Alice Cooper: “Şok Artık Hayatta, Sahnede Değil”

İstanbul’da sahneye çıkmadan önce Alice Cooper’la konuşmak, bir rock efsanesiyle röportaj yapmaktan çok, onun yarattığı teatral evrenin içine kısa bir bakış atmak gibi. Yıllardır sahnede korkuyu, mizahı, karanlığı ve rock’n roll’u aynı hikâyenin içinde buluşturan Cooper, bugün hâlâ yalnızca bir müzisyen değil; kendi mitolojisini yaratmış yaşayan bir performans ikonu.
Telefonun diğer ucunda sakin, ölçülü ve şaşırtıcı derecede sıcak bir ses vardı. Ancak konu sahneye geldiğinde, Alice Cooper hâlâ o bildiğimiz Alice Cooper’a dönüşüyor: giyotinlerin, yılanların, kara mizahın ve dev prodüksiyonların efendisine. Rock tarihinin en teatral figürlerinden biri olarak anılan sanatçı, İstanbul konserini anlatırken bunu yalnızca bir turne durağı gibi değil, “gerçek bir rock gösterisi” olarak tanımlıyor.
13 Haziran gecesi Lifepark sahnesinde izleyiciyi bekleyen şey ise klasik bir konserden çok daha fazlası olacak. Yarım asrı aşan kariyerine rağmen enerjisinden hiçbir şey kaybetmeyen sanatçı, bugün hâlâ seyirciyi şaşırtmanın yeni yollarını arıyor ve İstanbul’daki bu geceyi de tam olarak böyle tanımlıyor ; yüksek sesli, karanlık, teatral ve unutulması zor bir rock gösterisi.
Ve röportaj boyunca hem rock’n roll’un geçmişini hem de yaklaşan İstanbul konserini konuştuk.

Röportaj: Melis BAYRAKTAR

Alice Cooper

60 yıla yaklaşan bir kariyer nasıl hâlâ aynı enerjiyle devam ediyor?
Çünkü sahneye çıkmayı hâlâ seviyorum. Ama insanlar bunun sadece rock’n roll kaosu olduğunu düşünüyor; gerçek öyle değil. Asıl mesele yalnızca disiplin değil, aynı zamanda seyirciye duyulan saygı. İnsanlar bilet aldıklarında sizin yorgun olmanızı umursamazlar; onlar hayatlarının en iyi Alice Cooper şovunu görmek ister.
Bu yüzden perde açıldığı anda yüzde yüzünüzü vermek zorundasınız. Benim iş anlayışım her zaman bu oldu ve hâlâ aynı şekilde devam ediyor. Bir Alice Cooper konseri aslında baştan sona fiziksel bir performans: iki saat boyunca koşuyor, bağırıyor ve karakterin içinde kalıyorsunuz. Bunu sürdürebilmek için de yıllar içinde kendime bir atlet gibi bakmayı öğrenmek zorunda kaldım.

Hâlâ sahneye çıkmadan önce aynı heyecan var mı?
Evet, bence biraz korku da olmalı zaten. Eğer hiç gergin değilseniz, artık umurunuzda değil demektir. Perde açılmadan hemen önce hâlâ o elektriği hissediyorum ve dürüst olmak gerekirse, bu işin en sevdiğim kısmı da tam olarak o an.

Alice Cooper

70’ler ve 80’ler rock sahnesi çok daha kaotikti. Bugün aynı hissi görüyor musunuz?
O dönem daha filtresizdi. Daha hamdı. Bugün her şey daha profesyonel, daha temiz. Ama bazen fazla temizlik ruhu öldürür. Yine de gençlerde aynı şey var: karşı çıkma ihtiyacı. Sadece ifade biçimi değişti.
Bugünün müzik endüstrisi artık algoritmalar ve platformlar üzerinden şekilleniyor. Rock’n roll böyle bir düzende nasıl varlığını sürdürüyor?
Rock hiçbir zaman bir sistemin ürünü olmadı. O yüzden sistem değiştiğinde rock değişmez. Rock kontrol edilebilir bir şey değildir. Bir algoritma sana ne çalacağını söylüyorsa, orada zaten rock yoktur. Rock dediğiniz şey bir reaksiyondur.

Hard rock yıllardır değişen müzik türleri arasında sabit kalan nadir alanlardan biri. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Çünkü hard rock bir moda değil, bir yapı. Bir refleks. İnsanlar değişir, dönemler değişir ama gitarın yarattığı enerji değişmez. Aerosmith’i, Rolling Stones’u, Guns N’ Roses’ı dinlediğinizde aslında aynı şeyi duyarsınız: kontrolsüz bir özgüven ve doğrudanlık. Biz bunu süslemiyoruz, sadece sahneye koyuyoruz.

Alice Cooper

‘Shock rock’ denince akla ilk gelen isim sizsiniz. Ama artık şok kavramının değiştiğini söylüyorsunuz. Bugün sahnede ne kaldı?
Bugün şok artık sahnede üretilen bir şey değil. Dünya zaten şok edici. Ben sahnede şok yaratmıyorum. Bir kontrast yaratıyorum. Bir hikâye kuruyorum: korku, mizah, drama… Hepsi kontrollü bir evren içinde. Seyirci bunun bir oyun olduğunu biliyor ama yine de içine giriyor.

İstanbul’a ve Lifepark sahnesine geri dönüyorsunuz. Bu sizin için ne ifade ediyor?
İstanbul çok güçlü bir şehir. Orada sahneye çıktığınızda bunu hemen hissediyorsunuz. Lifepark’ta çaldığımda seyirci sadece konser izlemiyordu, şovun bir parçası olmuştu. Bu her yerde yaşadığınız bir şey değil. Hollywood Vampires turnesinde 2023’te Lifepark sahnesine çıktığımda bir gün tekrar geri dönmek istediğimi söylemiştim. Şimdi bunu gerçekleştiriyoruz ve bu güzel bir his.

Seyircinize ne söylemek istersiniz?
Onlara söyleyecek bir şey yok. Zaten ne olacağını biliyorlar. Biz sahneye çıkacağız, hikâyeyi anlatacağız. Geri kalanını onlar tamamlayacak.”

Alice Cooper

#AliceCooper #ShockRock #Lifeparkİstanbul #RockKonseri #HardRock #RockEfsanesi #İstanbulKonserleri #PauseDergi #MelisBayraktar #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Yeni Konsept Swarovski Mağazası Akmerkez’de Açılıyor

Akmerkez’de yer alan Swarovski mağazasının 10. yılı, Papermoon’da düzenlenen özel bir davetle kutlandı. Swarovski ithalatçı partneri Ahmet Eler’in ev sahipliğinde gerçekleşen gece, iş, sanat ve cemiyet hayatından isimleri bir araya getirdi.

Zarafetin ve kristal ışıltısının ön planda olduğu davette konuklar keyifli bir akşam geçirirken, Ahmet Eler yaptığı konuşmada Swarovski’nin Akmerkez’deki on yıllık yolculuğunu hatırlattı. Ayrıca markanın dünyadaki en yeni perakende konseptiyle tasarlanan mağazasının çok yakında Akmerkez’de açılacağını duyurdu.

 

#Swarovski #Akmerkez #Papermoon #MagazinHaber #ÖzelDavet #YeniKonseptMağaza #İstanbulEtkinlikleri #CemiyetHayatı #KristalIşıltısı #SwarovskiAkmerkez

Gaziantep’in Yaşam Kültürü Hasan Süzer Müzesi’nde Yaşatılıyor

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ile Süzer Ailesi iş birliğinde restorasyonu tamamlanan Hasan Süzer Evlilik ve Yaşam Kültürü Müzesi düzenlenen törenle kapılarını ziyaretçilere açtı. Açılışta Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Süzer Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı ve Süzer Grubu Onursal Başkanı Mustafa Süzer ile siyaset, diplomasi ve iş dünyasından seçkin konuklar bir araya geldi.

Gaziantep’in köklü yaşam kültürünü ve evlilik geleneklerini yaşatacak müze, kentin kültürel mirasını koruma ve gelecek nesillere aktarma hedefiyle hayata geçirildi. Geleneksel taş mimarisiyle restore edilen yapı; evlilik, mutfak kültürü, düğün odaları, nazar ve ritüel bölümleriyle ziyaretçileri geçmişten günümüze uzanan kültürel bir yolculuğa çıkarıyor. Müze avlusunda ayrıca Hasan Süzer’in hayat hikâyesinin anlatıldığı özel bir oda bulunuyor.

Açılış töreninde konuşan Başkan Fatma Şahin, kültürün kuşaktan kuşağa aktarılan bir değer olduğunu vurgulayarak, Hasan Süzer’in Gaziantep’e sunduğu katkıların unutulmayacağını ifade etti. Mustafa Süzer ise, “Bu müze yalnızca bir restorasyon değil; geçmişe duyulan saygının ve geleceğe duyulan inancın güçlü bir ifadesidir” dedi.

Hasan Süzer Evlilik ve Yaşam Kültürü Müzesi, her gün 08:30–17:30 saatleri arasında ziyaretçilere açık olacak. Müze, Gaziantep’in kültürel hafızasını yaşatırken kent turizmine de önemli katkılar sunacak.

 

#Gaziantep #HasanSüzerMüzesi #YaşamKültürü #FatmaŞahin #MustafaSüzer #KültürelMiras #YerelYönetim #GaziantepTurizmi #EvlilikGelenekleri #MüzeAçılışı #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

“Bir Çocuk Değişir, Türkiye Gelişir” Vizyonu İpek Kıraç’la Devam Ediyor

Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV), 31 yıldır sürdürdüğü “Bir Çocuk Değişir, Türkiye Gelişir” vizyonunu yeni bir döneme taşıyor. 30 Nisan’da Pera Müzesi Oditoryumu’nda gerçekleştirilen 32. Olağan Genel Kurul’da, Mütevelliler ve Yönetim Kurulu seçimleri yapıldı. Oylama sonucunda İpek Kıraç, TEGV’in yeni Yönetim Kurulu Başkanı seçildi.

Genel Kurul, TEGV Çorlu Aysel Öğücü – Lila Öğrenim Birimi çocuklarının perküsyon gösterisi ve Kartal Öğrenim Birimi Çocuk Korosu’nun şarkılarıyla başladı. Ardından Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, TEGV’in kurucusu Suna Kıraç ve vakfa emek vermiş isimler için saygı duruşunda bulunuldu.

TEGV Genel Müdürü Sait Tosyalı, 2025 faaliyetlerini ve 2026 projelerini aktardığı sunumunda, deprem bölgelerinde yürütülen çalışmalar, gönüllülerin katkıları ve yeni öğrenim birimleriyle genişleyen etki alanını vurguladı. Tosyalı, “Eğitim bizim için yalnızca bir faaliyet değil, ortak bir inanç ve geleceğe dair güçlü bir taahhüttür” dedi.

Görevini devreden Yönetim Kurulu Başkanı M. Özalp Birol, “TEGV sizlerle var oldu, sizlerle var olacak” sözleriyle destekçilere teşekkür ederken, bayrağı İpek Kıraç’a devretmenin gururunu yaşadığını belirtti.

Yeni Başkan İpek Kıraç ise konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Annemin emaneti olan bu değerli kurumun Yönetim Kurulu Başkanlığına getirilmek benim için tarifi imkânsız bir gurur. TEGV demek bir çocuk değişir demek, bir çocuk değişir demek Türkiye gelişir demek.”

Genel Kurul’da ayrıca Migros İcra Başkanı Dr. Ö. Özgür Tort bireysel mütevelli, MediaMarkt Türkiye ise kurumsal mütevelli olarak seçildi.

TEGV, gönüllüleri, bağışçıları ve paydaşlarının desteğiyle daha fazla çocuğa ulaşmayı ve nitelikli eğitimle Türkiye’nin geleceğine katkı sunmayı sürdürüyor.

 

#TEGV #İpekKıraç #BirÇocukDeğişirTürkiyeGelişir #NitelikliEğitim #CumhuriyetinÇocukları #SunaKıraçEmaneti #EğitimleGelecek #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Hayalim, Tarihteki güçlü kadın kahramanları ekrana taşımak

Genç yaşına rağmen sahne ve kamera önünde güçlü bir duruş sergileyen Ayşe Sena Tiroğlu, çocukluk hayalini gerçeğe dönüştürmüş bir isim. Aynanın karşısında roller biçip oynayan küçük bir kızdan, bugün tiyatro ve dizi dünyasında kendini kanıtlayan bir oyuncuya dönüşen Tiroğlu, hem samimi hem de kararlı tavrıyla dikkat çekiyor. Oyunculuk serüvenini, sektördeki zorlukları ve gelecek hayallerini bizimle paylaştı.

Röportaj: Eyüp Sağsalim

Ayşe Sena Tiroğlu

Oyunculuk serüveniniz nasıl başladı, sizi bu yola yönlendiren ilk kıvılcım neydi?

6 yaşımdan beri hep oyuncu olmak istiyordum. Tiyatro ve drama kurslarına gittim, annem de destek oldu; setlere, tiyatroya götürüyordu. Hayalimden hiç vazgeçmedim. Herkes doktor, mühendis olmak isterken ben oyuncu olacağım diyordum. Aynanın karşısında kendime roller biçip oynuyordum. Sonra konservatuarı kazandım, okulu bitirdikten sonra bir süre çocuklara amatörce drama eğitimi verdim. Ardından profesyonel anlamda tiyatro ve kamera önü devam etti.

Genç yaşta dizi ve film sektöründe yer almak nasıl bir deneyim, sizi en çok hangi yönüyle etkiliyor?

Keyifli ama zor bir süreç. Normalde içime kapanık biriydim, oyunculuk beni çok değiştirdi. Özgüvenimi, duruşumu, diksiyonumu geliştirdi; içimden başka bir ben çıkardı.

Bugüne kadar oynadığınız roller arasında sizi en çok zorlayan ya da dönüştüren hangisiydi?

Bütün rollerimi severek oynadım. Zorluk yaşamadım ama tiyatrodan kamera önüne geçtiğim dönemde bazı sıkıntılarım oldu.

Ayşe Sena Tiroğlu

Kamera önünde kendinizi ifade ederken en çok hangi duyguyu yansıtmayı seviyorsunuz?

Ben özümde neşeli ve hayat dolu biriyim. Eğlendirirken, güldürürken düşündürmeyi seviyorum. Ama dram rolleri geldiğinde karakterimin dışına çıkmak beni mutlu ediyor.

Set ortamında sizi en çok motive eden şey nedir?

Küçük bir rol bile olsa, oradan güzel bir karakter çıkarıp başardığımı hissetmek.

Kariyerinizde örnek aldığınız, hayranlık duyduğunuz oyuncular var mı?

Kesinlikle Gonca Vuslateri. Bana göre karakter oyuncusu; bütün rollerinde duyguyu en iyi şekilde yansıtıyor.

Ayşe Sena Tiroğlu

Oyunculuk dışında hayatınızda sizi besleyen hobiler veya ilgi alanları neler?

Dans etmeyi, yüzmeyi, yoga yapmayı ve tiyatro izlemeyi çok seviyorum.

Genç bir oyuncu olarak sektörde karşılaştığınız zorluklar neler ve bunlarla nasıl başa çıkıyorsunuz?

Bu sektörde ne kadar yetenekli olursanız olun kendinizi kabul ettirmenin zorluğunu yaşıyorsunuz. Ben çocukluk hayalimi kaybetmek istemediğim için savaşmaya devam edeceğim.

Gelecekte hangi tür projelerde yer almak, hangi karakterleri canlandırmak isterdiniz?

Tarihimizde yer almış önemli kadın kahramanları oynamak isterim. Ekranda güzellik algısını kırıp karakter oyuncusu olarak devam etmek hayalim.

Hayranlarınıza ve sizi takip eden gençlere vermek istediğiniz en önemli mesaj nedir?

Her mesleğin zorluğu vardır ama oyunculukta sabır ve sevgi olmazsa sürdürülmüyor. Ne olursa olsun hayallerinizden vazgeçmeyin.

#AyşeSenaTiroğlu #GençOyuncu #OyunculukHayali #TiyatrodanEkrana #HayallerindenVazgeçme #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

“Mutluluk artık sadece kişisel bir tercih değil.”

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik, Günümüz dünyasında yaşanan hızlı değişim ve belirsizlikler, “iyi olma halini artık yalnızca kişisel tercihlerin bir yansıması olmaktan çıkarıyor. Ülkemizin ekonomik ve sosyal koşulları, küresel gelişmeler ve günlük hayatımızdaki değişkenler, mutluluk seviyemizi doğrudan etkiliyor. Kaygı ve belirsizlik arttıkça hem kendimizle hem de çevremizle kurduğumuz ilişkiler değişiyor.

Ipsos Türkiye

Kendi “iyi hissetme” halimizi destekleyen unsurları keşfetmek, zihinsel dayanıklılığımızı güçlendirmek ve belirsizliklerle başa çıkma becerilerimizi geliştirmek hem bireysel hem de toplumsal düzeyde atabileceğimiz en değerli adımlardan biri. Burada sözünü ettiğim mutluluk. Geçici hazlar peşinde koşmak değil: hayatın anlamlı ve tatmin edici bir şekilde yaşanması sonucunda ortaya çıkan derin bir doyum hissi. Ipsos’un 29 ülkede 23 binden fazla kişiyle gerçekleştirdiği Global Advisor Ipsos Mutluluk Endeksi araştırmasına göre, toplumların genel mutluluk seviyesi geçtiğimiz yıla kıyasla yükseldi. 29 ülke ortalamasında, katılımcıların dörtte üçü kendilerini mutlu hissediyor. Türkiye’de ise her on kişiden altısı mutlu olduğunu belirtiyor.

Ipsos Türkiye

Mutluluk seviyeleri uzun vadede önemli değişkenlikler gösteriyor. 2011 yılıyla karşılaştırıldığında, her iki araştırmaya da katılan 20 ülkeden 15’inde insanlar bugün geçmişe kıyasla daha az mutlu. İspanya, Arjantin, Macaristan. Meksika ve Brezilya ise bu dönemde mutluluk seviyesini artıran nadir ülkeler arasında yer alıyor. Türkiye özelinde ise tablo daha çarpıcı: 2011 yılında Hindistan ile beraber en mutlu ülkeydik. 2026 yılına geldiğimizde en mutsuz üç ülkeden biriyiz. Öte yandan, geçtiğimiz yıla kıyasla görülen 10 puanlık artış, ülkemizin bu yıl daha mutlu hissetmeye başladığını gösteren umut verici bir işaret olarak öne çıkıyor. Peki, mutluluğumuzu ve mutsuzluğumuzu en çok etkileyen faktörler neler?

Ipsos Türkiye

Araştırma sonuçları, takdir edilme ve sevgi hissi ile aile ilişkilerinin mutluluğun en önemli belirleyicileri olduğunu ortaya koyuyor. Ülkeler ortalamasında, mutlu olduğunu ifade eden katılımcıların %37’si mutluluklarının en büyük kaynağı olarak takdir edilme veya sevilme hissini gösteriyor; bunu %36 ile aileleriyle kurdukları ilişkiler takip ediyor. Türkiye’de 50-74 yaş grubu ve evli bireylerin diğer demografik gruplara göre daha mutlu olması, aile ve çocuklarla kurulan güçlü bağların bireylerin mutluluğunda belirleyici bir rol oynadığını destekliyor.

Ipsos Türkiye

Kişisel finansal durum, mutsuzluğun en önemli nedeni olarak öne çıkıyor. Mutsuz olduğunu belirten her on kişiden yaklaşık altısı, finansal durumlarının mutsuzluklarının başlıca sebebi olduğunu ifade ediyor.

Elbette ki insanları neyin mutlu ettiği konusunda ülkeler, nesiller ve gelir seviyeleri arasında farklılıklar var. Ancak bir gerçek var ki sevildiğimizi ve takdir edildiğimizi hissediyorsak, sevdiklerimiz ile bağlarımız güçlüyse ve hayatımızın ipleri elimizde ise daha mutluyuz.

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik

 

#IpsosMutlulukEndeksi #SidarGedik #MutlulukAraştırması #TürkiyeMutluluk #GlobalAdvisor #İyiOlmaHali #ToplumsalMutluluk #AileVeSevgi #FinansalDurum #MutlulukEndeksi2026 #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Aşk ve Macera Dolu Yolculuk  

Jolly Tur Yönetim Kurulu Başkanı Mete Vardar, sevgilisi ve ünlü sunucu Özlem Yıldız ile Amerika Birleşik Devletleri’nde unutulmaz bir tatil geçirdi. Çift, California eyaletini baştan sona araba ile gezerek hem romantik hem de macera dolu anılar biriktirdi. San Francisco’dan Los Angeles’a, Malibu sahillerinden San Diego’ya kadar uzanan yolculuklarında hem doğanın güzelliklerini keşfettiler hem de Amerika’nın kültürel zenginliklerini deneyimlediler.
Tatillerinin finalini ise Las Vegas’ta yapan çift, şehrin ışıklı atmosferinde keyifli anlar yaşadı. Mete Vardar ve Özlem Yıldız’ın düzeyli ve samimi ilişkileri, bu tatilde de gözler önüne serildi. Sosyal medyada paylaştıkları kareler, takipçileri tarafından büyük ilgi gördü. Çiftin uyumu ve mutluluğu, magazin dünyasında da sıkça konuşulmaya devam ediyor.
MeteVardar #ÖzlemYıldız #CaliforniaTatili #LasVegas #Aşk #JollyTur #MutluÇift #RomantikYolculuk #Magazin #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Obezite Algısı: Dünya Sağlık Örgütü Hastalık Diyor, Türkiye’de Çoğunluk Kişisel Sorumluluk Olarak Görüyor

Ipsos’un 14 ülkede gerçekleştirdiği Global Obezite Algısı Araştırması, Türkiye’de obeziteye dair dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu. Dünya Sağlık Örgütü obeziteyi kronik ve tekrarlayıcı bir hastalık olarak tanımlarken, Türkiye’de obeziteyle yaşayan bireylerin üçte ikisi (%68) bu durumu “kişisel tercihlerle önlenebilir” olarak görüyor.

Türkiye’de Önyargılar ve Algılar

Katılımcıların %71’i obezitenin yalnızca diyet ve egzersizle çözülebileceğini düşünüyor.

%76’sı obezitenin sürekli takip gerektiren tıbbi bir durum olduğunu kabul ediyor.

Buna rağmen obeziteyle yaşayanların yalnızca %35’i son bir yıl içinde doktora başvurmuş.

Günlük Yaşamda Görünmez Yük

Araştırmaya göre obezite, yalnızca fiziksel sağlık değil, iş hayatı, özgüven ve sosyal ilişkiler üzerinde de ciddi etkiler yaratıyor. Katılımcıların %85’i fazla kilonun günlük yaşamlarını olumsuz etkilediğini, %83’ü ise özgüven ve duygusal iyi oluş üzerinde yük oluşturduğunu belirtiyor.

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik, “Obezite Türkiye’de yalnızca sağlık değil, günlük yaşamın her alanında hissedilen ciddi bir yük. Dünya Obezite Günü, doğru bilgiye erişim ve farkındalık için önemli bir fırsat” dedi.

#Obezite #IpsosAraştırması #DünyaObeziteGünü #SağlıkHaber #TürkiyeObezite #KronikHastalık #SağlıkFarkındalığı #Ipsos #ObeziteAlgısı #ToplumVeSağlık #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

“Müzik yapmak için yapay zekâya ihtiyaç duyanlar müzik yapmasın.”

Türk pop müziğinin güçlü sesi Rober Hatemo, 29 yıllık kariyerinde samimiyetini ve sahne performansındaki canlılığını hiç kaybetmedi. Pause Dergi için gerçekleştirdiğimiz özel röportajda Hatemo, dijital çağda müziğin dönüşümünü, “Full Live Project” fikrinin doğuşunu ve sahneye olan tutkusunu içtenlikle anlattı.

Röportaj: Ahu Çağdaş

Rober Hatemo

“Full Live Project” fikri nasıl doğdu? 

Herşeyin dijital ve gürültülü olmasından ve ben gibi insanların biraz kafa dinleyeceklerini düşündüğümden dolayı böyle bir sound yapıp, enstrümnları ve sesimi en organik şekilde duyurmak istedim. Bütün bunlar bir araya geldiğinde “Full live” adını verdiğim proje doğdu. Piyasada yapay zeka ile yapılan şarkılarında listelere girmesinde bunun bir katkısı var şüphesiz. Müzik yapmak için de yapay zekaya ihtiyaç duyanlarda müzik yapmasın diye düşünüyorum. İyi beste, doğru yazılmış sözler, iyi ve temiz bir vokal, üstat müzisyenlerle bir araya geldiğinde yapılan şarkıların dinleyicide çok çabuk karşılığı olduğunu da bu ilk şarkım olan “Umudum Kalmadı”dan görebiliyorum.

Eminönü meydanında halkın arasında çekilen klip, sizin için ne ifade ediyor? 

Aslında benim için çok önemli bir konu bu. Benim 29 senelik sanat hayatımda çıkardığımşarkılar halk tarafından hep beğeniyle karşılanmış ve beni bu günlere taşımıştır. Ancak ben bazı nedenlerden dolayı bu şarkıları halka söyleyecek konser organizasyonlarında pek bulunamadım. Bu şarkıyı Eminönü meydanında halkın içinde söylememin sebebi de bir yerde onlara olan minnettarlığımın bir göstergesi, bir teşekkür olarak yorumlayabiliriz.

 90’lardan bugüne müzikteki değişimi nasıl gözlemlediniz? 

Benim çıkışım 1997 yılında “Esmer” ile oldu, bakarsanız o şarkıda bile perküsyonlar, bağlamalar hep canlı enstrümanlar kullanılmıştır. Bende bir değişiklik olmadı aslında, zaman zaman trende uyup yaptığım şarkıların dışında. Kendimde bir Rober Hatemo tarzı oturttum. Bunda en büyük etkenlerden biri de çok sahne almam ve sahne de enstrümanlar eşliğinde canlı performans sergilemem. Hiç playback yapmadım. Hep samimi ve hep gerçek oldum. 29 yılda o kadar çok çıkış yapan kaybolan solist gördüm ki saysam liste uzar gider. İşte 90’lardan bu yana hep değişen bir müzik akımı olmasına rağmen hala kalıcı olmamın en büyük nedenlerinden biri bu. Şimdi de çok revaçta olan milyon milyon dinlenen yeni isimleri görüyoruz. Ama çoğu beş sene sonra olmayacaklar. Çünkü hepsi akıyorken küpü doldurmak peşinde, onlarda biliyorlar yirmi sene sonra hatırlanmayacaklarını o yüzden kalıcı bir eser bırakmak peşinde değiller maalesef.

Rober Hatemo

“Damar şarkılar” sizin için neden bu kadar özel? 

Damar şarkılar herkes için çok özeldir çünkü onlarda yaşanmışlık vardır. Ben gerçek hayatımda bu duyguları çok sık yaşayan ama belli etmeyen bir insanım. Bu şarkıları icra ederken adeta bende aynı duyguları yaşıyorum ve bu yüzden dinleyiciye geçirebiliyorum diye düşünüyorum. O şarkılar yazan, besteleyen kadar beni anlatıyor. Çünkü o şarkıyı dinlediğimde “evet bu beni anlatıyor ve ben bunu çek güzel okurum” diyorum.

Günlük hayatınızda sizi en çok besleyen şey ne: şehir, insanlar, yalnızlık, yoksa sahne? 

İlk sıraya sahneyi koyabilirim, orası takdir edildiğiniz ve tanıdığınız tanımadığınız insanların size sevgisini gösterdiği yer. Sahnedeyken ben benim, ikinci sıraya tabii ki insanları koyacağız, çünkü o sizi takdir eden, alkışlayan insanlar olmazsa yaptığınız işin sadece para kazandırmasının hiçbir değeri yok. Ve üç “Yalnızlık”, yalnız kalmayı seviyorum. Günün sonunda insan kafa dinlemeyi arzuluyor ama Şehir hayatı çok yorucu, kalabalık, trafik işte bunlar beni çok yoruyor. Sık sık İstanbul dışına kaçmam da bu yüzden.

“Full Live Project” sonrası hayalinizdeki işbirliği veya sahne neresi? 

Bu projenin devamına Riyad’da Mohammed Abdo Arena’da dev bir orkestra ile kendi şarkılarımı seslendirmek en büyük hayalim.

Dijital çağda müzikle dinleyici arasındaki bağ sizce nasıl değişti? 

Televizyon gitti, müzik kanalları gitti, müzik & eğlence programları gitti, vj’ler gitti. Aracısız kendi öngörüleri ile insanlar kendi beğendiği müzikleri kendi arayıp bulmak zorunda kaldılar. En büyük yararı dünya’da neler olup bitiyor, müzik adına neler yaşanıyor daha çabuk ulaşabiliyoruz.

Rober Hatemo

Eğer müzik yapmasaydınız, hangi mesleği seçerdiniz? 

Çok da düşünmeden cevap vereceğim, zaten baba mesleğim olan kuyumcu zanaatlkarlığını yapardım. Uzun yıllar babamın yanında yaptığım bir işti zaten ama müzik sevdam çok ağır bastığı için o mesleğe yıllar önce veda etmiştim.

Sahneye çıkmadan önce uğurlu bir ritüeliniz var mı? 

Genelde nefes eksersizleri yaparım ama hazırlanıp sahneye çıkmadan önce mutlaka dua ederim. Yakınımda sevdiğim birisi varsa da onu öperim genelde.

Dinleyicilerinizin sizi en çok hangi yönünüzle hatırlamasını istersiniz? 

İyi bir şarkıcı olarak hatırlasınlar yeter çünkü şarkı söylemeyi çok seviyorum ve son nefesime kadar da şarkı söyleyeceğim.

#PauseDergi #RoberHatemo #FullLiveProject #UmudumKalmadı #TürkPopMüziği #CanlıPerformans #Samimiyet #DamarŞarkılar #MüzikVeDuygu #EminönüKlip #29YıllıkKariyer #SahneTutkusu #MüzikVeHayat #MüzikRöportajı #KalıcıEserler #TürkMüzikSahnesi #Ahu Çağdaş

İyiliği Paylaşan Sofra Çocukların Doğa Eğitimine Destek Oldu

TEMA Vakfı’nın doğa eğitim programlarına destek sağlamak amacıyla bir araya gelen TEMA-K Kaynak Çalışma Grubu gönüllüleri, Mandarin Oriental Bosphorus’ta düzenlenen iftar yemeğinde buluştu. Cemiyet hayatından birçok ismin katıldığı gecenin geliri, çocukların doğayla bağ kurmasını sağlayan eğitim programlarına aktarıldı.

Etkinlikte gönüllüler, yalnızca bir iftar sofrasını değil, doğaya duyulan ortak sorumluluğu da paylaştı. Yapılan konuşmalarda, ekolojik okuryazarlık bilincine sahip nesiller yetiştirmenin önemine dikkat çekildi. Bugüne kadar verilen destekle on binlerce çocuğun doğa eğitimiyle buluştuğu vurgulandı.

Milli Eğitim Bakanlığı iş birliğiyle yürütülen doğa eğitim programları kapsamında gönüllü öğretmenler, okul öncesinden lise kademesine kadar doğa temelli etkinlikler uygulamaya devam ediyor. Bu anlamlı buluşma, bir sofrada paylaşılan iyiliğin doğaya ve geleceğe uzanan etkisini bir kez daha hatırlattı.

#TEMA #DoğaEğitimi #İftarDaveti #Çocuklarİçin #EkolojikOkuryazarlık #Gönüllülük #MandarinOrientalBosphorus #Doğaİçin #CemiyetHayatı #İyiliğiPaylaş