Yazılar

Deniz Seki’ye sürpriz kutlama

Deniz Seki’ye sürpriz kutlama

Türk pop müziğine şarkıları ve yorumculuğu kimliği ile damga vuran Deniz Seki’ye, asistanı Cemal Günbaş yakın dostlarının katıldığı mini sürpriz bir doğum günü kutlaması yaptı. Seki, kendisinin haberi olmadan yapılan bu kutlama karşısında şaşkınlığını gizleyemedi. Kutlamaya sanatçının menajeri Haluk Şentürk, asistanı, sevgilisi ve arkadaşları katıldı.

Swissotel’de akşam saatlerinde yapılan sürpriz partide Seki’nin resminin olduğu pastanın mumlarını üfleyen ünlü sanatçı önce sağlık diledi. Deniz Seki, doğum günü bu yıl kutlamayacağını, kendisine hediye almak isteyen sevenlerinin ve yakın arkadaşlarına Tödev’e bağış yapmalarını sosyal medyadan yaptığı bir paylaşımla açıklamıştı.

Yazın göz alerjileri artıyor!

Yazın göz alerjileri artıyor!

Gözlerde kuruluk, yoğun kaşıntı, batma hissi, kızarıklık… Göz alerjisi yaz aylarını adeta kabusa dönüştürebiliyor! Her mevsim oluşabilen göz alerjisi; polenler, güneş ışınları, havuzdaki klorlu su ve klimanın kurutucu etkisiyle bu mevsimde daha fazla görülüyor. Tedavi edilmezse görme problemlerine veya enfeksiyona, bazı durumlarda çocuklarda astigmata, hatta kornea nakli gerektirecek hastalıklara bile yol açabiliyor. Hijyen kurallarına dikkat edildiğinde göz alerjisinin genellikle düzeldiğine dikkat çeken Acıbadem Altunizade Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Mürüvvet Ayten Tüzünalp, “Gerekli değişiklikler yapılarak alerjenlerden uzak durulması faydalı olur. Doktor tarafından verilen tedavi planıyla genellikle gözlerde zarar oluşmadan kişi normal hayatına döner. Önlem olarak yazın güneş ışınlarından sakınılmasını, klordan korunmak için yüzme gözlüğü kullanılmasını, klimaya çok fazla maruz kalınmamasını, ekran karşısında çalışan kişilere düzenli suni gözyaşı kullanmalarını tavsiye ediyoruz” diyor.

Dr. Mürüvvet Ayten Tüzünalp

Dr. Mürüvvet Ayten Tüzünalp

Güneş, klorlu su ve klimaya dikkat! 

Yaz aylarında göz alerjisi genel olarak; polenler, güneş ışınları, toz akarları, hijyen eksikliği, havuzdaki klorlu su, klima ve makyajdan kaynaklanıyor. Alerjenlere temas etmek veya solumak, bağışıklık sisteminin aşırı tepkisiyle gözlerde alerjik reaksiyonlara neden oluyor. Her bir alerji etkeninin farklı yaklaşım gerektirdiğine değinen Dr. Mürüvvet Ayten Tüzünalp, sözlerine şöyle devam ediyor: “Polenlere bağlı göz alerjisi daha çok bahar ve yaza geçişte görülür. Kısa süreli kortizon ve antihistaminik kullanımıyla kolayca geçer. Toz akarlarına ve evde yaşayan hayvanların tüylerine karşı oluşan göz alerjisi de ortamda gerekli değişiklikler yapılması ve benzer tedavi yaklaşımıyla daha uzun süre alsa da iyileştirilir. Yaz aylarında klor ile dezenfekte edilen havuzlar başlı başına alerjik konjonktivit sebebidir. Klordan korunmak için yüzme gözlüğü takılması ve havuzdan sonra yüzün temiz suyla yıkanması tavsiye edilir” diyor.

Ekran kullanımı alerji riskini artırıyor

Günümüzde ekran kullanımının artmasına bağlı oluşan göz kuruluğunun yol açtığı alerjen maddelerin gözden temizlenmemesi nedeniyle alerjik reaksiyonlara daha sık rastlanıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Mürüvvet Ayten Tüzünalp, ekran kullanımının başlı başına alerji sebebi olduğuna işaret ederek, “Buna bir de çalışma alanlarındaki klimaların sebep olduğu kuruluk da ekleniyor. Ayrıca makyaj yapan kadınlar da çok titiz davranmalı, makyajı çıkardıktan sonra kirpik temizliğini daha detaylı yapmalı. Tüm bu etkenlerden gözlerimizi korumak için özellikle ekran karşısında çalışanlara düzenli suni gözyaşı kullanmalarını tavsiye ediyoruz” diyor.

Güneş ışınlarından korunmak şart!

Güneş ışınlarına duyarlılık kişiye özel olsa da maruz kalma süresi uzadıkça ve korunulmadığı takdirde oluşan göz alerjisi uzun bir tedavi isteyebiliyor, yoğun ilaç kullanımı gerektiriyor. Tedavi edilmezse gözün ön saydam tabakasında kalıcı değişikliklere yol açan ve ‘keratokonus’ adını alan hastalık durdurulmadığı takdirde tablo kornea nakli ihtiyacına kadar ilerleyebiliyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Mürüvvet Ayten Tüzünalp, “Bu nedenle yaz aylarında güneş gözlüğü asla ihmal edilmemelidir” uyarısında bulunuyor.

Alerji olan dönemlerde kontakt lens kullanmayın

Kontakt lensler alerjenlerin gözle temas etmelerine, üzerine yapışmalarına ve birikmelerine yol açabildiği için alerjik konjonktivitleri şiddetlendirebiliyor. Dolayısıyla mutlaka özenle yıkanmaları ve temiz tutulmaları büyük önem taşıyor. Alerjik tepki gösteren gözleri lensten korumak, alerji olan dönemlerde kontakt lens kullanımına ara verilmesi öneriliyor.

Gözyaşı damlasıyla nemlendirin

Gözün alerjen maddelere karşı gösterdiği reaksiyon olarak tanımlanan göz alerjisi kimi zaman kronik oluyor ve uzun süreli tedavi istiyor. Kimi zaman ise akut gelişiyor, alerjen maddeden uzaklaşmak bile tedavi edici olabiliyor. Her iki durumda da hekim tarafından etkenin saptanması ve uygun tedavi planlanması gerekiyor. Erken tespit edildiğinde ve kişi hayatını buna göre düzenleyip hijyen kurallarına dikkat ettiğinde göz alerjisinin genellikle düzeldiğine dikkat çeken Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Mürüvvet Ayten Tüzünalp, “Gözün alerjenlerle mücadele etmek adına histamin üretmesi sonucu gözde kızarıklık, kaşıntı, sulanma ve kırmızılık oluşur. Bu tablo yaşam kalitesini olumsuz etkileyecek şiddette gelişebilir. Göz alerjisi tedavisinde erken dönemde kısa süreli steroid ve uzun süreli antihistaminik kullanımı ilk seçenektir. Kuruluğa karşı düzenli suni gözyaşı sürecin aktifleşmesini engelleyicidir. Ağır tablolarda da dokunun toparlayabilmesi için damla şeklinde immunsupresif, bir başka deyişle bağışıklığı baskılayan daha güçlü tedaviyi uzun süre uygulamak gerekebilir” diyor.

Colin’s’ten renkli yazlık koleksiyon

Colin’s’ten renkli yazlık koleksiyon

Colin’s, şapkadan kemere, çantadan terliğe çeşitli renk ve modellerdeki aksesuarlarıyla yaz koleksiyonunuzu tamamlıyor.

Yaz aylarında canlı renklerden pastel tonlara kadar uzanan aksesuarlarıyla dikkat çeken Colin’s, her tarza hitap ediyor. Yaz aylarının vazgeçilmezi renkli terlikler ve sandaletler, çeşitli modelleriyle konforlu bir şıklık sunuyor. Beyazdan, denim tonlarına ve desenlere sahip çantalar sezonun vazgeçilmez aksesuarları arasında yer alıyor. Hasır çantalar ise hem sahilde hem şehirde tercih ediliyor. Yaz aylarının gözdesi olan hasır şapkalar kadınları, fötr şapkalar erkekleri sıcaktan korurken havalı bir görünüm sunuyor. Mevsimin tüm renklerini ve motiflerini yansıtan Colin’s aksesuarları, geniş yelpazesiyle   sahillere, havuz başı etkinliklere ve günlük yaşama eşlik ediyor.

Karaciğer yağlanmasında ilaç tedavisi yok; ama!

Karaciğer yağlanmasında ilaç tedavisi yok; ama!

Vücudumuzun en büyük organı olan karaciiğerimiz,  toksik maddeleri temizlemekten enerji kaynaklarını depolamaya, enzim, protein ve kan pıhtılaşma faktörlerini üretmekten sindirim ve metabolizma sistemlerinin çalışmasını sağlamaya dek sayısız hayati işlev üstleniyor!  Ama tüm bu önemine rağmen ne yazık ki karaciğer sağlığına gerekli özenin gösterilmediğini ve son yıllarda karaciğer hastalıklarının görülme sıklığının arttığını belirten Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Organ Nakli Merkezi’nden Genel Cerrahi Uzmanı “Karaciğer sağlığımız için; dengeli ve sağlıklı beslenmek, katkı maddeleri içeren işlenmiş gıda ve alkolden uzak durmak, fazla kilo ve obezite ile mücadele etmek, hareketli bir yaşam tarzını benimsemek, gereksiz ilaç kullanmaktan kaçınmak, piyasada kontrolsüz şekilde satılan ve içeriği tam olarak bilinmeyen zayıflama çayları gibi muhtemel toksik maddelerden uzak durmak, temizlik ve hijyene dikkat etmek son derece önemlidir” diyor. Ülkemizin canlı vericili karaciğer naklinde ise başarısıyla dünya listesinde ilk sırada yer aldığını belirten Prof. Dr. Hamdi Karakayalı, yağlanmadan siroza ve nakile gidebilen süreci ve karaciğer naklinde son gelişmeleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Sağlıksız beslenmeden hareketsizliğe, alkol tüketiminden fazla kiloya dek günlük yaşantımızda yaptığımız bazı yanlışlar, vücudumuzda hayati rol oynayan karaciğerimizi hızla yıprandırıyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Organ Nakli Merkezi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hamdi Karakayalı “Vücutta yağlanma arttıkça karaciğer hücrelerinde de damlacık şeklinde yağ birikiyor ve karaciğer toplam ağırlığının yüzde 30 ve daha fazlası yağ hücrelerinden oluşana kadar sinsice ilerliyor, belirti göstermiyor hatta kan tahlillerinde bile görünmüyor. Yağlanma arttıkça hepatit denilen karaciğer iltihaplanması, ardından karaciğerin giderek sertleşip normal yapısını kaybetmesiyle siroza dönüşüyor. Sadece obezite değil, alkol tüketimi de aynı senaryoya neden olarak karaciğeri yağlandırıp, işlev kaybı ve karaciğer yetmezliğine neden olabiliyor. Uzun süreli ve aşırı alkol tüketenlerin yüzde 90’ında karaciğer yağlanması görülüyor, bu şekilde alkol kullanımının devamı da yüzde 20 olasılıkla siroza yol açıyor” diyor.

Prof. Dr. Hamdi Karakayalı

Prof. Dr. Hamdi Karakayalı

Son aşamada nakilden başka çare kalmıyor

Karaciğer yağlanmasının bilinen bir ilaç tedavisi olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Hamdi Karakayalı, buna karşı alınacak bazı önlemlerle karaciğerin kendini yenileme özelliğine sahip bir organ olduğunu belirterek sözlerine şöyle devam ediyor: “Alkol tüketimi, bilinçsiz ilaç ve reçetesiz ürünler gibi kötü alışkanlıklarından kurtulup, sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz ile kötüye giden süreç durdurulabilir. Ancak bunun için geç kalınmamalıdır çünkü karaciğerin yapısı bozulup siroz geliştiğinde artık geri dönülemez ve bu aşamadaki birçok hasta için tek umut hastalıklı karaciğerin çıkarılarak yeni ve sağlıklı bir karaciğer nakledilmesidir.” Öte yandan her yıl siroz hastalarının yüzde 2-3’ünde karaciğer kanseri gelişme riski bulunduğunu ancak zamanında tanı konulursa bu hastaların karaciğer nakli ile hem siroz hem de kanserden kurtulabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Hamdi Karakayalı, ülkemizde, tedavisi için karaciğer nakli dışında bir ümit kalmamış ve bağışlanacak bir organı bekleyen, Sağlık Bakanlığı Organ Nakli Bekleme Listesi’ne kayıtlı 2 bin 600 hasta bulunduğunu söylüyor. Prof. Dr. Karakayalı “Organ bağışı ihtiyacı karşılamaya yetmiyor ve hastaların çoğu bekleme sürecinde ne yazık ki hayatını kaybediyor, bu sırada listeye sürekli yeni hastalar ekleniyor. Buna karşın donör bulan hastaların tedavi edilmesini sağlayan canlı vericili karaciğer nakli sayılarına bakıldığında ülkemiz 1. sırada yer alıyor” diyor.

Çapraz Nakil ile 2 hastaya eşzamanlı nakil yapılıyor

Nakil aşamasında farklı teknikler uygulanıyor. Örneğin “Domino Nakil” tekniği özel bazı hastalıklarda nakil sırasında hastadan çıkarılan karaciğeri, bir başka hastaya naklederek kişinin yaşamına devam etmesini sağlıyor. Canlı vericiden alınacak olan karaciğer kısmının hastaya küçük gelmesi ve aynı durumda ikinci bir verici adayının da olması durumunda, “Dual Nakil” tekniğiyle her 2 donörün karaciğer parçaları aynı anda alıcıya naklediliyor ve sorun çözülüyor.

Ayrıca uygun eşleşme sağlandığında “Çapraz Nakil” yöntemiyle, kan grubu uymayan hastaların vericilerini birbirleriyle değiştirerek 2 hastaya eşzamanlı olarak karaciğer nakli yapılabiliyor. Bütün bu çözüm üreten gelişmelerin temelinde ise giderek artan tecrübe, bilgi birikimi ve hastane genelinde sağlanmış olan uyumlu ekip çalışması yatıyor.

Eskiden hayal olan tıbbi gelişmeler yaşanıyor!

Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hamdi Karakayalı, karaciğer naklinde ülkemizde kısa zaman önce hayal bile edilemeyecek ameliyatların, günümüzde başarıyla uygulandığını vurgulayarak “Özellikle canlı vericili nakil tecrübesi geliştikçe eskiden nakil şansı olmayan pek çok durum için yeni yöntemler uygulanıyor. Kapalı laparoskopik hatta robotik yöntemlerle tedavi başarıyla yapılabiliyor. Beklenen yaşam sürelerinin aylar hatta haftalar ile sınırlı olduğu ileri evre karaciğer kanserlerinde, önce tümör küçültücü tedaviler uygulayıp, arkasından yaptığımız karaciğer nakilleri ile hastanın yıllarca siroz ve tümörden kurtulmuş olarak yaşamasını sağlıyoruz” diyor.

Anıl Piyancı ve Kaan Boşnak’tan yeni şarkı sürprizi

Anıl Piyancı ve Kaan Boşnak’tan yeni şarkı sürprizi

Anıl Piyancı & Kaan Boşnak ikilisinin her çalışması büyük ilgi gören iş birliğinden bir yeni şarkı daha dinleyiciyle buluşacak.

5 Temmuz’da Sony Music Türkiye etiketiyle yayınlanacak Nedeni Göremem şarkısı, bambaşka iki vokalin bir araya gelerek ortaya koyduğu özgün ve dikkat çekici bir sentez olma özelliği taşıyor. Albümü müjdeleyen bu single, ikilinin birlikte hazırladığı 4. Şarkı. Nedeni Göremem, 5 Temmuz’da tüm dijital platformlarda yayında.

Yaz keyfiniz kabusa dönüşmesin!

Yaz keyfiniz kabusa dönüşmesin!

Sınavlar ve okul döneminin yerini doyasıya tatile bıraktığı yaz mevsiminde açık havada geçirilen süre ve aktiviteler artarken, bazı yaz tehlikeleri ise çocukları gözetliyor! Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Evşen Çetin, “Yazın diğer diğer mevsimlerden farklı olarak yoğun güneş ışınlarına maruziyet, yaz döneminde ortaya çıkan böcek/sinek ısırıkları, yüksek hava sıcaklığına bağlı oluşabilecek enfeksiyonlar ve vücut reaksiyonları, daha hareketli olunması nedeni ile kazalar ve su ile ilişkili kazaların yaygınlaştığı görülmektedir” diyor. Bu nedenle çocuklu ailelerde özellikle tatil yörelerine gidilirken bazı önlemlerin mutlaka alınması, ebeveynlerin olası bir sorun karşısında ne yapılması gerektiği konusunda bilgili olması ve sağlık hizmetleri ile ilgili merkezlere ulaşımın kolaylığını da gözden kaçırmaması gerektiğini vurgulayan Dr. Çetin, çocuklarda yazın en sık karşılaşılan sorunları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Evşen Çetin

Dr. Evşen Çetin

• Böcek sokmaları
Yazın en sık rastlanan böcek sokmasının sivrisinek ısırıkları olduğunu belirten Dr. Evşen Çetin “Bu durumda şişlik ortasında kabarık bir nokta vardır. Arı sokmalarında ise deride küçük bir delik oluşur. İğne deride kalmışsa çıkarılması gerekir. Alerjik reaksiyon, şok ya da nefes almada zorluk varsa çocuk hemen acil servise ulaştırılmalıdır. Kızarıklık ve şişlik yerinde günler içinde enfeksiyon gelişirse de mutlaka doktora başvurulması gerekir” diyor. Böceklerin dikkatini çeken parlak renkli kıyafetler ve parfümlerden kaçınılmasının önemine dikkat çeken Dr. Çetin, iki aydan küçük bebeklerde kimyasal böcek kovucular kullanılmasının önerilmediğini, kıyafetlere sinek kovucu losyonun günde iki kez sürülebileceğini, cibinliğin fayda sağlayabileceğini söylüyor.

• Güneş yanığı
Yaz mevsiminde çocukların ve ailelerin tatilini kabusa dönüştürebilen güneş yanığı; vücutta hassasiyet, kabarcık ve soyulma şeklinde görülebiliyor. Derinin, güneşin ultraviyole ışınlarına maruziyeti sonucu oluşan iltihaplanmaya karşı en iyi tedavi yönteminin ‘baştan önlem almak’ olduğunu belirten Dr. Çetin sözlerine şöyle devam ediyor: “Yaygın bir güneş yanığı alanı varsa; deri ısı düzenleme yeteneğini kaybederek güneş çarpması denilen durumla da beraber olabilmektedir. Bol sıvı almak, cildin hava ile temasını devam ettirmek ve ıslak müslin bezlerle rahatlatmak işe yarayabilir. Güneş çarpması durumunda özellikle başağrısı, mide bulantısı, kusma gibi şikayetlerde baş ve boyun bölgesine soğuk uygulama yapmak gerekir. Baş ağrısının devam etmesi ve bilinç bulanıklığı, kafa karışıklığı, yanık bölgesinde kabarcıklar ve ateşin devam etmesi durumunda acilen doktora başvurulmalıdır.” Dr. Evşen Çetin, şapka ve güneşten koruyucu kıyafet ile çocuğun yaşına uygun güneş koruyucu krem kullanımının önemli olduğunu vurgularken, çok küçük bebeklere güneş kremi önerilmediğini, özellikle güneş ışınlarının yoğun geldiği 11:00-16:00 saatleri arasında doğrudan güneşe çıkılmaması gerektiğini söylüyor.

• Kesik ve sıyrıklar
Küçük kesik ve sıyrıklar yaz tatilinde hemen her çocukta görülebiliyor. Bu küçük kesikler ve sıyrıkların evde tedavi edilebileceğini, akan suyun altında bol sabunla en az 10 dakika yıkanması gerektiğini belirten Dr. Çetin sözlerine şöyle devam ediyor: “Kesik derinse ve kanama fazlaysa dikiş gerekebilir ve kan kaybına bağlı şok gelişebilir. Bu nedenle hastaneye başvurulması gerekir. İltihaplanma riski olduğu için bu kesiklerin temizlendikten sonra tampon uygulanarak günlük pansumanı yapılmalıdır. Kanamanın devam etmesi durumunda acil servise başvurulmalıdır. Yara kirli bir yüzey nedeni ile oluştuysa tetanoz aşısı ve antibiyotik kullanımı gerekebilir.”
• İshal
Yazın özellikle aşırı sıcaklarda enfeksiyonların hızla çoğalması ve yayılması nedeniyle ishal vakalarına çok sık rastlanıyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Evşen Çetin, ishale karşı alınması gereken önlemleri ve uyarılarını şöyle anlatıyor: “Özellikle yaz sıcaklarında besin hijyeni sağlamanın zorlaşması ve dışarıdan güvenilir olmayan yerlerden alınan enfekte gıdalar bu enfeksiyonların vücuda girmesine neden olur. Ellerin sık yıkanması, enfeksiyon etkeni olup aşılama ile engellenebilen etkenlere karşı bağışıklanma, hijyenik olmayan yerlerde hızlı bozulabilecek gıdaların tüketilmemesi hastalığa karşı koruyucu önlemlerdir. Yoğun ve beslenmeye engel olacak düzeyde kusma ve bol sulu ishal çocuklar için sıvı ve besin ihtiyacı karşılanamayacağı için tehlikeli olabilmektedir. Halsizlik ve bu bulgular varlığında çocuk acil servise götürülmelidir.”

• İsilik
Yazın özellikle bebeklerde daha sık görülen isilik; ter bezlerinin yoğun olduğu boyun, omuz, dirsek, kasık ve diz arkası gibi kat yerlerinde, sönük kırmızı lekeler halinde ortaya çıkıyor. Ter bezi ağzının ter içeriği ile tıkanması sonucu oluşan ve doğrudan sıcakla ilişkili olan isiliği önlemek için; bebeklerin hava sıcaklığına uygun giydirilip, kalın kıyafetlerden kaçınılması gerekiyor. Sıcak havalarda bebeğin her gün duru su ile yıkanmasının bebeği rahatlatacağını ve isilik riskini en aza indireceğini belirten Dr. Evşen Çetin “Çamaşırlar için kullanılan kimyasal temizleyici ve yumuşatıcılar deri ile temasla isilik gelişimini hızlandırabileceğinden bu tür maddelerden kaçınılmalıdır. İsilik bebeğin serin tutulması ile genellikle kendiliğinden geriler ama eğer gerileme olmazsa hastaneye başvurulması diğer nedenler ve hastalıklardan ayırım için önemlidir” diyor.

Üzüm Kızı sezona Ayta Sözeri ile başladı

Üzüm Kızı sezona Ayta Sözeri ile başladı

Bodrum Türkbükü’nün sevilen eğlence mekanlarından Üzüm Kızı Sahne, bu sezon 4. yılına merhaba dedi.

Kuruluşundan bu yana Bodrum’un eğlence hayatına renk katan Üzüm Kızı Sahne, misafirlerine unutulmaz anlar yaşatmaya devam ediyor.

Üzüm Kızı Sahne, sunduğu eşsiz atmosferi, kaliteli müzik performansları ve özel etkinlikleriyle Bodrum’un önemli eğlence noktalarından biri haline geldi. Sezonun ilk gecesinde ünlü sanatçı Ayta Sözeri sahne aldı.

Ezgi Tombul: “Birbirinden farklı karakter oynamak istiyorum”

Ezgi Tombul: “Birbirinden farklı karakter oynamak istiyorum”

Oyunculuk kariyerinin başlangıcından, unutulmaz anılarına ve yeni projelerine kadar her şeyi anlatan Ezgi Tombul, kariyer hedeflerini ve genç oyunculara tavsiyelerini Pause Dergisi’ne anlattı. “Birbirinden farklı karakter oynamak istiyorum” diyen Tombul, samimi açıklamalarıyla ilham veriyor.

Röportaj: NAZAN ORTAÇ

Ezgi Hanım, oyunculuk kariyerinize nasıl başladınız? Bu yolculuğunuzda sizi en çok etkileyen ve yönlendiren kimler oldu?

Kariyer, mesleki başarı üzerine kurulu bir kelime, ben daha çok mesleğe duyduğum arzunun nasıl oluştuğundan bahsedebilirim, çünkü, bence kariyer, peşinden gittiğin arzunun pozitif getirisi sadece, onun yanıtını da ben veremem. Ortaokulda ‘elinde fırçayla şarkı söyleyen çocuk’ değil, utangaç bir çocuktum, annem bana daha iyi hissetmem için tiyatro kursunu önerdi ve ben orada tutkumu buldum. Çeşitli tiyatro toplulukları ve ardından konservatuvarla devam eden süreçte, fitili annemin ateşlediğini söyleyebilirim.

Müjdat Gezen Sanat Merkezi Tiyatro Bölümü’nde aldığınız eğitimin kariyerinize nasıl bir katkısı oldu?

Benim okulumun ya da herhangi bir okulun amacı bence ilgilendiğin dalla yıllarca yoğrulmanı sağlamak. Okul yılları boyunca, zaten yapmayı istediğin ‘oyun oynamayı’ defalarca yapıyorsun, deneye yanıla, tekrar ve tekrar… Bu bağlamda, benim okulumun bana katkısı esneklik kazanmam oldu.

“Keşanlı Ali Destanı” ve “Hatırla Gönül” dizilerinde yer aldığınız dönemle ilgili unutamadığınız anılarınız var mı?

“Keşanlı Ali Destanı”, benim ilk işim olması sebebiyle kalbimde yeri çok başka, okuldan yeni mezun olmuş ve Çağan Irmak’ın dizisinde oynuyorum, o hissi hiç unutmuyorum. Geçmişte çalıştığım her işi mutlulukla anıyorum ve bunu değerli buluyorum.

Ezgi Tombul

Yeni projeniz “Sorgu Odası” dizisinde nasıl bir karakteri canlandırıyorsunuz?

‘Sevilay’ karakterini oynuyorum. Sevilay, aile travmaları sebebiyle yaralı, kendisiyle mutsuz ve mutsuzluğunu da etrafına yayan bir karakter. Boşandığı eşi Metin’le sağlıklı sınırlar koyamamaları, Sevilay’ı git gelli bir ruh haline sokuyor.

Dizinin konusu ve hikayesi hakkında biraz daha detaylı bilgi verebilir misiniz?

Bir cinayetin failinin araştırıldığı olay örgüsünün yanı sıra, birbirlerine çeşitli önyargılar geliştirmiş, birbirini yaftalayan kişilerin; ‘ötekini’ tanıdıkça dönüştükleri, anladıkları, dayanışmayı seçtikleri bir polisiye hikaye diyebilirim.

Hazal Kaya ve Çağlar Ertuğrul ile aynı projede yer alıyorsunuz… Daha önce birlikte çalışmış mıydınız?

Hayır daha önce çalışmamıştık, ilk kez tanışıyoruz.

Ezgi Tombul

Dizinin yönetmeni Deniz Yorulmazer ile çalışmak nasıldı? Yönetmenle olan işbirliğiniz hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Yönetmenimiz ne istediğini çok iyi bilen, bilmenin ve işini iyi yapmanın huzurunu tavrına yansıtan biri, görüntü yönetmenimiz Neco Akdeniz ile birlikte çok güzel bir iş çıkarıyorlar, ben de bir parçası olduğum için mutluyum.

Polisiye dram türündeki bu dizi, kariyerinizde nasıl bir yer tutuyor? Bu türde çalışmak size neler kattı?

Ben, bu işin polisiye aksında bulunmuyorum. Benim karakterim çok incinmiş, kendini sürekli dibe çeken bir karakter onunla birlikte ben de çekiliyorum oynarken.

Oyunculuk kariyerinizdeki hedefleriniz ve hayalleriniz nelerdir? Gelecekte hangi tür projelerde yer almak istersiniz?

Hayallerim, arzularım var ve onların peşinden gitme niyetim var. Genel olarak bahsetmem gerekirse, oyunculuk yapmayı yıllar boyunca sürdürebilmeyi ve her platformda birbirinden başka karakterleri oynamayı isterim.

Ezgi Tombul

Son olarak, kariyerine yeni başlayan oyunculara ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz? Sizin yolunuzdan ilerlemek isteyenlere neler önerirsiniz?

Oyunculuk yapmayı istemesinin nedenini bulmasını, bu neden eğer otantik bir nedense devam etmesini, işlerin yolunda gitmeyeceği zamanlar olacağını o süreci rahat atlatabilmesi için duygu durumunu en hızlı şekilde dengelemesinin kendince yolunu bulmasını öneririm

Mine Ayman Ben kimim?

Mine Ayman Ben kimim?

Bu ay ki “20 Soru da Ben Kimim” in konuğu başarılı radyo programcısı ve astrolog sanatçı Mine Ayman oldu.

20 Soruda Ben

1-Savurganlık yaptığınız olur mu? Hayatınızda havalı gösterişli ama “bu benim ilk savurganlığım” diyebileceğiniz ne var?

Genelde savurganımdır, bir şeyi çok istersem, pahalı ya da gereksiz bile olsa eğer param varsa alırım 🙂 Çok beğendiğim kıyafet, çanta, ayakkabı ya da saatin her rengini alırım. Mesela bu yaz için aynı plaj çantasının 3 rengini aldım, e biraz savurganlık tabii 🙂

2-Kendinle yüzleşir misin?

Her zaman ve çok acımasızımdır, her şeyi net görebilir, kendime de karşımdakine de dan diye söyleyebilirim.

3-Keşke yapsaydım dediğiniz oldu mu? Ne için düşündünüz?

Pandemiden önce bir etkinlik için Moskova’ya gitmiştim, “Beyaz Geceler” denen zamandı ve havanın tam olarak kararmadığı bu özel doğa olayını yaşayabilmek için Petersburg’a trenle 4 saat gitmem gerekiyordu ve gidip geri gelmeye üşenmiştim, keşke gitseymişim.

4-İnsanlar üzerinde nasıl bir etki bıraktığınızı düşünüyorsunuz?

Ruh halime göre bıraktığım etki değişiyor bence. İyi günümdeysem beni çok sempatik, samimi ve eğlenceli bulurlar. Eğer kötü bir günümse beni huysuz, sinirli ve soğuk bulabilirler ama her halükarda farklı, mistik ve karizmatik olduğumu düşünürler.

5-Size bile garip gelen bir huyunuz var mı?

Bir şeye takıldım mı eyvah, konuyu çözene kadar rahat edemem ve çevremi de bu yüzden sıkabilirim.

20 Soru da Ben Kimim

6-Neyi romantik bulursunuz?

El ele tutuşarak sevgiliyle yaz yağmurunda yürümek, beklenmedik bir zamanda hediye almak, sürpriz tatil planı yapılması, evde yemek yapıp seni bekleyen sevgili olması, bana bunlar romantik gelir.

7-En çok neyi harcıyorsunuz? Giysi, parfüm veya başka herhangi bir şey?

En çok yüz yıkama köpüğü harcarım, sabah akşam düzenli yüzümü yıkarım ve makyajımı da bu şekilde harcarım. Ayrıca ince çorapları da en fazla 1-2 kez giyer, küçük bir kaçma ya da takılma durumu olursa hemen atarım. Kıyafet ve ayakkabılara da sürekli para harcadığım doğrudur, hala dolabımda hiç giymediğim kıyafet ve ayakkabılar var.

8-En büyük, en tuhaf korkunuz nedir?

En büyük korkum kapalı yerde kalmak, dar alanlar beni korkutur ve boğulacak gibi olurum. Asansör yeni ve geniş değilse yani güven vermiyorsa binmem, bu yüzden 20 kat merdiven çıktığım bile oldu.

9-Sınırsızca yaptığınız bir şey var mı?

Genelde sınırlarım vardır, kontrolü kolay kolay hiç bir şey için elden bırakamam.

10-Ünlü biri olmak sizce nasıl bir durum?

Yıllardır radyo programcısı olarak hep büyük kitlelere hitap ettim ve sevenlerim çok oldu. Bu büyük bir keyif ve insana güç de katan bir şey. Şu anda da yeni şarkımla sevilmek, beğenilmek ve takip edilmek çok mutlu ediyor. Ünlü ya da işinde tanınan biri olunca sanki başarı daha da ortaya çıkmış oluyor ve emekler de yerini daha hızlı buluyor.

Mine Ayman

11-Ünlülerin etkileyici olduğuna inanıyor musunuz?

Her ünlünün mutlaka bir yeteneği ya da karizması olduğuna inanıyorum, kimse tesadüfen ünlü olmaz bence, illa ki bir özelliği ya da misyonu vardır. Hem yetenek hem karizma hem de zeka bir arada olunca, şans da varsa genelde ün artıyor bence.

12-Aksanını iyi bildiğiniz başka hangi dilde konuşuyorsunuz?

İngilizce dersleri aldım ama bir türlü adapte olamadım, dil öğrenme yeteneğim yok bence, hatta birilerinin konuşma taklitini de yapamam. Galiba çok iyi Türkçe konuşmaya o kadar adapte olmuşum ve hem sesimle hem diksiyonumla o kadar beğenilmişim ki diğer dilleri konuşmak hiç umurumda olmamış ama çok iyi Fransızca konuşabiliyor olmak çok isterdim.

 13-Hayatta yedek planlarınız var mıdır?

Evet, çok sıkılırsam İstanbul’dan Bodrum ya da İzmir’de sakin bir yere yerleşip doğanın içinde huzurlu bir hayat yaşamayı düşünüyorum.

14-Şu Anda sizinle ilgili; benim ve hiç kimsenin bilmediğim bir şeyi bana söyleyebilir misiniz?

Üçüncü şarkımın hazırlıklarına başladım, yayınlandığında hem şarkı hem de tarz olarak çok şaşırtmayı planlıyorum.

15- Süper gücünüz olsaydı ne yapmak isterdiniz?

Gerçek duyguları ve niyetleri öğrenmek ve hiç bir konuda yanılmamak için beyin okumak isterdim.

Mine Ayman

16-Kahramanlarınız var mıdır?

Daha o mertebeye ulaşacak birine rastlamadım 🙂

17-Hayattaki altın kuralınız nedir?

Her konuda dürüstlük ve vicdan rahatlığı.

18-Yemek yapar mısınız? Yapabildiğiniz en güzel yemek nedir?

Yemek yapmayı çok severim ve elim lezzetlidir. Hiç bilmediğim bir yemeği bile sanki daha önce yapmışım gibi tariften hemen yapabilirim ve sonuç süper olur. Mesela kuzu gerdan haşmama, lazanya ve kıymalı taze fasulye yemeklerini harika yaparım. Ayrıca kendi turşumu evde kendim yapıyorum. Lahana, acı biber ve salatalık turşularımın namı yayılmış durumda 🙂

19-Hangi şehri sever ve yaşamak istersiniz? Ve neden?

Bodrum’u çok seviyorum, sakin her hangi bir yerinde yaşayabilirim çünkü havası bana çok iyi geliyor. Ayrıca güneşli ve genelde sıcak olan yerlerde yaşamak istediğim için benim için harika bir yaşam alanı olabilir.

20-En sevdiğiniz yâda maceralı tatili nerede geçirdiniz?

Hayatımın en güzel tatilini Phuket’te yaptım, benim için tam bir maceraydı. Hem tropikal havası hem de Phi Phi Adaları muhteşemdi. Ayrıca adada fil üzerinde gezi yapmıştım hem çok heyecanlı hem de çok keyifliydi.

Bu bizim Doğaya, hayata, canlılara olan insani borcumuz

Bu bizim Doğaya, hayata, canlılara olan insani borcumuz

İstanbul Çevre Konseyi Federasyonu Genel Başkanı Bülent Sarıgül, Federasyonu’nun amaçları ve bu doğrultuda yapılan çalışmalar Pause Dergi okurları için anlattı. Doğa ve çevre dostu Bülent Sarıgül ile yaptığımız söyleşiyi keyifle okumlar dileriz.

Öncelikle, İstanbul Çevre Konseyi Konfederasyonu’ndan bilmeyen olabilir diye sormak istiyorum; nasıl kuruldu bu federasyon?

Federasyonumuz İstanbul Turizm Kültür ve Çevre Derneği Başkanı Avukat Tunay Gürsel öncülüğünde, 5 çevre derneğinin 2003 yılında bir araya gelmesi ile kuruldu.

Bülent Sarıgül

İstanbul Çevre Konseyi Konfederasyonu’nun ana amacı nedir, bahseder misiniz?

Federasyonumuzun öncelikli amacı, insanlara çevre bilinci konusunda farkındalık yaratmak, İstanbul’un tarihi değerlerini çevreci bir bakış açısı ile güzelleştirmek, iyileştirmek ve sürdürülebilirliğini sağlamaktır. Ayrıca; küresel ısınmanın önlenmesi açısından çevreye duyarlı sanayileşme ve kalkınmaya uygun projeler üretmeyi ve destek olmayı da amaçlıyoruz. Bir başka öncelikli çalışmalarımızdan biri de karbon ayak izini takip ederek karbondioksit salınımını azaltmak. Bu amaçla da bu doğrultudaki projelere destek oluyoruz. Üretimin ve çeşitliliklerin devamlılığının sağlanabilmesiyle birlikte insan yaşamı, doğanın daimî olabilmesi ile mümkündür. Bunun için İnsanların kendi ihtiyaçlarını sonraki dönemde yaşayacak olanların ihtiyaçlarından ödün vermeden karşılayabilmesi gerekmektedir. Biz de bu amaca hizmet eden projelerin sürdürülebilir tarafında, amaçlarımız doğrultusunda çalışıyoruz.

Bülent bey belirttiğiniz amaçlar doğrultusunda, başka vakıf ve derneklerle iş birlikleriniz oluyor mu, bu konuda iş birliği yapıyor musunuz?

Elbette… Doğal hayatı koruyup ağaçlandırmak, çeşitli hayvan nesillerinin devam etmesini sağlamak için çalışan dernek ve vakıflarla iş birliği halindeyiz.

Bülent Sarıgül

Genel olarak baktığınızda çevre konusunda farkındalığı nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce ne yapılması gerek?

Çevre bilincinin yediden yetmişe her yaş gurubuna anlatılması, öğrenilmesinin sağlanması gerekiyor. Okullarda okutuluyor ama dersten sonra kişi birey olarak tam bir kazanım sağlamadıysa eğer bu tarafı eksik yaşıyor. Ailedeki herkesin bu konulara eğilimi, hassasiyeti önemli. İnsanın yaşadığı doğal çevreye, dünyamıza dikkat etmesi, ona zarar vermemesi ve fayda sağlayan işler yapması ya da faydalı işlerin bir parçası olması gerekiyor. Bu bizim Doğaya, hayata, canlılara olan insani borcumuz. Bu bir yaşam yaklaşımı olmalı, hayat felsefesi olmalı… Ülkemizde ve tüm dünya üzerindeki doğa, çevre kaynaklarının tükenme riskiyle karşı karşıya olduğumuzun çoğumuz farkındayız. Her yaş gurubundan insan küresel sıcaklık derecelerinde kaydedilen artışlar, iklim değişikliği etkisini hisseder durumda…  Hepimizin mevsim normallerinde ki farklılıkları yaşayarak deneyimliyoruz. Yetersiz su kaynaklarını, soluduğumuz havanın kirliliğinden, etkileniyoruz. Araştırmacıların açıklamalarına bakıldığında; dünyanın her yerinde yaşanan olumsuzluklar, insanlığın sürmesi için gerekli doğal yaşam kaynaklarının sınıra yaklaştığına işaret ediyor. Sürdürülebilir olmanın ve kaynakların kendiliğinden yenilenebilir olması için atılacak adımların önemi belki de en fazla bu çağda hissediliyor. Bireysel ve kurumsal, insani tutum ve davranışlar çok çok önemli.

Nasıl tutumlar bunlar, en kolay nereden başlanabilir?

Öncelikle işe kendimizden başlamalıyız. Gönül ister ki; hemen bugünden tüm dünyada sıfır atık çalışmalarına toplumlar, bireysel olarak da tam uyum sağlasın. Ancak; bu temenniyi uygulamaya dönüştürüp, sisteme sokmak hiç kolay bir beklenti değil. Ama bir şeyin kolay olmaması, imkânsız olduğu anlamına gelmez. Minik minik başlayıp, ölçümleyebildiğimiz davranışlar bir bireysel tutumlara hanelerde hedeflere dönüşebilir. Örneğin tek kullanımlık plastikler, bardaklar, pipetler, kullan atlar kolaylığı sağlayan çatal, bıçaklar, naylon poşetler bunları hayatımızdan çıkarmakla başlayabiliriz. Biliyorsunuz plastiğin çevreye zararı çok büyük. Şöyle ki, plastik 100 yıl kadar doğada kalabiliyor ve canlılara çok büyük zararlar verebiliyorlar. Dünyada atık birikimi ve plastik tüketimi bugünkü hızında devam ederek yarınlara geçerse, 20- 25 yıl içerisinde deniz ve okyanuslarda balıktan çok plastik olması bekleniyor. Bunu ben söylemiyorum; bilim adamları, araştırmacılar, araştırma verileri gösteriyor. Birkaç alışkanlığımızı değiştirerek bu kötü durumun rotasını değiştirebilir, gidişatın önüne geçebiliriz. Çocuklarımıza ağaç sevgisini öğretmeli ve doğayı sevmeyi öğretmeliyiz. Ağaç yaşken eğilir sözünü çocuklarımız için uygulamalı ve onlara çevre ile ilgili bilgiler vermeliyiz. Yapılan araştırmalar bir kişinin yılda 7 ağaç tükettiğini gösteriyor. Bundan daha fazlasını yerine dikmeli ve ormanlarımızı çoğaltmalıyız. Kurumlar marka profesyonelleri de döngüsel ekonomiyi destekleyen projelerle, atıkların kaynak olarak ele alındığı ve tekrar ekonomik bir fayda getirecek ürün veya hizmetlere dönüştürüldüğü bir modellemeleri tercih edebilir.

Bülent Sarıgül

Su kullanımı ile ilgili görüşleriniz nedir?

Dünya nüfusunun yüzde 40’ı susuzluk tehlikesi ile karşı karşıya. Basit birtakım önlemler değil neredeyse su fakiri bir ülkeyiz. Bizim çocukluğumuzda gördüğümüz ama şimdilerde unuttuğumuz bir şeyden bahsedeceğim size. Yağmur yağdığında büyüklerimiz binalardaki olukların altına kovalar koyup, yağmur suyunu biriktirip kullanırlardı. Günümüzde yağmursularından bu şekilde faydalanamayabiliriz ama şehir planlamacılar, mühendisler, mimarlar bunları sadece gelişmiş tekniklerin kullanıldığı binalarda değil, mahalle sokak aralarındaki evler, apartmanlarda yapılabilir. Sitelerde bahçelere verilen sular belki o sitenin atık suyundan sağlanabilir. Biz de suyun değerini % 100 kuraklık yaşamadan susuz kalmadan bilmeli ve ona göre hareket etmeliyiz. Akıllı binalarda teknikler sadece akıllı tasarımlar çoğunlukla asansör, güvenli geçiş veya yangın söndürme gibi genel başlıklarda toplanıyor. Alt başlıklarında bu tarz seçenekleri de aramak bile bu yönde evrilemeye katkı sağlar.