Yaz Aylarında Kadınlarda Sık Görülen Sorunlar

Yaz aylarında deniz, havuz ve açık hava aktiviteleri günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası haline geliyor. Ancak yapılan bazı küçük hatalar, bazı sağlık sorunlarının daha sık görülmesine neden olarak tatil keyfini olumsuz etkileyebiliyor. Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, kadınlarda özellikle yaz aylarında çok sık görülen bazı sorunlara karşı basit ama etkili önlemler alınabileceğini, olası bir sorunda ise mutlaka doktora başvurmak gerektiğini belirterek “Kadınların yaz döneminde yaşadığı bazı şikayetler basit gibi görünse de yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebiliyor. Erken dönemde alınan önlemler ise birçok sorunun gelişmesini önleyebiliyor” diyor. Doç. Dr. Baran, yaz aylarında kadınlarda en sık görülen 4 önemli sorunu ve yaz hastalıklarından korunmada 7 altın kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran

Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran

Vajinal enfeksiyonlar

Yaz aylarında artan sıcaklık ve nem, mantar enfeksiyonları başta olmak üzere vajinal enfeksiyonların daha sık görülmesine zemin hazırlayabiliyor. Özellikle uzun süre ıslak mayo veya bikiniyle kalmak, dar ve hava almayan kıyafetler tercih etmek risk oluşturabiliyor. Kaşıntı, yanma, kötü kokulu akıntı veya rahatsızlık hissi gibi belirtiler ortaya çıktığında vakit kaybetmeden hekime başvurmak gerekiyor. Enfeksiyon riskini azaltmak için mayo ve bikinilerin yüzme sonrasında değiştirilmesi, pamuklu iç çamaşırlarının tercih edilmesi ve genital bölgenin kuru tutulması kritik önem taşıyor.

İdrar yolu enfeksiyonları

Yetersiz sıvı tüketimi, uzun yolculuklar ve tuvalet ihtiyacının ertelenmesi yaz aylarında idrar yolu enfeksiyonlarının görülme sıklığını artırabiliyor. Sık idrara çıkma, idrar yaparken yanma, kasık ağrısı ve idrarda kötü koku gibi belirtiler enfeksiyonun habercisi olabiliyor. Tedavi edilmeyen enfeksiyonlar böbreklere kadar ilerleyebildiği için belirtilerin göz ardı edilmemesi gerekiyor. Gün içinde yeterli miktarda su içmek, hijyen kurallarına dikkat etmek ve idrarı uzun süre tutmamak koruyucu önlemler arasında yer alıyor.

Adet düzensizlikleri

Mevsim değişiklikleri, yoğun sıcaklar, tatil dönemindeki uyku ve beslenme alışkanlıklarının değişmesi bazı kadınlarda adet düzenini etkileyebiliyor. Adet tarihinin gecikmesi ya da beklenenden erken başlaması çoğu zaman geçici nedenlere bağlı olsa da sık tekrarlayan düzensizliklerde altta yatan başka bir sağlık sorunu bulunabiliyor. Bu nedenle adet döngüsündeki belirgin değişikliklerin takip edilmesi önem taşıyor. Düzenli uyku, dengeli beslenme ve stres yönetimi hormonal dengenin korunmasına katkı sağlıyor.

Genital bölgede tahriş ve cilt problemleri

Aşırı terleme, sürtünme ve nemli ortamlar yaz aylarında genital bölgede kızarıklık, tahriş ve hassasiyete yol açabiliyor. Özellikle sentetik kumaşlar ve dar kıyafetler bu şikayetleri artırabiliyor. Kaşıntı ve tahrişin uzun sürmesi enfeksiyonlarla karıştırılabildiğinden, belirtilerin devam etmesi halinde uzman görüşü almak gerekiyor. Günlük hijyene dikkat edilmesi, terleten kıyafetlerden kaçınılması ve cildin hava almasının sağlanması şikayetlerin önlenmesine yardımcı oluyor.

YAZ HASTALIKLARINDAN KORUNMADA 7 ALTIN KURAL!

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, keyifli bir yaz tatili geçirmek ve yaz hastalıklarından korunmak için 7 altın kuralı şöyle sıralıyor;

  • Islak mayo ve bikiniyle uzun süre kalmayın.
  • Susamayı beklemeden su için.
  • Tuvalet ihtiyacınızı ertelemeyin.
  • Dar ve sentetik kıyafetleri uzun süre kullanmayın.
  • Genital bölgenin hijyenini abartmayın.
  • Uyku ve beslenme düzeninizi tamamen bozmayın.
  • Kaşıntı, yanma, sık idrara çıkma veya ciltte tahriş gibi belirtiler varsa, doktora başvurmayı ertelemeyin.

 

#YazSağlığı #KadınSağlığı #VajinalEnfeksiyon #İdrarYoluEnfeksiyonu #AdetDüzensizliği #CiltTahrişi #YazHastalıkları #SağlıkHaberleri #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Zayıflama İğnelerinin Hekim Kontrolü Olmadan Kullanmayın

Son dönemin en çok konuşulan sağlık başlıklarından biri zayıflama iğneleri. Kimileri fazla kilolarından kurtulmak için doktora başvururken, kimileri ise sağlık kontrolünden geçmeden yakın çevresinin tavsiyeleri veya sosyal medyada gördüklerinden etkilenerek bu tedaviye yöneliyor. Ancak dikkat! Acıbadem Altunizade Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu “Son zamanlarda polikliniğime başvuran hastalarımdan en sık duyduğum sorulardan biri, ‘Hocam, şu meşhur zayıflama iğnelerinden ben de başlasam olur mu?’ oluyor. Zayıflama iğneleri obeziteyle mücadelede elimizdeki en güçlü tedavi seçeneklerinden biri haline geldi. Ancak bu iğneler bir mucize değil; doğru hasta seçimi, yakın takip ve yaşam tarzı değişikliğiyle birlikte hekim kontrolünde uygulanması gereken ciddi bir tıbbi tedavidir” diyerek, kulaktan dolma bilgiler yerine bilimsel gerçeklerin dikkate alınması gerektiğini vurguluyor. Doç. Dr. Alpay Medetalibeyloğlu, tüm dünyada çığ gibi büyüyen bir salgın olan ve diyabetten kalp hastalıklarına dek çok ciddi komplikasyonlara yol açan obezite tedavisinde önemli bir seçenek sunan zayıflama iğneleri hakkında 10 kritik bilgi verdi, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu

Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu

  • Kozmetik bir ‘kısa yol’ değildir!

Bu iğneler, düğünden önce 3-5 kilo vermek isteyenler için üretilmiş kozmetik ürünler değildir. Obezite, Dünya Sağlık Örgütü tarafından kronik bir hastalık olarak kabul edilir. Bu tedaviler, Vücut Kitle İndeksi (VKİ) belirli bir seviyenin üzerinde olan, obezite veya obeziteye bağlı (tip 2 diyabet, hipertansiyon gibi) ek hastalıkları olan bireyler için geliştirilmiştir.

  • Obezitenin yıkıcı komplikasyonlarını önler

Bu iğnelerin en büyük başarısı sadece tartıdaki rakamı düşürmek değildir. Kilo kaybı sağlayarak; kalp krizi riski, uyku apnesi, karaciğer yağlanması ve eklem rahatsızlıkları gibi obezitenin yarattığı hayati komplikasyonları ciddi anlamda geriletir. Asıl zafer, hastanın genel sağlığını geri kazanmasıdır.

  • Tokluk hissi yaratarak çalışır

Midenin boşalmasını yavaşlatarak ve beyindeki iştah merkezine ‘tokum’ sinyali göndererek etki ederler. Yani sizi aç bırakarak değil, porsiyon kontrolünü doğal bir şekilde sağlamanıza yardımcı olarak kilo verdirirler.

  • Kullanım süresi tamamen kişiye özel planlanır

Obezite kronik bir hastalıktır ve kronik hastalıkların tedavisi uzun solukludur. Tansiyon ilacınızı tansiyonunuz düştüğünde bırakmadığınız gibi, bu iğneler de hekiminizin belirlediği süre boyunca (genellikle aylar veya yıllar) kullanılmalıdır. Kullanım süresi hastanın yanıtına, tolere edilebilirliğine ve hedeflenen kiloya göre tamamen kişiye özel planlanır.

  • İlacı bırakınca kilo geri alınır mı?

Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu “En çok merak edilen konulardan biri budur. Evet, eğer ilaç kullanırken beslenme alışkanlıklarınızı ve yaşam tarzınızı kalıcı olarak değiştirmediyseniz, ilacı bıraktığınızda iştahınız eski haline dönecek ve verdiğiniz kiloları geri alma (rebound) riskiniz çok yüksek olacaktır. Bu iğneler size yeni bir yaşam tarzı inşa etmeniz için bir fırsat penceresi sunar” diyor.

  • Doğru dozaj ve uygulama şarttır

İlaçların dozu, vücudun alışması ve yan etkilerin azaltılması için düşük dozda başlanıp haftalar içinde kademeli olarak artırılır. Doz ayarlamasının aceleye getirilmesi ciddi yan etkilere yol açabilir.

  • Sık görülen yan etkilere neden olur

Doç. Dr. Medetalibeyoğlu “En sık karşılaştığımız yan etkiler sindirim sistemiyle ilgilidir. Bulantı, kusma, ishal, kabızlık veya mide krampları görülebilir. Bu yan etkiler genellikle tedaviye ilk başlandığında veya doz artırıldığında ortaya çıkar ve zamanla hafifler” diyor.

  • “Komşum kullanmış, ben de kullanayım” mantığı kesinlikle tehlikelidir!

Geçmişinde pankreatit atağı geçirenler, safra kesesi taşı olanlar veya ailesinde medüller tiroid karsinomu öyküsü bulunanlar için bu ilaçlar riskli olabilir. Bu nedenle “komşum kullanmış, ben de kullanayım” mantığıyla asla başlanmamalıdır.

  • Sağlıklı beslenme ve egzersizle birlikte uygulanmalıdır!

Hiçbir iğne, kötü bir diyetin veya hareketsiz bir yaşamın üstesinden tek başına gelemez. Kas kaybını önlemek için yeterli protein alımı ve direnç egzersizleri tedavinin ayrılmaz parçasıdır.

  • Mutlaka hekim kontrolünde kullanılmalıdır!

İğnelere başlama kararı, doz ayarlaması, yan etki yönetimi ve tedavi sürecinin sonlandırılmasının mutlaka uzman hekim takibinde ve düzenli kontrollerle yürütülmesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu şöyle diyor: “Klinik deneyimlerimde, doğru hastada ve doğru tıbbi takiple bu iğnelerin hayat kurtarıcı sonuçlar verdiğini görüyorum. Ancak başarının anahtarı ilacın kendisinde değil, sizin bu sürece ne kadar uyum sağladığınızda ve tedavinizi uzman bir hekimle omuz omuza yürütmenizde saklıdır.”

 

 

#Zayıflamaİğneleri #ObeziteTedavisi #SağlıkHaberleri #BilimselGerçekler #YaşamTarzıDeğişikliği #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Çikolata kistinde ameliyatsız tedavi dönemi!

Son yıllarda teknoloji ve tıp alanında yaşanan hızlı gelişmeler, halk arasında ‘çikolata kisti’ olarak bilinen endometriozis kaynaklı kistlerin tedavisinde yeni bir dönemi başlatıyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Fırat Tülek “Bilimsel çalışmalar; çikolata kistlerinde cerrahiye alternatif olarak uygulanabilen ‘Ethanol Skleroterapi’ yönteminin, uygun hastalarda tüp bebek tedavisinde gebelik şansını artırabildiğini gösteriyor. Ultrason eşliğinde gerçekleştirilen bu minimal invaziv girişim, hastaların aynı gün taburcu olmasına da olanak sağlıyor” diyor. Doç. Dr. Tülek, özellikle çocuk sahibi olmak isteyen kadınlarda önemli bir gelişme olarak öne çıkan yöntemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Rahim içini döşeyen dokunun rahim dışında yerleşmesiyle gelişen endometriozisin en sık görülen sorunlarından biri olan ve halk arasında ‘çikolata kisti’ olarak bilinen endometriomaların tedavisinde, ameliyata alternatif yeni bir yaklaşım öne çıkıyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Fırat Tülek dünyada ilk kez 1988 yılında tanımlanan ve 2000’li yıllardan itibaren giderek yaygınlaşan Ethanol Skleroterapi’nin, son yıllarda Türkiye’de de başarıyla uygulanmaya başlandığını belirterek “Ultrason eşliğinde kistin içindeki sıvının boşaltılmasını ve ardından özel bir alkol uygulamasıyla kistin küçülmesini hedeflediğimiz bu minimal invaziv yöntem, yumurtalık dokusunu koruyabilmesi, hastanın aynı gün taburcu olabilmesi ve gebelik şansını artırmasıyla dikkat çekiyor” diyor.

Doç. Dr. Fırat Tülek

Doç. Dr. Fırat Tülek

Doğru hasta seçimi önemli!
Endometriozisin şiddetli ağrıya ve doğurganlığı olumsuz etkileyebildiğine dikkat çeken Doç. Dr. Tülek “Çikolata kistlerinin klasik tedavisinde uzun yıllardır cerrahi uygulanıyor. Ancak ameliyat sırasında kist çıkarılırken sağlıklı yumurtalık dokusunun da zarar görebilmesi özellikle anne olmak isteyen kadınlarda yumurtalık rezervinin azalmasına yol açabiliyor. Doğru hastalarda uygulanan bu yeni tedavi yöntemiyse yumurtalık dokusunu korumayı hedefleyen, ameliyatsız bir tedavi seçeneği olarak öne çıkıyor” diye konuşuyor.

Başarılı sonuçlar yüz güldürüyor!
Doç. Dr. Tülek yöntemi şöyle anlatıyor: “Ultrason eşliğinde gerçekleştirilen işlem; vajinal ultrason eşliğinde ince bir iğne yardımıyla yapılıyor. Kistin içindeki sıvı boşaltıldıktan sonra kist boşluğuna belirli süre özel oranda etil alkol uygulanıyor. Böylece kist duvarındaki hücreler etkisiz hale getiriliyor ve zamanla kistin küçülmesi hatta tamamen yok olması sağlanabiliyor. Karında kesi yapılmıyor, dikiş gerekmiyor ve birkaç saat sonra hasta taburcu edilerek günlük yaşamlarına dönmeleri mümkün oluyor.”

Nüks oranını azaltıyor!
Daha önce ameliyat geçirmiş ama çikolata kisti yeniden oluşmuş hastalarda da ethanol skleroterapinin önemli bir alternatif oluşturduğunu belirten Doç. Dr. Tülek “Yumurtalık rezervi azalmış kadınlarda tekrar cerrahi uygulamak her zaman istenmeyebiliyor. Bu yöntemi uygun hastalarda güvenle tekrar edebiliyoruz. Üstelik çalışmalar, kistin yeniden oluşma riskinin yaklaşık yüzde 20 olduğunu, yani cerrahi tedaviyle benzer düzeyde seyrettiğini gösteriyor” diyor. Ancak yöntem, kanser şüphesi bulunan kistlerde, aktif enfeksiyonu olan hastalarda veya yaygın endometriozis nedeniyle cerrahi gerektiren olgularda uygulanamıyor. Bu nedenle tedavi kararının mutlaka ayrıntılı muayene ve kişiye özel değerlendirme sonrasında verilmesi gerekiyor.

 

#ÇikolataKisti #Endometriozis #KadınSağlığı #AnneOlmaŞansı #AmeliyatsızTedavi #EthanolSkleroterapi #TüpBebek #AcıbademSağlık #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Çocuklar bu saatlerde güneş altında kalmasın!

Yaz aylarının gelmesiyle birlikte birçok aile tatil planı yaparken, bebekli ailelerin aklındaki en önemli sorulardan biri, “Bebeğimizle tatil yaparken nelere dikkat etmeliyiz?” oluyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Çelik, ilk bakışta zor gibi görünse de doğru planlama yapıldığında tatilin hem aile hem de bebek için oldukça keyifli bir deneyim olabileceğini belirterek, “Aslında bebekler de tatil yapabilir. Önemli olan onların fizyolojik ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmak  ve bazı basit önlemleri almaktır” diyor. Konaklanacak yerde sağlık kuruluşuna ulaşımın kolay olmasının ve hijyen koşullarının göz önünde bulundurulmasının önemine dikkat çeken Dr. Yusuf Çelik, “Kusursuz bir tatil planlamak zorunda değilsiniz. Bebeğinizin ihtiyaçlarını ön planda tuttuğunuz, güvenlik kurallarına dikkat ettiğiniz ve olası risklere karşı hazırlıklı olduğunuz sürece tatiliniz keyifli geçecektir” diye konuşuyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Çelik, bebekle yapılan tatilde dikkat edilmesi gereken kuralları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Dr. Yusuf Çelik

Dr. Yusuf Çelik

Seyahat öncesi doktor kontrolü şart

Özellikle prematüre doğmuş, kronik hastalığı bulunan veya son dönemde enfeksiyon geçirmiş bebeklerin tatil öncesinde doktoru tarafından değerlendirilmesi büyük önem taşıyor. Dr. Yusuf Çelik, seyahate çıkmadan önce rutin aşıların yaşına uygun şekilde tamamlanmış olması gerektiğini vurgulayarak, “Aşılar yalnızca günlük yaşamda değil, seyahat sırasında karşılaşılabilecek enfeksiyonlara karşı da önemli bir koruma sağlamaktadır” diyor.

Sağlık çantanızda bunlar mutlaka olsun

Küçük ama iyi planlanmış bir sağlık çantası tatilde büyük kolaylık sağlıyor. Dr. Yusuf Çelik, çantanızda mutlaka bulunmasını önerdiği malzemeleri şöyle sıralıyor:

  • Bebeğinizin düzenli kullandığı ilaçlar (doktorunuzun önerileriyle hazırlanmalı)
  • Dijital ateş ölçer
  • Doktorunuzun önerdiği ateş düşürücü, alerji ve bulantı giderici ilaçlar
  • Serum fizyolojik ve burun aspiratörü
  • Antiseptik solüsyon
  • Gazlı bez ve yara bandı
  • Yaşına uygun güneş koruyucu
  • Yaşına uygun böcek kovucu ürün
  • Yeterli miktarda bez, yedek kıyafet ve ince bir örtü

 Açıkta bekleyen gıdalardan kaçının

İlk altı ay yalnızca anne sütüyle beslenen bebeklerde emzirmeye devam edilmesinin en doğru yaklaşım olacağını söyleyen Dr. Yusuf Çelik, anne sütünün sadece besin kaynağı olmadığını, aynı zamanda enfeksiyonlara karşı önemli bir koruma sağladığını ifade ediyor.  Ek gıdaya geçmiş olan bebeklerde ise açıkta bekleyen, iyi pişmemiş ve hijyeninden emin olunmayan gıdalardan kaçınılması gerekiyor.

Bol bol sıvı almasını sağlayın

Bebekler, vücut yüzey alanlarının erişkinlere göre daha geniş olması nedeniyle sıcak havalarda çok daha hızlı sıvı kaybediyor. İlk altı ay yalnızca anne sütü alan bebeklerde sıcak günlerde emzirme sıklığının artırılması çoğu zaman yeterli olurken, daha büyük bebeklerde ise su tüketiminin yaşına uygun şekilde desteklenmesi önem taşıyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Çelik, “Az idrar yapma, ağız kuruluğu, gözyaşı olmadan ağlama, huzursuzluk veya aşırı uyku hali, sıvı kaybının erken belirtileri olabilir. Bu belirtiler fark edildiğinde zaman kaybetmeden hekime başvurulmalıdır” uyarısında bulunuyor.

Yolculuklarda kucağınızda taşımayın

Araba yolculuklarında en önemli güvenlik kuralı,  bebeğin yaşına ve kilosuna uygun, doğru şekilde monte edilmiş otomobil koltuğunda seyahat etmesidir. Çünkü, kısa mesafelerde bile kucakta taşınmaları ciddi yaralanmalara neden olabiliyor. Uzun yolculuklarda bebeğin beslenmesi, altının değiştirilmesi ve hareket edebilmesi için yaklaşık 2 saatte bir mutlaka mola verilmesi öneriliyor. Yaz aylarında araç içi sıcaklığının 22-24°C arasında tutulması ve bebeğin kalın kıyafetlerle giydirilmemesi de konfor açısından önem taşıyor. Uçak yolculuğunda ise ailelerin en çok endişe ettiği konunun kulak ağrısı olduğunu belirten Dr.  Yusuf Çelik, “Kalkış ve iniş sırasında bebeğin emzirilmesi, biberon veya emzik kullanılması orta kulaktaki basınç değişiminin dengelenmesine yardımcı olabilmektedir” bilgisini veriyor.

Bu saatlerde güneş altında kalmasın

Bebeklerin cildi yetişkinlere göre çok daha hassas oluyor. Bu nedenle ilk 6 ay güneş ışığına maruz bırakılmaması gerektiği uyarısında bulunan Dr. Yusuf Çelik, “Bebeklerin ilk altı ay mutlaka gölgede kalmaları sağlanmalıdır. Aksi halde sıcak çarpması ve güneş yanığı gibi ciddi tablolar gelişebilir. Altı aydan büyük bebekler de bu riskler nedeniyle özellikle güneş ışınlarının en yoğun olduğu 11.00-16.00 saatleri arasında mümkün olduğunca gölgede tutulmalıdır. İnce pamuklu kıyafetler ve geniş kenarlı şapkalar da güneşten korunmada oldukça etkilidir” diyor. Altı aydan büyük bebeklerde geniş spektrumlu ve tercihen SPF 50 içeren güneş koruyucular kullanılabileceğini ifade eden Dr. Yusuf Çelik,  koruyucunun dışarı çıkmadan yaklaşık 20–30 dakika önce uygulanması ve ihtiyaç halinde yenilenmesi gerektiğini hatırlatıyor.

Havuz hijyenine dikkat edin

Uygun koşullar sağlandığında deniz bebekler için güzel bir deneyim olabiliyor. Eğer tatilde havuz tercih edilecekse düzenli bakımının yapıldığından ve hijyen kurallarına uyulduğundan emin olmak gerekiyor. Çünkü, yetersiz klorlanmış veya kirli havuz suyu mide ve bağırsak enfeksiyonlarına neden olabiliyor. Gözlerde kızarıklık ve tahriş, kulak enfeksiyonları ile ciltte döküntü ya da kuruluk görülebiliyor. Ayrıca çok soğuk suda uzun süre kalmak vücut ısısının düşmesine yol açabileceği için havuz suyunun soğuk olmamasına dikkat edilmesi gerekiyor.

 Bebek arabasında sineklik kullanın

Özellikle akşam saatlerinde sivrisinekler bebeklerde ciddi huzursuzluğa neden olabiliyor. Bebek arabasında sineklik kullanılması oldukça etkili bir koruma sağlıyor. Koruyucu losyon ve spreylerin ise mutlaka bebeğin yaş grubuna uygun seçilmesi ve kullanım talimatlarına göre uygulanması önem taşıyor.

Uyku düzenini koruyun

Tatilde günlük rutinler değişse de bebeklerin biyolojik ritmi değişmiyor. Bu nedenle uyku saatlerinin mümkün olduğunca korunması hem bebeğin huzuru hem de ebeveynlerin tatilden keyif alabilmesi açısından önemli. Uyku oyuncağının veya battaniyesinin tatilde de kullanılması ve uyku rutinine devam edilmesi, bebeğin yeni ortama daha kolay uyum sağlamasına yardımcı olabiliyor.

Bu durumlarda zaman kaybetmeyin!

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Çelik, aşağıda yer alan durumlarda zaman kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiği uyarısında bulunuyor.

  • 3 aydan küçük bir bebekte ateş gelişmesi
  • Yüksek ateşin devam etmesi
  • Solunum güçlüğü
  • Sürekli kusma
  • Kanlı veya şiddetli ishal
  • Belirgin sıvı kaybı bulguları
  • Havale
  • Şiddetli alerjik reaksiyon
  • Düşme veya ciddi travma
  • Beslenmeyi reddetme ve belirgin halsizlik

 

 

 

 

#BebekSağlığı #YazTatili #ÇocukSağlığı #AnneBabaİpuçları #GüneştenKorunma #SıvıTüketimi #TatilHazırlığı #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Su Tüketimini İhmal Etmeyin

Yaz aylarında artan hava sıcaklıkları yalnızca güneş çarpması riskini değil, böbrek sağlığını da olumsuz etkileyebiliyor. Özellikle aşırı terlemeye bağlı gelişen sıvı kaybı, böbreklerin çalışma düzenini bozarak böbrek taşı ve akut böbrek hasarı riskini artırabiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Nefroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Ali Bakan, yaz aylarında yeterli sıvı tüketiminin böbrek sağlığını korumadaki kritik rolüne dikkat çekerek, alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.

Doç. Dr. Ali Bakan

Doç. Dr. Ali Bakan

Sıcak hava böbrekleri nasıl etkiliyor?

Yaz aylarında vücut sıcaklığını dengelemek için deri damarları genişleyerek terleme artmaktadır. Terleme ile birlikte su ve elektrolit kaybı yaşanmaktadır. Kaybedilen sıvının yeterince yerine konulmaması ise vücuttaki sıvı hacmini azaltmaktadır. Bu durum böbreklere ulaşan kan akımını düşürürken idrar miktarının azalmasına neden olmaktadır. Sonuç olarak böbreklerin filtreleme sistemi daha fazla çalışmak zorunda kalıyor ve özellikle sıcak havalarda böbrek taşı ile akut böbrek hasarı riski belirgin şekilde artmaktadır.

En büyük risk fark edilmeyen sıvı kaybı

Yaz aylarında böbrekleri tehdit eden en önemli etken sıcak hava değil, fark edilmeden gelişen sıvı kaybıdır. Böbrek sağlığını korumak için herkese uygun tek bir su tüketim miktarı bulunmaz Günlük sıvı ihtiyacı; yaş, vücut ağırlığı, fiziksel aktivite düzeyi, iklim koşulları ve mevcut hastalıklara göre değişiklik gösterebilir. Sağlıklı bireylerde günlük sıvı tüketiminin kilogram başına yaklaşık 30-35 mililitre olması önerilir. Yaklaşık 70 kilogram ağırlığındaki bir kişi için bu miktar ortalama 2-2,5 litreye karşılık gelir. Ancak yaz aylarında, yoğun egzersiz yapanlarda ve aşırı terleyen kişilerde sıvı ihtiyacı daha da artar.

İdrar rengi böbrekleriniz hakkında ipucu veriyor

Yeterli su tüketilip tüketilmediğini anlamanın en pratik yollarından biri idrar rengini takip etmektir. Açık saman sarısı idrar genellikle yeterli sıvı alımını gösterirken, koyu sarı veya kehribar renk sıvı ihtiyacının arttığını düşündürür. Günlük idrar miktarında belirgin azalma da böbreklerin susuz kaldığını gösteren önemli bulgular arasında yer alır. Ancak bazı ilaçlar ve vitaminlerin de idrar rengini değiştirebileceği unutulmamalıdır.

Böbrek taşı ve idrar yolu enfeksiyonlarına dikkat

Sıvı kaybı nedeniyle yoğunlaşan idrar, böbrek taşı oluşumuna neden olan minerallerin kristalleşmesini kolaylaştırabilir. Daha önce böbrek taşı öyküsü bulunanlar, diyabet ve obezite hastaları, ailesinde böbrek taşı öyküsü olanlar, gut hastaları ile hiperparatiroidizm, hiperürisemi ve malabsorpsiyon sendromu bulunan kişiler daha yüksek risk altında bulunur. Yaz aylarında sık görülen idrar yolu enfeksiyonları da ihmal edilmemeli. Tedavi edilmeyen enfeksiyonlar böbreklere ilerleyerek akut piyelonefrite neden olabilir.

 Gazlı içecekler suyun yerini tutmuyor

Soğuk içeceklerin böbreklere zarar verdiği düşüncesi doğru değildir. Önemli olan içeceğin sıcaklığı değil, içeriğidir. Böbrek sağlığı için en doğru tercih her zaman sudur. Şekersiz maden suyu uygun miktarlarda tüketilebilir. Gazlı ve şekerli içecekler ise yüksek miktarda şeker, fruktoz, fosforik asit, sodyum ve kafein içerir. Yüksek fruktoz tüketimi ürik asit düzeyini artırırken idrarla kalsiyum atılımını yükselterek idrar sitratını azaltabilir. Bu değişiklikler böbrek taşı oluşumunu kolaylaştırırken uzun vadede obezite, diyabet, hipertansiyon ve kronik böbrek hastalığı riskini de artırabilir. Özellikle enerji içecekleri sıcak havalarda yoğun fiziksel aktivite sırasında tüketildiğinde sıvı ve elektrolit dengesini bozarak böbrekler üzerinde ek yük oluşturabilir.

Yaz meyveleri faydalı ama ölçülü tüketilmeli

Karpuz ve kavun gibi su oranı yüksek meyveler sağlıklı bireylerde sıvı alımına katkı sağlayabilir. Ancak bu besinler suyun yerine geçmez. Diyabet ve kronik böbrek hastalığı bulunan kişilerin bu meyveleri kontrollü tüketmesi gerekir. Özellikle kavunun yüksek potasyum içerdiği unutulmamalıdır. Hipertansiyon ve diyabet kronik böbrek hastalığının en sık görülen nedenleri arasında yer alır. Yaz aylarında gelişen sıvı kaybı bu hasta grubunda akut böbrek hasarı riskini daha da artırabilir.

Tatilde böbreklerinizi ihmal etmeyin

Deniz, havuz ve uzun yolculuklarda düzenli su tüketimi ihmal edilmemeli, uzun süre idrar tutulmamalı ve aşırı güneş altında kalınmamalıdır. Böbrek sağlığını korumak için yeterli sıvı tüketiminin yanı sıra tansiyon ve kan şekeri kontrolü, tuz tüketiminin sınırlandırılması ve ilaçların düzenli kullanılması da büyük önem taşır. Özellikle böbrek taşı, diyabet, hipertansiyon ve kronik böbrek hastalığı bulunan kişilerin yaz aylarında sıvı tüketimine daha fazla özen göstermesi gerekir. Böbrek sağlığını korumak için normal düzeyde kalsiyum tüketilmeli, aşırı oksalat içeren besinlerden kaçınılmalı, kırmızı ve işlenmiş et tüketimi sınırlandırılmalı, meyve ve sebze ağırlıklı beslenilmeli, şekerli ve gazlı içecekler azaltılmalıdır. Özellikle kalsiyum oksalat taşı bulunan kişilerin ıspanak, pazı, pancar yaprağı, kakao, çikolata, badem gibi kuruyemişler ve aşırı siyah çay tüketimine dikkat etmesi önerilmektedir.

 Bu belirtileri hafife almayın

Yaz aylarında aşağıdaki belirtilerin görülmesi durumunda vakit kaybetmeden bir nefroloji uzmanına başvurulması gerekir. Özellikle diyabet, hipertansiyon veya kronik böbrek hastalığı bulunan kişilerde bu bulgular kalıcı böbrek hasarının habercisi olabilir.

  • İdrar miktarında belirgin azalma
  • İdrarda kan görülmesi
  • Yüksek ateş ve yan ağrısı
  • Ani gelişen ödem
  • Kontrol altına alınamayan tansiyon yüksekliği

 

 

#BöbrekSağlığı #SuTüketimi #YazSağlığı #BöbrekTaşı #SağlıkHaberleri #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Polen, Nem ve Klor Astım Riskini Artırıyor

Astım ataklarının en sık görülen tetikleyicilerinden olan viral enfeksiyonlar genellikle sonbahar ve kış aylarında artsa da, özellikle alerjik veya atopik bünyeli çocuklarda yaz mevsimi de önemli riskler barındırıyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları  Uzmanı Dr. İmran Bari,  bu nedenle ailelerin yaz aylarında da çevresel tetikleyicilere karşı dikkatli olmaları gerektiğini vurgulayarak, “Ayrıca, çocuklarda astımın kontrol altında tutulabilmesi için düzenli doktor takibi ve tedaviye devam edilmesi büyük önem taşımaktadır. Astımı kontrol eden tedaviye, doktor tavsiyesi olmadığı sürece ‘çocuğumun belirtileri geçti’ düşüncesiyle ara verilmemelidir. Yaz aylarında da rahatlatıcı ilaç ve inhaler her zaman erişilebilir olmalıdır. Çevresel etkenlere karşı önlem alındığında ve ilaçlar düzenli olarak kullanıldığında astımlı çocuklar da sağlıklı bir yaz mevsimi geçirebilirler” diyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İmran Bari, yaz aylarında astımı tetikleyen başlıca etkenleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Dr. İmran Bari

Dr. İmran Bari

POLENLER

Polenler, özellikle alerjik astımı olan çocuklarda en önemli astım tetikleyicileri arasında yer alıyor. Çayır ve çimen polenleri ilkbahar sonu ile yaz mevsiminin başlangıcında; ağaç polenleri  yaz mevsiminin başlangıcında; yabani ot polenleri de yaz sonu ve sonbahar döneminde havada yoğun olarak bulunuyor. Polen alerjisi olan çocuklarda  polenler solunum yoluyla bronşlara ulaştığında, alerjik mekanizmaların devreye girmesiyle solunum yollarında daralma (bronkospazm), sekresyon ve mukus üretiminde artış, bronş duvarlarında şişme (bronş ödemi ) oluşuyor. Bu tabloda  tetiklenen astım kendini öksürük, nefes darlığı, göğüs ağrısı ve hışıltı sesi gibi bulgularla gösteriyor.

Nasıl önlem almalı?

  • Polenlerin en yoğun olduğu saatlerde (özellikle sabah erken saatlerde) pencereleri kapatın ve dışarıya çıkmayın.
  • Dışarıda olma zorunluluğunuz varsa, çocuğunuzun ağız ve burnunu polenlerden korumak için maske kullanın.
  • İmkan varsa aracınıza polen filtresi, evinizde de hava temizleme cihazı kullanın.
  • Çimlerin ve diğer yeşil bitki örtüsünün çürüme döneminde, özellikle yaz sonunda çimleri biçmekten kaçının.

HATALI KLİMA KULLANIMI

Doğru klima kullanımı, sıcak ve boğucu yaz günlerinde konforu artırırken, sıcağın olumsuz etkilerini azaltmaya da yardımcı oluyor. Klima kullanımıyla ortamın nemi azalıyor, polenlerin ve dış ortamdaki hava kirleten etkenlerin içeri girmesi önlenebiliyor ve daha kaliteli bir uyku ortamı sağlanabiliyor. Ancak klima filtreleri düzenli olarak temizlenmezse toz ve küf gibi alerjenlerin birikebildiğini vurgulayan Dr. İmran Bari, “Bu alerjenler de çocuklarda astımı tetikleyebilmektedir. Ayrıca, mekanın aşırı ve hızlı soğutulması nedeniyle ani ısı değişimine ve klimanın soğuk havasına doğrudan maruz kalmak da astımı tetikleyen diğer etkenleri oluşturmaktadır” diyor.

Nasıl önlem almalı?

  • Klima filtrelerini düzenli olarak temizlemeyi ihmal etmeyin.
  • Klima ile ortam sıcaklığını 22-24 °C civarında tutmaya özen gösterin.

 PİKNİK ALANLARINDAKİ DUMAN VE KÜFLER

Yaz aylarında piknik yapmak amacıyla tercih edilen alanlardaki yoğun mangal dumanı, araç trafiğinin oluşturduğu egzoz gazları, ormanlardaki güneş görmeyen nemli bölgelerde bulunan küf ve mantarlar da astımı tetikleyebilen etkenler arasında yer alıyor.

Nasıl önlem almalı?

  •  Çocuğunuzu mangal, sigara ve egzoz dumanından mutlaka uzak tutun.
  • Güneş almayan, rutubetli ve nemli alanlardan kaçının. Aydınlık ve hava akımının daha iyi olduğu kuru bölgeleri tercih edin.
  • Pikniğe giderken astım için hem koruyucu (inhale kortikosteroid) hem de kurtarıcı (inhale bronş genişletici ) ilaçları mutlaka yanınızda bulundurun. 

AŞIRI YOĞUN AKTİVİTELER

Bedensel aktiviteler (spor, egzersiz, oyun ) çocukların büyüme ve gelişmesinde önemli bir rol oynuyor. Astımı iyi kontrol edilen çocuklarda da düzenli spor yapmanın hem güvenli hem de sağlıklı olduğu belirtiliyor. Ancak aşırı yoğun aktivitelerden mutlaka kaçınılması gerektiği uyarısında bulunan Dr. İmran Bari, sözlerine  şöyle devam ediyor: “Normalde soluk alıp verirken burnumuz soluduğumuz havayı ısıtır, nemlendirir ve filtre eder. Yoğun egzersiz sırasında ise burun solunumu devre dışı kalır, ağızdan solumaya başlarız. Ağız solunumu nedeniyle  daha kuru, soğuk ve filtrelenmemiş hava bronşlara ulaşır. Bu durum ise bronşlarda su kaybı, daralma ve inflamasyon süreçlerini aktifleştirerek astım krizini tetikleyebilmektedir.” 

Nasıl önlem almalı?

  • Spor aktivitelerini daha çok sabah erken veya akşam saatlerinde yapmasına dikkat edin.
  • Egzersiz veya sportif aktivitenin başlangıcında ısınma için yeterli zaman ayırmaya özen gösterin.
  • Yoğun fiziksel aktivite, spor veya oyun öncesinde hastalığı kontrol altında tutan ilaçlarını ihmal etmeyin.
  • Gerektiğinde kurtarıcı veya nefes açıcı ilacının gecikmeden uygulanmasını sağlayın. 

VİRÜS VE BAKTERİLER

Yaz aylarında kapalı mekanlarda daha az zaman geçirdiğimiz için  virüs ve diğer mikroorganizmaların bulaşma riski azalıyor.  Ancak uçak, otobüs ve tren seyahatleri ile bekleme alanları  çocukların kolayca virüs ve diğer  mikroorganizmalara maruz kalmalarına neden olabiliyor. Rinovirüsler, COVID-19, parainfluenza, bazı enterovirüsler,  mikoplazma ve klamidya gibi atipik bakteriler alt solunum yolu enfeksiyonuna yol açabiliyor.   Bu enfeksiyonlar  hava yolunda ödem gelişmesi ve mukus üretiminin artmasıyla astımlı çocuklarda hava yolunda aşırı duyarlılığı tetikleyebiliyor. Bronş kaslarında kasılmaya neden olan bu tablo nefes darlığına ve astımın kötüleşmesine zemin hazırlayabiliyor.

Nasıl önlem almalı?

  • El hijyenine mutlaka dikkat edin.
  • Hasta kişilerle yakın teması azaltın.
  • Kalabalık ve kapalı ortamlarda maske kullanmasını sağlayın.
  • Sigara içmeyin ve çocuğunuzu sigara içilen yerlerden uzak tutun.
  • Mevsimine uygun olarak aşılarını mutlaka yaptırın.
  • Astımı kontrol eden ilaçlarını düzenli olarak kullanmasını sağlayın.

YÜKSEK NEM ORANI

İdeal nem oranı yüzde 40–50 arasında oluyor. Ancak, yaz mevsiminde artan sıcaklıkla birlikte nem oranının yükselmesi astımlı çocuklarda nefes almayı zorlaştırabiliyor, astım krizlerini tetikleyebiliyor.

Nasıl önlem almalı?

  • Evin nem oranını yüzde 40-50 arasında tutmaya çalışın, bunun için sabah ve akşam gibi serin saatlerde evi havalandırın. Klimaların nem alma fonksiyonunu kullanabilirsiniz.
  • Banyo ve mutfaklarda oluşan nemin aspiratör veya fanla uzaklaşmasını sağlayın.
  • Yaşam alanlarında çamaşır kurutmayın.
  • Dış ortamın çok sıcak, nemli ve bunaltıcı olduğu saatlerde ağır fiziksel aktiviteler yapmasını önleyin. 

KAPALI HAVUZ ORTAMI

Kapalı havuzlar astımlı çocuklar  için tamamen yasak olmasa da bazı önemli riskler barındırması nedeniyle dikkatli olmak gerekiyor. Kapalı havuzlarda suyun hijyenini sağlamak için kullanılan klor; ter,  idrar ve diğer organik maddelerle birleştiğinde kloramin (özellikle trikloramin) adı verilen uçucu bileşikler oluşuyor.  Kloraminler havuz yüzeyine yakın havada birikiyor. Astımlı veya alerjik duyarlılığı olan çocuklarda  havuz ortamında biriken  kloraminler bronşların aşırı duyarlılığını tetikliyor ve bu bölgede daralma yaparak  astım atağını başlatabiliyor.

Nasıl önlem almalı?

  • Burnunuz yoğun klor kokusu alıyorsa, sorun klorun fazlalığı değil, havuz havasındaki kloraminlerin yüksek olmasıdır. Bu kokuyu duyduğunuz havuzlarda çocuğunuzu yüzdürmeyin.
  • Havalandırması yeterli, çok kalabalık olmayan ve ağır klor kokusu hissedilmeyen havuzları tercih edin.

 

 

 

#Astım #ÇocukSağlığı #YazTehlikeleri #PolenAlerjisi #Klor #Nem #MangalDumanı #KapalıHavuz #SağlıkHaberleri #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Güneş lekelerinden korunmanın kanıtlanmış ve pratik yolları

Liv Hospital Ulus Dermatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nazlı Caf: “Güneş lekelerini önlemenin en etkili yolu, doğru korunmayı yılın her günü alışkanlık haline getirmektir” diyor.
Yaz aylarında güneşin etkisinin artmasıyla birlikte cilt lekeleri de en sık karşılaşılan dermatolojik sorunlar arasında yer alıyor. Ancak güneş lekeleri yalnızca plajda geçirilen saatlerin sonucu değil. Günlük yaşamda maruz kaldığımız ultraviyole (UV) ışınları, görünür mavi ışık, yüksek ortam sıcaklığı ve uzun süreli ekran kullanımı da özellikle leke oluşumuna yatkın kişilerde ciltte renk düzensizliklerini tetikleyebiliyor. Liv Hospital Ulus Dermatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nazlı Caf, güneş lekelerinin oluşumunu önlemenin tedavi etmekten çok daha kolay olduğunu belirterek, bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış korunma yöntemlerini paylaşıyor.

Dr. Öğr. Üyesi Nazlı Caf

Dr. Öğr. Üyesi Nazlı Caf

Güneş koruyucu kullanımı yazın değil, yılın her günü gerekli
Güneşten korunmanın temelini doğru güneş koruyucu kullanımı oluşturuyor. Güneş koruyucuların yalnızca tatilde veya deniz kenarında değil, günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası olması gerektiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Nazlı Caf, en az SPF 50 koruma faktörüne sahip geniş spektrumlu ürünlerin tercih edilmesini öneriyor.
Koruyucunun etkili olabilmesi için dışarı çıkmadan yaklaşık 30 dakika önce uygulanması gerektiğini belirten Dr. Caf, yeterli miktarda kullanımın da en az ürün seçimi kadar önemli olduğunun altını çiziyor.
“Toplumda en sık yapılan hata güneş kremini çok ince tabaka halinde uygulamaktır. Yüz ve boyun bölgesi için ‘iki parmak kuralı’ olarak bilinen miktarda ürün kullanılmalı ve koruyucunun etkinliği gün boyunca devam etsin diye her 2-3 saatte bir yenilenmelidir. Terleme, yüzme veya havuz sonrası ise beklemeden tekrar uygulanmalıdır.”
Renkli güneş koruyucular leke eğiliminde avantaj sağlayabiliyor
Özellikle melazma ve güneş lekelerine yatkın bireylerde görünür ışığın da pigment üretimini artırabileceğini belirten Dr. Caf, bu nedenle demir oksit içeren renkli güneş koruyucuların önemli bir avantaj sunduğunu ifade ediyor.
“Telefon, tablet ve bilgisayar ekranlarından yayılan görünür mavi ışık da bazı kişilerde lekelenmeyi tetikleyebilir. Demir oksit içeren renkli güneş koruyucular, yalnızca UV ışınlarına değil görünür ışığa karşı da ek koruma sağlayarak özellikle leke tedavisi gören hastalarda daha başarılı sonuçlar elde edilmesine katkıda bulunur.”
Antioksidanlar cildi hücresel düzeyde destekliyor
Güneşten korunmanın yalnızca dışarıdan uygulanan ürünlerle sınırlı olmadığını belirten Dr. Caf, sabah rutinine eklenecek antioksidan içeriklerin de önemli katkı sağlayabileceğini söylüyor.
“C vitamini ve ferulik asit gibi güçlü antioksidanlar, güneş öncesinde kullanıldığında serbest radikal oluşumunu azaltarak cildin doğal savunmasını güçlendirir. Bu içerikler güneş koruyucunun yerine geçmez ancak koruyucu etkinliği destekleyen ikinci bir savunma hattı oluşturur.”
Bazı takviyeler dermatolog önerisiyle kullanılabilir
Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmaların, ağızdan kullanılan bazı bitkisel desteklerin de güneş hasarına karşı koruyucu etkiler gösterebildiğini ortaya koyduğunu belirten Dr. Caf, özellikle Polypodium leucotomos (eğrelti otu özü) içeren preparatların dermatolog önerisiyle kullanılabileceğini ifade ediyor.
“Bu tür destek ürünleri serbest radikallerin neden olduğu hücresel hasarı azaltmaya yardımcı olabilir. Ancak hiçbir takviye ürünü güneş koruyucunun yerine geçmez. Gerektiğinde, dermatolog kontrolünde koruyucu yaklaşıma destek olarak değerlendirilmelidir.”
Fiziksel korunma hâlâ en güçlü savunmalardan biri
Teknolojinin sunduğu imkanlardan da yararlanılması gerektiğini söyleyen Dr. Caf, günlük UV indeksinin takip edilmesini ve özellikle güneş ışınlarının en yoğun olduğu saatlerde açık havada uzun süre kalınmamasını öneriyor.
“UV indeksinin yüksek olduğu 10.00-16.00 saatleri arasında güneş maruziyetini mümkün olduğunca sınırlandırmak gerekir. Ayrıca su ve kum güneş ışınlarını yansıtarak cilde ulaşan UV miktarını artırabilir. Bu nedenle yalnızca güneş kremine güvenmek yerine geniş siperlikli şapka kullanmak, UV korumalı güneş gözlüğü takmak ve sık dokunmuş kıyafetler tercih etmek en etkili korunma yöntemleri arasında yer alır.”
Güneş lekelerinden korunmak için öneriler
• En az SPF 50, geniş spektrumlu güneş koruyucu kullanın.
• Güneş kremini dışarı çıkmadan 30 dakika önce uygulayın.
• Yüz için “iki parmak kuralı” kadar ürün kullanın.
• Koruyucunuzu her 2-3 saatte bir ve yüzme veya terleme sonrasında mutlaka yenileyin.
• Leke eğiliminiz varsa demir oksit içeren renkli güneş koruyucuları tercih edin.
• Sabah rutininize C vitamini ve ferulik asit gibi antioksidan içerikleri ekleyin.
• Dermatoloğunuz uygun görürse ağızdan alınan koruyucu takviyelerden faydalanın.
• Günlük UV indeksini takip edin ve güneşin en yoğun olduğu saatlerde açık havada uzun süre kalmayın.
• Şapka, UV korumalı gözlük ve koruyucu giysiler kullanarak fiziksel korunmayı ihmal etmeyin.
Dr. Öğr. Üyesi Nazlı Caf, güneş lekelerinin oluşmadan önlenmesinin hem estetik hem de cilt sağlığı açısından büyük önem taşıdığını belirterek şu değerlendirmede bulunuyor: “Güneşten korunma yalnızca yaz aylarına özgü bir alışkanlık değildir. Düzenli güneş koruyucu kullanımı, doğru cilt bakımı ve fiziksel korunma yöntemleri birlikte uygulandığında hem güneş lekelerinin hem de erken cilt yaşlanmasının önüne geçmek mümkündür.”

#GüneşLekesi #Dermatoloji #SPF50 #CiltSağlığı #Antioksidan #GüneşKoruyucu #SağlıklıYaşam #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

 

Tatilde Omurga Sağlığını Tehdit Eden Hatalara Dikkat!

Yaz aylarında artan açık hava aktiviteleri ve uzun tatil günleri bize yenilenme fırsatı sunarken, omurga sağlığı açısından bazı riskleri de beraberinde getirebiliyor. Günlük rutinden uzaklaşılan tatillerde yapılan basit hatalar; bel ve boyun bölgesinde kas spazmına, fıtık oluşumuna veya var olan problemin şiddetlenmesine neden olabiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi  Uzmanı Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar, tatillerde bel ile boyun sağlığını tehdit eden en önemli hatalı davranışların ise yanlış pozisyonda uzun süre kalmak,  ani hareketler yapmak ve uzun süre hareketsiz durmak olduğunu belirterek, “Yıl boyunca alışık olunmayan hareketlerin kısa sürede ve yoğun şekilde yapılması da omurgada beklenmedik yükler oluşturabilmektedir. Yaz tatillerinde önemsenmeyen günlük hatalar omurgada  bel ve boyun fıtığı gibi ciddi sorunlara dönüşebilmektedir.  Bu nedenle tatilde de omurga sağlığını koruyacak basit önlemlerin ihmal edilmemesi gerekmektedir” diyor.  Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar, yaz tatillerinde bel ve boyun sağlığımızı tehdit eden hatalı alışkanlıklarımıza dikkat çekti; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar

Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar

Hata: Şezlongda saatlerce aynı pozisyonda kalmak

Tatilin en masum görünen alışkanlığı, aslında omurga sağlığı açısından önemli risklerden birini oluşturuyor. Şezlongda saatlerce aynı pozisyonda kalmak, boyun ve bel disklerine sürekli ve tek yönlü baskı uyguluyor. Özellikle boynun öne ya da yana eğik kalması, bir süre sonra kas spazmına neden olabiliyor.  Bu durum basit bir tutulma gibi başlasa da, sinir köklerine baskı gelişirse bel veya boyun fıtığına bağlı şikayetlerin artmasına yol açabiliyor.

Doğrusu: Her 20–30 dakikada bir pozisyon değiştirin. Özellikle sırtüstü yatarken belinizi ve boyun bölgenizi mutlaka destekleyin. Kısa yürüyüşler yaparak kaslarınızı hareket ettirin ve boynunuzu mümkün olduğunca nötr pozisyonda tutmaya özen gösterin.

 

Hata: Sıcak havalarda aniden soğuk suya girmek

Vücudun gevşemiş olduğu sıcak havalarda yapılan ani hareketler de bel ve boyun sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Özellikle terliyken soğuk suya hızlı bir şekilde girmek, kasların refleks olarak aniden kasılmasına ve bunun sonucunda bel ile boyun bölgesinde kontrolsüz yüklenmelere yol açabiliyor. Daha önce fark edilmemiş bir disk sorunu varsa, bu ani yüklenmeyle birlikte ağrı gibi sorunlar gelişebiliyor veya var olan tablo şiddetlenebiliyor.

Doğrusu: Vücudunuzu ani ısı değişimine alıştırmak için deniz veya havuza yavaş yavaş girmeye özen gösterin.

 

Hata: Sığ suya balıklama atlamak

Yaz aylarında yapılan en tehlikeli hatalardan biri ise derinliği bilinmeyen sulara balıklama atlamak. Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar, sığ suya balıklama atlayış sırasında baş ve boyun bölgesinin zemine çarpması halinde omuriliğin ciddi şekilde zarar görebileceği uyarısında bulunarak, “Suyun beklenenden daha sığ olması durumunda bu tür atlayışlar boyun ve omurga kırıklarına, kalıcı felce ve hatta ölüme bile yol açabilmektedir” diyor.

Doğrusu: Felce neden olabilecek hasarların oluşmasını önlemek için derinliğini bilmediğiniz denize veya havuza asla balıklama atlamayın.

 

Hata: Yolculuk sırasında uzun süre hareketsiz kalmak

Uzun araç yolculukları da omurga sağlığını tehdit eden faktörler arasında yer alıyor. Seyahat sırasında 3–5 saat boyunca mola vermeden oturmak  bel ve boyun spazmlarına neden olabiliyor. Bunun sonucunda bel ile boyun fıtığı yakınmaları şiddetlenebiliyor.

Doğrusu: Seyahat ederken bel ve boyun bölgenizi destekleyen yastıklar kullanın.  Her 15 – 20 dakikada bir kol ve bacaklarınızı hareket ettirip, pozisyon değiştirmeyi ihmal etmeyin. Bunların yanı sıra en azından her 2 saatte bir mola vermeniz; en az  5 dakika yürümeniz ve  mümkünse esnetme hareketleri yapmanız fayda sağlayacaktır.

 

Hata: Ağır valizi hatalı taşımak

Tatil başlangıcında en çok yapılan hatalardan biri, ağır valizi belden eğilerek ve gövdeyi döndürerek kaldırmak oluyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar,  “Bu hatalı hareketler omurgaya tek noktadan yük bindirmekte ve disklerde ani basınç artışına sebep olabilmektedir. Bunun sonucunda bel ile boyun fıtığı gelişebilmekte veya mevcut şikayetler artabilmektedir” diyor.

Doğrusu: Bavulu yerden kaldırmanız gerektiğinde dizlerinizi mutlaka bükerek eğilin. Bavulunuzu kavradıktan sonra yavaşça ve kontrollü şekilde kaldırın. Bavulu kaldırırken yön değiştireceğiniz zaman belden dönme hareketi yapmayın;  tüm vücudunuzla birlikte, ayaklarınızdan destek alarak dönün. Aslında büyük bir bavul yerine, daha hafif 2-3 küçük valiz tercih etmeniz bel ve boyun sağlığınız açısından daha uygun olacaktır.

 

Hata: Su kayağı, kum voleyboluna hazırlıksız başlamak

Tatilde sık tercih edilen su kayağı, sörf ve kum voleybolu gibi sporlar, yeterli hazırlık yapılmadan gerçekleştirildiğinde bel ile boyun sağlığı açısından risk oluşturabiliyor. Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar,  özellikle yıl boyunca düzenli egzersiz yapmayan kişilerin tatilde aniden yoğun fiziksel aktiviteye başlamalarının son derece riskli olduğunu vurgulayarak, “Öyle ki bu hata omurga çevresindeki kas ve bağ dokularında zorlanmaya neden olabilmektedir. Ani dönüş hareketleri, dengesiz düşüşler ve tekrarlayan yüklenmeler sonucunda bel ve boyun ağrıları gelişebilmekte; fıtık veya disk problemleri oluşabilmekte veya var olan bu sorunlara bağlı şikâyetler artabilmektedir” uyarısında bulunuyor.

Doğrusu: Tatil sporlarına başlamadan önce kısa bir ısınma ve esneme programı uygulayın. Aktivitenin süresini ve yoğunluğunu kademeli olarak artırın. Özellikle boyun ve bel bölgesinde ağrı, tutulma veya hareket kısıtlılığı hissederseniz devam etmeyin ve dinlenmeye zaman ayırın. Omurgaya aşırı yük bindirebilecek ani ve kontrolsüz hareketlerden kaçınmaya özen gösterin.

 

 

#OmurgaSağlığı #BelFıtığı #BoyunFıtığı #TatildeSağlık #AcıbademHastanesi #DrAliErhanKayalar #ŞezlongHataları #SığSuTehlikesi #ValizTaşıma #TatilSporları

Yaz Aylarında Havuzdan Bulaşan Enfeksiyonlara Dikkat

Yaz aylarında çocukların en sevdiği aktivitelerden biri olan havuz keyfi, hijyen kurallarına uyulmadığında ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Central Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İsmail Gönen, “Havuz kaynaklı sağlık sorunlarının büyük bölümü yetersiz dezenfeksiyon, ortak kullanım alanlarında hijyen eksikliği ve çocukların havuz suyunu yutması nedeniyle ortaya çıkıyor” diyerek aileleri uyarıyor.

Havuzlarda en sık görülen sağlık sorunları arasında bağırsak enfeksiyonları, göz enfeksiyonları, dış kulak enfeksiyonu, idrar yolu enfeksiyonları, cilt enfeksiyonları, Hepatit A riski ve solunum problemleri bulunuyor. Özellikle küçük çocuklarda sıvı kaybı ve enfeksiyonlar hızlı ilerleyebildiği için dikkatli olunması gerekiyor.

Dr. İsmail Gönen,

Dr. İsmail Gönen

Dr. Gönen, ailelerin alabileceği basit önlemlerle risklerin azaltılabileceğini belirtiyor:

Hijyen standartlarına uygun havuzları tercih edin.

Çocuğunuz havuza girmeden önce ve çıktıktan sonra duş alsın.

Havuz suyunu yutmaması gerektiğini anlatın.

Islak mayo ile uzun süre kalmasına izin vermeyin.

Havlu, terlik ve kişisel eşyaları ortak kullanmayın.

Göz hassasiyeti olan çocuklarda yüzücü gözlüğü tercih edin.

Bu önlemlerle yaz aylarında havuz keyfi güvenli bir şekilde yaşanabilir.

 

 

 

#HavuzSağlığı #ÇocukSağlığı #YazEnfeksiyonları #HijyenKuralları #CentralHospital #DrİsmailGönen #BağırsakEnfeksiyonu #KulakEnfeksiyonu #HepatitA #SuHijyeni #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Sıcaklarda seyahate çıkacak anne adayları dikkat!

Yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte uzun saatler süren uçak, otobüs ve otomobil yolculukları, anne adayları için bazı sağlık risklerini beraberinde getirebiliyor. Bu nedenle seyahat öncesinde ve yolculuk sırasında alınacak önlemler hem anne adayının hem de bebeğin sağlığının korunmasında büyük önem taşıyor.  Acıbadem Taksim Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Ecem Eren hamilelik döneminde yapılan seyahatlerin her zaman gebeliğin haftasına, anne adayının genel sağlık durumuna ve mevcut risk faktörlerine göre değerlendirilmesi gerektiğini belirterek “Sağlıklı ilerleyen bir hamilelikte, doktor onayıyla planlanan ve gerekli önlemlerin alındığı seyahatler güvenli şekilde gerçekleştirilebiliyor. Ancak özellikle aşırı sıcak ve nemin hakim olduğu yaz döneminde; sıvı kaybı, tansiyon değişiklikleri, halsizlik ve dolaşım problemleri gibi bazı riskleri beraberinde getirebiliyor” diyor. Anne adaylarının alacakları basit ama etkili önlemlerle hem kendi sağlıklarını hem de bebeklerini koruyabileceklerini belirten Dr. Eren, hamilelikte güvenli yolculuğun 7 kuralını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Ecem Eren

Dr. Ecem Eren

Seyahat öncesi doktor kontrolünü ihmal etmeyin

Her hamilelik kendine özgü özellikler taşıyor. Bu nedenle seyahat öncesinde mutlaka kadın hastalıkları ve doğum uzmanına danışılması gerekiyor. Özellikle erken doğum riski, tansiyon problemleri, çoğul gebelik veya plasentaya ilişkin sorunlar bulunan anne adaylarında yolculuk planı kişiye özel olarak değerlendiriliyor. Hekim kontrolü sayesinde olası riskler önceden belirleniyor ve gerekli önlemler alınabiliyor.

Bol sıvı tüketmeye özen gösterin

Aşırı yaz sıcaklarında artan sıvı ihtiyacı nedeniyle su tüketimi daha da önem kazanıyor. Hamilelik döneminde oluşabilecek sıvı kaybı; halsizlik, baş dönmesi ve dolaşım problemlerine neden olabiliyor. Bu nedenle yolculuk boyunca düzenli aralıklarla su içilmesi büyük önem taşıyor. Kafeinli ve aşırı şekerli içeceklerden kaçınarak, su, ayran ve mineral desteği sağlayan sağlıklı içecekler tüketilmesi gerekiyor.

Uzun süre hareketsiz kalmayın

Özellikle otomobil, otobüs ve uçak yolculuklarında uzun süre aynı pozisyonda oturmak bacaklarda şişlik ve pıhtılaşma riskini artırabiliyor. Bu nedenle her 1-2 saatte bir kısa yürüyüşler yapılması, bacakların hareket ettirilmesi ve basit esneme egzersizlerinin uygulanması öneriliyor. Düzenli hareket, kan dolaşımının desteklenmesine yardımcı oluyor.

Emniyet kemerini doğru şekilde kullanın

Araç yolculuklarında emniyet kemeri kullanımını kesinlikle ihmal etmemek gerekiyor. Kemerin alt kısmı karın bölgesinin üzerinden değil, karın altından ve kalça kemiklerinin üzerinden geçiriliyor. Omuz kemeri ise göğüslerin arasından çapraz şekilde yerleştiriliyor. Doğru kemer kullanımı hem anne adayını hem de bebeği olası kazalara karşı koruyor.

Hafif ve sağlıklı beslenin

Yolculuk sırasında ağır, yağlı ve sindirimi zor yiyecekler mide bulantısı, hazımsızlık ve reflü şikayetlerini artırabiliyor. Bu nedenle taze meyveler, yoğurt, kuruyemiş ve hafif atıştırmalıklar tercih edin. Düzenli ve dengeli beslenme sayesinde enerji seviyesi korunuyor ve yolculuk daha konforlu hale geliyor.

Yol üzerinde yediklerinize dikkat edin

Yolculuk sırasında verilen molalarda tüketilen yiyecek ve içeceklerin güvenilir kaynaklardan temin edilmesi gerekiyor. Özellikle yaz aylarında yüksek sıcaklık nedeniyle uygun koşullarda saklanmayan gıdalarda bakteri üreme riski artabiliyor. Bu durum gıda zehirlenmelerine, ishal ve kusma gibi şikayetlere yol açarak anne adayında sıvı kaybına neden olabiliyor. Açıkta satılan yiyecekler yerine taze hazırlanmış ve hijyenik koşullarda sunulan besinlerin tercih edilmesi, çiğ veya iyi pişmemiş ürünlerden kaçınılması önem taşıyor. Ayrıca ambalajlı ürünlerin son kullanma tarihlerini de mutlaka kontrol etmek gerekiyor.

Acil durumlar için hazırlıklı olun

Seyahat edilen bölgede en yakın sağlık kuruluşunun önceden araştırılması önem taşıyor. Anne adaylarının kullandıkları ilaçları, gebelik takip belgelerini ve gerekli sağlık kayıtlarını mutlaka yanlarında bulundurmaları gerekiyor. Beklenmedik bir sağlık sorunu yaşandığında hızlı hareket edilmesi hem anne hem de bebeğin güvenliği açısından kritik rol oynuyor.

 

 

#HamilelikteSeyahat #AnneAdayları #YazSağlığı #GebelikteDikkat #HamilelikÖnerileri #SağlıkHaberleri #DrEcemEren #GebelikteYolculuk #AnneVeBebek #HamilelikteGüvenliYolculuk #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity