Yazılar

Seyahat hastalıklarına dikkat!

Her yıl milyarlarca insanın uluslararası seyahate çıktığını belirten uzmanlar, bu yolculukların önemli bir kısmında sağlık sorunları yaşandığını söylüyor.

Seyahat hastalıklarının bulaşıcı enfeksiyonlardan, yolculuk ve çevresel koşullardan kaynaklanan sorunlara kadar geniş bir yelpazede ortaya çıkabildiğini aktaran Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Bu sorunların önemli bir kısmı hafif ve kendini sınırlayan özellikte hastalıklar. Bununla beraber, daha ciddi sorunlara yol açan enfeksiyonlarla da karşılaşılabiliyor, seyahat edenlerin bir kısmı seyahatini yarıda keserek ülkesine dönmek zorunda kalabiliyor.” dedi. Sıtmanın en sık karşılaşılan ateşli hastalık olduğunu kaydeden Mamçu, seyahatten en az dört hafta önce Seyahat Hastalıkları Kliniklerine başvurulması ve gerekli aşıların yapılmasının büyük önem taşıdığını vurguladı. Mamçu ayrıca seyahat dönüşünde ateş, sarılık, baş ağrısı, kanama veya nörolojik bulgular görüldüğünde vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini hatırlattı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, özellikle uluslararası seyahatlerde karşılaşılabilecek enfeksiyon hastalıkları, risk grupları, alınması gereken önlemler ve seyahat sonrası dikkat edilmesi gereken sağlık sorunları hakkında bilgi verdi.

Dr. Dilek Leyla Mamçu

Dr. Dilek Leyla Mamçu

Seyahat enfeksiyonları üç grupta ele alınıyor!

Seyahat hastalıklarının yolculuk yapılan yere, yolculuk şekline ve gidilen yerde yapılan aktivitelere bağlı olarak ortaya çıkan sağlık problemleri olduğunu dile getiren Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Seyahat enfeksiyonları genel olarak bulaşıcı hastalıklar, seyahatin kendisinden kaynaklı sorunlar, çevresel ve bölgesel faktörlerden kaynaklı sorunlar şeklinde üç grupta ele alınabilir.” dedi.

Hangi durumlarda ne tür hastalıklar görülebileceğine değinen Mamçu, “Tropikal bölgelerde sıtma, sarı humma, dengue, Zika, kolera, tifo, hepatit A-B gibi enfeksiyonlar sık görülür. Kirli su ve yiyeceklerle seyahat ishali bulaşabilir. Jet lag (zaman farkı yorgunluğu), derin ven trombozu (uzun süre hareketsiz oturmaya bağlı pıhtı oluşumu) ve seyahat hastalığı (motion sickness – araç tutması) gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Yüksek irtifa hastalığı, güneş çarpması, sıcak çarpması, dehidratasyon, soğuk iklimlerde donma, hipotermi, böcek ve hayvan ısırıkları ile karşılaşılabilir.” şeklinde konuştu.

Seyahat edenlerin yüzde 65’i az ya da çok etkilendikleri bir sağlık sorunu yaşıyor!

Günümüzde yılda 1.2 milyar insanın uluslararası seyahat ettiğini ve her yıl bu sayının arttığını aktaran Dr. Dilek Leyla Mamçu, “2030’da sayının 2 milyara ulaşacağı öngörülüyor. Seyahatlerin yarısından fazlası, gelişmekte olan ülkelere yapılıyor.” dedi.

Hastalıkların daha çok gelişmiş ülkeden gelişmemiş ülkeye seyahatte ortaya çıktığına dikkat çeken Mamçu, şunları söyledi:

“Gelişmiş alt yapıları olan ülkelere kıyasla bazı Afrika ülkeleri, Güney Doğu Asya ve Güney Amerika’ da bazı bölgeler  daha fazla risk içerir. Ayrıca ülkelerden bağımsız olarak, hijyen ve sanitasyon şartlarının sağlıklı olmadığı, su kaynaklarının kirli olduğu bölgelerde enfeksiyonlar daha sık görülür. Yapılan çalışmalara göre seyahat edenlerin yüzde 65’i gittikleri bölgede az ya da çok etkilendikleri bir sağlık sorunu yaşıyor. Bu sorunların önemli bir kısmı diyare, solunum yolu enfeksiyonu, deri hastalıkları gibi çoğu hafif ve kendini sınırlayan özellikte hastalıklar. Bununla beraber, daha ciddi sorunlara yol açan enfeksiyonlarla da karşılaşılabiliyor, seyahat edenlerin bir kısmı seyahatini yarıda keserek ülkesine dönmek zorunda kalabiliyor.”

Seyahatten en geç dört hafta önce Seyahat Hastalıkları Kliniğine başvurulmalı!

ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) ve Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) hem hastalar hem de hekimler için yararlı web siteleri bulunduğunu hatırlatan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Bu kaynaklar, dünyanın tüm ülkelerinde ortaya çıkan hastalık ve salgınları yakından izleyerek sık sık güncelleniyor.” dedi.

Alınacak önlemlerin gidilecek ülkeye, kalınacak süreye ve yapılacak aktiviteye göre değiştiğini dile getiren Mamçu, “Ülkemizde Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü, yurt dışına çıkacaklara seyahat sağlığı hizmeti sunuyor. Bölgelere göre  WHO ve CDC’nin önerdiği aşılar; gidilen bölgeye, kalınacak süreye, kişinin bağışıklık durumuna  ve o anda mevcut salgın hastalık durumuna göre değişebileceği için mutlaka  konunun uzmanları tarafından  Seyahat Hastalıkları Kliniklerinde uygulanmalı. Sahra altı Afrika, Uzak Asya gibi bazı coğrafi bölgelere gitmeden önce aşılama ile yeterli düzeyde bağışıklık oluşturulmalı. Bu da en az 3- 4 hafta süreceği için planlanan seyahatten en geç dört hafta önce sağlık kuruşuna başvurulmalı.” açıklamasını yaptı.

Seyahatle ilişkili hastalıklar açısından bazı kişiler ‘yüksek riskli yolcu’!

Seyahat öncesi bir Enfeksiyon Hastalıkları uzmanına danışmanın seyahatle ilişkili hastalıkların önlenmesinde kritik öneme sahip olduğunu belirten Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Temel sağlık değerlendirmesi, seyahat programının gözden geçirilmesi, uygun aşıların uygulanması ve danışmanlık hizmetleri için uzmana başvurulabilir.” dedi.

Seyahatle ilişkili hastalıklar açısından bazı kişilerin ‘yüksek riskli yolcu’ olarak tanımlandığına dikkat çeken Mamçu, “Bunlar; ciddi sağlık sorunları nedeniyle yakın zamanda hastaneye yatış öyküsü olanlar, kronik hastalıkları olanlar, immün yetmezliği olanlar, çocuklar ve yaşlılar, gebelik veya emzirme dönemindeki kadınlar, özellikle kaliteli tıbbi hizmetten uzak, gelişmekte olan ülkelere yolculuk edecek yolcular, uzun süreli seyahat edecekler, sırt çantalılar ve insani yardım, tıbbi hizmet amacıyla seyahat edenler. Özellikle bu kişiler seyahat öncesi bir Seyahat Hastalıkları Kliniğine başvurmalı.” uyarısında bulundu.

En sık sıtma ile karşılaşılıyor…

Seyahat dönüşünde altı hafta içinde ateş , sarılık, baş ağrısı, uykuya eğilim, kanamalar  veya  nörolojik bulguların varlığında mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğinin altını çizen Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Başvuruda  seyahat ve seyahatte yapılan yüzme, mağaracılık, trekking gibi aktiviteler anlatılmalıdır.” dedi.

En sık saptanan ateşli hastalığın sıtma olduğunu kaydeden Mamçu, sözlerini şöyle tamamladı:

“Sıtmanın kuluçka süresi bir yılı bulabilir. Ateş, nezle hali, terleme, üşüme gibi şikayetlerle başlayabilir. Sıtma dışında; gidilen ülkenin mikrobik yapısına ve vücudun bağışıklık durumuna bağlı olarak, ülkemizde görülmeyen pek çok tropikal hastalık görülebilir.

Bununla birlikte Türkiye’ye gelen yabancı turistler açısından, ülkemizin alt yapı, hijyen ve sanitasyon şartları yeterli olup, WHO tarafından seyahat öncesi herhangi bir önlem önerilmeyen ülkeler arasında. Bununla beraber Güneydoğu veya Çukurova Bölgesi’nde sıtma, Güneydoğu’da tifo, amipli dizanteri, bruselloz, leyişmaniyoz ve Tokat, Sivas, Erzurum, Trabzon gibi Kelkit Vadisi çevre illerinde Kırım-Kongo hemorajik ateşi hastalıklarına karşı dikkatli olmak gerekebilir.”

Fotoğrafları sosyal medyayı salladı!

Yeni albümünü müzikseverlerle buluşturmak için gün sayan Simge, hafta sonu konser maratonuna çıktı. Güzel şarkıcı, ilk olarak Bodrum’da ardından da Karadeniz’in incisi Arhavi’de sahne aldı.

Konser öncesinde Arhavi’nin serin sularında keyifli bir mola veren Simge, “Canım Arhavi’de, adeta cennetteyim şu an.” sözleriyle mutluluğunu dile getirdi.

Sahne performansıyla büyüleyen Simge, dünden bugüne hit olmuş şarkılarını kendisini izlemeye gelen binlerce hayranıyla hep bir ağızdan seslendirdi. Işıl ışıl enerjisi, güzelliği ve güçlü repertuvarıyla dinleyenlere unutulmaz bir gece yaşatan sanatçı, uzun süre alkışlandı.

Simge, yeni albümü öncesi verdiği bu konserlerle müzikseverlerin heyecanını daha da artırdı.

Simge’nin hem sahne enerjisi hem de tatil pozları magazin gündeminin zirvesine oturdu.

Doğum gününde buluştular

İş dünyasının başarılı isimlerinden, Attec International Holding ortağı ve Türk Dünya İş Kadınları Platformu (TÜDİP) üyesi Aslı Sarar Aydın, yaz sezonunu geride bırakarak Bodrum’daki yazlığını kapattı ve İstanbul Acarkent’teki villasında dostlarını ağırladı.

Dernek üyelerinden yakın arkadaşlarını küçük bir 5 çayı organizasyonunda bir araya getiren Aydın, sürprizlerle dolu bir akşam yaşadı. Keyifli geçen sohbetlerin ardından, Aslan burcu olan Naz Kamaşak, Mahru Norton ve ev sahibi Aslı Sarar Aydın için sürpriz bir doğum günü kutlaması yapıldı.

Doğum günü pastası, çalgıcılar eşliğinde renkli bir şekilde getirildi. Sürpriz karşısında duygulanan Aslı Hanım ve arkadaşları, müzik eşliğinde eğlenceli saatler geçirdi. Gece boyunca sohbet, müzik ve neşenin hakim olduğu etkinlik, konuklara unutulmaz anlar yaşattı.

Kutlama öncesinde TÜDİP Başkanı Gülnur Kamaşak kısa bir konuşma yaparak doğum günü kutlanan Aslan burcu hanımlara iyi dileklerini iletti. Ardından, doğum günü pastasının mumları coşkuyla üflendi.

Cilt kanserinde 20-40 yaş grubunda belirgin artış görülüyor!

Günümüzde dünyada en sık görülen kanserler arasında ilk sırada yer alan cilt kanseri, erken dönemde tedavi edilmediğinde hayatı tehdit edebiliyor. Üstelik, eskiden genellikle 50 yaş üzerindeki kişilerde görülürken, son yıllarda özellikle 20-40 yaş aralığında melanom tipi cilt kanserinde belirgin artış yaşanıyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör, yoğun güneşlenme alışkanlığının, güneşten koruyucu kremlerin yetersiz uygulanmasının ve solaryumun gençleri daha riskli hale getirdiğine işaret ediyor.   Özellikle en tehlikeli cilt kanseri türü olan melanom erken evrede tedavi edilebilirken, geç kalındığında ise hızla lenf bezlerine ve diğer organlara metastaz yapıyor. Melanom dışı cilt kanserleri ise genellikle daha yavaş ilerlemelerine ve metastaz riski düşük olmalarına rağmen tedavisinde geç kalınırsa büyük doku kayıplarına ve ciddi komplikasyonlara yol açabiliyor.  Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör, bu nedenle cilt kanserlerinde erken teşhisin yaşamsal önem taşıdığına dikkat çekerek, “Tümörü ne kadar erken yakalarsak tedavisi de o kadar kolay olur. Dolayısıyla, erken teşhis için ayda bir kez ayna yardımıyla benlerin ve cildin hem güneş gören hem de görmeyen bölgelerinin incelenmesi büyük bir önem taşır” diyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr.  Emel Güngör, bu sayede var olan benlerdeki değişikliklerin erkenden fark edileceğini belirterek, “Özellikle 40 yaş sonrasında yeni çıkan her türlü cilt kabarıklığında, benin hızla büyüdüğü durumlarda, iyileşmeyen yaralarda, var olan benlerdeki değişikliklerde zaman kaybetmeden dermatoloji hekimine başvurmak, hayat kurtarmaktadır” bilgisini veriyor.

Prof. Dr. Emel Güngör

Prof. Dr. Emel Güngör

Önümüzdeki 10 yılda milyonlarca insan etkilenecek

Dünyada, melanom dışı, yani bazal hücreli ve skuamöz hücreli kanserler tüm kanserlerin yaklaşık yüzde 40’ını oluşturuyor. Bu rakamlar cilt kanserinin en sık görülen kanser türü olduğunu gösteriyor. Melanom ise tüm kanserlerin yaklaşık yüzde 1-2’sini oluşturuyor ve 6. sırada yer alıyor. Ülkemizde de melanom dışı cilt kanserlerinin ilk sırada, melanomun ise ilk 10 içinde yer aldığı belirtiliyor.  Dünya Sağlık Örgütü, cilt kanserinde önümüzdeki yıllarda küresel çapta artış beklendiği uyarısında bulunuyor. Dünya Sağlık Örgütü tarafından 2022 yılında, dünya genelinde yaklaşık 1,5 milyon yeni melanom dışı cilt kanseri ve 330 bin yeni melanom vakası raporlandı. 2030 yılına kadar bu sayının melanom dışı cilt kanserlerinde yüzde 20-25, melanomda ise yüzde 35-40 oranında artacağı düşünülüyor. 2030’lu yıllarda her yıl milyonlarca kişinin cilt kanserinden etkileneceği öngörülüyor. Bu rakamların nüfus artışı ve yaşlanmaya bağlı olarak önümüzdeki 10 yılda yüzde 50 oranında artabileceği bildiriliyor.

Cilt kanseri iki gruba ayrılıyor

Cildimizde yer alan her hücre tipinden farklı türde kanser tipleri gelişiyor. Bunlar arasında en sık melanom ve melanom dışı cilt kanserleri görülüyor. Melanom dışı cilt kanserleri kendi içinde bazal hücreli kanser (BHK) ve skuamöz (yassı) hücreli kanser (SHK) olarak iki başlıkta sınıflandırılıyor. Cildin bazal tabakasındaki hücrelerinde gelişen bazal hücreli kanser çoğunlukla yüzde, özellikle burun üzerinde görülürken; daha az olarak göğüs, sırt, kollar, bacaklar veya saçlı deride ortaya çıkabiliyor. Cildin üst katmanlarını oluşturan çok katlı skuamöz hücrelerin kanseri olan skuamöz (yassı) hücreli kanser de özellikle yüz ve dudaklarda görülüyor ve bazal hücreli kansere göre daha hızlı büyürken yakınındaki lenf bezlerine ve uzak organlara sıçrama riski de oluyor. Deriye renk veren melanosit adlı hücrelerin kanserleşmesiyle oluşan melanom ise ciltte var olan benlerin üzerinden gelişebileceği gibi, herhangi bir öncü lezyon olmadan da ortaya çıkabiliyor.

Cilt kanserinin 8 önemli sinyali!

Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör, benlerinizde aşağıda yer alan değişiklikler varsa, zaman kaybetmeden bir dermatoloji uzmanına muayene olmanız gerektiği uyarısında bulunuyor.

  • Yeni bir ben çıkması ve hızla büyümesi
  • Var olan benlerde büyüklük, renk ve şekil değişikliği
  • Diğerlerinden farklı bir ben oluşumu
  • Benin asimetrik bir şekilde olması
  • Ben kenarlarının girintili ve çıkıntılı olması
  • Ben üzerinde iki veya daha fazla renk olması
  • Bende kaşıntı, kanama ve/veya sulantı olması
  • Bene dokunulduğunda pürüzlü veya pul pul hissedilmesi

En önemli risk faktörü güneş ışınları

Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör, cilt kanserinde en önemli risk faktörünün ultraviyole (UV) ışınlarına yoğun maruz kalmak olduğunu belirterek,  “Bronzlaşmak için uzun süre güneşlenen, özellikle kısa tatillerde yoğun güneş ışığına maruz kalan kişilerin riski daha fazladır. Ayrıca, solaryum cihazları da bu nedenle ciddi risk oluşturur” diyor. Prof. Dr. Emel Güngör, yaşla birlikte biriken ultraviyole dozunun, katran-arsenik ve bazı endüstriyel kimyasallara maruziyetin, ayrıca radyoterapi uygulanmış bölgelerin riski artırdığına işaret ederek, “Açık tenli, çilli, sarı veya kızıl saçlı, renkli gözlü kişiler ile ailesinde veya kendisinde cilt kanseri öyküsü bulunan kişilerde de risk artar. Bunların yanı sıra çok sayıda ve özellikle düzensiz şekilli atipik benlere sahip olanlar, yine özellikle  çocukluk döneminde su dolu şiddetli güneş yanığı geçirenler, açık havada uzun süre çalışmaları nedeniyle güneşe yoğun maruz kalanlar ve bağışıklık sistemi zayıf olan kişiler, kalıtsal hastalık olarak güneş ışığına hassasiyeti olan ve güneş hasar onarım mekanizmalarında sorun yaşayan kişiler risk grubunda yer alır” bilgisini veriyor.

Cilt kanserinden korunmak için 5 kritik kural!

Melanom ve melanom dışı cilt kanserlerinden korunmanın en önemli yolu, güneşin zararlı ultraviyole (UV) ışınlarına maruziyeti azaltmaktan geçiyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör, cilt kanserine karşı alınması gereken önlemleri şöyle sıralıyor:

  • Güneş ışınlarının en güçlü olduğu saatlerde (10:00-15:00) güneş altında durmayın. Cildinizin kızarmasına izin vermeyin.
  • SPF 30 ve üzeri güneş koruyucu kremler kullanın. UV filtrelerinin yaş grubuna ve cilt tiplerine göre seçilmesi gerekiyor. Yine yüz ve gövde için farklı ürünler tavsiye ediliyor. Bu nedenle, güneşten koruyucu seçiminde dermatoloji hekiminizden yardım alın.
  • Güneşten koruyucu kremleri dışarıya çıkmadan en az 20 dakika önce sürün ve her iki saatte bir tekrarlayın. Terleme sonrasında ve deniz veya havuza girip çıktığınızda iki saati beklemeyin, ürünü tekrar sürün.
  • Geniş kenarlı şapkalar, güneş gözlükleri, uzun kollu ve sıkı dokunmuş giysilerle, cildiniz ile güneş ışınları arasına bariyer koyun. Sörf ve kano gibi sporlarda UV filtreli giysiler giyin, açık cilt alanlarına tercihen suya dayanıklı güneş koruyucu kremler uygulayın.
  • Solaryumdan kaçının.

Tedavideki ilk basamak cerrahi yöntem

Melanom ve melanom dışı cilt kanserlerinde tanı biyopsiyle kesinleşiyor ve kanserin tipi ile alt tipi belirleniyor.  Tedavinin şekline ise hastanın yaşına, tümörün yerleştiği alana, tipine, büyüklüğüne ve hastanın eşlik eden diğer sağlık problemlerine göre karar veriliyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör, cilt kanserlerinin tedavisinde ilk basamak olarak cerrahi yöntem uygulandığını belirterek, süreci şöyle özetliyor:  “Melanom dışı cilt kanserlerinde tümörün büyüklüğüne göre çıkarılması gereken sağlam cilt alanı belirlenir ve ikinci seansta güvenilir alan tespit edilerek tümör cerrahi yöntemle çıkarılır. Melanom tedavisinde ise güvenli cerrahi sınır genişliği melanomun deri içindeki kalınlığına bağlı olarak belirlenir. Melanomun kalınlığı arttıkça ilk olarak lenf bezlerine daha sonra da diğer organlara yayılma riski yükselir. Bu nedenle, melanom hücrelerinin cilt içindeki seviyesine göre evreleme yapılır ve bu evrelemeye göre gerekirse komşu lenf bezleri incelenir, hatta ileri evre melanomlarda tüm vücut olası metastazlar açısından taranır.”  Prof. Dr. Emel Güngör, cerrahiye uygun olmayan melanom dışı cilt kanserinde ise özel kremler, kriyoterapi, elektrokoterizasyon ve radyoterapi gibi farklı seçeneklere başvurulduğunu belirtiyor.

Cemre Esel yeni tekli “Deli Sanıyorlar Beni”

Alternatif pop müziğin yetenekli isimlerinden Cemre Esel, söz ve müziği kendisine ait olan yeni şarkısı “Deli Sanıyorlar Beni” ile dinleyicilerin karşısına çıkıyor. Kırılganlık ve güç arasındaki ince çizgide yürüyen bir kadının hikayesini anlatan şarkı, etkileyici melodisi ve güçlü sözleriyle dikkat çekiyor. Şarkının düzenlemesi, mix ve mastering’i ise Burak Bedirli imzası taşıyor. Şarkının dünyasındaki duyguları samimi bir dille aktaran Cemre Esel, “Deli Sanıyorlar Beni” ile dinleyiciyi derinlere sürükleyen bir atmosfer yaratıyor. Melodik yapısıyla duyguyu daha da yoğunlaştıran şarkı, yazın son günlerine eşlik etmeye aday. Cemre Esel’in yeni şarkısı “Deli Sanıyorlar Beni” ve klibi, 22 Ağustos’tan itibaren tüm dijital platformlarda yayında!

Adam Phillips “Öpüşme, Gıdıklanma ve Sıkılma Üzerine”

Adam Phillips, insan hayatının her zaman farklı bakış açılarından betimlenebileceğine ve psikanalizin de bu yollardan sadece biri olduğuna inanan mütevazı bir psikanalist. Ona göre psikanaliz, insanların kendilerini daha iyi hissetmelerini sağlayan bir hikâye anlatma tarzı. Bir tür sohbet. İnsanlar kendi yaşamları hakkında kendilerine anlattıkları hikâye tükendiği ya da aşırı sancılı bir hâle geldiği için katılıyor bu sohbete…

Öpüşme, Gıdıklanma ve Sıkılma Üzerine bizi, psikanaliz teorisinde ihmal edilmiş olan küçük ama son derece önemli konular hakkında ilginç sohbetlere davet eden denemelerden oluşan bir kitap. Endişe, risk, sükûnet, gıdıklanma, öpüşme, yalnızlık, yaratıcılık ve suçluluk duygusu arasındaki ilişki; sıkılma, fobi-teori benzerliği; bir metin değil de deneyim olarak rüya; inanç ve engeller gibi, herkesi ilgilendiren konularda çarpıcı saptamalarda bulunuyor Phillips: “İnsanlar yaşamlarının, olasılıklardan en çok korktukları dönemlerinde âşık olurlar.”

Hyundai i30 yeniden yola çıkmaya hazır!

Hyundai’nin sevilen modeli i30, Eylül ayında Türkiye’de yeniden satışa sunulacak. i30, Türkiye pazarına Prime ve Comfort olarak iki paket seçeneğiyle geliyor.

Hyundai Motor Türkiye, C HB segmentinin en beğenilen modellerinden biri olan i30’u yeniden satışa sunmaya hazırlanıyor. Yenilenen tasarımı ve fonksiyonel özellikleriyle öne çıkan i30, modern çizgileriyle kullanıcıların beklentilerine cevap verecek.

Türkiye’de iki farklı donanım seçeneğiyle satışa sunulacak olan i30, Prime ve Comfort donanımlarıyla kullanıcıların tüm ihtiyaçlarına cevap verecek. Otomobilde 1.5T MHEV benzinli bir motor ve performans ve yakıt verimliliği sunan 7 ileri DCT şanzıman yer alıyor. 140 PS güç ve 253 Nm tork üreten bu kombinasyon, i30’a hem verimlilik hem de güçlü bir sürüş karakteri kazandırıyor. Hyundai’nin global tasarım anlayışını yansıtan i30, markanın kalite ve güvenlik yaklaşımını da bir üst seviyeye taşıyor. Güçlü duruşu, modern teknolojileri ve kullanıcı odaklı donanımlarıyla i30, yeniden Türkiye yollarına çıkarken, Hyundai Motor Türkiye için de önemli bir geri dönüşü simgeliyor.

“Seninle yola çıkmak için hazır!” mottosu ile Eylül ayında satışa çıkacak Hyundai i30’un tüm detayları ilerleyen günlerde paylaşılacak.

Ars Longa’dan yeni şarkı “Ağır Ağır”

Alternatif müziğin başarılı temsilcilerinden Ars Longa, yeni single’ı “Ağır Ağır” ile dinleyicilerin karşısına çıktı.

Sanatçı, geçtiğimiz aralık ayında yayımladığı “Anılara Tutunmak” şarkısının ardından yeni çalışmasıyla geri döndü. Derin sözleri ve sade melodisiyle öne çıkan Ağır Ağır, arka planda yaz sonu hissiyatını veren imgeler eşliğinde, ağır ağır ya da bağır çağır da olsa konuşmanın her zaman daha fazla olumlu sonuç doğuracağını söylüyor.

Şarkının söz, müzik ve prodüksiyonu Ali Sinan Çulhaoğlu’na ait. Mix çalışmasını Mert Berkay Saraç, mastering sürecini ise Deniz Ünlü üstlendi.

Bebeğin anne karnındaki su yolculuğu suda doğum ile devam ediyor

Gebeliğin özellikle son aylarında anne adaylarının temel beklentisi stresten uzak, rahat bir doğum yapıp, bebeğini sağlıkla kucağına almak oluyor. Suda doğum yöntemi de, daha doğal, daha az ağrılı olması; annelere fiziksel ve psikolojik destek imkanı sunmasıyla giderek daha çok anne adayı tarafından tercih ediliyor. Suda doğum yöntemi hakkında bilgi veren Acıbadem Kartal Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Refika Gasimova, “Sıcak su tüm kaslarımızı gevşetiyor, spazmları çözüyor. Anında vücutta rahatlama duygusu hissediliyor. Annenin ağrısını 10 üzerinden puanlarsak, suda doğumda ağrı şiddeti 3-4 puana kadar düşerek daha tolere edilebilecek seviyeye geliyor. Buna ek olarak, tüm dünyada doğum sonrası annelerin en yüksek düzeyde memnuniyet duyduğu doğum şekli suda doğumdur” diyor.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Refika Gasimova, suda doğum hakkında en çok merak edilen 7 sorunun yanıtını şöyle sıralıyor:

Dr. Refika Gasimova

Dr. Refika Gasimova

Suda doğum nedir ve nasıl gerçekleşir?

Suda doğum, doğumun en sancılı ve en aktif olan kısmının veya tamamının sıcak su dolu özel bir havuzda gerçekleşmesini sağlayan bir yöntem. Havuz içinde 35-37 derece ısıda bulunan su, annenin rahatlamasına, kasların gevşemesine ve ağrıları daha kolay atlatmasına yardımcı oluyor. Aynı zamanda doğumun daha konforlu, sakin ve doğal bir ortamda geçmesini sağlıyor.

Bu doğum yöntemi anneye ne sağlıyor?

Sıcak suyun ağrı şiddetini azaltması, spazmları çözmesi ve kasılmaları daha az hissedilir hale getirmesi epidural veya morfin türevi ağrı kesicilerin etkilerine yaklaşıyor. Annenin fiziksel ve psikolojik gerginliğinin azaldığını vurgulayan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Refika Gasimova, “Psikolojik anlamda havuz, anne ile dış dünya arasında iyi bir tampon görevi görerek mahremiyet sağlıyor. Sürekli ebe, eş desteği ciddi güven hissi oluşturuyor. Yerçekimi kasları çok yorar, biz otururken bile çoğu kasımızı çalıştırırız. Burada ise suyun kaldırma kuvveti yerçekimiyle hissedilen ağırlığı azalttığı için kas yükü hafifliyor, annenin hareket kabiliyeti artıyor” sözleriyle yöntemin faydalarını anlatıyor.

Bebek sağlığı açısından faydası var mı?

Bebek için daha nazik bir doğum şekli olan suda doğumda bebeğe giden kan akışı artıyor, yani daha fazla kan ve oksijen ulaşıyor. Bebeğe ilk dokunan kişi anne olduğu için ”ten tene temas” sağlanıyor. Bu da doğumdan hemen sonra annede pozitif duygulara yol açan oksitosin hormonunu tetikliyor ve anne bebek arasında kurulacak bağın ilk adımını oluşturuyor.

Her anne adayı suda doğum yapabilir mi?

Prensip olarak vajinal doğum yapabilecek her anne adayının suda doğum için uygun olduğu düşünülüyor. Anne ve bebek sağlığı açısından sezaryen doğum yapılması gereksinimi olan durumlarda ise önerilmiyor. Bu uygunluğun hekim tarafından değerlendirilmesi gerekiyor.

Bebek havuzdaki suyu yutar mı?

Ailelerin suda doğumla ilgili en büyük kaygılarından birinin bebeğin su yutma ihtimali olduğuna değinen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Refika Gasimova, “Bebekler zaten 9 ay anne karnında suyun içinde gelişiyor ve büyüyor. Aslında bebek sudan suya doğuyor, çünkü bebekler zaten suyun içinde. En önemlisi suya doğan bebeği havuzdan çıkarıp tekrar suya sokmamamız gerekiyor. Bunun için suya doğum tecrübesi olan doktor ve ebe ekibiyle çalışmak önem taşıyor” diye konuşuyor.

Riskleri var mı?

Havuzdaki suyun hem temizlik hem de ısı açısından anne karnındaki amniyon sıvısıyla aynı özellikleri taşıması gerekiyor. Süreç kurallara uygun ilerlediğinde müdahaleli doğum oranı azalıyor; vakum, forseps ve epizyotomi gerekmiyor. Dokular suda esnediği için dikiş ihtiyacı azalıyor. Deneyimli bir ekip tarafından yapılırsa dezavantajı bulunmuyor. Su, süreci olumlu yönde etkiliyor ve doğum sonrası memnuniyet çok daha yüksek oluyor.

Suda doğum hakkında en sık hangi kaygılar yaşanıyor?

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Refika Gasimova, “Suyun enfeksiyon riskini artırdığı ve özellikle suda kalma süresi uzarsa enfeksiyon riskinin arttığı düşünülüyor. Oysa ki bu doğru değil. Bir diğer yanlış kanı da ikiz gebelik, SSVD (Sezaryen sonrası vajinal doğum), makat (ters gelişli) gebeliklerde suda doğum yapılamayacağı. Bu bilgiler de doğru değil” diyor.

“Tat ve Sanat: Lezzetli Resimler”

İstanbul’a veda eden “Tat ve Sanat: Lezzetli Resimler” sergisi, 16 Eylül’den itibaren İş Sanat Ankara Sanat Galerisi’nde sanatseverlerle buluşacak.

Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nin verimli topraklardan, denizlerin bereketinden, doğanın cömertliğinden ve paylaşılan sofralardan ilham alan süreli sergisi “Tat ve Sanat: Lezzetli Resimler” 20 Ağustos itibariyle İstanbul ayağını tamamladı. Prof. Dr. Gül İrepoğlu’nun küratörlüğünde hazırlanan sergide, 90 sanatçıya ait 200’ü aşkın sanat eseri yer aldı. Sanatseverler, sergide Osman Hamdi Bey, Şeker Ahmed Paşa, Selahattin Teoman, Cevat Dereli, Nazlı Ecevit, Eren Eyüboğlu, Hikmet Onat, Hasan Vecih Bereketoğlu ve Mehmed Muazzez gibi Türk sanatının önemli isimlerinin eserlerini izledi.

İstanbul’da 70 bin ziyaretçiye ulaşan, tematik konferansları ve çocuklara özel sanat atölyeleriyle de büyük ilgi uyandıran sergiden geniş bir seçki 16 Eylül’den itibaren Ulus’taki İktisadi Bağımsızlık Müzesi bünyesinde yer alan İş Sanat Ankara Sanat Galerisi’nde ziyarete açılacak.