Yazılar

“Basit bir omuz ağrısı” diyerek geçiştirmeyin, çünkü…

Geceleri omzunuzda hissettiğiniz hafif bir ağrı, zamanla kolunuzu kaldırmanızı zorlaştırıyorsa, “donuk omuz” sinyal veriyor olabilir!  Tıbbi olarak “adeziv kapsülit” olarak bilinen donuk omuz; hareket kısıtlılığına yol açabilen, ağrılı ve ilerleyici bir sendrom olarak dikkat çekiyor. Öyle ki omuz ekleminde oluşan ağrı ve sertlik nedeniyle araba kullanma, giyinme veya yukarıya uzanma gibi günlük basit işler bile zorlaşabiliyor, hatta imkansız hale gelebiliyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Gökşen Gökşenoğlu, bu nedenle donuk omuz sendromunda erken teşhis ve tedavinin son derece önemli olduğunu vurgulayarak, “Genellikle yavaş ilerleyen donuk omuz sendromu hayatı tehdit etmese de tedavisinde geç kalındığında iyileşme süreci oldukça uzarken, omuz hareketlerinde kalıcı kısıtlılık gelişebilmekte ve ağrı kronik hale gelebilmektedir” diyor.  Doç. Dr. Gökşen Gökşenoğlu, erken dönemde tedavinin ise iyileşme süresini belirgin şekilde kısalttığını ve kalıcı sakatlık riskini de önlediğini belirterek, “Bu nedenle, 2–3 haftadan uzun süren omuz ağrısı ve hareket kısıtlılığı sorununda zaman kaybetmeden bir hekime başvurulması büyük önem taşımaktadır” diye konuşuyor.

Doç. Dr. Gökşen Gökşenoğlu

Doç. Dr. Gökşen Gökşenoğlu

Bu sorun 30’lu yaşlarda giderek artıyor!

Dünya genelinde nüfusun yaklaşık yüzde 2-5’ini etkileyen donuk omuz sendromu, ülkemizde de benzer oranlarda görülüyor. Son yıllarda, kısmen hareketsiz yaşam tarzının yaygınlaşması, diyabet ve tiroit bozukluklarının artması, yaralanmalar veya ameliyatlar sonrasında uzun süreli hareketsizlik nedeniyle donuk omuz sendromunda belirgin bir artış gözleniyor. Ayrıca, geçmişte 40 yaşın altındaki kişilerde nadir görülürken, günümüzde aynı risk faktörleri sebebiyle 30’lu yaşlarda da giderek daha sık ortaya çıkıyor. Bunun yanı sıra 40 yaş üstündeki kadınların bu sendroma yakalanma risklerinin erkeklere göre 2-4 kat daha fazla olduğu bildiriliyor. Özellikle menopoz döneminde meydana gelen hormonal değişimlerin ve kadınlarda otoimmün hastalıkların daha yüksek oranda görülmesinin bu tabloda etkisi olduğu düşünülüyor.

Omzun hareketsiz kalması riski artırıyor

Donuk omuz sendromunun en sık idiopatik, yani sebebi belli olmayan tipi görülüyor.  Yakın zamanda geçirilen omuz yaralanmaları veya ameliyatlar nedeniyle omzun uzun süreli hareketsiz kalması riski artırıyor. Diyabet hastalığında, yüksek kan şekeri sebebiyle dolaşım bozukluğu, kolajende değişim, inflamasyona yatkınlık ve hareket kısıtlılığı birleşerek, donuk omuz gelişimini kolaylaştırıyor. Bu nedenle, diyabet hastalarında risk, normal bireylere kıyasla 2 ila 4 kat yükseliyor. Tiroit bozuklukları (hipotiroidi ve hipertiroidi), parkinson hastalığı ve kardiyovasküler hastalıklar da donuk omuz gelişiminde etkili faktörler arasında yer alıyor.

Geceleri hissedilen omuz ağrısıyla başlıyor!

Omuz eklem kapsülünün iltihaplanması ve kalınlaşması zamanla skar dokusu oluşumuna ve bunun sonucunda hareketlerin kısıtlılığına yol açıyor. Donuk omuz çoğu zaman haftalar veya aylar içinde kademeli olarak ilerliyor. Hastalığın başlangıcında, özellikle geceleri hissedilen omuz ağrısı ön planda oluyor. Bu ağrılar genellikle uykuyu bozarak, kronik yorgunluğa ve duygusal dalgalanmalara sebep olabiliyor. Hastalık ilerledikçe eklem kapsülündeki sertlik artıyor ve hareket açıklığı belirgin şekilde azaldığı için kolu kaldırmak zorlaşıyor; giyinme, soyunma, yemek yeme ve saç tarama gibi rutin işleri yapmakta bile büyük güçlük çekiliyor.

Tam iyileşme bir yılı bulabiliyor!

Donuk omuz tedavisinin temel amacı; ağrıyı dindirmek ve hastanın günlük aktivitelerini rahat bir şekilde yapabilmesi için eklem kısıtlılığını önleyerek, omzun hareket kabiliyetini geri kazandırmak. İyileşme süresi ise hastanın genel durumu ve tedaviye ne zaman başlandığına bağlı olarak değişkenlik gösteriyor. Hastaların çoğu 3 ila 6 ay içinde günlük yaşamlarına geri dönebilirken, tam iyileşme süresi bazı durumlarda bir yıla kadar uzayabiliyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Gökşen Gökşenoğlu, erken tanı ve doğru tedaviyle hastaların genellikle omuz fonksiyonlarını tamamen veya büyük ölçüde geri kazanabildiklerini ifade ediyor.

İlk basamak: Fizik tedavi ve ilaçlar

Donuk omuz sendromunun tedavisine genellikle ilaçlar eşliğinde uygulanan fizik tedavi yöntemiyle başlanıyor. Doç. Dr. Gökşen Gökşenoğlu, “Germe ve güçlendirme egzersizleriyle omzun hareket kapasitesi artırılırken, antiinflamatuar ilaçlar ve eklem içine uygulanan kortikosteroid enjeksiyonları da ağrının kontrol altına alınmasına yardımcı olmaktadır. Daha ileri durumlarda, eklem kapsülünün sıvıyla genişletilmesini sağlayan hidrodilatasyon yöntemi uygulanabilmektedir” diyor. Doç. Dr. Gökşen Gökşenoğlu, şiddetli veya diğer tedavilere yanıt vermeyen tablolarda ise cerrahi yöntemin gündeme geldiğini belirtiyor.

Bu yöntem cerrahi ihtiyacını azaltıyor!

Son yıllarda, donuk omuz sendromunun tedavisinde öne çıkan ve umut vadeden yöntemlerden biri olan hidrodilatasyon, minimal invaziv bir işlem olarak dikkat çekiyor.  Hidrodilatasyon yönteminde steril sıvı omuz eklemi içine enjekte ediliyor. Böylece omuz eklem kapsülünün kontrollü şekilde gerilmesi ve kapsülde oluşan yapışıklıkların azaltılması hedefleniyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Gökşen Gökşenoğlu, çoğunlukla görüntüleme rehberliğinde yapılan bu işlemin özellikle fizyoterapi ile birlikte uygulandığında, ağrının hızla azalmasını ve omuzlarda hareket artışını sağladığını belirterek, “Yöntemin başlıca faydası ise iyileşmeyi hızlandırırken, cerrahi müdahale ihtiyacını önemli ölçüde azaltmasıdır” diyor.

#OmuzAğrısı #DonukOmuz #AdezivKapsülit #FizikTedavi #ErkenTeşhis #SağlıkHaberi #AcıbademHastanesi #HareketKısıtlılığı #KronikAğrı #PauseDergi

“Migreni Ağrı Kesiciyle Bastırmayın: Aşırı İlaç Kullanımı Yeni Bir Baş Ağrısı Türüne Yol Açabilir”

Migrenin, şiddetli ve yaşam kalitesini düşüren özellikli bir baş ağrısı olduğunu belirten uzmanlar, atakların 3 saatten 3 güne kadar sürebildiğini söylüyor.

Çoğu zaman ışık, ses hassasiyeti ile bulantı ve kusmanın migrene eşlik ettiğini dile getiren Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, “Migren ataklarını tetikleyen pek çok faktör bulunur. En sık karşılaşılan tetikleyiciler arasında; parlak ışıklar, keskin ve yoğun kokular, mayalı içecekler, lodos, aromatik yiyecekler, çikolata ve bazı kişilerde çilek yer alır.” dedi. Uzun süreli ve sık ağrı kesici kullanımının ise ayrı bir baş ağrısı tablosuna yol açabildiğine vurgu yapan Dr. Şalçini, migrenin doğru tanı ve düzenli tedaviyle kontrol altına alınabilen bir hastalık olduğunu hatırlattı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, migrenin türleri, belirtileri, tetikleyicileri, tedavi yaklaşımları ve ne zaman doktora başvurulması gerektiği hakkında bilgi verdi.

Dr. Celal Şalçini

Dr. Celal Şalçini

Migren atakları 3 saat ile 3 gün arasında sürebiliyor!

Migrenin, primer baş ağrıları grubunda yer alan, kendine özgü özellikleri olan bir baş ağrısı türü olduğunu dile getiren Dr. Celal Şalçini, “En belirgin özellikleri; genellikle tek taraflı olması, zonklayıcı karakterde seyretmesi ve nabız atışı gibi hissedilmesidir.” dedi.

Migren atağı sırasında ışık ve sesten rahatsızlık, bulantı ve kusmanın sık görüldüğüne işaret eden Dr. Şalçini, “Fiziksel aktiviteyle birlikte ağrının artması tipiktir. Merdiven çıkmak, eğilmek, öksürmek, ıkınmak veya zorlanmak ağrıyı artırır ve hasta bu aktivitelerden kaçınma eğilimindedir. Migren atakları 3 saat ile 3 gün arasında sürebilir ve genellikle oldukça şiddetlidir. Ağrı şiddeti, sıfırdan 10’a kadar yapılan değerlendirmelerde çoğunlukla 7-8 düzeyindedir.” şeklinde konuştu.

Auralı migren, baş ağrısından önce görülen belirtilerle ortaya çıkar!

Migrenin kendi içinde tipleri olduğunu hatırlatan Dr. Celal Şalçini, “Bunların en temel ayrımı auralı migren ve aurasız migren şeklindedir. Klinik pratikte her iki tip de görülür.” dedi.

Auralı migrenin, hastanın baş ağrısı başlamadan önce hissettiği bazı yakınmalarla kendini gösterdiğini ifade eden Dr. Şalçini, “Bu belirtiler çoğunlukla görsel problemler şeklinde ortaya çıkar; ancak diğer duyusal sistemleri ya da motor fonksiyonları etkileyen belirtiler de görülebilir. En sık karşılaşılan aura türü görsel auradır. Baş ağrısı başlamadan yaklaşık yarım saat önce ortaya çıkan bu dönemde; görme alanının bir tarafında zikzaklı ya da parlamalı çizgiler, görme bulanıklığı, ışık patlamaları, ışık çakmaları, buzlu cam arkasından bakıyormuş hissi veya gökkuşağı renklerinde şekiller görülebilir. Bu süreçte henüz baş ağrısı yoktur. Aura belirtileri geçtikten yaklaşık yarım saat sonra baş ağrısı başlar. Bu nedenle hastanın aurayı tanıması önemlidir. İlk kez yaşayan hastalar doğal olarak endişe duyabilir; ancak aura, migrenin bilinen ve tanımlanmış bir evresidir.” açıklamasını yaptı.

Hasta, kendi tetikleyicilerini fark edebilmeli!

Migren ataklarını tetikleyen pek çok faktör olduğuna değinen Dr. Celal Şalçini, “En sık karşılaşılan tetikleyiciler arasında; parlak ışıklar, keskin ve yoğun kokular, mayalı içecekler, lodos, aromatik yiyecekler, çikolata ve bazı kişilerde çilek yer alır.” dedi.

Deterjanlar, parfümler, barometrik basınç değişiklikleri, klima ortamları ve bir yerden başka bir yere yapılan yolculukların da migren atağını tetikleyebileceğini kaydeden Dr. Şalçini, “Mantar ve şarap gibi mayalı ürünler de bazı hastalarda atağa yol açabilir. Tetikleyiciler kişiden kişiye değişir. Bu nedenle en önemli nokta, hastanın kendi tetikleyicilerini fark etmesi ve ayırt edebilmesidir. Bir faktörün migreni tetiklediğini fark eden hastanın, mümkün olduğunca bu durumdan kaçınması gerekir.” uyarısını yaptı.

Ayda 10-15 günden fazla ağrı kesici kullanımı, ‘aşırı ilaç kullanımına bağlı baş ağrısı’na yol açabilir!

Sürekli ağrı kesici kullanımının doğrudan migreni tetiklemediğini, ancak baş ağrısı sınıflamasında ‘aşırı ilaç kullanımına bağlı baş ağrısı’ adı verilen ayrı bir baş ağrısı tipi olduğunu vurgulayan Dr. Celal Şalçini, “Bu durum özellikle migren ve diğer baş ağrısı hastalarında, sık ve düzenli ağrı kesici kullanımına bağlı olarak gelişir.” dedi.

Dr. Şalçini bu durumu şöyle açıkladı:

“Eğer bir kişi ayda 10-15 günden fazla (kullanılan ilacın türüne göre değişmekle birlikte) ağrı kesici kullanıyor ve baş ağrısı sürekli hâle gelmişse, bu durum aşırı ilaç kullanım baş ağrısı olarak değerlendirilir. Bu tablo hem tanıyı zorlaştırır hem de tedavi sürecini karmaşıklaştırır. Bu hastalarda öncelikle aşırı ilaç kullanımının kesilmesi hedeflenir. Ardından esas baş ağrısının tedavisine geçilir. Bu durumun kendine özgü bir hastalık adı ve yaklaşımı vardır.”

Bazı kişilerde ömür boyu sürebilirken, bazı kişilerde zamanla ortadan kalkabilir!

Migrenin tamamen geçip geçmeyeceğinin oldukça tartışmalı bir konu  olduğunu aktaran Dr. Celal Şalçini, “Migren bazı kişilerde ömür boyu sürebilirken, bazı kişilerde zamanla tamamen ortadan kalkabilir.” dedi.

Migren tedavisinde iki temel yaklaşım olduğunu belirten Dr. Şalçini, “İlk yaklaşım, yalnızca atak sırasında ilaç kullanılmasıdır. Ayda bir kez, hafif şiddette ve istirahatle geçen ağrıları olan hastalarda genellikle bu yöntem yeterlidir. Ancak haftada bir veya daha sık görülen, birkaç gün süren, şiddetli ve iş ya da sosyal hayatı bozan atakları olan hastalarda hem atak tedavisi hem de koruyucu tedavi uygulanır. Koruyucu tedavinin amacı, atakların sıklığını ve şiddetini azaltmaktır.” bilgisini paylaştı.

Hedeflenen iyilik hâline ulaşıldıktan sonra en az 6-9 ay boyunca bu durumun sürmesinin beklendiğini aktaran Dr. Şalçini, “Bu sürenin ardından ilaçlar yavaşça kesilir. Eğer hasta bu dönemde ataksız kalırsa tedavi başarılı kabul edilir. Bazı hastalarda ataklar uzun süre geri gelmezken, bazı hastalarda ilaç kesildikten sonra tekrar başlayabilir.” şeklinde konuştu.

Migren, tedavi edilebilir bir hastalık!

Migreni olan hastaların mutlaka bir hekime başvurması gerektiğine dikkat çeken Dr. Celal Şalçini, “Özellikle ayda 3-4’ten fazla, şiddetli ve yaşam kalitesini bozan baş ağrıları olan kişilerin doktora başvurması önemlidir.” dedi.

Ayrıca bazı alarm bulguları olduğu uyarısını yapan Dr. Şalçini, sözlerini şöyle tamamladı:

“Hayatında ilk kez ortaya çıkan baş ağrısı, 50 yaşından sonra başlayan baş ağrısı, baş ağrısına eşlik eden duyusal ya da motor belirtiler, ilaçlara yanıt vermeyen ağrılar ve çok sık tekrar eden baş ağrıları mutlaka değerlendirilmelidir.

Migren, tedavi edilebilir bir hastalıktır. Günümüzde klasik ilaçların yanı sıra yeni nesil, halk arasında ‘aşı’ olarak adlandırılan enjeksiyonlar, ağızdan kullanılan akıllı ilaçlar ve botulinum toksini gibi farklı tedavi seçenekleri mevcuttur. Hastanın tetikleyicilerini tanıması, tedaviye uyum göstermesi ve doktoruyla iş birliği içinde olması tedavi başarısını artırır. Ayrıca hastaya eğitim verilmesi büyük önem taşır. Çünkü her baş ağrısı migren değildir; stres tipi baş ağrıları gibi farklı baş ağrıları da görülebilir. Zamanla hangi ağrının migren, hangisinin stres kaynaklı olduğunu ayırt etmeyi öğrenen hastalarda tedavi başarısı belirgin şekilde artar.

#Migren #BaşAğrısı #AğrıKesici #AşırıİlaçKullanımı #Nöroloji #SağlıkHaberi #ÜsküdarÜniversitesi #NPİSTANBUL #TedaviEdilebilirMigren #PauseDergi

Aşkı Taçlandıran Spa ve Özel Menü Deneyimi

Hilton İstanbul Bomonti Hotel & Conference Center, 14 Şubat Sevgililer Günü için çiftlere unutulmaz bir deneyim sunuyor. Otelin 34. katında yer alan Cloud 34, romantik atmosferi, canlı müzik performansları ve gurme lezzetleriyle bu özel geceyi benzersiz kılıyor.

Hilton İstanbul Bomonti Hotel & Conference Center

Gurme Lezzetlerle Aşkın Sofrası

Uzakdoğu mutfağından ilham alan özel menüde; erik jeli ve yuzu köpüğüyle servis edilen ördekli gyoza, teriyaki marinasyonlu somon ve fermente siyah sarımsak püresi yer alıyor. Gecenin finalinde ise “Aşkın Yapı Taşları” tatlısı, karadut sorbe, çikolatalı crumble ve matcha sponge ile romantizmi tatlandırıyor.

Hilton İstanbul Bomonti Hotel & Conference Center

Canlı Müzik ile Romantizm

Hilton Jazz Band, Sevgililer Günü’ne özel repertuarıyla piyano ve vokal eşliğinde sahne alarak romantizmi zirveye taşıyor.

Hilton İstanbul Bomonti Hotel & Conference Center

eforea Spa ile Yenilenme

Hilton İstanbul Bomonti’nin ödüllü eforea Spa’sı, çiftlere modern tasarımı ve lüks atmosferiyle benzersiz bir rahatlama deneyimi sunuyor. Çift üyeliklerinde %15 indirim fırsatı, Türk hamamı, sauna, buhar odası, yüzme havuzları ve VIP spa odalarıyla misafirler hem fiziksel hem de ruhsal yenilenme yaşıyor.

Hilton İstanbul Bomonti Hotel & Conference Center

Rezervasyon için:

Cloud 34: 0549 790 31 94

eforea Spa: 0212 375 30 00

#HiltonBomonti #SevgililerGünü #Cloud34 #RomantikKutlama #GurmeDeneyim #SpaKeyfi #PauseDergi

Müzik, Dans ve Gastronomi Tek Sahneye Taşınıyor

Swissôtel içerisinde yer alan GABBRO, İstanbul eğlence hayatına yeni bir soluk getiriyor. “Dream Theatre” konseptiyle misafirlerini 1920’lerin caz barlarının büyüsüne götüren mekan; ışık, müzik, dans ve gastronomiyi tek sahnede buluşturuyor.

Her tabak bir hikâye, her an bir sahne… GABBRO Dream Theatre, misafirlerini geçmişin ihtişamı ile bugünün sofistike atmosferinde başrol oyuncusu olarak ağırlıyor.

19.30’da yemek servisiyle başlayan gece, 21.30’da performansın başlamasıyla kapılarını kapatıyor. Set menü fiyatı 4.250 TL olan bu özel deneyim, İstanbul eğlence yaşamında unutulmaz bir yolculuk vaat ediyor.

Bilgi: 0543 326 81 11 restaurantreservation.istanbul@swissotel.com

www.swissotelthebosphorus.com/tr/restoranlar-2/gabbro-resto-bar/

#GABBRODreamTheatre #İstanbulGastronomi #GurmeDeneyim #İstanbulGeceHayatı #MekanHaberi #PauseDergi

Pınar Yahşi’den “YOL” Fotoğraf Yolculuğu

Karaköy’deki ArtHan Galeri, tarihinde ilk kez iki kişisel sergiyi eşzamanlı olarak sanatseverlerle buluşturuyor. Küratörlüğünü Nuray Özler Yolcu’nun üstlendiği programda, farklı disiplinlerde çalışan iki sanatçının üretimleri aynı mekânda algı, beden ve dönüşüm ekseninde buluşuyor.

Pınar Yahşi’nin “YOL” sergisi, varıştan çok yolda olma haline odaklanan fotoğraflardan oluşuyor.

Şükriye Karaçay’ın “HAYALCİ HÜCRE” sergisi ise cam ve kurşun heykellerle güçlü bir anlatı sunuyor.

Sergiler, 15–31 Ocak 2026 tarihleri arasında Kurşunlu Han – Karaköy’de izlenebilecek.

Çalışma saatleri: Hafta içi ve Cumartesi 11.00–19.00, Pazar kapalı.

#ArtHanGaleri #YOLSergisi #HAYALCİHÜCRE #KaraköySanat #ÇağdaşSanat #Fotoğraf #Heykel #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Tuğçe Tatari’den Çarpıcı Kitap: Gençler Nereye

Gazeteci-yazar Tuğçe Tatari, yeni kitabı “Gençler Nereye” ile Türkiye’nin bugününü ve yarınını gençlerin gözünden okumaya davet ediyor. Literatür Hayat etiketiyle yayımlanan eser, farklı hayatlar yaşayan gençlerle yapılan görüşmeler üzerinden Türkiye’de genç olmanın gerçek yüzünü ortaya koyuyor.

Kitap; umutla umutsuzluk, hayalle baskı arasında sıkışmış hikâyeleri aktarırken, gençlerin omuzlarına yüklenen ekonomik, sosyal ve duygusal ağırlıkları görünür kılıyor. “Gençler Nereye”, yalnızca bir saha çalışması değil; ülkenin geleceğini kendi evlatlarının gözünden görme cesaretine çağrı niteliği taşıyor.

#GençlerNereye #TuğçeTatari #LiteratürHayat #KitapHaberi #Gençlik #TürkiyeGeleceği #OkumaÖnerisi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Yeni Yılda Kapsamlı Konser Takvimi Sanatseverleri Bekliyor

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası, 2025 yılını üç gün üst üste kapalı gişe gerçekleşen yeni yıl konserleriyle tamamladı. Orkestra, 2026’ya ise sanatın birleştirici ve iyileştirici gücünü öne çıkaran güçlü bir repertuvarla giriyor.

2025 yılı boyunca 43 bin 306 dinleyiciye ulaşarak Eskişehir’in kültür hayatında belirleyici bir rol üstlenen orkestra, yeni yılda da anma konserleri, tematik programlar, sahne yapıtları ve evrensel başyapıtları bir araya getiren kapsamlı bir takvim sunacak.

Kapalı Gişe Yeni Yıl Konserleri

Orkestra Şefi Ender Sakpınar yönetiminde sahnelenen yeni yıl konserlerinde solistler Eylem Demirhan, Ayşe Şenoğul, Aydın Uştuk ve Burak Dabakoğlu yer aldı. Klasik müziğin usta bestecilerinden oluşan seçkin program, üç gün boyunca salonu dolduran sanatseverler tarafından uzun süre ayakta alkışlandı.

Konserleri izleyen Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, yaptığı konuşmada sanatın toplumsal gücüne vurgu yaparak:

“2025 zorlu bir yıl oldu; ancak sanatın birleştirici ve iyileştirici gücüyle 2026’ya umutla giriyoruz,” dedi.

2026’nın İlk Konseri

Yeni yılın ilk konseri 8 Ocak Perşembe akşamı Atatürk Kültür Sanat ve Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Eskişehir Senfoni Orkestrası, nitelikli repertuvarı, güçlü solistleri ve kentle kurduğu derin bağ ile 2026’da da kültür sanat yaşamına değer katmayı sürdürecek.

 

OCAK-ŞUBAT-MART 2026 PROGRAMI

8 Ocak 2026 Perşembe

Hasan Ferit Alnar’ın 120. Doğum Yılı Kutlama Konseri

Orkestra Şefi: Orçun Orçunsel

Solistler: Tahir Aydoğdu (Kanun), İbrahim Aydoğdu (Viyolonsel)

Program:          H.F. Alnar – Prelud ve İki Dans

H.F. Alnar – Kanun Konçertosu

H.F. Alnar – Viyolonsel Konçertosu

15 Ocak 2026 Perşembe

Orkestra Şefi: Orhun Orhon

Solist: Gülsin Onay (Piyano)

Program:          W.A. Mozart – KV.467 Piyano Konçertosu No:21

  1. Faure – Op.80 Pelleas ve Melisande Süiti
  2. Mendelssohn – Op.32 Güzel Melusine Uvertürü

22 Ocak 2026 Perşembe

Uğur Mumcu’yu Anma Konseri

Orkestra Şefi: Rengim Gökmen

Solistler: Tayfun Bozok (Keman), Derya Bozok (Keman)

Program:          A. Schnittke – Konçerto Grosso No:1

  1. Livaneli – Senfonik

30-31 Ocak – 1 Şubat 2026 (Cuma / Cumartesi / Pazar)

Orkestra Şefleri: Aytuğ Ülgen / Orhun Orhon

Program:          C.R. Rey – Lüküs Hayat

5 Şubat 2026 Perşembe

6 Şubat Depremi Kayıplarımızı Anma Konseri

Orkestra Şefi: İbrahim Yazıcı

Solist: Elvin Hoxha Ganiyev (Keman)

Program:          M. Karlowicz – Op.8 Keman Konçertosu

  1. Brahms – Op.90 Senfoni No:3

12 Şubat 2026 Perşembe

Sevgililer Günü Konseri

Orkestra Şefi: Ender Sakpınar

Program:          Film Müzikleri

19 Şubat 2026 Perşembe

Orkestra Şefi: Burak Tüzün

Solist: Deniz Yakın (Keman)

Program:          P.I. Çaykovski – Op.35 Keman Konçertosu

P.I. Çaykovski – Op.13 Senfoni No:1

27-28 Şubat – 1 Mart 2026 (Cuma / Cumartesi / Pazar)

Orkestra Şefleri: Aytuğ Ülgen / Orhun Orhon

Program:          C.R. Rey – Lüküs Hayat

5 Mart 2026 Perşembe

Dünya Emekçi Kadınlar Günü Konseri

Orkestra Şefi: Öykü Yanık

Solistler: Gülen Ege (Keman), Pınar Basalak (Viyola)

Program:          G. Verdi – La Traviata Operası Uvertürü

  1. Bruch – Op.88 Keman & Viyola Konçertosu
  2. Dvořák – Op.95 Senfoni No:9 “Yeni Dünyadan”

12 Mart 2026 Perşembe

Tıp Bayramı Konseri

Orkestra Şefi: Rengim Gökmen

Solistler: Arcan İsenkul (Viyola), Ezgi Görkem Yıldırım (Soprano)

Program:          Y. Tura – Viyola Konçertosu

  1. Ravel – Şehrazad

P.I. Çaykovski – Op.32 Franceska da Rimini Senfonik Şiiri

18 Mart 2026 Çarşamba

Çanakkale Deniz Zaferi’nin 111. Yılı

Orkestra Şefi: Burak Tüzün

Solistler: Hülya Kazan (Soprano), Serdar Rasul (Viyolonsel)

Program:          C. Atilla – Senfoni No:2 “Gelibolu – 57. Alay”

27-28-29 Mart 2026 (Cuma / Cumartesi / Pazar)

Dünya Tiyatrolar Günü

Orkestra Şefleri: Aytuğ Ülgen / Orhun Orhon

Program:          C.R. Rey – Lüküs Hayat

#EskişehirSenfoni #KültürSanat #KlasikMüzik #SanatınGücü #EskişehirEtkinlikleri #YeniYılKonseri #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Akciğer hastalıkları son yıllarda hızla artıyor!

Geceleri uykudan uyandıran inatçı öksürüğünüz, göğüs ağrınız varsa, kendinizi sürekli halsiz hissediyor, değil merdiven- yokuş çıkmak oturduğunuz yerde bile nefes alamıyor gibi oluyorsanız dikkat! Ülkemizde son yıllarda KOAH ve astım başta olmak üzere akciğer hastalıklarının hızla arttığını belirten Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Nurgül Naurzvai “Bilimsel araştırmalara göre, 35-40 yaşından sonra her yıl akciğer kapasitemizin yaklaşık yüzde 1’i kaybolur. Yani, 50 yaşındaki bir kişinin akciğer kapasitesi, 40 yaşındaki haline göre yaklaşık yüzde 10 daha az olabilir. Bu kayıp sigara içilmesi ve sigara dumanına maruz kalınması başta olmak üzere yanlış yaşam alışkanlıkları ve bazı çevresel etkenlerle çok daha hızlanır. Ama bazı püf noktalarına dikkat ederek akciğerlerimizi yenilememiz ve yıpranma sürecini yavaşlatmamız mümkün olabilir” diyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Naurzvai, yeni yılda akciğerlerinizi 7 adımda yenilemenin püf noktalarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Nurgül Naurzvai

Dr. Nurgül Naurzvai

  • Sigaradan ve sigara dumanından uzak durun

Sigara, nargile, puro ve elektronik sigara akciğerlerin en büyük düşmanıdır. Sadece içenler değil, pasif içiciler de büyük risk altındadır. Bilimsel araştırmalar; sigara dumanının, akciğerlerdeki hücrelerde onarılmaz hasarlar bıraktığını, onları hızla yaşlandırdığını ve kendini yenileme kapasitesini azalttığını ortaya koymaktadır. Bu zararlı maddelerden kaçının, içilen ortamlardan da uzak durun. Eğer sigara içiyorsanız bırakmak için bir adım atın, içmiyorsanız da sigara dumanına maruz kalmayın, pasif içici olmayın.

  • Her gün sebze ve meyve tüketin

Fast-food yiyecekler, aşırı yağlı ve işlenmiş gıdalar, yeterince sebze-meyve tüketmemek akciğerleri savunmasız bırakır. Antioksidan eksikliği, akciğer hücrelerinin daha çabuk yaşlanmasına yol açar. Akciğerlerimizin düşmanı olan serbest radikallerle savaşmanın en iyi yolu, antioksidanlardan zengin beslenmektir. C ve E vitamini gibi antioksidanlar, taze sebze ve meyvelerde bolca bulunur. Özellikle portakal, kivi, brokoli, havuç, ıspanak gibi besinler akciğer sağlığı için çok faydalıdır. Bilimsel çalışmalar; bu tür besinlerin akciğer hücrelerini koruduğunu ve yaşlanmayı yavaşlattığını gösteriyor. Her gün tabağınızda renkli sebze ve meyvelere yer verin.

  • Hareket edin, nefesinizi açın

Hareketsiz (sedanter) yaşam tarzı, egzersiz yapmamak, sürekli oturmak akciğer kapasitesini düşürür. Akciğerler de tıpkı kaslar gibi çalıştıkça güçlenir; hareketsizlik onları zayıflatır ve yaşlandırır. Düzenli egzersiz yapmak, akciğer kapasitesini artırır, dokuların oksijenlenmesini sağlar. Yürüyüş, yüzme, bisiklet, dans… Hangisini seviyorsanız onu yapın! Haftada en az 3 gün, 30 dakika tempolu yürüyüş bile akciğer sağlığınıza çok önemli katkıda bulunur.

  • Bağışıklığınızı güçlü tutun

Sürekli stresli olmak ve yeterince uyumamak, bağışıklık sistemini zayıflatır, vücudu hastalıklara açık hale getirir. Akciğerler de bundan olumsuz etkilenir ve yaşlanma süreci hızlanır. Akciğerlerimiz, mikroplara ve virüslere karşı ilk savunma hattımızdır. Yeterli uyku, dengeli beslenme ve stresi yönetmeyi öğrenmek bağışıklık sistemini güçlü tutar.

  • Kirli havadan uzak durun

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Nurgül Naurzvai “Hava kirliliği, egzoz dumanı, fabrika gazları, tozlu ve kimyasal ortamlarda çalışmak akciğerleri yıpratır, yaşlanmasını hızlandırır. Büyük şehirlerde yaşıyorsanız, hava kirliliği maalesef kaçınılmaz bir gerçek. Mümkünse sabah erken saatlerde ya da trafiğin az olduğu zamanlarda dışarı çıkın. Evi sık sık havalandırmak akciğerleri korumaya fayda sağlar” diyor.

  • Temizlik deterjanlarına maruz kalmayın

Evde ve işyerinde parfüm, oda spreyi, toz, küf ve kimyasallara uzun süre maruz kalmak akciğerlere büyük zarar verir. Temizlik yaparken aşırı kimyasal kullanmayın, rutubetli, tozlu ve küflü ortamlarda bulunmayın, gerekirse maske takın. Özellikle astım ve KOAH hastaları için bu alışkanlıklar çok zararlıdır.

  • Aşılarınızı yaptırın

Dr. Naurzvai “Sık sık solunum yolu enfeksiyonu geçirmek ve tedaviyi ihmal etmek, grip ve bronşit gibi hastalıkları önemsememek, doktora gitmemek, ilaçları yarım bırakmak akciğerlerde kalıcı hasara ve yaşlanmaya yol açabileceğinden dolayı, bu tür olası alışkanlıklarınızı mutlaka terk edin. Ayrıca grip ve zatürre aşılarını yaptırmak, ellerin temizliğine dikkat etmek, kalabalık ve kapalı ortamlarda uzun süre kalmamak da akciğer sağlığı açısından çok önemlidir. Doğru yaşam alışkanlıkları kazanmak, akciğerlerimizi genç ve sağlıklı tutmanın en önemli yoludur” diyor.

#AkciğerSağlığı #KOAH #Astım #SigaraBırak #NefesAl #SağlıklıYaşam #Egzersiz #Antioksidan #Bağışıklık #HavaKirliliği #SağlıkHaberi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Tarama programı ve aşı ile önlenebiliyor!

Rahim ağzı (serviks) kanseri, dünyada ve ülkemizde kadın sağlığını tehdit eden en önemli kanser türleri arasında yer alıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, rahim ağzı kanseri kadınlarda en sık görülen kanserler arasında dördüncü sırada bulunuyor. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 660 bin kadına rahim ağzı kanseri tanısı konulurken, yaklaşık 350 bin kadın ise bu hastalık nedeniyle hayatını kaybediyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Murat Yassa, Türkiye’de de her yıl yaklaşık 2 bin 400 yeni rahim ağzı kanseri vakası görülürken, yaklaşık bin 200 kadının bu hastalık sebebiyle yaşamını yitirdiğine dikkat çekerek, “Bu kayıpların en önemli nedenlerinden biri, ülkemizde uzun yıllardır uygulanmakta olan tarama programlarına katılımın yetersiz olmasıdır. Ayrıca,  hastalığın erken dönemde belirti vermemesi ve hastalarımızın anormal vajinal kanama ile kasık ağrısı gibi yakınmalarında hekime geç başvurmaları diğer önemli sebepleri oluşturmaktadır” diyor.

Oysa rahim ağzı kanserinin erken tanı konulduğunda başarıyla tedavi edilebilen, hatta önlenebilen bir kanser türü olduğunu belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Murat Yassa, “Hiçbir yakınması olmasa bile her kadının düzenli olarak jinekolojik muayenelerini yaptırması, gerekli testlerden geçmesi ve rahim ağzı kanseri aşısını olması son derece değerlidir. Zira, tarama testlerinde tespit edilen kanser öncüsü lezyonlar LEEP (Loop elektrocerrahi eksizyonu prosedörü) veya konizasyon gibi günübirlik cerrahi işlemlerle kansere dönüşmeden ortadan kaldırılmaktadır. Rahim ağzı kanseri aşısı da kanser oluşumunu büyük oranda önleyebilmektedir” diye konuşuyor.

Doç. Dr. Murat Yassa

Doç. Dr. Murat Yassa

En yaygın sebebi HPV enfeksiyonu

Rahim ağzı kanserinin yaklaşık yüzde 99’u Human Papilloma Virüsü (HPV) ile ilişkili oluyor. Çalışmalar, her 10 kadından 8’inin yaşamları boyunca en az bir kez Human Papilloma Virüsü ile enfekte olduğunu gösteriyor.  Cinsel temas yoluyla bulaşan ve son derece yaygın bir virüs olan Human Papilloma Virüsü, herhangi bir belirti vermeden vücutta uzun yıllar kalabiliyor. Bağışıklık sistemi gerilediğinde virüs kendini yeniden gösterebiliyor. Bazı yüksek riskli HPV tipleri ise rahim ağzındaki hücrelerde zamanla kanser öncüsü değişikliklere ve tedavi edilmediğinde rahim ağzı kanserine yol açabiliyor. Rahim ağzı kanseri genellikle ileri evreye kadar sessiz seyrettiği için düzenli yapılan muayene ve taramalar hayati önem taşıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Murat Yassa, rahim ağzı kanserine karşı hayat kurtaran 4 önlemi anlattı; önemli uyarılarda bulundu!

Jinekolojik muayene

Düzenli jinekolojik muayeneler, rahim ağzı kanserinin erken tanısında ilk ve en önemli adımı oluşturuyor. Kadınların hiçbir yakınmaları olmasa bile 21 yaşından itibaren yılda en az bir kez jinekolojik muayene olmaları öneriliyor. Muayene sırasında hekimin gerekli gördüğü tarama testleri planlanıyor ve detaylı bilgilendirme yapılıyor.

Pap Smear testi

Pap smear testi, rahim ağzından yumuşak bir fırça ile alınan hücre örneklerinin patoloji doktoru tarafından incelenmesiyle yapılıyor. Bu test, kanser öncesi hücresel değişiklikleri erken dönemde saptayarak hastalığın gelişmesini önlemek için doktora ve hastaya zaman tanıyor. Kadınların hiçbir yakınmaları olmasa bile, 21 yaşından itibaren smear testine başlamaları ve testi 3 yılda bir düzenli olarak yaptırmaları öneriliyor.

HPV tarama testleri

HPV tarama testleri; rahim ağzı kanserine yol açabilen yüksek riskli Human Papilloma Virüs tiplerini saptıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Murat Yassa, özellikle 30 yaşından itibaren önerilen bu testlerin kanser riskini belirlemede son derece etkili olduklarını anlatarak, “Bazı HPV tipleri düşük riskli olup genital siğiller ile sınırlı kalırken, yüksek riskli olan bazı tipleri ise rahim ağzı kanserine neden olabilmektedir. HPV taraması sayesinde, risk altındaki kadınlar erken dönemde belirlenerek, yakın takibe alınmaktadır” diyor.  Doç. Dr. Murat Yassa, smear veya HPV testlerinde virüsün tespit edilmiş olmasının kadınlarda kansere yakalanma kaygısına neden olabildiğini ifade ederek, “Bu durum hastalarımızın cinsel yaşamlarını ve sosyal ilişkilerini olumsuz etkileyebilmektedir. Aslında, anormal smear sonucu ve HPV pozitifliği hastanın kanser olduğu anlamına gelmemektedir. Bunlar potansiyol kanser öncüsü lezyonlardır ve çoğu durumda erken müdahale ile kontrol altına alınmaktadır” bilgisini veriyor.

Human Papilloma Virüsü aşısı

Dünyadaki tek kanser aşısı olan HPV (Human Papilloma Virüsü) aşısı, rahim ağzı kanserine neden olan yüksek riskli HPV tiplerine karşı koruma sağlıyor.  Günümüzde 9’lu HPV aşısının ülkemizde de uygulandığını belirten Doç. Dr. Murat Yassa, bu aşının rahim ağzı kanseriyle ilişkili en yaygın ve en riskli HPV tiplerine karşı geniş koruma sağladığını vurguluyor. HPV aşısının ideal olarak 9-14 yaş arasında uygulanmakla birlikte, 15 yaş ve sonrasında da tüm kadınlara ve erkeklere yapılabildiğini ifade eden Doç. Dr. Murat Yassa, sözlerine şöyle devam ediyor: “Rahim ağzı kanseri aşısı HPV ile daha önce karşılaşmamış bireylerde en yüksek koruyuculuğu sağlamaktadır. Ancak, HPV enfeksiyonu pozitif olan kadınlarda da fayda sağlayabilir; diğer HPV tipleriyle oluşan enfeksiyonu engelleyebilir ve hastalığın ilerlemesini önlemeye katkıda bulunabilir. Bu nedenle aşı kararı, yaş ve bireysel riskler göz önünde bulundurularak, kadın hastalıkları ve doğum hekimiyle birlikte değerlendirilmelidir.”

#RahimAğzıKanseri #ServiksKanseri #KadınSağlığı #ErkenTanı #TaramaProgramı #HPVaşısı #JinekolojikMuayene #SağlıkHaberi #AcıbademHastanesi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

“Böğürtlen Öpücüğü” raflarda yerini aldı

Şair Ünal Ersözlü, Yakın Yayınları etiketiyle yayımlanan yeni kitabı “Böğürtlen Öpücüğü” ile okurlarla buluştu. 78 bölümden oluşan ve 184 sayfalık tek bir şiir olarak kurgulanan eser, modern epik şiirin izini süren bütünlüklü bir anlatı sunuyor.

Aşk, zaman, bellek ve anlam arayışını zengin bir imge dünyasında buluşturan kitap, çağdaş Türk şiirinde özgün bir okuma deneyimi olarak öne çıkıyor. Ersözlü, bugüne kadar aldığı ödüller ve gazetecilikten beslenen üretim hattıyla edebiyat dünyasında kendine özgü bir dil kurmayı sürdürüyor.

#ÜnalErsözlü #BöğürtlenÖpücüğü #ŞiirKitabı #ÇağdaşTürkŞiiri #YakınYayınları #KültürSanat #EdebiyatHaberi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity