Yazılar

Sınırlı sayıda üretildi

Yeni yılın en büyüleyici döneminde, cilt bakımında zarafet ve bilim buluşuyor. Augustinus Bader’in sınırlı sayıda üretilen 2025 Yılbaşı Koleksiyonu, ikonik Bader mavisi kutularında sunulan özel setleriyle hem kendinizi hem de sevdiklerinizi şımartmanın en sofistike yolu.

TFC8® teknolojisiyle güçlendirilmiş formüller, cildi beslerken onarıyor ve uzun süreli nem sağlıyor. The Rich Renewal Trio, yoğun besleyici dokusuyla dolgun bir görünüm sunarken; The Illuminating Collection, arındırıcı ve aydınlatıcı etkisiyle yeni yıl gecesine taze bir ışıltı katıyor.

Yves Rocher ile doğadan gelen bakım

Yeni yılın büyüsünü doğadan ilham alan formüllerle kutlayan Yves Rocher, narenciyenin taze enerjisi ve kış meyvelerinin sıcak aromalarıyla güzellik rutinine doğal bir dokunuş katıyor. Koleksiyon; ışıltılı makyaj ürünleri, özel kokular ve zengin bakım ritüelleriyle yıl sonu şıklığını tamamlıyor.

Öne çıkan Mandalina & Çam Vücut Losyonu, %96 doğal içerikli formülüyle cildi nemlendiriyor, kadifemsi dokusuyla hızla emiliyor ve ferahlatıcı kokusuyla duyuları canlandırıyor. Geri dönüştürülebilir ambalajıyla sunulan bu özel ürün, yılın en taze bakım ritüelini temsil ediyor.

Dev kadro

Yapımcılığını Nisan Ceren Özerten’in üstlendiği “Fora”, deneyimli oyuncular Şerif Erol ve Şenay Gürleri; genç kuşağın sevilen isimleri Kubilay Aka, Aslı İnandık, Şükran Ovalı ve Eray Karadeniz ile aynı sahnede buluşturuyor. Mert Öner yönetimindeki, Hikmet Hükümenoğlu imzalı ve Luz Creative tarafından hayata geçirilen oyun, 2 Aralık’ta DasDas Sahne’de, 17 Aralık’ta Maximum Uniq Hall’da ve 19 Aralık’ta Paribu Art’ta seyirciyle buluşacak.

Gorillaz’a ilgi büyük

Brit ve Grammy ödüllü efsanevi grup Gorillaz, Türkiye’deki ilk performansları için gördükleri yoğun ilgi sonrası İstanbul konserlerine bir tarih daha ekledi. Pozitif Müzik ve Charm Music organizasyonuyla düzenlenen Pozitif Vibrations kapsamında grup, 16 Temmuz 2026 tarihli konser biletlerinin 6 saat içinde tükenmesinin ardından 14 Temmuz 2026 için de Bonus Parkorman’da sahne alacağını duyurdu.

‘Titanic Live’ Türkiye’de!

Sinema tarihinin unutulmaz yapımlarından Titanic, etkileyici müzikleriyle birlikte Türkiye’de ilk kez canlı olarak sahneleniyor. 7 Şubat’ta Volkswagen Arenada gerçekleşecek gösterimde, James Cameron’ın kült filmi dev perdede izlenirken, James Horner imzalı müzikler Şef Timothy Henty yönetimindeki 130 kişilik İstanbul Film Orkestrası, Sirene Korosu ve Kelt müzisyenleri tarafından canlı olarak icra edilecek. Piu Entertainment organizasyonuyla düzenlenen bu özel gece, izleyicilere benzersiz bir sinema ve müzik deneyimi sunacak.

Tankut Karakurt “Türkiye’de müzik kültürü uzun yıllardır çok ileri seviyede”

DJ Tankut Karakurt ile Müzik ve Hayat Üzerine Türkiye elektronik müzik sahnesinin dikkat çeken isimlerinden DJ Tankut Karakurt, kariyer yolculuğunu, sahne deneyimlerini ve müziğe dair vizyonunu Pause okurlarıyla paylaştı. Kuruçeşme Pasha Disco’da başlayan DJ’lik serüveninden New York Public Hotel performansına uzanan hikâyesi, hem genç DJ’lere ilham veriyor hem de müzikseverlere sahne arkasındaki dünyayı gösteriyor.

Röportaj: Ahu Çağdaş

DJ Tankut Karakurt

DJ’liğe nasıl başladın?

Bu yolculuk senin için nasıl gelişti? 18 yaşımda Kuruçeşme Pasha Disco’nun kapısından girmemle başladı diyebilirim. DJ kabinine ve içerideki aletlere olan merakım, çoğu zaman sadece sessizce izleyerek ilerledi.

Müzik yaparken seni en çok motive eden duygu ya da an nedir?

Kalabalığın eğlendiğini görmek. Performans sonrası aldığım teşekkür mesajları da benim için çok değerli.

Müzik tarzını nasıl tanımlarsın?

Etkilendiğin isimler var mı? Başlangıçta House ve Techno üzerine yoğunlaştım. Ancak bir ev davetinde farklı türlerle insanları eğlendirebildiğimi fark edince dans ettiren her müzik tarzına ilgi duydum. Hocam Can Hatipoğlu, Murat Uncuoğlu, Tangun, Macit ve Salih Saka takip ettiğim isimler arasında.

DJ Tankut Karakurt

Setlerini hazırlarken en çok neye dikkat ediyorsun?

Önceden hazırlık yapmıyorum. Ortamın anlık durumuna göre tarzı belirliyor ve yön değiştiriyorum.

Dinleyicilerle enerjiyi yakalamak için sahnede nelere dikkat ediyorsun?

Dinleyicilerle iç içe olmayı seviyorum. Gelen istekleri dikkate alıyor, mümkün olduğunca çok kişiyi mutlu etmeye çalışıyorum.

Sahnede parçaları seçerken hangi kriterlere göre karar veriyorsun?

Tamamen anlık gelişiyor. Kalabalığın tepkilerine göre hareket ediyorum.

DJ Tankut Karakurt

Unutulmaz etkinliklerin hangileri oldu?

2023 Contemporary Istanbul ve 2024 New York Public Hotel performansları benim için unutulmazdı.

Kendi tarzını oluştururken teknik olarak en çok zorlandığın konu neydi?

Zorlanmadım. Çalmasam bile tüm müzik tarzlarına hâkim olmak benim için anahtardı.

Bir DJ olarak karşılaştığın en büyük zorluk neydi?

DJ’liğin bir meslek olarak görülmesi uzun zaman aldı. Profesyonel bir meslek olduğumuzu anlatmak zordu.

DJ Tankut Karakurt

Türkiye’de DJ’ler yeterince destekleniyor mu?

Teknolojinin ilerlemesiyle DJ’liğe merak arttı. Destek giderek artıyor, bazı isimler yurt dışında da başarıyla tanınıyor.

Yurt dışı sahne deneyimlerini Türkiye ile kıyaslar mısın?

Türkiye’de müzik kültürü uzun yıllardır çok ileri seviyede. 90’lı yılların İstanbul gece hayatı bunun en iyi örneği.

Kalabalığın enerjisi kötü olduğunda ne yaparsın?

Parçanın tutmadığını kısa sürede anlarsın. O anda vereceğin tepki çok önemlidir.

Favori 3 parçan şu an hangileri?

Toman – Verano En NY

Robin Tordjman – Deee – Life

Miguel Bastida – The Specialist (Hollen Remix)

DJ Tankut Karakurt

DJ’lik dışında ilgilendiğin sanat dalları ya da hobilerin var mı?

Seramikle amatör olarak ilgileniyorum. Ayrıca BİFO’nun klasik müzik konserlerine düzenli olarak gidiyorum.

Kariyerinde dönüm noktası neydi?

Pandemi dönemi. Ne yapabileceğimizi çok düşündük, mesleğimiz açısından ikilemde kaldığımız bir dönemdi.

Yeni başlayan DJ’lere tavsiyen ne olurdu?

DJ’liği sadece para için yapmasınlar. Eğitimlerini ihmal etmesinler, önce hobi olarak başlayıp profesyonelliğe geçişte acele etmesinler.

Gelecekte hayalin ya da hedeflediğin sahne var mı?

Dostlarımla ve insanlarla iç içe eğlendiğim her sahne benim için vazgeçilmez.

Müziğini daha geniş kitlelere ulaştırmak için ne yapıyorsun?

Birçok otel, restoran, AVM ve firmaya müzik danışmanlığı yapıyorum. Müziğimle farklı mekânlarda karşılaşmanız çok olası.

Sosyal medyanın kariyerindeki yeri nedir?

Çok aktifim. Hem müziğimi hem de hayatımdan kesitleri paylaşıyorum. Kendi dilim var ve bence komiğim.

Çalma listenden gizli bir favorini söyler misin?

Tangun – Leave This House (Original Mix). Yakın zamanda kaybettiğimiz hocamız Tangun’a saygıyla…

#TankutKarakurt #DJRöportaj #ElektronikMüzik #House #Techno #ContemporaryIstanbul #NewYorkPublicHotel #MüzikKültürü #DJLife #PauseMag #AhuCagdas

Saeed Aghanejad “İran’daki sanat ortamı daha içe dönük”

Pause Sanat ve Pause Dergi olarak sanat röportajlarımıza devam ediyoruz. Sanat denilince akla gelen ilk isimler arsasında yer alan ArtGalerim sahibi ve sanat menajeri Özlem Alıcı’nın bu ay ki konuğu sanatçı Saeed Aghanejad oldu.  Saeed Aghanejad sanata dair tüm sorularımızı tüm içtenliği ile cevaplarken yeni sergisi hakkında bilgi verdi.

Keyifle okumalar…

Saeed Aghanejad “İran’daki sanat ortamı daha içe dönük”

 

Çağdaş İran sanatının dikkat çeken isimlerinden Saeed Aghanejad, duygusal yoğunluğu ve sembolik diliyle uluslararası sanat izleyicisinin ilgisini çekiyor. Geleneksel İran estetiğinin izlerini modern bir anlatımla buluşturan sanatçı, kişisel hafızayı, kültürel katmanları ve insanın içsel çatışmalarını resimlerinde yeniden kuruyor.

Bu röportajda Aghanejad’ın sanatsal köklerine, yaratım sürecine ve günümüz dünyasında sanatın rolüne dair görüşlerine yakından bakıyoruz.

İran’daki kültürel miras, sanatsal yaklaşımınızın oluşumunda nasıl bir temel oluşturdu? Bugünkü estetik dilinizin kökleri nereye uzanıyor?

İran, tarih boyunca imgelerin, sembollerin ve ruhsal derinliğin ülkesidir. Benim estetik dilimin kökleri de bu çok katmanlı kültürden besleniyor. Çocukluğumdan itibaren İran minyatürlerindeki detay sevgisi, şiirdeki metaforik yoğunluk ve gündelik hayatta bile hissedilen melankolik zarafet beni şekillendirdi.

Bugünkü işlerimde görülen denge, kırılganlık ve insanın içsel çatışması aslında bu kültürel mirasın modern bir yorumudur.

Eserlerinizde sıklıkla karşımıza çıkan semboller ve metaforlar, kişisel hikâyeleriniz veya toplumsal gözlemlerinizle nasıl bir ilişki kuruyor?

Eserlerimde yer alan semboller ve metaforlar, aslında hem kişisel hafızamın izleri hem de toplumsal belleğin yankılarıdır. İpler, ağırlıklar, gözleri kapalı figürler… Tüm bunlar bir yandan kendi yaşamımda taşıdığım mücadelelerin, diğer yandan ise içinde büyüdüğüm toplumun görünmez baskılarının görsel karşılıklarıdır.

Dışarıdan bakıldığında soyut ya da belirsiz gibi duran bu imgeler, benim için oldukça somut bir duygu yükü taşır. Örneğin eserlerimde sıkça kullandığım düğmeler, kaderin ve kader çizgisinin metaforik bir ifadesidir; insanın hayatında birbirine eklenen, kopan ya da yeniden dikilen ilişkilerin, seçimlerin ve yönelimlerin sessiz temsilcileridir.

Sembollerimi çoğunlukla açık uçlu bırakırım; çünkü bir sanat eserinin tamamlanmasını her zaman izleyicinin kendi hikâyesiyle mümkün kılan bir alan olduğuna inanırım. Yine de bu sembollerin kökleri, daima kişisel yaralarımdan, tanıklıklarımdan ve toplumsal hafızanın derin yerlerinden beslenir.

Bu nedenle her figür, her çizgi ve her işaret; hem bana ait hem de bize ait olan bir hikâyeyi yeniden kurar.

Saeed Aghanejad

İran kültürünün önemli bir parçası olan minyatür, kaligrafi ve geleneksel motifler, çağdaş işlerinizde hangi formlarda karşımıza çıkıyor?

İşlerimde geleneksel estetiği birebir kopyalamaktan çok, onun ruhsal mimarisini taşıyorum.

Minyatürün detay tutkusunu figürlerimdeki ince çizgilerde, kaligrafinin akışkanlığını kompozisyonun ritminde, geleneksel motiflerin simgesel dilini ise arka plandaki dokusal katmanlarda yeniden yorumluyorum.

Bu unsurlar, modern bir hikâyenin içinde nostaljik bir fısıltı gibi yer alıyor.

Çalışmalarınızda göze çarpan güçlü duygusal yoğunluk nasıl doğuyor? Bu atmosferi kurarken sizi en çok etkileyen duygu veya tema nedir?

Duygusal yoğunluk, genellikle “içsel baskı”dan doğuyor.

İnsanın kendini anlamaya çalıştığı o gri alanlar —ne tam karanlık ne tam aydınlık olan yerler— benim için en etkileyici konular.

Bu atmosferi kurarken en çok yalnızlık, arayış ve kontrol – teslimiyet ikileminde biriken duygular beni şekillendiriyor.

Saeed Aghanejad

İran’daki sanat ortamı ile uluslararası alanlarda çalışırken gözlemlediğiniz farklılıklar nelerdir? Bu farklılıklar üretim sürecinizi nasıl etkiliyor?

İran’daki sanat ortamı daha içe dönük, sembolik ve çoğu zaman sansürün gölgesinde ilerliyor. Uluslararası arenada ise ifade özgürlüğü ve disiplinlerarası birliktelik çok daha güçlü.

Bu karşıtlık, üretim sürecimde iki katman oluşturdu:

Biri, içsel ve kapalı bir dil; diğeri, daha açık ve evrensel bir anlatım.

İkisinin birleşimi, bugünkü görsel kimliğimi oluşturdu.

Kompozisyonlarınızdaki renk tercihleri ve boşluk kullanımı oldukça karakteristik. Bu iki öğe sizin için neyi temsil ediyor?

Renkler benim için duygunun sesi, boşluk ise nefes alanıdır. Özellikle mavi tonlarının yoğun kullanımı, hem ruhsal bir derinliği hem de varoluşun belirsizliğini temsil ediyor.

Boşluk ise figürlerin yalnızlığını, çevreden kopuşunu ve izleyicinin kendi sezgisiyle alanı tamamlaması için bırakılan bilinçli bir sessizliği ifade ediyor.

Sanat eserleriniz izleyiciyi çoğu zaman içsel bir sorgulamaya davet ediyor. Sizce izleyici – eser ilişkisi nasıl kurulmalı?

Ben izleyicinin eseri sadece “görmesini” değil, kendi hayatıyla temas ettirmesini önemsiyorum.

Eserle ilişki, sanatçının niyetinden çok izleyicinin içsel yolculuğu üzerinden kurulmalı.

Sanat, iki tarafın da alan açtığı bir karşılaşmadır; ben sadece o kapıyı aralayan kişiyim.

Saeed Aghanejad

Sanatsal yolculuğunuz boyunca karşılaştığınız en kritik zorluk neydi? Bu deneyim estetik anlayışınızı nasıl dönüştürdü?

En büyük zorluk, kendi iç sesimi bulabilmekti. Bir dönem dış beklentiler, sınırlar ve toplumsal baskılar beni şekillendiriyordu. Bu baskıyla yüzleştiğim an, estetik anlayışım da değişti: Daha samimi, daha kırılgan ama daha gerçek oldu. Kendi sınırlarımla yüzleşmek aslında özgürlüğümün başlangıcıydı.

Bugünün dünyasında çağdaş sanatçının toplumdaki rolü sizce nedir? Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz?

Bir çağdaş sanatçı, toplumun hem tanığı hem de aynasıdır.

Sanatın dönüştürücü gücü vardır; ama bu güç çoğu zaman sessizdir.

Zihni bir milim hareket ettiren bir eser, bir toplumun yıllar sonra değişim göstermesine katkı sağlayabilir.

Ben sanatın bu görünmez ama derin etkisine inanıyorum.

Şu anda üzerinde çalıştığınız yeni projelerden bahsedebilir misiniz? Gelecekteki sanatsal yönelimleriniz hakkında ipuçları verebilir misiniz?

Şu sıralar insanın kaderle kurduğu ilişkiyi ve bu ilişkide ortaya çıkan kırılma anlarını merkeze alan yeni bir seri üzerinde çalışıyorum.

Gelecekte ise insan figürünü giderek daha sembolik bir forma dönüştürmeyi, hatta çizginin tek başına taşıdığı anlatım gücünü öne çıkaran bir pratiğe yönelmeyi planlıyorum.

Bu senenin sonunda Ankara’da kişisel sergim açılacaktır. Yeni yılda “Türkiye’nin Efsaneleri” adlı kitabım yayımlanacak ve Artgalerim’de yeni dönem işlerimi içeren özel bir sergi düzenleyeceğim.

Kısacası, hem estetik hem de kavramsal anlamda daha özgür ve daha içsel bir süreçten geçiyorum.

Saeed Aghanejad

#PauseSanat #PauseDergi #SaeedAghanejad #ÖzlemAlıcı #ÇağdaşSanat #İranSanatı #ArtGalerim #SanatRöportaj

Asya Kasap “Kamera arkası da çok ilgimi çekiyor”

Genç yaşında dikkat çeken performanslara imza atan Asya Kasap, 2025’i güzel anılarla geride bırakırken yeni yıl için heyecanlı. Yılbaşı ruhunu çok sevdiğini söyleyen Kasap, 2026’da hem kariyerinde hem de yeni karakterlerin dünyasında kendini daha da geliştirmeyi diliyor…

RÖPORTAJ: NAZAN ORTAÇ nazanortac@outlook.com.tr

PAUSE Dergi’nin aralık sayısı için bir araya geldiğimiz Asya Kasap, hem içtenliği hem de sanatına duyduğu güçlü bağlılıkla genç kuşağın en merak edilen oyuncularından biri. “Sen Anlat Karadeniz” ile çok erken yaşta kamera karşısına geçen Kasap, o günden bu yana hem deneyimini büyütmüş hem de kendine özgü bir oyunculuk yaklaşımı geliştirmiş.

Yeni karakterlere “yeni bir arkadaş edinmek” gibi yaklaştığını söyleyen genç oyuncu, setlerin enerjisinden ve yaratıcılığın sınırsız dünyasından besleniyor. Şimdi ise “Çarpıntı” dizisindeki Biricik karakteriyle izleyicinin karşısına çıkmanın heyecanını yaşıyor.

Asya Kasap

Oyunculuk serüveniniz nasıl başladı? Sizi bu mesleğe yönlendiren ilk kıvılcım neydi?

Oyunculuk serüvenim, küçükken film izlerken o karakterleri taklit ederek başladı. Orada olmak istiyordum ve eğitim almaya başladım. Sanırım beni yönlendiren kıvılcım, farklı kişiliklere hayat vermenin çok heyecan verici olmasıydı.

Eğitim sürecinizde veya kariyerinizin başında sizi en çok etkileyen isim ya da olay neydi?

Beni en çok etkileyen süreç, “Sen Anlat Karadeniz” de oynama sürecim. Çok hızlı gelişti ve yaşım çok küçüktü. Kamera önü hakkında çok bir deneyimim yoktu ve ilk deneyimimi Osman Sınav ve onun gibi çok başarılı isimlerle yapmak benim için çok büyük bir fırsattı.

Asya Kasap

Bir karakteri hazırlarken nasıl bir süreç izliyorsunuz? Özel ritüelleriniz, araştırma yöntemleriniz var mı?

O karakteri anlamaya çalışıyorum. Onu sevecek ve benimseyecek yerler buluyorum. Yeni bir arkadaş edinmek gibi bence. Bu yüzden de ona uygun bir alt metin oluşturuyorum kafamda ve oynadığım karaktere bir müzik seçiyorum. Bunlar beni etkiliyor.

Yakın gelecekte oynamak istediğiniz özel bir rol ya da tür var mı?

Psikolojik bir rahatsızlığa sahip bir karakteri oynamak çok isterim. Psikolojiyi araştırmayı çok seviyorum ve oyun alanının da çok geniş ve zevkli olacağını düşünüyorum.

Asya Kasap

“Çarpıntı” dizisindeki rolünüzden bahseder misiniz? Rolün hangi yönü sizi çekti ve heyecanlandırdı?

Hayat verdiğim “Biricik” çok saf, çok iyi bir karakter. O evin içinde hâlâ mutlu kalması, beni çok etkiliyor. Onun o cıvıl cıvıllığını ve yüksek enerjisini seviyorum.

Sette yaşadığınız unutamadığınız komik ya da duygusal bir an var mı?

Setler hep çok keyifli geçiyor. Bir örnekle sınırlandıramam. Şu anda yine çok eğlenceli ve konforlu çalışıyoruz.

Asya Kasap

“YILBAŞI RUHUNU ÇOK SEVİYORUM”

2025’ten geriye baktığınızda sizi en çok mutlu eden şey neydi, yeni yıldan beklentiniz ne?

2025 yılımda kariyerim için çok güzel işler yaptım ve sevdiklerimle çok güzel anılar biriktirdim. 2025’i düşününce aklıma bunlar geliyor…

Yılbaşı ruhu size ne ifade ediyor? Bu dönemde enerji toplamak için neler yaparsınız?

Yılbaşı ruhunu çok seviyorum. Her yerin çok güzel süslenmesi ve herkesin yeni beklentilerle ve yeni enerjilerle yeni yılı beklemesini çok seviyorum. Enerji toplamak için, yılbaşı ağacı kuruyorum, sevdiklerime şans getirmesine inandığım hediye alıyorum ve kendime de şans getirdiğini inandığım bir hediye alıyorum. Ayrıca kokinanın da bolluk getireceğine inanıyorum.

Asya Kasap

Yeni yılda kendiniz için belirlediğiniz özel bir hedef ya da hayal var mı?

Yaptıklarımın çok daha üstüne koyarak gittiğim bir yıl olmasını istiyorum. İşimle ilgili çok güzel adımlar atmayı diliyorum. Aynı zamanda sosyal ilişkilerimde de güzel anılar belirleyip, yeni yıla bunları düşünerek giriyorum.

Oyunculuk dışında sizi en çok besleyen hobiler ya da ilgi alanları neler?

Resim yapmaya çalışmayı çok seviyorum. Bazen seramik alıp onu boyuyorum. Ve ukulele çalmayı öğrenmeye başladım ama daha yeniyim…

Asya Kasap

Yoğun set temposunda kendinize zaman ayırmayı nasıl başarıyorsunuz?

İşim erken bittiğinde arkadaşlarımla buluşup kendimi sıfırlıyorum onlarla zaman geçirmek bana iyi geliyor. Yorgun olsam da sosyal hayatımı ihmal etmemeye çalışıyorum.

Hayranlarınızdan veya izleyicilerden aldığınız en ilginç geri bildirim neydi?

“Adı Sevgi” dizisinde bazı şiddet sahnelerim vardı. İnsanlar bana üzülüp, “gece uyurken kapını kilitle, dikkat et” diyorlardı…

Asya Kasap

Uzun vadede oyunculuk kariyerinizde kendinizi nerede görüyorsunuz? Hayalleriniz neler?

Türkiye’de kendimi kanıtladıktan sonra yurt dışında da oyunculuk yapmak istiyorum.

“Kamera arkası da çok ilgimi çekiyor”

Oyunculuk dışında ilgilenmek istediğiniz başka bir alan var mı? Yapımcılık, senaristlik, yönetmenlik gibi…

İlerde senaryo yazmak ve yönetmek çok isterim zaten aynı zamanda üniversitede sinema ve dijital medya bölümünü okuyorum. O yüzden kamera arkasında da profesyonelleşmek isterim.

Asya Kasap

Oyuncu olmasaydınız bugün hangi mesleği yapıyor olurdunuz?

Bilmiyorum. Hiç düşünmedim çünkü sektöre çok küçük başladığım için hayatımı oyunculuğa göre kurdum. Ama sanırım okuduğum bölümle alakalı olarak yönetmen ya da senarist diyeceğim.

#AsyaKasap #PauseDergi #Röportaj #YeniYıl #Oyunculuk #SenAnlatKaradeniz #GençYetenek #2026

Cengiz İmren klipte ayak yıkadı

Sanatçı Cengiz İmren, Ulus’taki stüdyosunda yeni şarkısı “Ağa Mısın Paşa Mısın?” hakkında konuştu. İmren, “Şarkılarımda genelde gönderme olur, üzerine alınmak isteyen alınabilir ama ben halka yazıyorum. Göz önünde olmayı yıllardır istemedim, artık varız” dedi.

Yoğun sahne çalışmalarına başladığını belirten İmren, Almanya’da çekilen klipte dikkat çeken bir sahneyi anlattı: “Klipte sevgili yönetmenim bana hanımefendinin ayağını yıkayacaksın dedi. Anneme olan saygımdan dolayı Türkiye’de ilk defa belki de ben bir kadının ayağını yıkadım.”

Rap müziğe dair düşüncelerini de paylaşan sanatçı, genç isimleri başarılı bulduğunu belirterek, “Blok3 ile düet düşünüyorum. Semicenk de benim şarkılarımı söyler, onlar da beni sever” ifadelerini kullandı.

#Cengizİmren #AğaMısınPaşaMısın #YeniŞarkı #Klip #Magazin #RapMüzik #Semicenk #Blok3

Zerdeçal ve karabiberi birlikte kullanın!

Kış ayları; soğuk hava ve kapalı alanlarda uzun süre kalma sonucunda artan enfeksiyon riski nedeniyle bağışıklık sistemimizin en çok desteğe ihtiyaç duyduğu bir dönem. Güçlü bir bağışıklık sadece hastalıklardan korunmamız için değil, mevsimsel yorgunluklara karşı direnç gösterebilmemiz için de önemli. Acıbadem Fulya Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, doğru ve dengeli beslenmenin bağışıklık sistemimizin en temel yakıtı olduğuna dikkat çekerek, “Çünkü vücudumuz savunma hücrelerini üretmekten onları aktive etmeye kadar her aşamada kaliteli besin öğelerine ihtiyaç duyar” diyor. Kış mevsiminde sağlıklı beslenmenin sadece yeterli miktarda yemek anlamına gelmediğine işaret eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, “Sağlıklı beslenmek; doğru vitamini, minerali ve antioksidanı doğru şekilde ve gerekli miktarda almak anlamına gelir. Bu nedenle C, D, A ve E vitaminleri ile çinko, selenyum ve omega-3 kaynaklarını günlük beslenmede tüketmek büyük önem taşır. Ayrıca, uzun açlıklardan kaçınmalı, her öğünde kaliteli protein, sağlıklı yağ ve lifli besinlere yer verilmelidir” bilgisin veriyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, kış aylarında bağışıklık sistemimizi güçlendiren beslenme kurallarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik

Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik

Yemeklerinize günde bir diş sarımsak ekleyin

Sarımsak, içeriğindeki allicin sayesinde antibakteriyel ve antiviral etki gösteriyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, düzenli tüketildiğinde sarımsağın bağışıklık hücrelerinin aktivitesini artırdığını belirterek, “Günde bir diş çiğ veya ezilerek yemeğe eklenen sarımsak soğuk algınlığına karşı koruma sağlar. Özellikle çorbalara ve sulu yemeklere pişirme sonunda eklendiğinde daha fazla etkili olur” diyor.

Çorbalarınıza kemik suyu ilave edin

Kolajen, prolin ve glisin gibi bağışıklık sistemini destekleyen aminoasitler açısından zengin olan kemik suyu ayrıca bağırsak bariyerini güçlendirerek vücudun iltihap yanıtını da  dengeliyor. Çorbalarınıza veya yemeklerinize günde bir kepçe (yaklaşık 100 ml) eklemeniz kış aylarında güçlü bir savunma sağlayacaktır. Ancak, kan kolesterol düzeyiniz yüksekse kemik suyunu haftada iki kezden fazla tüketmemelisiniz.

Zerdeçal ve karabiberi birlikte kullanın

Zerdeçalın ana etken maddesi olan kurkumin vücutta tek başına yüzde 2 oranında emilirken, karabiberdeki piperin ile birlikte tüketildiğinde emilim yüzde 20’lere çıkıyor. Bu kombinasyon güçlü bir anti-inflamatuar etki oluşturarak bağışıklığı destekliyor. Günde bir çay kaşığı zerdeçal ve bir tutam karabiberi çorba, omlet veya sıcak sütle tüketebilirsiniz.

C vitamini kaynağı meyve şart

C vitamini bağışıklığın temel savunucusu olan beyaz kan hücrelerinin üretimini artırmak gibi önemli bir işlev üstleniyor. Portakal, mandalina, kivi ve çilek gibi C vitamini içeren meyveler hem antioksidan sağlıyor hem de enfeksiyon süresini kısaltıyorlar. Dolayısıyla, günde bir porsiyon, yani 100-150 gram C vitamini kaynağı meyve tüketmeye özen gösterin. Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, ancak C vitamininin depolanan bir vitamin olmadığını vurgulayarak, “Bu vitaminin fazlası idrar yoluyla vücuttan atılır. Bu nedenle, C vitamini içeren meyveyi fazla tüketmek kan şekeri regülasyonunu bozabilir ve gereksiz şeker alımına yol açabilir. Dolayısıyla, özellikle diyabetik hastalar bir porsiyondan fazla tüketmemelidir” bilgisini veriyor.

Sofranızda haftada en az iki kez balık olsun

Haftada en az iki kez somon, uskumru veya sardalya tüketmeyi alışkanlık edinin. Bu balıklardaki omega-3 yağ asitleri inflamasyonu, yani yangıyı azaltıyor ve bağışıklık hücrelerinin işlevlerini güçlendiriyor. Ancak, sağlığınız için fırın veya ızgara pişirme yöntemini tercih etmelisiniz.

Her gün bir avuç kuruyemiş tüketin

E vitamini, çinko ve sağlıklı yağlar açısından zengin olan kuruyemişler bağışıklık hücrelerini oksidatif stresten koruyor. Cevizdeki alfa-linolenik asit ayrıca antiviral savunmayı da destekliyor. Bu nedenle, günde bir avuç (25–30 gr) çiğ fındık, badem veya ceviz tüketmeniz bağışıklığınızın güçlenmesinde etkili oluyor.

Probiyotik kaynaklarını unutmayın

Bağışıklığın yüzde 70’i bağırsaklarda olduğu için probiyotikler güçlü bir bağışıklık sisteminin sağlanmasında kritik bir rol oynuyor. Kefir ve yoğurttaki lactobacillus ile bifidobacterium türleri enfeksiyona karşı koruma sağlıyor. Günde iki su bardağı (350-400 gr) probiyotik kaynaklı yoğurt veya kefir tüketmek bağışıklığı belirgin şekilde güçlendiriyor.

Bir tutam maydanozu limonla birlikte tüketin

Maydanoz hem C vitamini hem de klorofil bakımından zengin bir besin. Klorofil oksijenlenmeyi artırırken toksinlerin de atılmasına yardımcı oluyor. Kahvaltıda veya salatalarda bir avuç maydanoz tüketmek kış hastalıklarına karşı koruyucu etki gösteriyor. Limonla birlikte yenildiğinde C vitamini etkisi daha da güçleniyor.

Her gün bir yumurta önemli

Yumurta; A vitamini, D vitamini, çinko ve kaliteli protein içeriyor. Bu vitamin ile minerallerin bağışıklık hücrelerinin oluşumu ve onarımı için gerekli olduğunu vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, “Günde bir adet yumurta tüketmek, özellikle mevsim geçişlerinde vücudun direncini artırır. Ancak, kan kolesterol seviyesi yüksek olan kişiler haftada üç adet yumurta tüketmeliler” bilgisini veriyor.

Günde 1,5 litre su içmeyi unutmayın

Bağışıklık hücrelerinin büyük kısmı lenf sistemi içinde taşınıyor. Su olmazsa lenf akışı yavaşlıyor ve bağışıklık yanıtının gecikmesine sebep oluyor. Su aynı zamanda vücuttan toksinlerin atılmasını ve mukozaların savunma gücünü destekliyor. Dehidratasyon ise bağışıklığı hızla düşürüyor. Bu nedenle, susama hissiniz az olsa bile günde 1.5 litre (6–8 bardak) su içmeyi asla ihmal etmeyin.

#BağışıklıkGüçlendirme #KışBeslenmesi #SağlıklıYaşam #AcıbademHastanesi #MüzeyyenÇelik #DengeliBeslenme #VitaminMineral #Omega3 #KışAylarındaSağlık #BeslenmeÖnerileri #DiyetUzmanı