Yazılar

Nipah Virüsü (Niv) ile İlgili Merak Edilenler

Tüm dünyada yeni bir pandemi mi geliyor sorularına neden olan Nipah virüsü (NiV) kaygıyla izleniyor. Meyve yarasaları ve domuz gibi hayvanlar tarafından taşınan virüs, ateş ve beyin iltihabına neden olabiliyor. İstinye Üniversitesi Üyesi Prof. Dr. Nuriye Taşdelen Fışgın, Nipah virüsü (NiV) ile ilgili merak edilenleri yanıtladı. Fışgın’ın verdiği bilgilere göre, virüs vücuda girdikten sonra semptomların ortaya çıkması yaklaşık 4 ila 14 gün arasında değişiyor. En sık görülen belirtiler arasında ateş, baş ağrısı, kas ağrısı, kusma ve boğaz ağrısı gibi spesifik olmayan belirtiler yer alıyor. Vaka ölüm oranı ise yüzde 40 ile yüzde 75 arasında değişiyor.

Hayvanlardan insanlara bulaşan ve ciddi halk sağlığı riski taşıyan bir virüs olan Nipah virüsü (NiV), dünyada kaygı yaratmaya devam ediyor. Hindistan’da tespit edilen yeni Nipah virüsü vakaları, Asya’da da yakından izleniyor. Virüsün yayılım riskine karşı Tayland, Malezya ve Singapur gibi ülkeler, havalimanları ve sınır kapılarında tarama ve test uygulamalarını sıkılaştırdı. Bu durum yeni bir pandemi yaşanır mı sorularını akıllara getirdi. İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nuriye Taşdelen Fışgın, Nipah virüsü ile ilgili merak edilenleri yanıtladı.

Prof. Dr. Nuriye Taşdelen Fışgın

Prof. Dr. Nuriye Taşdelen Fışgın

 “200’e yakın temaslının izlendiği bildirildi”

 “Nipah virüsü, hayvanlardan insanlara bulaşan, hayvanlarda ve insanlarda asemptomatik enfeksiyondan akut solunum yolu enfeksiyonuna ve ölümcül ensefalite kadar çeşitli klinik tablolara neden olan Paramyxoviridae ailesine ait bir RNA virüsüdür” diyen Prof. Dr. Nuriye Taşdelen Fışgın,

“Nipah virüsü ilk olarak 1999 yılında Malezya’daki domuz çiftçileri arasında bir salgın olarak ortaya çıkmıştır. Daha sonra hastalık 2001 yılında Bangladeş’te de tespit edilmiş olup halen her yıl belli sayıda olgu saptanmaktadır. Hastalık ayrıca Doğu Hindistan’da da periyodik olarak ortaya çıkmaktadır. Bu yıl da Hindistan Sağlık Bakanlığı’nın açıklamalarına göre iki vakanın doğrulandığı ve yaklaşık 200’e yakın temaslının izlendiği bildirilmiştir. Pteropodidae familyasına ait meyve yarasaları (uçan tilki) özellikle de Pteropus cinsine ait türler Nipah virüsünün doğal konakçılarıdır. Meyve yarasalarında belirgin bir hastalık belirtisi yoktur. Virüslerin Afrika’daki Pteropodidae yarasalarının coğrafi dağılım alanında mevcut olabileceği biliniyor.”

“Hasta insanlar salgıları ve dışkıları ile virüsü yayabilir”

Hasta insanların salgıları ve dışkıları ile virüsü yayabileceğini belirten Fışgın, şunları söyledi:

“Nipah virusunun domuzlarda ve at, keçi, koyun, kedi ve köpek gibi diğer evcil hayvanlarda görülen salgınları ilk olarak 1999’daki Malezya salgını sırasında bildirilmiştir. Malezya’da ve Singapur’da da görülen ilk salgında, insan enfeksiyonlarının çoğu hasta domuzlarla veya onların kontamine olmuş dokularıyla doğrudan temas sonucu meydana geldiği görülmüştür.  Daha sonra Bangladeş ve Hindistan’da meydana gelen salgınlarda, enfekte meyve yarasalarının idrarı veya tükürüğüyle kirlenmiş meyvelerin veya meyve ürünlerinin, örneğin çiğ hurma suyu tüketimi, enfeksiyonun en olası kaynağı olarak saptanmıştır. Ayrıca virüsün insandan insana bulaştığı özellikle de enfekte hastaların aile üyeleri ve bakıcıları arasında saptandığı bildirilmiştir. Hasta insanların salgıları ve dışkıları ile virüsü yayabileceği ve insandan insana bulaşta bunun önemli olduğu vurgulanmaktadır. Bu nedenle de sağlık çalışanları da hasta takibi açısından risk altındadır.”

“Semptomların ortaya çıkması yaklaşık 4 ila 14 gün arasında değişiyor”

Nipah virüsünün ilk belirtileriyle ilgili de bilgi veren Fışgın, şöyle konuştu:

“İnsanlarda görülen hastalık; asemptomatik enfeksiyonlardan, hafif veya şiddetli seyreden akut solunum yolu enfeksiyonlarına ve ölümcül olabilen ensefalite kadar değişmektedir. Virüs vücuda girdikten sonra semptomların ortaya çıkması yaklaşık 4 ila 14 gün arasında değişmektedir. Bazı hastalarda bu sürenin 45 güne kadar uzadığı bildirilmiştir. En sık görülen belirtiler arasında ateş, baş ağrısı, kas ağrısı, kusma ve boğaz ağrısı gibi spesifik olmayan belirtiler sayılabilir. Daha sonra hastalarda baş dönmesi, uyuşukluk, bilinç değişikliği ve nörolojik bulgular saptanabilmektedir. Hastaların bazılarında solunum yolu enfeksiyonu gelişmekte ve bu pnömoni bulguları ilerleyerek ciddi solunum yetmezliğine neden olabilmektedir. Şiddetli vakalarda ölümcül olarak tanımlanan ensefalit ve durdurulamayan nöbetler görülmekte ve hastada 24-48 saat içinde koma ortaya çıkmaktadır. Vaka ölüm oranı yüzde 40 ile yüzde 75 arasında değiştiği tahmin edilmektedir. Nipah virus enfeksiyonunun ilk belirti ve bulguları spesifik olmadığı için genellikle başlangıçta bu hastalıktan şüphe edilmez. Burada özellikle hastalığın bulunduğu bölgeye seyahat etmek önemli bir epidemiyolojik veridir.  Tanıda kullanılan başlıca testler, vücut sıvılarından gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu (RT-PCR) ve enzim bağlantılı immünosorbent testi (ELISA) yoluyla antikor tespitidir. Ayrıca hücre kültürü yoluyla virüs izolasyonu da tanıda kullanılmaktadır.”

Virüse karşı alınması gereken önlemler

 Şu anda Nipah virusuna karşı herhangi bir ilaç veya aşının bulunmadığını belirten Prof. Dr. Fışgın, “Şiddetli solunum ve nörolojik komplikasyonların tedavisi için yoğun destekleyici tedavi önerilmektedir” dedi. Nipah virusuna karşı herhangi bir aşı bulunmadığı için koruyucu önlemlerin ön plana çıktığını belirten Fışgın, bu virüse karşı alınması gereken önlemlerle ilgili ise şunları sıraladı:

  • Bu kapsamda, 1999 yılında domuz çiftliklerinde yaşanan Nipah virus salgını sırasında edinilen deneyime dayanarak, domuz çiftliklerinin uygun deterjanlarla düzenli ve kapsamlı bir şekilde temizlenmesi ve dezenfekte edilmesi enfeksiyonu önlemede etkili olabilir.
  • Ayrıca bir salgın şüphesi varsa, hayvan barınağı derhal karantinaya alınmalıdır. İnsanlara bulaşma riskini azaltmak için enfekte hayvanların itlaf edilmesi ve cesetlerin gömülmesi veya yakılması yakından denetlenmelidir. Enfekte çiftliklerden diğer bölgelere hayvan hareketinin kısıtlanması veya yasaklanması, hastalığın yayılmasını azaltabilir.
  • İnsanlardaki bulaş ve enfeksiyonu azaltmak için toplumu bu konuda bilgilendirmek gerekmektedir. Risk faktörlerinin, bulaş yollarının ve hasta ile temasta alınması gereken önlemlerin anlatılması önem arz etmektedir. Hasta kişilerle yakın ve korunmasız fiziksel temastan kaçınılmalıdır. Hasta kişilere bakım verdikten veya onları ziyaret ettikten sonra düzenli olarak eller yıkanmalıdır.
  • Seyahat edilecek bölgelerdeki riskli durumlar tanımlanmalıdır. Özellikle bulaşmada önemli olan ve engellenmesi gereken durum yarasaların hurma özsuyuna ve diğer taze gıda ürünlerine erişimini azaltmaya odaklanmalıdır. Yeni toplanan hurma suyu kaynatılmalı ve meyveler tüketilmeden önce iyice yıkanmalı ve mümkünse soyularak tüketilmelidir.
  • Şüpheli veya doğrulanmış enfeksiyonu olan hastalara bakım veren sağlık çalışanları, her zaman standart enfeksiyon kontrol önlemlerini uygulamalıdır. Özellikle sağlık kuruluşlarında insandan insana bulaşma vakaları bildirildiğinden, standart önlemlere ek olarak temas ve damlacık önlemleri de alınmalıdır.
  • Son olarak ülkemizde bulunan yarasa türleri, virüsü taşıyan “Pteropus” (meyve yarasası) türünden farklıdır. Bu nedenle, virüsün ülkemizdeki yaban hayatında doğal bir döngü oluşturma ihtimali düşüktür. Şu ana kadar ülkemizde doğrulanmış bir Nipah virüsü vakası bulunmamaktadır. Ancak küresel seyahat hareketliliği nedeniyle “ithal vakalara” karşı hazırlıklı olunması önemlidir.

#NipahVirüsü #HalkSağlığı #PandemiEndişesi #EnfeksiyonHastalıkları #AsyaVakaları #SağlıkGündemi #Virüs #KüreselSağlık #NiV #Epidemiyoloji #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Jale İris Gökçe’den Kendilik/Self Yolculuğu

Çağdaş sanat dünyasında kendisini “Kendilik Araştırmacısı” olarak tanımlayan Jale İris Gökçe (Angel Rainbow), uzun soluklu sanatsal pratiğinin en rafine durağı olan Kendilik/Self sergisini 14 Şubat 2026’da Göksu–Anadoluhisarı’nda Hermes bünyesinde sanatseverlerle buluşturuyor.

Benliğin Katmanlarına Sezgisel Bir Yolculuk 

Sanatçının mini retrospektifi niteliğindeki sergi, bireyin iç dünyasına ve kimliğin dönüşken doğasına odaklanıyor. Figüratif ile soyut arasında salınan kompozisyonlar, renk, yazı ve sembollerle izleyiciyi yalnızca görsel değil, aynı zamanda içsel bir karşılaşmaya davet ediyor.

Renklerin Gürültüsünden Işığın Sessizliğine 

Angel Rainbow imzasını taşıyan eserler, kimliğin parçalı doğasından saf enerjiye uzanan bir geçişi temsil ediyor. Gökçe, “Kendilik bir yüz değil; bir geçiştir” diyerek izleyiciyi kendi içsel haritasını yeniden düşünmeye çağırıyor.

 

#JaleİrisGökçe #AngelRainbow #KendilikSelf #ÇağdaşSanat #SanatSergisi #GöksuAnadoluhisarı #HermesSanat #BenlikYolculuğu #KimlikVeSanat #FigüratifVeSoyut #SanatHaberi #RenklerinSessizliği #İçselHarita #SanatSeverler #KadimBilgiler #SanatEtkinliği2026 #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Yeni Keşifim: Ceylan Splendor Otel

Yeni Yılı Divan Brasserie’de Karşılarım…

Ahu Çağdaş

Eğer İstanbul’daysam yeni yıla Divan Brasserie Bebek’te girmeyi seviyorum. Denize sıfır konumu, boğazın o ferahlatan manzarası ve içime çektiğim o deniz kokusuyla benim için burası özel bir yer. Çok çok küçük yaşlardan beri sık sık geldiğim bu mekânda, Muhammed Al Şef’in lezzetli reçetelerinden oluşturulan menü ve o harika manzara eşliğinde sunulanlar her zaman çok keyifli. E haliyle Ailece yılbaşını karşılama geleneğimizi bu yıl da sürdürdük. Yeni yıla yine burada girdik. Her zamanki zarif servisle gece çok keyifli geçti. Yeni seneye tam da istediğim gibi, Boğaz’ın yanında, mavi suların sesi ile başladım. Güzel başladım umarım hepimiz için de güzel devam eder.

Ahu Çağdaş

Sömestr Tatilinde Uludağ’a gidilir

Her sömestr tatilimde; kayak için gittiğim favori rotam. Bu yıl da daha ilk günden itibaren yağan karla şartlar harikaydı. Bol bol kayak yaptım, arkadaşlarımla keyifli ve dolu dolu vakit geçirdim.

Fahriye Evcen ve Burak Özçivit’le tanıştım. Çok kibar ve çok tatlılardı.

Akşamları ise günün yorgunluğunu şömine başında atmak bu Uludağ kaçamağının en güzel tamamlayıcısı oldu.

Ahu Çağdaş

Yeni Keşifim: Ceylan Splendor Otel

Chalet tarzı dekorasyon çok severim. Dağ yaşamının gerçeğini, özünü yansıtan, yakalayan bir stil. Çevredeki manzaranın güzelliğinden ilham alan bu dekorasyon anlayışı, sıcak ve samimi bir ortam yaratıyor.

Bu yıl açılan Ceylan Splendor Otel, dağ evi tarzı mimarisi ve zevkli tasarımıyla beni ilk anda etkiledi. Ortamın sıcaklığı ve detaylara verilen özen, otelin her köşesinde hissediliyor. Gün içinde fırsat buldukça öğle yemekleri ve cafe keyfi için uğradık; akşamları ise çoğu zaman yemeğimizi burada yemeyi tercih ettik. DJ performansı da oldukça iyiydi. Atmosfer keyifliydi. Her şey “tam yerinde” hissi veriyordu.

Ahu Çağdaş

Saçlarıma önem veririm

Doğru renk ve kesim; görünümün tamamını etkilediğini ve değiştirdiğine inanırım. Özellikle de highlight uygulaması, kuaförün tekniği ve seçilen rengin aynısının sonuca taşınmış olmadı büyük önem taşıyor. Ten rengine, saçın doğal tonuna ve kesime uyum sağlamayan her işlem, saçı olduğundan daha yıpranmış ve renksiz gösterebiliyor.

Uzun zamandır highlight çalışma örneklerine denk geldiğim; Gani Sezencan dikkatimi çeken uygulamalar yapıyordu. Uludağ’a geçerken kendisini ziyaret etmek, salonunu bir görmek istedim. Gizli müşteri şeklinde ilerledim. Gani bey ve tüm ekibi yarım günümü alsalar da; özenli ve başarılı bir iş çıkardılar. Hem renk geçişleri doğal ve yumuşak, hem de kesim tam istediğim gibi oldu. Emekleri için teşekkür ederim.

Ahu Çağdaş

#DivanBrasserie #Bebek #BoğazManzarası #YeniYılKutlaması #Uludağ #SömestrTatil #KayakKeyfi #FahriyeEvcen #BurakÖzçivit #CeylanSplendorOtel #ChaletDekorasyon #DağEviStili #DJPerformansı #SaçBakımı #Highlight #GaniSezencan #AhuÇağdaş #İstanbulLezzetleri #KışTatili #StilVeGüzellik #KeyifliAnlar #YeniKeşifler

#DivanBrasserie #Bebek #BoğazManzarası #YeniYılKutlaması #Uludağ #SömestrTatil #KayakKeyfi #WinterVibes #CeylanSplendorOtel #ChaletStyle #MountainLife #DJNight #SaçBakımı #HighlightHair #GaniSezencan #PauseDergi #AhuÇağdaş #TravelAndStyle #LuxuryLifestyle #NewYearMood #WinterEscape

#DivanBrasserie #İstanbul #YeniYılDeneyimi #Uludağ #KışTurizmi #KayakSezonu #CeylanSplendorOtel #ChaletDekorasyon #KonaklamaDeneyimi #SaçBakımı #ProfesyonelStil #GaniSezencan #PauseDergi #AhuÇağdaş #TurizmVeLifestyle #MarkaDeneyimi #KültürVeStil #YeniYıl2026

#PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

“VII” Tadım Menüsü: Vegan Fine Dining’de Şiirsel Bir Deneyim

Türkiye’nin ilk vegan fine dining lokantası Telezzüz, şef Bahtiyar Büyükduman liderliğinde hazırlanan yeni kış menüsü “VII” ile misafirlerini sanat ve gastronomi arasında şiirsel bir yolculuğa çıkarıyor. Yedi duraktan oluşan menü, insanın içsel çatışmalarından ve evrensel zaaflarından ilham alarak tabaklara çok katmanlı bir anlatı taşıyor.

Telezzüz

Her bir durak; arzular, zaaflar ve duygular üzerinden şekillenen özgün tabaklarla misafirleri farklı bir deneyime davet ediyor. Şampanya, pancar ve gül aromasıyla baştan çıkarma duygusunu işleyen tabaktan, altın yapraklı vegan foie gras yorumuna kadar uzanan menü; kış mevsimine güçlü bir gastronomi anlatısı katıyor.

Telezzüz

À La Carte Seçkilerle Zenginleşen Kış Sofrası

“VII” tadım menüsüne eşlik eden à la carte seçenekler, kereviz çorbasından mantar pateye, isli sarma ve pırasalı muska böreğine kadar geniş bir yelpaze sunuyor. Ana yemeklerde ise glaze kereviz, koji havuç, kremalı fasulye ve lahana & kale şiş gibi yaratıcı yorumlar öne çıkıyor.

Telezzüz

Telezzüz, sanatla gastronomiyi buluşturan bu menüyle misafirlerine yalnızca bir yemek değil, aynı zamanda içsel bir yolculuk deneyimi sunuyor.

Telezzüz

#Telezzüz #VII #FineDining #VeganGastronomi #GurmeDeneyim #KışMenüsü #BahtiyarBüyükduman #LezzetYolculuğu #Gastronomi #Mekan #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Telezzüz

Teoman’ın Kült Şarkısı Serdar Ortaç Yorumu ile Yayında

Türk müziğinin kült isimlerinden Teoman’ın unutulmaz şarkısı “N’apim Tabiatım Böyle”, Serdar Ortaç’ın sesinden yeniden hayat buldu. Teoman’ın “Bu şarkı temasıyla, sözleriyle Serdar’a benden daha uygun” sözleriyle duyurduğu proje, “Teoman Şarkıları” albümünün ilk teklisi olarak Bayhan Müzik ve Avrupa Müzik iş birliğiyle tüm dijital platformlarda yayınlandı.

Bu özel çalışma, Teoman’ın klasikleşmiş eserlerini farklı yorumlarla yeniden keşfetmek isteyen müzikseverlere yeni bir deneyim sunuyor.

#Teoman #SerdarOrtaç #NapimTabiatımBöyle #TeomanŞarkıları #BayhanMüzik #AvrupaMüzik #TürkMüziği #YeniTekli #MüzikHaberleri #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Bir anda tetikleniyor, hayatı felç ediyor!

Trigeminal nevralji, yüzün duyusunu sağlayan trigeminal sinirin tutulmasıyla oluşan ve literatürde ‘dünyanın en şiddetli ağrısı’ şeklinde tanımlanan kronik bir ağrı olarak dikkat çekiyor. Hastalar tarafından yüzde ‘şimşek çakması’ veya ‘elektrik çarpması’ olarak tarif edilen trigeminal nevralji; genellikle yüzün tek tarafında, tekrarlayıcı ve şiddetli ağrı ataklarıyla kendini gösteriyor. Kısa sürmesine rağmen tekrarlayan ataklar nedeniyle hastaların günlük yaşamı adeta kabusa dönüşebiliyor. Öyle ki hastalar ağrıyı tetikleyebildiği için yemek yeme, su içme ve konuşma gibi en temel ihtiyaçlarından kaçınabiliyor, yüzlerini yıkayamaz ve dişlerini fırçalayamaz hale gelebiliyorlar.  Acıbadem International Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker, yaygın inanışın aksine trigeminal nevraljinin çözümsüz bir hastalık olmadığına dikkat çekerek, “Günümüzde, uygun hastalarda, modern tıbbın sunduğu balon kompresyon gibi girişimsel yöntemlerle bu şiddetli ağrıdan kurtulmak mümkündür” diyor.

Dr. Barış Peker

Dr. Barış Peker

Türkiye’de önemli bir halk sağlığı sorunu

Trigeminal nevralji, dünya genelinde her 100 bin kişinin yaklaşık 4 ila 13’ünde görülürken, Türkiye’de bu oranın çok daha yüksek olduğu belirtiliyor. Yapılan güncel çalışmalara göre, ülkemizde trigeminal nevralji görülme sıklığı 100 bin kişide 98’e ulaşıyor. Türkiye’de her yıl yaklaşık 4 bin kişiye trigeminal nevralji tanısı konulurken, bu veriler hastalığın önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu gösteriyor. En sık 50-70 yaş aralığında gelişen bu hastalığa kadınlarda erkeklere oranla daha yaygın rastlanıyor. Trigeminal nevraljinin en yaygın nedeni ise beyin sapındaki bir damarın (genellikle üst serebellar arter) trigeminal sinire bası yaparak siniri rahatsız etmesi veya koruyucu kılıfına (myelin zarı) zarar vermesi.

Günlük hayat durma noktasına geliyor!

Trigeminal nevralji, hastaların günlük yaşamlarını ‘durma’ noktasına getirebilecek kadar ciddi sorunlar oluşturabiliyor. En temel insani ihtiyaçlar olan yemek yemek, su içmek veya konuşmak ağrıyı tetikleyebildiği için hastalar bu gereksinimlerinden kaçınmaya başlıyor.  Zamanla ciddi kilo kayıpları oluşabiliyor. Ayrıca, hastalar toplum içinde aniden bir atak geçirme korkusuyla sosyal ortamlardan uzaklaşıyor; ağrı tetiklenmesin diye yüz kaslarını donduruyor ve gülümsemekten dahi kaçınıyorlar. Uzmanlar bu durumu, ‘yüz donması’ olarak tanımlıyor. Sosyal izolasyonun yanı sıra hijyen ve kişisel bakım da önemli bir sorun haline gelebiliyor. Öyle ki yüze dokunmanın oluşturduğu şiddetli ağrı nedeniyle erkekler tıraş olamıyor, kadınlar makyaj yapamıyorlar. Dahası, yüz yıkama ve diş fırçalama gibi hijyen alışkanlıkları da imkansız hale gelebiliyor.

Literatürde “intihar hastalığı” olarak tanımlanıyor!

Trigeminal nevralji, tıbbi literatürde ‘intihar hastalığı’ olarak tanımlanacak kadar ağır bir psikolojik ve sosyal yükü beraberinde getirebiliyor.  Zira, ağrının ne zaman geleceğinin bilinmemesi sebebiyle hastalar sürekli bir ‘beklenti anksiyetesi’ içine giriyor. Bu kronik stres hali zamanla çaresizlik hissine, derin depresyona ve uyku bozukluklarına neden olarak hastaların yaşam kalitesini dramatik şekilde düşürüyor. Ayrıca, şiddetli ataklar sırasında hastaların konsantrasyonu tamamen dağılıyor; bu durum iş hayatında verimsizliğe veya profesyonel yaşamın tamamen sonlanmasına da yol açabiliyor.

Yanlış tanı, gereksiz yere çekilen sağlıklı dişler!

Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker, ağrı genellikle üst veya alt çene bölgesinde hissedildiği için hastaların büyük bir çoğunluğunun ilk olarak diş hekimine başvurduğuna işaret ederek, “Maalesef, doğru tanı konulana kadar birçok hasta gereksiz yere sağlıklı dişlerini çektiriyor. Dolayısıyla, eğer yüzünüzde yemek yerken, konuşurken veya rüzgar estiğinde tetiklenen ani, kısa süreli ve şok benzeri ağrılar varsa beyin cerrahisi uzmanına başvurmanız son derece önemlidir” uyarısında bulunuyor.

Amaç hastayı ağrısız yaşama kavuşturmak

Trigeminal nevraljinin tanısı klinik öykü ve nörolojik muayene ile konuluyor. Damar basısını veya ikincil nedenleri (tümör, multiple skleroz vb.) dışlamak için manyetik rezonans görüntüleme (MR) tetkikine başvuruluyor. Tedavinin birincil amacı ise hastayı ağrısız yaşama kavuşturmak. İlaç tedavisi trigeminal nevraljide ilk adımı oluşturuyor. İlacın yetersiz kaldığı veya sersemlik ile dengesizlik gibi yan etkilerin arttığı durumlarda açık cerrahi (Mikrovasküler dekompresyon) veya kapalı cerrahi yöntemler (Balon kompresyon ve radyofrekans gibi yöntemler) gündeme geliyor.  Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker, trigeminal nevraljinin tedavisinde uzun yıllardır mikrovasküler dekompresyon (MVD) cerrahisinin altın standart olarak kabul edildiğini söyleyerek, “Bu operasyon, hemen kulak arkasından kafatasına bir kemik pencere açılıp,  mikroskop altında, trigeminal sinirinin beyin sapından çıktığı noktaya müdahale edilen büyük bir cerrahi girişimdir. Ancak, her hasta için uygun olmayabiliyor ve çeşitli riskler barındırabiliyor. Bu nedenle alternatif olarak, daha az girişimsel (minimal invaziv ya da kapalı cerrahi) yöntemlere de başvuruluyor” bilgisini veriyor.

Balon kompresyon yöntemi öne çıkıyor

Geçmişten günümüze uygulanan alkol enjeksiyonu veya radyofrekans gibi kapalı yöntemlerde, ağrının kesilip kesilmediğini test etmek için hastanın işlem sırasında uyanık kalması gerekebiliyor. Ancak, bu durumun şiddetli ağrı çeken hastaları hem fiziksel hem de psikolojik olarak oldukça zorladığını vurgulayan Dr. Barış Peker, “Ayrıca, söz konusu her iki yöntemde de “anesthesia dolorosa” olarak adlandırılan bir yan etki görülebiliyor. Şiddetli ve  sürekli devam eden bu ağrı durumu trigeminal nevraljiden çok daha ağır bir klinik tabloya neden olabiliyor. Dolayısıyla, cerrahi riskleri minimize eden, hastayı uyanık tutma zorunluluğunu ortadan kaldıran ‘Balon kompresyon’ yöntemi, günümüzde trigeminal nevraljiye bağlı yüz ağrısından kurtulmak isteyen hastalar için en çok tercih ettiğimiz yöntem olarak öne çıkıyor” diye konuşuyor.

İşlem hasta ağrı hissetmeden tamamlanıyor!

Balon kompresyon yöntemi ameliyathanede ve genel anestezi altında uygulanıyor. Bu sayede işlemin hastaların hiçbir ağrı veya sıkıntı hissetmeden tamamlandığını belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker,  sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu yöntemde, skopi (röntgen) eşliğinde ve bir iğne (katater) yardımıyla ağız kenarından girilerek, kafa tabanında yer alan ‘foramen ovale’ isimli delikten trigeminal sinirinin bulunduğu bölgeye ulaşılıyor. Ardından, katater aracılığıyla, küçük bir balon,  şişirilmeden bu bölgeye iletiliyor. Balon burada 1-2 dakika süreyle şişirilerek, sinir liflerine kontrollü bir basınç uyguluyor. Yüksek çözünürlüklü skopi (röntgen) sayesinde, hedeflenen “armut” veya “üçgen” şeklindeki  baskı formu, sinir üzerinde tam istenilen noktada oluşturuluyor. Şiddetli ağrıya neden olan sinir liflerine yapılan bu baskı ağrının kesilmesini sağlıyor” diyor. Balon kompresyon ameliyatında anesthesia dolorosa riskinin yaşanmadığını anlatan  Dr. Barış Peker, bu faydasının yöntemin seçilmesindeki en önemli nedenlerden biri olduğunu vurguluyor.

#TrigeminalNevralji #ŞimşekÇaktıranAğrı #DünyanınEnŞiddetliAğrısı #Nöroloji #BeyinCerrahisi #SağlıkHaberleri #KronikAğrı #BalonKompresyon #Acıbadem #YaşamKalitesi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Pera Müzesi’nde Duygular ve Malzemenin İzleri

Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi, kuruluşunun 20. yılı kapsamında sanatseverleri iki özel sergiyle buluşturuyor: “Ortak Duygular: British Council Koleksiyonu’ndan Yapıtlar” ve “Åsa Jungnelius: Toprak, Ateş, Su ve Havayla Yazılmış Bir Dize.”

Her iki sergi de duygular ve malzeme üzerinden güçlü anlatılar sunarken, 8 Şubat Pazar gününe kadar ziyaret edilebilecek.

Ortak Duygular

Küratörlüğünü Ulya Soley’in üstlendiği sergi, British Council Koleksiyonu’ndan seçilen 29 sanatçının yapıtlarını bir araya getiriyor. “Özeni Korumak”, “Tanıdık Yüzler” ve “Hayali Gelecek” başlıkları altında kurgulanan sergi, müzeleri bugünün duygusal ve politik ilişkilerinin kurulduğu alanlar olarak ele alıyor.

Åsa Jungnelius

Küratörlüğünü Elif Kamışlı’nın yaptığı sergi, İsveçli sanatçı Jungnelius’un Türkiye’deki ilk kişisel sergisi. Cam ve taşın etkileşiminden yola çıkan eserler, malzeme ile insan arasındaki ilişkiyi tarih, ustalık ve doğa bağlamında ele alıyor. Camın kırılganlığı ile taşın dayanıklılığı arasında kurulan bu anlatı, izleyiciyi malzemenin belleğiyle buluşturuyor.

🕒 Ziyaret Bilgileri

Salı–Cumartesi: 10.00–19.00

Pazar: 12.00–18.00

Uzun Cuma: 18.00–22.00 arası tüm ziyaretçilere ücretsiz

Genç Çarşamba: Öğrenciler için ücretsiz giriş

#PeraMüzesi #OrtakDuygular #BritishCouncil #ÅsaJungnelius #SanatHaberi #İstanbulSanat #CamVeTaş #Sergi #Sanatseverler #Pera20Yıl #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Ona Kadar Sayıyorum: Mutluluğun Hesabı Kitaplarda

Ödüllü İtalyan yazar Daniele Bergesio’nun yazıp Chiara Ficarelli’nin resimlediği Ona Kadar Sayıyorum, Redhouse Kidz tarafından yayımlandı.

Resimli kitap, sayı sayarak kendini güvende hisseden bir çocuğun mutluluğu hesaplama öyküsünü anlatıyor. Kahraman Asal, adımlarını, merdiven basamaklarını, defterindeki sayfaları sayarken bir gün hiç beklenmedik, hesaplanamayan bir gelişmeyle karşılaşıyor. Tek kelime ve yedi harflik bu sürpriz, tüm hesaplarını altüst ediyor.

Her yaştan okura günlük mutlulukların dökümünü yaptıracak bu kitap, çocuklara hem eğlenceli hem düşündürücü bir okuma deneyimi sunuyor.

#OnaKadarSayıyorum #DanieleBergesio #ChiaraFicarelli #RedhouseKidz #ÇocukKitapları #ResimliKitap #MutlulukNasılSayılır #KitapHaberi #OkumaKeyfi #GünlükMutluluklar #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Bahadır Tatlıöz’den İddialı Tekli: Adam mı ki

Türk pop müziğinin üretken isimlerinden Bahadır Tatlıöz, yeni albümü MÜNEZZEH’in kapısını güçlü bir şarkıyla aralıyor. Albümün ilk single’ı “Adam mı ki”, iddialı sözleri ve cesur anlatımıyla dikkat çekiyor.

Söz ve müziği Bahadır Tatlıöz’e, düzenlemesi Cüneyt Yamaner’e ait olan şarkı, yüksek ritmi ve akılda kalan sözleriyle dinleyiciyi etkisi altına alıyor. Tatlıöz’ün yönetmenliğini üstlendiği klip ise dinamik dansçılar ve güçlü koreografilerle şarkının temposunu görsel dünyada pekiştiriyor. “Adam mı ki”, 16 Ocak itibarıyla tüm dijital platformlarda, klibi ise YouTube’da yayında.

#BahadırTatlıöz #AdamMıKi #MünezzehAlbüm #SonyMusicTürkiye #YeniSingle #PopMüzik #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

 

Romantizmin ve Gastronominin Buluştuğu Sofralar

Çırağan Palace Kempinski İstanbul’da Sevgililer Günü: Romantizmin ve Gastronominin Buluştuğu Sofralar

Boğaz’ın büyüleyici manzarası, saray ihtişamı ve seçkin gastronomi deneyimleriyle Çırağan Palace Kempinski İstanbul, 14 Şubat Sevgililer Günü’nü çiftler için unutulmaz bir kutlamaya dönüştürüyor.

Ayrıcalıklı Konaklama Paketleri

Çiftler için hazırlanan iki özel konaklama paketi, romantik akşam yemekleri ve zengin kahvaltı menüleriyle Sevgililer Günü’nü taçlandırıyor. Osmanlı ve Türk mutfağının asırlık lezzetlerini sunan Tuğra Restoran ile Anadolu mutfağının çağdaş yorumlarını romantik atmosferde buluşturan Rüya İstanbul, çiftlere zarif ve unutulmaz anlar yaşatıyor.

Romantik Gastronomi Deneyimleri

Tuğra Restoran: Michelin Guide tavsiyesi ve Gault & Millau ödülleriyle öne çıkan mekân, sekiz aşamalı özel menüsüyle romantizmi sofistike bir gastronomi yolculuğuna dönüştürüyor. (Kişi başı 9.600 TL)

Bellini: İtalyan mutfağının zarif tatlarını Boğaz manzarası eşliğinde sunarak romantik bir akşam vaat ediyor. (Kişi başı 7.800 TL)

Gazebo: 9–15 Şubat tarihleri arasında Sevgililer Günü’ne özel beş çayı menüsüyle aşk dolu sohbetlere eşlik ediyor. (Kişi başı 3.800 TL)

Saray Zarafetiyle Sevgililer Günü

Çırağan Palace Kempinski İstanbul, romantizmi Boğaz’ın eşsiz manzarasıyla buluşturarak çiftlere ihtişamlı bir Sevgililer Günü deneyimi sunuyor.

#ÇırağanPalaceKempinski #SevgililerGünü #RomantikAkşam #GurmeLezzetler #TuğraRestoran #Bellini #Gazebo #İstanbulBoğazı #Romantizm #14Şubat #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity