Pause Sanat ve Pause Dergi olarak sanat röportajlarımıza devam ediyoruz. Sanat denilince akla gelen ilk isimler arsasında yer alan ArtGalerim sahibi ve sanat menajeri Özlem Alıcı’nın bu ay ki konuğu sanatçı Saeed Aghanejad oldu. Saeed Aghanejad sanata dair tüm sorularımızı tüm içtenliği ile cevaplarken yeni sergisi hakkında bilgi verdi.
Keyifle okumalar…

Çağdaş İran sanatının dikkat çeken isimlerinden Saeed Aghanejad, duygusal yoğunluğu ve sembolik diliyle uluslararası sanat izleyicisinin ilgisini çekiyor. Geleneksel İran estetiğinin izlerini modern bir anlatımla buluşturan sanatçı, kişisel hafızayı, kültürel katmanları ve insanın içsel çatışmalarını resimlerinde yeniden kuruyor.
Bu röportajda Aghanejad’ın sanatsal köklerine, yaratım sürecine ve günümüz dünyasında sanatın rolüne dair görüşlerine yakından bakıyoruz.
İran’daki kültürel miras, sanatsal yaklaşımınızın oluşumunda nasıl bir temel oluşturdu? Bugünkü estetik dilinizin kökleri nereye uzanıyor?
İran, tarih boyunca imgelerin, sembollerin ve ruhsal derinliğin ülkesidir. Benim estetik dilimin kökleri de bu çok katmanlı kültürden besleniyor. Çocukluğumdan itibaren İran minyatürlerindeki detay sevgisi, şiirdeki metaforik yoğunluk ve gündelik hayatta bile hissedilen melankolik zarafet beni şekillendirdi.
Bugünkü işlerimde görülen denge, kırılganlık ve insanın içsel çatışması aslında bu kültürel mirasın modern bir yorumudur.
Eserlerinizde sıklıkla karşımıza çıkan semboller ve metaforlar, kişisel hikâyeleriniz veya toplumsal gözlemlerinizle nasıl bir ilişki kuruyor?
Eserlerimde yer alan semboller ve metaforlar, aslında hem kişisel hafızamın izleri hem de toplumsal belleğin yankılarıdır. İpler, ağırlıklar, gözleri kapalı figürler… Tüm bunlar bir yandan kendi yaşamımda taşıdığım mücadelelerin, diğer yandan ise içinde büyüdüğüm toplumun görünmez baskılarının görsel karşılıklarıdır.
Dışarıdan bakıldığında soyut ya da belirsiz gibi duran bu imgeler, benim için oldukça somut bir duygu yükü taşır. Örneğin eserlerimde sıkça kullandığım düğmeler, kaderin ve kader çizgisinin metaforik bir ifadesidir; insanın hayatında birbirine eklenen, kopan ya da yeniden dikilen ilişkilerin, seçimlerin ve yönelimlerin sessiz temsilcileridir.
Sembollerimi çoğunlukla açık uçlu bırakırım; çünkü bir sanat eserinin tamamlanmasını her zaman izleyicinin kendi hikâyesiyle mümkün kılan bir alan olduğuna inanırım. Yine de bu sembollerin kökleri, daima kişisel yaralarımdan, tanıklıklarımdan ve toplumsal hafızanın derin yerlerinden beslenir.
Bu nedenle her figür, her çizgi ve her işaret; hem bana ait hem de bize ait olan bir hikâyeyi yeniden kurar.

İran kültürünün önemli bir parçası olan minyatür, kaligrafi ve geleneksel motifler, çağdaş işlerinizde hangi formlarda karşımıza çıkıyor?
İşlerimde geleneksel estetiği birebir kopyalamaktan çok, onun ruhsal mimarisini taşıyorum.
Minyatürün detay tutkusunu figürlerimdeki ince çizgilerde, kaligrafinin akışkanlığını kompozisyonun ritminde, geleneksel motiflerin simgesel dilini ise arka plandaki dokusal katmanlarda yeniden yorumluyorum.
Bu unsurlar, modern bir hikâyenin içinde nostaljik bir fısıltı gibi yer alıyor.
Çalışmalarınızda göze çarpan güçlü duygusal yoğunluk nasıl doğuyor? Bu atmosferi kurarken sizi en çok etkileyen duygu veya tema nedir?
Duygusal yoğunluk, genellikle “içsel baskı”dan doğuyor.
İnsanın kendini anlamaya çalıştığı o gri alanlar —ne tam karanlık ne tam aydınlık olan yerler— benim için en etkileyici konular.
Bu atmosferi kurarken en çok yalnızlık, arayış ve kontrol – teslimiyet ikileminde biriken duygular beni şekillendiriyor.

İran’daki sanat ortamı ile uluslararası alanlarda çalışırken gözlemlediğiniz farklılıklar nelerdir? Bu farklılıklar üretim sürecinizi nasıl etkiliyor?
İran’daki sanat ortamı daha içe dönük, sembolik ve çoğu zaman sansürün gölgesinde ilerliyor. Uluslararası arenada ise ifade özgürlüğü ve disiplinlerarası birliktelik çok daha güçlü.
Bu karşıtlık, üretim sürecimde iki katman oluşturdu:
Biri, içsel ve kapalı bir dil; diğeri, daha açık ve evrensel bir anlatım.
İkisinin birleşimi, bugünkü görsel kimliğimi oluşturdu.
Kompozisyonlarınızdaki renk tercihleri ve boşluk kullanımı oldukça karakteristik. Bu iki öğe sizin için neyi temsil ediyor?
Renkler benim için duygunun sesi, boşluk ise nefes alanıdır. Özellikle mavi tonlarının yoğun kullanımı, hem ruhsal bir derinliği hem de varoluşun belirsizliğini temsil ediyor.
Boşluk ise figürlerin yalnızlığını, çevreden kopuşunu ve izleyicinin kendi sezgisiyle alanı tamamlaması için bırakılan bilinçli bir sessizliği ifade ediyor.
Sanat eserleriniz izleyiciyi çoğu zaman içsel bir sorgulamaya davet ediyor. Sizce izleyici – eser ilişkisi nasıl kurulmalı?
Ben izleyicinin eseri sadece “görmesini” değil, kendi hayatıyla temas ettirmesini önemsiyorum.
Eserle ilişki, sanatçının niyetinden çok izleyicinin içsel yolculuğu üzerinden kurulmalı.
Sanat, iki tarafın da alan açtığı bir karşılaşmadır; ben sadece o kapıyı aralayan kişiyim.

Sanatsal yolculuğunuz boyunca karşılaştığınız en kritik zorluk neydi? Bu deneyim estetik anlayışınızı nasıl dönüştürdü?
En büyük zorluk, kendi iç sesimi bulabilmekti. Bir dönem dış beklentiler, sınırlar ve toplumsal baskılar beni şekillendiriyordu. Bu baskıyla yüzleştiğim an, estetik anlayışım da değişti: Daha samimi, daha kırılgan ama daha gerçek oldu. Kendi sınırlarımla yüzleşmek aslında özgürlüğümün başlangıcıydı.
Bugünün dünyasında çağdaş sanatçının toplumdaki rolü sizce nedir? Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz?
Bir çağdaş sanatçı, toplumun hem tanığı hem de aynasıdır.
Sanatın dönüştürücü gücü vardır; ama bu güç çoğu zaman sessizdir.
Zihni bir milim hareket ettiren bir eser, bir toplumun yıllar sonra değişim göstermesine katkı sağlayabilir.
Ben sanatın bu görünmez ama derin etkisine inanıyorum.
Şu anda üzerinde çalıştığınız yeni projelerden bahsedebilir misiniz? Gelecekteki sanatsal yönelimleriniz hakkında ipuçları verebilir misiniz?
Şu sıralar insanın kaderle kurduğu ilişkiyi ve bu ilişkide ortaya çıkan kırılma anlarını merkeze alan yeni bir seri üzerinde çalışıyorum.
Gelecekte ise insan figürünü giderek daha sembolik bir forma dönüştürmeyi, hatta çizginin tek başına taşıdığı anlatım gücünü öne çıkaran bir pratiğe yönelmeyi planlıyorum.
Bu senenin sonunda Ankara’da kişisel sergim açılacaktır. Yeni yılda “Türkiye’nin Efsaneleri” adlı kitabım yayımlanacak ve Artgalerim’de yeni dönem işlerimi içeren özel bir sergi düzenleyeceğim.
Kısacası, hem estetik hem de kavramsal anlamda daha özgür ve daha içsel bir süreçten geçiyorum.

#PauseSanat #PauseDergi #SaeedAghanejad #ÖzlemAlıcı #ÇağdaşSanat #İranSanatı #ArtGalerim #SanatRöportaj