Yazılar

Aslıhan Çiftgül “Bakış Kalır Geriye…”

Türk çağdaş sanatının öne çıkan isimlerinden Aslıhan Çiftgül, 2026’ya güçlü bir giriş yaparak solo sergisi “Bakış Kalır Geriye…” ile Belgrad’da sanatseverlerle buluştu. BPS Şirketi himayesinde, Milan Panič küratörlüğünde Belgrad’ın prestijli sanat mekânlarından Galerija ‘73’te açılan sergi, 23 yağlı boya eserden oluşuyor.

Açılışta, BPS kurucusu Blagoje Ž. Popović ev sahipliği yaparken, Prof. Dr. Uroš Dojčinović’un ‘Türk Marşı’ ile başlayan gitar performansı etkinliğe damga vurdu. Ünlü şair Radomir Andrić ve çok sayıda kültür-sanat insanının katılımıyla sergi, Belgrad’da dikkat çeken bir buluşmaya dönüştü.

Çiftgül’ün figüratif ve sembolik anlatımıyla hazırladığı eserler, izleyiciyi insan yüzlerinin ardında saklı kalan sessiz hikâyeleri keşfetmeye davet ediyor. Sanatçı, Osmanlı estetiği ve Doğu kültüründen aldığı izleri çağdaş bir yorumla yeniden şekillendirerek, ışık-gölge kullanımı ve zengin renk paletiyle dramatik bir derinlik yaratıyor.

Paris Grand Palais’in kadrolu sanatçısı olarak Art Shopping ve Art Capital fuarlarında eserlerini sergileyen Çiftgül, 27 yılı aşkın süredir yağlı boya portrelere adanmış bir ressam. Eserleri Fransa, ABD, Japonya, İtalya, İspanya, Yunanistan, Lüksemburg, Avusturya, BAE, Gürcistan, Bulgaristan ve Sırbistan’da sanatseverlerle buluştu. Tokyo Metropolitan Müzesi’nde Türkiye Büyükelçiliği davetiyle sergi açan sanatçı, AIAM – Amitiés Internationales André Malraux’un ilk ve tek Türk kadın üyesi olarak uluslararası alanda da güçlü bir temsilci konumunda.

Belgrad’daki “Bakış Kalır Geriye…” sergisi, Çiftgül’ün kültürel mirası modern bir bakış açısıyla yorumlayan özgün sanat yaklaşımının önemli bir örneğini sunarken, sanatçının uluslararası yolculuğunda da yeni bir kilometre taşı olarak öne çıkıyor.

 

#AslıhanÇiftgül #BakışKalırGeriye #BelgradSanat #ÇağdaşSanat #Galerija73 #TürkSanatı #SanatHaberleri #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Her 10 hastadan 7’sinde nöbetler kontrol edilebiliyor, ancak…

Halk arasında sara olarak bilinen epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani, geçici ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan ve tekrarlayıcı nöbetlerle seyreden bir hastalık. Dünya genelinde yaklaşık 50 milyon, Türkiye’de de yaklaşık bir milyon kişinin epilepsiyle yaşadığı bildiriliyor. Epilepsi her yaşta gelişebilen bir hastalık olsa da yaşamın erken ve geç dönemlerinde daha sık görülüyor. En riskli grupları 0-10 yaş arası çocuklar ile 65 yaş ve üzerindeki bireyler oluşturuyor. Epilepsi tedavi edilmediğinde eğitim ile iş hayatında kesintilere, sosyal izolasyona ve özgüven sorunlarına, nadiren de olsa hayatı tehdit edebilen tablolara yol açabiliyor. Ancak, son yıllarda tedavisinde yaşanan önemli gelişmeler sayesinde artık hastaların yaşam kalitesini düşüren bir sorun olmaktan çıkıyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Kemal Paksoy, günümüzde  epilepsi tedavisinde hedefin hastaların nöbet geçirmelerini önlemek ve normal bir yaşam sürmelerini sağlamak olduğunu belirterek, “Tedavide nöbetleri tamamen durdurmak veya sıklığı ile şiddetini azaltmak temel ilkemizdir. Doğru tedaviyle hastaların yüzde 70’inde nöbetler ilaç tedavisiyle tamamen kontrol altına alınabilirken, direnç gösteren 30’luk kısmı için cerrahi yöntemler ve epilepsi pili tedavisi gibi güçlü seçeneklerin olması büyük bir umut kaynağıdır” diyor.

Doç. Dr. Kemal Paksoy

Doç. Dr. Kemal Paksoy

Her iki hastadan birinde nedeni bilinmiyor!

Epilepsi hastalarının yaklaşık yarısında kesin bir nedeni tespit edilemiyor. Aile öyküsü ve spesifik gen mutasyonları ile beyin tümörleri gibi yapısal bozukluklar, belirlenen en yaygın nedenlerini oluşturuyor. Bunların yanı sıra kafa travmaları ile beyin ve beyin zarı iltihapları (menenjit ve ensefalit) serebrovasküler olaylar (inme ve beyin kanaması) ile metabolik etkenler (hipoglisemi) de epilepsiye yol açabiliyor.

Nöbet gelmeden önce sinyal verebiliyor!

Epilepsi belirtileri, beynin hangi bölgesinin etkilendiğine bağlı olarak çok geniş bir yelpazede değişebiliyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Kemal Paksoy, bazı hastaların nöbetten hemen önce garip bir his yaşadıklarını anlatarak, “Yanık plastik kokusuna benzer bir koku, mide bulantısı veya yoğun bir korku hissi olabilir. Bunlar ‘haberci belirtiler’ olarak adlandırılır” diyor.  Bazı durumlarda bilincin tamamen kapanmayabileceğini ifade eden Doç. Dr. Kemal Paksoy, epilepsinin diğer belirtilerini şöyle açıklıyor: “Vücudun bir bölgesinde (el ve yüz gibi) seğirmeler, boşluğa bakma, çevreden kopma ve anlamsız hareketler gibi kısmi belirtiler gelişebilir. Yaygın belirtilerde ise bilinç kaybı eşlik eder. Vücudun aniden kaskatı kesilmesi ve ardından şiddetli sarsıntılar yaşanabilir. Bunların yanı sıra birkaç saniye süren ‘dalma atakları’ ve kas gücünün aniden kaybolmasıyla ‘yığılıp kalma’ şeklinde klinik belirtiler ortaya çıkabilir.”

İlaca dirençli nöbetlere “epilepsi pili”

Epilepsi tedavisinde hedef,  hastanın  nöbet geçirmesini önleyerek normal bir yaşam sürmesini sağlamak. Doç. Dr. Kemal Paksoy, günümüzde epilepsi tedavisinden oldukça başarılı sonuçlar elde edildiğini vurgulayarak, “Her 10 hastadan 7’sinde doğru tedaviyle nöbetler kontrol edilebilmektedir. Ayrıca, hastalar uzun yıllar nöbetsiz kaldıktan sonra doktor kontrolünde ilaçlarını bırakabilmekte ve hayatına nöbetsiz devam etmektedir” diyor. Ancak, ilaç tedavisi birçok hastada nöbetleri kontrol altına alabilse de bazı hastalar için bu yöntem yeterli olmuyor. İşte bu noktada toplumda “epilepsi pili” olarak bilinen ve Vagal Sinir Stimülasyonu olarak adlandırılan yöntem önemli bir alternatif tedavi seçeneği sunuyor.

Nöbet sıklığında en az yüzde 50 azalma! 

Vagal Sinir Stimülasyonu (VNS),  ilaç tedavisine yanıt vermeyen hastalarda nöbet kontrolünü sağlamak amacıyla başvurulan ileri düzey bir nöromodülasyon yöntemi. En az iki veya üç antiepileptik ilacın uygun dozda kullanılmasına rağmen nöbetlerin devam etmesi, nöbet odağının beynin kritik bir bölgesinde (konuşma veya hareket merkezi gibi) olması ve bu bölgenin ameliyatla çıkarılamaması durumunda tercih ediliyor. Epilepsi pili nöbetleri tamamen ortadan kaldırmasa da birçok hastada belirgin bir iyileşme sağlayabiliyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Kemal Paksoy, epilepsi pili uygulanan yaklaşık her iki hastadan birinde nöbet sıklığında en az yüzde 50 oranında azalma sağlandığına işaret ederek,  “Bazı hastalarda ise nöbetler daha kısa sürmekte ve daha hafif geçmektedir. Bu yöntemin en ilginç özelliği ise etkisinin zamanla artmasıdır. İlk 3 ayda başarı oranı daha düşükken, birinci yılın sonunda hastaların yaklaşık yarısında yüzde 50 oranında iyileşme görülür. Beşinci yılın ardından bu oranlar yüzde 60-70 seviyelerine kadar çıkabilir. Hastaların yüzde 5-8’inde ise nöbetler tamamen kesilmektedir” diye konuşuyor.

Cerrahi işlemle vücuda yerleştiriliyor!

“Vagal Sinir Stümilasyonu, boyun bölgesinde yer alan vagus siniri üzerine yerleştirilen elektrotlar aracılığıyla sinir sistemine belirli aralıklarla elektriksel uyarılar gönderilmesi prensibine dayanıyor. Bu uyarılar beyinde nöbet gelişiminden sorumlu olan bölgelerdeki anormal elektriksel aktivitenin düzenlenmesine destek oluyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Kemal Paksoy, epilepsi pilinin cerrahi işlemle vücuda yerleştirildiğini belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor:  “Önce göğüs bölgesinde küçük bir kesi açılır ve epilepsi pili köprücük kemiğinin altındaki bölgeye yerleştirilir. Daha sonra, cihazdan çıkan ince elektrotlar, boyundan açılan küçük bir kesiden, boyun bölgesinin sol tarafından geçen vagus sinirine bağlanır. Vagus siniri, beyinle vücudun pek çok bölgesi arasında iletişim sağlayan sinirlerden biri olarak bilinir. Göğüs bölgesine yerleştirilen cihaz belirli aralıklarla vagus sinirine elektriksel uyarılar gönderir. Bu uyarılar, beyindeki anormal elektriksel aktivitenin düzenlenmesine yardımcı olarak epilepsi nöbetlerinin sıklığını ve şiddetini azaltmayı amaçlar. Ardından cilt kapatılarak operasyon tamamlanır. Cihazın ayarları hekim tarafından hastanın nöbet sıklığına ve şiddetine göre programlanır.”

#Epilepsi #SaraHastalığı #EpilepsiPili #Nöroloji #SağlıkHaberleri #YaşamKalitesi #BeyinCerrahisi #KemalPaksoy #AcıbademHastanesi #İlacaDirençliEpilepsi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Beyaz Yakanın Dört Mevsimi Okurlarla Buluştu

Ceres Yayınları etiketiyle raflardaki yerini alan Eren Gülsever’in yeni kitabı “Beyaz Yakanın Dört Mevsimi”, iş dünyasına farklı bir perspektif sunuyor. Kariyer yolculuğunu dört evre üzerinden ele alan eser, klasik iş kitaplarının ötesine geçerek beyaz yakalıların hayatına içeriden bir ayna tutuyor.

Gülsever, iş yaşamının temposunu; geceye sarkan sunumlar, yarım kalmış kahveler ve yoğun mesai arasında biriken anlarla anlatıyor. Kitap, kariyerin yalnızca unvanlar ve rakamlarla değil, mevsimler gibi dönüşen ve olgunlaşan bir yolculuk olduğunu hatırlatıyor.

Modern çalışma hayatının getirdiği yoğunlukta bireylere kendi hikâyelerini yeniden keşfetme alanı açan “Beyaz Yakanın Dört Mevsimi”, profesyonellere kariyerin aslında hayatın en uzun yol arkadaşı olduğunu vurguluyor. Yazar, kariyeri “köklerinle toprağı, gövdenle gökyüzünü, gölgenle insanları kucaklama sanatı” olarak tanımlayarak, iş dünyasına insani bir yaklaşım getiriyor.

 

#BeyazYakanınDörtMevsimi #ErenGülsever #CeresYayınları #KariyerYolculuğu #İşHayatı #KitapTavsiyesi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Mercedes-Benz VLE: Elektrikli Mobilitede Yeni Çağ

Mercedes-Benz, tamamen elektrikli yeni modeli VLE ile van segmentinde yeni bir dönem başlatıyor. Grand Limousine konforunu geniş ve esnek bir yaşam alanıyla birleştiren VLE, yolculuğu yalnızca bir ulaşım deneyimi olmaktan çıkararak çok yönlü bir yaşam alanına dönüştürüyor.
Yeni Van Mimarisi üzerine geliştirilen VLE, ferah iç hacmi, esnek oturma düzeni ve 700 km’nin üzerindeki menziliyle hem günlük kullanım hem de uzun yolculuklar için ideal bir çözüm sunuyor. Mercedes-Benz Group AG CEO’su Ola Källenius, “Öncü ruhumuzla şekillendirilen bu model, alan ve konfor kavramlarını yeniden tanımlıyor. 700 km’den fazla menziliyle sınıfının lideri” sözleriyle VLE’nin önemini vurguladı.
Sky View panoramik cam tavan, ortam aydınlatması ve lounge hissi veren iç tasarım, yolculuğu konforlu ve davetkâr bir deneyime dönüştürüyor. Yeni nesil MBUX bilgi-eğlence sistemi ve yapay zekâ destekli dijital özellikler sayesinde araç içi deneyim daha akıllı ve kişisel hale geliyor. Arka bölümdeki panoramik ekran ise aracı sinema, oyun veya mobil ofise çevirebiliyor.
800 volt teknolojisi sayesinde VLE, yalnızca 15 dakikalık şarjla 355 km menzil kazanabiliyor. Tam şarjda 700 km’den fazla yol alabilen model, uzun yolculuklarda kesintisiz bir deneyim sunuyor.
Mercedes-Benz VLE, modern mobilitenin gereksinimlerini karşılayan yenilikçi tasarımıyla elektrikli otomobil dünyasında yeni bir sayfa açıyor.
#MercedesBenz #VLE #ElektrikliAraç #Otomotiv #Mobilite #Teknoloji #Konfor #Yenilik #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Aşk ve Macera Dolu Yolculuk  

Jolly Tur Yönetim Kurulu Başkanı Mete Vardar, sevgilisi ve ünlü sunucu Özlem Yıldız ile Amerika Birleşik Devletleri’nde unutulmaz bir tatil geçirdi. Çift, California eyaletini baştan sona araba ile gezerek hem romantik hem de macera dolu anılar biriktirdi. San Francisco’dan Los Angeles’a, Malibu sahillerinden San Diego’ya kadar uzanan yolculuklarında hem doğanın güzelliklerini keşfettiler hem de Amerika’nın kültürel zenginliklerini deneyimlediler.
Tatillerinin finalini ise Las Vegas’ta yapan çift, şehrin ışıklı atmosferinde keyifli anlar yaşadı. Mete Vardar ve Özlem Yıldız’ın düzeyli ve samimi ilişkileri, bu tatilde de gözler önüne serildi. Sosyal medyada paylaştıkları kareler, takipçileri tarafından büyük ilgi gördü. Çiftin uyumu ve mutluluğu, magazin dünyasında da sıkça konuşulmaya devam ediyor.
MeteVardar #ÖzlemYıldız #CaliforniaTatili #LasVegas #Aşk #JollyTur #MutluÇift #RomantikYolculuk #Magazin #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Sezen Aksu’dan Yeni Albüm Müjdesi

Türkiye’nin en çok dinlenen kadın sanatçısı unvanını yıllardır koruyan Sezen Aksu, hayranlarını sevindirecek bir haberle gündemde. Hürriyet yazarı Mehmet Üstündağ’ın TV8’deki “Gel Konuşalım” programında aktardığına göre, sanatçı yeni albümünün okumalarını tamamladı.

Bu albümde Sezen Aksu, bugüne kadar başka sanatçılara verdiği şarkıları bu kez kendi sesiyle yorumlayacak. Hayranları için özel bir anlam taşıyan bu yaklaşım, albümün merakla beklenmesinin en önemli nedenlerinden biri. Albümün nisan sonuna yetiştirilmesi için çalışmalar hızla devam ediyor.

Sezen Aksu’nun müzik kariyerinde yeni bir dönemi işaret eden bu albüm, hem nostaljik bir buluşma hem de sanatçının kendi repertuvarına kattığı güçlü bir yorum olarak öne çıkıyor. Türk müziğinin “Minik Serçe”si, yıllardır olduğu gibi yine milyonların kalbine dokunacak bir projeyle sahneye çıkmaya hazırlanıyor.

#SezenAksu #YeniAlbüm #MinikSerçe #TürkMüziği #AlbümMüjdesi #NisanSonu #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Doğu ile Batı Arasında Ontolojik Köprü

Ressam Şerivan Tutuş, göç, kimlik ve hafıza temalarını disiplinlerarası bir yaklaşımla ele aldığı kişisel sergisi “Zamanın Döngüsünde: Göç, Kimlik ve Hafıza” ile 15 Mart – 10 Mayıs 2026 tarihleri arasında Viyana’da sanatseverlerle buluşuyor. Sanat koordinatörlüğünü Rozerin Tutuş’un üstlendiği sergi, sesi görsel bir hafıza alanına dönüştüren 20 eserden oluşuyor.

Serginin merkezinde, Mozart’ın Requiem – Lacrimosa bölümü ile Fazıl Say’ın Mozart & Mevlana: Yine Gel eserinin kurduğu güçlü diyalog yer alıyor. Bu buluşma, Doğu ile Batı arasında ölüm, dönüş ve merhamet kavramlarını aynı düzlemde birleştiren ontolojik bir köprü sunuyor.

Arto Tunçboyacıyan’dan Eleni Karaindrou’ya, Gomidas Vartabed’den Nusrat Fateh Ali Khan’a, The Doors’dan Max Richter’e uzanan müzik seçkisi; resimleri ses, hafıza, kimlik ve göç kavramları etrafında konumlandırıyor. Sergi, müziği eşlik eden bir unsurdan öte, zamanı büken ve izleyiciyi içsel bir karşılaşmaya davet eden düşünsel bir alan olarak sunuyor.

 

Sergi Bilgileri

Mekân: Weltraum – Stadtteilzentrum Simmering

Adres: Schneidergasse 15, 1110 Vienna

Tarihler: 15 – 10 Mayıs 2026

Açılış: 15 Mart 2026 – 18:00

#ŞerivanTutuş #ZamanınDöngüsünde #ViyanaSergisi #Sanat #ResimSergisi #Mevlana #Mozart #FazılSay #Göç #Kimlik #Hafıza #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Askere gidiyor!

2 sezondur devam eden ‘İnci Taneleri’ dizisi 12 Mart’ta final yaparak ekranlara veda etmeye hazırlanırken, dizinin yıldızlarından Kubilay Aka da son sahnesini çekti. Hürriyet yazarı Mehmet Üstündağ, TV8’de “Gel Konuşalım” programında yaptığı açıklamaya göre Kubilay Aka askere gidiyor! 30 yaşındaki Kubilay Aka, 2 Nisan’da Bilecik 9. Jandarma Eğitim Alay Komutanlığı’na teslim olacak ve 32 gün boyunca bedelli askerlik yapacak.
#KubilayAka #İnciTaneleri #Final #BedelliAskerlik #Magazin #TV8 #GelKonuşalım #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Nedensiz yorgunluk, motivasyon kaybı, uyku artışı…

Mevsim değişimleri yalnızca gardırop yenilemek veya hava koşullarına uyum sağlamak anlamına gelmiyor. Aynı zamanda psikolojik sistemimizin de yeniden dengelenmesi gereken bir dönemi ifade ediyor. Psikolojik açıdan değerlendirildiğinde, mevsim geçişleri iç dünyamızda  “yeniden düzenleme” sürecini tetikleyebiliyor. Klinik gözlemlere göre, kışın içe dönük yapıdan baharın artan temposuna geçiş döneminde nedensiz yorgunluk, motivasyon düşüşü, uyku artışı ve duygusal hassasiyet gibi yakınmalar belirgin şekilde artış gösteriyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Uzman Psikolog Sena Sivri, pek çok kişinin bu dönemde “Depresyona mı giriyorum?” endişesi taşıdığını belirterek, “Oysa her duygu durum değişimi depresyon anlamına gelmez. Çoğu zaman yaşanan bu tablo, bedenin ve zihnin çevresel değişimlere verdiği doğal bir uyum tepkisidir. Mevsimsel geçişler sırasında gün ışığı süresi, sıcaklık, sosyal hareketlilik ve günlük alışkanlıklar değişir. Bu değişimler doğrudan biyolojik ritmimizi etkileyen sirkadiyen sistemini devreye sokar. Sirkadiyen sistemi sağlıklı çalışmadığında, hormon dengesinde ve duygu durumunda bozulmalar ile depresyon belirtileri ortaya çıkabilir. Bunun sonucunda kendimizi daha yorgun hissedebilir, sabahları uyanmakta zorlanabilir veya zihinsel performansımızda düşüş yaşayabiliriz. Burada önemli olan nokta, bu belirtilerin geçici ve yönetilebilir olduğunun bilinmesidir” diyor.

Psikolog Sena Sivri

Psikolog Sena Sivri

Duygusal dalgalanmalar zayıflık değildir!

Uzman Psikolog Sena Sivri, mevsim geçişlerinde yaşanan duygu dalgalanmalarının psikolojik açıdan bir zayıflık değil; aksine adaptasyon kapasitemizin bir göstergesi olduğunu ifade ederek, sözlerine şöyle devam ediyor: “ Önemli olan, bu değişimleri korkulacak bir durum olarak görmek yerine, bedenin ve zihnin uyum sürecinin bir parçası olarak değerlendirebilmektir. Küçük yaşam düzenlemeleri, farkındalık ve gerektiğinde profesyonel destekle bu dönemler daha dengeli, hatta kişisel farkındalığın arttığı bir süreç haline gelebilir. Çünkü ruh sağlığı, yalnızca zor dönemlerde değil; değişim anlarında da kendimize nasıl eşlik ettiğimizle şekillenir.”  Uzman Psikolog Sena Sivri,  klinik deneyim ve bilimsel verilerin, küçük ama sürdürülebilir yaşam düzenlemelerinin ruh hali üzerinde belirgin bir koruyucu etkisi olduğunu gösterdiğini belirterek, bu süreci daha sağlıklı yönetebilmemiz için dikkat etmeniz gereken 10 kuralı şöyle anlatıyor:

Gün ışığıyla temasınızı artırın

Doğal ışık, beynin “uyanıklık” ve “denge” sinyallerini düzenliyor. Sabah saatlerinde alınan gün ışığı, serotonin seviyelerini destekleyerek, enerji artışı sağlıyor. Özellikle kapalı ortamlarda çalışan kişiler için kısa açık hava yürüyüşleri bile fark oluşturuyor. Bu nedenle, gün içinde, dışarıda en az 15–20 dakika zaman geçirmeniz önemli.

Uyku düzeninizi koruyun

Mevsim geçişlerinde uyku isteğimiz oldukça artabiliyor. Ancak, düzensiz uyku saatleri, biyolojik ritmi daha da bozarak yorgunluk hissini artırabiliyor. Kaliteli uyku, duygusal dayanıklılığın temel yapı taşlarından birini oluşturuyor. Her gün aynı saatlerde uyuyup uyanmanız zihinsel dengenizi destekleyecektir.

Hareket etmeyi ihmal etmeyin

Düşen enerji seviyeleri kişiyi hareketsizliğe itebiliyor; oysa hareket etmek enerji üretimini artırıyor. Düzenli egzersiz endorfin salgısını destekliyor ve kaygı düzeyini azaltıyor. Hafif tempolu yürüyüşler, yoga veya esneme egzersizleri bile psikolojik rahatlama sağlıyor.

Beslenme alışkanlıklarınıza dikkat edin

Mevsim geçişlerinde hızlı enerji veren şekerli besinlere yönelim artabiliyor. Uzman Psikolog Sena Sivri, bu seçimlerin kısa vadede rahatlatıcı görünse de sonrasında enerji düşüşüne yol açabileceğini vurgulayarak, “Beslenme alışkanlıkları, psikolojik iyi oluşun göz ardı edilmemesi gereken bir parçasıdır. Dengeli protein ve lif tüketimi ruh halinin daha dengeli kalmasına destek olur” diyor.

Sosyal bağlarınızı sürdürün

İçe kapanma eğilimi mevsim geçişlerinde artış gösterebiliyor. Ancak, sosyal etkileşim ve sağladığı aidiyet duygusu, psikolojik esnekliği güçlendiren önemli bir koruyucu faktördür. Kısa bir kahve buluşması ya da telefon görüşmesi bile aidiyet hissini güçlendirebiliyor.

Günlük küçük rutinler oluşturun

Belirsizlik duygusu zihinsel yorgunluğu artırabiliyor. Gün içinde tekrar eden küçük alışkanlıklar ise kontrol hissi kazandırıyor. Sabah rutini, kısa yürüyüşler veya akşam sakinleşme ritüelleri psikolojik dengeyi destekliyor.

Duygularınızı normalleştirin

“Böyle hissetmemeliyim” düşüncesi çoğu zaman içsel baskıyı artırıyor. Mevsimsel değişim dönemlerinde düşük enerji veya isteksizlik hissi yaşamak olağandır. Bu duyguları fark etmek ve kabul etmek, psikolojik uyumu kolaylaştırıyor. Kendinize karşı daha şefkatli olmanız, bu süreçte önemli bir içsel desteği sağlayacaktır.

Dijital yükünüzü azaltın

Uzun süre ekran karşısında kalmak zihinsel yorgunluğu artırabiliyor. Özellikle akşam saatlerinde ekrana maruz kalmak uyku kalitesini olumsuz etkiliyor. Gün içinde vereceğiniz kısa dijital molalar zihninizin toparlanmasına yardımcı olacak ve böylece duygusal dalgalanmaları daha hafif hissetmenize katkıda bulunacaktır.

Küçük ve ulaşılabilir hedefler belirleyin

Enerjinin düşük olduğu dönemlerde yüksek beklentiler motivasyon kaybına yol açabiliyor.  Günlük küçük hedefler belirlemek ise başarı hissini artırıyor. Tamamlanan her küçük adım, psikolojik olarak “ilerleme” duygusu oluşturuyor ve bu etkisiyle ruh halini olumlu yönde destekliyor.

Destek almaktan çekinmeyin

Uzman Psikolog Sena Sivri, mutsuzluk, isteksizlik veya umutsuzluk hissinin iki haftadan uzun sürmesi durumunda profesyonel destek almanızın önemli olduğuna dikkat çekiyor. Mevsimsel duygu durum değişimlerinin terapiyle oldukça iyi yönetilebildiğini belirten Sena Sivri, “Erken dönemde alacağınız destek, sürecin kronikleşmesini önler. Psikolojik yardım güçsüzlük değil, farkındalık göstergesidir” ifadelerini kullanıyor.

#MevsimGeçişi #EnerjiYenileme #Psikoloji #SirkadiyenRitim #Motivasyon #MevsimselDeğişim #RuhSağlığı #DuyguDurumu #BaharEnerjisi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Polipler kansere dönüşmeden çıkarılıyor!

Kolon kanseri, görülme sıklığı ve ölüm oranlarıyla küresel bir sağlık sorunu olmaya devam ediyor. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 1.9 milyon, ülkemizde ise 20 bini aşkın kişinin bu hastalığa yakalandığı belirtiliyor. Üstelik eskiden ileri yaş hastalığı olarak bilinen kolon kanserine, günümüzde 40’lı yaşlarda, hatta genç erişkinlerde daha sık rastlanıyor. Son yıllarda obezitenin artması, hareketsiz bir yaşam sürülmesi ve fast food tipi beslenmenin bu artışta etkili olduğu belirtiliyor. Kolon kanseri en yaygın görülen kanserler arasında 3’üncü sırada yer alırken, kansere bağlı ölüm nedenleri arasında da 2’inci sıraya yükseliyor. En ölümcül kanserlerde üst sıralarda yer almasının sebebi ise genellikle ileri aşamaya kadar belirti vermeden sinsice ilerlemesi! Bu nedenle tarama programı kritik önem taşıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Sönmez, kolon kanserinin önemli bir bölümünün aslında tarama programı ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle önlenebildiğine dikkat çekerek,  “Kolon kanseri tedavi edilmediğinde veya ileri evrede tanı aldığında yaşamı tehdit edebilen bir hastalıktır.  Bununla birlikte, bu kanserin en önemli özelliği tarama programıyla erken yakalanabilmesi, hatta kolonoskopi yönteminde saptanan poliplerin kansere dönüşmeden çıkarılması sayesinde önlenebilmesidir” diyor.

Prof. Dr. Özlem Sönmez

Prof. Dr. Özlem Sönmez

Her iki yılda bir tarama testi şart!

Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Sönmez, bu nedenle düzenli yapılan tarama programının kolon kanserinde yaşamsal önem taşıdığını belirterek, şu bilgileri veriyor: “Türkiye’de Sağlık Bakanlığı’nın ulusal tarama programı; 50–70 yaş aralığında iki yılda bir gaitada gizli kan testi ve ayrıca 10 yılda bir kolonoskopi şeklindedir. Hiçbir şikayet olmasa bile tarama yaptırmak; dışkıda kan, dışkılama alışkanlığında değişiklik ve demir eksikliği anemisi gibi bulguları önemsemek,  hayat kurtarır.”  Prof. Dr. Özlem Sönmez, sağlıklı beslenmenin, düzenli hareket etmenin, ideal kiloyu korumanın ve sigara ile alkolden uzak durmanın ise kolon kanseri riskini azaltmanın temel taşlarını oluşturduğunu vurguluyor.

En yaygın nedeni polipler!

Kalın bağırsağın (kolon) iç yüzeyini döşeyen hücrelerde gelişen kötü huylu tümörler olan kolon kanseri, “kolorektal kanser” başlığı altında rektum kanseriyle birlikte değerlendiriliyor. İlerleyen yaş, aile öyküsü, erkek olmak, kalıtsal sendromlar (Lynch sendromu, ailesel adenomatöz polipozis) veya inflamatuvar bağırsak hastalıkları gibi kronik inflamasyon ve  radyasyona maruz kalmak, kolon kanseri için değiştirilemez risk faktörlerini oluşturuyor.  En yaygın görülen ve önlenebilir riskler arasında ise “Obezite, hareketsiz yaşam, kırmızı ile işlenmiş etten zengin ve liften fakir beslenme, sigara ile alkol kullanımı” yer alıyor. Ancak, kolon kanserinin yaklaşık yüzde 90 gibi önemli bir oranından polipler sorumlu oluyor. Polip olarak başlayan iyi huylu lezyonların bir bölümü yıllar içinde genetik ve epigenetik değişiklikler sonucu kansere dönüşüyor. Bu nedenle, poliplerin tarama kolonoskopisiyle saptanıp çıkarılması, kanser gelişimini önleyebilen temel yaklaşımı oluşturuyor.

Ailede öyküsünde risk yaklaşık 4 kat artıyor!

Yapılan çalışmalara göre; birinci derece akrabasında (anne, baba, kardeş) kolorektal kanser öyküsü olan kişilerde risk genel nüfusa göre yaklaşık 2–4 kat artıyor. Akrabanın genç yaşta tanı alması ve ailede bir kişiden fazla görülmesi riski daha da yükseltiyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Sönmez, risk grubunda olan kişilerin taramalara daha erken yaşta başlamaları gerektiğini belirterek, “Kolonoskopi taramasına 40 yaşında veya ailedeki en erken tanı yaşından 10 yıl önce (hangisi daha erkense) başlamaları gerekmektedir.  Bulgulara göre hastalar genellikle 5 yılda bir izlenmektedir. Şüpheli semptom varlığında ise yaş beklenmeden değerlendirme yapılmaktadır” diyor.

Bu sorunlarda zaman kaybetmeyin!

Kolon kanseri ve kanser öncülü polipler uzun süre belirti vermeden sinsice ilerleyebiliyor. Prof. Dr. Özlem Sönmez, kolon kanserinde en sık görülen belirtileri “Dışkılama alışkanlığında değişiklik (ishal-kabızlıkta yeni başlayan veya kalıcı değişim), dışkıda kan/ makattan kanama, nedensiz demir eksikliği anemisi, karın ağrısı–şişkinlik, açıklanamayan kilo kaybı ve halsizlik” olarak sıralıyor. Prof. Dr. Özlem Sönmez, bu belirtilerin özellikle 40 yaş üstünde veya aile öyküsü olanlarda “basit bir sorun” gibi görülmeden hızlıca hekime başvurmayı gerektirdiğini vurguluyor.

Erken evrede tam şifa mümkün!

Doğru zamanda yapılan tarama ve zamanında cerrahi, hastalığın doğal seyrini kökten değiştirebiliyor, gecikme ise tedaviyi daha karmaşık hale getiriyor.  Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Sönmez, erken evrede yakalanan kolon kanserinde tam şifanın mümkün olduğunu vurguluyor. Tedavinin omurgasını genellikle cerrahi yöntemin oluşturduğunu anlatan Prof. Dr. Özlem Sönmez, sözlerine şöyle devam ediyor: “Patolojiye ve evresine göre bazı hastalarda ek tedaviler, özellikle lenf nodu tutulumu gibi risk faktörleri varsa, kemoterapi planlanmaktadır. Ayrıca, bağışıklık sistemini güçlendirerek kanserle savaşmasını sağlayan immünoterapi ilaçları, özellikle bazı özel genetik özelliklere sahip hastalarda 2017 yılından itibaren kullanılmaktadır ve tedavi seçeneklerini genişletmektedir. Kanser hücrelerinin büyümesini hedef alan akıllı ilaçlar da yaklaşık 2000’li yıllardan bu yana uygun hastalarda kullanılarak tedavinin kişiye özel planlanmasına yardımcı olmaktadır.”

#KolonKanseri #ErkenTanı #TaramaProgramı #PolipKontrolü #Onkoloji #SağlıkHaber #GençErişkinlerdeKanser #YaşamTarzı #Kolonoskopi #KanserFarkındalık #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity