Yazılar

Femtosaniye Lazer ile Göz Kusurlarında Yeni Çözüm

Giderek ekran kullanımının arttığı günümüzde, başta miyopi olmak üzere göz hastalıklarında belirgin bir artış gözleniyor.

Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Kurucusu Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu, küçük yaşlardan itibaren kullanımı artan telefonlar, online dersler, evden çalışma gibi nedenler sonucunda göz hastalıklarının  buna parelel olarak arttığı bilgisini verdi.

Prof. Dr.  Kaşkaloğlu, “Çin’de yapılan bir araştırmaya göre yaşları 6 – 8 arasında değişen 120 bin çocuktaki göz bozuklukları incelendi. Çocuklarda miyopi ve diğer görme bozukluklarının görülme sıklığının önceki 5 yıllık döneme göre üç katına çıktığı gözlendi. Çocukların ekran süresinin online dersler nedeniyle en az 2 buçuk saat arttığı, oyunlar, sosyal medya gibi ekran etkinlikleri de eklendiğinde bu sürenin daha da uzadığı meydana çıktı” diye konuştu.

Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu

Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu

Teknolojinin hem hekimlere hem de hastalara avantaj sağladığını vurgulayan Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu, son 30 yıldır göz hastalıkları tedavisinde excimer lazer teknolojisinin kullanıldığını; son 15 yıldır geliştirilen Femtosaniye lazer cihazıyla birlikte bu cerrahilerdeki başarı oranında belirgin bir artış sağlandığını ifade etti.

Göz kırma kusurlarının tedavisi hakkında bilgi veren Kaşkaloğlu şöyle devam etti: “Bıçaksız lasik olarak ifade edilen Femtosaniye lazer yöntemiyle, miyopi, hipermetrop ve astigmat gibi göz bozuklukları düzeltilebiliyor. Operasyon olan kişiler, 10 – 15 dakikalarını ameliyat odasında geçirip, saniyeler içinde gerçekleştirilen lazer uygulamasıyla göz numaraları sıfıra yakın oluyor. Böylelikle hastaların günlük yaşamı da olumlu şekilde etkileniyor. Hasta aynı gün taburcu olabiliyor”

#Miyopi #GözSağlığı #EkranKullanımı #ÇocukSağlığı #FemtosaniyeLazer #ExcimerLazer #GözHastalıkları #KaşkaloğluGöz #SağlıkHaberi #GözKusurları #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Potasyumdan Zengin Besinler Ödemi Azaltıyor

Son günlerde birçok kişi beslenme alışkanlıklarında belirgin bir değişiklik yapmamasına rağmen yüz, eller, ayak bilekleri ve karın bölgesinde şişkinlik yaşadığını ifade ediyor. Uzmanlar, bu durumun yalnızca beslenme hatalarından değil, lodos gibi güçlü hava olaylarının vücudun sıvı dengesini etkilemesinden de kaynaklanabileceğine dikkat çekiyor. Hava basıncındaki ani değişimler, artan nem oranı ve sıcaklık dalgalanmaları, vücutta sıvı tutulumu riskini artırabiliyor. Bu durum halsizlik, baş ağrısı ve huzursuzluk hissiyle birlikte günlük yaşam konforunu da olumsuz etkileyebiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzm. Dyt. Gözde Akın lodosun vücudumuza fiziksel etkileri konusunda bilgi verdi.

Uzm. Dyt. Gözde Akın

Uzm. Dyt. Gözde Akın

Lodos fiziksel dengemizi de etkiliyor

Lodos, birçok kişinin hem ruh halini hem de fiziksel dengesini etkileyen güçlü bir hava olayıdır. Havanın basıncındaki değişim, nem oranının artması ve sıcaklığın beklenmedik dalgalanmaları; baş ağrısı, halsizlik, huzursuzluk gibi etkilerin yanı sıra vücutta ödem oluşumunu da tetikleyebilir. Özellikle lodosun estiği günlerde birçok birey yüzünde, ellerinde, ayak bileklerinde veya karın bölgesinde şişkinlik fark edebilir. Bu durum doğrudan lodosun yarattığı sıvı tutulumuna yatkınlık ile ilişkilendirilebilir. Ancak beslenme ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle lodos günlerinde ortaya çıkan ödemi kontrol altına almak mümkündür.

Potasyumdan zengin besinleri tüketin

Bu dönemde yetersiz su tüketimi ve tuz oranı yüksek besinlerin tercih edilmesi, ödemin daha belirgin hale gelmesine yol açabilir. Paketli ve işlenmiş gıdalar vücudun su tutma eğilimini artırırken, potasyumdan zengin ve lifli besinler sıvı dengesinin korunmasına destek olur. Potasyumdan zengin olan muz, avokado, ıspanak, kabak, kuru kayısı, mercimek gibi besinler tüketilebilir. Tuz tüketimini mutlaka azaltın. Paketli, salamura ve işlenmiş ürünlerden uzak durun. Maden suyu tüketiyorsanız sodyum oranı düşük olanları tercih edin.

Lodos yüzünden iştah artabilir

Öğün atlamayın çünkü uzun süre aç kalmak vücudun su tutma eğilimini artırabilir. Sebze ağırlıklı, liften zengin öğünler tüketin. Örneğin; brokoli, kabak, enginar, semizotu, salatalık gibi. Şekerli ve rafine karbonhidratlı gıdaları (beyaz ekmek, hamur işleri, tatlılar) sınırlandırın. Lodos nedeniyle artan iştah dalgalanmalarını kontrol etmek için yanınızda sağlıklı atıştırmalıklar bulundurun. Badem, ceviz, yoğurt, meyve, tam tahıllı kraker bu konuda en doğru tercihler olabilir.

Bitki çayları destekleyici rol oynar

Bazı bitki çaylarının vücudun sıvı dengesini destekleyebilir. Ancak bu çayların bilinçsiz ve aşırı bir şekilde tüketilmemesi gerekir. Ödem azaltmaya yardımcı çaylar kontrollü bir şekilde tüketilebilir. Maydanoz, kiraz sapı, zencefil, adaçayı, yeşil çay bu konuda destekleyicidir. Bu çayları günde 1-2 fincan ile sınırlayın. Kronik bir hastalık varsa tüketmeden önce mutlaka bir uzmana danışılmalıdır. Sabah aç karnına 1 bardak ılık su ve limon içmek de sindirimi ve dolaşımı destekleyebilir.

Yaşam tarzı faktörleri ödemi etkileyebiliyor

Uzun süre hareketsiz kalmak, stres düzeyinin artması ve düzensiz uyku lodoslu günlerde ödem şikayetlerini artıran unsurlardandır. Günlük rutinlerde yapılacak küçük düzenlemeler, bu etkilerin hafiflemesine yardımcı olabilir. Örneğin gün içinde en az 20-30 dakika yürüyüş yapmaya çalışın. Bacaklarda şişlik varsa gün içinde birkaç kez bacakları kalp seviyesinin üzerine kaldırarak dinlenin. Uzun süre oturmaktan kaçının ve her 45 dakikada bir kısa hareket molası verin. Lodosun getirdiği stres ve gerginliği azaltmak için nefes egzersizi veya hafif esneme hareketleri uygulayın.

Lodos günlerinde ödemi azaltmaya yönelik öneriler

  • Günlük 8-10 bardak su tüketmeye özen gösterin.
  • Tuz oranı yüksek, paketli ve işlenmiş gıdalardan uzak durun.
  • Potasyumdan zengin besinlere beslenmenizde yer verin.
  • Öğün atlamadan, liften zengin sebze ağırlıklı beslenin.
  • Gün içinde 20-30 dakika yürüyüş yaparak dolaşımı destekleyin.
  • Uzun süre oturmaktan kaçının, düzenli hareket molaları verin.

 

#Lodos #Ödem #Beslenme #Sağlık #Diyet #Potasyum #MemorialHastanesi #GözdeAkın #YaşamTarzı #SağlıklıYaşam #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Borsa Restaurant’ın Geleneksel İftar Sofraları Çırağan Sarayı’nda Rüya İstanbul’da

Türk mutfağının köklü mirasını çağdaş dokunuşlarla yorumlayan Borsa Restaurant, Ramazan ayına özel hazırladığı geleneksel iftar sofralarıyla bu yıl da Çırağan Sarayı’nın görkeminde misafirlerini ağırlıyor. Boğaz’a nazır manzarasıyla kısa sürede şehrin sevilen adreslerinden biri haline gelen Rüya İstanbul, Ramazan ayında Borsa’nın imzasını taşıyan menülere ev sahipliği yapıyor.

Borsa Restaurant ile aynı mutfak mirasını paylaşan Rüya İstanbul, Anadolu mutfağını modern bir bakış açısıyla dünyaya taşıyor. Ramazan menüsü; geleneksel iftariyeliklerden zeytinyağlılara, Borsa’nın meşhur su böreği ve kuzu tandırına kadar özenle hazırlanmış lezzetleri içeriyor. Menüye Rüya İstanbul’un imza tatları da eşlik ediyor: taş fırından çıkan Karadeniz pidesi, kemik iliğiyle zenginleştirilen humus ve çikolatalı tatlılar. Finalde ise güllaç, baklava, kazandibi ve hurmalı incir tatlısı gibi klasikler sofraları süslüyor.

Ramazan’ın paylaşma ruhunu, saray zarafetiyle buluşturan bu özel iftar deneyimi, Borsa Restaurant’ın yıllara yayılan mutfak mirasını Rüya İstanbul’un çağdaş atmosferiyle bir araya getiriyor.

Adres: Çırağan Palace Kempinski, Çırağan Caddesi 32

Rezervasyon: +90 212 326 46 20 / ruya@ciraganpalace.com

Web sitesi: Rüya Istanbul

 

#BorsaRestaurant #Rüyaİstanbul #ÇırağanSarayı #Ramazanİftarı #TürkMutfağı #AnadoluLezzetleri #GurmeDeneyim #İftarSofrası #Ramazan2026 #BoğazManzarası #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Selda İnci’den “Su Gibi” ile Sevgililer Günü Yorumu

14 Şubat Sevgililer Günü’nde Galeri İdil’in Moda Büyük Kulüp’te düzenleyeceği “Heart to Art” sergisi, sanatseverleri aşkın evrensel dilini keşfetmeye davet ediyor. Sergide yer alacak isimlerden Ressam Selda İnci, “Su Gibi” adlı eseriyle aşkın akışkanlığını, berraklığını ve sürekliliğini simgeleyen özel bir yorum sunuyor.

İnci, eserinde suyun doğadaki döngüsünü çiçek motifleriyle birleştirerek romantik atmosferi mistik bir derinliğe taşıyor. Sanatçı, her tablosunu parmak iziyle imzalayarak kişisel bir iz bırakıyor ve “Her eserim benim varlığımın bir parçasıdır. Her parmak izim ilahi aşka tanıklık eder” sözleriyle sanatına duyduğu bağlılığı ifade ediyor.

Moda Büyük Kulüp’te 14 Şubat 2026’da başlayacak sergi, 20 Şubat 2026’ya kadar ziyaret edilebilecek. Sanatın büyüsüyle buluşan bu özel sergi, Sevgililer Günü’nü unutulmaz bir sanat deneyimine dönüştürmeyi hedefliyor.

#Seldaİnci #HeartToArt #SuGibi #Galeriİdil #ModaBüyükKulüp #SanatSergisi #SevgililerGünü #ÇağdaşSanat #İstanbulSanat #RomantikSanat #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

“Geçici bir enfeksiyondur” diyerek gecikmeyin!

Lenf sisteminde yer alan lenfositlerin kontrolsüz çoğalmaları sonucu oluşan lenfoma,  en sık görülen hematolojik kanserler arasında yer alıyor.  Dünya genelinde, her 100 bin kişiden 6-7’sine lenfoma tanısı konulurken;  2020 yılında yaklaşık 544 bin yeni lenfoma vakası görüldüğü belirtiliyor. Türkiye’de ise bu oran artıyor; her 100 bin kişiden 10’unda lenfoma teşhis ediliyor. Yine ülkemizde, her yıl yaklaşık 10 bin yeni lenfomaya rastlandığı bildiriliyor. Bu veriler, lenfomanın ülkemizde önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu ortaya koyuyor. Hodgkin ve Hodgkin dışı olmak üzere iki ana gruba ayrılan bu hastalıkta erken tanı ise yaşamsal önem taşıyor. Acıbadem International Hastanesi Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Tülin Tuğlular,  erken evrede yakalandığında lenfomanın tedavisinde başarının belirgin şekilde arttığına dikkat çekerek,  “Tedavide genel hedefimiz hastalığı tamamen yok etmek, yani tam şifa sağlamaktır. Son 20 yıldır uygulanan immünoterapi ve hedefe yönelik ilaçlar gibi yeni tedavilerle tam şifa  oranları giderek artmakta ve lenfoma artık tedavi edilebilir bir hastalık haline gelmektedir” diyor.

Prof. Dr. Tülin Tuğlular

Prof. Dr. Tülin Tuğlular

Bu etkenler riski artırıyor!

Lenfoma, bağışıklık sisteminde görevli olan lenfositlerde oluşan genetik hasarın, enfeksiyonlar ile bağışıklık sistemini uyarıcı faktörlerle birleşmesi sonucu ortaya çıkan ve lenfositlerin kontrolsüz çoğalmasıyla seyreden bir hastalık.  Genellikle 50-70 yaş aralığında görülse de, özellikle ergenlik çağındaki gençlerde de rastlanabiliyor.  Hastalığın görülme sıklığı yaşla birlikte artış gösterirken, cinsiyet faktörünün de önemli bir risk unsuru olduğu ifade ediliyor. Öyle ki lenfoma erkeklerde kadınlara göre 1.5 kat daha fazla görülüyor. Bunun nedeni ise bilinmiyor. Lenfomanın oluşumunda birden fazla etken rol oynuyor. Hemen herkeste gelişebilmekle birlikte, bazı özel durumlarda risk artıyor.  İmmün yetmezliği sorunu yaşayan kişilerde, HIV enfeksiyonu bulunanlarda ve organ nakli olanlarda risk daha yüksek seyrediyor. Yine otoimmün hastalığı olanlarda, EBV (Epstein Barr Virüsü) ile Hepatit C gibi bazı enfeksiyonları geçiren kişilerde de risk artıyor. Ayrıca, genetik faktörlerin yanı sıra benzen, radyoterapi ve tarım ilaçlarına maruziyet de lenfoma gelişiminde etkili olabiliyor.

Boyundaki ağrısız şişlik ilk belirtisi olabilir!

Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Tülin Tuğlular, lenfomanın en sık görülen ilk belirtisinin özellikle boyun bölgesinde oluşan ağrısız lenf bezi büyümesi olduğunu vurgulayarak, diğer belirtileri şöyle açıklıyor: “Koltuk altında ve kasık bölgesinde aynı şekilde lenf bezi büyümeleri de lenfomanın ilk habercisi olabilir.  Lenf bezleri, sert ve genellikle lastik kıvamındadır. Bunun yanı sıra ateş, gece terlemesi, halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı ve kaşıntı gibi bulgular da gelişebilir.  Kanser ilerlediğinde, genel durumda bozulma, aşırı kilo kaybı ve organ fonksiyonlarında bozulma görülebilir.”

“Geçici bir enfeksiyondur” düşüncesiyle gecikmeyin!

Bazı lenfoma türleri yavaş bir başlangıç gösterebiliyor ve bu nedenle uzun süre fark edilmeyebiliyor. Ayrıca, hastalar özellikle kış aylarında, boyunda gelişen ağrısız şişliğin grip ve farenjit gibi geçici bir enfeksiyondan kaynaklandığını düşünerek, hekime başvurmayı geciktirebiliyor. Prof. Dr. Tülin Tuğlular,  oysa boyundaki ağrısız şişliğin lenfomanın ilk sinyali olabileceği uyarısında bulunarak, “Dolayısıyla, özellikle boyunda 3-4 haftadan uzun süren ağrısız şişliklerde veya açıklanamayan ateş, kilo kaybı, gece terlemesi gibi durumlarda doktora başvurmak erken tanı için çok önemlidir” diyor.

#Lenfoma #KanserFarkındalığı #ErkenTanı #Sağlık #Onkoloji #Hematoloji #BoyundaŞişlik #GeceTerlemesi #KiloKaybı #KanserBelirtileri #TürkiyeSağlık #LenfBezi #HalkSağlığı #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Andrea Bocelli, Romanza’nın 30. Yılında İstanbul’da

Dünyanın en ikonik seslerinden Andrea Bocelli, müzik tarihine damga vuran Romanza albümünün 30. yılına özel hazırlanan Romanza 30th Anniversary World Tour kapsamında 30 Mayıs 2026’da İstanbul’da sahne alacak. Beşiktaş Tüpraş Stadyumu’nda gerçekleşecek konser, Mticket iş birliği ve NTRteam organizasyonu ile düzenleniyor.

Bocelli, İstanbul konserinde “Con Te Partirò”, “Vivo per Lei” ve “Time to Say Goodbye” gibi hafızalara kazınmış eserlerin yanı sıra Romanza albümünden seçilen parçaları seslendirecek. Zengin orkestra düzenlemeleri ve özel sahne atmosferiyle birleşen bu konser, İstanbul’da unutulmaz bir müzikal kutlama niteliği taşıyacak.

Romanza albümü, yayımlandığı 1997’den bu yana dünya çapında 20 milyondan fazla satış rakamına ulaşarak müzik tarihinin en çok satan İtalyanca albümü oldu. Bocelli’nin uluslararası yükselişini simgeleyen bu albüm, İstanbul konserinde yeniden hayat bulacak.

#AndreaBocelli #Romanza30 #İstanbulKonseri #KlasikMüzik #RomanzaAnniversary #BeşiktaşStadyumu #Mticket #NTRteam #Sanat #KonserHaberi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Teoman’dan “Grunge Alaturka” Dokunuş: “Yorgun Mermi”

Rock müziğin usta ismi Teoman, yeni şarkısı “Yorgun Mermi” ile dinleyicilerle buluştu. Sanatçının söz, müzik ve düzenlemesini üstlendiği parça; darbuka ve rock gitarını birleştirerek “grunge alaturka” stilinde dikkat çekici bir yorum sunuyor. Türk tasavvufunun sözel anlatımından ilham alan şarkı, Doğu ile Batı arasında güçlü bir bağ kuruyor.

Bas gitarın derinlik kattığı altyapı, sert ama dengeli gitarlar ve ritmi taşıyan davul ile darbukanın birleşimi, parçaya özgün bir kimlik kazandırıyor. Çello ise şarkının dramatik etkisini artırarak duygusal yoğunluğu yükseltiyor. Teoman, bu çalışmasıyla diskografisinde hem tematik hem de stilistik açıdan farklı bir noktaya imza atıyor.

“Yorgun Mermi”, Bayhan Müzik ve Avrupa Müzik iş birliğiyle tüm dijital platformlarda yayında.

#Teoman #YorgunMermi #YeniŞarkı #GrungeAlaturka #TürkRock #BayhanMüzik #AvrupaMüzik #MüzikHaberi #Magazin #YeniTekli #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Gençlerde kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı şikayetleri yaygınlaşıyor!

Ülkemizde ve dünyada kalp hastalıklarının görülme sıklığı hızla artıyor. Son yıllarda genç yaş grubunda kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı şikayetleriyle sağlık kuruluşlarına başvuranların sayısında dikkat çekici bir artış yaşanıyor. Eskiden daha çok ileri yaş hastalığı olarak bilinen kalp-damar sorunları, günümüzde değişen yaşam tarzı, stres, sağlıksız beslenme ve hareketsizlik nedeniyle gençleri de tehdit eder hale geldi. Acıbadem Fulya Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci “Kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı günümüzde belirgin artış göstermiştir. Bunun altında masum nedenler kadar, hayati riske yol açabilecek kalp kaynaklı ciddi etkenler de yatabildiği için, gereksiz kaygıyı azaltmak ama riskli durumları da kaçırmamak amacıyla doktor muayenesi büyük önem taşımaktadır” diyor. Prof. Dr. Cebeci, kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısına yol açan 9 hatalı alışkanlığı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı kimi zaman masum nedenlerden kaynaklanabilirken, kimi zaman da önemli kalp hastalıklarının ilk belirtisi olabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, özellikle son yıllarda yanlış yaşam alışkanlıklarının etkisiyle bu iki sorunun yaygınlaştığını belirterek şöyle konuşuyor: “Son yıllarda hem gençlerde hem de yetişkinlerde kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı şikayetiyle başvuran hasta sayısında belirgin bir artış dikkat çekiyor. Hastalar çarpıntıyı çoğunlukla “kalbim hızlandı”, “tekli atımlar oluyor”, “göğsümde bir boşluk hissi”, “aniden çarpmaya başlıyor” şeklinde tarif ediyor. Göğüs ağrısı ise sık olarak batma, sıkışma, yanma tarzında; çoğu zaman eforla ilişkisi net olmayan, kısa süreli ve tekrarlayıcı özellikte anlatılıyor. Genç hastalarda bu şikayetlere sıklıkla nefes alamama hissi, baş dönmesi, huzursuzluk ve ölüm korkusu eşlik edebiliyor.”

Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci

Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci

Modern yaşam tarzı en önemli etkenlerden biri ancak…

Modern yaşam tarzının ve sağlıksız yaşam alışkanlıklarının, bu şikayetlerin artışında başı çektiğini belirten Prof. Dr. Cebeci sözlerine şöyle devam ediyor: “En sık karşılaştığımız hataların başında; yoğun kafein tüketimi, stresi yönetememek, sigara ve tütün ürünleri, uyku bozuklukları, bilinçsiz kullanılan zayıflama ürünleri ve takviyeler, burun spreyleri, hareketsizlik, uzun süre ekran karşısında kalma, aşırı tuzlu ya da çok ağır yemekler, ani ve plansız egzersizler, yeterli ısınma yapmadan spora başlamak, hızlı yeme alışkanlığı, gece geç saatlerde yemek yeme geliyor. Özellikle gençlerde, altta yatan ciddi bir kalp hastalığı olmaksızın hissedilen çarpıntı ve göğüs ağrılarının en sık nedenlerinden birinin de; sürekli kaygı hali ve bastırılmış anksiyete olduğunu görüyoruz. Tüm bunlar otonom sinir sistemi dengesini bozarak, kalbin normal ritmini olumsuz etkileyebilir ve çarpıntıya zemin hazırlar.”

Diyabet, obezite ve metabolik hastalıklar da çok etkili

Prof. Dr. Cebeci; obezite, hipertansiyon, kas-iskelet sistemi kaynaklı ağrılar, mide-yemek borusu hastalıkları, akciğer enfeksiyonları, koroner arter hastalığı, diyabet ve tiroit hastalıklarının toplumda sık görülmesinin de, kalp kaynaklı şikayetlerin artmasına yol açtığını vurguluyor. Kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı durumunda; olası ritim bozukluğu, yapısal kalp hastalığı veya metabolik nedenlerin ayrıntılı öykü, fiziki muayene ve uygun tetkiklerle mutlaka dışlanması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Cebeci “Her kalp çarpıntısı veya göğüs ağrısı mutlaka ciddi bir kalp hastalığı anlamına gelmez. Ancak bu şikayetlerin altında masum etkenler gibi ciddi nedenler de olabilir. Bu nedenle mutlaka doktora başvurulmalı, iki yakınma ayrı ayrı değerlendirilmelidir” diyor.

Tedavi edilmezse!

Her kalp çarpıntısı ya da göğüs ağrısının kalıcı bir kalp hastalığına yol açmayacağını, ancak altta ciddi bir neden yatıyorsa ve tedavisiz bırakılırsa ciddi sonuçlara yol açabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci sözlerine şöyle devam ediyor: “Kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı hayati riske yol açabilecek hastalıkların ilk habercisi de olabilir. Bu nedenle şikayetlerin ciddiye alınması, doğru zamanda doğru değerlendirme yapılması büyük önem taşır. Örneğin; çarpıntının nedeni tiroit hastalığıysa, hormonal dengesizlik tedavi edildiğinde şikayetler büyük ölçüde azalır. Ancak uzun süre tedavi edilmezse gelişen ritim bozukluğu kalıcı hale gelebilir. Ayrıca göğüs ağrısı gençlerde sıklıkla kalp dışı nedenlere bağlı olsa da; eforla artıyorsa, baskı ve sıkışma tarzındaysa, kola, çeneye veya sırta yayılıyorsa, nefes darlığı ve baş dönmesi eşlik ediyorsa mutlaka ciddiye alınmalıdır. Sonuç olarak; kalp, genç yaşta da sinyal verir. Bu sinyalleri doğru okumak, gelecekte oluşabilecek kalıcı kalp hasarlarını ve hayati riskleri önlemenin en etkili yoludur. Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, stres azaltıcı alışkanlıkların geliştirilmesi sağlıklı ve mutlu bir gelecek için temel esaslardır.”

Çarpıntı ve göğüs ağrısına yol açan hatalı alışkanlıklar;

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısına yol açan 9 hatalı alışkanlığı şöyle sıralıyor;

  • Aşırı kafein tüketimi
  • Sigara ve alkol
  • Düzensiz uyku saatleri
  • Uzun süre ekran karşısında kalma
  • Sağlıksız beslenme (Aşırı tuzlu, ağır yemekler, hızlı yemek yeme, gece geç saatlerde yemek yeme vb)
  • Hareketsiz yaşam
  • Ani ve plansız egzersizler, uzun süre egzersiz yapmama, yeterli ısınma yapmadan spora başlama
  • Stresle baş etme yöntemlerinin yetersizliği, sürekli kaygı hali ve bastırılmış anksiyete
  • Bilinçsiz kullanılan zayıflama ürünleri, bitkisel takviyeler, sporcu destekleri, burun spreyleri

#KalpSağlığı #GençlerdeKalpSorunları #GöğüsAğrısı #KalpÇarpıntısı #SağlıklıYaşam #Kardiyoloji #StresYönetimi #KafeinTüketimi #Obezite #Diyabet #SağlıkUyarısı #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Rolls-Royce Spectre: Geleceğin Klasiği Elektrikli Coupé

Rolls-Royce’un elektrikli coupé modeli Spectre, koleksiyonerler tarafından geleceğin klasiği olarak görülüyor. 2025 yılında dünya genelinde en çok talep gören ikinci Rolls-Royce olan Spectre, markanın köklü mirasını modern tasarım ve ileri mühendislikle buluşturuyor.

Spectre’nin olağanüstü dayanıklılığını kanıtlayan 2,5 milyon kilometrelik test programı, bataryanın uzun ömürlü performansını doğruladı. Rolls-Royce, tüm Spectre modelleri için kilometre sınırı olmadan geçerli 15 yıllık batarya garantisi sunarak elektrikli mobiliteye duyduğu güveni ortaya koyuyor. Bu garanti, markanın uzun vadeli müşteri desteği ve sürdürülebilirlik vizyonunun güçlü bir göstergesi olarak öne çıkıyor.

#RollsRoyce #Spectre #ElektrikliOtomobil #BataryaGarantisi #Otomotiv #LüksAraçlar #GeleceğinKlasikleri #SürdürülebilirMobilite #Coupé #Bespoke #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Böbrek hastalıkları çoğu zaman sinsice ilerliyor!

Böbrek hastalıkları dünya genelinde giderek büyüyen ciddi bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Güncel verilere göre, dünya genelinde yaklaşık 850 milyon kişi böbrek hastalığıyla mücadele ediyor. Uzmanlar, bu artışın hatalı alışkanlıklar ve çevresel etkenler sebebiyle önümüzdeki yıllarda daha da hızlanacağı uyarısında bulunuyor. Türkiye’de de tablo endişe verici boyutlara ulaşmış durumda. Ülkemizde yaklaşık 7,5 milyon kişi kronik böbrek hastası;  bu rakam, her 6-7 erişkinden 1’inde görüldüğü anlamına geliyor. Genellikle belirti vermeden sinsice ilerlemesi nedeniyle çoğu zaman geç tanı konulan kronik böbrek hastalığı geri dönüşü olmayan sorunlara yol açabiliyor; böbrek yetmezliğiyle sonuçlanabiliyor!  Bu özelliğiyle, dünyada ölüme neden olan hastalıklar arasında her geçen yıl üst sıralara yükseliyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, bu nedenle böbrek sağlığında düzenli hekim kontrollerinin ve koruyucu önlemlerin yaşamsal önem taşıdığına dikkat  çekerek,  “Sağlıklı beslenmek, yeterli sıvı almak, tuz tüketimini azaltmak, ilaç ve takviye ürünlerini doktor kontrolünde kullanmak, tansiyon ve kan şekeri için hekim takibinde olmak, böbreklerimizin uzun yıllar sağlıklı çalışmasını sağlayabilmektedir. Ayrıca,  erken teşhis için yılda bir kez rutin ultrason taraması yapılması da son derece önemlidir” diyor. Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, böbreklerimizde hasar oluşturan etkenleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar

Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar

Diyabet: Böbrek hasarının en yaygın nedeni

Diyabet, dünya genelinde ve ülkemizde böbrek hastalıklarının en sık görülen nedeni olarak karşımıza çıkıyor. Araştırmalara göre, tip 2 diyabet hastalarının yaklaşık yüzde 30-40’ında böbrek hasarı gelişiyor. Çünkü, uzun süre yüksek seyreden kan şekeri, böbreklerin süzme birimi olan damarlarında yapısal hasara yol açarak, diyabetik nefropati gelişmesine sebep oluyor. Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar,  böbreklerdeki hasar tedavi edilmediğinde ilerleyerek diyaliz tedavisi ve böbrek nakli ihtiyacına kadar ilerleyebildiğini belirtiyor.

Önlemek için: Diyabete bağlı böbrek hasarını önlemenin en etkili yolu; kan şekerinin hedef değerlerde tutulması, düzenli idrar ve kan tahlilleri ile hasarın erken dönemde saptanması.  Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, erken tanı ve doğru tedaviyle böbrek yetmezliği gelişiminin yıllarca geciktirilebildiğine, hatta tamamen önlenebildiğine dikkat çekiyor.

Hipertansiyon: Böbrekleri sessizce yıpratan tehlike

Kontrolsüz hipertansiyonu olan hastalarda kronik böbrek hastalığı gelişme riski 3–4 kat artıyor.  Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, ancak hipertansiyonun çok yaygın  görülmesine rağmen toplum tarafından genellikle ciddiye alınmadığı uyarısında bulunarak,  “Günümüzde her 3 erişkinden 1’i tansiyon hastasıdır. Hastaların önemli bir kısmı ya tanı almamıştır ya da tedavisini düzenli olarak sürdürmemektedir. Bu durum, hipertansiyonu böbrekler için en tehlikeli risk faktörlerinden biri haline getirmektedir. Çünkü, uzun süre yüksek seyreden tansiyon, tüm damarlarda olduğu gibi böbrek damarlarında da hasara yol açmaktadır” diye konuşuyor.

Önlemek için: Düzenli kan basıncı takibi, tuz tüketiminin azaltılması ve tedavinin aksatılmaması, hipertansiyonun böbrekler üzerindeki yıkıcı etkilerini büyük ölçüde önleyebiliyor.

Aşırı tuz tüketimi: Böbrek hasarını tetikleyen önemli bir etken

Aşırı tuz tüketimi, böbrek sağlığını olumsuz etkileyen önlenebilir risk faktörlerinin başında geliyor. Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, Türkiye’de günlük tuz tüketiminin önerilen miktardan 3 kat daha fazla olduğunu hatırlatarak, “Tuz alımının artması, vücutta sıvı dengesinin bozulmasına ve tansiyonun yükselmesine neden olmaktadır. Bu durum, özellikle tansiyon ve böbrek hastalarında ciddi bir risk oluşturmaktadır” uyarısında bulunuyor. Deniz tuzu, kaya tuzu, Himalaya tuzu ya da rafine tuzun tamamının böbrekler üzerinde aynı zararlı etkilere sahip olduğuna işaret eden Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, “Böbrek sağlığı açısından belirleyici olan tuzun çeşidi değil, tüketilen miktarıdır. Bilimsel çalışmalar, tuz tüketiminin azaltılmasının kan basıncını düşürdüğünü ve böbrek fonksiyon kaybının ilerlemesini yavaşlattığını göstermektedir” diyor.

Önlemek için: Sağlıklı kişiler, özellikle de risk grubunda olanlar için tuz kısıtlaması, böbrek sağlığının korunmasında kilit bir rol üstleniyor.

Takviye ürünler: Böbrek sağlığı için gizli tehlike

Çok sayıda bilimsel çalışmalar; vitamin, mineral, protein tozları ile kreatin gibi takviye olarak alınan ürünlerin gereksiz ve kontrolsüz kullanımının böbrek fonksiyonları üzerinde olumsuz etkiler oluşturabildiğini gösteriyor. Öyle ki takviye ürünleri kullanan kişilerin yaklaşık yüzde 10-20’sinin böbrek fonksiyon testlerinde klinik olarak anlamlı değişiklikler saptanmış. Bu ürünlerin, uzun  süreli kullanımında, sağlıklı kişilerde böbrek hasarı oluşturabildiği belirtiliyor.  Bilimsel veriler, diyabet, hipertansiyon veya böbrek hastalığı olanlarda ürünlerin böbrek hasarını hızlandırdığını ortaya koyuyor.

Önlemek için: Takviyelerin ancak gerçek bir gereksinim varsa ve hekim önerisiyle kullanılmaları önem taşıyor.

Obezite: Böbreklere de yük oluyor

Dünyada ve ülkemizde adeta salgın boyutuna ulaşan obezitede, böbrek hastalığı 1.5-2 kat daha sık görülüyor. Her 5 kiloluk artış kronik böbrek yetmezliği riskini yüzde  20-30 oranında yükseltiyor.  Bunun nedeni ise obezitenin böbreklere hem doğrudan aşırı filtre yükü ve yağ birikimi yoluyla hem de dolaylı olarak hipertansiyon, insülin direnci ve inflamasyon üzerinden zarar vermesi.

Önlemek için: Sağlıklı beslenmek ve ideal kilo aralığında olmak böbrek sağlığını korumanın temel adımlarını oluşturuyor.

Ağrı kesici ilaçlar: Kontrolsüz kullanımı çok riskli

Çok yaygın kullanılan ve kolayca ulaşılan ilaçlar olan ağrı kesiciler böbrek dolaşımını sağlayan mekanizmalar üzerine etki ederek hem akut hem de kronik böbrek yetmezliğine neden olabiliyor. Çok kısa süre kullanımı bile son dönem böbrek yetmezliğiyle sonuçlanabiliyor. Kontrolsüz alınması sağlıklı kişiler için bile sakıncalıyken, özellikle böbrek yetmezliği riski yüksek olan hipertansiyon ve diyabet hastalarında  daha büyük tehdit oluşturuyor.

Önlemek için: Gerekli olduğu durumlarda, hekim kontrolünde, uygun doz ve sürede kullanılması böbrek hasarını önlüyor.

Sigara: Böbrek damarlarında hasar oluşturuyor

Sigara dumanında bulunan nikotin, karbon monoksit ve ağır metaller, tüm damarlarda olduğu gibi, böbrek damarlarında da işlev bozukluğuna yol açabiliyor. Bu maddeler doğrudan böbrek dokusuna ulaşarak hücresel düzeyde de hasara neden olabiliyor. Bunların yanı sıra vücutta iltihabi yanıtı artıran ve oksidatif stresi tetikleyen bir etki oluşturabiliyor. Bilimsel çalışmalar, bu faktörlerin etkisiyle sigara içen kişilerde kronik böbrek hastalığı gelişme riskinin içmeyenlere göre daha yüksek olduğunu gösteriyor. Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, “Özellikle diyabet ve hipertansiyon gibi ek risk faktörleri olan hastalarda sigaranın böbrekler üzerindeki olumsuz etkisi daha belirgin hale gelmektedir ve son dönem böbrek yetmezliği gelişimi hızlanmaktadır” diyor.

Önlemek için: Sigaraya hiç başlanmaması, kullanılıyorsa hemen bırakılması böbrek sağlığında büyük önem taşıyor.

#BöbrekSağlığı #KronikBöbrekHastalığı #Diyabet #Hipertansiyon #TuzTüketimi #Obezite #AğrıKesiciRiskleri #SigaraZararı #ErkenTeşhis #SağlıklıYaşam #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity