Yazılar

Doğası ile dikkat çeken Endonezya

Endonezya takımadaları, kültür, manzara ve şehir çeşitliliğiyle anlatılmamış hazineler barındıran bir adalar topluluğudur. Yetki alanındaki 17.000’den fazla adayla Endonezya, antik tapınakları keşfetmekten aktif yanardağlarda yürüyüşe ve büyük ölçüde el değmemiş sularda dalışa kadar herkese uygun bir macera ve cazibe merkezi sunar.

Hazırlayan: Ferhat Kaan Şahin

Bali plajları ve kültürü

Endonezya’nın tartışmasız en popüler tatil noktası olan Bali, burayı ziyaret etmeye değer kılan çok sayıda kültürel simge yapıya ve turistik cazibe merkezine sahiptir.

Ancak birçok kişi için Bali, adanın güzel plajlarıyla özdeşleşiyor. Eğer aradığınız şey bir plaj tatiliyse, Bali’nin lüks sahil tesislerinden birine gidip güneşin tadını çıkarabilirsiniz.

Bali’ye seyahat eden herkesin aklında sıcak kumlar ve masmavi sular vardır ve ada sizi hayal kırıklığına uğratmaz. Kuta, en ünlü plajdır ve güneş, sörf ve sosyalleşmeyi bir arada sevenler için harika bir yerdir. Popülerliği sayesinde burada çok sayıda restoran ve aktivite bulacaksınız.

Borobudur

Bu antik tapınak, Endonezya’nın en ünlü ve kültürel açıdan önemli simgelerinden biridir. Borobudur, 8. yüzyılda inşa edilmiş ve geleneksel bir Budist mandala şeklindedir. UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan ve dünyanın en önemli Budist mekanlarından biri olarak kabul edilir.

Nüfusun büyük bir kısmının volkanik patlamalar nedeniyle Doğu Cava’ya göç ettiği düşünülen bu devasa tapınak, yüzyıllar boyunca unutulmuştu. Ancak 1800’lerde yeniden keşfedildi ve bugün Cava’nın en önemli cazibe merkezlerinden biri.

Gün doğumunda tapınağa meşaleli bir tırmanış yapmak ve kompleksin güneş ışığıyla yıkanmasını izleyerek nefes kesici bir deneyim yaşamak için ziyaret edin.

Borneo Orangutanları

Endonezya’ya yapılan hiçbir gezi orangutanları görmeden tamamlanmış sayılmaz ve Borneo bu güzel ve nesli tükenmekte olan yaratıkları ziyaret etmek için harika bir yerdir.

Orangutanlar hâlâ vahşi doğada yaşasa da arazi geliştirme çalışmaları doğal yaşam alanlarını ihlal ettiği için birçok koruma alanı orangutanları kurtarıyor ve koruyor. Borneo’nun Endonezya’ya ait kısmı olan Kalimantan’daki Tanjung Puting Milli Parkı, dünyanın en büyük orangutan popülasyonlarından birine ve diğer primatlara, kuşlara ve sürüngenlere ev sahipliği yapıyor.

Gili Adaları

Gili Adaları, yıllar içinde sırt çantalı gezginler ve turistler arasında popülerlik kazanan Lombok’un önemli bir cazibe merkezidir. Bu tablo güzelliğindeki adalar, güzelliğiyle Bali’yi aratmayan plajların yanı sıra, bir kaplumbağa koruma alanında dalış ve hatta şnorkelli yüzme fırsatları sunar.

Daha fazla kaplumbağa aktivitesi arıyorsanız, her yıl yüzlerce kaplumbağanın doğduğu bir kaplumbağa kuluçkahanesini ziyaret edebilirsiniz.

Komodo Milli Parkı

Hayatında en az bir kez ejderha görmeyi kim hayal etmemiştir ki? Endonezya’daki komodolar efsanevi yaratıklar değil; ancak vahşi ve ölümcül hayvanlardır.

UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan Komodo Milli Parkı, üç ana ada ve birkaç küçük adanın yanı sıra çevredeki deniz alanlarını da kapsamaktadır. Bu adaların suları, dünyanın en zengin ve en çeşitli sularından bazılarıdır.

Komodo ejderhaları, parka yapılan her ziyaretin yıldızıdır; ancak ziyaretçiler ayrıca yürüyüş yapabilir, şnorkelli yüzme yapabilir, kano yapabilir veya adalardaki küçük köyleri ziyaret edebilirler. Bir diğer önemli nokta ise Komodo Adası’ndaki Pembe Plaj’dır . Bu pembe kumlu plaj, Endonezya’nın en iyi plajlarından biridir.

Kutsal Maymun Ormanı, Ubud

Ubud, Bali’nin kültürel kalbidir ve adanın kadim ihtişamını hissedebileceğiniz huzurlu bir alan olan Kutsal Maymun Ormanı Koruma Alanı’nı burada bulabilirsiniz. İnsanlar buraya maymunları görmek için gelse de devasa ağaçlar, orman patikaları, yosun kaplı heykeller ve yoğun ormanın içinden geçen yüksek köprüleriyle muhteşem bir ortam sunar.

Güneydoğu Asya’da yaygın olarak görülen bir maymun türü olan birçok uzun kuyruklu makak göreceksiniz. Kutsal alanda ayrıca 1350 yılından kalma üç Bali Hindu tapınağı da bulunmaktadır. Ormanda dolaşırken, maymunların dikkatini çekebilecek herhangi bir yiyecek veya eşya (şemsiye ve su şişesi gibi) göstermekten kaçının. Taşıdığınız her şeyi çalmaya çalışabilirler!

Bromo Dağı

Endonezya, dünyanın en aktif yanardağlarından bazılarının bulunduğu Ateş Çemberi üzerinde yer almaktadır. Merapi Dağı gibi ülkenin birçok yanardağı, şiddetli patlamaları ve göz alıcı ama tehlikeli güzellikleriyle ünlüdür.

Yanardağ, Cava Adası’nın en yüksek zirvesi olan Semeru Dağı’nı da içeren Bromo Tengger Semeru Milli Parkı’nın bir parçasıdır. Park, kökenleri antik Majapahit imparatorluğuna dayanan izole bir etnik grup olan Tengger halkına ev sahipliği yapmaktadır.

Tana Toraja

Güney Sulawesi Eyaletindeki Tana Toraja’yı ziyaret ettiğinizde, sadece zamanda geriye gitmiş gibi hissetmezsiniz, aynı zamanda Endonezya’nın köklü kültürlerinin zenginliğine ve çeşitliliğine de bir göz atarsınız.

Tongkonan’ın mimari tarzı, tekne şeklindeki evleri ve diğer binaları ilk bakışta göze çarpsa da bu doğal cennet parçasını bu kadar özel kılan şey insanlarıdır. Birçok kişiye göre, seyahat ederken karşılaşabileceğiniz en dost canlısı ve misafirperver insanlardır.

Kalimantan, Borneo

Borneo kadar vahşi ve evcilleşmemiş bir macera sunan çok az yer vardır. Dünyanın ekolojik açıdan en çeşitli yerlerinden biri olan Borneo, orangutanlara, egzotik kuşlara, Sumatra gergedanlarına, cüce fillere ve daha birçok canlıya ev sahipliği yapar.

Endonezya’nın Borneo adasında bulunan Kalimantan’da, Endonezya’nın en uzun nehri olan Kapuas Nehri boyunca seyahat edebilir, yerli Dayak halkının köylerini ziyaret edebilir, yol boyunca uzanan liman ve şehirlerde Çin, Malezya ve hatta Avrupa’dan gelen yabancı etkileri gözlemleyebilirsiniz.

Borneo’nun ünlü yaban hayatını bizzat görme şansı için yağmur ormanlarında yürüyüşe de çıkabilirsiniz.

Toba Gölü

Endonezya’nın bir diğer doğa harikası olan Toba Gölü hem bir su kütlesi hem de bir süper yanardağdır. Bir kraterin içinde yer alan göl, 69.000 ila 77.000 yıl önce oluşmuş ve felaketli bir patlamanın sonucu olduğuna inanılıyor.

Gölün yüzölçümü 1.145 kilometrekare, derinliği ise 450 metre. Burada hâlâ düzenli olarak volkanik faaliyetler kaydediliyor ve bazı adalar su yüzeyinin üzerine çıkmış durumda.

Toba Gölü, güzelliğin ve gezegenimizdeki güçlü güçlerin bir örneğidir. Burada yüzmeye, su kayağı yapmaya, kanoya binmeye veya balık tutmaya gidebilir veya çevredeki bölgeyi yürüyerek veya bisikletle gezebilirsiniz.

Krakatau Dağı

Endonezya’nın en ünlü yanardağı Krakatau’nun 1883’teki patlaması, şüphesiz tarihin en büyüğüydü. Patlama, dünya genelindeki iklim koşullarını ciddi şekilde etkiledi ve yakınlardaki Cava ve Sumatra’da insan yaşamına yıkıcı bir darbe vurdu. “Krakatau’nun Çocuğu” Anak Krakatau, 1883 patlamasıyla oluşan adaların en genci olup, 1930’da yüzeye çıktı.

Bu genç ve değişken yanardağ, 2018 yılında büyük bir çöküş ve patlama yaşadı; bu da onu yeniden şekillendirdi ve Endonezya’nın her köşesinde yüzeyin hemen altında bulunan muhteşem, görünmeyen gücün bir hatırlatıcısı olarak hizmet etti.

Raja Ampat

Yemyeşil, koni şeklindeki adaların mavi ve turkuaz sulara karşı oluşturduğu bu masal diyarı, Endonezya’nın en muhteşem manzaralarından biridir. Yüzlerce ada ve koy bu tropikal cenneti oluşturur, ancak güzellik su yüzeyinin altına da uzanır.

Rengarenk balıklar ve çeşitli deniz canlıları, ılık ve berrak sularda hayat bulur. Hatta buradaki mercan resifleri, gezegendeki en fazla biyolojik çeşitliliğe sahip resiflerden biridir ve bu da onu Endonezya’da dalış için popüler bir alan haline getirir.

Rinjani’nin Günlüğü

Endonezya’nın ünlü yanardağlarından biri olan Gunung Rinjani, Lombok’un en önemli turistik yerlerinden biridir. Rinjani, diğer bazı yanardağların yaşadığı patlama ve hareketliliklere maruz kalmasa da 13. yüzyılın sonlarındaki kaldera oluşturan patlamasının insanlık tarihinin en güçlü patlamalarından biri olduğuna inanılıyor. Rinjani’nin kalderasında bir göl ve gölün içinde bir diğer aktif yanardağ olan Baru Dağı bulunmaktadır.

Park, yürüyüşlerin zorlu olduğu konusunda uyarıyor, bu nedenle dağa tırmanmayı planlıyorsanız, iyi bir fiziksel sağlığa sahip olmanız ve uygun ekipmanlarla hazır olmanız gerekiyor.

Pura Tanah Lot

Etkileyici bir sahil manzarasına sahip olan bu tapınak, Bali’nin en popüler tapınaklarından biridir. Deniz kıyısındaki bir kaya oluşumu üzerine inşa edilmiş olan tapınağa, gelgit başlamadan önce yürüyerek ulaşabilirsiniz.

Orijinal oluşum bir noktada bozulmaya başladığı için kayanın bir kısmı artık yapay. Yine de Pura Tanah Lot, özellikle gün batımını izlemek için gelenlerin akınına uğruyor.

Banda Adaları

Bali ve Lombok’un denenmiş ve gerçek tatil yerleri olmasının bir sebebi var, ancak daha az bilinen Banda Adaları, alışılmışın dışında bir kaçamak olarak kendine has bir çekiciliğe sahip. 10 küçük adadan oluşan bu küme, derinliği 6.500 metreyi aşan Banda Denizi’nin kıyısında yer alıyor.

Bandalar, zengin hindistan cevizi kaynakları sayesinde baharat ticaretiyle uğraşanların uzun zamandır radarındadır. “Doğu Endonezya’nın en iyi saklanan sırrı” olarak adlandırılan Bandalar, özellikle dalgıçlar ve denizciler için anlatılmamış heyecanlar barındırır.

Bozulmamış dalış noktaları köpekbalıklarını, deniz kaplumbağalarını, balinaları, endemik Ambon iskorpit balığını, ıstakozları ve daha birçok canlıyı görme şansı sunuyor.

Jatiluwih Pirinç Tarlaları, Bali

Bali denince akla ilk gelen plajlar olabilir, ancak yemyeşil pirinç tarlaları da hemen ardından gelir. Jatiluwih Pirinç Tarlaları’nın terasları o kadar yemyeşil ve hayat vericidir ki, Bali’nin Subak Sistemi’nin bir parçası olarak UNESCO Kültürel Peyzajı olarak belirlenmiştir.

Özenle ekilip sulanan tarlalar, Bali’deki doğal kaynakların zenginliğinin ve yerel çiftçilerin özenle geliştirdiği becerilerin bir kanıtıdır. Bu zengin alanları görmeden Bali’ye yapılan hiçbir ziyaret tamamlanmış sayılmaz.

Cakarta

Endonezya’nın hareketli başkenti, ülkenin ünlü plajları, pirinç tarlaları ve yanardağlarıyla tam bir tezat oluşturuyor. Burada turistler, bu geleneksel destinasyonun kozmopolit yönünü keşfedebilirler.

Şehirde her biri mağazalar, lüks restoranlar ve sinemalarla dolu 170’ten fazla alışveriş merkezi bulunmaktadır.

Cakarta’nın diğer önemli noktaları arasında birçok önemli müze bulunmaktadır. Nispeten yeni olan MACAN Müzesi, 800’den fazla çağdaş sanat eserini sergilemektedir. Ayrıca, 70.000’den fazla esere ev sahipliği yapan arkeolojik ve etnolojik bir kurum olan Ulusal Müze ve uçurtma yapım sanatına adanmış canlı Layang-Layang Müzesi de bulunmaktadır.

Çiçek

Komodo ve Lembata adaları arasında, Endonezya’nın en güzel yerlerinden biri yer alır: Flores. Ada, el değmemiş yemyeşil tropikal manzaralarla doludur. Flores’in en ünlü turistik yeri Kelimutu yanardağıdır. Her biri suyun asitliğine göre değişen kendine özgü bir renge sahip üç gölüyle ünlüdür.

Ayrıca Bena köyünde Taş Devri’nden kalma megalitleri ziyaret edebilir, Wae Rebo’da Mbaru Niang olarak bilinen geleneksel konik evleri görebilirsiniz.

“Çevrem klasik Batı müziği eğitimi alan insanlarla doluydu”

Uzun yıllardır profesyonel olarak müzikle ilgilenen, kendine özgü yorumuyla seslendirdiği ‘Samsak Döveci’ türküsüyle adından daha çok söz ettirmeye başlayan Elif Buse Doğan, şimdilerde 5 şarkılık mini albümünün heyecanını yaşıyor; “Müzikal yolculuğum, tekerlemeli türkülerin ötesinde, çok daha geniş bir repertuvara dayanıyor” diyor.

Elif Buse Doğan’ın ismini 2022’de bir programda söylediği ‘Samsak Döveci’ şarkısının sosyal medyada viral olmasıyla duyduk. Onu İstanbul’daki iyi mekânların sahnelerinde de görüyoruz; canlı müzik eğlencesinin iyi, popüler isimlerinden. Şimdilerde ‘Aşk Başımda Bela’ adıyla 5 şarkılık mini bir albüm çıkardı. Elif Buse Doğan’la yoğun konser programının arasında internet üzerinden buluşup konuştuk.

Elif Buse Doğan

‘Samsak Döveci’ çok ses getirmişti. Nasıl geçti o süreç, hayatında neler değişti?

Böyle bir etki beklemiyordum. Televizyon programında söylediğim türkü şubatta yayımlanmıştı, mart ayındaysa bir TikTok fenomeni tekerlemeli olan kısmıyla video çekip üzerine dikkat çekici bir caption (açıklama) eklemiş. Ardından içerik hızla yayıldı. Önce TikTok’ta viral oldu, sonra Instagram’da. Bildirimlerden telefonumu sessize almak zorunda kaldım, o derece yoğundu ilgi. Elif Buse Doğan ismi biliniyordu ama ‘Samsak Döveci’yle tanınırlığım bambaşka bir seviyeye ulaştı. Bu sayede geçmişteki şarkılarım da daha çok dinlenmeye başladı. Yaptığım projeler çok daha geniş kitlelere ulaştı. Hem yorucuydu hem çok keyifli bir dönemdi. Aynı yıl İbrahim Selim’in programına konuk olduğumda “Başka tekerlemeli şarkı var mı bildiğin” diye sorunca aklıma bu kez ‘Adam Sandım Fos Çıktı’ geldi. O da yayıldı.

‘HER ZAMAN HAYALİMDİ’

Sosyal medyada yayılan bir şarkıyla tanınır olmak hoşuna gitti mi?

Bir süre sonra viral akıştan biraz uzaklaşmayı tercih ettim. Çünkü yapmak istediğim şey bu değildi. Yorumcu kimliğimi ön plana çıkarmak istiyordum. ‘Samsak Döveci’nin katkısı elbette çok büyük ama müzikal yolculuğum, tekerlemeli türkülerin ötesinde, çok daha geniş bir repertuvara dayanıyor.

En başa dönersek müzik hayatına nasıl girdi?

Bilinçli olarak hatırladığım kadarıyla müzikle ilk bağım 7 yaşlarında kuruldu. Ailemde neredeyse herkesin müzikle bir ilişkisi var. Bir dedem bağlama çalıyor, diğer dedem hem bağlama hem Karadeniz kemençesi… Anneannem, babaannem, annem, babam, teyzelerim, dayım, herkes bir şekilde türkü söylüyor. Böyle bir ortamda büyüdüm.

Elif Buse Doğan

Müzik eğitimi aldın mı?

Önce dedemden bağlama eğitimi almaya başladım. Sonra özel bir müzik merkezine devam ettim ve Kocaeli Belediyesi’nin konservatuvarına geçtim. Eğitimim güzel sanatlar lisesiyle devam etti, sonra İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı’na girdim. Orada lisans ve Haliç Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimimi tamamladım. Doktora sürecim devam ediyor.

“Dedemden eğitim aldım” dedin…

Bildiği kadarıyla bana eğitim vermeye çalıştı. Ondan birkaç türkü öğrendim. Sonra “Ben artık yetemem sana” dedi ve özel bir kursa yönlendirdi.

Sahnede olmak hep hayalin miydi?

Hep hayalimdi. Aldığım tüm eğitimler ve ailemin desteği beni bugüne hazırladı diyebilirim. Güzel sanatlar lisesine başladığımda keman ve piyano eğitimime dahil oldu. Ardından İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı’nda ses eğitimi bölümünü bilinçli tercihle seçtim. Konservatuvara girdiğim günden beri bu işi yapmak, sahnede olmak istedim.

Elif Buse Doğan

Türkü söylemeyi çok seviyorsun…

Türkülerin içinde büyüdüm. Bu sevgi bize geçti ama hiç dayatmadan, doğal şekilde… Çevremdeki birçok kişi pop müzik dinlerken ben hem pop hem türkü dinliyordum.

Kariyerindeki kırılma noktaları nelerdi?

İstanbul’a gelişim, TRT Müzik’te program sunmaya başlamam ve en büyük kırılma da ‘Samsak Döveci’…

Repertuvarında neler var?

Türkülerle tanındım ama kendimi yorumcu olarak görüyorum. Çocukluğumdan beri halk müziği, sanat müziği ve Batı müziği eğitimi aldım. Arabesk müziği küçük yaşlardan itibaren severek dinledim. Hatta ben çocukken arabesk dinlemek bazen yadırganırdı. Çevrem klasik Batı müziği eğitimi alan insanlarla doluydu. Ama benim ruhum hep oradaydı, hâlâ da öyle. Bunu bir sofraya benzetiyorum… Sadece zeytin, sadece peynir yemezsiniz; herkes sofradaki çeşitliliği ister. Benim sahneme gelen dinleyici de o çeşitliliği talep ediyor. Ben de sesime yakışan her şeyi söylemekten keyif alıyorum.

Elif Buse Doğan

En çok neler isteniyor?

‘Seni Yazdım Kalbime’, ‘Hatıran Yeter’, ‘Ona Söyle’ ve ‘Karalım’ sahnede sürekli istenen şarkılar. Türkülerdeyse ‘Cahildim Dünyanın Rengine Kandım’ ve ‘Yalan Dünya’…

EP’den önce ‘Aşk Başımda Bela’ yayımlandı…

Haziran’da çıktı. Aslında bu EP’nin ön duyuru şarkısıydı. Kalan 4 şarkı 4 Temmuz’da yayımlandı…

Düzenlemeler kime ait?

Çağrı Telkıvıran. Altyapıları önceden hazırladı, stüdyoda hem çekim yaptık hem canlı çaldı orkestra arkadaşlarım, ben de canlı söyledim. Konser kaydı gibi oldu. Yönetmenim kuzenim Kaan Yorulmaz.

Elif Buse Doğan

Yazı nasıl geçireceksin?

‘Aşk Başımda Bela’ya benzer bir şarkı hazır ve dinleyicimle buluşturmak istiyorum. Ağustosta, olmazsa eylülde düşünüyoruz. Sonra da ‘Akustik Renkler 2’ albümü gelecek. Bu kez konuk sanatçılar da olacak.

Kendini nasıl hissediyorsun sahnede?

İki saat boyunca sahnede kalıyorum ama o süre bana bir ‘an’ gibi geliyor. O kadar severek yapıyorum ki zamanın nasıl geçtiğini hiç anlamıyorum. Hasta olsam bile sahneye çıktığım anda iyileşiyorum; mutsuzsam mutlu iniyorum.

Canlı müzik mekânları gece hayatını ele geçirmiş durumda. Bir rekabet var mı bu sahnelerde?

Hem sanatçılar hem de mekânlar arasında görünmeyen ama hissedilen bir rekabet söz konusu. Herkes kitlesini oluşturmuş durumda ve kitleyi korumak ya da büyütmek için ciddi bir çaba var. Bu da doğal olarak rekabet ortamı yaratıyor.

Repertuvarında farkın ne?

Öncelikle kendi şarkılarımı okuyorum. Dinleyicilerimin benden duymak istediği şarkıları okuyorum, interaktif olmaya çalışıyorum. Canlı performans yaptığım için çok fazla istek geliyor ve çoğu zaman o an gelen isteklerle repertuvarı yönlendiriyorum. Tekrara düşmemeye, her sahnede yeni bir şey sunmaya özen gösteriyorum.

Sen kimleri dinlemeyi seviyorsun gece dışarı çıktığında?

Yıldız Tilbe, Hakan Altun, Sibel Can, Berkay, Ersay Üner… Yeni nesilden de Seda Mete ve Yusuf Aslan’ın sahnelerini seviyorum.

Elif Buse Doğan

Bir fırsatın olsa hangi isimle beraber şarkı söylemek istersin?

Belki çok kişi söylemiştir ama Tarkan. Onunla aynı sahneyi paylaşmak beni çok mutlu ederdi. Hatta sadece sahnede değil, bir projede de birlikte yer almak isterim. Bu benim için çok özel bir hayal.

 Sektörde kadın olmanın zorlukları var mı?

Zor şeyler yaşadım, yaşamaya devam ediyorum ama anlatmayacağım. Görsel odaklı bir iş yapıyoruz.  Sahne kıyafetlerinden tutun, müzikle ilgisi olmayan insanların yorumlarına kadar çok şeyle karşılaşıyoruz. Eleştiriler zaman zaman can sıkıcı olabiliyor. Ne yazık ki sözlü taciz gibi durumlarla da karşılaştım.

Nasıl başa çıkıyorsun?

Süreci ekibimle yönetiyoruz. Hiçbir şeyi tek başıma yapmıyorum. Kulisimden sahneye, sahneden kulise ve oradan doğrudan eve geçiyorum. Şimdiye kadar büyük bir olay yaşamadık. Sadece bir kez bir durum oldu ve hukuki süreci başlattık.

Güzellik ve dış görünüş sahnede avantajlı bir durum mu?

Avantajları ve dezavantajları olduğunu düşünüyorum. Bazı bakışlar rahatsız edici olabiliyor ama bunu çok büyütmüyorum. Somut olarak tarif edemem ama sahnede sadece görünüşle değil, ses ve duruşla da var oluyorsun.

175 yıllık efsane Türkiye’ye geliyor

175 yıllık köklü geçmişiyle dünyanın en prestijli bale topluluklarından Gürcistan Devlet Balesi, Pyotr Tchaikovsky’nin ölümsüz eseri The Nutcracker (Fındıkkıran)’ı Ocak ayında PIU Entertainment organizasyonu ile Türkiye’de sanatseverlerle buluşacak. Efsanevi sanatçı Nina Ananiashvili’nin sanat yönetimi ve koreografisi ile sahnelenecek olan gösteri, 17 Ocak’ta Zorlu PSM, 18 Ocak’ta ise ATO Congresium sahnesinde izleyiciyle buluşacak.

Karlar altındaki büyülü sahneler, rengarenk kostümler, görkemli dekorlar ve Tchaikovsky’nin zamansız müzikleriyle The Nutcracker (Fındıkkıran), 1892’deki prömiyerinden bu yana dünyanın en sevilen klasik bale eserlerinden biri olmayı sürdürüyor.

Biletler: Biletinial, Biletix, Bubilet ve Passo’da satışta.

Aromalı sütlere dikkat!

Aromalı sütlerin renkli ambalajları ve tatlı aromalarıyla çocuklar için cazip göründüğünü belirten uzmanlar, bu sütlerin çocukların ilgisini çekse de sağlıklı bir alternatif olmayabileceğini söylüyor.

Bu ürünlerin faydalı besin öğeleri içerse de yüksek miktarda şeker ve katkı maddeleri de barındırabildiğini ifade eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Bu içerikler, uzun vadede çocuklarda kilo artışı, diş çürükleri, insülin direnci gibi sağlık sorunlarına zemin hazırlayabilir.” dedi. Ayrıca aşırı süt tüketiminin demir emilimini azaltarak kansızlığa yol açabildiğini kaydeden Yiğit, evde doğal meyvelerle veya kakao ile hazırlanan sütlerin ise çok daha sağlıklı ve güvenli seçenekler sunduğunu vurguladı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, çocukların tükettiği aromalı sütlerin içerik ve tüketim miktarının neden olabileceği sağlık sorunları hakkında bilgi verdi.

Diyet Uzmanı Hülya Yiğit

Diyet Uzmanı Hülya Yiğit

İçeriği ve tüketim miktarı kontrol edilmeli!

Renkli ambalajları, çizgi film karakterleri ve tatlı aromalarıyla aromalı sütlerin, çocukların dikkatini kolayca çekebildiğini ifade eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Bu ürünler, süt tüketmeyen çocuklar için cazip bir seçenek gibi görünse de içerik ve miktar açısından dikkatli değerlendirilmesi gerekir.” dedi.

Yiğit, “Aromalı sütler, gazlı içecekler ve soğuk çaylar gibi şekerli içeceklere göre elbette daha besleyici olabilir. Ancak evde doğal malzemelerle hazırlanan aromalı sütlerden daha sağlıklı oldukları söylenemez.” şeklinde konuştu.

Şeker içeriği sağlık sorunlarına neden olabilir!

Ticari aromalı sütlerin, kalsiyum, protein ve D vitamini gibi faydalı bileşenler içerse de çoğu zaman yüksek miktarda eklenmiş şeker ve aroma vericiler de barındırdığını kaydeden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Bu içerikler, uzun vadede çocuklarda kilo artışı, diş çürükleri, insülin direnci gibi sağlık sorunlarına zemin hazırlayabilir.” dedi.

Tatlı aromalara alışan çocukların doğal gıdalara ilgisinin azalabileceği ve beslenme alışkanlıklarının olumsuz etkilenebileceği konusunda uyaran Yiğit, şunları söyledi:

“Bazı araştırmalar, fazla şeker tüketiminin vücut yağ oranını artırarak hormonal dengeyi etkileyebileceğini ve bu durumun kız çocuklarında erken ergenlik riskini artırabileceğini gösteriyor. Ayrıca, günde 600 ml ve üzeri inek sütü tüketiminin, demir emilimini azaltarak bazı çocuklarda kansızlık riskini artırabileceği de belirtiliyor.”

Evde hazırlamak hem besleyici hem de güvenli…

Evde hazırlanan doğal aromalı sütlerin ise çocuklar için hem daha güvenli hem de daha besleyici bir alternatif olduğunu vurgulayan Yiğit, “Örneğin; 5-6 adet çilekle hazırlanan çilekli süt ya da şekersiz kakao, az miktarda bal veya hurma özü ile yapılmış kakaolu süt, katkı maddesi içermeyen sağlıklı seçenekler sunar. Alerjik yapıya sahip çocuklar için ise bu tarifler keçi sütüyle hazırlanarak da uygulanabilir.” dedi.

Çocukların sütle olumlu bir ilişki kurabilmesi için birlikte süt hazırlamanın, farklı meyve veya sunumlarla süreci eğlenceli hâle getirmenin beslenme alışkanlıklarını da olumlu etkileyeceğini dile getiren Yiğit, “Sonuç olarak, aromalı sütler bazı koşullarda süt tüketimini teşvik edebilir. Ancak içeriğindeki şeker, katkı maddeleri ve tüketim miktarı göz önünde bulundurularak değerlendirilmeli. Mümkün olduğunca evde hazırlanan, sade ve doğal içeriklerle zenginleştirilmiş sütler tercih edilmeli.” diyerek sözlerini tamamladı.

Gaye Özen “Nefes”

Gaye Özen’in minyatür sanatından ilham alan sergisi “Nefes”, Maison Magi’de sanatseverlerle buluşuyor.

Sanatçı Gaye Özen’in minyatür ve tezhip sanatına getirdiği özgün bakışıyla şekillenen sergisi “Nefes”, 29 Ağustos-13 Eylül 2025 tarihlerinde Eski Datça’nın sanat rotası Maison Magi’de ziyaretçilerini bekliyor.

Bu yaz tatil yaptınız mı?

Dünyanın önde gelen pazar araştırma şirketlerinden Ipsos, tüketicilerin tutum ve davranışlarını, yaşam tarzlarını ve değişen alışkanlıklarını yakından izlemeye devam ediyor.  İçinde bulunduğumuz küresel krizler, ekonomik koşullar ve değişen öncelikler, Türk halkının tatil alışkanlıklarını geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da etkiliyor. Bu araştırmada, toplumun bu yaz tatil yapma eğilimi, tatil planlarına dair tutumları ve beklentileri ile bu kararların altında yatan neden ve sonuçlar verilerle açıklanıyor. Tatil sadece deniz, kum, güneş ve otel konaklamasından ibaret olmadığını, bireyler açısından ayrı ayrı anlam ifade ettiğini veriler ışığında görüyoruz. Kimisi için lüks bir otel, gündelik işlerden kaçıp rahatlamak demekken, kimisi için doğa tatilinde kamp yapmak ya da kültür turlarıyla tarihi yerler keşfetmek, tatil anlamında büyük keyif olduğu ifade edilebiliyor. Diğer bir taraftan da ; tatil, memlekete veya köy ziyareti anlamına da geliyor.  Kısaca bireylerin kendini iyi hissettiği yerde, insan ruhuyla bedenini buluşturmaya, yenilenmeye yer açma ihtiyacını gideriyor. Geçtiğimiz yıl ve bu yılki verileri karşılaştırdığımızda; geçtiğimiz yıl olduğu gibi her on kişiden altısı bu sene yaz tatili yapmadığını ve yapmayı da düşünmediğini belirtiyor. Geçen yıla kıyasla, tatile çıkmayanlar arasında tatil planlayanların oran ise düştü. (2024 :%20 vs 2025 :%24)

Ipsos Türkiye Ipsos Türkiye

Tüm dünyada yaşanan çoklu krizler ve ekonomik dalgalanmalar, insanların bütçelerini gözden geçirmesine neden oluyor. Artan fiyatlar ve enflasyon, eskiden mümkün olan tatil seçeneklerini lüks hale getirebiliyor. Bu yüzden birçok kişi, tatil yapmak yerine mevcut birikimlerini korumayı veya temel ihtiyaçlara yönelmeyi tercih edebiliyor.

Ipsos Türkiye

Her on kişiden birinin geçen sene yurt dışında tatil yaptığını ifade etmesi de, önemli bir trende işaret ediyor. Yurt içinde tatil yapmanın maliyetinin, bazı yurt dışı destinasyonlarla karşılaştırıldığında daha yüksek olması. Özellikle komşu ülkelerde veya vize gerektirmeyen bölgelerde, uygun fiyatlı paket turlar veya konaklama seçenekleri bulunabiliyor. Yurt içinde popüler olan destinasyonların kalabalık olması veya bireylerin kişisel tatil anlayışına uymaması durumunda, insanlar daha sakin veya farklı bir atmosfer arayışıyla yurt dışı seçeneklerine yönelebiliyor. Tüketici tutum davranışlarında bu tutumlar; turizm sektörünü yurt dışı odaklı kampanyalar geliştirmeye veya yurt içi destinasyonlarda rekabetçi fiyatlar sunmaya teşvik edebilir. Aynı zamanda, seyahat alışkanlıklarının ve önceliklerinin zamanla nasıl değiştiğini de gösteriyor.

Ipsos Türkiye

Kendi gelirleriyle tatil yapabilen bireylerin sayısının artmasıyla birlikte, otel veya pansiyon gibi yerleri tercih ederek daha bağımsız ve rahat bir tatil deneyimi arayışına doğru bir geçiş olduğu rakamlara bakıldığında  net bir şekilde ortaya çıkıyor. Bu, kişisel harcama gücünün artmasının doğrudan bir yansıması. Otellerin ve pansiyonların sunduğu hazır hizmetler, özellikle yemek, temizlik ve aktivite gibi konularda tatilcilere büyük kolaylık sağlıyor. Aile evinde bu hizmetlerin genellikle kendisi tarafından karşılanması, tam anlamıyla “dinlenme” amacıyla yapılan bir tatil beklentisini karşılamakta zorlanabiliyor. Aile evinde tatil yapmak, ekonomik açıdan avantajlı olsa da, kişisel alandan feragat etmeyi gerektirdiğinden tercih sıralamasında geriliyor.

Ipsos Türkiye

Bu sene daha fazla kişinin tatil masraflarını kendi imkanlarıyla karşıladı. Kişisel finansal durumun geçen seneye göre daha farklı bir trende geçtiği de veriler arasında öne çıkan başlıklardan.  Bu durum, bireylerin gelirlerinde artış, daha iyi bir bütçe yönetimi veya tatil için daha önceden birikim yapabilme yeteneği gibi faktörlerden kaynaklanabilir. Aileden borç alma ihtiyacının azalması, genç nesillerin veya çalışan kesimin ekonomik olarak daha güçlü bir pozisyona doğru bir yükselen ivme gösteriyor denilebilir.

Ipsos Türkiye

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik, Gündeme Dair Araştırma Verilerini Şöyle yorumladı; Ipsos olarak Gündeme Dair araştırmamızda katılımcılara “Son günlerde kendinizi nasıl hissediyorsunuz?” diye sorduğumuzda uzun süredir yanıtlar değişmiyor; yorgun, bıkkın ve endişeli. Bu duygular, adeta üzerimize sinmiş durumda. Yılın yorgunluğunu geride bırakmak ve tazelenmek için ihtiyaç duyduğumuz yegane şeylerden biri ise hayatın olağan akışına ara vererek yaz tatili yapmak.

Geçtiğimiz bir kaç senedir yaz tatiline ilişkin sorular soruyoruz. Bu yıl her on kişiden altısı bu sene yaz tatili yapmadığını ve yapmayı da düşünmediğini belirtiyor. Bu oranda geçtiğimiz yıla kıyasla bir değişiklik yok.

Tatil yapanlar ya da yapabilenler bunu sürdürüyor (on kişiden sekizi), tatil yapmayan ya da yapamayanlar da buna isteyerek veya mecburen devam ediyorlar. Geçen yıl yaz tatil yapamayan her on kişiden yedisi bu yıl da yaz tatil yapamayacağını belirtiyor. Yaz tatili yapamamanın en önemli nedeni olarak geçtiğimiz seneye benzer şekilde ekonomik koşullar öne çıkıyor. Yaz tatili yapamayan her on kişiden dokuzu ekonomik sebeplerle tatil yapamadığını ifade ediyor.

Yurt içinde tatil yapanların oranı doğal olarak çok daha yüksek. Geçen sene olduğu gibi bu sene de her on kişiden dokuzu yurt içinde tatil yapmış. Ailelerinin yanında yaz tatili yapanların oranı geçtiğimiz seneye kıyasla düşerken, yurt içinde otel ve pansiyonda kalmayı tercih edenlerin oranında belirgin şekilde bir artış görüyoruz. Her on kişiden yedisi yaz tatil bütçesini kendi gelirinden karşıladığını ifade ediyor.  Geçen yıla kıyasla ailelerinden borç alanların oranı daha düşük ancak bankalardan kredi alanların oranı artmış durumda.

Ekonomik koşullar ne kadar zorlu olursa olsun, insanın kendine ayırdığı küçük bir mola hayatında büyük bir fark yaratıyor. Hayatın rutin ve yoğun akışından uzaklaşarak, tazelenmek, zihnimizi dinlendirecek anlara alan açmak her zamankinden daha kıymetli. Bulgular, yaz tatilinin pek çok kişi için ekonomik koşulların etkisiyle ertelenen veya vazgeçilen bir plan haline geldiğini ortaya koyuyor.

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Baharın geçici ama büyüleyici güzelliğinden ilham aldı

Rolls-Royce Motor Cars, baharın geçici ama büyüleyici güzelliğinden ilham alan özel serisi “Spectre Inspired by Primavera”yı tanıtıyor.

Açan çiçekten ilham alan yeni 23 inçlik jant tasarımının olduğu seri 3 ayrı yorum içeriyor.

Rolls-Royce Motor Cars, baharın zarafetini yansıtan ve her biri tamamen kişiselleştirilmiş tasarımlardan oluşan bir seri olan Spectre Inspired by Primavera’yı gururla tanıtıyor. İtalyanca “bahar” anlamına gelen adı taşıyan Spectre Inspired by Primavera, mevsimin büyüsünü yansıtan özenle tasarlanmış özel detaylarıyla öne çıkıyor; zarif, ruhu canlandıran ve umut dolu.

Rolls-Royce, Spectre Inspired by Primavera

Spectre Inspired by Primavera Bespoke serisi, mevsimin farklı yönlerini temsil eden üç farklı yorumu içeriyor; Evanescent, Reverie ve Blossom. Her biri mevsimi farklı şekilde yorumlayan bu modeller, gelecek yılın başına kadar sipariş edilebilecek ve teslimatlar 2026 baharından önce başlayacak.

“Spectre Inspired by Primavera” adını taşıyan aydınlatmalı eşik kapılarında ve başlıklarda, kiraz çiçeği detayı devam ediyor. Başlıklarda kullanılan heykelsi, silüet temelli nakış tekniği, yaprakların zarif görünümünü ustalıkla yansıtıyor.

Rolls-Royce, Spectre Inspired by Primavera

Kuzey Yarımküre’de bahar aylarında gökyüzünde beliren ve “bahar üçgeni” olarak anılan Boötes, Leo ve Virgo takımyıldızlarından esinlenen her araç, 4796 adet el işçiliğiyle yerleştirilmiş ışıkla donatılmış Starlight Doors’a ve 5500’den fazla yıldızdan oluşan soyut bir kümeyi Spectre logosu eşliğinde yansıtan aydınlatmalı ön panel ile donatıldı.

Aracın Crystal over Arctic White dış rengi, coachline kiraz çiçeği deseni, ince çizgili jant detayları ve Turchese tonundaki fren kaliperleriyle tamamlanıyor. Bu canlı dokunuş, iç mekanda Grace White deriyle uyum içinde devam ediyor.

Rolls-Royce, Spectre Inspired by Primavera

Doğanın yeniden doğuşu

Aracın dış tasarımı, fren kaliperleri ve jant göbeklerindeki ince çizgilerle uyumlu olarak Forge Yellow ile el boyaması yapılmış coachline ve kiraz çiçeği motifleriyle Duck Egg Blue rengine sahip. İç tasarım, Grace White ve Charles Blue derilerin Forge Yellow’un canlı detaylarıyla buluştuğu saf bir estetik sunuyor.

Rolls-Royce, Spectre Inspired by Primavera

Yenilenme mevsimi

Spectre Inspired by Primavera “Blossom”, Velvet Orchid Metallic dış rengiyle bu ruhu yansıtıyor; derin ve etkileyici tonu, erken açan çiçeklerin zenginliğini ve nadirliğini hissettiriyor. Spectre’ın omuz hizasında yer alan coachline ve çiçek motifi ile fren kaliperleri ve jant göbeklerindeki Forge Yellow detayları, zarif bir güneş ışığı ve enerji vurgusu yaratıyor.

İç mekanda Grace White deri, derin Peony Pink tonlarıyla bütünleşiyor; Forge Yellow dikiş detayları ise mevsimin canlılığını zarif bir şekilde vurguluyor.

Rolls-Royce, Spectre Inspired by Primavera

Teknik Bilgiler

Spectre: WLTP: Güç tüketimi: 2,6–2,8 mil/kWh / 23,6–22,2 kWh/100 km.

Elektrikli menzil: 329 mil / 530 km.

CO₂ emisyonu: 0 g/km.

Daha fazla detaylı bilgi için: https://bit.ly/3XtQW7q

Rolls-Royce, Spectre Inspired by Primavera

Zygmunt Bauman “Yaşam Sanatı”

Bauman, bu kitabında, bireyin kendi özgücüne dayanarak hayatını sürdürme çabasını “yaşam sanatı” olarak adlandırır. “Akışkan modern toplumlarda” yaşamak zorunda olan bireyin, yaşam sanatı performansının, ne anlama geldiği tartışmalı da olsa, “mutluluk”la, “mutlu olmak” isteğiyle doğrudan bağlantısı var. Kişi bu dünyada mutlu olmak istemektedir, ama toplum halinde yaşamak da sorumluluk gerektirmektedir, kişi yalnızca kendisini değil, hemcinslerini de gözetmek zorundadır fakat “tüketim toplumu” mekanizmaları içine çekilmiş modern insan, mutluluk arayışında toplumsal gerçekliği bir kenara bırakıp kendini merkeze alarak hareket etmektedir. Sorun da buradadır: Mutluluk arayışında tek başına olduğunu düşünmesinden ve buna inanmasından ötürü çoğunlukla mutsuzlukla cebelleşmek zorundadır modern insan.

Amaç ve araçların birbirine karıştırıldığı, gelgeç zevklerin baş köşeye oturtulduğu tüketim toplumu insanını mercek altına alan Bauman, bu parlak çalışmasında, insanın kendini gerçekleştirme serüveninin aydınlık olduğu kadar karanlık noktalarına da bakıyor. Okuru kendi gerçekliğiyle yüzleşmeye davet eden Bauman, yaşam sanatının inceliklerini ustalıkla gözler önüne seriyor, daha iyi bir yaşam düşünü de elden bırakmayarak…

Jonah Lehrer “Karar Anı”

Bugün insanlık tarihinde ilk kez bu soruya cevap verebiliyoruz. Beynin içine bakıp insanların nasıl düşündüklerini görebiliyoruz: Kapalı kutu artık açılmıştır. Fakat kutudan akılcı varlıklar olmadığımız çıkmıştır. Zihin farklı alanlardan oluşan karmakarışık bir ağa benzer ve bu alanların çoğu duygu üretimi surecinin birer parçasıdır.

Duygular ile düşüncelerin birbirinden kopuk şeyler olarak görülmesi en temel sorunlardan biridir. Bu kitabın amacı bu yapay ikili karşıtlığı aşarak iki soruya cevap vermektir: “İnsan beyni nasıl karar alır?” ve “Bu kararları nasıl daha iyi hale getirebiliriz?”

Kevin J. Wetmore “Ölü Yiyiciler”

Dünya üzerindeki her kültürde, insan yiyen canavarlara dair anlatılara tanık oluruz. Grendel’den ortaçağda bir yamyam olan Sawney Bean’e; antik İran’daki gulyabanilerden Teksas Katliamı’na kadar, bu varlıkların insanları yediği her hikâye, evrensel ve bir o kadar da korkutucu nitelikler taşır. Bu kitapta Kevin J. Wetmore Jr., hortlaklar, yamyamlar, wendigolar ve insan etiyle ziyafet çekmeyi seven diğer varlıklar da dahil olmak üzere ölü yiyen canavarların tamamına yer veriyor. Mitolojiden başlayarak tarihe ve çağdaş popüler kültüre yönelen Wetmore, antik Yunan tanrılarının insanlarla beslenme hikâyelerinden, Tibet’teki gökyüzü cenazelerine; Zerdüştlükten modern toplumlardaki gerçek yamyamlık vakalarına kadar görünüşte insanlık dışı olan bu eylemleri inceleyerek Ölü Yiyiciler’de, ceset yiyenlerin bizlere insan doğası ve en derin korkularımıza dair pek çok şey öğretebileceğini ortaya koyuyor.