Yazılar

Diyabet tedavisinde beslenmenin payı büyük!

Diyabet tedavisinde beslenmenin payı büyük!

Diyabetin, vücuttaki birçok organı etkileyen kronik bir hastalık olduğunu belirten uzmanlar, diyabet tedavisinin amacının kan şekerini normal sınırlarda tutarak, sağlık sorunlarının ortaya çıkışını engellemek olduğunu söylüyor.

Diyabetli bireylerin beslenme programlarının vücut ağırlığına, fiziksel aktivite durumuna, sosyoekonomik durumuna ve beslenme alışkanlıklarına göre diyetisyen tarafından düzenlenmesi gerektiğine dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Çoğu diyabetli birey pilav ve makarnayı daha az tüketmesi gerektiğini bilir ancak aralarda tükettiği şekersiz etiketi ile sunulan tatlandırıcılı diyet tatlıları rahat tüketilebileceğini düşünür.” dedi. Tip 2 diyabetli bireylerin çoğunun fazla kilolu olduğunun da altını çizen Yiğit, “Birçok klinik çalışma yüzde 10 kilo kaybının, tip 2 diyabet gelişme riskini yüzde 50 oranında azalttığını bildirmektedir.” şeklinde konuştu.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, diyabetli bireylerin beslenmede sık yaptıkları hatalar ve dikkat edilmesi gerenler hakkında bilgi verdi.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit

Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit

İyi kontrol edilmeyen kan şekeri büyük sorunlara neden olabiliyor

Diyabetin, vücuttaki birçok organı etkileyen, çoğunlukla kan şekeri yüksekliği (hiperglisemi) ile karakterize kronik bir hastalık olduğunu hatırlatan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Diyabette tedavinin amacı kan şekerini normal sınırlarda tutarak, sağlık sorunlarının ortaya çıkışını engellemek veya önlemektir. Bu nedenle diyabetin tedavisinde beslenmenin payı büyüktür. İyi kontrol edilmeyen kan şekeri, ilerleyen yaşlarda gözlerde, böbreklerde metabolik sorunlara ve sinir hücrelerinde harabiyete sebep olabilmektedir.” dedi.

“Tip 2 diyabetli bireylerin çoğu fazla kilolu”

Diyabetin Tip 1 ve Tip 2 başta olmak üzere farklı türleri olduğunu belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, Tip 1 diyabette insülin üretiminin olmadığını, bu nedenle dışarıdan enjekte edildiğini aktardı. Tip 2 diyabette ise insülin üretiminin olduğunu ifade eden Hülya Yiğit, “Ancak vücut bazı nedenlerden dolayı, insülini kullanamaz. Tip 1 diyabette insülin enjekte edildiği zaman dışarıdan verilen insülinin etki süresine göre öğün sayılarının, öğün saatlerinin, alınması gereken karbonhidrat miktarının düzenlenmesi oldukça önemlidir. Tip 2 diyabetli bireylerde ise öğün araları ve öğün sayıları daha esnek olabilmektedir. Tip 2 diyabetli bireylerin çoğu fazla kiloludur. Birçok klinik çalışma yüzde 10 kilo kaybının, tip 2 diyabet gelişme riskini yüzde 50 oranında azalttığını bildirmektedir.” şeklinde konuştu.

Büyük porsiyonlar da et tüketimi de kan şekerini yükseltebiliyor

Diyabetli bireylerin beslenme programlarının vücut ağırlığına, fiziksel aktivite durumuna, sosyoekonomik durumuna ve beslenme alışkanlıklarına göre diyetisyen tarafından düzenlenmesi gerektiğine dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit şöyle devam etti:

“Diyabetli bireyler, bir besini tüketirken, o besinin  kan şekerini yükseltme hızına yani glisemik indeksine ve yediği miktara yani glisemik yüküne dikkat etmeli. Ana öğünlerinin karbonhidrat ve protein içeriği dengeli olmalı. Çoğu diyabetli birey pilav ve makarnayı daha az tüketmesi gerektiğini bilir ancak aralarda tükettiği galetaları, kepekli bisküvileri, şekersiz etiketi ile sunulan tatlandırıcılı diyet tatlıları rahat tüketilebileceğini düşünür. Bunların da kan şekerini olumsuz etkileyebileceği, dengeyi bozabileceği unutulmamalı. Diyabetli bireyler tarafından karbonhidratsız olduğu düşüncesi ile bir öğünde büyük porsiyonda kırmızı et tüketimi de oldukça yaygın görülür. Ancak büyük porsiyonlarda tüketilen kırmızı etin de kan şekerini, tatlılar kadar hızlı olmasa da yükseltebileceği göz ardı edilmemeli.”

Diyabetli bireylerin tüketebileceği pratik bir tatlı…

Diyabetli bireylerde kan şekeri dengesi için porsiyon kontrolünün önemine vurgu yapan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, tatlı ihtiyacı için de uygun porsiyonda meyve tüketiminin oldukça iyi bir alternatif olduğunu söyledi.

Hülya Yiğit, diyabetli bireylerin de porsiyon kontrolüne dikkat ederek tüketebileceği pratik bir tarif paylaşarak sözlerini şöyle tamamladı:

“Şekersiz bal kabağı tatlısı hazırlaması kolay ve tatlı isteğini bastırabilecek pratik bir tatlı. İhtiyacımız olan malzemeler, 2 dilim bal kapağı, 4-5 adet çubuk tarçını (mümkünse seylan), 2 yemek kaşığı tahin ve çekilmiş ceviz. Kabakları küp küp büyük parçalar halinde doğrayıp, içine tarçın ekleyerek kabaklar yumuşayıncaya kadar kısık ateşte pişirin. Tarçın tadını seviyorsanız miktarını arttırabilirsiniz. Piştikten sonra üzerine tahin ve ceviz ekleyerek tüketebilirsiniz, tabi porsiyon kontrolüne dikkat etmeyi unutmayın. Afiyet olsun.”

Uslu Meyhane geleneksel meyhane kültürünün Bodrum’daki temsilcisi

Uslu Meyhane geleneksel meyhane kültürünün Bodrum’daki temsilcisi

Bodrum’un lokal lezzetlerinin topraktan Uslu Meyhane’ye olan yolculuğu başlıyor. Her ürünün en yalın tavrıyla, klasikleşmiş mezelerin en güzel hali olan Uslu Meyhane, kapılarını Bodrum’da açıyor.

Uslu Meyhane, müzik ve hareketin yemeğin önüne geçtiği mutfak anlayışından uzakta, keyfi, lezzeti, sohbeti ve ona huzurla eşlik eden tanıdık müzikleri öne çıkarıyor.

Şef Sara Tabrizi’nin önderliğinde oluşturulan Uslu Meyhane’nin menüsü Şef Emiğra Bayrak ve ekibinin mutfağından çıkıyor. Açık ateşten gelen ara sıcaklar, göz dolduran soğuk mezeler ve sipariş vermeyi kolaylaştıran fiks menüsüyle Uslu Meyhane sevilen tüm lezzetleri ortak sofrada bir araya getiriyor.

Geleneksel mezeler

Geleneksel mezelerden olan Domates Salatası, Marine Enginar, Köz Patlıcanlı Atom, Tekmil Fava, Acem Güllü, Kuru Cacık, Köpoğlu, Pilaki ve Marine Levrek menüde yerini alıyor.

Izgaralarda mantar, kalamar ve karides masaları şenlendirirken özlenen tat Meyhane Köftesi gecenin yıldızı olmayı hedefliyor. Kapanışı en tatlı şekilde yapmak için, Türkiye’nin geleneksel lezzeti baklavayı modern bir sunumla, Fıstıklı Baklavalı Muhallebi olarak sunuyor.

Kaliteli tabakları ve sıcak ambiyansının yanında müziklerine de aynı özeni gösteriyor. Uslu Meyhane’de soft, pop ve caz türlerindeki ezgiler sofralara eşlik ediyor.

Haftanın her günü açık olan Uslu Meyhane, 40 kişilik kapasitesi ile 18.00’den 23.00’e kadar servis veriyor.

Net Holding 50. Yaşını kutluyor

Net Holding 50. Yaşını kutluyor

Turizmci ve iş insanı Besim Tibuk’un 100 kadar tercüman rehberle birlikte yola çıktığı Net Turizm A.Ş. şimdi 50 yaşını kutluyor.

Net Holding’in 50. yılını kutlamak üzere, Mandarin Oriental Bosphorus İstanbul’da gerçekleşen özel gece, başta turizm sektörü olmak üzere birçok farklı sektörden iş insanını, Net Holding dostlarını ve çalışanlarını bir araya getirdi.

Besim Tibuk, o dönemdeki arkadaşlarının da yer aldığı gecedeki konuşmasıyla davetlilere duygulu anlar yaşattı. Tibuk, “İnişli çıkışlı, heyecanlı, çok güzel bir 50 yıl yaşadık. Sonuç; sağlık ve dostluk. O yüzden sağlığınıza dikkat edin, dostlarınızı yakınınızda tutun. Çünkü 100. yılımızın planlarına şimdiden başladık.” diye seslendi.

Net Holding Murahhas Üyesi Hande Tibuk gerçekleştirdi. Başarıya ulaşmak için özverili ve verimli ekip çalışmasının önemine vurgu yapan Hande Tibuk, “Her başarı verimli ekip çalışmasının eseridir ama her ekibin de bir lideri vardır. İnsana değer veren, her türlü fikrin ve önerinin söylenmesine fırsat tanıyan, geniş inisiyatifler ve sorumluluklar veren, merhametli, bonkör, enerjisi ve vizyonu ile hepimizi hem şaşırtan hem de motive eden liderimiz Besim Tibuk, 50 yıllık hikayemizin aslında baş kahramanı.” diye konuştu.

 

 

 

 

 

 

 

Madhu’s şimdi terasta

Madhu’s şimdi terasta

Swissôtel The Bosphorus içinde yer alan Hint restoran zinciri Madhu’s, yaz aylarının gelmesiyle birlikte geniş terası ve özel menüleriyle deneyimsel bir yaz akşamı sizi bekliyor.

Group Executive Chef Amaardeep Anand’ın hazırladığı ve 4. Jenerasyon Geleneksel Hint Mutfağının en özel seçeneklerini sunan Madhu’s “Hint yemeği ağır olur” ya da “Hint yemeği yazın yenmez” gibi gastronomi üzerinde doğru bildiğimiz yanlışları da menüsüyle yıkıyor!

DJ performanslarının da terasa taşındığı, 280 -300 çeşit zengin şarap menüsünün ve mimari olarak da oldukça geniş bir kavın yanı sıra misafirler için Türkiye’nin en büyük ‘humidor’ dolabının bulunduğu Madhu’s yazın en keyifli anlarının ortak adresi oluyor.

Chef Amaardeep Anand

Klor sandığınız kadar masum değil!

Klor sandığınız kadar masum değil!

“Denize girerken deniz gözlüğü takıyor musunuz?” diye sorsak bu soruya çoğu kişinin verdiği cevap gibi muhtemelen sizin de cevabınız “hayır” olacaktır. Çünkü en genel yanlış kanı, gözlüklerin sadece yüzücüler için olduğu yönünde. Bununla birlikte gözlüğü takıp çıkarmayı pratik bulmama, alışkanlık edinilmediği için takmama, estetik bulmama gibi birçok sebepten ötürü de yine her türlü tahrişe karşı en üstün göz korumasını sunan deniz gözlüğüne mesafeli olabiliyoruz. Peki deniz ve havuza girdiğimiz bu dönemde göz sağlığımızı nasıl koruyabiliriz. Liv Hospital Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Rıfat Rasier anlattı.

Prof. Dr. Rıfat Rasier

Prof. Dr. Rıfat Rasier

Havuzlara faydalı gözlere zarar
Yüzme havuzlarının dezenfekte edilmesinde klor ve salin önemli bir rol oynar. Ancak bu faydalı kimyasallar gözlerinize de zarar verebilir. Doğru dengenin sağlanamaması, gözde batma, yanma, kuruluk ve kızarıklık şeklinde tahrişe neden olabilir. Hiç şüphesiz yüzdükten sonra şu ya da bu şekilde “yüzücü gözü” deneyimi yaşamışsınızdır.

pH dengesi yaklaşık 7,4 olmalı
Bir yüzme havuzu için en uygun pH dengesi yaklaşık 7,4’tür ve bu da kabaca gözlerinkiyle aynıdır. Havuzun sahibiyseniz, pH’ı ölçmek için suyu sık sık test edin ve kimyasal bileşimini buna göre ayarlayın. Başka birinin havuzunda yüzüyorsanız, kimyasalların dengesiz olup olmadığını belirleyene kadar gözlerinizin suya maruz kalmasını sınırlayın. Ani göz tahrişi, pH’ın ayarlanması gerektiğine dair iyi bir işarettir.

KLORUN GÖZLER ÜZERİNDEKİ ETKİSİ: TAHRİŞTEN DAHA FAZLASI
Klor, yüzme havuzlarında güçlü bir dezenfektan olarak geniş çapta tanınmaktadır ve yüzücüler için güvenli bir ortam sağlamak amacıyla zararlı bakterilerin yok edilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Etkinliğine rağmen klor kullanımının dezavantajları da vardır:

  • Gözlerimizin koruyucu doğal gözyaşı tabakasını bozarak rahatsızlığa ve
  • Çeşitli göz sağlığı sorunlarına yol açma potansiyeline sahiptir.
  • Yüzücüler, klorlu suda uzun süre kaldıktan sonra sıklıkla gözlerinin tahriş olduğunu bildirirler.

Yüzme havuzlarında klorun yanı sıra genellikle, klorun suda bulunan organik maddelerle (yüzücüler tarafından havuza verilen ter, yağlar ve idrar gibi maddeler ) reaksiyona girmesiyle oluşan kimyasallar olan dezenfeksiyon yan ürünleri (DYÜ’ler) de bulunur. Klor ve bu organik bileşikler arasındaki etkileşim, DYÜ’lerin oluşumuyla sonuçlanır. Bunlar arasında Trihalometanlar (THM’ler) ve Haloasetik Asitler (HAA’lar) iki yaygın türdür.

Gözün doğal gözyaşı tabakasına verilen zararı şiddetlendirebilir
Konsantrasyonları düşük olsa bile, bu kimyasalların yüzme havuzlarında bulunması gözün doğal gözyaşı tabakasına verilen zararı şiddetlendirebilir. Yüzme havuzları, tüm kimyasalları güvenli seviyelerde tutmak için belirlenmiş yönergeleri ve prosedürleri takip ederek yüzücülerin endişelenmeden suyun tadını çıkarmasına olanak tanır.

Klorlu suyun tetiklediği göz hastalıkları
• Kimyasal konjonktivit:
Çoğunlukla “yüzücü gözü” olarak anılan bu durum, gözü kaplayan hassas zar olan konjonktivayı etkileyen bir tahriş şeklidir. Bu durum tipik olarak yüzme havuzlarında gözü koruyan doğal gözyaşı filmini bozabilen ve kızarıklık, kaşıntı ve aşırı yırtılma gibi semptomlara yol açabilen klorun varlığından kaynaklanır.
• Kuru göz sendromu: Havuz suyundaki klor, gözlerin kurumasına neden olarak kumlanma hissine ve rahatsızlığa neden olabilir.
• Acanthamoeba keratiti: Kontakt lensler görmeyi düzeltebilir ancak yüzme için uygun değildir. Temas noktaları suyu emebilir, bakterileri göze hapsedebilir, bu da Acanthamoeba keratiti gibi enfeksiyonların riskini artırır; bu keratitit tipi kontakt lens kullanan yüzücülerde, uygun olmayan havuz bakımı nedeniyle hayatta kalabilen, klorlu suda bulunan amiplerin neden olduğu ciddi bir enfeksiyondur.

Tuzlu suyu tercih edin
Havuz seçme şansınız varsa tuzlu su seçeneğini seçmenizi tavsiye ederim. Tuzlu su havuzlarının bakımı daha zor olmasına ve yine de klor gerektirmesine rağmen klor konsantrasyonlar çok daha azdır.

Kuru göz sendromuna yol açabilir
Gözyaşı filmi, korneanın ön kısmını kaplayan, yağ, su ve mukozadan oluşan koruyucu bir bariyerdir. Havuz kimyasallarının gözleri tahriş etmesinin ana nedenlerinden biri, sağlıklı gözyaşı filmini yıkayarak korneayı korumasız bırakmalarıdır. Bu durum sık sık meydana gelirse (örneğin, sürekli yüzerek geçirilen bir yaz boyunca), gözyaşı filminin düzgün çalışmadığı bir durum olan kuru göz sendromuna yol açabilir.

TUZLU SUYUN ETKİSİ: DOĞAL, ZARARSIZ DEMEK DEĞİLDİR

Denizde yüzmek gözlerinizi tuzlu suya maruz bırakır; bu da doğal olmasına rağmen gözleriniz için zararlı olabilir. Yüksek tuz konsantrasyonu gözlerinizi kurutabilir ve yüzme deneyiminizi etkileyebilecek semptomlara yol açabilir.

Prof. Dr. Rıfat Rasier

Tuzlu suya maruz kalmayla ilişkili göz koşulları
• Kuru Göz Sendromu:
Klorun etkilerine benzer şekilde, deniz suyundaki tuz da gözyaşının önemli ölçüde buharlaşmasına neden olarak kuru ve tahriş olmuş gözlere neden olabilir.
• Kornea Aşınmaları: Küçük tuz kristalleri aşındırıcı parçacıklar gibi davranarak korneayı çizebilir ve potansiyel olarak ağrılı aşınmalara yol açabilir.

Nasıl tedbirler almak gerekir?

  • Yüzmeden önce ve sonra kayganlaştırıcı göz damlası uygulamak gözyaşı filminin desteklenmesine yardımcı olabilir.
  • Gözlüklerin sadece yarışan yüzücüler için olduğunu düşünebilirsiniz, ancak gerçek şu ki yüzerken gözyaşı filminizi korumanın en iyi yoludur. Özellikle çocuklar uzun süre havuzda su sıçratarak zaman geçirirler. Alışmak biraz zaman alabilir ancak her türlü tahrişe karşı en üstün göz korumasını sunarlar.
  • Yüzdükten sonra, gözlük camlarının içinde birikmiş olabilecek bakterilerden kurtulmak için gözlüklerinizi temizlediğinizden emin olun. Gözlüklerinizi bir veya iki saat tatlı suda bekletin, ardından musluk suyuyla durulayın ve kuruması için asın.
  • Yüzerken kontakt lens takmak çok tehlikeli olabilir. Lensler her türlü bakteri için sünger görevi görür. Gözleriniz açıkken birkaç dakikalığına havuza girip çıkmak gibi basit bir hareket, lenslerin zararlı bakterileri çekmesi için yeterli zaman olabilir.
  • Lensleriniz olmadan görmekte zorlanıyorsanız bunun yerine numaralı su altı gözlüğü kullanmayı düşünün. Gözlükler, gözlerinize ekstra bir koruma katmanı sağlamanın yanı sıra, temas halindeyken yüzmekten kaynaklanan ciddi göz enfeksiyonları riskini de azaltır.
  • Yüzmeden önce lenslerinizi çıkarmayı unutursanız, mümkün olan en kısa sürede lensleri çıkarmalı, gözlerinizi ve lenslerinizi iyice yıkamalısınız.
  • Yakın zamanda göz lazeri Lasik ameliyatı gibi bir göz ameliyatı geçirdiyseniz, doktorunuz size iyileşmeniz sırasında takip etmeniz gereken “yapılacaklar” ve “yapılmayacaklar” listesini verecektir. Ameliyattan hemen sonra kaçınılması gereken şeylerden biri yüzmek, çünkü kimyasalların ve bakterilerin cerrahi kesiden (veya Lasik durumunda flepten) gözün içine girip iyileşmenizi engelleme potansiyeli vardır.
  • Ameliyattan sonra yüzme gibi normal aktivitelere ne zaman dönebileceğinizi göz doktorunuza danışın.
  • Hidrasyon, göz sağlığı da dahil olmak üzere sağlığın tüm yönleri için gereklidir.
  • Dehidrasyon, gözyaşı üretimini engelleyebilir, koruyucu gözyaşı filmini bozabilir ve sonuç olarak sizi yüzerken kimyasallardan ve bakterilerden kaynaklanan hasarlara karşı daha duyarlı hale getirebilir. Sıcak yaz günlerinde susuz kalmak kolaydır, bu nedenle gözyaşı üretimini yüksek tutmak için bol su içtiğinizden emin olun.
  • Gözlerinizi korumak için yapabileceğiniz en iyi şeylerden biri, yüzdükten hemen sonra gözlerinizi tatlı su yıkamaktır. Bu, göz kapaklarındaki/kirpiklerdeki kimyasal kalıntıları temizlemenin yanı sıra gözleri herhangi bir tahrişten arındırmaya yardımcı olur. Ellerinizi önceden iyice temizlediğinizden emin olun.
  • Gözleriniz durulandıktan sonra, kayganlaştırıcı damlalar gözyaşı filminin yeniden oluşturulmasına yardımcı olabilir ve ek koruma ve rahatlatıcı bir iyileşme sağlayabilir.

Assos’tan ilham aldı

Assos’tan ilham aldı

Hepsiburada’nın sanat platformu Sanatburada, sanatçı Cevdet Mehmet Kösemen’in Assos ve Çevresinden Gerçeküstü Manzaralar” isimli özel seçkisini sanatseverlerle buluşturuyor. Seçki, Assos ve çevresindeki manzaralar, canlılar ve tarihi mekanlardan ilham alan 15 yeni eserden oluşuyor. Kağıt üzerine akrilik boyayla yapılan eserlerdeki doğaçlamalar ve renk seçimleri, Kösemen’in beğeniyle takip edilen tarzını yansıtıyor.

Skolyozda ameliyat kararını eğriliğin açısı belirliyor

Skolyozda ameliyat kararını eğriliğin açısı belirliyor

Skolyoz, basit anlamda ‘omurganın orta hattan sağa sola doğru eğilmesi’ olarak ifade ediliyor. Peki, dik ve doğru durması gereken omurga, niçin sağa ya da sola eğriliyor? Uzmanlar, eğriliğin nedeninin basit bir kas spazmı, karın ağrısı ya da bel fıtığı olabileceği gibi ergenlik döneminde kendini belli eden Ergenlik Çağı İdiopatik Skolyoz’dan da kaynaklanabileceğini belirtiyorlar. Bu sorunun kız çocuklarında erkeklere göre daha sık görüldüğünü belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ufuk Aydınlı, Ergenlik Çağı İdiopatik Skolyoz’a dair bilgiler vererek, ailelere önemli uyarılarda bulundu.

Ergenlik dönemi, çocukluktan gençliğe geçmenin gerek fiziksel gerekse ruhsal açıdan sancılarının yaşandığı çok özel bir dönem. İşte bu özel dönemde bazıları ‘skolyoz’ ile tanışıyor. Üstelik bu çocukların sayıları hiç de az değil. 10-16 yaş arasında çocukları olan ailelerin dikkatinin skolyozun erken teşhis edilmesi açısından çok önemli olduğuna dikkat çeken Acıbadem Ataşehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ufuk Aydınlı, anne babaların skolyoz hakkında bilmeleri gereken 10 soruyu yanıtladı.

Prof. Dr. Ufuk Aydınlı

Prof. Dr. Ufuk Aydınlı

Her omurga eğriliği skolyoz mudur?

Ergenlik Çağı İdiopatik Skolyoz tanısının konulabilmesi için doktorun yaptığı fiziki muayenede hiçbir sendromik bulgunun olmaması gerekiyor. Ayrıca nörolojik veya kaslara ait bir sorun bulunmayan, radyodiagnostik tetkiklerde (X-ray, MRI, BT) skolyoz dışında hastanın kemiksel veya sinir sistemine ait problem tespit edilmemesi de çok önemli. Tüm bu nedenler dışlandıktan sonra omurgada 3 boyutlu deformasyon görülmesi ve bu deformasyonun da tek, çift ya da üçlü eğrilikler şeklinde oluşması gerekiyor.

Görülme sıklığı erkek ve kız çocuklarında farklılık gösteriyor mu?

Kız çocuklarında skolyozun görülme oranının erkeklere göre daha yüksek olduğunu belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ufuk Aydınlı, Türkiye’de 2015-2022 yılları arasında Dr. Necdet Sağlam ve arkadaşları tarafından yapılan bir araştırmaya dikkat çekerek şunları söylüyor: “Bu araştırmada, Ergenlik Çağı İdiopatik (nedeni bilinmeyen) Skolyoz (AIS) görülme sıklığının ortalama 100.000’de 129 olduğu gösterilmiştir. Kız çocuklarda görülme sıklığı erkeklerden 1.5 kat fazladır. Bu süre boyunca 10.311 kişiye skolyoz ameliyatı yapılmıştır. Bu da toplam skolyoz tanısı konan kişilerin yüzde 3.8’inin cerrahi müdahale ihtiyacı olduğunu göstermektedir.”

AIS, kız ve erkek çocuklarda farklı mı ilerler?

AIS görülme yaşının genellikle 10-16 yaş arasındaki dönem olduğunu belirten Prof. Dr. Aydınlı, bu genellemeyi bozan hastalar olduğuna ancak bu durumun son derece nadir görüldüğüne dikkat çekiyor.  Erkek ve kız çocuklarında AIS görülme sıklığının skolyozun derecesine göre değiştiğini belirten Prof. Dr. Ufuk Aydınlı, “Düşük dereceli skolyozun kızlarda görülme sıklığı, erkeklere göre 2-3 katına çıkıyor. Öte yandan erkek çocuklarda, skolyoz daha yavaş ilerler. Bu nedenle erkeklerde düşük dereceli skolyozların tanısı da konulamamaktadır. Bir başka dikkat çeken bilgi ise, kızlarda cerrahi gerektiren derecelerin, erkeklere göre 7-8 kat daha fazla görülmesidir. Ancak bunun tam olarak nedeni de bilinmemektedir.”

İlerlediğinde hangi hastalıklara yol açar?

Omurganın orta hattının bozulması sonucu vücut simetrisi etkileniyor. Böylece omuz seviye farkı, bel oyuklarında değişiklik, göğüs kafesinin deformasyonu gözle görülür hale geliyor. Hem sırt hem de bel eğriliği olan kişilerde simetri dengelendiği için skolyozun geç fark edilebileceğine dikkat çeken Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ufuk Aydınlı şu bilgileri aktarıyor: “Özellikle 4-8 yaş arası olan erken idiopatik skolyozlarda akciğer doku gelişimi nedeniyle eğriliğin mümkün olduğunca düşük derecelerde tutulması gerekir. AIS ve erken idiopatik skolyozlarda akciğer kapasitesi etkileniyor. Eğriliğin 70 dereceyi geçmesiyle kalp ve akciğer hastalıkları gelişebiliyor.”

AIS, yalnızca estetik bir sorun mudur?

AIS, başlangıçta yani eğrilik daha azken estetik bir sorun gibi algılanabiliyor. Ancak eğriliğin hızla ilerlemesi, bu yaş grubunda ameliyat seçeneğini gündeme getiriyor. Ergenlik çağında 40 ve üstü derecelerdeki eğrilikler düzeltilmediğinde büyüme tamamlanmış olsa bile, yetişkinlik döneminde hastanın skolyoz derecesinde mekanik nedenlerle artış görülebiliyor. Eğrilikteki bu artış, zamanla kemik ve eklem deformasyonları yaratıyor ve kişi, sırt, bel ve basen ağrıları çekmeye başlıyor. Hastanın yaşam kalitesini bozan bu duruma karşı ameliyat, önemli bir tedavi seçeneği haline geliyor.

Korse ile tedavi mümkün mü?

AIS’nin erken teşhisi yani 20 derece ve üstü olan hastalara ameliyat dışında önerilen seçenek korse oluyor. Prof. Dr. Aydınlı “Ergenlik dönemine girmemiş ve ilerleyici nitelikte AIS tespit edilmiş hastalarda, kişinin eğriliğine uygun korseler kullanılabilir. Ancak korse kullanımı uzun süreli olmalıdır. Gün içinde 23 saat kullanılması önerilir. Bazı hastalar için gün içinde bu kadar uzun süre korse kullanmak, onları negatif etkileyebilir. O nedenle çocuğun korseye uyum sağlaması için aile ve çevresi tarafından desteklenmesi gerekir” diyor.

Spesifik egzersiz, pilates ve yoga ne kadar yararlı?

Egzersiz, pilates ve yoganın AIS tedavisinde faydası var mı? sorusunu yanıtlayan Prof. Dr. Aydınlı, bu konudaki araştırmaların skolyozun durması ya da geriletilmesinde umut veren sonuçları olmadığına dikkat çekerek şu bilgileri veriyor: “Pozitif bilim açısından bakıldığında spesifik egzersizler, pilates ve yoganın faydalı olduğu ve skolyozun durmasını veya geriletilmesini sağladığı konusunda son yayınlanan uluslararası dergide hiçbir umut verici veri yoktur. Bununla beraber ülkemizde de bu yöntemler skolyoz tedavisinde yer almaktadır. Bana göre egzersiz yapmanın kimseye bir zararı yoktur; kas gelişimini destekler. Ancak skolyozun egzersizle kalıcı olarak düzelebilmesi bu konuda yapılan bütün çalışmalara terstir. Schroth skolyoz egzersizlerin orijinal web sayfasında dahi bu egzersizlerin 30 derece altındaki skolyozlara uygulanması ve en fazla 5 derece düzelme elde edileceği yazmaktadır.”

Prof. Dr. Ufuk Aydınlı

Ameliyat nasıl yapılıyor?

AIS tedavisinde önemli bir yeri olan ameliyat zamanını, eğriliğin açısı belirliyor. AIS, cerrahi yöntemlerle tam olarak tedavi edilebiliyor. Cerrahi tedavi çoğunlukla sırt ve bel bölgesinde açık cerrahi ile omurgalara vidalar koyularak yapılıyor. Omurga ameliyatlarında sinirlerin korunması için nöromonitörizasyon yönteminin de kullanıldığını belirten Prof. Dr. Aydınlı, şu bilgileri veriyor: “Nöromonitör, nörolojik komplikasyon olmaması için geliştirilen bir yöntemdir. Cerraha ameliyat sırasında sinirlerin korunması için bilgi verilir. Ameliyat süresi, 2-4 saat arasında değişir. Hastanın uyutulması, uyandırılması ve odasına dönmesi için gereken toplam süre yaklaşık 6 saati alabilir”

Ameliyat yöntemi neye göre seçiliyor?

Skolyoz ameliyatlarının anterior denilen yöntemle, göğüs kafesi ve karın yan bölgesinden girilmesiyle de yapılabileceğini belirten Prof. Dr. Aydınlı bu yöntemle bazı hastalarda daha az omurganın ameliyat edildiğine dikkat çekiyor ve şunları söylüyor: “Ameliyat yöntemi hastanın en çok yarar sağlayacağı yöntemle yapılır. Son 5-6 yılda tekrar öne çıkan ve halk arasında ‘ipli skolyoz’ olarak da bilinen yöntem, her hasta için uygun değildir. Bazı hastalarda tekrarlayan ameliyatlar yerine tek bir ipli sistem ameliyatının yapılması, hastanın sorununa çözüm olabilir.”

Ameliyat sonrası hasta ne zaman normal hayata dönebilir?

Hastanın ameliyat sonrası birinci günde oturtulup, ayağa kaldırıldığını belirten Prof. Dr. Aydınlı,

“Hasta, ameliyat sonrası hastanede 3-4 gece kalır. Taburculuk sonrası hasta 3-4 hafta günlük aktivitelerini yapabilir. Birinci aydan sonra yüzme, üçüncü aydan sonra tek başına yapılabilen sporlar, 9-12 ay sonra ise takım sporları yapabilir” diyor.

Avrupa’nın en ilgi çeken ülkesi “Polonya”

Avrupa’nın en ilgi çeken ülkesi “Polonya”

Hazırlayan: Ferhat Kaan Şahin

Polonya’da ziyaret edilecek en iyi yerler sizi neredeyse bin yıllık bir tarihe götürebilir, sizi çarpıcı orta çağ mimarisine, İkinci Dünya Savaşı kalıntılarına ve yıkımına ve ülkenin her köşesindeki kalelere ve saraylara sürükleyebilir. Aynı zamanda ilk UNESCO Dünya Mirası Alanlarından ikisine de ev sahipliği yapmaktadır: Krakow’un tarihi merkezi ile Wieliczka ve Bochnia Tuz Madenleri.

Ancak bu antik ülke aynı zamanda geniş milli parklara, dağlara ve göllere de ev sahipliği yapıyor ve keşfedilmeyi bekleyen bakir doğayı kesen sonsuz gibi görünen patikalara sahip.

Krakow

Krakow

Krakow’daki Wawel Kalesi

Polonya’nın en eski şehirlerinden biri olan Krakow, 7. yüzyılda zaten yerleşim görüyordu. Şehir, İkinci Dünya Savaşı’nda diğer Polonya şehirlerinin uğradığı yıkımın çoğundan kurtulduğu için, Krakow’un Eski Şehir Merkezi hala büyüleyici ortaçağ mimarisini koruyor. Bölgedeki Wawel Kalesi ve Eski Yahudi Mahallesi olarak da bilinen tarihi Kazimierz bölgesi, UNESCO Dünya Mirası Alanları olarak belirlenmiştir.

Varşova

Varşova

Alacakaranlıkta Eski Şehir Varşova

Polonya’nın başkenti İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra harabeye dönmüştü; binalarının neredeyse yüzde 85’i Nazi güçleri tarafından küle çevrilmiş ya da sistematik olarak yerle bir edilmişti. Savaş biter bitmez şehir, tarihi merkezini orijinal planlar kullanarak yeniden inşa etmek için büyük bir çabaya girişti. Sonuç olarak bugün gördüğünüz Barok ve Rönesans tüccar evleri orijinallerinin mükemmel kopyalarıdır.

Tatra Dağları

Tatra Dağları

Tatra Dağları’ndaki Gasienicowa Vadisi’nden geçen yol

Tatra Dağları ve Milli Park, Slovakya ile Polonya arasında doğal bir sınır oluşturuyor. Sıradağların çoğu Slovakya’ya düşse de ülkeler arasında kolayca yürüyüş yapabilirsiniz. Parkın Polonya tarafında 270 kilometreden fazla yürüyüş parkuru bulunmaktadır.

Wroclaw

Wroclaw

Wroclaw’daki Ana Pazar Meydanı’nın havadan görünümü

Wroclaw şehri her zaman Polonya’ya ait değildi. Yüzyıllar boyunca Bohemya Krallığı’ndan Prusya’ya ve Almanya’ya kadar her şeye aitti. Wroclaw, İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin Avrupa’daki bazı sınır çizgilerini değiştirmesinin ardından 1945’ten bu yana resmi olarak Polonya’nın bir parçası oldu.

Wroclaw’ın en eski bölgesi , St. Elizabeth Kilisesi ve Eski Belediye Binası’nın da bulunduğu 13. yüzyıldan kalma Ana Pazar Meydanı’dır . Avrupa’nın en büyük pazar meydanlarından biridir. Sadece birkaç adım ötede, çarpıcı bir apartman binasında Polonya geleneklerine adanmış multimedya sergilerinin sergilendiği görebilirsiniz.

Bialowieza Orman Koruma Alanı

Bialowieza Orman Koruma Alanı

Bialowieza Orman Rezervindeki Bizon

Bir zamanlar kıtanın çoğunu kaplayan ilkel ormandan Avrupa’nın kalan en büyük bölümü olan Bialowieza Orman Koruma Alanı, UNESCO Dünya Mirası Alanı olarak ilan edilmeyi kesinlikle hak etmiştir. Orman, Polonya ile Beyaz Rusya arasındaki sınırda yer alıyor. Yürüyüşçüler için bir sınır kapısı aslında ormanın içinde yer alıyor ve 1.400 kilometrekareden fazla bir alanı kapsıyor.

Bieszczady Dağları

Bieszczady Dağları

Bieszczady Dağları’nda sonbahar

Sonbaharda Polonya’da ziyaret edilecek en iyi yerlerden biri, Ukrayna ve Slovakya’ya kadar uzanan devasa bir dağ sırası olan Bieszczady Dağları’dır. Yalnızca Karpat bölgesinde görülen polonynaları (bir tür dağ çayırı) nedeniyle benzersizdirler. Vadiler ve çayırlar çok dik olmak yerine yumuşak bir şekilde yukarı ve aşağı eğimli olduğundan yürüyüş için mükemmel bir destinasyondur . Buradaki yeşillik sonbaharda kırmızı, turuncu ve sarılardan oluşan bir senfoniye dönüşüyor.

Ojcow

Ojcow

Ojcow Ulusal Parkı

Krakow’un sadece 26 kilometre kuzeyindeki küçük Ojcow köyü, Ojcow Milli Parkı’nın kapısıdır. Yalnızca 21,46 kilometrekarelik alanıyla Polonya’nın en küçük milli parkı olan Ojcow, yoğun ormanlarla kaplıdır ve yüksek kireçtaşı kayalıklarına, 400’den fazla mağaraya ve iki nehir vadisine ev sahipliği yapar. Parkta 500’den fazla kelebek türü yaşıyor; ilkbahar ve yaz aylarında patikaları ve çiçekli vadileri kaplıyorlar ve görülmeye değer bir manzara oluşturuyorlar.

Gdansk

Gdansk

Motlawa Nehri’ne yansıyan Eski Şehir Gdansk

Baltık Denizi’ndeki bir körfezin hemen üzerinde yer alan antik Gdansk şehri, Polonya’nın ana limanına ev sahipliği yapıyor. Şehrin Kraliyet Yolu veya Kraliyet Yolu olarak bilinen eski kısmının büyük bir kısmı 17. yüzyıla kadar uzanmaktadır ve çok güzel bir şekilde korunmuştur. Buradaki ana yapılardan bazıları Şehir Kapıları, Hapishane Kulesi ve bir dizi tüccar evidir.

Gdansk aynı zamanda dünyanın en büyük tuğla kilisesi St. Mary’s’in yanı sıra 700 yıllık yıldız şeklindeki Wisloujscie Kalesi ve 28 metre yüksekliğindeki Gdansk Nowy Limanı Deniz Feneri’ne de ev sahipliği yapıyor.

Zalipie Köyü

Zalipie Köyü

Zalipie Köyü’ndeki boyalı bina

Küçük Zalipie köyü, bölgedeki hemen hemen her binayı süsleyen halk çiçek resimleriyle tanınır. Bu gelenek, yüz yıldan fazla bir süre önce, yerel kadınların kirli yüzeyleri renkli tasarımlarla kaplamak için toz boya ve süt karışımını kullanmasıyla başladı.

Bugün hemen hemen her kulübe, ahır, çit ve hatta Aziz Joseph Kilisesi bu şekilde boyanmıştır; duvarlar ve mobilyalar da dahil olmak üzere pek çok kapalı alan da aynı şekilde boyanmıştır.

Pek çok dekore edilmiş bina arasında Kadın Ressamların Evi belki de en çarpıcı olanıdır. Köyün kültür merkezi olarak kabul edilir ve bir halk müzesine ev sahipliği yapar.

Torun

Torun

Torun’un havadan görünümü

Polonya’nın en eski şehirlerinden biri olan Torun’un tarihi 7. yüzyıla kadar uzanmaktadır (her ne kadar arkeologlar ilk yerleşimin M.Ö. 1100 yılında kurulmuş olabileceğine inansa da). Torun, İkinci Dünya Savaşı sırasında bombalanmadığı veya tahrip edilmediği için, şehrin Orta Çağ’dan kalma Merkez Pazaryeri ve içindeki çok sayıda Gotik ev ve ahşap kirişli 16. yüzyıl binaları hala ayaktadır.

Bu evlerden biri astronom Nicolaus Copernicus’un doğum yeri olup bilim adamının hayatı ve çalışmalarını konu alan bir müzeye dönüştürülmüştür.

Süperstar’ın enerjisine kimse yetişemiyor

Süperstar’ın enerjisine kimse yetişemiyor
Türk pop müziğinin Süperstarı Ajda Pekkan, KerkiSolfej organizasyonun gerçekleştiği konserde Ankara Atılım Sahnesinde sevenleriyle buluştu. “Ajda Forever” konseptiyle yaz turnesine tüm hızıyla devam eden Ajda Pekkan, sold out geçen konser serilerine bir yenisinide Ankara’da ekledi. Binlerce müzikseverin akın ettiği ve konser alanını hınca hınç dolduran Ajda Pekkan hayranları, Süperstar’a bütün şarkılarında koro halinde eşlik ettiler. Harika performansının yanı sıra muhteşem yorumuyla da büyüleyen Ajda Pekkan, ünlü şef Tarık Sezer eşliğindeki olağanüstü orkestrasıyla birlikte hayranlarına unutulmaz bir gece yaşattı. Sahne kıyafetleriyle adeta modaya yön veren Pekkan, Ankara sahnesinde ise Burcu Sedef imzalı turuncu kıyafetiyle göz kamaştırdı. Kral Pop Radyo medya sponsorluğunda yaz turnesine devam edecek olan Ajda Pekkan, 8 Temmuz’da Bodrum Antik Tiyatro’da, 14 Temmuz’da Çeşme Açıkhava Tiyatrosu’nda, 20 Temmuz’da ise Marmaris Amfi Tiyatro’da sahne alacak.

Nasıl Derler Bilirsin, duygulara dokunmaya devam ediyor

Nasıl Derler Bilirsin, duygulara dokunmaya devam ediyor

Hayatın beklenmedik anlarına dair içten bir itiraf… Nasıl Derler Bilirsin, yepyeni şarkısı “Hiç Hesapta Yoktun” ile duygulara dokunmaya devam ediyor.

Alper Altıntaş’ın güçlü sözleri ve bestesiyle dinleyicileri büyüleyecek bu parça, Okan Coşkun’un aranjörlüğünde ve Kerem Çakıroğlu’nun düzenlemesiyle hayat buldu. Şarkının mix ve mastering’i ise yine Fadeout Studios’tan Çakıroğlu imzası taşıyor. Sanatçının yeni şarkısı Sony Music Türkiye etiketiyle yayınlandı.