Yazılar

AYE’den Yeni Single “Kibrit”

AYE’den yeni single sürprizi Alternatif pop sahnesinde özgün tarzıyla dikkat çeken AYE, yeni teklisi “Kibrit” ile dinleyicisiyle buluştu. Sözü ve müziği sanatçının kendisine ait olan şarkı, güçlü vokali, yalın anlatımı ve dikkat çeken elektro gitar solosuyla öne çıkıyor.

Aranjör koltuğunda İsmail Bilir “Kibrit”, modern melodilerle samimi bir anlatımı birleştirirken, AYE’nin müzikal çizgisini ileri taşıyan enerjik bir kayıt olarak öne çıkıyor. Sanatçı, “Biçilmiş Kaftan”, “Meftun” ve “Eyvah” gibi şarkılarla yakaladığı başarısını yeni single ile pekiştiriyor.

#AYE #Kibrit #YeniSingle #AlternatifPop #TürkMüzik #MüzikHaber #Magazin

James Horner’ın efsanevi müziği Türkiye’de ilk kez sahneleniyor

Titanic Live Türkiye’de ilk kez sahneleniyor James Cameron’ın kült filmi Titanic, 7 Şubat’ta Volkswagen Arena’da dev perdede gösterilecek. Film, James Horner’ın unutulmaz müzikleri eşliğinde Şef Timothy Henty yönetimindeki 130 kişilik İstanbul Film Orkestrası, Sirene Korosu ve Kelt müzisyenleri tarafından canlı olarak icra edilecek.

Efsanevi soundtrack 30 milyondan fazla kopya satan Titanic müzikleri, tarihin en çok satan orkestral film müziği albümü olma unvanını taşıyor. Film, 2 milyar doları aşan gişe geliri ve 11 Oscar® ödülüyle sinema tarihine geçti.

Kaçırılmayacak deneyim Piu Entertainment organizasyonuyla gerçekleşecek bu özel gece, sinemaseverler ve müzik tutkunları için unutulmaz bir buluşma olacak.

Biletler Etkinlik biletleri biletinial.com.tr, biletix.com.tr, passo.com.tr ve bubilet.com.tr üzerinden satışta.

#TitanicLive #TitanicFilm #JamesHorner #VolkswagenArena #PiuEntertainment #İstanbulEtkinlik #SinemaVeMüzik

Duja Chalet Ski Resort’tan “Benzersiz bir yılbaşı”

Sarıkamış’ta eşsiz yılbaşı programı Kars Sarıkamış’ın kristal kar örtüsüyle çevrili Duja Chalet Ski Resort, 30 Aralık 2025 – 4 Ocak 2026 tarihleri arasında misafirlerine unutulmaz bir yılbaşı deneyimi sunuyor.

Celil Nalçakan ile Yılbaşı Galası 31 Aralık akşamı ünlü sanatçı Celil Nalçakan sahne alacak. Özel gala menüsü, zarif dekorasyonlar ve canlı performans eşliğinde misafirler yılın en özel gecesini yaşayacak.

Doğukan Manço ile After Party 2 Ocak’ta müzik dünyasının sevilen ismi Doğukan Manço, DJ seti ve enerjik performansıyla Sarıkamış’ta unutulmaz bir geceye imza atacak.

Kristal karın kalbinde tatil Türkiye’de yalnızca Sarıkamış’ta görülen kristal kar yapısı, kayak pistleri ve Duja Chalet’in kusursuz hizmet anlayışıyla birleşerek misafirlere hem eğlence hem de doğa ile iç içe bir tatil fırsatı sunuyor.

#DujaChalet #Sarıkamış #Yılbaşı2026 #KristalKar #CelilNalçakan #DoğukanManço #KayakKeyfi #YeniYılCoşkusu

Kollarınızda veya bacaklarınızda şişlik varsa… Nedeni lenfödem olabilir!

Lenf dolaşımının doğuştan veya sonradan ortaya çıkan bazı durumlar nedeniyle bozulması sonucu proteinden zengin sıvının dokular arasında birikmesiyle oluşan lenfödem tüm dünyada önemli bir sağlık sorunu olarak öne çıkıyor.  Genellikle kol veya bacaklarda şişlik ve dolgunluk hissiyle kendini gösteren bu hastalık, tedavide gecikildiğinde oluşan enfeksiyonlar, ağrı, ağırlık hissi ve ciltte derin yaralar gibi önemli sorunlara yol açması nedeniyle hastaların yaşam kalitelerini düşürüyor. Hastalık ilerlediğinde kıyafet seçimi zorlaşırken, yazı yazmak, yürümek ve ayakkabı giymek gibi basit işler bile güçleşebiliyor. Lenfödemin sadece fiziksel değil, psikolojik yönü de önemli. Hastalar, estetik kaygılar veya hareket kısıtlılığı nedeniyle sosyal ortamlardan uzaklaşırken, aile ve iş hayatında da sorunlarla karşılaşabiliyor.  Tüm bunlar kaygı bozukluğuna ve depresyona yol açabiliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Meltem Vural, erken tanının lenfödem tedavisinden etkin sonuç alınmasında kritik bir öneme sahip olduğuna dikkat çekerek, “Erken tanı için kol veya bacak bölgesinde hassasiyet, dolgunluk, ağırlık hissi veya hafif bir şişlik olduğunda mutlaka bir hekime başvurulmalıdır. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı bu ilk adımda hastanın öyküsü ile detaylı bir fizik muayene, ihtiyaç halinde laboratuvar tetkikleri ve görüntüleme yöntemleriyle lenfödemi tespit edebilmektedir. Erken tanı sayesinde ciltte enfeksiyon ve derin yaralar gibi gelişebilecek olan sorunlara yönelik önleyici tedbirler alınabilmektedir. Erken tanı ve tedavinin yanı sıra hastaların kontrollerini düzenli olarak yaptırmaları tedavinin başarısı için çok önemlidir” diyor.

Prof. Dr. Meltem Vural

Prof. Dr. Meltem Vural

Dünyada yaklaşık 250 milyon kişi bu sorunu yaşıyor!

Bebeklik döneminden itibaren her yaşta görülebilen lenfödem dünyada ve ülkemizde  yaygın görülen bir sorun. Öyle ki dünya çapında yaklaşık 250 milyon insanın lenfödemden etkilendiği belirtiliyor. Ülkemizde de benzer şekilde yaygın görülen bu hastalığın son yıllarda daha sık teşhis edildiğini belirten Prof. Dr. Meltem Vural, “Bunun en önemli nedeni ise kanser gibi hastalıkların artmasıdır. Bu hastalıklarda uygulanan cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi gibi tedaviler sonrasında ikincil sebeplerle lenfödem gelişebilmektedir” bilgisini veriyor.

En riskli grup meme kanseri hastaları olsa da…

Lenfödem; lenf bezleri ile damarlarının gelişim sorunları ve lenfatik akım bozuklukları nedeniyle oluşuyor. Sıklıkla kol veya bacaklarda görülse de genital bölge, baş ile boyun gibi vücudun farklı bölgelerinde de rastlanabiliyor. Cerrahi girişimler, radyoterapi, travma veya enfeksiyon gibi sebeplerin yanı sıra doğuştan da görülebiliyor. Ancak, kanser hastalarının en yüksek risk grubunda olduğuna işaret eden Prof. Dr. Meltem Vural, sözlerine şöyle devam ediyor: “Kanserle ilişkili lenfödem sebebi olarak en sık meme kanseri karşımıza çıkmaktadır. Meme kanseri sonrasında lenfödem gelişme oranı yaklaşık yüzde 25 civarındadır. Hastalarda tedavi sonrasında çoğunlukla  kol, önkol ve el bölgesinde lenfödem gelişebilmektedir. Bu durum genellikle lenf nodlarının alınması veya radyoterapi sonrasında ortaya çıkmaktadır. En önemli nedeni, işlemler sebebiyle dokularda oluşan etkilenmeler sonucunda lenfatik akımın bozulması ve dokular arasında lenf sıvısının birikmesidir.”

Tedavisinde gecikmeyin, çünkü!

Prof. Dr. Meltem Vural, lenfödemin genellikle etkilenen kol veya bacak bölgesinde; şişlik, dolgunluk, hassasiyet ve ağırlık hissiyle kendini gösterdiğini belirterek, “Örneğin, yüzük veya kıyafetler dar gelmeye başlamışsa, dikkatli olunmalıdır. Şişlik ve dolgunluk hissi başlangıç evresinde hafifken; zamanında müdahale edilip tedavi edilmezse karşımıza daha ciddi bulgular çıkabilir. Şişlik artabilir, ciltte renk değişiklikleri, kalınlaşmalar, ağrı ve enfeksiyonlar gelişebilir” diyor. Prof. Dr. Meltem Vural, ilerleyen durumlarda ciltte yaraların, derinlemesine çukurların, papillom  adı verilen kabartıların ve skar dokularının da oluşabileceğine işaret ederek, “Gelişen bu sorunlar nedeniyle elde, kolda veya bacakta  fonksiyon kaybı sonucunda; ellerini kapatma, bir şeyi kavrama, kaldırma, itme, çekme, yürüme ve oturup-kalkma  gibi aktivitelerde hareket kısıtlılıkları oluşabilmektedir” diyor.

Erken tedaviyle kontrol altına alınabiliyor!

Lenfödem tedavi edilebilir olmakla birlikte tamamen ortadan kaldırılabilen bir hastalık değil. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Meltem Vural, lenfödemin erken tanı ve tedaviyle önemli ölçüde kontrol altına alınabildiğini ve ilerlemesinin önlenebildiğini vurgulayarak, “Lenfödemin tüm dünyada altın standart tedavi yöntemi; lenfödem rehabilitasyonu, yani  hastaların eğitimi, manuel lenf drenajı, çok tabakalı bandaj,  kompresyon giysileri, egzersiz ve cilt bakımıdır. Hastaların düzenli takip ve tedavilerinin yapılması da vazgeçilmezdir” diye konuşuyor.  Bazı özel durumlarda  veya ileri evrelerde cerrahi müdahale gerekebildiğini ifade eden Prof. Dr. Meltem Vural, “Süper mikrocerrahi teknikleri, lenf sıvısının dolaşıma kazandırılmasını sağlayarak şikayetleri azaltabilmektedir. Lenfovenöz anastomoz (LVA) ve lenf nod transferi (LNT) gibi yeni cerrahi yöntemler, lenfödem tedavisinde uygulanabilmektedir” bilgisini veriyor.

Lenfödeme karşı 10 önemli öneri!

Lenfödem açısından riskli olan kişilerin veya lenfödem sorunu yaşayan hastaların kol ve bacak gibi uzuvlarına çok dikkat etmeleri gerekiyor. Prof. Dr. Meltem Vural, lenfödeme karşı alınması gereken önlemleri şöyle sıralıyor:

  • Sorunlu olan kol veya bacağınıza yönelik zorlayıcı aktivitelerden kaçının. Ağırlık kaldırma, itme veya çekme gibi güç gerektiren hareketler yapmayın.
  • Etkilenen kol bölgesinden tansiyon ölçümü yapmayın. Damar yolu açılacaksa lenfödem sorunu olduğunuzu bildirin, bu durumda işlem diğer kolunuzdan yapılacaktır.
  • Cilt temizliğine ve kuruluğuna önem verin. Etkilenen bölgeye uygun PH içeriğine sahip temizleyici ürünlerle yıkanın. Ardından, cildinizi nazik bir şekilde kurulayın ve yağsız dermatolojik nemlendiriciler ile nemlendirin. Tırnaklarınızı cildinize zarar vermeyecek şekilde kısaltın.
  • İlgili bölgelerinizi güneşten koruyun, yüksek faktörlü güneş kremlerini tercih edin.
  • Etkilenen uzuvlarınızı böcek ısırmalarına, yara ve çiziklere karşı koruyun.
  • Sıkı ve dar giysilerden, takılardan kaçının.
  • Uyurken, etkilenen uzvun altta kalmamasına dikkat edin.
  • Uçak yolculuklarında basınç değişimlerine karşı bası giysileri giyin.
  • Dengeli beslenin ve kilo kontrolüne özen gösterin.
  • Hekiminizin önerileri doğrultusunda; tempolu yürüyün, temiz olduğu bilinen denizde yüzün, lenfödeme yönelik egzersizler ve nefes egzersizleri yapın. Ayrıca, uzun süre hareketsiz kalmamaya çalışın.

#Lenfödem #Sağlık #FizikTedavi #Rehabilitasyon #ErkenTanı #YaşamKalitesi #Acıbadem #MideSağlığı #PsikolojiVeSağlık #HastalıklarlaMücadele

Uzmanlar uyarıyor: Hazımsızlığı hafife almayın

Pek çok insan hayatının belli bir döneminde hazımsızlık (dispepsi) sorunu ile karşılaşabiliyor. Çoğu zaman önemsenmeyen ancak yaşam konforunu olumsuz etkileyen bu sorun; beslenme alışkanlıkları ve stresle ilgili olarak ortaya çıkabiliyor. Bazen de hazımsızlık bazı sorunların habercisi olabileceğinden, özellikle buna eşlik eden ve geçmeyen şiddetli mide ağrıları, kilo kaybı veya kanama varsa vakit kaybetmeden uzman doktora başvurmak gerekiyor.  Memorial Kayseri Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Mustafa Kaplan, hazımsızlık ile ilgili bilgi verdi.

Prof. Dr. Mustafa Kaplan

Prof. Dr. Mustafa Kaplan

Hazımsızlık sindirim sistemi sorunudur

Hazımsızlık, yemek yerken veya yemekten uzun süre sonra bile tokluk hissiyle ortaya çıkan, genelde kramp tarzında karın ağrısı, geğirme ve reflünün eşlik ettiği bir sindirim sistemi sorunudur. Çoğu zaman, altında yatan net bir neden olmayan bu sorun, genellikle beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleri, terapi ve ilaçlarla tedavi edilebilir. Dispepsi olarak bilinen hazımsızlık, halk arasında mide rahatsızlığı olarak tanımlanır. Kişi yemeğinin çoğunu bitirmemiş olsa bile, tokluk hissi nedeniyle yeme isteği olmayabilir. Yemekten sonra oluşan rahatsız edici tokluk hissi ağrı ve yanmaya dönüşür.

Mide ekşimesiyle karıştırılmamalı

Mide ekşimesi, mide asidinin mideden çıkıp yemek borusuna geri kaçmasıyla oluşur. Hazımsızlık ve mide ekşimesi semptomları aynı anda ortaya çıkabilir. Dispepsi genellikle hafif bir rahatsızlık olduğundan, birçok insan sorun belirgin hale gelmeden tıbbi yardıma ihtiyaç hissetmez. Dispepsi uzun süreli ve tekrarlayan bir sorun haline geldiğinde, genellikle altta yatan başka bir rahatsızlığın veya bozukluğun sonucu olabilir.

Fonksiyonel hazımsızlık olabilir

Fonksiyonel dispepsi, bağırsak-beyin etkileşiminin bir bozukluğu olarak da ortaya çıkabilir. Bu bozukluk, beyin ve bağırsağın birlikte çalışma biçimindeki sorunlarla ilişkilidir. Birlikte ortaya çıkan semptom gruplarıdır. Bazen bu rahatsızlığa neyin sebep olduğunu tespit edilemeyebilir. Gerekli tetkiklerle teşhis konularak uygun tedavi planlanır.

Hazımsızlığın 7 işareti

Hazımsızlık şu belirtilerle diğer sorunlardan ayrılır;

  • Yemek sırasında erken doyma veya tipik bir yemeği bitirememe durumu.
  • Yemek yedikten sonra gerekenden daha uzun süren rahatsız edici tokluk hissi.
  • Göğüs kemiklerinin hemen alt kısmı ile göbek deliği arasındaki bölge olan üst karın bölgesinde hafiften şiddetliye doğru hissedilen tipik ağrı.
  • Üst karın bölgesinde yanma hissi.
  • Karın bölgesinde şişkinlik veya sıkışma hissetme.
  • Bulantı hissi nedeniyle ortaya çıkan kusma.
  • Besinleri geğirerek çıkarmak.

Hazımsızlık nedeniyle bazen mide ekşimesi de görülebilmektedir. Mide ekşimesi, yemek sırasında veya sonrasında göğsün ortasında oluşan ağrı veya yanma hissidir. Bu his boyun ya da sırtta hissedilebilir.

Bu belirtiler varsa dikkat!

Şiddetli veya sürekli karın ağrısı, kilo kaybı veya iştahsızlık, tekrarlayan kusma, siyah renkli dışkı görünümü, yutma güçlüğü, yorgunluk veya halsizlik hissi ile sarılık olarak da adlandırılan cilt veya gözlerin sararması durumları söz konusu ise zaman kaybetmeden bir uzman hekime başvurulmalıdır. Çünkü hazımsızlığın bazı belirtileri reflü, mide ülseri, irritabl bağırsak sendromu veya ciddi mide bağırsak hastalıklarının ilk sinyali olabilmektedir. Belirtileri dikkate almamak daha ciddi mide bağırsak hastalıklarının tedavisinde erken teşhis ihtimalini ortadan kaldırmaktadır.

Hazımsızlığın oluşmaması için bazı pratik önlemler alınabilir;

  • Çay, kahve, asitli ve kafeinli içeceklerin tüketimi azaltılmalı.
  • Yatakta baş ve omuzlar yukarıda yatılmalı. Bu uyurken mide asidinin yukarı çıkmasını önleyebilir.
  • Sigara ve alkolden uzak durulmalı.
  • Eğer fazla kilo sorunu varsa verilmeli.
  • Yatmadan 3-4 saat önce yemek yenmemeli.
  • Aşırı baharatlı veya yağlı yiyecekler tüketilmemeli.

#Sağlık #Hazımsızlık #Dispepsi #MideSağlığı #Gastroenteroloji #MemorialHastanesi #SağlıklıYaşam

Temiz beslen, aktif yaşa, stresi yönet

Dengeli beslenme ve düzenli egzersizin, sağlıklı yaşlanmanın temel taşlarını oluşturduğunu belirten uzmanlar, kronik stresin yaşlanma sürecini hızlandırabileceğini söylüyor.

Bol miktarda meyve, sebze, tam tahıl ürünleri, sağlıklı yağlar ve yeterli protein içeren bir diyet tercih edilmesi gerektiğini aktaran Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Düzenli meditasyon, yoga veya derin nefes alma gibi stres azaltma teknikleri, stresin olumsuz etkilerini azaltmaya yardımcı olabilir.” dedi. Teknolojinin, yaşlıların sosyal bağlantılarını ve sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırdığını dile getiren Prof. Dr. Tarlacı, Alzheimer riskini artıran faktörler arasında genetik yatkınlık, kronik hastalıklar ve sağlıksız yaşamın yer aldığını ifade etti ve erken teşhis ile yaşam tarzı değişikliklerinin, Alzheimer riskini azaltmada ve yaşam kalitesini artırmada kritik öneme sahip olduğunu vurguladı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, sağlıklı ve fit bir yaşlanma süreci ile Alzheimer’dan korunmanın yolları hakkında bilgi verdi.

Prof. Dr. Sultan Tarlacı

Prof. Dr. Sultan Tarlacı

Dengeli beslenme ve düzenli fiziksel aktivite, sağlıklı ve fit bir yaşlanmayı destekliyor!

Güzel, sağlıklı, fit ve dinç bir yaşlanma sürecini teşvik etmek için yaşam tarzı değişiklikleri yapılabileceğini dile getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Dengeli ve besleyici bir diyet, yaşlanma sürecini olumlu yönde etkileyebilir.” dedi.

Bol miktarda meyve, sebze, tam tahıl ürünleri, sağlıklı yağlar ve yeterli protein içeren bir diyet tercih edilmesi gerektiğini aktaran Prof. Dr. Tarlacı, “Antioksidanlar ve omega-3 yağ asitleri gibi besin maddeleri de yaşlanma karşıtı etkilere sahiptir. Fiziksel aktivite, kas kitlesini koruma, esnekliği artırma, enerji seviyelerini yükseltme ve genel sağlığı iyileştirme açısından önemlidir. Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta aerobik egzersiz yapmayı hedeflemek ve güçlendirme egzersizleri eklemek önerilir.” şeklinde konuştu.

Stres yönetimi ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları yaşlanmayı yavaşlatıyor!

Kronik stresin, yaşlanma sürecini hızlandırabileceğine vurgu yapan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Düzenli meditasyon, yoga veya derin nefes alma gibi stres azaltma teknikleri, stresin olumsuz etkilerini azaltmaya yardımcı olabilir.” dedi.

Kaliteli uykunun, hücresel yenilenme için önemli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarlacı, şöyle devam etti:

“7-9 saat uyku almaya çalışın ve uyku düzeninizi koruyun. Sigara içmek ve aşırı alkol tüketmek yaşlanma sürecini hızlandırabilir. Bu alışkanlıklardan kaçının veya sınırlayın. Sosyal ilişkiler ve entelektüel uyarım, zihinsel ve duygusal sağlığınızı korumaya yardımcı olabilir. Arkadaşlarınızla ve ailenizle bağlantı kurun, yeni ilgi alanlarına yönelin. Sağlık kontrolünden geçmek ve sağlık sorunlarını erken teşhis etmek, tedavi edilmesini kolaylaştırabilir ve yaşlanma sürecini daha iyi yönetmenize yardımcı olabilir. Olumlu bir zihinsel tutum ve zihinsel egzersizler, bilişsel fonksiyonları korumak için önemlidir. Düşünce gücünüzü ve zihinsel esnekliğinizi sürdürmek için yeni şeyler öğrenmeye ve zihinsel meydan okumalara katılmaya çalışın. Güneşe maruz kalma, cilt yaşlanması ve cilt kanseri riskini artırabilir. Güneş koruyucu kullanımı ve uygun giyimle cildinizi koruyun. Yeterli su içmek, cildin nemli kalmasına ve genel sağlığı desteklemeye yardımcı olabilir.”

Teknoloji, yaşlı bireylerin sağlıklı, aktif ve sosyal bir yaşam sürmelerine destek olabiliyor!

Günümüzde yaşlanma sürecinin, teknolojik gelişmelerle önemli ölçüde değiştiğini kaydeden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Sağlık hizmetlerine daha iyi erişim, daha etkili teşhis ve tedavi yöntemleri yaşlıların yaşam kalitesini artırdı.” dedi.

Bilinçli yaşlanmanın, sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz gibi yaşam tarzı faktörlerine odaklandığına değinen Prof. Dr. Tarlacı, “Teknoloji bu alanda da destek sunuyor. İnternet ve sosyal medya ise yaşlı bireylerin sosyal bağlantılarını sürdürmelerine yardımcı olabiliyor. Bu nedenle yaşlanmanın şekli ve süreci, teknolojik ilerlemelerle daha sağlıklı, aktif ve sosyal bir yaşamı teşvik edebiliyor.” ifadelerini kullandı.

Yaş, genetik faktörler, kronik hastalıklar ve sağlıksız yaşam Alzheimer riskini artırıyor!

Alzheimer riskini arttıran bir çok neden olduğuna işaret eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Yaş ilerledikçe Alzheimer riski artar. Aile geçmişi de Alzheimer riskini etkileyebilir. Yüksek tansiyon, obezite ve diyabet gibi kardiyovasküler sorunlar Alzheimer riskini ve şiddetini belli oranlarda artırabilir. Düzensiz egzersiz yapmak ve zihinsel olarak aktif olmamak, sigara içmek ve aşırı alkol tüketimi Alzheimer riskini yükseltebilir. Yine kronik inflamasyon, barsak veya diş eti iltihapları Alzheimer riskini artırabilir.” açıklamasını yaptı.

Erken teşhis, Alzheimer’ın ilerlemesini yavaşlatarak yaşam kalitesini artırabilir!

Erken teşhisin, Alzheimer hastalığının ilerlemesini yavaşlatma veya semptomların yönetimine yardımcı olma potansiyeline sahip tedavi seçeneklerine erken erişim sağladığına vurgu yapan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Alzheimer hastalığı erken teşhis edildiğinde, doktorlar daha iyi tedavi seçenekleri sunabilirler. İlaçlar ve diğer tedavi yöntemleri, semptomların ilerlemesini yavaşlatabilir ve yaşam kalitesini artırabilir. Ayrıca, bilişsel ve duygusal işlevleri destekleyici terapiler de uygulanabilir.” dedi.

Erken teşhisin, bireylerin Alzheimer risk faktörlerini daha yakından izlemelerine yardımcı olabileceğini de aktaran Prof. Dr. Tarlacı, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Erken teşhis, risk faktörlerinin yönetilmesini ve olası komplikasyonların önlenmesini sağlayabilir. Alzheimer hastalığı genetik yatkınlıkla ilişkilendirilmiştir. Aile geçmişi bu hastalığa karşı riski artırabilir. Bu nedenle, aile geçmişinizde Alzheimer hastalığı olan bir kişi varsa, düzenli olarak bilişsel testler ve doktor muayeneleri yaptırarak erken teşhis için daha fazla bilgi edinebilirsiniz.

Genetik yatkınlığı olan bireyler, düzenli doktor muayeneleri ve bilişsel testler yaptırmalıdır. Bu, herhangi bir erken belirtiyi veya değişikliği yakından izlemek için önemlidir. Genetik yatkınlığı olan kişiler, doktorları ile Alzheimer hastalığına karşı koruyucu tedavileri tartışmalıdır. Bu, genetik riski azaltmaya veya hastalığın ilerlemesini geciktirmeye yardımcı olabilir. Bu nedenle, bu konuda bilinçli olmak ve sağlık uzmanları ile işbirliği yapmak önemlidir.”

Sağlıklı yaşlanma ve Alzheimer’dan korunmada en etkili yol, doğru yaşam tarzına odaklanmak!

Antioksidanlar, vitaminler ve besin takviyelerinin sağlıklı yaşlanma ve Alzheimer’dan korunma açısından bazı faydalar sağlayabileceğine değinen Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Antioksidanlar, vücutta serbest radikallerin neden olduğu oksidatif stresi azaltarak hücresel hasarı önleyebilirler. Bu, yaşlanma sürecini yavaşlatabilir ve bazı sağlık sorunlarını önleyebilir.” dedi.

Ancak, antioksidan takviyelerinin bilimsel olarak kesin ve etkili bir şekilde yaşlanma veya Alzheimer hastalığına karşı koruyucu olduğunun kanıtlanmadığının altını çizen Prof. Dr. Tarlacı, sözlerini şöyle tamamladı:

“Ayrıca, bazı durumlarda yüksek dozda antioksidan takviyelerinin zararlı olabileceği de gösterilmiştir. Bu nedenle, antioksidanları doğal gıdalardan almak en iyisi olabilir. Özellikle B12 vitamini, D vitamini ve omega-3 yağ asitleri gibi besin maddeleri sağlıklı yaşlanma ve beyin sağlığı için önemlidir. Ancak, bu vitaminlerin takviyeleri sadece eksiklik durumlarında veya doktor tavsiyesiyle kullanılmalıdır. Aşırı vitamin alımı zararlı olabilir ve bazı çalışmalar, vitamin takviyelerinin Alzheimer riskini azaltmada etkisiz olduğunu göstermektedir. Genel olarak, sağlıklı yaşlanma ve Alzheimer’dan korunma için en iyi strateji, dengeli bir beslenme planı, düzenli egzersiz, zihinsel ve sosyal aktivitelerin sürdürülmesi ve stresten kaçınılması gibi yaşam tarzı faktörlerine odaklanmaktır.”

#Sağlık #SağlıklıYaşam #Yaşlanma #Beslenme #Egzersiz #StresYönetimi #Alzheimer #Nöroloji

Sushi By The Sky başlıyor

Fairmont Quasar İstanbul, Genel Müdür Cem Akşahin liderliğinde yeni dönemde misafirlerine şehrin dinamizmini lüks ve özenle harmanlayan özel etkinlikler sunuyor. Gastronomi vizyonunu güçlendiren otel; “Fairmont Sundays”, “Sushi By The Sky” ve “Meyhane Night” konseptleriyle hafta sonlarına ve hafta içi akşamlarına farklı bir soluk getiriyor.

Fairmont Sundays: Her pazar 07:30–15:00 arasında Aila ve Ukiyo’nun canlı istasyonlarıyla zenginleşen late breakfast konsepti, Türk ve Uzak Doğu mutfağını buluşturarak misafirlere görsel ve lezzet şöleni sunuyor.

Sushi By The Sky: Çarşamba akşamları 18:00–22:00 arasında Ukiyo Restoran’da boğaz manzarası eşliğinde sushi çeşitleri ve şefin özel maki kreasyonlarıyla Uzak Doğu mutfağının incelikleri deneyimleniyor.

Meyhane Night: Michelin tavsiyeli Aila Restoran’da her cuma 18:00–22:00 arasında mevsimlik mezeler, ızgara çeşitleri ve tatlılarla geleneksel meyhane kültürü modern bir yorumla sunuluyor.

Fairmont Quasar İstanbul, bu özel etkinliklerle misafirlerine şehrin merkezinde lüks, lezzet ve unutulmaz anlar yaşatmayı hedefliyor.

#FairmontQuasarİstanbul #FairmontSundays #SushiByTheSky #MeyhaneNight #İstanbulEtkinlikleri #Gastronomi #LüksDeneyim

Rezervasyon ve bilgi için: 0536 288 41 42

Fairmont Sundays kişi başı ücreti 1.500 TL

Sushi By The Sky kişi başı ücreti 3.250 TL (Bu ücrete soft içecekler dahildir)

Meyhane Night kişi başı ücreti 3.250 TL (2 kişilik gruplara 35 cl, 4 kişilik gruplara ise 70 cl rakı verilmektedir)

 

Yarım asırlık rock yolculuğu yeni albümde

Türkiye’nin en köklü rock gruplarından 21.Peron, yarım asrı aşan müzikal yolculuğunu yeni albümü “Yeni 1973” ile bugünün dinleyicisine taşıyor. Albüm, çift 33’lük uzunçalar formatında ve tüm dijital platformlarda On Air Music Co. etiketiyle yayımlandı.

1973’te kurulan grup; saykodelik ve progresif rock’ı klasik müzik unsurları ve Anadolu ezgileriyle birleştiren özgün tarzıyla tanınıyor. 1975’te “Ümit Veren Grup” ödülünü alan, 1977’de Petruşka balesini senfonik rock formunda sahneleyen ve 1979 Eurovision Türkiye elemelerinde halk jürisinin birincisi olan 21.Peron, Türkiye rock tarihine damga vurmuş bir grup olarak öne çıkıyor.

Yeni albüm, daha belirgin saykodelik-progresif motifler, çok sesli vokaller ve organik tınılarla dikkat çekiyor. Kapak tasarımı grubun basçısı Cenk Dereli tarafından hazırlandı. Parçalar 2016–2023 yılları arasında İzmir’de kaydedildi, vinil baskı için özel mastering uygulanarak dinamik aralık korundu.

#21Peron #Yeni1973 #TürkRock #SaykodelikRock #ProgresifRock #VinilAlbüm #OnAirMusic

KOAH’nın en önemli nedeni; sigara ve pasif içicilik!

Dünya genelinde ölüm nedenleri arasında üçüncü sırada yer alan KOAH’nın (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) en önemli nedenini sigara, puro, pipo, nargile ve elektronik sigara kullanımı ile pasif içicilik yani bu maddelerin dumanına maruz kalmak oluşturuyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tülin Sevim “Son yıllarda hızla yaygınlaşan KOAH, solunum yollarında kalıcı tıkanıklık ve nefes darlığına yol açan, ilerleyici bir hastalıktır. Belirtileri arasında sürekli ve şiddetli öksürük, balgam ve nefes darlığı bulunan KOAH, günümüzde dünya genelinde 40 yaş üstü insanların yaklaşık yüzde 10’unda görülmektedir” diyor. Prof. Dr. Tülin Sevim, 19 Kasım Dünya KOAH Günü kapsamında yaptığı açıklamada, gençler arasında da özellikle sigara ve e-sigara  kullanımının artması sonucu, tehlikenin hızla yaygınlaştığı KOAH hastalığını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Tek bir sigaranın dumanında 7 binden fazla kimyasal madde bulunuyor ve 70 tanesi de kanser yapıcı madde sınıfında yer alıyor. Üstelik, yapılan çalışmalar; sigara kullanmayıp, pasif içiciliğe maruz kalmanın da zarara yol açabildiğini ortaya koyuyor. O zararlardan birinin de, dünyada ölüm nedenleri arasında üçüncü sırada yer alan KOAH yani Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı olduğunu vurgulayan Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tülin Sevim şöyle konuşuyor: “Yapılan birçok çalışmada; aktif sigara içiminin KOAH gelişimi için en önemli risk faktörü olduğu kanıtlanmıştır. Son yıllarda yapılan çalışmalarda; pasif içiciliğin de KOAH gelişimine neden olduğu gösterilmiştir. 25 bin 592 hastayı kapsayan bir meta-analizde pasif içicilerde KOAH gelişme riskinin, pasif içici olmayan kişilere göre 2,25 kat arttığı saptanmıştır. Pasif içicilik yılda 1,2 milyon insanın ölümüne yol açmaktadır.”

Prof. Dr. Tülin Sevim

Prof. Dr. Tülin Sevim

Pasif içicilik çocukları da, gençleri de vuruyor!

Pasif içicilik, başkalarının içtiği tütün ürününden (sigara, puro, pipo, nargile vb) kaynaklanan dumanın solunması anlamına geliyor. Pasif içiciliğin özellikle çocukların akciğerlerine ve bağışıklık sistemine büyük zarar verdiğini belirten Prof. Dr. Sevim sözlerine şöyle devam ediyor: “Sigara dumanına maruz kalındığında; gözlerde tahriş, sulanma, yanma, baş ağrısı, burunda rahatsızlık, öksürük, boğaz ağrısı, nefes darlığı ve astım hastalığının alevlenmesi gibi şikayetler hemen ortaya çıkabilmektedir. Ebeveynleri sigara içen veya sigara içilen ortamlarda bulunan bebek ve çocuklar en riskli gruptur. Pasif içicilik çocukların akciğerlerine ve bağışıklık sistemine büyük zarar vermektedir, ani bebek ölümleri daha sık görülmektedir. Bu çocuklarda akut solunum yolu enfeksiyonları, bronşit, zatürre, orta kulak iltihabı ve astım atağı yaşıtlarına göre daha sıktır. İleri yaşlarda da akciğer hastalığına yakalanma riskleri daha fazladır. Pasif içicilik erişkinlerde de; kalp hastalığı, felç (inme), akciğer kanseri ve KOAH gibi hastalıklar için risk oluşturmaktadır. Sigara içmediği halde sigara dumanına maruz kalan kişilerde koroner arter hastalığı riski yüzde 25–30 artmıştır. Bu kişilerde felç riskinin de yüzde 20-30 arttığı bildirilmektedir.”

Elektronik sigaranın yıkıcı tahribatı çok yüksek!

Elektronik sigara ve ısıtılmış tütün ürünlerinin, son 10 yıl içinde tütün endüstrisi tarafından dünya genelinde ‘daha az zararlı’ olarak pazarlandığını ancak yapılan çalışmaların bunun tam tersine işaret ettiğini vurgulayan Prof. Dr. Sevim şöyle konuşuyor: “Yapılan araştırmalarda; elektronik sigaralarda 16 binden fazla çeşit tatlandırıcı saptanmıştır. Araştırmalarda, elektronik sigarayı denemiş gençlerin ve çocukların, daha sonra sigara içmeye başladığı; daha önce sigara içip bırakan yetişkinlerin ise elektronik sigara kullandıklarında yeniden sigaraya başlama risklerinin 4-6 kat arttığı gösterilmiştir. Elektronik sigara kullanan gençlerin sigara, esrar gibi diğer bağımlılıklara geçiş yaptığı da bildirilmektedir. Bu veriler, elektronik sigaraların, nikotin bağımlılığının sürmesine yol açtığının kanıtıdır. Nikotin, eroin, kokain gibi maddelerle eşdeğer bağımlılık gücüne sahip bir maddedir. Bu ürünlerin, en az geleneksel tütün ürünleri kadar ciddi boyutlarda sağlık zararları vardır.”

Akciğerden kalbe, kanserden inmeye!

Elektronik sigaralarda bulunan toksik kimyasal maddelerin solunum yollarında inflamasyon, bronşit, astım ve EVALI hastalığına neden olduğunu belirten Prof. Dr. Tülin Sevim “EVALI, elektronik sigara/vaping kullanımına bağlı gelişen akut akciğer hasarıdır ve ölüme neden olabilmektedir. Elektronik sigaranın zararları solunum yolları ile sınırlı kalmamaktadır” diyor. Elektronik sigara kullanımının pıhtılaşma bozuklukları, hipertansiyon, kalp hızının artması, ateroskleroz, mide bulantısı, ağız kuruluğu, kas titremesi, baş dönmesi, baş ağrısı, uyku bozuklukları gibi daha birçok soruna yol açabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Sevim sözlerine şöyle devam ediyor: “Deneysel veriler, uzun süreli elektronik sigara kullanımının karaciğer, kalp ve böbreklerde hasara neden olduğunu göstermektedir. Elektronik sigaralarda yer alan aromatikler, sadece kendi başlarına bile, hücre ölümüne yol açabilmektedir. Ayrıca çalışmalarda elektronik sigara kullananlarda akciğer kanserinin kullanmayanlara göre daha sık görüldüğü gözlenmiştir. Dünya genelinde elektronik sigara ve ısıtılmış tütün ürünlerinin kullanımı, daha önce sigara içmemiş gençler arasında hızla artmaktadır.”

#KOAH #KronikObstrüktifAkciğerHastalığı #DünyaKOAHGünü #SigaraZararlıdır #Pasifİçicilik #AkciğerSağlığı #SolunumHastalıkları #SağlıkHaberleri #AcıbademTaksim #TülinSevim #ToplumSağlığı #Esigara #Nargile #HalkSağlığı

Four Seasons’ta 2026’ya zarif başlangıç

Four Seasons Hotels Istanbul, yılın en büyüleyici günlerinde misafirlerini iki farklı atmosferde ağırlıyor. Tarihi zarafet ve Boğaz’ın büyüsü, yeni yılı unutulmaz kılarken oteller, özel dekorasyonları ve sürprizleriyle misafirlerine eşsiz bir deneyim sunuyor.

Four Seasons Hotel Bosphorus, 31 Aralık’ta Şevval Sam’ın sahne alacağı “Yeni Yıl Galası” ile misafirlerini karşılıyor. Aynı gece AQUA Restaurant’ta “Moonlight Soiree” menüsü eşliğinde Boğaz manzarasında kutlama yapılacak. Özel igloo’lar, buz temalı bar alanları, lazer şovları ve DJ performanslarıyla eğlence zirveye taşınacak. Ayrıca Aralık boyunca Raclette akşamları, “Festive Pop-Up” mağazası ve “Gingerbread House Yapımı” etkinlikleriyle misafirler için farklı deneyimler sunulacak.

Four Seasons Hotel Sultanahmet ise “Silver Spark” konseptiyle düzenlenecek gala yemeğinde seçkin menüsü ve canlı performanslarla yılın son gecesini unutulmaz kılacak. Lingo Lingo Lounge & Bar’daki geri sayım etkinliği ve yılın ilk gününde AVLU Restaurant’ın ikonik brunch’ı misafirlere keyifli bir başlangıç sunacak. Aralık boyunca “Royal Festive Tea Time” ve Noel yemekleri de tarihi atmosferde özel bir deneyim yaşatacak.

#FourSeasonsIstanbul #YeniYıl2026 #Bosphorus #Sultanahmet #ŞevvalSam #YılbaşıGalası #MoonlightSoiree #FestiveSeason #İstanbulEtkinlikleri #LuxuryLifestyle