Yazılar

İyi arkadaşlık insanı tedavi eder!

İnsanların sosyal varlıklar olduğunu belirten uzmanlar, arkadaşlığın, yalnızca bir sosyal alışkanlık değil, psikolojik bir ihtiyaç olduğunu söylüyor.

Araştırmaların güçlü sosyal bağlara sahip bireylerin daha uzun yaşadığını, stresle daha iyi başa çıktığını ve depresyona daha az yakalandığını gösterdiğini aktaran Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Dayanışma devreye girer. ‘Yalnız değilim’ hissi, birçok psikolojik sarsıntıyı hafifletir. Ayrıca birlikte gülmek, birlikte üzülmek, hayatı daha anlamlı kılar.” dedi. Farklı kültürlerden ve yaşam tarzlarından gelen arkadaşların, hoşgörüyü ve empatiyi artırarak dünyaya bakışımızı genişlettiğini de ifade eden Aydın, teknolojinin sunduğu sanal arkadaşlıklarınsa değerli olsa da yüz yüze ilişkilerin yerini dolduramadığını vurguladı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, arkadaşlık ilişkilerinin psikolojik sağlık üzerindeki önemi ve gerçek sosyal bağların yaşam kalitesine katkısı hakkında bilgi verdi.

Klinik Psikolog Cumali Aydın

Klinik Psikolog Cumali Aydın

Arkadaşlık, güven ve duygusal destek sunar…

İnsanların doğası gereği sosyal varlıklar olduğunu hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Doğduğumuz andan itibaren, bağ kurmak, anlaşılmak ve kabul görmek isteriz.” dedi.

Bu ihtiyaçların en samimi karşılandığı yerlerden birinin de arkadaşlıklar olduğunu aktaran Aydın, “Arkadaşlık, sadece birlikte vakit geçirme değil; duygusal anlamda paylaşımda bulunma, destek alma ve kendini güvende hissetme zeminidir. Psikolojik olarak arkadaşlık, yalnızlık hissini azaltır, özsaygıyı artırır ve stresle başa çıkmayı kolaylaştırır. Örneğin, bir sınav öncesi kaygılandığınızda, sizi motive eden ya da birlikte konuları tekrar ettiğiniz bir arkadaş, sadece başarınızı değil ruh sağlığınızı da olumlu etkiler.” şeklinde konuştu.

Sosyal destek, bir nevi ruhun vitamini gibi…

Yapılan birçok bilimsel araştırmanın, güçlü sosyal bağları olan insanların daha uzun yaşadığını, daha az depresyona girdiğini ve fiziksel hastalıklarla daha iyi baş ettiğini gösterdiğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, şunları söyledi:

“Sosyal destek, bir nevi ruhun vitamini gibidir. İşten çıkarılan bir kişi yalnızsa bu süreci daha yıkıcı bir şekilde yaşayabilirken, arkadaşları olan biri dertleşebilir, öneri alabilir, duygusal yükünü paylaşabilir. İşte dayanışma burada devreye girer. ‘Yalnız değilim’ hissi, birçok psikolojik sarsıntıyı hafifletir. Ayrıca birlikte gülmek, birlikte üzülmek, hayatı daha anlamlı kılar.”

Arkadaşlar sadece zaman geçirdiğimiz insanlar değil, kişiliğimizi etkileyen güçlü aynalar!

“Arkadaşlarımız, kim olduğumuzun aynası gibidir.” diyen Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Onlarla kurduğumuz ilişkiler, hangi değerlere önem verdiğimizi, nelere güldüğümüzü, nelere üzüldüğümüzü gösterir. Özellikle ergenlik ve genç yetişkinlik döneminde arkadaş grupları, kimliğin şekillenmesinde büyük rol oynar.” dedi.

Sanata düşkün, üretken bir arkadaş grubunun içinde yer alan bir gencin, bu çevrenin etkisiyle kendini ifade etme yolları geliştirerek sanatsal etkinliklere yöneleceğini ifade eden Aydın, “Buna karşın, sürekli olumsuz konuşan ve her şeyi eleştiren bir grupta olan biri zamanla kendi benlik algısında da bir karamsarlık geliştirebilir. Yani arkadaşlarımız sadece zaman geçirdiğimiz insanlar değil, kişiliğimizi etkileyen güçlü aynalardır.” açıklamasını yaptı.

Farklılıklar kişinin hem dünyaya bakışını hem de kendine olan anlayışını derinleştirir…

Farklı kültürlerden ya da yaşam tarzlarından gelen arkadaşların, düşünce dünyamızı genişleteceğini dile getiren Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Her insan, kendi yaşadığını ‘doğru’ ya da ‘normal’ olarak kabul etme eğilimindedir. Ancak farklılıklarla karşılaştıkça, alternatif yaşam biçimlerini, başka bakış açılarını keşfederiz. Bu da empati yeteneğimizi artırır, hoşgörüyü besler.” dedi.

Hiç seyahat etmeyen birinin, başka bir ülkeden gelen arkadaşı sayesinde o kültürün yemeklerini, müziklerini, bayram geleneklerini öğrenebileceğini ya da farklı ekonomik geçmişe sahip bir arkadaşın, hayata karşı daha sade ya da farklı bir duruş kazandırabileceğini söyleyen Aydın, bu çeşitliliğin kişinin hem dünyaya bakışını hem de kendine olan anlayışını derinleştireceğini vurguladı.

Arkadaşlık sadece bir sosyal alışkanlık değil, psikolojik bir ihtiyaç!

Teknoloji sayesinde dünyanın öbür ucundaki insanlarla bile iletişim kurmanın mümkün hale geldiğini hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Bu, birçok açıdan avantajlı. Ancak sanal arkadaşlıklar, yüz yüze ilişkilerin yerini tam anlamıyla dolduramıyor. Dijital ortamda kurulan ilişkilerde beden dili, göz teması, dokunma gibi bağ kurmayı derinleştiren unsurlar eksik kalıyor.” dedi.

Sosyal medyada sıkça mesajlaşılan kişilerle yüz yüze geldiğinizde konuşmaların aynı doğallıkta olmayabileceğine dikkat çeken Aydın, sözlerini şöyle tamamladı:

“Çünkü dijital ortamda iletişim daha kontrollüdür, anlık tepkiler sınırlıdır. Bu da duygusal yakınlık kurmayı zorlaştırabilir. Ayrıca sanal ortamlardaki ilişkilerde kişiler bazen sadece ‘görünmek istedikleri gibi’ davranabilir. Bu da gerçek bağın oluşmasını engeller. Elbette internet üzerinden kurulan dostluklar da değerli olabilir; özellikle ortak ilgi alanlarında birleşen insanları bir araya getirir. Ancak denge önemlidir. Yüz yüze ilişkilerde kurulan bağların derinliği ve kalıcılığı çoğu zaman daha fazladır.

Arkadaşlık sadece bir sosyal alışkanlık değil, psikolojik bir ihtiyaçtır. Hayatın zorluklarında omuz veren, sevinçleri büyüten, aynaya baktığımızda kendimizi daha net görmemizi sağlayan dostluklar, ruh sağlığımız için vazgeçilmezdir. Farklılıklara açık olmak, çevremizi çeşitlendirmek ve teknolojinin sunduklarını dengeyle kullanmak, daha sağlıklı ve doyurucu ilişkiler kurmamıza yardımcı olur. Unutmayalım, gerçek bir dost bazen bir terapistten daha fazla iyi gelir.”

“Mimesis: Yeniden”

Sanatta Dönüşüm ve Döngüsel Varoluş Üzerine Bir Karma Sergi Gallery 11.17, sanatın farklı disiplinlerini bir araya getiren önemli bir sergiye ev sahipliği yapıyor.

”Mimesis: Yeniden” başlıklı bu karma sergi, tüm yaz boyunca ziyarete açık olacak. Antik Yunan felsefesinde sanatın temel meselesi olan” mimesis” (yeniden yaratım) kavramından hareketle kurgulanan sergi, fotoğrafın gerçeklikle kurduğu ilişkiyi, yağlıboyanın yorumlayıcı dilini ve heykelin mekânsal varlığını aynı platformda buluşturuyor. Her biri kendi teknik ve kavramsal bütünlüğüne sahip eserler, izleyiciyi sanatın dönüştürücü gücü üzerine düşünmeye davet ediyor.

Sanatın farklı disiplinlerinin birbirini nasıl beslediğini gözlemlemek ve “yeniden yaratım” kavramının çağdaş yorumlarını keşfetmek isteyen sanatseverleri Gallery 11.17’ye bekliyoruz.

Sanatçılar; Aytaç Beyazgül, Beyza Boynudelik, Durmuş Bahar, Erman Gürcüm, Feyyaz İnanç, Haydar Akdağ, Levent Oyluçtarhan, Mark Erhan Geçim, Melike Beyazgül, Neslihan Demircioğlu, Oktay Değirmenci, Özgür Demirci, Pınar Baklan, Samet Öztürk, Saim Erken, Sefa Çakır, Selahattin Yıldırım, Shahnaz Aghayeva.

Fibromiyalji çocuklarda da sık görülüyor!

Her sabah yorgun uyanıyor, özellikle boynunuzda, belinizde ve sırtınızda bazen de tüm vücudunuzda ağrılar hissediyor, gün içerisinde aktivitelerinizi gerçekleştirirken zorlanıyor musunuz? Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ece Aydoğ, tüm dünyada yaygın görülen bu hastalığın fibromiyalji olduğunu belirterek “Kadınlarda erkeklerden çok daha fazla görülen bu hastalıkla son yıllarda çocuklarda da sık karşılaşılıyor. Günlük yaşam kalitesini son derece olumsuz etkileyen, depresyona neden olarak sosyal ilişkilerin bozulmasına, okul ve iş hayatında başarının düşmesine yol açabilen bu hastalığın tedavisini ilaçla ve ilaç dışı yöntemler olarak sınıflandırabiliriz. Ancak ilaç kullanılsa dahi tek başına yetersiz kalacağından mutlaka ilaç dışı tedavi yöntemlerini de beraberinde uygulamak gerekir” diyor.

Fibromiyaljinin tek tip tedavisi olmadığını, her bireyin ihtiyaçlarına göre tedavi uygulanması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Aydoğ “Fibromiyalji tedavisi zor bir hastalıktır. Hastalığın nedeni hakkında sınırlı bilgiye sahip olmamız ve geleneksel ağrı kesicilere yanıtın olmaması tedaviyi güçleştirmektedir. Öncelikli olarak fibromiyalji gerçek bir hastalık olarak kabul edilmeli, hasta hastalık hakkında bilgilendirilmeli ve bu hastalığı yönetmesi öğretilmelidir” diye konuşuyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ece Aydoğ, ilaçsız tedavide öne çıkan, ilaç kullananların da mutlaka uygulaması gereken 7 etkili yöntemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Ece Aydoğ

Prof. Dr. Ece Aydoğ

  • Hafif tempolu, düzenli egzersiz yapın

Fibromiyalji tedavisinde en etkili yöntemlerden biri olan düzenli egzersiz (aerobik egzersizler, kas kuvvetlendirme egzersizleri, su içinde yapılan egzersizler vb), kasları güçlendiriyor, ağrıyı azaltıyor, beyin ve vücut arasındaki iletişimi düzenliyor ve uyku kalitesini artırıyor. Ağır egzersiz değil, hafif tempolu bir yürüyüş, yüzme, bisiklet, yoga ya da pilates yapılmasında fayda var.

  • Kafeini sınırlayın

Prof. Dr. Ece Aydoğ “Fibromiyalji tedavisinde uyku düzeni çok önemlidir. Fibromiyalji hastalarının büyük çoğunluğu gece boyunca derin uykuya dalamadıkları için, bu durum da ağrı eşiğinin düşmesine ve ağrının daha yoğun hissedilmesine neden oluyor. Bu nedenle, gün içinde aşırı kafein tüketiminden kaçının, özellikle akşamları kafein içeren içeceklerden uzak durun, gün içinde şekerleme yapmayın, kendi yatağınızda ve karanlık bir ortamda yatın. Ayrıca mutlaka yatağa her gün aynı saatte girip, aynı saatte uyanmaya özen gösterin” diyor.

  • Beslenmenize dikkat edin

Özellikle D vitamini, B12 vitamini ve magnezyum başta olmak üzere bazı vitamin ve mineral eksiklikleri fibromiyalji ağrılarını artırabildiğinden dolayı, beslenmenize dikkat edin, gerekirse tetkiklerinizi yaptırarak eksik vitaminlerinizi doktor önerisiyle takviye olarak alın. Rafine şekerden ve işlenmiş gıdalardan kaçının.

  • Stresinizi yönetmeyi öğrenin

Günlük yaşamın vazgeçilmezi olan stres, belirli düzeyde olduğunda fayda sağlıyor ancak aşırı, yönetilemeyen stres fibromiyalji ağrılarını artırıyor. Bu nedenle stresinizi yönetmeyi öğrenin, gerekirse bu konuda uzman desteği alın. Nefes terapileri ve meditasyon da fayda sağlayacaktır.

  • Fizik tedaviden destek alın

Prof. Dr. Ece Aydoğ “Tedavi süreci mutlaka doktor kontrolünde ilerletilmelidir. Yanlış ve gereksiz tedaviler hastalığın daha komplike hale gelmesine neden olurken, maddi ve manevi kayıplarla sonuçlanır” diyor. Fizik tedavi yöntemlerinin, kas ve iskelet sistemi üzerindeki yükleri azaltarak fibromiyalji ağrılarını kontrol etmede büyük rol oynadığını belirten Prof. Dr. Aydoğ, ihtiyaca göre belirlenecek seanslarda, fizyoterapist eşliğinde uygulanacak yöntemlerin, kişinin günlük yaşam kalitesini artırdığını söylüyor.

  • Gün ışığından mutlaka faydalanın

Özellikle yaz güneşi vücutta D vitamini sentezini destekleyerek kas ve kemik sağlığını koruyor, fibromiyalji kaynaklı ağrıların hafifletilmesine yardımcı olabiliyor. Bu nedenle özellikle yaz aylarında, öğle saatlerinde sadece kollar ve bacakları 15-20 dakika güneşe maruz bırakarak vücutta D vitamini üretimi sağlanabilir.

  • Oturuş pozisyonunuza dikkat edin

Özellikle bilgisayar karşısında uzun süre yanlış pozisyonda oturmak fibromiyalji ağrılarının tetiklenmesine neden oluyor. Prof. Dr. Ece Aydoğ “Masa başında çalışırken omuzları öne düşürmek ya da kambur durmak kasları gerer ve ağrıyı artırır. Bu nedenle bilgisayar karşısında otururken ve ayaktayken dik durmaya ve omuzlarınızı geride tutmaya, belinizi yastıkla desteklemeye özen gösterin” diyor.

Emzirme hakkında doğru sanılan yanlışlara dikkat!

Çiçeği burnunda anneler emzirme sürecinde çevreden iyi niyetle de olsa birçok yanlış nasihate maruz kalabiliyor. Doğru sanılan bu yanlış bilgiler annenin emzirmesini sekteye uğratabildiği gibi endişeye kapılarak tamamen sonlandırmasına neden olabiliyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Memiş Ali Mutlu “Emzirme konusunda annelere verilen nasihatlerin birçoğu bilimsel gerçeklerle örtüşmüyor. Ancak doğru sanılan bu yanlış bilgiler annenin emzirmesini engelleyerek hem bebeğin sağlıklı beslenmesine ve anne sütünün mucizelerinden mahrum kalmasına hem de annenin emzirmenin fiziksel ve psikolojik avantajlarından faydalanamamasına neden oluyor. Oysa hem anne sütünün hem de emzirmenin bebeğe ve anneye sayısız faydaları bulunuyor” diyor. Dr. Mutlu, 1-7 Ağustos Dünya Emzirme Haftası kapsamında yaptığı açıklamada, emzirmeyi engelleyen 6 hurafeyi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Memiş Ali Mutlu

Dr. Memiş Ali Mutlu

  • Hastaysan, emzirmemelisin: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Dr. Memiş Ali Mutlu “Emzirme konusunda doğru sanılan yanlışların başında anne adayının hasta olduğunda emzirmesinin bebeğe zarar vereceğidir. Oysa emzirmenin kesilmesi gereken hastalık sayısı çok azdır. Hıv-hepatit enfeksiyonları dışında emzirmenin kesilmesi gerekmemektedir. Anne sütündeki antikorlar çoğu durumda, yeni doğanları koruyan antikorlar ürettiğinden emzirmeye devam etmek güvenlidir. Bir anneden emzirme yoluyla bebeğe geçen bir hastalığa rastlamak son derece nadirdir” diyor.

  • Sarılık olan bebek emzirilmez: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Sarılık olan bebeğin emzirilmemesi gerektiği konusundaki hurafenin, bebeği anne sütünün mucizelerinden mahrum bırakmak anlamına geldiğini vurgulayan Dr. Mutlu şöyle konuşuyor: “Aksine sarılık olan bebek sık sık emzirilmelidir. Yeterli anne sütü alan bebeklerin sarılık olma ihtimali büyük oranda azalmaktadır. Yenidoğan sarılığında ilk tedavi bebeğin beslenmesinin desteklenmesidir. İyi beslenen, anne sütü alan bebekler yenidoğan sarılığını hafif bulgularla atlatırlar.”

  • Emzirirken hiç ilaç içilmemelidir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Emzirirken ilaç içilmesinin sakıncaları  konusunda toplumda yaygın bir inanış olduğunu belirten Dr. Memiş Ali Mutlu “Oysa emzirirken ilaç içilmemesi gerektiği doğru sanılan yanlış bir bilgidir. Durum sanıldığı kadar katı değildir. Emziren anne doktoruna danışarak, emzirme kategorisi belli ilaçların fayda-zarar ilişkisi göz önünde bulundurulur ve anneye uygun tedavi rahatlıkla belirlenebilir. Ancak bitkisel ilaç ya da takviye olarak nitelendirilen, aktarlarda satılan ürünler için aynı şey sözkonusu değildir çünkü bu ürünleri kullanmak emzirme açısından risk oluşturabilir” diyor.

  • Memede enfeksiyon varsa emzirilmemelidir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Emzirme döneminde memede süt birikmesine bağlı olarak ‘mastit’ denilen meme dokusunda enfeksiyon meydana gelebiliyor. Bu durum memede ağrı, ateş, kızarıklık ve şişlik yaratabiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Mutlu, mastitli memedeki sütün bebeğe verilebileceğini belirterek “Mastit tedavisindeki en etkin yöntem, memedeki sütün boşaltılmasıdır. Memede apse oluşması durumunda bebek meme başına tutulmaz ama sağılan süt bebeğe verilebilir” diyor.

  • Gebelikte emzirme, bebeği zehirlersin: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Gebeyken emzirildiğinde sütün bebeği zehirleyeceği inanışının da emzirme hurafelerinden biri olduğunu belirten Dr. Memiş Ali Mutlu şöyle konuşuyor: “Süt veren anne bu dönemde gebe kalırsa emzirmeye devam edebilir. Eskiden bilinenin aksine, süt veriyor olmak, düşüklere de yol açmıyor. Ancak anneye mutlaka doktor önerisiyle ek gıda takviyesi yapılması gerekiyor. Özellikle de kemik erimesi yönünden, D vitamini ve kalsiyum takviyesi yapılmalıdır. Anne süt vermeye doğumdan sonra da devam edebilir. Yine ek gıda almak kaydıyla, yaşları farklı her iki bebeğini de beraber emzirebilir.”

  • Emzirirken bir kez mama verirsen dönüşü olmaz: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Lohusalığın ilk günlerinde anne sütü az olabiliyor ya da yorgunluk ve hastalık nedeniyle geçici olarak azalabiliyor. Bu nedenle bebeğin beslenmesi için destek olarak mama gerekebiliyor. Ancak çiçeği burnunda anneler çevreden ‘bir kez mama verirsen mamaya alışır, dönüşü olmaz’ şeklinde bilgilerle emzirmeyi sonlandırabiliyor. Dr. Mutlu “Bazı dönemlerde bebeğin beslenmesi için destek olarak mama gerekebilir ancak bu durum dünyanın sonu değildir. Kötü bir gece geçiriyorsanız, hasta ya da bitkinseniz veya dinlenmeniz için bebeğinize mama verdiyseniz, bu bir daha emziremeyeceğiniz anlamına gelmez. Artık sütünüzün gelmeyeceği düşüncesiyle emzirmeyi sonlandırmak gibi bir yanlışa düşülmemesi gerekir. Ancak emzirmenin sürekliliğinin sekteye uğraması süt miktarınızı azaltır” diyor.

Yoga ve meditasyonla güneşin doğuşuna merhaba dediler

Ünlü isimler, Wellness ve Yoga Eğitmeni Ece Vahapoğlu ile dünyaca tanınan meditasyon ustası Nico Dimattina’nın Mivara Luxury Resort & SPA’da düzenlediği özel etkinlikte bir araya geldi. Doğanın uyanışına eşlik eden bu anlamlı buluşma, katılımcılara hem ruhsal hem fiziksel olarak yenilenme fırsatı sundu.
Sabahın ilk ışıklarıyla başlayan etkinlikte, katılımcılar yoga ve meditasyonun temel prensiplerini deneyimleme şansı buldu. Güneşin doğuşunu selamlayarak yapılan pratikler, katılımcılara içsel huzuru keşfetme ve zihin-beden bütünlüğünü güçlendirme konusunda ilham verdi.
Etkinlik boyunca uygulanan nefes çalışmaları, meditasyon teknikleri ve yoga pozları, hem eğlenceli hem de dinlendirici bir atmosfer yarattı. Katılımcılar, doğayla bütünleşerek streslerinden arındı, güne enerjik ve dengeli bir başlangıç yaptı.

Yılmaz Morgül’den Bodrum’da unutulmaz gece

Bodrum’da bu yaz en çok konuşulan mekânlarından biri olan Dürdane 1901, yine unutulmaz bir geceye ev sahipliği yaptı. Türk müziğinin efsane ismi Yılmaz Morgül, sold out olan sahnesiyle izleyenlere adeta müzik ziyafeti sundu. Günler öncesinden rezervasyonları tükenen gecede, Morgül’ün güçlü sesi ve sahnedeki enerjisi herkesi kendine hayran bıraktı.
Mandalina ağaçlarının gölgesinde kurulu bu büyüleyici mekân, yaz sıcaklarına rağmen konuklarını serin bir müzik gecesiyle karşıladı. Eğlencenin ve coşkunun bir an bile azalmadığı gecede, konuklar Yılmaz Morgül’ün romantik ve duygusal repertuvarına büyük bir keyifle eşlik etti.
Bodrum’un en özel adreslerinden biri olan Dürdane 1901, bu muhteşem geceyle bir kez daha farkını ortaya koydu. Müzik, doğa ve samimi atmosferin buluştuğu bu anlar, Bodrum gecelerine damga vurmaya devam ediyor.

Hyundai Motor Grubu hidrojen teknolojisinde kararlı

Hyundai, HTWO markasıyla sıfır emisyonlu mobilitenin ötesine geçerek hidrojen ekosisteminde bütünsel çözümler sunuyor.

Hyundai Motor Grubu, sürdürülebilir mobiliteyi sadece bir gelecek hedefi değil, bugünün somut bir çözümü olarak hayata geçiren markalardan biri. Yaklaşık otuz yıl önce hidrojen yakıt hücreli araçlar üzerine yaptığı ilk yatırımlarla yola çıkan Hyundai, bugün geldiği noktada hem binek hem ticari araçlarda hidrojenli mobilitenin standartlarını belirleyen bir küresel lider konumunda.

Markanın bu alandaki öncü rolü, 2013 yılında dünyanın ilk seri üretim yakıt hücreli binek aracı olan ix35 Fuel Cell’in lansmanıyla geniş kitlelerce tanındı. 594 km menzile sahip olan bu model, Hyundai’nin hidrojen teknolojilerine yönelik uzun soluklu Ar-Ge yatırımlarının ilk somut meyvesi olarak tarihe geçti. Bu başarıyı 2018’de tanıtılan NEXO izledi. Daha uzun menzili (666 km), gelişmiş sürücü destek sistemleri ve akıllı park teknolojileriyle dikkat çeken NEXO, bugün hâlâ dünyanın en çok satan hidrojen yakıt hücreli binek aracı olma unvanını taşıyor.

2025 yılında tanıtılan tamamen yeni NEXO ise Hyundai’nin hidrojen mobilitesindeki iddiasını bir üst seviyeye taşıyor. Yeniden tasarlanan iç mekânı, beş dakikada tamamlanan yakıt ikmaliyle 700 km üzeri hedef menzili, geliştirilmiş aerodinamik yapısı ve ilk kez sunulan çekme kapasitesiyle hem fonksiyonellik hem sıfır emisyonlu performans açısından bir dönüm noktasını temsil ediyor.

Hyundai’nin hidrojen vizyonu sadece binek araçlarla sınırlı değil; ağır ticari araçlar ve toplu taşıma çözümleri de bu vizyonun ayrılmaz bir parçası. 2020 yılında pazara sunulan XCIENT Fuel Cell, dünyanın ilk seri üretim hidrojenli ağır ticari kamyonu olarak önemli bir kilometre taşıydı. Bugün Avrupa’da 16 milyon kilometreyi aşan operasyonel deneyimiyle XCIENT, Hyundai’nin teknoloji güvenilirliğini ispatlamış durumda. 2025’te Avusturya’nın başkenti Viyana’da hizmete giren ELEC CITY yakıt hücreli otobüs ise 350 ve 700 bar dolum sistemine sahip ilk model olarak şehir içi toplu taşımada sürdürülebilirliği destekliyor.

Hyundai’nin HTWO markası altında yürüttüğü hidrojen stratejisi, mobilitenin çok daha ötesine geçerek tam bir hidrojen ekosistemi kurmayı hedefliyor.

 

Dr. Mehmet Rakipoğlu “İşgal ve Soykırımın Anatomisi”

Kitap, İsrail’in Filistin’i “Filistinsizleştirme” projesini ve bunun farklı boyutlardaki uygulamalarını derinlemesine analiz ediyor.

Bu önemli araştırma, İsrail’in eylemlerini sadece askeri bir çatışma olarak değil, çok boyutlu bir soykırım ve yerleşimci sömürgecilik projesi olarak ele alarak, okuyuculara Filistin meselesine dair kapsamlı, eleştirel ve derinlemesine bir bakış açısı sunmaktadır.

Kitap ayrıca, İsrail’in klasik Batılı kolonyal/sömürgeci devletlerden farklı olduğunu iddia etme çabasını da çürütmekte, İsrail’in Filistinlilerin doğal kaynaklarını sömürdüğünü ve topraklarını gasp ettiğini göstermektedir. İsrail’in bu eylemlerinin uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve Batılı demokrasilerin “İsrail istisnacılığı” ve “Holokostiyanizm” gibi kavramlarla bu duruma nasıl sessiz kaldığını veya ortak olduğunu vurgulamaktadır.

Müge Yazıcıoğlu’nun ‘41 Kere Maşallah” gecesi

Türk tiyatrosunun duayen isimlerinden Erhan Yazıcıoğlu’nun eşi Müge Yazıcıoğlu, yeni yaşını dostlarıyla birlikte unutulmaz bir geceyle kutladı. Bodrum’da gerçekleşen doğum günü kutlamasına sanat camiasının sevilen simaları damga vurdu.

Erhan Yazıcıoğlu, eşine özel bir sürpriz hazırlayarak yakın dostları Oya Başar, Perihan Savaş, Nilgün Belgün ve Ayfer Toprak’ı bir araya getirdi. Tiyatro kökenli bu özel dostlar, samimi sohbetler ve neşeli kahkahalar eşliğinde sofraya renk kattı. Gecenin sonunda doğum günü pastasını üfleyen Müge Yazıcıoğlu’na, hep birlikte yeni yaşı için dilek tutuldu.

Geceye damga vuran detay ise, Müge Hanım’ın yaşının esprili bir şekilde “41” olarak ilan edilmesi oldu. Hem yaşına hem de 40 yılı aşan dostluklarına ithafen geceye “41 Kere Maşallah” adı verildi. Sanat ve dostlukla dolu bu özel kutlama, konukların kalbinde güzel bir anı olarak yer etti.

Cem Adrian’dan yeni şarkı “Seni Sevmek”

Sanatçı Cem Adrian, sözü, bestesi ve düzenlemesi kendisine ait “Seni Sevmek” şarkısıyla dinleyiciyle buluşmaya hazırlanıyor.

Şarkı, aşkın hem çaresizliğini hem de umut dolu tarafını yalın ve etkileyici bir dille aktarıyor. Piyanoda Sezgin Alkan’ın yer aldığı ve mix mastering’i Cem Adrian imzası taşıyan “Seni Sevmek”, duygusal yapısı ve Cem Adrian’ın güçlü yorumuyla dinleyiciyi derinden etkileyecek. “Seni Sevmek”, 1 Ağustos’ta videosuyla birlikte tüm dijital platformlarda yayında olacak.