Yazılar

Askere gidiyor!

2 sezondur devam eden ‘İnci Taneleri’ dizisi 12 Mart’ta final yaparak ekranlara veda etmeye hazırlanırken, dizinin yıldızlarından Kubilay Aka da son sahnesini çekti. Hürriyet yazarı Mehmet Üstündağ, TV8’de “Gel Konuşalım” programında yaptığı açıklamaya göre Kubilay Aka askere gidiyor! 30 yaşındaki Kubilay Aka, 2 Nisan’da Bilecik 9. Jandarma Eğitim Alay Komutanlığı’na teslim olacak ve 32 gün boyunca bedelli askerlik yapacak.
#KubilayAka #İnciTaneleri #Final #BedelliAskerlik #Magazin #TV8 #GelKonuşalım #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Organ Bağışında Kadavra Eksikliği Alarm Veriyor

12 Mart Dünya Böbrek Günü kapsamında açıklamalarda bulunan Türkiye Nefroloji Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Aydın Türkmen, kronik böbrek hastalığının Türkiye’de ulaştığı ciddi boyutlara dikkat çekti.

Türkmen’in paylaştığı verilere göre, kronik böbrek hastalığı görülme sıklığı %16 seviyesine ulaşmış durumda. Bu oran, yaklaşık 10 milyon vatandaşın böbrek yetersizliği riskiyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Hastalığın sinsi ve ilerleyici karakterine vurgu yapan Türkmen, erken tanının süreci durdurabileceğini veya yavaşlatabileceğini belirterek vatandaşları düzenli kontrole davet etti.

Türkiye’de her yıl yaklaşık 13 bin yeni hasta diyalize başlarken, organ nakli sayısı 3.500 civarında kalıyor. Türkmen, organ naklinin yalnızca yaşam kalitesini artırmakla kalmadığını, aynı zamanda diyalize oranla yaşam süresini de anlamlı ölçüde uzattığını ifade etti.

Kadavra Bağışında Batı ile Uçurum

Türkiye’nin cerrahi başarılarına rağmen organ bağışı oranlarının yetersiz olduğunu belirten Türkmen, Batı ülkelerinde nakillerin %90’ının kadavradan yapıldığını, Türkiye’de ise bu oranın tam tersine canlı donörlerden sağlandığını söyledi. Türkiye’de milyon nüfus başına düşen kadavra bağış sayısı 5 iken, ABD ve İspanya gibi ülkelerde bu rakam 50 seviyelerinde.

Çapraz nakil sisteminin önemine değinen Türkmen, uyumsuzluk nedeniyle nakil olamayan ailelerin ulusal havuzda toplanmasının nakil sayılarını en az %10 artırabileceğini belirtti.

Nakilli Anneler: Hayata Dönüşün Simgesi

Organ naklinin bir başarı öyküsü olduğunu vurgulayan Türkmen, nakil sonrası anne olan yaklaşık 200 hastanın bulunduğunu ve bunun organ bağışının en somut meyvesi olduğunu söyledi.

Sonuç olarak; erken tanı, bağış bilinci, nakil sonrası titiz takip ve merkezlerin sağ kalım oranları üzerinden denetlenmesi, Türkiye’nin böbrek sağlığı politikasının temel taşlarını oluşturuyor.

#DünyaBöbrekGünü #OrganBağışı #Sağlık #ErkenTanı #BöbrekSağlığı #YaşamaBağış #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Polipler kansere dönüşmeden çıkarılıyor!

Kolon kanseri, görülme sıklığı ve ölüm oranlarıyla küresel bir sağlık sorunu olmaya devam ediyor. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 1.9 milyon, ülkemizde ise 20 bini aşkın kişinin bu hastalığa yakalandığı belirtiliyor. Üstelik eskiden ileri yaş hastalığı olarak bilinen kolon kanserine, günümüzde 40’lı yaşlarda, hatta genç erişkinlerde daha sık rastlanıyor. Son yıllarda obezitenin artması, hareketsiz bir yaşam sürülmesi ve fast food tipi beslenmenin bu artışta etkili olduğu belirtiliyor. Kolon kanseri en yaygın görülen kanserler arasında 3’üncü sırada yer alırken, kansere bağlı ölüm nedenleri arasında da 2’inci sıraya yükseliyor. En ölümcül kanserlerde üst sıralarda yer almasının sebebi ise genellikle ileri aşamaya kadar belirti vermeden sinsice ilerlemesi! Bu nedenle tarama programı kritik önem taşıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Sönmez, kolon kanserinin önemli bir bölümünün aslında tarama programı ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle önlenebildiğine dikkat çekerek,  “Kolon kanseri tedavi edilmediğinde veya ileri evrede tanı aldığında yaşamı tehdit edebilen bir hastalıktır.  Bununla birlikte, bu kanserin en önemli özelliği tarama programıyla erken yakalanabilmesi, hatta kolonoskopi yönteminde saptanan poliplerin kansere dönüşmeden çıkarılması sayesinde önlenebilmesidir” diyor.

Prof. Dr. Özlem Sönmez

Prof. Dr. Özlem Sönmez

Her iki yılda bir tarama testi şart!

Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Sönmez, bu nedenle düzenli yapılan tarama programının kolon kanserinde yaşamsal önem taşıdığını belirterek, şu bilgileri veriyor: “Türkiye’de Sağlık Bakanlığı’nın ulusal tarama programı; 50–70 yaş aralığında iki yılda bir gaitada gizli kan testi ve ayrıca 10 yılda bir kolonoskopi şeklindedir. Hiçbir şikayet olmasa bile tarama yaptırmak; dışkıda kan, dışkılama alışkanlığında değişiklik ve demir eksikliği anemisi gibi bulguları önemsemek,  hayat kurtarır.”  Prof. Dr. Özlem Sönmez, sağlıklı beslenmenin, düzenli hareket etmenin, ideal kiloyu korumanın ve sigara ile alkolden uzak durmanın ise kolon kanseri riskini azaltmanın temel taşlarını oluşturduğunu vurguluyor.

En yaygın nedeni polipler!

Kalın bağırsağın (kolon) iç yüzeyini döşeyen hücrelerde gelişen kötü huylu tümörler olan kolon kanseri, “kolorektal kanser” başlığı altında rektum kanseriyle birlikte değerlendiriliyor. İlerleyen yaş, aile öyküsü, erkek olmak, kalıtsal sendromlar (Lynch sendromu, ailesel adenomatöz polipozis) veya inflamatuvar bağırsak hastalıkları gibi kronik inflamasyon ve  radyasyona maruz kalmak, kolon kanseri için değiştirilemez risk faktörlerini oluşturuyor.  En yaygın görülen ve önlenebilir riskler arasında ise “Obezite, hareketsiz yaşam, kırmızı ile işlenmiş etten zengin ve liften fakir beslenme, sigara ile alkol kullanımı” yer alıyor. Ancak, kolon kanserinin yaklaşık yüzde 90 gibi önemli bir oranından polipler sorumlu oluyor. Polip olarak başlayan iyi huylu lezyonların bir bölümü yıllar içinde genetik ve epigenetik değişiklikler sonucu kansere dönüşüyor. Bu nedenle, poliplerin tarama kolonoskopisiyle saptanıp çıkarılması, kanser gelişimini önleyebilen temel yaklaşımı oluşturuyor.

Ailede öyküsünde risk yaklaşık 4 kat artıyor!

Yapılan çalışmalara göre; birinci derece akrabasında (anne, baba, kardeş) kolorektal kanser öyküsü olan kişilerde risk genel nüfusa göre yaklaşık 2–4 kat artıyor. Akrabanın genç yaşta tanı alması ve ailede bir kişiden fazla görülmesi riski daha da yükseltiyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Sönmez, risk grubunda olan kişilerin taramalara daha erken yaşta başlamaları gerektiğini belirterek, “Kolonoskopi taramasına 40 yaşında veya ailedeki en erken tanı yaşından 10 yıl önce (hangisi daha erkense) başlamaları gerekmektedir.  Bulgulara göre hastalar genellikle 5 yılda bir izlenmektedir. Şüpheli semptom varlığında ise yaş beklenmeden değerlendirme yapılmaktadır” diyor.

Bu sorunlarda zaman kaybetmeyin!

Kolon kanseri ve kanser öncülü polipler uzun süre belirti vermeden sinsice ilerleyebiliyor. Prof. Dr. Özlem Sönmez, kolon kanserinde en sık görülen belirtileri “Dışkılama alışkanlığında değişiklik (ishal-kabızlıkta yeni başlayan veya kalıcı değişim), dışkıda kan/ makattan kanama, nedensiz demir eksikliği anemisi, karın ağrısı–şişkinlik, açıklanamayan kilo kaybı ve halsizlik” olarak sıralıyor. Prof. Dr. Özlem Sönmez, bu belirtilerin özellikle 40 yaş üstünde veya aile öyküsü olanlarda “basit bir sorun” gibi görülmeden hızlıca hekime başvurmayı gerektirdiğini vurguluyor.

Erken evrede tam şifa mümkün!

Doğru zamanda yapılan tarama ve zamanında cerrahi, hastalığın doğal seyrini kökten değiştirebiliyor, gecikme ise tedaviyi daha karmaşık hale getiriyor.  Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Sönmez, erken evrede yakalanan kolon kanserinde tam şifanın mümkün olduğunu vurguluyor. Tedavinin omurgasını genellikle cerrahi yöntemin oluşturduğunu anlatan Prof. Dr. Özlem Sönmez, sözlerine şöyle devam ediyor: “Patolojiye ve evresine göre bazı hastalarda ek tedaviler, özellikle lenf nodu tutulumu gibi risk faktörleri varsa, kemoterapi planlanmaktadır. Ayrıca, bağışıklık sistemini güçlendirerek kanserle savaşmasını sağlayan immünoterapi ilaçları, özellikle bazı özel genetik özelliklere sahip hastalarda 2017 yılından itibaren kullanılmaktadır ve tedavi seçeneklerini genişletmektedir. Kanser hücrelerinin büyümesini hedef alan akıllı ilaçlar da yaklaşık 2000’li yıllardan bu yana uygun hastalarda kullanılarak tedavinin kişiye özel planlanmasına yardımcı olmaktadır.”

#KolonKanseri #ErkenTanı #TaramaProgramı #PolipKontrolü #Onkoloji #SağlıkHaber #GençErişkinlerdeKanser #YaşamTarzı #Kolonoskopi #KanserFarkındalık #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Yüksek ateş 3 günü aştıysa, dikkat!

Yüksek ateş, özellikle kreş başlangıcıyla birlikte çocuklarda sık görülen sorunlardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Genellikle okulun ilk yıllarında, 2-3 haftada bir geçirilen viral enfeksiyonlar ateşle birlikte seyrettiğinde, ebeveynler için kaygılı bir sürece dönüşüyor. Normal vücut ısısı 36-37,8 derece arasında seyrederken, 38 derece üzerindeki değerler “ateş” olarak kabul ediliyor. Yüksek ateşte aileleri en çok endişelendiren durum ise ateş ölçerde gördükleri değerin 39-39,5 dereceye yükselmesi oluyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İrem Bulut, ancak yüksek ateşin çocukların sağlığını belirleyen başlıca kriter olmadığına dikkat çekerek, “Ateşin yüksekliği değil, çocuğun genel hali önemlidir.  Ateşi yükselen çocuk keyifsiz olabilir; ancak ateşi düştüğünde keyfi yerine geliyor mu?, Sıvı alabiliyor mu?, Çevresiyle iletişimi devam ediyor mu? Ateşin yanı sıra kusma, ishal, solunum zorluğu ve kulak ağrısı gibi ek sorunlar var mı? Bizler için belirleyici olan aslında bunlardır” diyor.

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İrem Bulut, ateşin vücudun bağışıklık sistemini harekete geçiren mekanizmalardan biri olduğunu hatırlatarak, “Dolayısıyla, çocuklarda tamamen ateşsiz bir süreci hedeflemek yerine; ateşli dönemde konforu sağlayacak uygulamaları doğru şekilde yapmayı amaçlamalıyız. Çocukların ateşli enfeksiyon geçirmesini önleyemeyiz;  ancak ateşi nasıl yöneteceğimizi öğrenebiliriz” diye konuşuyor.  Çocukta genel halini bozan bir bulgu olmadığı sürece ateşin korkulması gereken bir durum  olmadığını ve ateş düşürücüyle takip edilebildiğini belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İrem Bulut, “Bunun tersine, özellikle üç günden uzun süren ateşli enfeksiyonlarda ve üç ayın altındaki bebeklerde, diğer kriterlere bakılmaksızın hastaneye başvurulması önem taşıyor” uyarısında bulunuyor.

Dr. İrem Bulut

Dr. İrem Bulut

Havale riskini doğrudan belirlemiyor!

Ebeveynlerin yüksek ateş karşısında  kaygı duymalarının en önemli nedeni ise ateşli nöbetler, toplumda bilinen adıyla “havale” oluyor.  Dr. İrem Bulut, 6 ay ile 5 yaş arasındaki her çocukta ateşli nöbet riski bulunduğunu vurgulayarak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ancak çocukluk çağındaki ateşli nöbetler çoğunlukla kısa sürer ve kalıcı hasar bırakmaz. Üstelik, ateş düşürücü vermek dahil hiçbir uygulama nöbet riskini tamamen ortadan kaldırmaz. Çünkü, ateşli nöbet genellikle ateşin henüz yükselme evresinde, çoğu zaman fark edilmeden ortaya çıkar. Ateşin ne kadar yüksek olduğu da nöbet riskini doğrudan belirlemez. Önemli olan nöbeti engellemeye çalışmak değil, nöbet anında ne yapılacağını bilmek ve sakin kalmaktır.”

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İrem Bulut, çocuklarda gelişen yüksek ateşte ebeveynlerin en sık yaptıkları 7 hatayı anlattı; önemli önerilerde bulundu.

Hata: Uygun olmayan yöntemlerle ölçüm yapmak

Doğrusu: Çocuklarda yaş grubuna göre tercih edilen ateş ölçerler değişiklik gösterebiliyor. Dr. İrem Bulut, en güvenilir yöntemin dijital dereceyle koltuk altından ölçüm yapmak olduğunu söyleyerek, “Ancak, bu yöntemde ölçüm uzun sürdüğü için bebeklik çağında öncelikle alından veya kulaktan ölçüm yapan cihazlarla bakılabilir. Ateş yüksek çıkarsa koltuk altından kontrol edilmelidir. Uzaktan alın bölgesinden ölçüm yapan cihazları vücudun farklı yerlerinde kullanmak ise doğru değildir. Çünkü bu cihazlar karın, boyun, ense ve koltuk altı gibi bölgelerde kullanıldığında ateşi gerçek değerinden daha yüksek yansıtır” diyor.

Hata: Ateş yükselmesin diye ateş düşürücü vermek

Doğrusu: Aslında vücut hastalıkta kendi ısısını yükselterek virüs ve bakterileri öldürmeye çalışıyor. Dr. İrem Bulut, ateşin vücudun savunma sisteminin en önemli unsurlarından biri olduğuna işaret ederek, “Bu nedenle, ateşi engellemeye çalışmak çocuklara bir fayda sağlamadığı gibi hem takip sürecini zorlaştırır hem de ilaca bağlı toksik etkilere yol açabilir” diye konuşuyor.

Hata: Ateşini hızla düşürmeye çalışmak

Doğrusu: Vücut kendi ısısını yükseltme çabasındayken soğuk duş aldırarak çocuğun ateşini hızlı bir şekilde düşürmeye çalışmak ısının daha dirençli yükselmesine neden olabiliyor. Ancak, ateş düşürücü verdikten sonra etki etmesini beklerken ılık duş veya ılık uygulama yapılabilir.

Hata: Etki süresini beklemeden tekrar ilaç vermek

Doğrusu: Ağızdan verilen ateş düşürücü ilacın  mideden emilimi ve kana geçişi de dahil olmak üzere, etkisinin başlaması için 45 dakika – 1 saat arası beklenmesi gerekiyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İrem Bulut, “Tabloyu daha erken değerlendirip, ilacın etki etmediğini düşünmemeliyiz” diyor.

Hata: Gereksiz sıklıkta ateş düşürücü kullanmak

Doğrusu: Çocuklarda yüksek ateşte en sık yapılan hatalardan biri, gereksiz sıklıkta ateş düşürücü vermek oluyor. Dr. İrem Bulut, “Ateş düşürücü kullanımında amacımız ateş değerini normal aralığa getirmek değil; ateşli çocuğun konforunu arttırmak, huzursuzluğunu azaltmak ve ağızdan sıvı alımını sağlayabilecek iyilik halini sağlamaktır” diyor.  Dr. İrem Bulut, gereksiz sıklıkta başvurulan ilaçların çocukları ajite ettiğini, sürece uyumu zorlaştırdığını ve karaciğer ile böbreklerde yan etki riskini artırdığını vurguluyor.

Hata: Vücut ısısını 36 dereceye düşürmeye çalışmak

Doğrusu: Dr. İrem Bulut, “Ateş düşürücülerden beklentimiz, ateşin en yüksek değere göre 0,5-1 derece düşmesi ve çocuğun huzursuzluğunun azalmasıdır. Mutlaka 36 derece olması için tekrar ilaç vermek doz aşımına ve yan etkilere neden olabilir” uyarısında bulunuyor.

Hata: Dönüşümlü ateş düşürücü kullanmak

Doğrusu: Çocuklarda yüksek ateşin tedavisinde  parasetamol ve ibuprofen olmak üzere iki temel etken madde kullanılıyor. Bu iki ilacın dönüşümlü kullanılmasını önermediklerini vurgulayan Dr. İrem Bulut, “Dönüşümlü kullanım ilaçlara bağlı yan etkileri arttırır ve ateş kontrolünde ek bir fayda sağlamaz” bilgisini veriyor.

#ÇocukSağlığı #YüksekAteş #AteşTakibi #ÇocukHastalıkları #EbeveynBilgilendirme #SağlıkHaber #AteşYönetimi #ÇocuklardaAteş #DrİremBulut #AcıbademKartal #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Nissan X-Trail 25 Yılda 8 Milyondan Fazla Satışla SUV İkonu Oldu

SUV segmentinin güçlü temsilcilerinden Nissan X-Trail, 25 yıllık geçmişinde dünya genelinde 8 milyondan fazla satış gerçekleştirerek otomotiv dünyasında kalıcı bir iz bıraktı. Dayanıklılığı, çok yönlülüğü ve maceracı ruhuyla öne çıkan model, hem şehir yaşamına hem de zorlu yol koşullarına uyum sağlayan yapısıyla geniş bir kullanıcı kitlesine hitap ediyor.

İlk kez yollara çıktığı günden bu yana kompakt SUV anlayışına yeni bir bakış kazandıran X-Trail, cesur tasarımı ve güvenilir karakteriyle küresel bir başarı hikâyesine dönüştü. Değişen kullanıcı beklentilerine uyum sağlayarak her nesilde gelişen model, günlük konfor ile gerçek SUV dayanıklılığını bir arada sunma vizyonunu sürdürdü.

Türkiye’de de önemli bir başarıya imza atan X-Trail, 2023 yılında Otomotiv Gazetecileri Derneği (OGD) tarafından “Yılın Otomobili” ödülüne layık görülerek hem uzmanların hem de kullanıcıların beğenisini kazandı.

Nissan’ın mühendislik birikimi ve yenilikçi yaklaşımıyla şekillenen X-Trail, çeyrek asırlık yolculuğunda sağlamlığı ve güvenilirliği temsil ederek SUV dünyasındaki güçlü konumunu geleceğe taşımaya devam ediyor.

#NissanXTrail #SUVİkonu #OtomotivHaber #25Yıl #8MilyonSatış #Dayanıklılık #MaceraRuhu #YılınOtomobili #NissanTürkiye #SUVDünyası #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Ali Rıza Akdolu’dan “Aliens” Sergisi

26 Şubat – 31 Mart 2026 tarihleri arasında sanatseverlerle buluşan “Aliens” sergisi, küratörlüğünü Dr. Feride Çelik’in üstlendiği özel bir seçkiyle mücevherin bedenden koparıldığında nasıl farklı bir varlığa dönüştüğünü sorguluyor.

Ali Rıza Akdolu, mücevherin alışıldık işlevini askıya alarak onu takılamayan, taşınamayan ama mekânda devleşen “yabancı” formlara dönüştürüyor. Bu sergide yabancı olan nesnenin kendisi değil; izleyicinin onunla kurduğu yeni ve mesafeli ilişki.

Taş yüzeyleri, metalik dokular ve incelikli işçilik, izleyicide aşinalık duygusu yaratırken; nesneler artık bedene eşlik etmek yerine onun yokluğunu ima ediyor. Sergi, süs, kimlik ve aidiyet kavramlarının çözülmeye başladığı bir eşikte izleyiciyi durmaya davet ediyor.

#AliRızaAkdolu #AliensSergisi #SanatHaber #ÇağdaşSanat #MücevherSanatı #KüratörFerideÇelik #İstanbulSanat #Sergi #SanatEtkinliği #AidiyetVeSanat #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Can Bonomo’dan Dördüncü Şiir Kitabı: Mümkansız Şeyler

Sanatçı Can Bonomo, dördüncü şiir kitabı Mümkansız Şeyler’i Mart ayında Holden Kitap etiketiyle okuyucularla buluşturdu. Daha önce yayımlanan Delirmek Belirmektir, Şu Sevdalar Tevatürü ve Parya Koma kitaplarının ardından gelen bu yeni eser, Bonomo’nun şiir yolculuğunun en olgun durağı olarak değerlendiriliyor.

Kitapta babalık deneyimi, geçmişle hesaplaşma, çocukluk yaraları ve ölüm fikri öne çıkıyor. Oğluna adanmış satırlarda yalnızca bir babanın şefkati değil, aynı zamanda kendi gençliğine ve hatalarına dönük bir yüzleşme de yer alıyor.

Bonomo’nun müzikal kimliği şiirlerine ritim ve tempo duygusu kazandırırken, metinler şarkı sözü olmaya direnip dilin imkânlarıyla yetinmeyi seçiyor. Sahnedeki görünürlük ile yazı masasındaki yalnızlık arasındaki gerilim, şiirlerinde güçlü bir şekilde hissediliyor.

Can Bonomo’nun dört kitabı birden Holden Kitap tarafından yayımlanarak Mart ayında raflardaki yerini aldı.

#CanBonomo #MümkansızŞeyler #HoldenKitap #ŞiirKitabı #Edebiyat #TürkŞiiri #KitapHaber #SanatVeEdebiyat #YeniKitap #Şair #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Obezite Algısı: Dünya Sağlık Örgütü Hastalık Diyor, Türkiye’de Çoğunluk Kişisel Sorumluluk Olarak Görüyor

Ipsos’un 14 ülkede gerçekleştirdiği Global Obezite Algısı Araştırması, Türkiye’de obeziteye dair dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu. Dünya Sağlık Örgütü obeziteyi kronik ve tekrarlayıcı bir hastalık olarak tanımlarken, Türkiye’de obeziteyle yaşayan bireylerin üçte ikisi (%68) bu durumu “kişisel tercihlerle önlenebilir” olarak görüyor.

Türkiye’de Önyargılar ve Algılar

Katılımcıların %71’i obezitenin yalnızca diyet ve egzersizle çözülebileceğini düşünüyor.

%76’sı obezitenin sürekli takip gerektiren tıbbi bir durum olduğunu kabul ediyor.

Buna rağmen obeziteyle yaşayanların yalnızca %35’i son bir yıl içinde doktora başvurmuş.

Günlük Yaşamda Görünmez Yük

Araştırmaya göre obezite, yalnızca fiziksel sağlık değil, iş hayatı, özgüven ve sosyal ilişkiler üzerinde de ciddi etkiler yaratıyor. Katılımcıların %85’i fazla kilonun günlük yaşamlarını olumsuz etkilediğini, %83’ü ise özgüven ve duygusal iyi oluş üzerinde yük oluşturduğunu belirtiyor.

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik, “Obezite Türkiye’de yalnızca sağlık değil, günlük yaşamın her alanında hissedilen ciddi bir yük. Dünya Obezite Günü, doğru bilgiye erişim ve farkındalık için önemli bir fırsat” dedi.

#Obezite #IpsosAraştırması #DünyaObeziteGünü #SağlıkHaber #TürkiyeObezite #KronikHastalık #SağlıkFarkındalığı #Ipsos #ObeziteAlgısı #ToplumVeSağlık #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Iron People Sergisi: Demiryolları Bir Direniş ve Umut Hattına Dönüşüyor

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin 4. yılında savaşın derin izlerini anlatan “Iron People” fotoğraf sergisi Rahmi M. Koç Müzesi’nde sanatseverlerle buluştu. Hollandalı ödüllü fotoğrafçı ve belgesel yapımcısı Jelle Krings tarafından hazırlanan sergi, savaşın başladığı ilk andan itibaren birer kurtarma görevlisine dönüşen Ukraynalı demiryolu çalışanlarının mücadelesini çarpıcı karelerle aktarıyor.

Bugüne kadar 230 bin demiryolu işçisi sayesinde 6,5 milyon sivil güvenli bölgelere ulaştırıldı. Sergi, tren raylarının bir ulaşım aracından öte, bir umut hattına nasıl dönüştüğünü gözler önüne seriyor.

Rahmi M. Koç Müzesi Genel Müdürü Mine Sofuoğlu, demiryollarının tarih boyunca savaşta ve barışta hayatı sürdüren kritik unsurlar olduğuna dikkat çekerek, serginin koleksiyonun tarihsel perspektifi ile günümüzün insani gerçekliği arasında güçlü bir bağ kurduğunu vurguladı.

Fotoğraf sanatçısı Jelle Krings, Ukrayna’daki savaşın ilk üç buçuk yılını demiryolu işçileriyle geçirdiğini belirterek, onların öyküsünü Türkiye’ye taşımaktan onur duyduğunu ifade etti. Hollanda İstanbul Başkonsolosu Daan Huisinga ise demiryolu çalışanlarının mücadelesinin Ukraynalıların cesaretini ve direncini ortaya koyduğunu söyledi.

Sergi, 3-22 Mart tarihleri arasında Rahmi M. Koç Müzesi’nin Tersane Binası’nda görülebilecek.

#IronPeople #RahmiKoçMüzesi #FotoğrafSergisi #UkraynaDemiryolu #JelleKrings #SanatVeDireniş #UmutHattı #Savaşınİzleri #SanatHaber #İstanbulSergi

60/60 Kuralı ile İşitme Sağlığınızı Koruyun

Kulaklarımız çevremizi ve dünyayı algılamamızda önemli rol oynuyor. Ancak günümüzde modern yaşamın getirdiği gürültü kirliliği, yanlış alışkanlıklar ve ihmaller, işitme sağlığını tehdit ediyor. Son yıllarda özellikle gençler arasında yaygın olarak kullanılan kulaklıklar; müzik veya podcast dinlemek, telefonla konuşmak için günlük hayatın vazgeçilmezleri arasında yer alıyor. Ancak yanlış kullanım, özellikle yüksek ses seviyeleri ve uzun süreli maruziyet, kulak sağlığını ciddi şekilde tehdit edebiliyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, dünya genelinde 1,5 milyardan fazla insan işitme kaybı riski altında ve erken önlem alınmazsa kalıcı hasarların artacağı öngörülüyor. Memorial Antalya Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Neslihan Yaprak Barıt, “3 Mart Dünya Kulak ve İşitme Günü” nedeniyle, kulaklıkların işitme sağlığına olumsuz etkileri hakkında bilgi verdi.

Doç. Dr. Neslihan Yaprak Barıt

Doç. Dr. Neslihan Yaprak Barıt

Yanlış kulaklık kullanımı sağlığımızı tehdit ediyor

Kulak sağlığı sadece işitmeyi değil; dengeyi, iletişim becerilerini ve genel yaşam kalitesini de etkiler. Yüksek seslere maruz kalmak, enfeksiyonlar ve yanlış temizlik yöntemleri gibi faktörler, geri dönüşü olmayan kayıplara yol açabilir. Kulaklıklar da en büyük risk faktörlerinden biri haline gelmiştir. Kulaklık kullanımı moderasyonla faydalı olabilir ancak ihmal edildiğinde işitme kaybı, ağrı veya enfeksiyon gibi sorunlar görülebilir. Bu belirtiler fark edilirse, bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurmak önemlidir.

Kalıcı işitme kaybına yol açabilir

Kulaklıkların aşırı kullanımı, yüksek ses seviyeleri nedeniyle iç kulaktaki tüylü hücreleri tahrip ederek kalıcı işitme kaybına ve kulak çınlamasına neden olabilir; bu, özellikle gençlerde yaygın bir risk faktörüdür. Kulak içi modeller, kulak kanalında nem ve bakteri birikimine yol açarak enfeksiyonlara davetiye çıkarırken, kulak üstü çeşitler uzun süreli baskıdan kaynaklı baş ağrısı ve cilt irritasyonuna sebep olur. Kablosuz kulaklıklar ise radyofrekans sinyalleriyle beyne yakın konumda elektromanyetik maruziyet yaratabilir ancak bu etkinin kesin zararları henüz bilimsel olarak tam kanıtlanmamıştır.

Kulaklıklar yanlış kullanımda şu riskleri içeriyor;

  • İşitme kaybı riski: Kulaklıkların en yaygın zararı, yüksek ses seviyelerinde uzun süre kullanım sonucu oluşan işitme kaybıdır. İç kulaktaki hassas tüylü hücreler (koklear hücreler), yüksek desibelli seslere maruz kaldığında hasar görür ve bu hücreler yenilenmez. Örneğin, 85 desibelin üzerindeki seslere 8 saatten fazla maruz kalmak, kalıcı işitme kaybına yol açabilir. Kulak içi kulaklıklar, sesi doğrudan kulak zarına ilettiği için bu riski artırır; kulak üstü modellerde ise ses biraz daha dağılır, ancak uzun kullanımda benzer sorunlar yaşanabilir. Araştırmalar, kulaklıkla müzik dinleyenlerin %10’unda işitme kaybı ve ilgili problemler görüldüğünü gösteriyor. Ayrıca, tinnitus (kulak çınlaması) gibi semptomlar da ortaya çıkabilir.
  • Enfeksiyon ve bakteri artışı: Kulak içi kulaklıklar, kulak kanalındaki nem ve sıcaklığı artırarak bakteri üremesini teşvik eder. Bu, dış kulak yolu enfeksiyonlarına veya kulak kiri birikimlerine neden olabilir. Paylaşılan veya temizlenmeyen kulaklıklar, bakteri sayısını 10-12 kat artırabilir ve enfeksiyon riskini yükseltir. Kulak üstü modellerde ise baskıdan kaynaklı tahriş ve baş ağrıları daha sık görülür.
  • Baş ağrısı ve rahatsızlık: Uzun süreli kullanım, kulak çevresinde baskı yaratır ve migren benzeri ağrılara yol açabilir.
  • Denge ve genel sağlık etkileri: Yüksek ses, iç kulaktaki denge mekanizmasını etkileyebilir, nadir de olsa vertigo gibi sorunlara neden olur.
  • Sistemik riskler: Bazı ilaçlar veya mevcut hastalıklar (örneğin diyabet), kulak hassasiyetini artırarak zararı büyütür.

Kulak sağlığını korumak için bu kurallara uyun

 60/60 Kuralı: Ses seviyesini cihazın maksimumunun %60’ıyla sınırlayın ve günde 60 dakikadan fazla kullanmayın.

Temizlik: Kulaklıkları düzenli dezenfekte edin, başkalarının kullanmasına izin vermeyin.

Model seçimi: Mümkünse kulak üstü modelleri tercih edin; kulak içi olanlarda silikon uçları doğru boyutta seçin.

Düzenli kontrol: Özellikle gençlerde ve yüksek sesli ortamda çalışanlarda yıllık işitme testi yaptırın.

Alternatifler: Hoparlör kullanmayı veya sessiz ortamları tercih edin.

#KulakSağlığı #İşitmeKaybı #KulaklıkKullanımı #DünyaKulakVeİşitmeGünü #MemorialAntalya #DoçDrNeslihanYaprakBarıt #SağlıkUyarısı #Tinnitus #GençlerdeRisk #SağlıklıYaşam #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity