Yazılar

Victoria’s Secret’tan Rüya Gibi Koleksiyon: Dream

Dream koleksiyonuyla güzelliği konforlu bir deneyime dönüştüren Victoria’s Secret, her kadının zamansız cazibesinin yanı sıra koleksiyon ile romantizmi de vurguluyor.

Victoria’s Secret’ın en romantik ve en sevilen konforlu koleksiyonları olan Dream Angels ve Love Cloud’u bir araya getirerek rüyalarınızın da ötesinde bir koleksiyonla sizleri buluşturuyor. Dream koleksiyonu, Victoria’s Secret’ın şimdiye kadarki en yumuşak ve konforlu danteli ForeverStretch Lace ve yenilemiş Marshmallow Memory Foam sütyen dolgusu sayesinde rüyalarınızdaki uyumu yakalamanızı sağlıyor.  Sütyenler, külotlar, büstiyerler, slipler, babydoll ve body suit’ler ve daha fazlasının sizi beklediği Dream koleksiyonunda bedenler ise XS-XL arasında değişiyor.

Petlas off-road lastiğinde dikkat edilmesi gerekenler

Off-road sürüşü, zorlu arazi koşullarında araç performansını en üst düzeye çıkarmak için özel bir hazırlık gerektiriyor. Bu nedenle, kaygan, engebeli ve bozuk zeminlerde yol tutuşu, güvenlik ve sürüş konforunu sağlayan bir lastik tercih etmek büyük bir önem taşıyor. Off-road yaparken standart lastiklere göre daha dayanıklı ve işlevsel olan lastiklerin tercih edilmesi gerektiğini belirten Petlas Pazarlama Müdürü Esra Ertuğrul Boran, doğru lastik tercihinde dikkat edilmesi gerekenleri anlattı.

“Highway Tires ve All Terrain lastikler off-road sürüşlerince üstün performans sağlıyor”

İster kamp ister tatil yolculuğu olsun her tür yol dışı sürüşte güvenliği sağlamak için ilk adımın, arazi aracına uygun lastik seçimi olduğunu belirten Petlas Pazarlama Müdürü Esra Ertuğrul Boran, “Off-road lastikleri seçiminde Highway Tires (H/T) tipi lastikler, adından da anlaşılacağı üzere otoyol lastikleri olarak bilinse de, arazi araçlarında da yaygın olarak tercih edilebiliyor. Bu lastikler, güçlendirilmiş kargas yapısı ve artırılmış yük taşıma kapasitesi sayesinde özellikle 4×2 SUV araçlarında kullanılabilir. All Terrain (A/T) tipi lastikleri ise hem asfalt hem de arazi koşullarında başarılı performans gösteren lastiklerin başında geliyor. Hamur ve desen yapıları sayesinde asfalt sürüşlerinde yüksek performans sağlarken, kuru toprak, ıslak toprak, kum, çamur ve kar gibi zorlu yüzeylerde de ortalamanın üzerinde bir başarı sergilediği için bu lastiklerde off-road sürüşlerinde tercih edilebilir. Petlas olarak Ar-Ge merkezimizde tasarladığımız A/T ve M/T lastikleri, off-road tutkunlarına özel olarak geliştiriliyor. Her tür yol koşulunda üstün çekiş, uzun ömürlü kullanım ve dayanıklılığı bir arada sunan Petlas off-road lastikleri, yağmur, çamur, kar demeden her an konforlu bir sürüş deneyimi yaşamanız için ekstra dayanım ve güç sağlıyor” diye konuştu.

Lastik seçiminin yanı sıra sürüş esnasında hız ve frenleme büyük bir önem taşıyor

Off-road sürüşü öncesi ve sonrası için dikkat edilmesi noktaları da anlatan Boran, şu ifadeleri kullandı: “Off-road sürüşünde lastik seçiminin yanı sıra, hızı kontrol altında tutmak, ani manevralardan kaçınmak ve yol koşullarına uygun bir hızda seyahat etmek büyük önem taşıyor. Arazi şartlarında yol durumunu sürekli göz önünde bulundurmak ve büyük kaya, taş gibi engellerden kaçınmak gerekiyor. Sivri cisimlerin üzerinden geçerken dikkatli olmak ve lastiklerin ani hareket etmesini engellemek, kayma riskini minimize etmek için sert frenlemelerden kaçınmak sürüşlerde hayati bir rol oynuyor. Bunun yanı sıra, lastik basıncının da düzenli olarak kontrol edilmesi de lastiğin yola tutunmasını sağlamak açısından oldukça önemli”

Güvenlik önlemlerine de dikkat çeken Boran, “Off-road sürüşlerde çamur veya suya saplanma olasılığı yüksek olduğundan, araçta çeki halatı, reflektör gibi ekipmanların bulundurulmasına özen göstermek gerekiyor. Ayrıca, daha zorlu şartlarda sürüş yapıyorsanız, araç önünde vinç sistemlerinin çalışır durumda olmasına da dikkat edilmeli.” ifadelerini kullandı.

Görme kaybına yol açan üveit nedir?

Üveit, gözün içinde ‘uvea’ adı verilen bölümünün iltihaplanmasıyla ortaya çıkan bir tablodur. Genellikle aniden başlayan ve hızla kötüleşen bir tabloyla seyreden üveit hastalığı; göz kızarıklığı, ağrı ve bulanık görme belirtileriyle ortaya çıkıyor. İltihap gözdeki tüm dokuları etkiliyor ve tedavide geç kalındığında ciddi görme kayıplarına neden olabiliyor. Çoğu zaman tedavide başarı elde edilirken, üveit bazen kronikleşerek tedavisi uzun sürebiliyor. Bu sebeple erken tanı büyük önem taşıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Mustafa Ataş, üveit hastalığı ile ilgili bilgi verdi.

Prof. Dr. Mustafa Ataş

Prof. Dr. Mustafa Ataş

Her yıl 4 milyon vaka tespit ediliyor

Bir veya iki gözü etkileyebilen üveit, her yaştan insanda ve çocuklarda da ortaya çıkabilmektedir. Yaygın olarak 20-60 yaşları arasında görülmektedir. Yapılan araştırmalarda bu sorunun 100.000 kişiden 38 kişiyi etkilediği belirlenmiştir. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 4 milyon yeni vaka ortaya çıkmaktadır. ABD’de her yıl 30.000 kişinin üveit hastalığı nedeniyle görme yetisini kaybettiği tahmin edilmektedir. Üveit yetişkinlerde daha yaygındır ve yaş ilerledikçe görülme olasılığı artmaktadır. Çocuklarda daha az yaygın olup, vakaların yalnızca %2 ila %20’sini oluşturmaktadır.

Uvea, gözün sklera (gözün beyaz kısmı) ile retina (gözün arkasındaki ışığa duyarlı tabaka) arasındaki orta tabakadır. Uveanın 3 bölümü vardır:

  • İris (gözün renkli kısmı)
  • Siliyer cisim (merceğin odaklanmasına yardımcı olan gözün kısmı)
  • Koroid (gözü besleyen damar tabakası)

İltihabın gözün neresinde olduğu önemli

Üveit sınıflaması özellikle tanı ve tedavi seçimi açısından yararlıdır, araştırmalarda yol gösterici olmaktadır. Anatomik yerleşime göre sınıflamada; üveit tipi, gözün hangi bölümünün veya bölümlerinin iltihaplandığına bağlı olarak belirlenmektedir.

  • Ön üveit, gözün ön tarafını (kornea ile iris arasında) ve siliyer cismi etkiler. Aynı zamanda iritis olarak da adlandırılır ve en sık görülen üveit çeşididir.
  • Ara üveit, merceğin hemen arkasındaki retina ve kan damarlarını ve ayrıca gözün ortasındaki jeli etkilemektedir.
  • Posterior üveit, gözün arkasındaki retina veya koroid tabakayı etkiler.
  • Panüveit, gözün önünden arkasına kadar uveanın tüm katmanları iltihaplandığında ortaya çıkmaktadır.

 Üveitin en çok görülen 7 belirtisi

Üveit belirtileri gözün hangi bölgesini etkilediğine bağlı olarak değişebilmektedir.

En yaygın olanı anterior yani ön üveittir. İris ve siliyer cismi etkiler ve belirtiler genellikle hasta ve başkaları tarafından görülebilir. Kişinin kendisi tarafından fark edilebilen uçuşan noktalarda artış ve etkilenen gözde görme alanındaki boşluklar veya eksik bölümler öncül belirtilerdir.

Ön üveitin belirtileri şunlardır;

  • Göz ağrısı
  • Kırmızı göz
  • Bulanık görme
  • Işık hassasiyeti (fotofobi)
  • Gözün beyaz ve şeffaf bölümünü ve göz kapaklarının içini kapsayan tabakası olan konjonktivadaki şişlik
  • Göz bebeği şeklinin değişmesi (daireden düzensiz bir şekle dönüşmesi)
  • Gözünüzün ön kısmının alt kısmında (hipopiyon) beyaz sıvı birikmesi

Erken teşhis ile hastalığı önlemek mümkün

Üveitin olası nedenleri enfeksiyon, yaralanma, otoimmün (bağışıklık sistemi ile ilgili) veya inflamatuar (iltihabi) bir hastalıktır. Vakaların %50- %70’inde yapılan tüm araştırmalara rağmen neden belirlenememektedir. Ciddi görme kayıplarına yol açan bu hastalığı, erken teşhis ve tedaviyle önlemek mümkün olmaktadır.

Bilinen en olası nedenler şunlardır;

  • Enfeksiyonlar
  • Sistemik nedenler
  • Yaralanmalar
  • İlaçlar

Enfeksiyonlar, mikroplar (patojenler) vücudunuza girip hasara neden olduğunda ortaya çıkar. Enfeksiyona bağlı üveit genellikle aynı anda yalnızca bir gözü etkiler.

Hastalıklara yol açan bazı sorunlar üveite neden olabilmektedir

Virüsler: Üveite neden olabilen virüsler arasında herpes simpleks virüsü (HSV), varisella-zoster virüsü (suçiçeği ve zonaya neden olur) ve sitomegalovirüs (CMV) bulunur. Ayrıca aşıyla önlenebilir hastalıklarda, özellikle kızamıkçıkta da görülebilir.

Bakteriler: Üveite neden olabilen bakteriler arasında sifiliz ve tüberküloza da neden olan türler bulunmaktadır.

Mantarlar: Üveite neden olabilen mantarlar arasında Candida (kandidiyaz) ve Aspergillus (aspergilloz) gibi küf türleri de dahil olmak üzere çeşitli alt türlerden türler bulunur.

Parazitler: Bunlar arasında kediler gibi evcil hayvanlardan, özellikle enfekte kedi kumundan (toksoplazmoz) ve köpeklerden (toksokariazis) geçebilen parazit türleri bulunur. Az pişmiş domuz eti yendiğinde (sistiserkoz veya toksoplazmoz) ortaya çıkabilmektedir. Ülkemizde çiğ et (çiğ köfte gibi) yeme veya kedi ile yakın temastan kaynaklanan toksoplazmoz önemli bir üveit nedenidir. Hamilelerin çiğ et ve kedi ile yakın temasta dikkatli olmaları gerekmektedir.

Üveite neden olan sorunun belirlenmesi önemli

Üveitin tipine, yerleşim yerine ve şiddetine göre tedavi şekli değişmektedir. Üveit pek çok nedenden dolayı ortaya çıkabildiğinden, üveit tedavileri büyük ölçüde değişebilmektedir. Üveitin tedavisi yoktur, ancak buna neden olabilecek bazı sorunlar engellendiğinde tedavi süreci başlamış olacaktır. Böyle bir durumda, bu nedeni tedavi etmek üveiti de çözebilmektedir. Üveitin ana tedavisi steroid türü ilaçlarla yapılmaktadır. Gözün içindeki iltihabı azaltmaya yardımcı olan bu ilaçlar üveitin tipine bağlı olarak farklı tipte önerilmektedir. Örneğin; göz damlaları genellikle gözün ön tarafını etkileyen üveit için kullanılırken, enjeksiyonlar ile tabletler genellikle gözün ortasını ve arkasını etkileyen üveit tedavisinde işe yaramaktadır. Bu hastalığın tedavisi devam ederken ek tedavi de gerekebilmektedir. Ağrıyı hafifletmek için göz damlaları da verilmektedir. Bazı özel üveit türlerinde antimetabolit veya biyolojik ajanlar dediğimiz immün sistemi baskılayan tedaviler de verilebilmektedir.

Sağlıklı gözler için bu besinlere sofranızda yer verin!

Son yıllarda göz sağlığımızı tehdit eden unsurlar hızla artıyor. Bilgisayar ve telefon ekranlarına uzun süre ve kesintisiz olarak bakma, güneşin zararlı ışınlarına maruz kalma, sağlıksız beslenme ve geç saatlerde uyuma derken; vücudumuzun en önemli duyu organlarından gözlerimiz giderek bozuluyor. Sağlıklı bir retina tabakası olmadan gözlerimizin doğal görme işlevini yerine getirmesinin mümkün olmadığını, yanlış yaşam alışkanlıklarının ise retinaya zarar verdiğini belirten Acıbadem Taksim Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ayşe Öner “Sağlıklı bir retina tabakası için; kilo kontrolüne dikkat etmek, düzenli egzersiz yapmak, sigara ve alkol kullanmamak, kanda şeker ve kolestrerolü düzenli takip ettirmek, güneşli havalarda güneş gözlüğü kullanmak, bilgisayar ve telefon ekranı karşısında zaman zaman gözleri dinlendirmek, aşırı tozlu ve kimyasal maddeli ortamlarda gözlerimizi korumak gibi önlemler son derece önemlidir. Tüm bunların yanında göz sağlığına iyi gelen besinlerin tüketilmesine de özen göstermek gerekir” diyor. Gözleri güçlendirmede bazı besinlerin öne çıktığını belirten Prof. Dr. Ayşe Öner, sağlıklı gözler için soframızda yer vermemiz gereken 7 etkili besini sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Ayşe Öner

Prof. Dr. Ayşe Öner

Havuç

Havuç yüzyıllardır göze faydalı olduğu bilinen besinlerden bir tanesidir. Bol miktarda A vitamini içeren, B, C, D ve E vitaminleri açısından da oldukça zengin olan havuç, karoten, şeker ve fosfor içerikleriyle de göz sağlığına katkı sağlar. Günde bir-iki tane orta boy havucun tüketilmesi gözlerimizi korumak ve güçlendirmek için yeterlidir.

Yumurta

Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ayşe Öner “Yumurta güçlü bir protein, vitamin ve antioksidan kaynağıdır. Ayrıca  C ve E vitamini açısından oldukça zengin besinlerden biridir. Önemli oranda çinko içermesi sayesinde de adeta gözlerimiz için bir hazine görevi görür ve göz hastalıkları riskini düşürür. İçeriğindeki lutein ve zeaxantin sarı nokta hastalığına karşı da koruma sağlar. Günde bir tane yumurta yemek göz sağlığını destekler.

Yeşil sebzeler

Yeşil sebzelerin hepsi göz sağlığına iyi gelir. Ispanak, marul, kara lahana, brokoli ve Brüksel lahanası gibi sebzeler beta karoten, lutein ve zeaxantin içermeleri dolayısıyla özellikle retina açısından faydalıdırlar. Ayrıca yüksek oranda C ve E vitamini içerikleriyle göz sağlığına büyük katkı sağlayıcı özelliğe sahiptirler.

Turunçgiller

Prof. Dr. Ayşe Öner “Meyve tüketimi de göz sağlığı için en az sebze tüketimi kadar önemlidir. Bu noktada en iyi seçenek şüphesiz turunçgillerdir. Mandalina, portakal, limon ve greyfurt gibi turunçgil meyveleri içerdikleri yüksek oranlı C vitamini sayesinde göz sağlığı ile birlikte retina problemlerinin önlenmesinde faydalıdır. İmkanlar dahilinde günde en az 5 porsiyon sebze ya da meyve tüketilmelidir. Sabah kahvaltısı da dahil olmak üzere her öğünde özellikle C vitamininin zengin kaynaklarından olan başta turunçgiller olmak üzere sebze ve meyve tüketimine özen göstermek gerekmektedir. Günlük alınan sebze ve meyvenin en az iki porsiyonu yeşil yapraklı sebzeler veya portakal, limon gibi turunçgiller veya domates olmalıdır” diyor.

Kırmızı Et

Göz sağlığı için et tüketimini de ihmal etmemek gerekir. Protein, demir ve çinko zengini kırmızı et, B grubu vitaminler için de önemli bir kaynaktır. Demir içeriğiyle kansızlığı önleyen ve kan yapımına destek olan kırmızı etteki B12 vitamini sinir sistemi için de kritik rol oynuyor. Kırmızı et tüketimi vücudun çinko ihtiyacını büyük oranda karşıladığı için göz sağlığına da faydası kaçınılmazdır. Haftada 2-3 kez kırmızı et tüketilmelidir. İdeal günlük et tüketimi miktarı ise 70-100 gramdır.

Balık

Balık diğer hayvansal kaynaklı besinlerin aksine doymuş yağ yerine, doymamış yağ asitleri denilen omega3 yağ asitleri içerir. Omega3, vücudun üretmediği ve en fazla balıkta bulunan son derece faydalı bir yağdır. Prof. Dr. Ayşe Öner “Balıklarda yer alan omega-3 ve diğer antioksidan maddeler retina sağlığı açısından önem taşıdığı gibi göz kuruluğuna karşı da bizi korur. Yapılan bazı çalışmalar, haftada iki kez balık tüketen kişilerde sarı nokta hastalığı ve göz kuruluğunun daha az ortaya çıktığını gösterir. Balık, aynı zamanda yağda eriyen vitaminler ve mineral madde bakımından da zengindir. Balıkta A, B grubu vitaminleri (B1, B2, B6, B12), D, K vitaminleri ve iyot bol miktarda bulunur. Her çeşit balık göz sağlığı için faydalı sayılsa da yağlı balıklar sınıfında bulunan ton balığı, somon balığı, hamsi, sardunya, sardalya, alabalık ve uskumru daha çok tercih edilmelidir” diyor.

Kuruyemiş

Yapılan çalışmalara göre; göze iyi gelen bir diğer besin türünün de kuruyemişler olduğunu belirten Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Öner şöyle konuşuyor: “Kuruyemişler antioksidan içermeleri nedeniyle göz sağlığı için son derece yararlıdır. Ayrıca Omega-3 içerikleri de yüksektir. Antep fıştığı, badem, fındık, ceviz, kaju ve ay çekirdeği yüksek miktarda lutein içerir. İdeal olan; kuruyemiş çeşitlerini tümden kavurmadan çiğ olarak tüketmektir. Sarı nokta hastalığı başlangıcı olan kişilere günde birer avuç kuruyemiş tüketmeleri önerilir.”

Ahmet Mithat Efendi “Felatun Bey ile Rakım Efendi”

Ahmet Mithat Efendi’nin Felatun Bey ile Rakım Efendi adlı İstanbul romanı, Prof. Dr. Mehmet Kanar tarafından yayıma hazırlanan yeni baskısıyla Ayrıntı Yayınları’ndan çıktı.

Batılılaşmayı yüzeysel olarak yorumlamış Batı hayranı bir mirasyedi olan Felatun Bey ile hem Doğu hem Batı kültürünü özümsemiş, kendini yetiştirmiş, çalışkan ve tutumlu Rakım Efendi üzerinden Osmanlı’da değişen insan tiplerini yer yer mizahi bir yaklaşımla ele alan roman, aynı zamanda modernleşmeye dair doğruları ve yanlışları da ortaya koyuyor.

“Hayat Altmışlarda Başlar”

Bu cümleyi Fransız bir yazar söylemiş. ;
“Hayat Altmışlarda Başlar”
“İlk bakışta buna inanmamıştım. Kendi kendime hadi oradan demiştim böyle bir şey olabilir mi? Mümkün değil bu bir palavra, moral motivasyon için söylenen yazılan bir cümle.
Bu cümle hep aklımı kurcalıyordu, taki sıra bana geldi; yaş oldu altmış!
Eğer hayatın özgürlük olduğunu veya özgürlüğün hayat olduğunu kabul edecek olursak, evet hayat ve gerçek anlamda özgürlük altmışında başlar.
“Kendine inanmama, güvenmeme” zincirinden kopma; hep iyilik meleği görünme isteğinden uzaklaşma ve “kendine şefkat ve ilgi gösterme” yaşıdır altmışlar.
Kendi karakterini kabul etme ve onu değiştirme çabasından vazgeçme yaşıdır altmışlar.
Özgürlük içinde olduğunu hissetme, kendini eleştirmeme, serzenişte bulunmama ve sükûnetle kendini kabullenme yaşıdır altmışlar.
Hep orada burada kendi hatalarını anlatmanın sona erdiği; hatta yaptığın hatalarla gurur duyma yaşıdır altmışlar.
Çalışma mecburiyetinden kurtulduğun; ya da hobi için, zevk için çalıştığın dönemdir altmışlar.
Aşırı yemek yemekten kurtulmaktır; yesen de sağlıklı olmak ve yaşamak için kadardır altmışlar.
Karşı cinse olan ilgin dengesini bulmuş, canını ruhunu besleyecek kadardır altmışlar.
Bu özgürlükler sana ayrı bir boyut katar, zevk katar, ruh katar.
Elbette ki altmışından önce ölenler bunu yaşayamazlar.
Aynaya baktığında gençlik tebessümlerini alnındaki kırışıklıklardan görebilirsin.
İstediğin kadar uyanık kalma ve istediğin saatte uyumaktır altmışlar.
Sevdiğin dostlarınla birlikte olma özgürlüğü, televizyonda istediğin programı seyretme istediğin kadar gençlik şarkılarını söyleme yaşıdır altmışlar.
Uzaklara yakınlara seyahat etme, sahilde yürüyerek martıları izleme, dalgaların sesine kulak verirken gençlik aşklarını hatırlamaktır altmışlar.
Bunları kimse senden alamaz zira sen yeni
bir hayata başladın.
Evet sen altmışına vardığında bu özgürlüğü kazandın. Artık özgürsün sen; iş ve pozisyon peşinde koşuşturmayacaksın.
Aynalardan kurtuldun. Saçın başın artık seni fazla bağlamayacak, hatta kendini daha güzel ve daha karizmatik bulacaksın.
Saçla tarakla işin kalmamıştır.
Fön makinesinin enerji kaybından başka
 bir şey olmadığını anladığın artık.
Hayatın temelinin, mal varlığı değil sevgi olduğunu anladın artık. Hayat sevmektir; kıskanmak ve hırs değildir; bunu anladın artık.
Güzellik sadeliktir; gösteriş değil!
Topladıklarının pek işime yaramadığını hatta onları başkalarıyla paylaşma ve hatta bağışlamanın sana canlılık ve neşe kattığını anladın.
Sen, tüm benliğini acımasız hayat cenderesine çeken o canavardan kurtuldun artık.
Artık hayata başlamanın zamanı geldi.
Sevgini başkalarından esirgememenin; sevgini başkalarına sunmanın zevkini öğrendin artık. Seviyorsan gerçek budur; saflık ve dürüstlüktür hayatın anlamı.
Sen hayatın kısa olduğunu ve fırsatların sınırlı olduğunu anladın artık. “
Merlin Strep

İsmail YK’dan yine çok konuşulacak bir şarkı ‘Bekar Bekar Gezerim’

Yaptığı şarkılarla adından sıkça söz ettiren İsmail YK,söz ve müziği kendisine ait olan  ‘Bekar Bekar Gezerim’ isimli yeni çalışmasını Musicom Prodüksiyon etiketiyle tüm dijital platformlardan yayınladı. Yapımcılığını Harun Savaş Aksoylu ve Fatih Aksoylu kardeşlerin üstlendiği şarkının tüm aşamalarında imzası bulunan İsmail YK, çalışmasını Sakarya Akyazı’da   kalabalık bir cast ekibiyle kliplendirdi. Zaman zaman yaptığı röportajlar ve katıldığı programlarda ne zaman evleneceksin sorularına maruz kalan YK, bu şarkısıyla birlikte bir nevi bu sorulara da yanıt vermiş oldu.

Bir kadının değiştirdiği hayatlar

Yıllar önce İzmir Kadınlar Hapishanesindeki mahkum kadınlara akşam dersleri verilmesi kararlaştırılmıştı.
Bir gün milli eğitim müdürünün odasına zayıf, ufak-tefek bir genç kız girdi.
– Ben bu dersleri memnuniyetle kabul ederim, efendim, dedi.
Müdür şaşırmıştı. Karşısındaki genç kız, okuldan yeni çıkmış, üstelik son derece de hassas bir insana benziyordu.
Müdür bir kez daha hapishanedeki tipleri gözünün önüne getirdi. Olacak şey değildi… Lakin düşüncesini belli etmedi.
– Peki, hoca hanım, dedi. Bu işle meşgul olacağım.
İki hafta geçmeden, genç kız, soğuk ışıklar altında hapishane koğuşundaki akşam derslerine başlamıştı. İşi bittikten sonra, ince pardösüsünün yakasını kaldırıyor, süngülü nöbetçilerin, zincirli kapıların arasından geçerek sokağa çıkıyor ve hızlı adımlarla evine koşuyordu.
Hapishane müdürü de, milli eğitim müdürü gibi, hayretler içinde idi.
O, kavgacı, o geçimsiz mahkumlar, genç öğretmeni hem sevmeye, hem saymaya başlamışlardı.
Kadınlar hapishanesinde ilk defa böyle bir hava esiyordu.
Fakat işinde inanılmaz bir başarı gösteren kızın, bir süre sonra acayip bir suçla adliyeye götürüldüğünü görüyoruz.
Hakkındaki suçlama: Misyonerlik…
Gittikçe kabaran dosyalar, hep misyoner öğretmenden bahsediyordu.
Neler de neler yapmamıştı ki:
Kadınlar hapishanesi derken, Kinder Garten Teşkilatında çalışmalar, çocuklara iyi insan olmak etrafında birtakım telkinler.
Bütün bunlar misyonerlik denilen şeyden başka ne idi….?
İş o kadar dallanıp budaklandı ki, Ankara’ya kadar intikal etmiş ve onca mühim işi arasında Atatürk meseleyi merak etmişti.
– Bana misyoner öğretmenin dosyasını getiriniz, dedi.
Bütün bir gece o dosyayı inceledikten sonra, ertesi günü öğretmen Sıdıka Avar’ı yanına çağırttı. Genç öğretmen Atatürk’ün karşısına çıktığı vakit bir yaprak gibi titriyordu.
Atatürk, bu ufak-tefek kıza hayretle baktı.
– Misyoner öğretmen sensin, öyle mi?” diye sordu.
Avar şaşırmıştı. Yavaşça,  Efendim, ben öğretmen Avar, diye fısıldadı.
Atatürk, o zaman genç öğretmene doğru parmağını uzatarak yüksek sesle şunları söyledi:
– Hayır. Sen misyoner Avar’sın. Bana, senin gibi misyonerler lazım.
Ondan sonra da Atatürk fikirlerini açıkladı:
“Bir toplum, daha ziyade aile yoluyla, bilhassa kadın yoluyla
kazanılabilirdi. Genç öğretmen Doğu’ya gidecekti.
Oradaki genç kızları, hatta bunların arasında hiç Türkçe bilmeyenleri bile
toplayacaktı….Onları, bu toplumun potasında yetiştirecekti; sonra bu çocuklar
birer ışık huzmesi altında köylere gönderecekti.”
Sözlerinin sonunda:
– Git, memleketin içine gir, dağ köylerine uzan; orada bizden ışık bekleyen yarının annelerini göreceksin, dedi.
Genç öğretmen, içi içine sığmaz bir halde Atatürk’ün yanından çıktı.
İşte yıllar ve yıllardır Avar, doğu illerinden birinde Kız Enstitüsü Müdürlüğünde bu inanılmaz işle meşguldür. Şimdi; Elazığ, Tunceli, Bingöl çevrelerindeki halk, bu ufacık-tefecik kadından bir azize gibi bahseder.
Onun hakkında iki yüze yakın mani, masal ve çocukların dilinde sayısız Avar şarkıları vardır.
O, yol vermez, geçit tanımaz dağlara at sırtında tırmanır, dağ köylerinden, çoğu esmer köy kızlarını toplar, onları kendi ceketine sarıp okuluna götürür.
Avar, Doğu’da gerçekten inanılmaz bir isimdir. Dağ tepesindeki köylere bu masal kadının, öğrenci toplamak için gittiği zaman köylüler:
– Kızımı da götür, Avar…! diye atın üzengisine yapışıyorlar.
Şehre, Avar’ın okuluna gelen kızı, bir kere de üç-dört yıl sonra görünüz.
Ben, bir insan yaratma mucizesini orada gözlerimle gördüm
Hikmet Feridun Es
Hayat Dergisi 1957

Begonvil Bodrum’a nasıl geldi

Herkesin ismini duyduğu ama kim olduğunu bilmediği Halikarnas Balıkçısı (karısıyla ilişkisi olduğunu anladığında babasını vuran adam)

Bir Bodrum Masalı…

Siyaseti hayat sanan bir dostumla bir akşam üzeri Bodrum’da denize karşı oturmuş hepimizin her gün konuştuğu mevzular laflıyoruz.

Baktım bu sıkıcı konuşma uzayacak, “çalışmadığı bir yerden sorayım da lafın güzergâhı değişsin bari” dedim; arkamızda sıra halinde duran palmiyeleri göstererek, “Bu palmiyeleri buraya kim getirdi biliyor musun?” diye sordum.

“Bilmem. Burada yetişmişler herhalde” diye cevap verdi.

“Hayır,” dedim. “Burada yetişmediler, sonradan birisi getirdi onları buraya. Halikarnas Balıkçısı adını duydun mu?”

“Duydum galiba” dedi.

“İşte o getirdi. Ha sadece palmiyeleri değil, gelin çiçeği olarak bildiğimiz kalaları, begonvilleri, mimozaları da o getirdi, tam 45 değişik bitki türünü de. Mimozaların gelişinin en az kendileri kadar güzel bir de hikâyesi var.

Prosper Mérimée’nin ‘Carmen’ novellasını Türkçe’ye çevirirken, esmer İspanyol kızlarının saçlarına küçük mimoza demetleri taktığını okur ve ‘Neden benim Bodrumlu esmer kızlarım da saçlarına mimoza demetleri takmasınlar’ diye düşünür. Paris’ten mimoza tohumları getirtir, onları Bodrum sokaklarına, bulabildiği her yere, rastgele eker. Bir süre sonra her yeri mimoza sarar. Bir gün, bir düğün alayında Bodrumlu kızların saçlarına mimozalar taktığını görünce de sevincinden havalara uçar.”

“Botanikçi miydi ?” diye sordu dostum.

“Hayır, yazardı. Hem greyfurt tohumunu da ilk o getirdi memleketimize, böylece bu muhteşem meyveyle onun sayesinde tanışmış olduk.”

“Ondan önce greyfurtu bilmiyor muyduk yani ?”

“Bilmiyorduk !”

Lafın burasında arkadaşımın merakı arttı: “Peki yolu nasıl düşmüş Bodrum’a bu Balıkçı’nın ?”

“İstiklal Mahkemeleri’nin hem Bodrum’a, hem de Türk edebiyatına hediyesidir Halikarnas Balıkçısı. İlginç bir hikâyesi var, anlatayım sana” dedim.

Buraya yakın bir yerde, Girit’te 1886’da doğmuş, Cevat Şakir Kabaağaçlı, namı diğer Halikarnas Balıkçısı. Şakir Paşa’nın oğludur. Atina sefiri, validir aynı zamanda babası…

Çocukluğu Yunanistan’da geçmiş. Oxford’da okumuş. Orada güzel bir İtalyan kadınla tanışmış, adı Agnezi… Sonra Agnezi’yi almış memlekete gelmiş. Afyon’da büyük bir çiftlik evine… Şakir Paşa evin her yerine birer silah saklarmış..Her an, her yerden bir düşman çıkabilir diye.

Bu arada Agnezi’yle Şakir Paşa’nın memnu aşkı çoktan dedikodu olmuş düşmüş elin diline. Çiftlik evinde bir gece vakti Cevat Şakir, babasına çıkışmış ‘O senin gelinin’ demiş, ‘utanmıyor musun ?’ Babası ilişkiyi inkâr etmiş.Tartışma büyüyünce her birisi bir silaha davranmış, iki silah aynı anda patlamış, oğlun silahından çıkan mermi babayı bulmuş.

(Selçuk Altun’un verdiği bilgiye göre, Agnezi’den Muttara adında bir kızı var, Cevat Şakir’in… Kızıyla birlikte İtalya’ya giden Agnezi, ona babasından bahsetmeyi yasaklamış. Muttara’nın da Çinzia adında bir kızı olmuş sonra, onun bahsettiğine göre anneannesi Agnezi, ölünceye kadar kayınpederi Şakir Paşa ile Büyükada’da çekilmiş bir fotoğrafı yatağının başından hiç eksik etmemiş.)

BABA KATLİNE 15 YIL KÜREK CEZASI

Baba katili Cevat Şakir, çıkarıldığı mahkemede 15 yıl kürek cezasına çarptırılmış. Cezasının yedinci yılında ince hastalığa yakalanmış, serbest kalmış.

Tekmil hikâyesini anlattığı hatıratından babasıyla arasında geçenlerden hiç bahsetmez. O bir sırdır, kimseye anlatmaz.Yıllar sonra Bodrum’dayken, uzaktan mektuplaştığı ve evliyken tutkulu bir aşk yaşadığı Azra Erhat’a itiraf eder 19 Aralık 1958 tarihli mektubunda

“Babamı öldürdükten sonra kendime olan güvenimi kaybettim, . Kendimi o gün bugün yalan sanıyorum.”

Cumhuriyet yeni kurulmuş, Üsküdar’da bir evde yaşıyor, tam bir tutunamayandır Cevat Şakir. Zekeriya Sertel’in Resimli Hafta Dergisi’ne yazılar yazıyor, kitap kapakları yapıyor, bir yandan da tercümeler kazandırıyor Türk edebiyatına. Ne de olsa yedi dil biliyor.

İstiklal Mahkemeleri kurulmuş, zira askere giden her nefer, üstüne urbayı geçirdikten sonra firar ediyor.Öyle ki Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak,Mustafa Kemal’e gidip dert yanmış, “Paşam, leşkeri değil de milleti giydiriyoruz, bu işe bir çare” demiş , kimsenin sırtında libas yok, askeri kıyafetleri giyen evin yolunu tutuyor. O yüzden kurulan İstiklal Mahkemeleri, firariler için kolayca idam cezası veriyor.

Cevat Şakir de, o günlerde “Hapishanede idama mahkûm olanlar bile bile asılmağa nasıl gider ?” diye bir hikâye yazıp göndermiş dergiye. Tam o sırada Şeyh Sait isyanı patlak vermiş.

‘SON DEFA İSTANBUL’A BAK, BİR DAHA GÖREMEYECEĞİZ’

Ardından Şark İstiklal Mahkemeleri kurulmuş ve Ankara’da “Üç Aliler Divanı” çalışmaya başlamış.

Yazdığı hikâyeyle “halkı isyana teşvikten” dolayı “Üç Aliler Divanı”na çıkarılmak üzere trenle yola çıktıklarında Zekeriya Bey’le, Kartal’da, “Son defa İstanbul’a bak, bir daha görmeyeceğiz” demiş Cevat Şakir arkadaşına.

Mahkemede Kel Ali ikisinin de idamını istemiş, Kılıç Ali karşı çıkmış, üçer yıllık kalebentlik cezasını uygun görmüşler iki yazara, Zekeriya Bey’in payına Sinop, Cevat Şakir’in de Bodrum düşmüş.

‘ÖLÜP NURDA YATACAĞIMA BODRUM’DA NURDA YAŞARIM’

Ankara’dan İzmir’e trenle iki er nezaretinde kolayca ulaşmış. O zamanlar Bodrum’a sadece denizden gidiliyor, karayolu henüz yok. Ama onu deniz yoluyla götürmüyorlar, ne de olsa o siyasi bir suçlu, “Denize atlar, Yunanistan’a kaçar, nemize gerek” diye karayoluyla gönderiyorlar. Aylar sonra Milas’a ulaşmış. Milas’tan da “Başka yerde ölüp nur içinde yatacağıma, burada nur içinde yaşarım” dediği Bodrum’a kadar yürümüş.

Şansına iyi kalpli bir kaymakam çıkmış. Kaleye kapatmamış onu, çarşının içinde aylık kirası 25 kuruşa şirin bir Bodrum evinde cezasını çekmesine izin vermiş.

Ve o saat cennete düştüğünü anlamış.

Baştan ayağa Bodrum mavisine bulanmış ! Yazı yazmış, koyları keşfetmiş, bitkilerle ilgilenmiş, balıkçılık yapmış, bir kayık almış bazen günlerce maviliklerde kaybolmuş. Bir süre sonra “denizde balık adam, karada ağaç adam” olmuş çıkmış. Bitkilerle ilgili kitaplar bulmuş, okumuş, araştırmış, Avrupa’da bu işle ilgilenenlerle yazışmış, tohumlar istemiş, fidan bulmuş hepsini Bodrum’un her yerine ekmiş, dikmiş, sonra da ora ahalisiyle birlikte onlara gözü gibi bakmış. Bu sırada devlet, cezasının kalan kısmını İstanbul’da tamamlamasına karar vermiş. Gözü arkada kala kala İstanbul’a gitmiş, cezası bitince koşa koşa tekrar Bodrum’a gelmiş. Burada yeniden evlenmiş, belediyeye bahçıvan olarak girmiş, çocukları olmuş, onların eğitimi derken Bodrum’u bırakıp İzmir’e yerleşmiş mecburiyetten. İzmir’de de turist rehberliği işini ilk olarak o keşfetmiş. O yüzden bir diğer adı “pir-i rehberan”dır. 1945 yılında hemen hemen bütün ünlü yazar ve şair arkadaşlarına bir mektup yazmış ve belirlediği tarihte hepsinin İzmir’de olmalarını istemiş. Gelirlerse eğer onları deniz yoluyla cennete götürecek!

İZMİR’DEN MAVİ YOLCULUK

Çağrısına Sabahattin Eyüboğlu, Bedri Rahmi, Erol Güney, Sabahattin Ali, Samim Kocagöz, Fuat Erol Keskinoğlu ve Necati Cumalı cevap vermiş, aynı günde İzmir’de buluşmuşlar. Bir tekneye ekmek, peynir, su, İstanköy peksimeti, tütün ve çokça rakı alarak açılmışlar Ege Denizi’ne. Gazete okunmayacak, radyo dinlenmeyecek, mecbur olmadıkça karaya çıkılmayacak, bütün dünyayla ilişki kesilecek ve o zamana kadar hiçbirisinin gitmediği Bodrum denilen mavi cennette kaybolacaklar. Öyle de olmuş.

Sonra aynı tarihte her sene bu gezileri tekrarlamışlar. Daha sonra geziye katılan Azra Erhat, bu yolculuğu anlatan kitabına ‘Mavi Yolculuk’) adını koyunca, o gün bugün Ege ve Akdeniz’de çıkılan ve günlerce denizde kalınan seyahatlerin adı ‘mavi yolculuk’ olarak kalmış.”

(Alıntı)

HALİKARNAS  BALIKÇISI

Cevat ŞAKİR

Bebeğinizi emzirirken bu hatalara düşmeyin!

“Ya sütüm gelmezse!”, “Sütüm yetmez de aç kalırsa!”, “Hiç sütüm gelmiyor!”… Minicik, savunmasız bir bebekse söz konusu olan akan sular duruyor haliyle. Çiçeği burnunda anne, soğukkanlı bir kişiliğe sahip olsa da konu bebeğini emzirmekse en küçük şeylerde endişelenebiliyor ki bunların başında da sütünün bebeği için yeterli olup olmadığı geliyor! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehtap Acar endişeye gerek olmadığını, hem bebek hem de anne için sayısız faydaları olan anne sütü ve emzirmenin sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesi için bazı basit kurallara dikkat etmek gerektiğini söylüyor. Dr. Mehtap Acar 1-7 Ağustos Dünya Emzirme Haftası kapsamında yaptığı açıklamada çiçeği burnunda annelere özel anne sütü ve başarılı bir emzirmenin püf noktalarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Mehtap Acar

Dr. Mehtap Acar

Bebeğe ve anneye sayısız faydaları var!

Tek başına mucizevi bir besin olan anne sütü bebeğin doğumundan itibaren hayatının her döneminde faydalarını hissettiriyor. Bağışıklık sistemini güçlendirmesinden enfeksiyonlardan korumaya, bebeğin bilişsel ve duygusal gelişiminden obezite, kalp hastalıkları, kanser ve diyabet riskini azaltmaya dek sayısız faydası bulunuyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehtap Acar, anne sütünün, bir annenin bebeğine verebileceği en değerli hediye olduğunu belirterek, özellikle ilk 6 ay emzirmenin son derece önemli olduğunu vurguluyor. Emzirmenin ise anneler için sayısız faydaları bulunduğuna dikkat çeken Dr. Acar “Emzirmek doğum sonrası kanamaları azaltır. Erken gebelik önlenirken anne gebelik öncesi ağırlığına daha çabuk döner. Yumurtalık kanseri ve menopoz öncesi meme kanseri riski azalırken anne ve bebeğin birbirine bağlanması ve aralarında duygusal bağın gelişmesi çok daha güçlü olur” diyor.

Emzirmede bu sorunlarla sık karşılaşılıyor!

Çiçeği burnunda anneler şüphesiz bebeklerini olabildiğince emzirerek bu eşsiz besinden faydalandırmak istiyorlar ancak bu süreçte bazı sıkıntılar yaşadıklarından endişeye kapılıp mamaya geçiş yapabiliyorlar. Oysa endişeye kapılmaya hiç gerek yok! Dr. Mehtap Acar, memeden yeterli süt salgılanması için en önemli uyaranın ‘bebeğin anne memesi ile buluşması ve annenin annenin memesinde oluşan dolgunluğu azaltacak kadar emmesi’ olduğunu belirterek şöyle konuşuyor: “Ancak emzirme sırasında annenin süt miktarının az olduğunu düşünmesi, memede çatlak ya da yara gibi problemler yaşaması, doğum sonrası duygudurum bozuklukları ya da bebeğin çok ağlaması, memeyi reddetmesi, uyuklaması ve hastalanması gibi durumlar emzirmenin sürdürülebilir olmasını engellemektedir.” Oysa anne sütünün ilk 6 ay bebeğin tüm gereksinimlerini (D vitamini hariç) karşıladığını belirten Dr. Acar, anne sütünün yeterli olduğunu gösteren sinyalleri ise şöyle sıralıyor: “Sağlıklı şekilde anne sütüyle beslenen bebek doğum ağırlığının yüzde 7’sinden fazlasını kaybetmez.  4. günden itibaren altı-sekiz defa/gün açık renkli idrar yapar. 5. günden itibaren dört-beş yumuşak sarı renkli kaka yapar. 5. günden itibaren 20-35 gr/gün kilo alır. 10. günde doğum ağırlığına ulaşır.”

 “Bebeğim yeterince süt alamıyor” diyen anneye 10 etkili öneri!

  • Kendinizi aşırı yorarak uykusuz kalmayın. Beslenmenize ve bol su içmeye dikkat edin.
  • Özellikle ilk 15 gün, herhangi bir zaman planlaması yapmadan sık sık emzirin.
  • Meme başında çatlak ve yara oluşmaması için sabun, alkol ve antiseptik ürünlerle değil, bir pamuğa damlatacağınız bir-iki damla anne sütü ile temizleyin.
  • Bebeğinizin sadece meme ucunu değil, meme çevresini doğru şekilde ağzına yerleştirin. Emzirme yönteminizin doğruluğundan emin olun.
  • Her iki memeyi de mutlaka bebeğinizin ağzına verin.
  • Hislerinizi yakınlarınızla paylaşın, içinize atmayın.
  • Özgüveninizi kaybetmeyin, başaracağınıza inanın.
  • Aşırı kaygı ve stres süt yapımını olumsuz etkiler. Gerekirse psikolojik destek alın.
  • Sakin ve huzurlu bir ortamda bebeğinizi emzirin.
  • Tıbbi bir gereklilik olmadıkça bebeğinize emzirme öncesi su, şekerli su ya da mama vermeyin.