta görülebilen lenfödem dünyada ve ülkemizde  yaygın görülen bir sorun. Öyle ki dünya çapında yaklaşık 250 milyon insanın lenfödemden etkilendiği belirtiliyor. Ülkemizde de benzer şekilde yaygın görülen bu hastalığın son yıllarda daha sık teşhis edildiğini belirten Prof. Dr. Meltem Vural, “Bunun en önemli nedeni ise kanser gibi hastalıkların artmasıdır. Bu hastalıklarda uygulanan cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi gibi tedaviler sonrasında ikincil sebeplerle lenfödem gelişebilmektedir” bilgisini veriyor.

En riskli grup meme kanseri hastaları olsa da…

Lenfödem; lenf bezleri ile damarlarının gelişim sorunları ve lenfatik akım bozuklukları nedeniyle oluşuyor. Sıklıkla kol veya bacaklarda görülse de genital bölge, baş ile boyun gibi vücudun farklı bölgelerinde de rastlanabiliyor. Cerrahi girişimler, radyoterapi, travma veya enfeksiyon gibi sebeplerin yanı sıra doğuştan da görülebiliyor. Ancak, kanser hastalarının en yüksek risk grubunda olduğuna işaret eden Prof. Dr. Meltem Vural, sözlerine şöyle devam ediyor: “Kanserle ilişkili lenfödem sebebi olarak en sık meme kanseri karşımıza çıkmaktadır. Meme kanseri sonrasında lenfödem gelişme oranı yaklaşık yüzde 25 civarındadır. Hastalarda tedavi sonrasında çoğunlukla  kol, önkol ve el bölgesinde lenfödem gelişebilmektedir. Bu durum genellikle lenf nodlarının alınması veya radyoterapi sonrasında ortaya çıkmaktadır. En önemli nedeni, işlemler sebebiyle dokularda oluşan etkilenmeler sonucunda lenfatik akımın bozulması ve dokular arasında lenf sıvısının birikmesidir.”

Tedavisinde gecikmeyin, çünkü!

Prof. Dr. Meltem Vural, lenfödemin genellikle etkilenen kol veya bacak bölgesinde; şişlik, dolgunluk, hassasiyet ve ağırlık hissiyle kendini gösterdiğini belirterek, “Örneğin, yüzük veya kıyafetler dar gelmeye başlamışsa, dikkatli olunmalıdır. Şişlik ve dolgunluk hissi başlangıç evresinde hafifken; zamanında müdahale edilip tedavi edilmezse karşımıza daha ciddi bulgular çıkabilir. Şişlik artabilir, ciltte renk değişiklikleri, kalınlaşmalar, ağrı ve enfeksiyonlar gelişebilir” diyor. Prof. Dr. Meltem Vural, ilerleyen durumlarda ciltte yaraların, derinlemesine çukurların, papillom  adı verilen kabartıların ve skar dokularının da oluşabileceğine işaret ederek, “Gelişen bu sorunlar nedeniyle elde, kolda veya bacakta  fonksiyon kaybı sonucunda; ellerini kapatma, bir şeyi kavrama, kaldırma, itme, çekme, yürüme ve oturup-kalkma  gibi aktivitelerde hareket kısıtlılıkları oluşabilmektedir” diyor.

Erken tedaviyle kontrol altına alınabiliyor!

Lenfödem tedavi edilebilir olmakla birlikte tamamen ortadan kaldırılabilen bir hastalık değil. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Meltem Vural, lenfödemin erken tanı ve tedaviyle önemli ölçüde kontrol altına alınabildiğini ve ilerlemesinin önlenebildiğini vurgulayarak, “Lenfödemin tüm dünyada altın standart tedavi yöntemi; lenfödem rehabilitasyonu, yani  hastaların eğitimi, manuel lenf drenajı, çok tabakalı bandaj,  kompresyon giysileri, egzersiz ve cilt bakımıdır. Hastaların düzenli takip ve tedavilerinin yapılması da vazgeçilmezdir” diye konuşuyor.  Bazı özel durumlarda  veya ileri evrelerde cerrahi müdahale gerekebildiğini ifade eden Prof. Dr. Meltem Vural, “Süper mikrocerrahi teknikleri, lenf sıvısının dolaşıma kazandırılmasını sağlayarak şikayetleri azaltabilmektedir. Lenfovenöz anastomoz (LVA) ve lenf nod transferi (LNT) gibi yeni cerrahi yöntemler, lenfödem tedavisinde uygulanabilmektedir” bilgisini veriyor.

Lenfödeme karşı 10 önemli öneri!

Lenfödem açısından riskli olan kişilerin veya lenfödem sorunu yaşayan hastaların kol ve bacak gibi uzuvlarına çok dikkat etmeleri gerekiyor. Prof. Dr. Meltem Vural, lenfödeme karşı alınması gereken önlemleri şöyle sıralıyor:

  • Sorunlu olan kol veya bacağınıza yönelik zorlayıcı aktivitelerden kaçının. Ağırlık kaldırma, itme veya çekme gibi güç gerektiren hareketler yapmayın.
  • Etkilenen kol bölgesinden tansiyon ölçümü yapmayın. Damar yolu açılacaksa lenfödem sorunu olduğunuzu bildirin, bu durumda işlem diğer kolunuzdan yapılacaktır.
  • Cilt temizliğine ve kuruluğuna önem verin. Etkilenen bölgeye uygun PH içeriğine sahip temizleyici ürünlerle yıkanın. Ardından, cildinizi nazik bir şekilde kurulayın ve yağsız dermatolojik nemlendiriciler ile nemlendirin. Tırnaklarınızı cildinize zarar vermeyecek şekilde kısaltın.
  • İlgili bölgelerinizi güneşten koruyun, yüksek faktörlü güneş kremlerini tercih edin.
  • Etkilenen uzuvlarınızı böcek ısırmalarına, yara ve çiziklere karşı koruyun.
  • Sıkı ve dar giysilerden, takılardan kaçının.
  • Uyurken, etkilenen uzvun altta kalmamasına dikkat edin.
  • Uçak yolculuklarında basınç değişimlerine karşı bası giysileri giyin.
  • Dengeli beslenin ve kilo kontrolüne özen gösterin.
  • Hekiminizin önerileri doğrultusunda; tempolu yürüyün, temiz olduğu bilinen denizde yüzün, lenfödeme yönelik egzersizler ve nefes egzersizleri yapın. Ayrıca, uzun süre hareketsiz kalmamaya çalışın.

#Lenfödem #Sağlık #FizikTedavi #Rehabilitasyon #ErkenTanı #YaşamKalitesi #Acıbadem #MideSağlığı #PsikolojiVeSağlık #HastalıklarlaMücadele

Tamamen elektrikli Microlino Türkiye’de

Microlino Türkiye’de satışta Borusan Otomotiv’in Türkiye distribütörlüğünü üstlendiği tamamen elektrikli Microlino, özgün tasarımı ve kompakt yapısıyla şehir yaşamına yeni bir soluk getiriyor. Sürdürülebilir bir gelecek vizyonuyla geliştirilen Microlino, dar sokaklarda çevik kullanım ve konforlu sürüş deneyimi sunuyor.

Pratik şarj imkânı Standart bir otomobilin kapladığı alanın yalnızca üçte birine sığan Microlino, AC şarj ünitesi veya ev tipi prizle kolayca şarj edilebiliyor.

Uluslararası ödüller İsviçre’de tasarlanan ve İtalya’da üretilen Microlino, bugüne kadar “En İyi Tasarım Ödülü” ve “En Yenilikçi Şirketler Ödülü” dahil olmak üzere birçok uluslararası başarıya imza attı.

Microlino

İki farklı versiyon

Microlino Lite: Şehir içi kullanım için 45 km/s maksimum hız ve 90 km menzil.

Microlino: Otoyol kullanımına uygun, 90 km/s hız ve 228 km menzil.

Satış noktaları Microlino ve Microlino Lite, Borusan Oto Samandıra ve Borusan Oto Avcılar yetkili satıcılarında satışa sunuluyor.

Microlino

#Microlino #BorusanOtomotiv #ElektrikliAraç #SürdürülebilirUlaşım #ŞehirİçiMobilite #ElektrikliOtomobil #MicrolinoLite

Sağlıklı kişilerin grip aşısı yaptırması gerekmez: Yanlış!

Son günlerde görülme sıklığı artan hızla influenza (grip), her yıl dünya genelinde binlerce kişinin ölümüne neden oluyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Cemal Üstün, influenzanın yüksek ateş, boğaz ve baş ağrısı, burun akıntısı, kas-eklem ağrısı, halsizlik ve öksürükle seyreden bir solunum yolu hastalığı olduğunu belirterek “Oysa influenza başta olmak üzere enfeksiyon hastalıklarının önemli bir kısmı aşılama ile önlenebilir. İnfluenzaya bağlı ölümler çoğunlukla 5 yaş altı ve 65 yaş üstü kişiler ile hamileler ve kronik hastalığı olanlardan oluşmaktadır. İnfluenza virüsü zatürreye yol açabilirken, kalp ve beyin enfeksiyonlarına da zemin hazırlayarak sakatlığa hatta ölüme neden olmaktadır. Bu nedenle her yıl grip aşısının yaptırılması büyük önem taşımaktadır” diyor. Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Cemal Üstün, toplumda grip aşısı hakkında doğru bilinen 7 yanlışı sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Cemal Üstün

Prof. Dr. Cemal Üstün

  • Influenza için aşıya gerek yoktur çünkü ciddi bir hastalık değildir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Influenza (grip) ölümle sonuçlanan ciddi hastalıklara ve ölüme yol açabilen bir hastalıktır. Dünya genelinde her yıl milyonlarca kişiyi etkilemekte ve 300 bin-650 bin arası kişinin ölümüne neden olmaktadır. Bu hastalığa bağlı, ölüm dışı gelişen sakatlık ve insan iş gücü kaybı ise çok daha fazladır. Influenzaya bağlı ölümlerin çoğu 5 yaş altı ve 65 yaş üstü kişiler ile hamileler ve kronik hastalığı olanlardan (diyabet, kanser, obezite, kalp- damar hastalığı vb) oluşmaktadır.

  • “Aşılandım ama yine grip oldum.” Aşı enfeksiyonlardan korumaz: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Her yıl, bir önceki yılda görülen influenza virüsünden elde edilen cansız aşı (öldürülmüş virüs aşısı) uygulanmakta ve yüzde 80’lere kadar koruyuculuk sağlamaktadır.

Aşı sonrası grip benzeri hastalık belirtileri olabilir. Bu durum bağışıklık sisteminin virüse karşı çalıştığının göstergesidir. Ayrıca influenza aşısı sadece influenza virüsüne bağlı en sık görülen mevsimsel gribi engeller. Diğer virüslerle oluşan solunum yolu hastalıklarını etkilemez ki bu hastalıklar daha nadir görülür.

  • Aşının ciddi yan etkileri vardır: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Aşı, hafif grip bulguları ile seyreden belirtilere nadiren neden olabilir. Bu iki-üç gün süren nadir bir durumdur. İnfluenza aşısı cansız aşı olduğundan aşı ile ilgili yan etkiler çok düşük ve önemsizdir. Yan etkiler hastaların ortalama yüzde 3-5’inde görülmektedir. Başlıca yan etkiler; grip benzeri hafif hastalık (kas ağrısı, halsizlik), aşı yapılan yerde ağrı, kızarıklık ve hafif ateştir.

  • Influenza aşısı hamilelikte yapılmaz: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Hamilelikte tüm cansız (inaktif) virüs aşıları güvenle uygulanabilir. Hamilelikte bağışıklık sistemi zayıfladığı için, anne adayları enfeksiyonlara karşı daha hassas hale gelir. Bu nedenle hem anne adayının hem de bebeğin sağlığını korumak açısından grip aşısı yaptırmak elzemdir. Özellikle gebeliğin ikinci ya da son üç aylık dönemlerinde olan anne adaylarının grip aşılarını doktor önerisiyle yaptırmaları, olası komplikasyonların önlenmesi açısından son derece önemlidir. Aşı yalnızca anne adayını değil, doğumdan sonra ilk aylarda bebeği de koruyucu bir bağışıklık sağlar.

  • Geçen yıl aşılandım, bu yıl gerek yok: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Influenza virüsü her yıl yapısını değiştirmekte ve bağışıklık sisteminden kaçmaktadır. Bu nedenle her yıl, bir önceki yıl sık görülen virüs tiplerine göre yeni aşı geliştirilmektedir. Her yıl influenza aşısı yapılmalıdır. Aşı yapıldıktan 7-15 gün sonra etkinliği başlar ve etkinliğinin yüksek olduğu dönem üç aydır. Üç aydan sonra etkinliği önemli derecede düşer. Bu nedenle ülkemizde aşıyı Kasım ayı başında veya ortasında yapmak etkinliği açısından daha faydalıdır.

  • Sağlıklı kişilerin aşıya ihtiyacı yoktur: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Sağlıklı kişiler de risk grubundakilere göre daha az olmakla birlikte hastalığı şiddetli geçirebilir. Çünkü grip virüsü her yıl değişim gösterir ve bağışıklık sistemi bu yeni virüslere karşı savunmasız kalabilir. Kişi genel olarak sağlıklı olsa bile, virüs bulaştığında ciddi hastalık tablosu gelişebilir veya çevresinde risk grubundaki bireylere hastalığı bulaştırabilir. Bu nedenle grip aşısı, sadece kronik hastalığı olanlar için değil, toplum genelinde bulaş zincirini kırmak için de önemlidir.

  • Aşılar zararlı maddeler içerir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Sağlık Bakanlığı tarafından onaylanan tüm aşılar güveli olup, insan sağlığına zarar veren maddeler içermezler. İnfluenza aşıları da yıllardır milyonlarca kişiye her yıl güvenle uygulanmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü her yıl influenza mevsimi öncesinde özellikle risk grubundaki bireylerin aşılanmasını önermektedir. Bu aşılar ciddi hastalık, hastaneye yatış ve ölüm riskini azaltarak toplum sağlığının korunmasında önemli bir rol oynar.

Boğaz manzarasında brunch keyfi

Artisan MGallery İstanbul, 9 Kasım itibarıyla başlattığı pazar “brunch”larıyla misafirlerine şehrin kalbinde keyifli bir hafta sonu deneyimi sunuyor. Her pazar 12:00–15:00 saatleri arasında Tarihi Yarımada ve Boğaz manzaralı teras katında gerçekleşen brunch, zengin menüsü ve canlı müzik performanslarıyla öne çıkıyor.

İlk etkinlik yoğun ilgi görürken, şefin spesiyalleri arasında sanayi sandviçi istasyonu, el yapımı fettuccine ve noodle, ağır ateşte pişmiş dana kaburga ve portakallı krep flambe gibi lezzetler yer aldı.

Brunch deneyimi, her hafta değişen müzik programıyla daha da renkleniyor. İlk buluşmada Doğan Karaca’nın handpan performansı ve Okan Topçu’nun klasik gitarı misafirlere unutulmaz anlar yaşattı. Saksafon, DJ setleri ve farklı enstrümanlarla zenginleşen program, her pazar farklı bir enerji yaratıyor.

Artisan MGallery İstanbul, brunchlarıyla hem yerel hem de uluslararası misafirler için yeni bir buluşma noktası olmayı hedefliyor. Sanat, müzik ve lezzetin buluştuğu bu özel deneyim, otopark imkânıyla da konforlu bir hafta sonu kaçamağı sunuyor.

#ArtisanMGallery #İstanbulBrunch #PazarKeyfi #BoğazManzarası #HaftaSonuLezzeti #CanlıMüzik #Brunchİstanbul