Yazılar

“Esenbike Hatun zorlayıcı ama öğretici bir deneyim oldu”

Tiyatrodan sinemaya, dönem dizilerinden modern projelere… Ayça İnci, 30 yılı aşkın oyunculuk kariyerinde tutkuyla yol alan, sahiciliğiyle dikkat çeken bir isim. Yeşilçam efsanesi Bilal İnci’nin torunu olsa da, bu meslekte kendi adını tırnaklarıyla kazıyarak var etti. “Kuruluş Osman” dizisindeki Esenbike Hatun karakteriyle izleyiciyle buluşan İnci ile oyunculuk serüvenini, set tecrübelerini, hayallerini ve genç oyunculara tavsiyelerini konuştuk.

Röportaj: Nazan Ortaç

Ayça İnci

Oyunculuğa adım atma süreciniz nasıl gelişti? İlk set deneyiminiz nasıldı?
Ortaokul ve lise çağlarımda mankenlik, fotomodellik ve oyunculuk yapmaya başladım. Gaye Sökmen Ajansı’na bağlıydım. Kamera önündeki ilk deneyimlerim müzik klipleriyle başladı. Daha sonra 15 yaşımdayken “Borsa” adlı dizide, Kartal Tibet’in yönettiği bir yapımda küçük bir rol aldım. Evin hizmetçi kızını canlandırıyordum. Bu, benim ilk profesyonel oyunculuk işimdi ve oyunculuktan ilk kez para kazandım. Set ortamı büyülü gelmişti. O yaşta, profesyonel bir ekiple çalışmak hem çok heyecan vericiydi hem de kararımı netleştiren bir deneyim oldu.

Dedeniz, Yeşilçam’ın duayenlerinden Bilal İnci… Dedenizin oyuncu olması, sizin kariyerinizi nasıl etkiledi?
Dedemin oyuncu olması, benim oyuncu olmama vesile olmadı. Hatta tam tersi dedem bu sektöre girmemi çok istemiyordu. Yeşilçam’dan gelen biri olarak zorluklarını biliyordu. Aslında ben iç mimar olmak, dekorasyon alanında ilerlemek ve hatta yurt dışına gitmek istiyordum. Ama oyunculuk beni adeta fethetti. Sonrasında Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde eğitim almaya başladım. Kendimi bu alanda ifade edebilmek, nefes almak gibiydi. Dedemin çok iyi bir karakter oyuncusu olması, onun disiplini bana ilham verdi hep ama bırakın torpili, bazen tam tersi bile oldu. Dedemden çekinen insanlar, bana rol vermemeyi bile tercih etti. Ama ben sebat ettim, çok eğitim aldım, çok geliştirdim kendimi, çok okudum. Hâlâ bu yaşta öğrenmeye devam ediyorum. Dedem sonradan çok mutlu oldu, çok destekledi, “Benim gibi gözlerinde oynuyorsun, çok iyi karakter oyuncusu olacaksın” derdi.

Ayça İnci

Hem tiyatro, hem dizi hem de sinema projelerinde yer aldınız. Bu üçü arasında sizin için en özel olan hangisi ve neden?
Hepsinin yeri ayrı ama tiyatroda canlı izleyiciyle o bağı kurmak, o anı birlikte yaşamak bambaşka. Sinema ise sinematografik anlamda çok büyülü, kalıcılığı yüksek. Dizi ise uzun soluklu bir yolculuk… O karakterle uzun zaman geçiriyorsunuz. Ama sahnede o ilk nefesi almak, o canlı tepkiyi duymak… Sanırım tiyatro kalbimde hep bir adım önde.

Sinema ve televizyon projelerinde çalışma süreci çok farklı olabiliyor. Set ortamında en çok hangi türde projede kendinizi rahat hissediyorsunuz?
Dönem işlerinde kendimi çok daha güçlü ve motive hissediyorum. Modern yapımlarda da rahatım ama dönem işlerinin atmosferi beni daha çok içine çekiyor. Tarihi kostümler, aksiyon sahneleri, atmosfer bana ayrı bir enerji veriyor. Sarayda da olabilir, arazide de, ama ruhu olan bir iş olması benim için en önemlisi.

Ayça İnci

Sinema dışında başka bir sanat dalıyla ilgileniyor musunuz? Resme olan ilginiz devam ediyor mu?
Evet, resimle hâlâ ilgileniyorum. Bunun dışında yazmak da ilgimi çekiyor. Küçük hikâyeler kaleme alıyorum. Bir gün belki bir kitap olur. Dansla da aram iyidir. Yani sanatın birçok dalıyla bağ kuruyorum ama hepsi odak ve konsantrasyon gerektiriyor.

Yoğun iş temposunda kendinize zaman ayırmak için neler yapıyorsunuz?
Doğayı çok seviyorum. Ayvalık’ta geçirdiğim zamanlar bana çok iyi geldi. Deniz, yürüyüş, piknikler… İstanbul’da da fırsat buldukça Sultanahmet, Balat, Adalar gibi yerlere giderim. Hâlâ İstanbul’da turist gibi gezerim. Ayrıca yüzmeyi, spor yapmayı, ev dekorasyonu ile ilgilenmeyi severim. Set için sabah 6:30’da kalktığım çok oluyor ama zaman yaratmayı başarıyorum.

Ayça İnci

Oyunculuk dışında yapmak istediğiniz ama henüz gerçekleştirmediğiniz bir hayaliniz var mı?
Evet, deniz kenarında, iskelesi olan bir tatil köyü hayalim var. İçinde restoran, tasarım ürünlerin satıldığı bir alan, şiir ve müzik dinletileri, sinema gösterimleri, workshoplar… Yani bir kültür-sanat tatil köyü. Hem ruhu olan hem de üretimi teşvik eden bir yer olmasını istiyorum. Daha önce de iki mekan işlettim, tecrübeliyim ama artık çok yorulmak istemiyorum… Güzel bir ekiple bu hayalimi gerçekleştirmek istiyorum.

Önümüzdeki dönemde hayal ettiğiniz bir karakter var mı? Hangi tür projelerde yer almak istersiniz?
Dönem işleri beni çok etkiliyor ama özellikle Cumhuriyet tarihinden önemli kadın kahramanları, yazarları canlandırmak isterim. Biyografik projeler ilgimi çekiyor. Zor karakterleri oynamayı seviyorum. İçimden “Bunu da başardım,” dedirten roller beni heyecanlandırıyor. Kendi sınırlarımı zorlamak, yeni taraflarımı keşfetmek çok keyifli.

Ayça İnci

Genç oyunculara ve oyuncu olmak isteyenlere verebileceğiniz en önemli tavsiye nedir?
Çok okusunlar, çok gözlem yapsınlar. Felsefe, sanat tarihi, mitoloji, sosyoloji… Her şeyden beslenmeleri lazım. Türkiye’nin her bölgesinde lehçeler, beden dilleri değişiyor. Araştırmacı bir ruhla hareket etmeleri gerek. Öğrenci gibi kalmaları şart. Ayrıca bu işin kolektif olduğunu unutmasınlar. Saygı, sevgi, sabır… Ve tabii ki maneviyat. Para, şöhret gelip geçici ama yaptığınız işten ruhsal olarak tatmin olmak çok daha kıymetli.

“Kuruluş Osman” dizisinde Esenbike Hatun karakterini canlandırıyorsunuz. Esenbike Hatun’u oynarken sizi en çok zorlayan veya heyecanlandıran şey ne oldu?
Esenbike Hatun enteresan bir karakter, hiç bana uymayan, benim mizacımda olmayan bir karakter. Bayağı kibirli, herkesi küçük gören, yalnızca kendi doğrularıyla yaşayan biri. Bu kadar sert ve katı bir karakteri canlandırmak başlangıçta beni zorladı çünkü kısa sürede sete dahil oldum. Bir alışma sürem neredeyse hiç olmadı. Ama kostümler, atlar, kılıç ve dönemin atmosferi bana çok güç verdi. Karakterin ruhunu hissettiğim anda her şey yerine oturdu. Zorlayıcı ama bir o kadar da öğretici bir deneyimdi.

Ayça İnci

Tarihi bir dizide oynamanın, modern yapımlara göre en büyük farkı sizce nedir?
Tarihi projeler, sizi hem fiziksel hem de ruhsal olarak bambaşka bir dünyaya taşıyor. Modern yapımlarda gündelik hayata daha yakınsınız, ama dönem işlerinde atmosferle, kostümle, dil ile dönüşüyorsunuz. Tarihi dizilerde karakterle bütünleşmeniz daha yoğun oluyor. Hele ki at binme, dövüş sahneleri, ağır kostümler derken hem bedensel hem zihinsel bir hazırlık gerekiyor. Ama o dünyaya adım attığınızda, etkisi bambaşka oluyor.

Rolünüz için özel olarak aldığınız bir eğitim (at binme, kılıç kullanma vb.) oldu mu?
Evet, 12 yıl önce de benzer bir dönem işi için at binme, kılıç ve ok eğitimi almıştım. “Kuruluş Osman”da bu bilgi ve becerilerimi tazeleme fırsatım oldu. Set dışında da çiftliğe gidip antrenman yaptım. Aralarda herkes dinlenirken ben kılıç çalışıyordum. Bu tarz fiziksel hazırlıkları çok seviyorum, karaktere başka bir derinlik katıyor. Hâlâ haftada bir gün binicilik derslerine devam ediyorum.

Ayça İnci

Set ortamı nasıl? Oyuncu arkadaşlarınız ve ekip ile uyumunuzdan bahseder misiniz?
Disiplinli bir set ortamımız var. Herkes işine konsantre, saygılı ve çok özverili. Bu da oyuncu olarak sizi besliyor. Güzel bir denge var. Bana herkes “Ayça Abla” diyor, bu da aramızdaki sevgi ve saygının bir göstergesi. Böyle bir ekip içinde olmak çok kıymetli.

Şikayetleri geçtiğinde tedaviyi asla bırakmayın!

Burun akıntısı, sık sık hapşırmak, gözlerde kızarıklık ve kaşıntı… İlkbaharın gelmesiyle birlikte canlanan doğa hepimizi mutlu ediyor, ancak bir de polenler olmasa! Üstelik son yıllarda önemli bir artışın yaşandığı alerjik hastalıklardan çocuklar daha fazla etkileniyor. Bahar alerjisinin en önemli sebebi olan polenlerin  etkisiyle deride, gözlerde, burunda, boğazda  ve  akciğerlerde  ortaya  çıkan hastalıkların tümü “bahar alerjisi” olarak adlandırılıyor.  Polenler  dışında ev tozu akarları, küf mantarları  ve   hayvan tüyleri  de  bu  dönemde  ortaya  çıkan  alerjilere  yol açan diğer etkenleri oluşturuyor. Acıbadem International Hastanesi Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, bahar alerjisinin çocukların yaşam kalitesini  ciddi boyutlarda etkileyebildiğine dikkat çekerek, “Uyku kalitesinde  bozulma, dikkat dağınıklığı, okul başarısında düşme, huzursuzluk, yorgunluk ve bu sorunlar nedeniyle okul ile derslerden geri kalmak, alerjik çocuklarda çok yaygın görülmektedir” diyor. Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, bu nedenle çocuklarda bahar alerjisinin tedavisinde zaman kaybetmemek gerektiğini belirterek, “Yaşam alışkanlıklarında alınacak olan önlemler ve medikal tedaviyle çocuklar yaşıtları gibi sosyal aktivitelere katılabilir ve okul hayatına kolaylıkla devam edebilirler” diyor.

Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya

Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya

Ülkemizde yaklaşık her 3 çocuktan biri alerjik!

Bahar alerjisi tüm dünyada ve ülkemizde çok yaygın görülüyor. Öyle ki çocukların yaklaşık yüzde 10-30’unda alerjik nezle, yüzde 8-12’sinde astım, yüzde 10-15’inde atopik dermatit ve yüzde 8-10’unda göz alerjisi mevcut. Ülkemizde her yıl en  az  100 bin çocuğa  alerjik hastalıklardan birinin tanısı konuluyor.  Bu hastalıkların birlikte  görülme  sıklığının yüzde 30 olduğu belirtiliyor. Bu rakam, ülkemizde yaklaşık her 3 çocuktan birinde alerjik bir hastalık olduğuna işaret ediyor.

Belirtiler etkilenen bölgeye göre değişiyor!

Bahar alerjisinin belirtileri vücudun etkilenen bölgesine göre farklılık gösteriyor. Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, bahar alerjisinin sinyallerini, “Alerjik nezlede; burun akıntısı, sık sık hapşırmak, burun tıkanıklığı,  burun ve  boğaz  kaşıntısı; göz  alerjisinde gözlerde  kızarıklık, kaşınma,  sulanma ve ışıktan rahatsız olma; astımda hırıltı, uzun süreli öksürük, nefes  darlığı,  göğüste  sıkışma  hissi; atopik  dermatitte uzun  süren şiddetli  kaşıntı ve  kuruluk” olarak özetliyor.

Bahar alerjisine karşı 7 etkili önlem!

Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, çocuklarda bahar alerjisine karşı almanız gereken önlemleri şöyle özetliyor:

  • Polen mevsiminde, günün erken saatlerinde evinizin pencerelerini kapalı tutun.
  • Polenlerin en yoğun olduğu sabah 06:00 – 10:00 saatleri arasında ve rüzgarlı havalarda çocuğunuzu dışarı çıkarmayın.
  • Dışarı çıkarken polenlere doğrudan maruz kalmaması için çocuğunuza şapka ve güneş gözlüğü takın.
  • Eve gelince yüzünü ve ellerini mutlaka yıkayın.
  • Kıyafetlerini eve gelir gelmez çıkarın.
  • Kıyafetlerini, çarşaflarını ve havlularını yıkadıktan sonra dışarıda asla kurutmayın.
  • Evinizi sık sık Hepa filtresi olan vakumlu  bir  süpürgeyle temizleyin.

 Tedavi çocuğun yakınmalarına yönelik düzenleniyor

Bahar alerjisinde, zamanında doğru tanı konulması  ve doğru tedaviye başlanması büyük bir önem taşıyor. Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, bahar  alerjisinde yaşam alışkanlıklarında alınacak olan tedbirlerin  yanı sıra hastalığın  en çok  etkilediği  bölgeye özel  tedaviler  uygulandığına işaret ederek, “Göz  alerjilerinde göz  damlaları ve  antihistaminik ilaçlar;  burun  alerjilerinde kortikosteroid içeren   spreyler ve damlalar; astımda solunum  yoluyla  verilen ilaçlar ve  atopik  dermatitte deriden uygulanan ilaçlar faydalı olmaktadır” diyor.

“Çocuğum iyileşti” düşüncesiyle ilaçlarını bırakmayın!

Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, bahar alerjisinde tedavinin genellikle yıllarca sürdüğüne işaret ederek, “Tedavi  sürecinde  zaman  zaman  ilaçlar azaltılabilir veya ara verilmesine karar verilebilir. Tedavisi  uzun  süren hastalıklar olduğu için ilaçların ve  tedbirlerin ebeveynler tarafından aksatılmaması son derece önem taşımaktadır. Dolayısıyla çocukta belirtiler ortadan  kalkınca  ebeveynler ‘çocuğum iyileşti’ düşüncesiyle tedaviyi asla yarıda bırakmamalıdır. Bu  durumda  belirtilerin tekrar  ortaya  çıkması ve  her şeye  yeniden başlanması yaygın görülen bir sorundur” diye konuşuyor. 

Estetik cerrahiye ilgi hızla artıyor!

Instagram ve TikTok gibi sosyal medya platformları, günümüzde güzellik anlayışını köklü bir şekilde değiştirdi. Sürekli karşımıza çıkan filtreli fotoğraflar ve mükemmel görünümler, pek çok kişiyi, bu görüntüleri kendilerine hedef alarak estetik cerrahiye yöneltiyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Dr. Nihal Üstün “Artık pek çok kişi, fotoğraflarındaki düzenlemeleri gerçek hayatta da elde etmeyi istiyor. “Snapchat dismorfisi” adı verilen bu olgu, kişilerin düzenledikleri selfie’lerinden memnun kalıp, o görüntüyü gerçek hayatta da yakalamak istemelerini tanımlar. Ancak bu arzu, bazen imkansız görünen estetik standartlara ulaşma çabasına dönüşebiliyor ve telafisi çok zor hatta mümkün olamayan sorunlarla da karşılaşılabiliyor” diyor. Özellikle ünlüler ve influencerların, estetik işlemleri açıkça paylaşarak bu konuyu sosyal medyada aktif olan genç nesil başta olmak üzere pek çok kişi için daha cazip hale getirdiğini belirten Dr. Üstün, estetik cerrahinin artık sıradan bir uygulama gibi görüldüğünü, bunun sonucunda da bazı önemli hatalara çok sık düşülebildiğini söylüyor. Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Dr. Nihal Üstün, toplumumuzda estetik yaptırmak isteyenlerin en sık düştüğü 5 hatayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Nihal Üstün

Dr. Nihal Üstün

  • Cerrah seçimini sadece sosyal medya üzerinden yapmak

Sosyal medyanın, bir doktor hakkında fikir edinmek için kullanılabileceğini ancak karar vermek için yeterli olmadığını vurgulayan Dr. Nihal Üstün “Takipçi sayısı ya da estetik görseller, bir hekimin bilgi ve beceri düzeyini garanti etmez. Cerrahın tıp eğitimini, uzmanlık sürecini, deneyimini ve hasta memnuniyetini sorgulamak gerekir. Estetik cerrahi, ciddi bir tıbbi süreçtir ve doğru uzmanla çalışmak, hem güvenli hem de tatmin edici sonuçlara ulaşılmasını sağlar. Aksi taktirde yaşanacak sorunların telafisi çok zor olabilir hatta mümkün olmayabilir” diyor.

  • Filtreli fotoğraflara bakıp gerçek dışı bir görünüm beklemek

Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Dr. Nihal Üstün “Estetik yaptırma isteğiyle  başvuran hastalar zaman zaman filtreli, dijital olarak oynanmış fotoğraflarla geliyor. Ancak bu görsellerin çoğu, fiziksel olarak mümkün olmayan oranlar ve pürüzsüzlük içeriyor. Estetik cerrahi kişinin doğasına uygun iyileştirmeler yapabilir ama bir sosyal medya filtresi kadar yapay bir görüntü oluşturmak gerçekçi değildir” diyor. Dr. Üstün, gerçek beklentilerle yola çıkıldığında, daha başarılı ve doğal sonuçlara ulaşılabileceğinin vurguluyor. 

  • Olası riskleri ve komplikasyonları göz ardı etmek

Her estetik işlemin belirli riskler taşıdığını, bu gerçeği görmezden gelmenin doğru olmadığını vurgulayan Dr. Üstün şöyle konuşuyor: “Sosyal medyada sıkça, sadece güzel sonuçlar paylaşıldığı için bazı hastalar süreci olduğundan basit zannedebiliyor. Halbuki iyi bir cerrah, ameliyat kadar risklerini de açıkça anlatmalıdır. Yapılacak işlem ve olası komplikasyonları hakkında önceden doğru kaynaklardan detaylı bilgi sahibi olmak, güvenli bir karar süreci ve sağlıklı sonuçlara ulaşılmasını sağlar. Ancak ne yazık ki toplumumuzda bu konuda önemli eksiklikler var ve bazı kişiler kurdukları hayal doğrultusunda tüm imkansızlıkları ve olası olumsuzlukları göz ardı ederek ısrarcı davranabilmektedir.”

  • Sadece popüler olduğu için ameliyat olmak

Bazı estetik uygulamalar dönem dönem çok popülerleşebiliyor ancak popülariteden ziyade kişinin kendini tanıması ve ona göre hareket etmesi gerekiyor. Dr. Üstün “Her bireyin vücut yapısı, yaşam tarzı ve beklentisi farklıdır. Bu nedenle estetik cerrahiye sadece trend olduğu için karar vermek yerine, gerçekten kişinin kendisine uygun olup olmadığını konunun uzmanı ile değerlendirmesi gerekir. Bu sayede hem olumsuz sonuçların önüne geçilebilir hem de uzun vadede daha iyi sonuçlara ulaşılması sağlanır” diyor.

  • Ameliyat sonrası süreci hafife almak

Kimi hastaların ameliyat sonrası süreci önemsemediğini, bu nedenle bazı sorunlarla karşılaşıbildiğini belirten Dr. Nihal Üstün “Estetik ameliyat, ameliyat masasından kalktığınız anda bitmiş olmaz. Sonuçların oturması, iyileşmenin sağlıklı ilerlemesi ve komplikasyon risklerinin düşmesi için iyi bir bakım süreci gerekir. Bazı hastalar, bu süreci göz ardı ettiği için istenmeyen durumlarla karşılaşabiliyor. Doktorun önerdiği şekilde dinlenmek, bakım yapmak ve kontrolleri aksatmamak, işlemin başarısını doğrudan etkiler ve istenilen sonuca ulaşılmasını sağlar” diyor.

Maya Perest’ten “Piyano Versiyonlar”

Maya Perest’in sevilen canlı performansları şimdi tüm platformlarda. Daha önce video performansları yayınlanan Bana Sor, Ayağında Kundura, Yağmur Yağar Taş Üstüne, Yok Bana Bu Cihanda şarkıları, yoğun ilgi üzerine şimdi “Piyano Versiyon” olarak tüm platformlarda dinleyiciyle buluşuyor.

Tek seferde Babajim Stüdyoları’nda kaydedilen şarkıların samimi, sade ama güçlü yorumlarıyla dikkat çekecek “Piyano Versiyonlar”, Sony Music Türkiye etiketiyle 25 Nisan’da yayında olacak. Mixing’te Burak Serter, mastering’te Çağan Tunalı imzası taşıyan şarkıların, video performansları da Maya Perest’in daha önce birçok kez çalıştığı yönetmen Barış Murathanoğlu tarafından çekildi.

Özgün “Sen Ağlama”yı yeniden yorumladı

Türk pop müziğinin sevilen ismi Özgün, unutulmaz eserleri arasına bir yenisini daha ekliyor. “Elveda”, “Kandırman Lazım”, “Sadece Arkadaşız” ve “İstiklal” gibi hit şarkılarla müzik kariyerinde 20. yılını tamamlayan sanatçı, bu kez Badem grubunun sevilen parçası “Sen Ağlama”yı kendine has yorumuyla müzikseverlerle buluşturdu. Sözleri Barış Bahçeci ve Mustafa Kemal Öztürk’e ait olan bu özel şarkının yeni düzenlemesi, başarılı aranjör Gürkan Kömürcü imzası taşıyor. “Sen Ağlama”, Edz Müzik & Avrupa Müzik işbirliğiyle tüm dijital platformlarda sizlerle!

Vejetaryen beslenmede denge nasıl sağlanır!

Vejetaryen beslenmenin dikkatli uygulanması gerektiğini belirten uzmanlar, yanlış planlandığında ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini söylüyor.

Özellikle B12 vitamini, protein ve omega-3 eksikliklerinin sinir sistemi ve genel sağlık üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceğini vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Dengeli ve yeterli bir planla, bu tarz beslenme kronik hastalıkların bazı risk faktörlerini yönetmeye yardımcı olabilir.” dedi. Çocuklar, yaşlılar, sporcular ve kronik hastalığı olan bireyler için bu diyetin potansiyel riskler barındırdığını aktaran Yiğit, vejetaryen beslenmeye geçişin ise kademeli ve bilinçli şekilde yapılması gerektiğinin altı çizildi.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, vejetaryen beslenmenin yanlış planlandığında oluşturabileceği riskleri açıkladı ve vejetaryen beslenenlerin dikkat etmesi gereken noktalara değindi.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit

Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit

Yanlış planlanmış bir diyet sağlık açısından tehlike yaratabilir!

Vejetaryen beslenmenin, bitkisel besinlerin ön planda olduğu ve hayvansal besinlerin tamamen ya da kısmen diyetten çıkarıldığı, farklı türleri olan bir beslenme tarzı olduğunu hatırlatan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Lakto-vejetaryenler sadece süt ürünlerini, ovo-vejetaryenler ise yalnızca yumurtayı tüketir. Lakto-ovo vejetaryenler hem süt ürünlerini hem de yumurtayı dahil ederken, veganlar hayvansal hiçbir ürünü tüketmezler.” dedi.

Bu diyetin, doğru planlanmadığında protein, demir, çinko, B12 vitamini ve omega-3 yağ asitleri gibi hayvansal besinlerden sağlanan temel besin ögelerinde eksikliklere yol açabileceğine dikkat çeken Yiğit, “Özellikle B12 vitamini eksikliği, sinir sistemi üzerinde ciddi sorunlara neden olabilir ve takviye alımını zorunlu kılabilir. Ancak dengeli ve yeterli bir planla, bu tarz beslenme kronik hastalıkların bazı risk faktörlerini yönetmeye yardımcı olabilir. Lif içeriği sayesinde sindirim sistemine katkıda bulunarak kilo kontrolünü destekleyebilir. Bu faydalar, diyetteki çeşitliliğe ve besin öğelerinin dengeli alınmasına bağlıdır. Yanlış planlanmış bir diyet sağlık açısından tehlike yaratabilir.” uyarısında bulundu.

Çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalar için potansiyel riskler barındırabilir!

Vejetaryen diyetin oluşturulmasında, özellikle protein ihtiyacının karşılanmasının büyük önem taşıdığının altını çizen Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Bitkisel sütler kalsiyum ve bazı mineraller açısından zengin olsa da, protein gereksinimini tam anlamıyla karşılayamaz. Baklagiller, kinoa, chia tohumu gibi protein kaynaklarının dengeli bir şekilde tüketilmesi gereklidir. Sporcular için ise bu beslenme tarzı, protein ve mineral ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalabilir, bu yüzden dikkatle planlanmalı ve gerekli durumlarda ek takviyeler düşünülmelidir.” dedi.

Gelişim çağındaki çocukların, yaşlı bireyler ve kronik hastalığı olanlar gibi hassas gruplar için ise potansiyel riskler barındırabildiğini vurgulayan Yiğit, “Bu grupların ihtiyaç duyduğu besinlerin eksikliği, sağlık problemleri yaratabilir, bu yüzden uzman kontrolünde değerlendirilmelidir. Eksiklikler, takviyelerle veya farklı besin kaynaklarıyla giderilebilir.” şeklinde konuştu.

Vejetaryenliğe geçiş uzman kontrolünde yapılmalı!

Vejetaryen beslenmeye geçiş yapmak isteyen bireylerin adım adım ilerlemelerinin daha sağlıklı olacağını ifade eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, sözlerini şöyle tamamladı:

“Et tüketimini birden bırakmak yerine, önce haftada birkaç gün bitkisel besinlere ağırlık verilerek başlanabilir. Ayrıca, protein ve diğer mikro besinlerin dengeli alımını sağlamak için bir diyetisyenle kişiye özel bir plan oluşturulmalı ve takviye gereksinimi olup olmadığı uzman tarafından değerlendirilmelidir. Her bireyin beslenme ihtiyaçları farklıdır. Bu nedenle dengeli ve sağlıklı bir plan, bireyin yaşına, sağlık durumuna ve özel gereksinimlerine göre şekillendirilmelidir.”

Meyra, yeni şarkısı “Kalbine Sağlık”ı eşine armağan etti

Güçlü sesi ve yorumuyla dikkat çeken Meyra, yeni şarkısı “Kalbine Sağlık”ı müzikseverlerle buluşturdu. Sanatçı, bu özel şarkıyı önce eşine, ardından da “güzel sevmeyi bilen, sevdiğine değer veren” tüm sevgililere ithaf ediyor.

Konservatuar yıllarından arkadaşı olan ünlü sanatçı Gökhan Tepe’nin bestesini seslendiren Meyra, projede yer almaktan dolayı büyük mutluluk duyduğunu dile getirdi. Şarkının sözleri Şebnem Sungur’a, düzenlemesi ise Barış Özesener’e ait.

Meyra’nın yeni şarkısında gelenek bozulmayarak, klip yönetmenliğini yine kardeşi Betül Sarı üstlendi. Fotoğraflar ise Oğuzhan Sarı imzası taşıyor.

Yeni nesil hibrit sistemi

Hyundai Motor Grubu, yeni nesil hibrit güç aktarma sistemini tanıtarak güç ve verimlilikte sektörde yeni bir standart belirliyor.

Yeni nesil sistemde yer alan çift entegre motorlu şanzıman, farklı içten yanmalı motorlarla uyumlu şekilde çalışabiliyor. Bu yapı, performans, yakıt verimliliği ve sürüş konforunu araç sınıflarına göre optimize edebilme imkânı tanıyor.

Yeni geliştirilen şanzımanda yer alan P1 motoru, ilk hareket, batarya şarjı ve sürüş destek görevlerini üstlenirken; P2 motoru ise sürüş gücü ve rejeneratif frenleme işlevlerini gerçekleştiriyor. Bu çift motorlu yapı, güç, performans ve verimliliği artırırken sessiz ve sarsıntısız bir sürüş deneyimi sağlıyor. Yeni hibrit sistem, Hyundai’nin E-GMP platformuyla kazandığı motor ve batarya yönetimi deneyimini de barındırıyor. Ayrıca, Stay Mode, V2L (Araçtan Cihaza Enerji Aktarımı) ve Akıllı Rejeneratif Frenleme gibi elektrikli araçlarda sunulan konfor özellikleri hibrit modellere de taşınıyor.

Gökçe yeni teklisi “Müsadenle Gidicem”

Gökçe, merakla beklenen yeni teklisini müzikseverlerin beğenisine sundu. Sözü ve müziği Gökçe’ye, düzenlemesi Aras Yıldıran’a ait Pasaj Müzik etiketli “Müsadenle Gidicem” isimli şarkı, yine buram buram Gökçe tarzı kokuyor. Gökçe bu şarkısı ile sınırlarını genişletiyor.

Şarkıda; Artık ilişkiden beklentisi ve umudu kalmamış, yorulmuş bir insanın bu ilişkiden gidiyor olması anlatılıyor. Fakat, kafası karışık olduğu için, ” hem gidiyorum bak hem de neden gitmemem için bir şeyler yapmıyorsun” diyor.

Kendini sürekli yenileyen, müziğinde farklı kapılar açan Gökçe, çocukluktan beri severek dinlediği TSM eserlerine kendi yorumumu kattı, farklı düetlerle şaşırttı, balkan esintili şarkılarıyla eğlendirdi, eklektik tarzıyla kendi stilini oluşturdu.

Kirkor Sahakoğlu “Duel”

Galeri Siyah Beyaz, Kirkor Sahakoğlu’nun 25 Nisan – 10 Mayıs 2025 tarihleri arasında gerçekleşecek olan “DUEL” isimli sergisine ev sahipliği yapıyor.

Sergi, Ursula K. Leguin / Mülksüzler adlı romanındaki “Bütün duvarlar gibi iki anlamlı, iki yüzlüydü. Neyin içeride, neyin dışarıda olduğu, duvarın hangi yanından baktığınıza bağlıydı.” sözünden etkilenerek yola çıkıyor. Felsefi açıdan adeta bir retrospektifi tanımlarcasına yine varoluşçu anlayışla ortaya çıkan sergi, özellikle kişinin kendine dönük bir meydan okuma sürecini ele alıyor.

Kirkor Sahakoğlu’nun “DUEL” isimli sergisi 25 Nisan – 10 Mayıs 2025 tarihleri arasında Pazar hariç her gün 11.00- 19.00 saatleri arasında Galeri Siyah Beyaz’da ziyaret edilebilir.

Adres: Kavaklıdere Sokak No: 3/1-2 06690 Çankaya / Ankara

(312) 467 72 34 / galerisiyahbeyaz@gmail.com