Yazılar

Gözlüğü unutturan hassas yöntem

Uzağı veya yakını bulanık görme, baş ağrısı, göz yorgunluğu, daha iyi görebilmek için gözleri kısma… Yaşam kalitesini ciddi boyutlarda düşürebilen bu sorunların sebebi genellikle günümüzde en sık görülen görme bozuklukları olan miyopi ile astigmat oluyor. Son yıllarda ekran başında uzun zaman geçirilmesi nedeniyle görülme sıklığı giderek artan her iki kırma kusuru lazer göz ameliyatıyla düzeltiliyor ve bu sayede gözlük ile lens ihtiyacı ortadan kalkıyor. Üstelik, dünyada 2023 yılından bu yana ve ülkemizde de son bir yıldır uygulanmaya başlanan bıçaksız ve flepsiz SILK (Smooth Incision Lenticule Keratomileusis ) yöntemi hastalara önemli faydalar sağlıyor.  Acıbadem Maslak Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Banu Coşar, günümüzün miyopi ve astigmat tedavisinde en yeni göz lazer yöntemi olan SILK ameliyatında tüm işlemlerin sadece 3-4 milimetrelik kesiden gerçekleştiğini ve korneanın doğal yapısının en iyi şekilde korunduğunu belirterek, “Bu sayede, hastalar daha konforlu ve hızlı iyileşme süreci yaşamaktadırlar. Operasyon sonrasında sadece birkaç saat süren hafif bir batma hissedilir. Hastalar ağrı ve sızı sorunu yaşamadıkları için aynı gün normal hayatlarına dönerler. Yöntem ayrıca kornea yapısını klasik yöntemlere nazaran daha çok koruması sayesinde ekstra güvenlik de sağlamaktadır” diyor.

Prof. Dr. Banu Coşar

Prof. Dr. Banu Coşar

İşlem 3-4 milimetrelik kesiyle yapılıyor

Flepli lazer cerrahisinde, kornea yüzeyinde ince bir flep (kapak) oluşturuluyor. Ardından bu flep kaldırılıyor ve hemen altında yer alan kornea dokusuna lazer uygulanıyor. Lazer, korneanın şeklini değiştirerek görme kusurlarını düzeltiyor. Son olarak flep yeniden yerine kapatılıyor. Bu yöntem, genellikle 25 – 30 milimetrelik kesiyle gerçekleştiriliyor. Bıçaksız ve flepsiz uygulanan SILK (Smooth Incision Lenticule Keratomileusis) yönteminde ise tüm işlemler sadece 3-4 milimetrelik küçük bir kesiyle yapılıyor. Flepli lazer yönteminin aksine, gözün ön tabakasında kapakçık (flep) oluşturmak yerine, kornea içinden ince bir doku (lentikül), ışığın retinaya doğru şekilde odaklanması için dışarı çıkarılıyor. İşlemin minimal bir kesiyle yapılması sayesinde gözün doğal yapısı korunmuş oluyor.

Flep kayması riski yaşanmıyor

Flepli uygulanan lazer cerrahisinde flep adlı kapakçık yerinden kayabiliyor. Bu kayma, çoğunlukla ameliyat sonrasındaki erken dönemde flebin işlem sırasında tam oturmaması, gözün sert ovalanması, göze gelen travma veya enfeksiyon gibi sebeplerle oluşuyor. Flep kayması görme bulanıklığı, rahatsızlık, ağrı ve ışık hassasiyeti gibi sorunlara neden olabiliyor. Acil olarak müdahale edilmesi gerekiyor, aksi halde kalıcı görme sorunlarına neden olabiliyor. SILK yönteminde ise flep oluşturulmadığı için flep kayması gibi riskler yaşanmıyor.

Göz kuruluğu önlenebiliyor

Flepli lazer cerrahisinde sık görülen bir yan etki olan ameliyat sonrası kuru göz riski de bu yöntemle en aza iniyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Banu Coşar, “Flepli lazer yönteminde, işlemlerin 25 – 30 milimetre gibi büyük bir kesiden yapılması nedeniyle, lazerin kurutucu etkisi artmaktadır. Operasyon sonrasında, ilk 6 ay içindeki göz kuruluğu riski, işlemler küçük bir kesiden yapıldığı için SILK yönteminde daha düşük oranda görülmektedir. Dolayısıyla, SILK yöntemi özellikle kuru göz şikayeti yaşayanlar için tercih sebebi olmaktadır” diyor.

Aynı gün normal hayata dönüş imkanı

SILK operasyonunda iki göze yapılan işlemler toplam 15 dakika gibi kısa bir sürede tamamlanıyor. Miyopi 10 dereceye kadar, astigmat 5 dereceye kadar düzeltiliyor.  Tam görme netliği birkaç günde kazanılıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Banu Coşar,  tüm işlemler sadece 3-4 milimetrik kesiden gerçekleştirildiği için yöntemin klasik lazer operasyonlarına nazaran daha konforlu ve hızlı iyileşme süreci sağladığını vurgulayarak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Operasyon sonrasında gözlerde oluşan batma hissi birkaç saat içinde geçmekte ve hastalar aynı gün normal aktivitelerine dönebilmektedirler. İlk günlerde gözlerin şiddetli ovuşturulmaması, verilen damlaların düzenli kullanılması ve birkaç gün havuz ile denize girilmemesi, tedaviden etkin sonuç alınması için dikkat edilmesi gereken en önemli kuralları oluşturmaktadır.”

Yöntem kimler için uygun?

SILK (Smooth Incision Lenticule Keratomileusis ) yöntemi için her hasta uygun aday olmuyor. Genellikle 18 yaşını doldurmuş, göz numarası en az bir yıldır sabit olan ve kornea yapısı normal olan kişiler için ideal bir yöntem. Hamilelik, emzirme dönemi ile glokom gibi bazı göz hastalıkları olan hastalara ise iyileşme süreci etkilendiği için SILK yöntemi önerilmiyor. Yapılan göz muayenesinde; göz numarası, kornea kalınlığı ile haritası, göz tansiyonu ve detaylı kornea yapısı inceleniyor. Hastanın gözlerinin SILK yöntemi için uygun olup olmadığı bu testler sayesinde anlaşılıyor.

Sonuçları yüz güldürüyor!

SILK yönteminde başarı oranı da oldukça yüksek. Öyle ki yüzde 95 oranında başarı sağlanıyor, yani SILK lazer tedavisi olan 100 hastanın 95’inin gözlük ihtiyacı ortadan kalkıyor. Yöntem kalıcı bir çözüm sunuyor, ancak bazı kişilerde çok uzun vadede küçük numara değişimleri olabiliyor.

#pausesaglik #pausedergi #pausejournal #hanedancity #pausesanat #pausespor #pauseturizm #pausetv #pauseoto

Çocuğunuzu “kusuyor” diye susuz bırakmayın!

Yaz aylarında ishaller çocukluk çağında en sık karşılaşılan hastalıklar arasında yer alıyor. Nasıl ki kışın üst solunum yolu enfeksiyonları ön plandaysa, yaz mevsiminde de gastroenteritler, yani bulaşıcı ishaller, çocuklarda görülen hastalıkların başında geliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Matben, çocuklarda gelişen ishallerde en çok dikkat edilen konulardan birinin sıvı ve elektrolit kaybı olduğunu belirterek, “Çocuk, ağızdan aldığı sıvıyı bulantı, kusma ve ishal yoluyla kaybedip yeterince yerine koyamadığında, dehidratasyon dediğimiz tablo ortaya çıkar. Bu durum, çocukluk çağında en sık karşılaştığımız komplikasyonlardan biridir. Bu nedenle çocuğunuza ‘kusuyor’ diye sıvı vermemezlik etmeyin, ishali durdurucu ilaçlar veya bağırsak dezenfektanları kullanmayın” diyor.

Dr. Demet Matben

Dr. Demet Matben

En sık görülen sebebi rotavirüs

Yaz ishalinde mikroplar çoğunlukla kirli havuza veya denize girilmesi, sıcak nedeniyle bozulan besinlerin tüketilmesi, el hijyenine yeterince dikkat edilmemesi, yiyecek ve mutfak gereçlerinin hijyenine özen gösterilmemesi sonucu bulaşıyor. Çocuklarda en yaygın olarak rotavirüs, adenovirüs, norovirüs ve astrovirüs kaynaklı ishaller görülüyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Matben, rotavirüsün çocukluk çağında en sık görülen ishal etkenlerinden birini oluşturduğuna işaret ederek,  “Öyle ki bebek ve çocuklarda hastane yatışlarını gerektiren ishal, ateş ve kusma vakalarının yüzde 50’sinden rotavirüs sorumlu olmaktadır. Ancak, son 10-15 yıldır yaygın uygulanan rotavirüs aşısı sayesinde bu tür ishal vakalarında azalma görülmektedir” bilgisini veriyor.

Bulaşma özelliği günlerce devam ediyor

Çocuklarda ishal tablosunda ilk 1-3 gün içerisinde ateş, karın ağrısı, bulantı ve kusma görülebiliyor. Bu belirtiler genellikle 24 saat içinde kendini sınırlıyor. Ardından, sulu dışkılama başlıyor. Dışkının rengi, kıvamı ve kokusu normalden farklı olabiliyor. Virüs kaynaklı ishaller genellikle 1 hafta ila 10 gün içinde kendiliğinden geçiyor. Ancak, bulaştırıcılık ishal başlamadan önceki birkaç gün ile ishal başladıktan sonraki 10 gün boyunca devam edebiliyor.  Bakteri kaynaklı ishallerde ise yüksek ateş, mukuslu, kanlı veya çok sulu dışkılama oluşabiliyor. Belirtilerden biri de dışkılama isteğiyle tuvalete gitme, ancak yeterli miktarda dışkılayamama ve tam boşalamama hissi oluyor. Ayrıca bakterinin türüne göre; karın ağrısı, kramplar ve sürekli dışkılama hissiyle birlikte seyredebiliyor.

Bu belirtiler varsa, dikkat!

İshal tablosunda erken teşhis ve tedavi ise büyük bir önem taşıyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Matben, çocuklarda oluşan ishalin vücutta ciddi sıvı kaybına yol açabileceği için acil değerlendirme gerektiği uyarısında bulunarak, “Erken dönemde çocuğa ağızdan verilen rehidratasyon sıvılarıyla müdahale edilebilir. Bu, ishalin daha ciddi ve olumsuz tablolara dönüşmesini engelleyebilir” diyor. Dr. Demet Matben, zaman kaybetmeden bir hekime başvurmanız gereken sinyalleri ise şöyle sıralıyor:

  • Günde 5-6 kez ve üzerinde kusuyorsa
  • Kusma olmasa bile ishal 7–8 kezden fazlaysa (ateşli olsun veya olmasın)
  • Su içtiği halde tekrar kusuyorsa
  • Ateşi başlamışsa ve bu ateşi kontrol edemiyorsanız

Tedavide sıvı takviyesi çok önemli!

İshalin tedavisinde öncelik sıvı takviyesi oluyor. Takviyenin, yudum yudum ve yavaş yavaş verilen sıvılarla sağlanması gerekiyor. Buzlu su, ayran, büyük çocuklar için soda veya maden suyu öneriliyor. Eğer dışkılama sayısı artarsa, ağızdan alınan rehidratasyon sıvıları (oral serumlar) devreye giriyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Matben, tedavide en önemli noktanın sıvı ve elektrolit dengesinin korunması olduğunu vurgulayarak, “Eğer çocuk ağızdan sıvı alamıyorsa ve ciddi kusmaları varsa, bu durumda damar yolundan sıvı verilmesi gerekir” diyor. Virüs kaynaklı ishallerde antibiyotiklerin etkili olmadığını belirten Dr. Demet Matben, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bağırsak florasının düzenlenmesi için probiyotik kullanılabilir. Ayrıca çinko takviyesinin ishal süresini kısaltabildiği bilinmektedir. Eğer ishal; amipli dizanteri, salmonella veya başka bir bakteri kaynaklıysa, antibiyotik veya antiparaziter tedavi uygulanabilir. Bu durumda da yine sıvı takviyesi, probiyotik ve çinko desteği önemlidir. Ateş varsa, ateş düşürücü; karın ağrısı varsa, ağrı kesici verilebilir.”

Yaz ishalini önlemek için 7 önemli kural!

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Matben, çocuklarda yaz ishalini önlemek için  dikkat edilmesi gereken kuralları 7 maddede şöyle özetliyor.

  • Bebeklik dönemindeyse mutlaka emzirin.
  • Sebze ve meyveleri çok iyi yıkayın.
  • Kendinizin ve çocuğunuzun el hijyenine dikkat edin.
  • Ortak tuvalet alanlarında hijyen kurallarını ihmal etmeyin
  • Dışarıdan alınan ve uzun süre beklemiş yiyeceklerden uzak durun. (Özellikle tavuk, mayonez, şarküteri ürünleri, hamburger)
  • Paketli olmayan dondurmalardan ve hijyeni şüpheli olan ürünlerden kaçının.
  • 2 yaşın altındaysa çocuğunuzu kalabalık havuzlara sokmayın; denizi tercih edin.

Olumlu düşün, sağlıklı beslen, beynini koru!

Beden sağlığının önemli olduğunu, fakat beyin sağlığının bunların ötesine geçtiğini belirten uzmanlar, cildimize nasıl iyi bakıyorsak, beynimize de iyi bakmamız gerektiği konusunda uyarıyor.

Dünya Beyin Sağlığı Günü kapsamında beyin sağlığının ruhsal, bedensel ve sosyal iyilik haliyle doğrudan bağlantılı olduğuna dikkat çeken Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Sadece beyin sağlığı gününde değil 365 gün beynimizi dikkate almamız gerekiyor.” dedi. Sağlıklı ve dengeli beslenmenin yanı sıra düzenli egzersiz, zihinsel aktiviteler ve güçlü sosyal ilişkilerin önemini vurgulayan Tarlacı, olumlu düşünmenin, şükretmenin ve stres yönetiminin beyin sağlığı üzerindeki etkisinin büyük olduğunu aktardı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, Dünya Beyin Sağlığı Günü kapsamında beyin sağlığının önemine dair açıklamalarda bulundu.

Prof. Dr. Sultan Tarlacı

Prof. Dr. Sultan Tarlacı

Beyin sağlığı, ruhsal, bedensel ve sosyal iyilik halinin bütünüdür…

Bütün bedenimizin tıbbi sağlığının önemli olduğunu, fakat yönetici merkezimiz olan beyin sağlığının bunların ötesine geçtiğini belirten Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, cildimize nasıl iyi bakıyorsak, içimizdeki beynimizin de sağlığına iyi bakmamız gerektiğini söyledi.

Öncelikle sağlığın ne olduğundan bahsetmek gerektiğini dile getiren Tarlacı, “Sağlıklı olmak, bir insanın ruhsal bedensel ve sosyal olarak iyilik hali demek. Bu yönüyle bakıldığı zaman aslında iyi bir beyin sağlığı demek, ruhsal, bedensel ve sosyal olarak iyi olmak demek. Bu üçü bir araya geldiği zaman bir insanın sağlıklı olduğundan bahsedebiliyoruz. Beyin için de bunlar geçerli.” ifadelerini kullandı.

Beslenmek demek beyni beslemek demek!

Bedensel olarak beynimize nasıl iyi bakacağımızı açıklayan Tarlacı, “Öncelikle beslenirken sadece bedenimizi beslediğimizi düşünmememiz gerekiyor. Beslenmek demek beyni beslemek demektir. Çünkü aldığımızın neredeyse 5’te 1’ini beynimiz kullanıyor. Beslenme konusunda özellikle Ege, Akdeniz diyeti beyin ve kalp damar sağlığı açısından da en ideal beslenme şekli. Ağırlıklı olarak yeşil sebzeler, otlar, meyveler ve deniz ürünlerinden oluşuyor. Beyin sağlığı açısından yapılması gereken en önemli şeylerden bir tanesi sağlıklı beslenmek. Sağlıklı beslenirken de bedene zarar vermemek, alkol ve benzeri bağımlılık yapan maddeleri olabildiğince azaltmak, kısmak ya da kesmek bu işin diğer tarafını oluşturuyor.” şeklinde konuştu.

Hayata pozitif ve şükrederek bakmak gerekir!

Beyin sağlığının önemli bir diğer parçasının ruhsal iyilik hali olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Ruhsal iyilik halini sağlayan pek çok parametre var. Aile ilişkileri, toplumun ekonomik durumu, iyi uyku düzeni gibi birçok faktörün etkisi bulunuyor. Ancak olabildiği kadar hayata daha pozitif, daha mutlu, daha şükrederek bakmak ve olumlu kısımları görmek lazım. Elbette ki negatif olumsuz şeyler daha büyük etkiler oluşturuyor ama farkındalığımızı arttırmalıyız. Yaşamdaki bütün sıkıntıların bir şekilde geçeceğini ve geçmek zorunda olduğunu, bunun için sabredilmesi gerektiğini bilmeliyiz. Nefes almak, yürümek, bağımsız hareket etmek, havayı koklamak, görmek gibi dış dünyanın bizi beslediği konulara şükrederek farkındalık oluşturmamız gerekiyor.” dedi.

Böyle düşünüldüğü zaman hayatın derin sıkıntıları karşısında daha dirençli hale gelebileceğimizi belirten Tarlacı, bardağın boş tarafını değil, dibinde bir damla su varsa dolu tarafını da görebilmeye bir şekilde kendimizi alıştırmamız gerektiğini sözlerine ekledi.

Sosyal etkileşimleri güçlü ve canlı tutmak gerekir!

İnsanın tek başına var olabilen bir canlı olmadığına değinen Tarlacı, “Çocuklukta konuşmayı öğrenirken bile başkasının varlığına, konuşmasına ihtiyaç duyarız. Doğuştan dil yeteneğimiz olsa da başkası hayatımızda yoksa konuşmayı asla öğrenemiyoruz ve konuşamıyoruz. Bize öteki gerekiyor. Öteki bazen hayatta sıkıntı yaratabiliyor. Diğer insanların varlıkları bizi sinir edebiliyor ama insan sosyal bir canlı ve diğerlerinin varlığıyla anlam kazanıyor. Diğerlerinin gözünde kendimizi görerek anlamımızı çıkartıyoruz ya da kim olduğumuzu anlıyoruz. Beyin sağlığı açısından özellikle sosyal ilişkileri arttırmak insanlara zaman ayırmak gerekiyor. Aile ve akrabalar sonra arkadaşlar şeklinde bu zincir genişletilebilir. Buradaki önemli nokta şu yalnızlık insana iyi gelmez, beyne hiç iyi gelmez. Beynin çabuk yaşlanmasına, büzüşmesine, pörsümesine neden olur. Dolayısıyla sosyal etkileşimlerimizi olabildiğince güçlü, canlı tutmak ve hayatın bütün renklerini görebilmek gerekiyor. ” dedi.

Beyin sağlığı için farkındalık oluşturulmalı!

Sadece beyin sağlığı gününde değil 365 gün beynimizi dikkate almamız gerektiğine dikkat çeken Tarlacı, “Beyin sağlığınız için farkındalık oluşturmanız gerekiyor. Yaşam boyu sizi yöneten, kararlarınızı vermeyi sağlayan, duygularınızı değerlendiren, problem çözmenizi sağlayan, yaşamdaki sorunlarla başa çıkmanızı duygusal, düşünsel ve davranışsal olarak sağlayan beyin, yönetici ve en değerli organımız. Dolayısıyla sadece bir gün değil tüm yıl hatta yaşamınız boyunca beyninizi dinleyin, ona dikkatinizi verin ve beyin sağlığınıza dikkat edin.” şeklinde konuştu.

Sağlıklı ve dengeli beslenmek beyin sağlığını da koruyor!

Beyin sağlığını korumaya yardımcı öneriler de paylaşan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, sözlerini şöyle tamamladı:

“Sağlıklı ve dengeli beslenmeye özen gösterin. Omega-3 yağ asitleri, B vitamini ve antioksidan içeren besinler tercih edin. Meyve, sebze, tam tahıllar, yağsız proteinler ve sağlıklı yağlarla zenginleştirilmiş bir diyet benimseyin. Trans yağ ve doymuş yağ tüketimini sıfırlayın, fast food ve işlenmiş gıdalardan uzak durun. Düzenli olarak egzersiz yapın. Yürüyüş, yüzme, dans, bisiklete binme gibi beyin sağlığını destekleyen egzersizleri tercih edin. Bulmaca çözme, kitap okuma, müzik dinleme, yeni şeyler öğrenme gibi zihinsel aktiviteleri de unutmayın. Stresten uzak durmaya özen gösterin. Yeni hobiler edinmek, sosyal etkinliklere katılmak, doğayla zaman geçirmek, meditasyon, yoga ve nefes egzersizleri stresinizi yönetmede yardımcı olabilir. Uyku düzeninize dikkat edin ve kaliteli uyumanızı sağlayacak önlemler alın. Sağlık kontrollerinizi düzenli yaptırın. Kullandığınız ilaçlar varsa reçetenize ve doktorunuzun önerilerine sadık kalın. Beyin yaralanmalarına karşı güvenlik önlemleri almayı ihmal etmeyin.”

Başarısı ve güzelliği ile dikkat çekiyor

İş dünyasının sevilen ismi Bilge Kuru, bu yaz da Bodrum’da başarılarıyla göz dolduruyor. Global markaların danışmanlığını üstlenen Kuru, gerçekleştirdiği seçkin etkinlikler ve projelerle adından söz ettiriyor.
Bilge Kuru, sadece iş dünyasındaki başarısıyla değil, güzelliği ve zarif tarzıyla da dikkatleri çekiyor. Yoğun temposuna rağmen çocukları ve dostlarıyla vakit geçirmeyi ihmal etmeyen Bilge Kuru, bu yazın en özel etkinliklerine imzasını atmaya devam edecek.

#pausesaglik #pausedergi #pausejournal #hanedancity #pausesanat #pausespor #pauseturizm #pausetv #pauseoto

Meyveyi akşam tüketirseniz!

Sağlıksız beslenme alışkanlıkları, hareketsiz yaşam tarzı ve obezitenin etkisiyle son yıllarda görülme sıklığı hızla artan diyabet, artık çocuk yaşlarda da kapıyı çalıyor. Yaz mevsiminde yapılan bazı yaygın hatalar ise hastalıkla ilgili riski daha da artırabiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sinan Kırım, diyabetin hem dünyada hem de ülkemizde çılgın bir hızla arttığını belirterek “Yapılan çalışmalar, diyabeti olan bireylerin yaklaşık yarısının hastalığının farkında bile olmadığını göstermektedir. Oysa diyabet tedavi edilmediğinde hayati risklere yol açabilir. Yaz aylarında farkında olmadan yapılan küçük hatalar da, diyabetli bireyler için ciddi sonuçlar doğurabilir” uyarısında bulunuyor. Doç. Dr. Sinan Kırım, diyabette en yaygın yapılan ve tehlikeyi artıran 6 yaz hatasını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doç. Dr. Sinan Kırım

Doç. Dr. Sinan Kırım

  • Yeterince su tüketmemek

Doç. Dr. Sinan Kırım “Yazın hem hava sıcaklığının hem de açık havada fiziksel aktivitenin artması nedeniyle vücutta sıvı kaybı riski çok artmaktadır. Vücudun susuz kalması kan şekerini sanılandan çok daha fazla yükseltir. Dehidrasyon bazen çok yavaş gelişebildiğinden fark edilemeyebilir. Aşırı sıcaklarda yeterince su tüketmemek, çay, kahve, bira ve meyve sularının ise kaybedilen sıvıyı yerine koyacağını düşünmek büyük bir yanılgıdır. Vücudun sıvı ihtiyacı çoğunlukla su ile karşılanmalıdır. Günde bir-iki bardak maden suyu ya da ayran da tüketilebilir” diyor.

  • Sıcak kumsalda yalınayak yürümek

Sıcak kumsalda yalınayak yürümek çok sık yapılan yanlışlardandır. Çünkü çıplak ayakla yürümek çok ciddi riskler içermektedir. Özellikle sinir hasarları olan hastalar kumdaki aşırı sıcaklığı hissedemedikleri için tabanlarının yanmasına neden olmaktadırlar. Yine kum içindeki cam kırıkları, iğne vs gibi yabancı cisimler ayak tabanına batarak yara ve enfeksiyona neden olabilirler. Bu nedenle diyabeti olanların kumsalda kesinlikle terliksiz gezmemesi gerekir. Deniz tabanında da keskin kaya kenarları ya da sivri cisimler olabileceği için denize de mutlaka deniz ayakkabısı ile girilmelidir.

  • Yaz önlemlerini ihmal etmek

Diyabette yaz mevsimine yönelik bazı kurallara dikkat etmek gerekse de pek çok hasta bu önlemleri göz ardı edebilmektedir. Örneğin; kumsalda uzun süreler güneşe doğrudan maruz kalmamak, bol, rahat ve havalandırması güzel olan giysiler giymek, şapkasız ve terliksiz güneşe çıkmamak gerekir. Diyabet hastalarında katarakt riski arttığından dolayı UV koruması da bulunan güneş gözlükleri terich edilmelidir. Kapalı ortamlarda klima kullanırken ısı 24 derece civarında tutulmalı, daha düşük derecelerden kaçınılmalıdır.

  • İlaçları yaz sıcağına maruz bırakmak

Yazın ilaçların aşırı sıcaklara ve güneşe sıkça maruz bırakılabildiğini belirten Doç. Dr. Sinan Kırım “Özellikle insülin kullanan hastalar soğuk zincire daha fazla dikkat etmelidirler. Hava sıcaklığının yüksek olması nedeniyle dışarda kalan insülin daha çabuk bozulabilir. İnsülin pompası aşırı sıcakta ve güneşte kaldığında pompadaki insülinin etkisi azalabilmektedir. Yazın cilt ısısı da artacağı için ya da egzersizin artırılması nedeniyle insülin kana daha çabuk karışıp önce şeker düşmesine, çabucak kullanılıp bittiği için de daha sonra şekerin yükselmesine neden olabilir. O nedenle insülin enjeksiyonu doğrudan güneş ışığı almayan bölgelere ve daha az kas hareketi olan bölgelere yapılmaldır. Örneğin; koşmayı planlayan bir hasta bacağına yapmamalıdır” diyor.

  • Meyve tüketiminde ölçüyü kaçırmak

Yaz meyveleri iştah kabarttığından tüketiminde sıkça aşırıya kaçılabilmektedir. Ancak bol sulu ve serinletici etkileri olsa da şeker içeriği zengin olduğundan meyve tüketiminde günde iki porsiyonu geçmemek ve avuç içi kadar tüketmek gerekir. Akşamları özellikle meyve yedikten sonra hareketsiz kalınırsa, örneğin uyunursa, hem kan şekeri hem de kolesterol değeri yükselir. Bu nedenle gündüz saatleri idealdir. Yaz lezzetlerinin vazgeçilmezlerinden dondurmanın da fruktoz şurubu kullanılanarak yapılanlarından uzak durulmalı, doğal şekerle yapılanları tercih edilmelidir.

  • Şekerli içecekler tüketmek

Doç. Dr. Sinan Kırım “Yaz aylarında şekerli ve gazlı içecekler ile alkol tüketiminde artış diyabetli bireyler için büyük risk oluşturmaktadır. Şekerli içecekler, alkol ve kokteyllerde kullanılan meyve sularının kan şekerini önce yükseltip sonra düşürebileceği akılda tutulmalıdır. Alkol tüketimi, diyabet hastalarında şeker düzeyinde tehlikeli düşmelere ve sıvı kaybına yol açabilmektedir. Bu nedenle alkol sınırlandırılmalı ve aç karnına kesinlikle tüketilmemelidir” diyor.

 

#pausesaglik #pausedergi #pausejournal #hanedancity #pausesanat #pausespor #pauseturizm #pausetv #pauseoto

‘Katmanlar’

Trump Art Gallery yeni bir sergiye daha ev sahipliği yapıyor. Temmuz ayının sonuna kadar sanatseverler buluşacak olan “Katmanlar” karma  sergisinde Cevriye Özgezer, Esra Aydın, Mehtap Kaloğlu, Serap Burgucu, Şule Acıpayam Akkurt eserleri yer alıyor.

Küratörlüğünü Kenan Bahadır Derre’nin üstlendiği sergi, 31 Temmuz tarihine kadar Trump Alışveriş Merkezi B2 katında bulunan Trump Art Gallery’de ziyaret edilebilir.

 

 

#pausesaglik #pausedergi #pausejournal #hanedancity #pausesanat #pausespor #pauseturizm #pausetv #pauseoto

Kirli havuzlar mikrop saçabiliyor!

Yaz mevsiminin sıcak günlerinde çocukları en mutlu eden aktivitelerden biri havuzda yüzmek olsa da kurallara dikkat edilmediğinde bazı riskleri de beraberinde getirebiliyor. Örneğin; mide ve bağırsak sisteminde, gözlerde, kulaklarda ve üreme organlarında çeşitli hastalıklara neden olması gibi! Özellikle 3 yaşından küçük çocuklarda, bağışıklıkları tam oluşmadığı için havuz kaynaklı hastalıklar daha ağır seyredebiliyor ve hastaneye yatış gerekebiliyor. Acıbadem International Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şeyma Cüneydi, “Havuz kaynaklı hastalıklar havuzun kimyasallarından veya mikropların bulaşması sonucu gelişmektedir. Özellikle virüsler çocuklara hızla bulaşabilir. Bu nedenle, sakin ve temizliğinden emin olunan havuzlar tercih edilmeli, mikropların bulaşmasını önleyen tedbirler mutlaka alınmalıdır” diyor.

Dr. Şeyma Cüneydi

Dr. Şeyma Cüneydi

İshal

Bakteri, virüs veya parazitlerin yol açtığı bir enfeksiyon hastalığı olan ishal, genellikle yeterince dezenfekte edilmeyen havuz suyunun yutulmasıyla oluşuyor. Çocuğun mikroplu suyu yutması, ishalin başlıca sebebini oluşturuyor. Ateş, kusma, karın ağrısı, sümüksü veya su gibi dışkıyla kendini belli ediyor.

İdrar yolu enfeksiyonu

İshallerden sonra 2. sıklıkta görülen bir enfeksiyon hastalığı olan idrar yolu enfeksiyonu, yeterince steril olmayan havuz suyundaki mikrobun idrar yollarından girmesiyle oluşuyor. Belirtileri arasında; havuz sonrasındaki günlerde ateş, kusma, karın ağrısı, idrar yaparken yanma ve kokulu idrar yapma yer alıyor.

Gözlerde konjonktivit

Virüs veya bakteriyle enfekte olan havuz suyu ile temas, çocuklarda, halk arasında “kırmızı göz” olarak bilinen ve konjoktivit olarak adlandırılan göz iltihabına da neden olabiliyor. Gözlerde kızarma ve iltihaplı akıntı, tipik belirtileri arasında yer alıyor.

Dış kulak yolu enfeksiyonu

Dış kulak yolu enfeksiyonu, havuz suyunun mikroplu başka etkenlerle karışmasından kaynaklanıyor. Kulağa basmakla artan ağrıyla seyrediyor, bazen kulaktan akıntı da gelebiliyor.

Vajinit

Enfekte havuzlar kız çocuklarında bitmek bilmeyen vajina iltihabına, bir başka deyişle vajinitlere sebep olabiliyor. Enfeksiyon kokulu ve renkli akıntıyla ortaya çıkıyor.

Hepatit A

Karaciğer iltihabı yapan Hepatit A mikrobu da dezenfekte edilmemiş havuz suyundan bulaşabiliyor.  Bu suların ağıza gelmesiyle çocuk enfekte olabiliyor. Halsizlik, göz beyazlarında sarılık, bulantı, karın ağrısı ve ateş, Hepatit A’nın belirtileri arasında yer alıyor.

Siğiller

Mikrop barındıran havuz kaynaklı önemli hastalıklardan biri de siğillerdir. Human Papilloma (HPV) virüsünün yol açtığı siğiller vücudun her yerinde görülebiliyor. Eller ve ayaklarda döküntülerle seyreden el, ayak, ağız hastalığının bir bulaş şekli de yine mikrop içeren havuzlar oluyor.

Astım krizi

Havuzun az dezenfekte edilmesinin yanı sıra fazla klorlanması çocuklarda astım krizini tetikleyebiliyor.

Havuz kaynaklı hastalıklara karşı 8 önemli kural!

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şeyma Cüneydi, çocuklarda havuzdan kaynaklanan hastalıkların önlenmesine destek olan önerilerini şöyle sıralıyor:

  • Sakin ve temizliğinden emin olduğunuz havuzları tercih edin
  • Havuza girmeden önce ve çıktıktan sonra, tercihen sabunla duş yaptırın
  • Ağız içini temiz suyla çalkalayın
  • Havuz veya denizden sonra mayosunu hemen değiştirin
  • Havlu ve terlik gibi eşyalarını başkalarıyla paylaşmayın
  • Yüzme gözlüğü ve kulak tıkacı kullanmasını sağlayın
  • Havuz suyunu yutmaması konusunda eğitim verin
  • Bebeklik dönemindeyse bezini sık sık kontrol edin

 

 

#pausesaglik #pausedergi #pausejournal #hanedancity #pausesanat #pausespor #pauseturizm #pausetv #pauseoto

Dikkat! “Başıma güneş geçti” dediğiniz… Beyin kanaması olabilir!

Aşırı sıcaklar ve yüksek nem nedeniyle özellikle baş ağrısı, baş dönmesi, konsantrasyon bozukluğu ve mide bulantısı şikayetiyle hastaneye başvuranların sayısı artıyor. Bu şikayetler kimi zaman beyin kanaması gibi çok ciddi hastalıkların da belirtisi olabildiğinden dikkat etmek gerekiyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Siyavuş Muhammedrezai, beyin kanamasının belirtileri çoğu kez sıcak çarpması ile karıştırılabildiğinden bazı kişilerin “sıcak havadan olmuştur, biraz dinleneyim geçer” düşüncesiyle hastaneye gitmeyi erteleyebildiklerini, bunun da hayati riski artırabildiğini vurguluyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Siyavuş Muhammedrezai beyin kanamasının 8 belirtisini sıraladı, aşırı sıcaklardan beyni korumanın yollarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Yaz mevsimiyle birlikte bastıran aşırı sıcaklar, birçok hastalığı tetikleyebilirken, beynimiz için daha da fazla risk oluşturuyor. Yükselen ısı beyin hücrelerine zarar veriyor, migren, epilepsi ve felç gibi hastalıklara neden olabiliyor. Aşırı sıcak havaların beyin kanaması riskini artırdığını vurgulayan Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Siyavuş Muhammedrezai “Üstelik beyin kanaması sanılanın aksine sadece ileri yaştaki kişilerde değil, altta kanamayı kolaylaştıran sistemik ve/veya anevrizma (damarda baloncuk) ile arteriovenöz malformasyon (damar yumağı) gibi damarsal hastalıklara sahip gençlerde de görülebiliyor” diyor. Beynimizin yüzde 80’inin sudan oluştuğunu ve sıcak havanın beynin en büyük düşmanlarından biri olduğunu belirten Dr. Muhammedrezai “Vücut sıcaklığının artmasıyla yaşanan terlemeyle birlikte kişi sıvı-tuz kaybı yaşar, kan basıncında hızlı değişiklikler meydana gelir ve bu da kan pıhtılaşmasında bozulmalara neden olur. Bu tür bir tablo inme (felç) ve beyin kanaması gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilmektedir” diye konuşuyor. Aşırı sıcak havaların ayrıca kan basıncını yükseltebildiğini, özellikle yüksek tansiyonu olan kişilerde bu durumun çok daha tehlikeli olduğunu kaydeden Dr. Muhammedrezai, tansiyon yükselmesine bağlı olarak beyin kanaması gelişebildiğini, bu kişilerin ilaçlarını düzenli almalarının ve aşırı sıcak, aşırı güneşli ortamlardan kaçınmalarının hayati önem taşıdığını vurguluyor.

Dr. Siyavuş Muhammedrezai

Dr. Siyavuş Muhammedrezai

Ani ve şiddetli baş ağrısına dikkat!

Beyin kanamasının belirtileri çoğu kez sıcak çarpması ile karıştırılabildiğinden bazı kişilerin “sıcak havadan olmuştur, biraz dinleneyim geçer” düşüncesiyle hastaneye gitmeyi erteleyebildiklerini belirten Dr. Muhammedrezai bunun da hayati riski artırabildiğini vurguliyor. Tek başına olan baş ağrısının her zaman beyin kanaması bulgusu olmayabildiğini  ancak temkinli olmak için bazı belirtiler başgösterdiğinde en kısa sürede, en yakın sağlık merkezine başvurmak gerektiğini vurgulayan Dr. Siyavuş Muhammedrezai şöyle konuşuyor: “Ani ve şiddetli baş ağrısı, bilinçte bulanıklık, geveleyerek konuşma, denge kaybı, el ve kolda uyuşukluk, el ve kolda karıncalanma, genellikle tek taraflı ortaya çıkan yüz felci ve mide bulantısı beyinde başlayan kanama ile birlikte görülen beyin kanaması belirtileridir. Bu belirtiler olduğunda en kısa sürede en yakın sağlık merkezine başvurmak en doğru iştir.” 

Beyni korumanın basit ama etkili yolları!

Dr. Muhammedrezai, aşırı sıcaklarda beyin sağlığını korumak için alınabilecek basit ama etkili 6 önlemi şöyle sıralıyor;

  • Güneş ışınlarının çok dik geldiği 11.00-15.00 saatleri arasında mümkün olduğunca dışarı çıkmayın.
  • Düzenli sıvı alımına dikkat edin, suyu tek bir seferde değil, vücutta tutulacak şekilde düzenli aralıklarla ve yudum yudum için.
  • Aşırı sıcaklarda çay ve kahve tüketimini sınırlandırın ya da tamemen bırakın.
  • Yorucu aktivitelerden kaçının.
  • Açık renk kıyafetler tercih edin ve mutlaka şapka takın.
  • Gün içerisinde ılık duş alarak vücut sıcaklığının artmasını engelleyin.

 

 

#pausesaglik #pausedergi #pausejournal #hanedancity #pausesanat #pausespor #pauseturizm #pausetv #pauseoto

Teknolojinin gelişimi hem heyecan, hem endişe yaratıyor!

Ipsos Global Trendler araştırmasına göre bireylerin teknoloji hakkında ikilemde olduğunu görüyoruz. Teknoloji daha yaygın hale geldikçe, bize getirebileceği sorun çözme araçlarının cazibesi ve iletişim kurma biçimlerindeki değişiklik inanılmaz bir heyecan yaratıyor. Diğer yandan da gizlilik, iş kaybı ve kötüye kullanım potansiyeline ilişkin endişeler var. Heyecan ve endişe arasında bir gerilim yaşanıyor.

IPSOS TÜRKİYE IPSOS TÜRKİYE IPSOS TÜRKİYE IPSOS TÜRKİYE IPSOS TÜRKİYE IPSOS TÜRKİYE IPSOS TÜRKİYE

IPSOS TÜRKİYE CEO’SU SİDAR GEDİK VERİLERİ ŞÖYLE YORUMLADI

Ipsos Global Trendler araştırmasına göre bireylerin teknoloji hakkında bir ikilemde olduğunu görüyoruz. Teknoloji daha yaygın hale geldikçe, bize getirebileceği sorun çözme araçlarının cazibesi ve iletişim kurma biçimlerindeki değişiklik inanılmaz bir heyecan yaratıyor. Diğer yandan da gizlilik, iş kaybı ve kötüye kullanım potansiyeline ilişkin endişeler var. Heyecan ve endişe arasında bir gerilim yaşanıyor.

Araştırmaya göre ülkeler ortalamasında neredeyse dört kişiden üçü (%71), toplum olarak karşılaştığımız sorunları çözmek için teknolojiye ihtiyacımız olduğunu düşünüyor. Ancak, teknolojik ilerlemenin “hayatlarımızı mahvettiğini” düşünenler de var (%57). Bu ikilem, yapay zekâya bakış açısında da geçerli. Bireyler yapay zekâdaki gelişmeler konusunda heyecanlı, ama aynı zamanda bu gelişmelerin getirebileceği değişiklikler konusunda da endişeli. Ipsos bu gerilime “Yapay Zekânın Büyüsü ve Endişesi” (the Wonder and the Worry of AI) adını veriyor.

2022 yılının sonunda ChatGPT’nin kullanıma açılması ile milyonlarca internet kullanıcısı yapay zekâ ile doğrudan karşılaştı, diyalog kurmaya başladı. Yapay zekâ bir anda hayatlarımızın tam da ortasına yerleşti. Gündeme Dair araştırmamıza göre Türkiye’de her iki kişiden biri yapay zekâyı duyduğunu belirtiyor. Soruyu üretken yapay zekâ olarak sorduğumuzda ise bilinirlik oranı düşüyor (%32). Bu fark “üretken yapay zekâ teriminin daha teknik ve yeni bir kavram olmasından kaynaklanıyor olabilir. Herkesin gündelik diline yerleşmiş değil.  Bu yıl aynı araştırmada Türkiye’de yapay zekâ kullanımının 2023 yılına göre arttığını görüyoruz. Bazı uygulamaları denemek, iş ve özel hayatta işlerini kolaylaştırmak için kullananların oranı 2023 yılında yüzde 12 iken bu yıl yüzde 23’e çıktı.  Ipsos’un 30 ülkede 23 binden fazla kişiyle gerçekleştirdiği Global Advisor araştırmasına göre ülkeler ortalamasında bireylerin yaklaşık yarısı üretken yapay zekâ konusunda heyecanlı olduklarını, diğer yarısı ise endişeli olduklarını söylüyor.

IPSOS TÜRKİYE CEO’SU SİDAR GEDİK

Anglosphere ülkelerinde (ABD, İngiltere, Kanada, İrlanda ve Avustralya) heyecandan çok daha fazla endişe var. Avrupa pazarlarında ise daha az endişe gözlemleniyor, ama heyecan düzeyi de orta seviyede. Güneydoğu Asya’daki bazı ülkeler ise belirgin şekilde heyecanlı ve endişeye kıyasla çok daha olumlu. Japonya ise biraz aykırı bir ülke olarak konumlanıyor. Ne heyecanlı ne de endişeli. Türkiye’de ise heyecanlı olanların oranı endişe duyanlara göre daha yüksek, daha olumlu bir bakış açısı hakim. Endişelerin önemli kaynaklarından biri elbette ki bireylerin yaşadıkları ülkelerde yapay zekâya ilişkin düzenlemelerin yapılıp yapılmayacağı ile ilgili. Hükümetlerin düzenlemelere olan yaklaşımı bu noktada kritik önem taşıyor. Yapay zekâ teknolojilerinin geliştirilmesi ve hayata geçirilmesi sürecinde, bazı şirketler hükümetlerle iş birliği yaparak hukuki ve etik çerçevede hareket edeceklerini duyurdular. Bu, umut verici bir gelişme. Ancak tek başına yeterli mi, orası tartışmalı. Çünkü yalnızca özel şirketler değil, devletler de kendi yapay zekâ programlarını yürütüyor. Üstelik bu programların bazıları askeri amaçlar taşıyor. Yapay zekânın sunduğu güç ve ekonomik potansiyel, bu teknolojiyi etik ve yasal sınırlar içinde tutmayı her geçen gün daha da zorlaştırıyor.

Gündeme Dair araştırmamıza göre her iki kişiden biri Türkiye’de yapay zekâyı bir fırsat olarak görüyor. Tehdit olarak görenlerin oranı da azımsanmayacak düzeyde (%44). Her on kişiden altısı yapay zekânın yapabileceklerinden korkuyor. Gelecek nesiller için yapay zekânın yeni iş fırsatları yaratacağına inananların oranı, 2023 yılıyla benzer seviyede kalmış durumda. Öte yandan, yapay zekânın iş imkanlarını azaltacağı ve işsizliği artıracağı yönünde endişe duyanların oranı %25’ten %20’ye gerileyerek bir miktar azalmış görünüyor. Yapay zekânın şu anki işlerini yapacağını düşünenlerin oranı ülkeler ortalamasında %36. Türkiye’de ise bu oran %42.  Yapay zekânın şu anda çevrim içi aramalardan reklam içeriği oluşturmaya, iş başvurularını elemekten yapay zekâ ile oluşturulmuş spor içerikleri yaratmaya birçok görevi üstleniyor.

Global Advisor araştırmasına göre yapay zekâ kullanan şirketlerin bu kullanımı açıkça belirtmesi yönünde büyük bir beklenti var (%79). Önümüzdeki dönemde bireylerin içeriklerin yapay zekâ yerine insanlar tarafından oluşturulmasını tercih etme ihtimali de söz konusu. Kullanım yaygınlaştıkça buna alışmamız ve daha rahat hissetmemiz kolaylıkla beklenebilir. Ancak bir tepki senaryosunun gerçekleşmesi de mümkün. Yapay zekâ kullanan şirketlerin kişisel verilerin korunacağına ilişkin görüşler de farklılaşıyor. Ülkeler ortalamasında yapay zekâya bu konuda güven pozitif. Tüm bunlar bizler için karışık sinyaller ortaya koyuyor. Hem kaygı doluyuz hem de hayranlıkla bakıyoruz. Yapay zekâdan birçok şey bekliyoruz, ama bunların olumlu olup olmayacağından emin değiliz. En azından kısa vadede güven sorunu oldukça yaygın ama faydalarını da görmek istiyoruz.

Tarihte belki de ilk defa entelektüel üretimi, düşünme işini makinelere ihale ettiğimiz bir çağa giriyoruz. Bir kırılma noktasındayız. Teknolojinin neler yapabildiği değil, insanların bu güçle ne yapmayı tercih ettiği geleceği şekillendirecek.

Oda Müziği Festivali biletleri satışta

Bu yıl “Nota Nota Dostluk” sloganıyla 5. yaşını kutlayan İstanbul Uluslararası Oda Müziği Festivali’nin konser biletleri Biletix’te satışa çıktı!

5 – 18 Eylül 2025 tarihleri arasında gerçekleşecek 5. İstanbul Uluslararası Oda Müziği Festivali, oda müziğinin samimiyeti, çeşitliliği ve zenginliğini merkeze alan özgün programıyla dünyanın dört bir yanından sanatçıları İstanbul’da, Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası’nda buluşturacak. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Dairesi Başkanlığı (İBB Kültür) tarafından düzenlenen festival, 5. yılında da çoğu ilk kez ülkemize gelen iki Grammy ve Emmy ödüllü The King’s Singers, Saxback Ensemble, Stockholm Syndrome Ensemble gibi efsanevi oda müziği gruplarını ve yıldız isimleri ağırlayacak. Viyolonsel sanatçısı Nil Kocamangil’in kurucusu ve genel sanat yönetmeni olduğu festival, konserlerin yanı sıra ücretsiz olarak düzenlenen masterclass programları ve söyleşilerle her yaştan katılımcıya hitap eden ilham verici bir deneyim sunacak.

FESTİVAL KONSERLERİ

5 Eylül Cuma            20.00      Açılış Konseri: Saxback Ensemble

7 Eylül Pazar            20.00      TrompicavalasAmor

11 Eylül Perşembe    20.00      Festival Buluşması: Baranov, Tchumburidze, Schwarzberg, Çelebi,

Kocamangil, Hoffman

14 Eylül Pazar           20.00      Stockholm Syndrome Ensemble & Jay Gilligan (jonglör)

16 Eylül Salı              20.00      Stotijn & Marlalı & Balint

18 Eylül Perşembe    20.00      Kapanış Konseri: The King’s Singers

 

OFF THE RECORD SÖYLEŞİLERİ (Moderatör: Feyzi Erçin)

5 Eylül Cuma            18.00      Saxback Ensemble

11 Eylül Perşembe    18.30      Andrey Baranov, Veriko Tchumburidze, Nora Schwarzberg, Orhan

Çelebi, Gary Hoffman

16 Eylül Salı             18.30      Burak Marlalı ve Rick Stotijn

 

İLHAM VEREN BULUŞMALAR SÖYLEŞİ SERİSİ

6 Eylül Cumartesi     18.00      Prof. Dora Schwarzberg

9 Eylül Salı               16.00      Prof. Gary Hoffman

17 Eylül Çarşamba   17.30      Prof. Rick Stotijn ve Prof. Burak Marlalı

 

MASTERCLASS PROGRAMLARI

5-8 Eylül          Keman Masterclass’ı: Prof. DoraSchwarzberg

9-12 Eylül        Viyolonsel Masterclass’ı: Prof. Gary Hoffman

15-18 Eylül      Kontrbas Masterclass’ı: Prof. Rick Stotijn ve Prof. Burak Marlalı

8 Eylül Pazartesi       15.00 Keman Masterclass’ı Kapanış Konseri

12 Eylül Cuma           12.30 Viyolonsel Masterclass’ı Kapanış Konseri

18 Eylül Perşembe    15.00 Kontrbas Masterclass’ı Kapanış Konseri