Yazılar

Hyundai INSTER şimdi Türkiye’de

Hyundai Motor Türkiye, uzun zamandır beklenen A – SUV segmentindeki kompakt elektrikli modeli INSTER’ı satışa sundu.

Hyundai, INSTER modelini satışa sunmasıyla birlikte Hyundai, tamamen elektrikli SUV segmentindeki varlığını güçlendiriyor. INSTER, sıradan bir model olmanın çok ötesinde, dikkat çekici tasarım konsepti, kendinden emin duruşu, etkileyici iç mekanı ve çok yönlülüğü ile küçük bir SUV’un da son derece etkileyici olabileceğini kanıtlıyor. Tamamen elektrikli modelin genel tasarım konsepti, Hyundai’nin EV kimliğini somutlaştıran, özellikle dış kısımdaki piksel ışık özelliğinde belirgin olan ayırt edici bir tasarımla karakterize edilen, fütüristik ve yüksek teknolojili unsurların bir karışımı olarak öne çıkıyor. İç tasarım ise heyecan verici ve ilgi çekici kullanıcı deneyimleri yaratmaya odaklanıyor.

Hyundai INSTER

INSTER, 2021’de satışa sunulan ve yalnızca Kore’de üretilen benzinli CASPER’ın tasarım mirasını baz alıyor. Hyundai’nin Kore dışındaki diğer pazarlar için stratejik olarak geliştirdiği INSTER’in stili, daha fazla iç alan ve sağlam bir yol tutuşu sunmak için uzatılmış gövdeden oluşuyor. Geniş bir dingil mesafesi ile desteklenen otomobil, her ne kadar A segmentinde yer alsa da kendinden çok daha büyük araçlarla yarışır bir iç mekan konforu sunuyor. Böylelikle, tam olarak A segmenti ile B segmenti kompakt modeller arasında konumlanıyor.
INSTER’ın dış görünümü, düz, temiz yüzeyler ve uyumlu ön ve arka stil ile sağlam ancak kompakt bir SUV gövde profiline sahip. Yüksek teknolojili görünümü, fütüristik LED gündüz farı imzası ve piksel desen LED ön sinyal lambaları, stop lambası ve tamponu ile diğer küçük EV’lerden farklılaşarak cesur ve göz alıcı bir izlenim yaratıyor. Aracın ön ve arka tarafındaki eklentiler ise sağlam görünümünü artırıyor ve ek koruma sağlıyor.

Hyundai INSTER

Piksel desenine sahip parlak siyah ön ızgara ve uyumlu ön ve arka kapı kemer çizgileri, şık ve tutarlı tasarıma katkıda bulunuyor. Tavan raylarının tasarımı ise hem stil hem de işlevsellik katıyor. Hyundai’nin Kore kökenleri, hanji kağıdının doğal tonlarından esinlenen INSTER’ın renk paletinde yansıtılıyor. Geleneksel olarak, bu özel kağıt, yerel kağıt dut ağacının iç kabuğundan el yapımı olarak yapılıyor.

Ferah iç mekan
INSTER’in iç mekanı da genişletilmiş 10,25 inç dijital gösterge paneli, 10,25 inç bilgi-eğlence dokunmatik ekranı ve daha geniş bir ferahlık hissi yaratan sıkıştırılmış bir konsolda kablosuz şarj yuvası ile sürücü için yükseltilmiş rahatlık sağlıyor. Piksel teması, direksiyon simidindeki grafiklerle tekrarlanarak modelin yüksek teknoloji imajını güçlendiriyor. Harita cepleri ile ekstra depolama alanı sağlanıyor. Aracın standart iç mekan rengi ise bej olarak hazırlanıyor. İlk sıra, kabinde daha iyi hareket kabiliyeti için geliştirilmiş bir geçiş yolu sunarak sürücü ve ön yolcu koltukları arasında kolay erişim sağlıyor. Sürücü koltuğu da dahil olmak üzere tüm koltuklar, artırılmış çok yönlülük için düz bir şekilde katlanabiliyor. Arkadaki 50/50 kayan ve yatırılabilen koltuklar, daha fazla konfor ve daha geniş bacak mesafesi için geriye taşınmış.

Hyundai INSTER

Üstün bir şarj deneyimi
INSTER, standart olarak 11 kW’lık bir yerleşik şarj cihazıyla donatılmış. DC hızlı şarj cihazı kullanıldığında, INSTER yaklaşık 30 dakikada %10 ila %80 oranında şarj edebiliyor. INSTER’ın menzili ise 49 kWh bataryasıyla 360 kilometre (WLTP). DC hızlı şarj kapasitesi, uzun mesafelerde seyahat ederken kısa duraklamalara olanak tanıyor. Araç, özellikle daha soğuk iklimlerde şarj performansını artıran bir batarya ısıtma sistemiyle donatılmış. Yüksek verimli ısı pompası, enerji kullanımını optimize ederek aracın genel performansına ve menziline katkıda bulunuyor.

Hyundai INSTER

Performans
Otomobil, 84,5 kW (115 PS) güç üretirken tek bir motorla hareket ediyor ve maksimum tork değeri ise 147 Nm. Aracın 100 km’deki ortalama enerji tüketimi ise 15,3 kWh olarak veriliyor.
INSTER, McPherson destekli ön süspansiyon ve birleştirilmiş burulma kirişli arka aks ile hassas bir sürüş sunuyor. Bu sistem, rahat kullanım için Kolon tipi Motor Tahrikli Hidrolik Direksiyon ile tamamlanmış. Araç, engebeli yollarda, hız tümseklerinde ve otoyollardaki bozuk zeminde darbeleri emerek dengeli ve keyifli bir sürüş sunuyor. Buna ek olarak INSTER, güç dağıtımı, otomatik tutma, tam durma özellikli akıllı hız kontrolü ve adaptif rejeneratif frenleme gibi gelişmiş özellikler sunuyor. Güçlendirilmiş gövde sızdırmazlığı ve kalın kapı camı gibi gelişmiş yalıtım donanımları da yol gürültüsünü ve titreşimleri önemli ölçüde azaltıyor. INSTER, tam kapalı arka tampon ve aktif hava kapağı gibi aerodinamik iyileştirmelerle 0,309’luk bir sürtünme katsayısına ulaşıyor.

Bu belirtiler böbrek taşını işaret eder

Çağımızın en önemli sağlık problemlerine neden olabilen obezite, düzensiz beslenme ve hareketsiz yaşam, böbrek taşı oluşumu riskini de artırıyor. Geçmiş dönemlerde erkeklerde kadınlara göre 2-3 kat daha fazla görülen böbrek taşları, günümüzde kadınlar ve çocuklarda da sık görülmeye başladı. Hiçbir belirti vermeden sinsi bir şekilde ilerleyebilen böbrek taşı çoğu zaman hastaların başka bir şikayet için gittikleri doktor kontrollerinde ortaya çıkıyor. Toplumda her 10 kişiden birinin hayatının bir döneminde karşılaştığı böbrek taşı sorunu; yeterli su tüketimi, dengeli beslenme, hareketli yaşam ve ideal kiloya dikkat edilmesi ile kontrol altına alınabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Mehmet Yılmaz Salman, böbrek taşlarının nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Doç. Dr. Mehmet Yılmaz Salman

Doç. Dr. Mehmet Yılmaz Salman

Toplumun %15’i hayatının bir döneminde böbrek taşı ile karşılaşıyor

Tüm dünya nüfusunun %15’inden fazlasında görülen böbrek taşı, coğrafi faktörler ve yaşam koşulları nedeniyle ülkemizde de bu oranlarda görülmektedir. Böbrek taşının en önemli sebepleri şunlardır;

  • Genetik faktörler: Birinci derece akrabalarında böbrek taşı öyküsü olanlarda taş riski daha yüksektir.
  • Yetersiz sıvı tüketimi:
  • Beslenme: Hayvansal besinler, tuz, şeker ve oksalat içeren gıdalar böbrek taşı riskini artırır.
  • Obezite ve hareketsiz yaşam: Günümüzün en önemli sağlık problemlerinden birisi olan fazla kilo ve hareketsiz yaşam böbrek taşı da neden olur.
  • Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları: Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları ve bazı hastalıklar böbrek taşı riskini artırır.
  • Yaş ve cinsiyet: Erkeklerde kadınlara göre 2-3 kat daha fazla görülen böbrek taşı riski 30 yaşından sonra artar ve günümüzde kadınlar ve çocuklarda da sık görülmeye başlamış durumdadır.
  • Coğrafi ve iklimsel faktörler: Ülkemiz gibi sıcak iklimlerde yaşayan bireylerde böbrek taşı oluşma riski daha fazladır.
  • Böbrek taşı geçmişi: Böbrek taşı geçmişi olan hastalarda ilk taş düşürüldükten sonraki 5 yıl sonra tekrarlama riski %50’nin üzerindedir. 

Böbreğin içinde bekleyen taş dayanılmaz ağrılarla kendisini belli edebilir

Böbrek taşı denilince çoğu kişinin akla aniden başlayan dayanılmaz bel ağrıları gelir. Ancak böbrek taşları kendini belli etmeden, hiçbir belirti vermeden böbrek içerisinde senelerce saklı kalabilmektedir. Hiçbir ağrı şikayeti olmayan hastalar, çoğu zaman farklı bir hastalık nedeniyle doktora başvurduğunda çekilen ultrason ya da tomografide böbrek taşı hastası olduğunu öğrenmektedir. Hastalarda dayanılmaz ağrılara neden olan taşın kendisi değil, idrar kanalındaki idrar akışını engellenmesidir. Böbrek taşı ilk olarak kristal şeklinde (halk arasında kum olarak isimlendirilir) oluşur. Sağlıklı bir böbrekte ve günlük yeterli miktarda su tüketen kişilerde bu kristaller idrar ile atılarak birikim yapmazlar. Fakat kişinin böbrek yapısı idrar akışını yavaşlatacak şekilde ise ya da yeterli akım oluşacak kadar sıvı tüketimi yoksa bu kristaller böbrekte birikerek ve birleşerek taşa dönüşebilmektedir. İdrar akışını engelleyecek boyuta geldikten sonra hastanın yaşam konforunu olumsuz etkileyen böbrek taşları kendilerini bu belirtilerle gösterir;

  • Şiddetli ağrı
  • İdrarda kan
  • İdrar yaparken yanma
  • Sık idrara çıkma
  • Farklı idrar kokusu
  • Mide bulantısı
  • Ateş veya üşüme

 Hastaya özel yöntemlerle böbrek taşı tedavi edilebiliyor

Bu belirtiler, taşın idrar yollarında tıkanıklığa neden olması veya enfeksiyon gelişmesi durumunda daha belirgin hale gelebilir. Bu taşların oluşma sebeplerinin belirlenmesi tedavi başarısı açısından çok önemlidir. 2 cm’den küçük boyutlardaki böbrek taşları, vücut dışı şok dalga tedavisi (ESWL) ya da idrar kanalından girilerek böbreğin içine kıvrımlı aletlerle ulaşılan ve taşın lazer ile kırılıp toz haline getirildiği Retrograd intrarenal cerrahi (fleksible üreteroskopi) yöntemi ile tedavi edilmektedir. 2 cm’den büyük taşlarda ise bel bölgesinden açılan 1 cm’lik kesi ile böbreğin içine girilerek taşların kırılması ile böbrekten temizlenebilmektedir. Tekrarlayan böbrek taşlarında tedavi sonrasında taşların oluşma nedenleri belirlenerek hastaya özel tedavi programları uygulanır. Doktor kontrolünde uygulanan bu tedaviler dışında hastanın kilo kontrolü, dengeli beslenmesi, fiziksel aktivite durumu, yeterli su alımı, önerilen miktarda tuz ve şeker tüketmesi önemlidir.

Ruken Adıbelli “Plastik Reformasyon”

Plastik atıkların yalnızca çevresel değil, aynı zamanda sanatsal bir değer taşıyabileceğini gözler önüne seren sanatçı Ruken Adıbelli’nin “Plastik Reformasyon” sergisi, Parex desteğiyle 27 Mayıs – 1 Haziran tarihleri arasında Yapı Kredi bomontiada GALERİ’de sanatseverlerle buluşuyor.

İleri dönüştürülen atık plastik poşetlerle, boya kullanılmadan üretilen eserler, plastiğin yalnızca bir atık değil; farkındalık yaratacak bir anlatım aracı olabileceğini gösteriyor.

Her 4 kişiden biri reflü hastası!

Modern çağın stresli ve yoğun temposunda, sağlıksız beslenme ve yanlış yaşam alışkanlıklarının da etkisiyle reflü hastalığı hızla yaygınlaşıyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Ebubekir Şenateş, “Dünyada ve ülkemizde reflü hastalığı özellikle son yıllarda oldukça sık görülmektedir. Mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçması anlamına gelen reflü, hastalarda; yutma zorluğu, göğüs ağrısı, yemek borusunda takılma ve yanma hissi, ağrılı yutma, seyrek olarak bulantı, kronik öksürük, seste kabalaşma vb şikayetlere neden olmaktadır” diyor. Reflüye bağlı göğüs ağrısının kalp ağrısını taklit edebildiğini ve göğüste, yemek borusunda yanma, sırta, çeneye ve kola yayılan bir ağrıya neden olabildiğini belirten Prof. Dr. Şenateş “Bu ağrı birkaç dakika olabildiği gibi saatlerce de  sürebilir, kendiliğinden veya anti-asit ilaçlarla geçebilir. Genellikle yemeklerden sonra meydana gelir, hastayı uykudan uyandırır ve duygusal stres ile de tetiklenebilir” diye konuşuyor. Tedavi edilmeyen reflünün yaşam kalitesini düşürerek, kişinin hem sağlığını hem de iş hayatındaki performansını olumsuz etkilediğini, kanser dahil olmak üzere çok ciddi hastalıklara neden olabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Şenateş, buna karşın toplumda bazı yanlış düşünce, inanışlar ve önyargılar nedeniyle hastaların tedaviden mahrum kalabildiklerini vurguluyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Ebubekir Şenateş, reflü hakkında toplumda doğru sanılan 9 yanlış bilgiyi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Ebubekir Şenateş

Prof. Dr. Ebubekir Şenateş

  • Reflü sadece yaşlılarda görülür: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Bu düşünce/inanış doğru değildir. Reflü hemen her yaşta insanda görülebilir. Üstelik günümüzde aksine genç erişkinlerde, ergenlerde ve hatta çocuklarda dahi görülür hale gelmiştir.  Yenidoğanlarda reflü sıklığı yüzde 5-9 iken, çocukluk yaşında yüzde 10 civarında, adolesan yani 10-19 yaş aralığını kapsayan ergenlik döneminde ise bu oran yüzde 20’ye kadar çıkabilir.

  • Reflü basit bir hastalıktır, kalıcı bir tıbbi duruma yol açmaz: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Reflü aslında oldukça yaygın, ülkemizde her 4 kişiden birinde görülen, oldukça önemli ve olumsuz tıbbi durumlara yol açabilen bir hastalıktır. Bunlar arasında yemek borusunda yaraların ve bu yaralara bağlı kanamaların gelişmesinden kansere dek çok ciddi hastalıklara neden olabilir. Reflü nedeniyle iş perfomansında azalma, kendini iyi hissetme halinin bozulması, yemek borusunda yanma gibi nedenlerle sık acile başvurma da sık görülen durumlardır. Reflü ciddi bir hastalıktır, tedavi ve gerekli girişimler uygulanmazsa ciddi sonuçlara yol açabilir.

  • Reflü için doktora gitmeye gerek yok, eczaneden bir mide ilacı almak yeterlidir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Ebubekir Şenateş “Altta yatan neden mide fıtığı, alt özofagus sfinkterinde gevşeklik ve diğer anatomik sorunlar olduğunda, basit bir mide ilacı kullanarak reflüye karşı yeterli önlem alınamaz. Ayrıca farkında olmadan reflüye bağlı Barrett özofajiti gelişmişse (ki bu durum kronik reflü durumunda yaklaşık yüzde 10 civarında gelişebilir) mutlaka endoskopik takip, bazen de endoskopik müdahale gerekir” diyor.

  • Reflü ve göğüste yanma aynı şeydir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Reflüde göğüs yanması daha uzun sürer, kroniktir, anti-asit ve mide koruyucu (proton pompası inhibitörleri) ilaçlarla geçer. Göğüs yanması bazen akut kalp krizi, aort anevrizma yırtılması gibi ciddi kardiyovasküler hastalıklara bağlı olabilir. Göğüs yanması olunca, mutlaka bir hekime başvurulması gerekmektedir.

  • Sadece mide koruyucu ilaçlarla reflüden kurtulabilirim: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Mide koruyucu ilaçlar reflü tedavisinde 30 yıldan fazladır kullanılmaktadır. Ancak sadece bu ilaçlarla reflüden kurtulmak mümkün değildir. Mutlaka yaşam tarzı değişikliği denlen; diyet, uyku düzeni, yeme-içme ile ilgili düzenlemelerin de ilaçlara ek olarak devreye alınması gerekir. Ayrıca, mide-yemek borusu birleşimindeki kapakta bir gevşeklik varsa, mide fıtığı varsa endoskopik müdahaleler (ARMA, Gerdx gibi) veya cerrahi müdahale de gerekebilir.

  • Reflü esas olarak baharatlı gıdalara bağlı gelişir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Baharatlı gıdalar sanıldığı gibi, reflünün nedeni değildir. Reflüsü olan bir kişide baharatlı gıdalar reflünün semptomlarını daha görünür kılabilir. Ancak esas neden altta yatan ve devam eden reflüdür. Anatomik bozukluklar, aşırı yağlı -çikolatalı yiyecekler,  aşırı yemek yeme,  sigara içme, obezite, gebelik, yemekten hemen sonra yatma, bazı ilaçlar ve aşırı stres reflüye neden olabilir.

  • Reflünün tek tedavi yolu cerrahidir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Ebubekir Şenateş “Cerrahi, reflünün tedavisinde oldukça seyrek ihtiyaç duyulan bir yöntemdir. İlaçlar, diyet değişikliği, kilo kontrolü ve yaşam tarzında değişiklikler çoğu zaman reflü yakınmalarının kontrolünde işe yarar ve daha ciddi sonuçların meydana gelmesini önler. Ayrıca son 10 yılda ortaya çıkan ve tüm dünyada kullanılan ARMA, GERDx gibi endoskopik yöntemler de ameliyat gerektirmeden, günübirlik işlem şeklinde başarılı şekilde uygulanmaktadır” diyor.

  • Reflü ile gastrit aynı şeydir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Reflü esas olarak mide asidinin yemek borusuna kaçması sonucu oluşur. Ancak gastrit esas olarak midede inflamasyon (yangı, bir tür iltihap) oluşmasıdır. Gastritin nedenleri, tedavisi, takibi reflüden oldukça farklıdır. Reflü gastritten tamamen ayrı bir hastalıktır; tanı kriterleri, tedavisi ve takibi de farklıdır.

  • Reflünün herhangi bir bedeli yoktur: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Reflünün hem tıbbi, hem de mali bedeli oldukça fazladır. Yemek borusunda yara (özofajit, ülser), kanama, darlık, Barrett, kanser gelişmesi gibi komplikasyonlar hayatı tehdit ederler. Bu nedenle reflü hastalığına yönelik toplumsal farkındalığın oluşturulması ve tanı ve tedavisinde gecikilmemesi büyük önem taşımaktadır.

Can Bonomo ve Melike Şahin ”Tükeniyor Ömrüm” şarkısı için bir arada

Can Bonomo, 6.  albümü Kara Konular’da yer alan ve Melike Şahin’le düet yaptığı “Tükeniyor Ömrüm” şarkısının video klibini izleyicilerle buluşturdu.

Albümün en çok dinlenen şarkılarından biri olan “Tükeniyor Ömrüm” ün söz ve müziği Can Bonomo’ya, düzenlemesi ise Can Saban’a ait. Yaylı ve üflemeli çalgıların çok sesli armonisiyle örülen parça hem melankolisi hem de samimiyetiyle albümün öne çıkan çalışmalarından biri.

Şarkının duygusal yoğunluğu, Can Bonomo ve Melike Şahin’in güçlü ve içten yorumu ile birleşerek dinleyiciye derinden etkiliyor. Aynı anda iki farklı yalnızlık, tek bir şarkıda buluşuyor.

Yönetmenliğini Mehmet Ali Ergin’in üstlendiği video klip, şarkının hissini sade bir dille yansıtıyor.

 

19 Mayıs bayramını denizde kutladılar

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı, Didim’de denizle buluştu. Duja Hotels’in ana sponsorluğunda, Didim Yelken Kulübü ve Türkiye Açıkdeniz Yarış Kulübü (TAYK) iş birliğiyle düzenlenen yat yarışı hem spor hem de milli bayram coşkusunu Ege’nin mavi sularına taşıdı.

Organizasyonun açılışı, Duja Hotels ev sahipliğinde Duja Didim’de düzenlenen özel bir kokteyl ile gerçekleştirildi. Sporcular, davetliler ve destekçiler keyifli bir atmosferde bir araya gelerek yarış heyecanını paylaştı.

Duja Hotels ve D-Marin’in değerli katkılarıyla hayata geçirilen organizasyon, Didim açıklarında gerçekleşen renkli ve rekabet dolu mücadelelerle hafızalarda yer etti. Katılımcılar Destek A ve Destek B gruplarında yarıştı. Destek A Grubunun şamnpiyonu Zeyla isimli tekne olurken, destek B grubunda ise Kayık Orsa birinci oldu.

Didim Yelken Kulübü ve TAYK yetkilileri, gençleri denizle buluşturmayı ve yelken sporunu geniş kitlelere tanıtmayı hedefleyen bu tür organizasyonların, Duja Hotels gibi spora ve sporcuya gönülden destek veren markalar sayesinde daha da güçlendiğini vurguladı.

Hamilelikte obezite tehlikesi!

Dünya Sağlık Örgütü tarafından “sağlığı bozacak ölçüde vücutta aşırı yağ birikmesi” olarak tanımlanan obezite, son yıllarda küresel boyutta bir halk sağlığı sorunu haline geldi.  Zira, obezite pek çok kronik hastalığın gelişme riskini artırırken, dünya çapında ölüm nedenlerinin de başında geliyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Halenur Bozdağ, görülme sıklığı dünya ile birlikte ülkemizde de giderek artan obeziteden kadınların daha fazla etkilendiğini belirterek, “Öyle ki Sağlık Bakanlığı tarafından 2017 yılında gerçekleştirilen Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması’nın raporuna göre; obezitenin erkeklerde görülme sıklığı yüzde 24.6 iken bu oran kadınlarda yüzde 39.1’e yükselmektedir. Birçok çalışmanın verileri, doğurganlık çağındaki 20-39 yaş grubu kadınlarda obezite görülme oranının yüzde 20-35 olduğunu ve morbid obezite görülme oranlarında giderek artış gözlendiğini göstermektedir” diyor.

Doç. Dr. Halenur Bozdağ

Doç. Dr. Halenur Bozdağ

Çocukluk çağı obezitesi riskini 2 kat artırıyor!

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Halenur Bozdağ, obezite sorunu yaşayan anne adaylarında hamilelik sürecinin düzenli ve yakın takip gerektirdiğine dikkat çekerek, “Obezite hem anne adayının hem bebeğin sağlığını tehdit edebilmektedir.  Örneğin, bu annelerin bebeklerinde, çağımızın önemli sorunu olan ve görülme sıklığı giderek artan çocukluk çağı obezitesinin gelişme riski ciddi oranda artmaktadır. Yapılan çalışmalar, gebeliğin ilk  3 ayı içindeki maternal obezite ile çocukluk çağı obezitesi arasında ilişki olduğunu ortaya koymaktadır. Çalışma sonuçlarına göre; annesi gebeliğin ilk 3 ayında obez olan çocukların 2 yaşına geldiklerinde obez olma riskleri 2 kat artarken, 3 – 5 yaşlarına geldiklerinde bu risk artış göstererek 2.3 kat olmaktadır” uyarısında bulunuyor.

Bebeklerde kalp hastalığı, hipertansiyon ve diyabete zemin hazırlıyor!

Bebeklerin fizyolojilerinin hamilelik sürecinde anneden gelen besinlere uyum sağladığını vurgulayan Doç. Dr. Halenur Bozdağ, bu adaptasyonun bebeklerin metabolizmalarını kalıcı olarak değiştirebildiğine işaret ederek, “Anne karnındayken programlanmış olan bu değişiklikler bebeklerde obezitenin yanı sıra kalp hastalığı, hipertansiyon ve insüline bağımlı olmayan diyabet dahil olmak üzere yaşamın ilerleyen dönemlerinde ortaya çıkan çeşitli hastalıklara da zemin oluşturmaktadır” diyor.

Annede kalıcı sorunlara yol açabiliyor!

Obezite, hamilelik sürecinde sadece anne karnındaki bebekte değil anne adayında da ciddi sağlık sorunları oluşturabiliyor. Doç. Dr. Halenur Bozdağ, bu hastalıkları şöyle özetliyor: “Obezite sorunu yaşayan anne adaylarında gebelik şekeri 2.6, gebelikte yüksek tansiyon 2.5 ve preeklampsi 3.2 kat artış göstermektedir. Gebelik sürecinde ve lohusalıkta damarlarda pıhtı oluşumu gibi ek sorunlar da yaşanırken, doğum sonrasında tip 2 diyabet yaşanırken, doğum yüksekliği gibi sağlık sorunları kalıcı olabilmektedir.”

Yakın takip ve tedaviyle önlenebiliyor

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Halenur Bozdağ,  aslında hamilelikte obezitenin önlenebilir bir sağlık sorunu olduğuna dikkat çekerek,  “Düzenli beslenme, yeterli fiziksel aktivite ve her şeyden önemlisi gebeliğe ideal kiloyla başlamak ve bunun için doğum öncesi danışmalık almak, sorunların oluşmasını önlemenin etkili ve ulaşılabilir bir yoludur” diyor.  Obezitenin oluşturacağı riskleri en aza indirmek için hamileliğin ilk haftalarından itibaren yakın takip  ise büyük bir öneme sahip.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Halenur Bozdağ, ilk muayenede obezitenin neden olabileceği sağlık sorunlarının araştırıldığını belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bunun için diyabet açısından açlık kan şekeri, üç aylık kan şekeri göstergesi olan HbA1C ve gerekirse şeker yükleme testi yapılır.  Kalp sağlığı açısından kan yağları ve ihtiyaç halinde kardiyolojik değerlendirme istenebilir. Tansiyon takibi günlük bakılabilir ve yüksek tansiyona eşlik eden baş ağrısı veya görme bulanıklığı gibi bulgular açısından anne adayı bilgilendirilir. Bebeğin gelişimi, kilo alımı, anneye ait risk faktörlerinden etkilenme durumu ve iyilik hali her görüşmede değerlendirilir.”

Sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivite şart

Hamileliğine aşırı kilolu veya obezite sorunuyla başlayan anne adaylarında aylık kilo alımının bir plana oturtulması gerektiğine dikkat çeken Doç. Dr. Halenur Bozdağ, diyetisyen eşliğinde kişiye özel bir diyet listesi oluşturularak sağlıklı beslenme ve kalori kontrolünün yapıldığını belirtiyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Halenur Bozdağ, fiziksel aktivite konusunda da anne adaylarının desteklenmeleri gerektiğini vurgulayarak, “Düzenli açık hava yürüyüşleri günlük hayatın bir parçası haline getirilmelidir. Her gün 30 dakikalık açık havada yürüyüş veya ev içinde günde 3 kez 20 dakikalık aktivitede bulunmak, hamileliğin sağlıklı geçmesi için son derece önemlidir” diye konuşuyor.

Obezite sorunu varsa 5-9 kilodan fazla alınmamalı!

Hamilelikte ne kadar kilo alınması gerektiği ise hamileliğin başlangıcındaki kiloya göre değişiyor. Vücut Kitle İndeksine göre zayıf olan anne adaylarının hamilelik sonuna kadar 12.5-18 kilo; ideal kiloda olanların 11.5-16 kilo; fazla kilosu olanların 7-11.5 kilo almaları öneriliyor. Obezite sorunu yaşayan anne adaylarının  ise 5-9 kilodan fazla almamaları önem taşıyor. Doç. Dr. Halenur Bozdağ, “Genel olarak bakıldığında, Vücut Kitle İndeksi’ne göre zayıf ve normal ağırlıktaki gebelerde ayda en fazla 2 kilo alımı, kilolu veya obezite sorunu olan gebelerde ise en fazla bir kilo alımı önerilmektedir” diyor.

Kabızlığın nedenleri

Kabızlığın haftada üçten az tuvalete çıkmak olarak tanımlandığını belirten uzmanlar, yine de bu durumun tek başına kabızlık belirtisi sayılamayacağını söylüyor.

Zor ve sert dışkılama, tam boşaltım sağlanamaması gibi durumların da kabızlık olarak tanımlanabileceğini ifade eden Gastroenteroloji ve Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Kabızlığın oluşmasındaki en önemli faktör beslenme ve diyet alışkanlığıdır. Sağlık sorunu olmayan kişilerde, özellikle yeteri kadar su ve lifli gıda tüketilmediği durumlarda kabızlık ortaya çıkar.” dedi. Kabızlığın daha çok orta-ileri yaşlarda ve kadınlarda sık görüldüğünü aktaran Atamer, yaşlanmayla beraber bağırsak hareketlerinin yavaşlamasının da risk oluşturduğunu kaydetti. Atamer ayrıca, kabızlığı önlemek için önerilerde bulundu.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Gastroenteroloji ve Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, kabızlığın nedenlerini ve risk faktörlerini açıklayarak, beslenme ve günlük rutin değişiklikleriyle nasıl önlenebileceği hakkında bilgi verdi.

Prof. Dr. Aytaç Atamer

Prof. Dr. Aytaç Atamer

Su tüketiminin yetersiz kalması kabızlığın en önemli nedenlerinden…

Kabızlığın günümüzde çok sık karşılaşılan önemli bir sağlık sorunu olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Bir kişiye kabız diyebilmemiz için haftada üçten az dışkılama seferinin olması gerekir.” dedi.

Yine de dışkılama sayısının tek başına kabızlık belirtisi sayılamayacağını aktaran Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Zor ve sert dışkılama, elle ya da parmakla çıkartılmış olması, büyük abdestini yaparken zorlanma ve tam boşaltım sağlanamaması gibi durumların hepsini kabızlık olarak adlandırmak mümkün. Kabızlığın oluşmasındaki en önemli faktör beslenme ve diyet alışkanlığıdır. Sağlık sorunu olmayan kişilerde, özellikle yeteri kadar su ve lifli gıda tüketilmediği durumlarda kabızlık ortaya çıkar. Maalesef günümüzde su yeterince içilmiyor. Bunun yerine çok fazla çay, kahve, kola gibi gazlı içecekler tercih ediliyor, ancak bunlar suyun yerini tutmaz.” şeklinde konuştu.

Orta ve ileri yaşlı kadınlar daha çok şikayetçi!

Kabızlığın her cinsiyette ve her yaşta görülebildiğini dile getiren Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Ancak kabızlık daha çok orta-ileri yaşlarda ve kadınlarda sık görülüyor.” dedi.

Yaşlılarda kabızlığın daha sık görülmesinin nedenlerine değinen Atamer, şunları söyledi:

“Yaşlanmayla beraber bağırsak hareketlerinin yavaşlamış olması, yeteri kadar su tüketilmemesi, hazır gıdalar tercih edilmesi ve en önemlisi de hareketsizlik kabızlığın önde gelen nedenleridir. Kullanılan ilaçlar da kabızlığa neden olabilir. Bu nedenle yaşlı bireylerin sosyal hayata karışması ve aktif yaşamaları kabızlığın önlenmesinde önemli rol oynayan faktörler arasında gelir.”

Ek bir hastalık yoksa, lifli gıda tüketimi kabızlığı önleyebilir!

Kabızlığın tedavisinde, öncelikle kabızlığın nedeninin ortaya konulması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Bir uzman tarafından kabızlığı olan hastanın araştırılması gerekir. Eğer bir hastalığa bağlı olmadan gelişen bir kabızlık söz konusu ise tedavide en önemli faktör, diyettir. Bu nedenle bol miktarda lifli diyet tüketilmeli, beraberinde bol miktarda su alınması gerekir.” dedi.

Lif alımı için öğle ve akşam yemeklerinde sebze, ara öğünlerde ise meyve tüketilmesini öneren Atamer, “Tüketilen 2 litreye yakın su ise bağırsaklarda lifli gıdaların etkileşmesine bağlı olarak kitle etkisi oluşturur ve bağırsak hareketlerini artırarak bağırsakları çalıştırır. Özellikle düzenli yapılan yürüyüşler ve egzersizler bağırsak hareketlerini artırır. Bunun dışında kuru incir, kuru erik bol miktarda tüketilmeli, bol miktarda su içilmeli. Bunlara dikkat edildiğinde bağırsak hareketleri de artar. Alkol ve sigaradan uzak durulması gerekir. Ne kadar mutlu ve hareketli olursak bağırsaklarımız da o kadar mutlu ve hareketli olmuş olur ve böylece kabızlık sorunumuzu engellemiş oluruz.” açıklamasını yaptı.

Yaşlılarda kabızlığı önlemenin anahtarı hareket ve su tüketimi!

Yaşlılarda, yaşlılığın getirmiş olduğu bağırsak hareketlerinin yavaşlamasına ve metabolizmanın yavaşlamasına bağlı olarak ek hastalıklar olabileceğine değinen Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Yaşlılarda ortaya çıkan kabızlık sorunlarını çözmek için ortaya çıkan ek hastalıkların uygun hekimler tarafından tedavi edilmesi gerekir. Bunun yanı sıra muhakkak yaşlılarımızın hareket etmesine önem vermeliyiz ve bol su içmelerini sağlamalıyız. Yaşlılıkta susama hissi de azalır ve yeteri kadar su içilmez. Gerekirse bağırsak hareketini düzenleyen ilaç tedavisine de başlanabilir.” ifadelerini kullandı.

Tuvalet refleksini bastırmak kabızlığı artırıyor!

Kabızlık şikayeti olan kişilerde gereken tedavinin zamanında yapılmaması durumunda gaitanın sertleştiğini, taşlaştığını ve giderek bağırsağın boşalmasının zorlaştığını vurgulayan Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Bu gibi durumlarda diyet düzenlemesinin yanında ilaç tedavisi de verilebilir.” dedi.

Özellikle kadınların dışarıda tuvalete gitmeme alışkanlığı olduğunu kaydeden Atamer, “Bu durum, gelen refleksi kırmak anlamına geliyor. Refleks kırıldığı zaman, vücut gaita yapma ihtiyacını erteliyor ve zamanla kabızlık artıyor. Bu sebeple kişinin tuvalet ihtiyacı geldiğinde uygun bir mekan bulup hemen ihtiyacını gidermeli. Uzun süren kabızlık bağırsaklarda uzamaya, hareketsizliğe yol açar. Bu sorun bağırsaklarda kansere neden olmaz fakat hayatı zor ve çekilmez bir hâle getirebilir. Bağırsaklar ikinci beynimizdir. Hareket, bol sıvı ve bol lifli diyetle kabızlığı çözmek mümkündür.” açıklamasını yaptı.

Atamer ayrıca, sabahları aç karnı bir bardak ılık su içmenin bağırsak hareketlerini artıracağını ve kabızlığı önleyeceğini ifade etti ve “Buna gastrokolik refleks denir. Bu şekilde bağırsaklarımızın boşalması kolaylaşır. Tuvalette ayakları hafifçe yükseğe çekmek de daha rahat boşaltım sağlar.” diyerek sözlerini tamamladı

Ferruh Karakaşlı “Urban Tribes & Authentic”

Sanatçı, tasarımcı ve yaratıcı vizyoner Ferruh Karakaşlı, 15 – 25 Mayıs tarihleri arasında Ayşıl Art Gallery’de gerçekleşecek olan yeni sergisiyle izleyiciyi çağdaş kimlikler, kültürel izler ve kişisel yansımalarla dolu çok katmanlı bir yolculuğa davet ediyor.

“Urban Tribes & Authentic” kategorilerinin sunulacağı bu sergi, Karakaşlı’nın karakteristik figüratif diliyle harmanladığı iki koleksiyonu aynı çatı altında buluşturuyor. Sanatçının giyilebilir sanat eserleri, özgün ayna işleri, el yapımı objeleri ve multidisipliner üretimleri hem galerinin duvarlarında hem de izleyicinin belleğinde kalıcı izler bırakacak nitelikte.

Sergide, Ferruh Karakaşlı’nın dikkat çeken eserlerinden biri olan “Echoes in the Frame” adlı ayna çalışması da ilk kez izleyiciyle buluşacak. Renklerin, figürlerin ve sembollerin bir ritüel alanına dönüştüğü bu eser, izleyiciyi kendi yansımasıyla yüzleşmeye çağırıyor.

Karakaşlı’nın disiplinler arası üretim anlayışı; sanat, moda ve objeler aracılığıyla izleyiciyle birebir bir bağ kurmayı hedefliyor. Giyilebilir parçalar yalnızca bir kıyafet değil, birer hikâye ve görsel ifade biçimi olarak karşımıza çıkıyor.

Yer: Ayşıl Art Gallery, Nişantaşı – İstanbul

Ziyaret Saatleri: 11:00 – 18:00

Çırağan Palace Kempinski İstanbul’un yazlık mekânı C BAR kapılarını açtı

Çırağan Palace Kempinski İstanbul, Boğaz’ın yanı başında yer alan mekânı C Bar ile yazı karşılıyor. C Bar; ‘Red Passion’dan ilham alan şık dekorasyonu, İtalyan aperitif kültürünü yansıtan özenle hazırlanan kokteylleri, leziz atıştırmalıkları ve canlı DJ performansıyla İstanbul’un en seçkin buluşma noktalarından biri olmaya hazırlanıyor. Yazın gelişiyle yeniden açılan C Bar, Boğaz’ın büyüleyici manzarası eşliğinde gün batımına karşı tadılacak imza kokteyllerini, müziğin ritmini yakalayan DJ performansları ile buluşturarak eğlence tutkunlarına sunuyor.

Salı günleri hariç haftanın her günü saat 18.00 – 01.00 arasında misafirlerini ağırlayan C Bar, her Cuma ve Cumartesi saat 18.00 – 23.00 arasında canlı DJ performansları ile hareketlenmeye devam ediyor.

Bilgi; 0212 326 46 20