Yazılar

Çağlar Çabuk’tan Liderlikte Hataların Gücü

Yazar Çağlar Çabuk, yeni kitabı Hatasız Lider Olmaz ile liderlik kavramına farklı bir perspektif getiriyor. Tarih boyunca Spartaküs’ten Jül Sezar’a, Jan Dark’tan Gandi’ye, Lincoln’den Gorbaçov’a kadar birçok liderin yalnızca başarılarıyla değil, hatalarıyla da tarihe yön verdiğini ortaya koyan eser; liderliği kusursuzluk miti üzerinden değil, hata–farkındalık–dönüşüm ekseninde ele alıyor.

Kitap, liderliğin insani yönünü öne çıkararak hataların inkâr edilmediği, aksine kabul edilip öğrenme ve gelişim alanına dönüştürüldüğü bir yaklaşım sunuyor. Çabuk, “Liderlik, hata yapmayan insanların değil; hatasını fark eden, onun sorumluluğunu alan ve dönüşebilen insanların yolculuğudur” sözleriyle kitabın çıkış noktasını özetliyor.

Okuru düşündürücü sorularla liderliğe yeniden bakmaya davet eden Hatasız Lider Olmaz, tarihin kırılma anlarını ve liderlerin zaaflarını mercek altına alarak, liderliğin gerçek yüzünü keşfetmek isteyenler için raflarda yerini aldı.

#HatasızLiderOlmaz #ÇağlarÇabuk #KitapHaberi #Liderlik #TarihVeLiderler #YeniKitap #OkumaÖnerisi #Farkındalık #Dönüşüm #LiderlikYolculuğu #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Mercedes-Benz Türkiye’de Yeni Elektrikli Modellerini Tanıttı

Mercedes-Benz Otomotiv İcra Kurulu ve Otomobil Grubu Başkanı Şükrü Bekdikhan, Türkiye’ye getirilecek yeni modelleri açıkladı. 2026’nın ikinci çeyreğinde tamamen elektrikli GLB ve GLC modelleri satışa sunulacak. Yılın ikinci yarısında ise GLB’nin benzinli versiyonu pazara çıkacak.

Bekdikhan, merakla beklenen tamamen elektrikli Mercedes-AMG GT 4-Kapı Coupé’nin ilerleyen dönemde Türkiye’de satışa sunulacağını, 2027’de ise Mercedes-AMG GT SUV modelinin geleceğini duyurdu. Ayrıca elektrikli C-Serisi üçüncü çeyrekte, elektrikli GLA ise dördüncü çeyrekte Türkiye’de olacak. Bunun yanı sıra makyajlı benzinli S-Serisi ve Mercedes-Maybach S-Serisi ikinci çeyrekte, EQS üçüncü çeyrekte, içten yanmalı motorlu C-Serisi ise yıl sonunda Türkiye pazarına giriş yapacak.

Mercedes-Benz Online Store’un Türkiye’de pilot ülke olarak devreye alındığını belirten Bekdikhan, “2025’te Online Store üzerinden rezervasyon süreci başlatıldı. Satışlarımız geçtiğimiz yıla göre %18’in üzerinde artarak 4 bin 731 adede ulaştı. Toplam satışlarımızın içindeki payı %14,2’ye çıktı. Bu da sektörün ve müşterilerimizin bu modeli ne kadar benimsediğini gösteriyor” dedi.

#MercedesBenzTürkiye #ElektrikliOtomobil #GLB #GLC #AMGGT #CSerisi #SSerisi #EQS #OtomobilHaberi #OnlineStore #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Renault Filante: E-SUV Segmentinde Yeni Bir İkon

Fransız otomotiv devi Renault, E segmentindeki yeni SUV modeli Filante’yi tanıttı. Mart 2026’da satışa sunulacak olan Filante, Güney Kore’den başlayarak Latin Amerika ve Körfez ülkelerinde tüketicilerle buluşacak. Ancak modelin Avrupa ve Türkiye pazarına gelmeyeceği açıklandı.

Modern tasarımıyla dikkat çeken Filante, LED ve parçalı aydınlatmalarla donatılmış ön yüzü, bağımsız arka LED farları ve sportif ızgara detaylarıyla öne çıkıyor. İç mekânda ise kesikli direksiyon tasarımı, tam dijital bilgi-eğlence ekranı ve yolcu tarafına kadar uzanan bağımsız ekran sistemi premium bir deneyim sunuyor. Lüks koltuklar ve ambiyans aydınlatma, aracın üst segment kimliğini pekiştiriyor.

Performans tarafında E-Tech 250 hibrit sistem ile donatılan SUV, 250 HP güç üretiyor ve otomatik şanzımanla geliyor. Renault, fiyat bilgisi paylaşmasa da Filante’nin segmentinde iddialı bir konum edinmesi bekleniyor.

#RenaultFilante #ESUV #OtomobilHaberi #Renault #HibritSUV #OtomotivDünyası #YeniModel #PremiumTasarım #GüneyKore #LatinAmerika #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Sadece selülit mi sanıyorsunuz?

Son dönemlerde yeterince hareket etmiyor ve daha fazla yemek yiyorsanız, kilo almanız çok olağan. Ancak, beslenme alışkanlığınıza özen göstermenize rağmen kilo alıyorsanız ve yağlar özellikle bacak ile kol bölgelerinde birikiyorsa, dikkat! Bu şikayetinizin nedeni, toplumda “ağrılı selülit” olarak da bilinen ve çoğunlukla kadınları etkileyen lipödem olabilir! Yağ dokusunun patolojik bir şekilde birikmesi ve vücutta anormal dağılım göstermesiyle ortaya çıkan lipödem; özellikle bacaklar, kalçalar ile kollarda ilerleyici ve simetrik genişlemelere neden oluyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Şule Arslan, cilt altındaki yağ dokusunun sertleşmesi, ağrı, hassasiyet ve kolay morarma gibi belirtilerle kendini gösteren lipödemin sadece estetik bir sorun olmadığına, ciddi yaşam kalitesi kaybının yanı sıra önemli sağlık sorunlarına da yol açabileceğine dikkat çekiyor. Ancak, lipödem konusunda toplumda farkındalığın az olması nedeniyle hastaların vücutta oluşan yağ birikimini “selülit” zannederek hekime geç başvurduklarını belirten Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Şule Arslan, “Lipödem erken fark edilip tedavi edilmezse ilerleyerek eklem ağrıları, hareket yetisinin azalması sebebiyle yürüme güçlüğü ve enfeksiyon gibi ciddi sorunlara neden olabilmektedir. Ayrıca, hareketsiz kalınması diyabet, kalp-damar ve obezite gibi bazı hastalıkların kontrolünü de zorlaştırmaktadır.  Dolayısıyla, erken teşhis için özellikle bacak ile kollarda şişlik varsa ve dokunulduğunda bu bölgeler ağrıyorsa veya kolay morarıyorsa, mutlaka hekime başvurulmalıdır” diyor.

Prof. Dr. Şule Arslan

Prof. Dr. Şule Arslan

Kadınları etkiliyor, 20’li yaşlarda belirginleşiyor

Lipödem genellikle kadınları etkiliyor, erkeklerde ise çok nadir rastlanıyor. Batı ülkelerinde yapılan çalışmalarda, lipödemin kadınlarda görülme sıklığının yüzde 11 ila 18 arasında değiştiği bildiriliyor. Ancak uzmanlara göre, lipödem farkındalığının düşük olması nedeniyle bu oranlar gerçek hasta sayısını yansıtmıyor. Hastalık çoğunlukla ergenlik sonrası dönemde veya  20’li yaşlarda belirginleşmeye başlıyor. Menopoz döneminde lipödem semptomlarının şiddetlenebildiği belirtiliyor.

Gün sonunda şişlik artıyorsa, dikkat!

Lipödem belirtileri, vücutta anormal yağ birikimi olan bölgelerde görülüyor. Hastalığın en sık rastlanan sinyalleri; vücutta simetrik şişlik, ağrı ve hassasiyet olarak sıralanıyor. Bu ağrılar dokunma, basınç veya hareket sırasında artabiliyor. Bacaklar kolaylıkla morarabiliyor ve akşama doğru lipödemli bölgelerde şişlik artabiliyor.  Prof. Dr. Şule Arslan, hastaların ağrıları bazen bacakta yanma hissi şeklinde ifade ettiklerini anlatarak, “Özellikle morarma yakınması olan hastalar ise herhangi bir çarpma hatırlamasalar bile kol ve bacaklarının kolaylıkla morardığını dile getirmektedirler” diyor. Ayaklar ise daha az etkileniyor ve çoğu zaman tutulum göstermiyor; bu durum lipödemiyi diğer ödem türlerinden ayıran önemli bir özellik olarak öne çıkıyor. Prof. Dr. Şule Arslan, bacaklarında şişlik olan hastaların kıyafet alırken alt beden ve üst beden arasında fark olması nedeniyle de sorun yaşayabildiklerini söylüyor.

Kilo artışı şikayetleri ağırlaştırıyor

Genetik yatkınlık, hormonal faktörler (ergenlik, hamilelik, doğum kontrol hapı kullanımı) inflamasyon, hareketsiz yaşam tarzı ve hatalı beslenme gibi etkenler lipödem gelişimde rol oynuyorlar. Aile geçmişinde lipödem olan kadınlarda bu hastalığa daha sık rastlanıyor. Ayrıca, lipödem teşhis edilen hastaların büyük bir bölümünde vücut kitle indeksinin normalin üzerinde olduğu belirtiliyor.  Kilo artışı da diyabet ve hipertansiyon gibi sorunların kötüleşmesine neden olabiliyor.

Hastalık kontrol altına alınabiliyor!

Günümüzde mevcut olan tedavi seçenekleriyle tam iyileşme sağlanması mümkün olmasa da tedaviye uyumu yüksek hastalarda doğru ve sürdürülebilir bir tedaviyle hastalık kontrol altına alınabiliyor. Bu sayede hastalar yaşam kaliteleri bozulmadan günlük yaşamlarına devam edebiliyor. Tedavide hastalığın ilerlemesinin yavaşlatılması, semptomların gerilemesi ve ikincil komplikasyonların önlenmesi amaçlanıyor. Bu durumda multidisipliner ve bütüncül bir yaklaşımın önem kazandığını belirten Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Şule Arslan,  “Zira, hastalığın yönetiminde beslenmeden egzersize, stres kontrolünden düzenli takibe kadar pek çok unsur bir arada ele alınmaktadır” diye konuşuyor.

Yaşam tarzı değişikliği çok önemli!

Komplet dekonjestif terapi, yani manuel lenfatik drenaj, kompresyon tedavisi ile cilt bakımı gibi çok bileşenli tedavi yaklaşımı  ve cerrahi girişimler, lipödemin temel tedavi yaklaşımlarını oluşturuyor. Bunların yanı sıra düşük tuzlu-düşük şekerli diyete uyulması, kilo kontrolü, özellikle lenfatik dolaşımı destekleyen egzersizlerin düzenli yapılması, uzun süre ayakta kalma veya seyahat etme durumunda bası giysilerinin kullanımı ve stres yönetimi, etkili tedaviler olarak öne çıkıyor.  Fizik tedavi, hareket kısıtlamalarının azaltılmasında, kasların güçlendirmesinde ve ağrının hafifletilmesinde etkili oluyor. Prof. Dr. Şule Arslan, özellikle komplikasyonların önlenmesinde hastaların düzenli hekim takibinde olmalarının ve yaşam tarzı değişikliğini uzun vadede sürdürebilmelerinin son derece önlemli olduğuna vurgu yapıyor.

#Lipödem #CiltSağlığı #BacakAğrısı #KolAğrısı #SelülitDeğilLipödem #SağlıkBilgilendirme #ErkenTeşhis #YaşamKalitesi #FizikTedavi #AcıbademHastanesi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

“Parasosyal Bağlar Gerçek Yakınlığın Yerini Alıyor”

Günümüzde dijitalleşmenin de etkisiyle ilişkilerin sayıca arttığının görüldüğünü belirten uzmanlar, ancak gerçek yakınlığın giderek azaldığını söylüyor.

Sosyal medya, ekranlar ve yapay zekâ aracılığıyla kurulan tek taraflı bağların, güvenli ve kontrol edilebilir yapıları nedeniyle daha çok tercih edildiğini dile getiren Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, “Ancak insan psikolojisi yalnızca güvenle değil, karşılıklılıkla gelişir. Gerçek ilişkiler temas, duygusal karşılık ve birlikte regülasyon gerektirir.” dedi. Uzun vadede kişinin, gerçek ilişkilerden uzaklaştıkça içsel boşluk, yalnızlık ve duygusal durgunluk yaşayabildiğine dikkat çeken Yalçın, duygular ifade edilemediğinde ise bedenin devreye girdiğini ve psikosomatik belirtilerin artabildiğini vurguladı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, dijital çağda yaygınlaşan tek taraflı (parasosyal) ilişkilerin insan psikolojisi ve bedeni üzerindeki olumsuz etkilerinden bahsetti.

Klinik Psikolog Yasemin Yalçın

Klinik Psikolog Yasemin Yalçın

Tek taraflı ilişkiler, güvenli ve kontrol edilebilir olduğu için daha çok tercih ediliyor!

Dijital çağda insan ilişkilerinin görünürde artarken, ‘gerçek’ yakınlığın giderek azaldığına dikkat çeken Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, “Sosyal medya, ekranlar ve yapay zekâ aracılığıyla kurulan bağlar kişiye sürekli bir ulaşılabilirlik hissi sunuyor; ancak bu temas çoğu zaman karşılıklılıktan ve derinlikten yoksun kalıyor.” dedi.

Bu bağlanma biçiminin psikolojide ‘parasosyalleşme’ olarak adlandırıldığını aktaran Yalçın, “Kişinin bir ekran figürüyle, bir içerik üreticisiyle ya da yapay zekâ ile kurduğu bu tek taraflı ilişkiler, güvenli ve kontrol edilebilir olduğu için giderek daha fazla tercih ediliyor.” şeklinde konuştu.

İnsan psikolojisi yalnızca güvenle değil, karşılıklı etkileşimle gelişir!

Parasosyal bağların reddedilme ve hayal kırıklığı riskini azalttığına işaret eden Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, “Kişi incinmeden, çaba göstermeden ve belirsizliğe girmeden bir yakınlık hissi yaşayabiliyor.” dedi.

Ancak insan psikolojisinin yalnızca güvenle değil, karşılıklılıkla geliştiğini ifade eden Yalçın, gerçek ilişkilerin temas, duygusal karşılık ve birlikte regülasyon gerektirdiğini; bu unsurlar olmadığında, kişinin kendini ilişkide hissediyor olsa bile derin bir bağdan yoksun kalabildiğini dile getirdi.

Kişi farkında olmadan konfor alanını daraltıyor!

Uzun süre gerçek ilişkilerden uzak kalındığında zihinsel ve duygusal düzeyde bir durgunluk ortaya çıkabildiğini vurgulayan Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, şöyle devam etti:

“Hayata karşı isteksizlik, karar vermekte zorlanma, erteleme davranışları ve içsel boşluk hissi bu sürecin sık görülen yansımaları arasında yer alıyor. Duygular yüzeyde kalıyor; kişi bir şeylere bağlı hissederken aynı anda yalnızlık duygusu yaşayabiliyor. Yakınlık ihtiyacı tam olarak karşılanmadığı için gerçek ilişkiler yorucu, talepkâr ve riskli algılanmaya başlıyor. Bu durum ilişkisel alanda da belirginleşiyor. Karşılıklı bağ kurmak yerine izlemek, takip etmek ve mesafede kalmak daha kolay geliyor. Küçük hayal kırıklıkları bile zor tolere edilir hâle gelirken, ilişki kurma isteği yerini geri çekilmeye bırakabiliyor. Böylece kişi farkında olmadan konfor alanını daraltıyor.”

Duygular ifade edilemediğinde, beden konuşmaya başlar!

İnsan bedeninin ise bu temas eksikliğine kayıtsız kalamadığını aktaran Yalçın, “Sinir sistemi; dokunma, göz teması, ses tonu ve duygusal karşılık gibi canlı ilişkisel uyaranlarla düzenleniyor.” dedi.

Bu ihtiyaçlar karşılanmadığında ise bedenin devreye girdiğini ifade eden Yalçın, “Nedeni açıklanamayan ağrılar, kronik yorgunluk, sindirim problemleri, kas gerginlikleri, çarpıntı ve nefes darlığı gibi psikosomatik belirtiler bu süreçte artış gösterebiliyor. Duygular ifade edilemediğinde ya da ilişki içinde yaşanamadığında, beden konuşmaya başlıyor.” açıklamasını yaptı.

İnsan, temas ederek ve karşılık bularak var olur!

Yapay zekâ ile kurulan bağların bu noktada dikkat çekici bir alan oluşturduğunun altını çizen Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, “Yargılamayan, her zaman ulaşılabilir ve kırıcı olmayan bir ilişki deneyimi sunması, bu bağları cazip hâle getiriyor.” dedi.

Ancak insan sinir sisteminin yalnızca bir başka canlı sinir sistemiyle düzenlenebildiğini kaydeden Yalçın, sözlerini şöyle tamamladı:

“Yapay bağlar geçici bir rahatlama sağlayabilir; kalıcı denge ve iyilik hâli ise gerçek ve karşılıklı ilişkilerle mümkün oluyor. Yakın ilişki kurmak romantik bir beklenti değil, psikolojik ve biyolojik bir ihtiyaçtır. Zihinsel, duygusal ve bedensel iyi oluşu değerlendirirken yalnızca stres düzeyine değil; kişinin nasıl bağlandığına, nerede temastan kaçtığına ve hangi alanlarda yalnız kaldığına da bütüncül bir bakışla yaklaşmak gerekir. İnsan yalnızca izleyerek değil, temas ederek ve karşılık bularak var olur.”

#DijitalÇağ #İlişkiler #Yalnızlık #Psikoloji #Parasosyalİlişkiler #ÜsküdarÜniversitesi #NPİSTANBUL #YapayZekaVeİlişkiler #SosyalMedya #Psikosomatik #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Cildinizdeki kuruluğu önemseyin, çünkü…

Kış aylarında soğuk hava ve rüzgar, cildin yağ ile nemden oluşan bariyer dengesini zayıflatıyor. Bunun sonucunda, doğru bakım yapılmazsa, ciltte kuruluk, hassasiyet ve tahriş oluşabiliyor.  Ayrıca, cilt neminin azalmasıyla birlikte bazı egzama türleri kış aylarında daha sık görülüyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Yasemin Kural, kış aylarında yüz, el ve dudak gibi bölgelerin dış etkenlere maruz kalmaları nedeniyle soğuktan daha çok etkilendiklerini belirterek, “Cilt sağlığını korumak için özellikle bu bölgelerin temizleme, nemlendirme ve koruma  aşamalarında kış mevsimine uygun ürünlerin seçilmesi son derece önemlidir” diyor.  Dermatoloji Uzmanı Dr. Yasemin Kural, soğuk havalarda doğru ürün seçimi ve düzenli bakım ile cilt sağlığının korunabileceğini, olası problemlerin ise büyük ölçüde önlenebileceğini ifade ediyor.  Dermatoloji Uzmanı Dr. Yasemin Kural, cilt kuruluğuna karşı dikkat etmemiz gereken kuralları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Dr. Yasemin Kural

Dr. Yasemin Kural

Cildinizi doğru ürünlerle nemlendirin

Soğuk havalarda cilt bariyeri zayıfladığı için özellikle kuru ve hassas ciltleri nemlendirmek son derece önemli.  Yağlı ve genç ciltler için su bazlı nemlendiriciler yeterli olurken, kuru ve olgun ciltlerde  ise daha yoğun ürünler öneriliyor. Vücut için uygun olan nemlendiricilerin banyodan hemen sonra uygulanması, ciltte emilimi artırıyor ve krem kalıntısı kalmadığı için kullanım kolaylığı sağlıyor.

Sıcak suyla duş almayın!

Kış aylarında cildin kurumaması için banyo ile duş sıklığının azaltılması, uzun süre ve sıcak suyla yıkanmaktan kaçınılması gerekiyor. Duş süresinin 10 dakikayı geçmemesi, su sıcaklığının ise beden ısısının üzerinde olmaması, yaklaşık 36 derece civarında tutulması önem taşıyor. Sert kese ve liflerin cildi tahriş edebileceği uyarısında bulunan Dr. Yasemin Kural, bu nedenle yumuşak liflerin tercih edilmesi gerektiğini belirterek, “Sık duş alınıyorsa, her seferinde lif kullanımından kaçınılmalıdır. Ayrıca, özellikle kuru ciltlerde banyo yağı içeren temizleyiciler kullanılmalıdır” diyor. Dr. Yasemin Kural, bacaklarda da kuruluk, kaşıntı ve kızarıklık oluşabileceği için duş sonrasında mutlaka nemlendirme işlemi yapılmasına dikkat çekiyor.

El ve dudaklarınızı ihmal etmeyin

Kış aylarında yüz, eller ve dudaklar daha hızlı kuruyorlar. Dolayısıyla, soğuk havaya çıkmadan önce, yüz ve ellerde nemlendirici  kullanılması, ellere eldiven takılması,  ciltte kuruluk ile egzama riskini azaltıyor. Sık yıkanan ellerin her yıkama sonrasında hemen nemlendirilmesi  gerektiğini ifade eden Dr. Yasemin Kural, “Dudaklar için de pratik kullanımlı dudak nemlendiricilerin  gün içinde sık uygulanmaları fayda sağlamaktadır” diyor.

Kışın da güneşten mutlaka korunun

Kışın her ne kadar güneş ışınlarına yaz aylarına nazaran daha az maruz kalınsa da, özellikle karlı havalarda ve kayak tatili sırasında yansıyan ışınlar, güneş yanıklarına kolayca neden olabiliyor.  Dermatoloji Uzmanı Dr. Yasemin Kural, dağlık bölgelerde,  yüz için etkili olan yüksek faktörlü güneş koruyucuların ve UV korumalı gözlüklerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgularken,   “Leke oluşumuna yatkın ciltlerde ise güneş koruyucuların dört mevsim kullanılmaları son derece önemlidir” diye konuşuyor.

A ve C vitamini çok önemli!

Sağlıklı ve doğru beslenmek de cildin hasar görmesini önlemede büyük bir önem taşıyor. Antioksidan açısından zengin, A ve C vitamini içeren mevsim sebze ile meyveleri vücut direncini artırıyor ve bu etkisiyle cildimizi koruyor.  Her mevsimde olduğu gibi, kışın da 1.5 – 2 litre su tüketiminin yanı sıra bitki çayları ve ceviz gibi yağlı tohumlar da cilt sağlığını destekliyor. Ayrıca, beta glukan, çinko ve D vitamini takviyeleri viral enfeksiyonlardan korurken, cilt sağlığı için de faydalı oluyor.

Pamuklu ve yumuşak kumaşları tercih edin

Özellikle alerjik ve kuru cilt yapısına sahip kişilerde, yün ve sentetik giysilerin doğrudan cilde temas etmeleri kaşıntıya yol açabiliyor. Dolayısıyla, pamuklu ve yumuşak kumaşların tercih edilmesi gerekiyor. Yün giysilerin ise bu kıyafetlerin üzerinde kullanılabileceği belirtiliyor.

#CiltSağlığı #KışBakımı #Egzama #Dermatoloji #SoğukHava #CiltBakımı #Nemlendirme #SağlıklıCilt #AcıbademHastanesi #KışAylarındaCilt #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

“WWCOTY’den Nissan LEAF’e Büyük Ödül”

Nissan’ın öncü elektrikli aracı LEAF, Women’s Worldwide Car of the Year (WWCOTY) jürisi tarafından “Dünyanın En İyi Kompakt Otomobili” ödülüne layık görüldü. 54 ülkeden 84 otomotiv gazetecisinin değerlendirmeleri sonucunda verilen bu prestijli ödül, tamamen yeni LEAF’in şık tasarımı, gelişmiş elektrikli güç aktarım sistemi, sezgisel teknolojileri ve elektrikli araçların küresel ölçekte benimsenmesindeki öncü rolünü öne çıkarıyor.

Üçüncü nesil LEAF; 52 kWh ve 75 kWh batarya seçenekleriyle artırılmış menzil, aerodinamik tasarım ve güven veren sürüş deneyimi sunuyor. Nissan Başkanı ve CEO’su Ivan Espinosa, “Bu ödül, elektrikli araçları tüm sürücüler için erişilebilir ve cazip kılma konusundaki kararlılığımızı pekiştiriyor” dedi.

#NissanLEAF #WWCOTY #ElektrikliAraçlar #OtomotivHaberleri #KompaktOtomobil #SürdürülebilirMobilite #Nissan #EVRevolution #AutoNews #YeşilTeknoloji #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

“Yedi Kere Düş, Sekiz Kere Kalk” raflarda

Tijen Mergen’in kaleme aldığı “Yedi Kere Düş, Sekiz Kere Kalk” Ceres Yayınları etiketiyle okurla buluştu. Kitap, modern hayatın zorlukları karşısında pes etmeden yeniden ayağa kalkmayı, değişimi kabullenmeyi ve içsel gücü keşfetmeyi yazarın kişisel deneyimleri üzerinden aktarıyor.

Mergen, eserinde Harvard Üniversitesi’nin mutluluk araştırmaları ve Pozitif Psikoloji kuramlarıyla desteklenen anlatılar sunarken, okuru konfor alanından çıkmaya ve yaşamının direksiyonuna geçmeye davet ediyor. “Yaşam Çarkı” gibi pratik önerilerle sosyal medya illüzyonuna karşı alternatif çözümler de sunuyor.

#YediKereDüşSekizKereKalk #TijenMergen #CeresYayınları #KitapÖnerisi #PozitifPsikoloji #OkumaKeyfi #HayataDevam #YeniKitap #Motivasyon #KültürSanat

“Vitaminler Bilinçsiz Kullanıldığında Zararlı”

Yaşlanmanın, kaçınılmaz değişimlere yol açtığını belirten uzmanlar, bağışıklık sistemi dâhil tüm organ sistemlerinin bu durumdan etkilendiğini söylüyor.

İlerleyen yaşla birlikte bağışıklık sisteminin yanıt verme kapasitesi azaldığına dikkat çeken Gastroenteroloji ve Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Bu değişiklikler genetik özellikler, yaşam tarzı ve hastalıklar gibi nedenlere bağlı olarak her bireyde farklı bir hızla ortaya çıkabilir.” dedi. Bu sürecin doğru beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleriyle yavaşlatılabileceğine vurgu yapan Prof. Dr. Atamer, özellikle protein, lif, sebze-meyve tüketimi ile D vitamini, B12 ve kalsiyum gibi temel eksikliklerin giderilmesinin büyük önem taşıdığını aktardı. Prof. Dr. Atamer ayrıca vitaminlerin bilinçsiz kullanımının fayda yerine zarar verebileceğinin altını çizdi ve takviyelerin mutlaka hekim kontrolünde alınması gerektiğini hatırlattı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Gastroenteroloji ve Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, yaşlanma sürecinde bağışıklık sisteminde meydana gelen değişimler ve beslenme ile doğru vitamin kullanımının bu süreci nasıl etkilediği hakkında açıklamalarda bulundu.

Prof. Dr. Aytaç Atamer

Prof. Dr. Aytaç Atamer

Yaşlanma, bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve hastalık riskinin artmasına neden olur!

İnsan ömrünün uzadığını hatırlatan Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Toplumun yaş ortalaması giderek artıyor. Yaşlanma ile tüm organ sistemlerinde olduğu gibi bağışıklık sisteminde de bir takım değişiklikler oluyor.” dedi.

Bağışıklık sisteminin görevinin bizi enfeksiyonlardan, kanserden ve otoimmün hastalıklardan korumak olduğunu ifade eden Prof. Dr. Atamer, “Bağışıklık sistemi fonksiyonlarındaki yaşlanmaya bağlı azalma ile bu hastalıklar daha sık görülmeye başlar. Yaşlanmanın bir sonucu olarak bağışıklık sistemi belli bir oranda baskılanır. Bazı özelleşmiş bağışıklık hücrelerinin sayısı oransal olarak azalsa da esas sorun bağışıklık sisteminin fonksiyonlarındaki bozulmalar sonucu yanıt vermesi gereken durumlarda yetersiz veya orantısız yanıt vermesidir. Yaşlılarda bağışıklık sisteminin yetmezliği tanısının konulması daha zor olabilir.” şeklinde konuştu.

Zamanla bedensel fonksiyonların çevresel faktörlere uyum sağlama yeteneğinde azalma görülür!

Bağışıklık sistemimizin tüm yaşantımız boyunca görev yaptığını kaydeden Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Tüm sistemlerde olduğu gibi bağışıklık sistemimizde de değişiklik oluşur.” dedi.

Yaşlanmanın insan yaşamının doğal ve değişmez bir süreci olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Atamer, “Bu süreçte zamana bağlı olarak bedensel fonksiyonların çevresel faktörlere uyum sağlama yeteneğinde azalma görülür. Tüm bu değişiklikler genetik özellikler, yaşam tarzı ve hastalıklar gibi nedenlere bağlı olarak her bireyde farklı bir hızla ortaya çıkabilir. Zamana bağlı ortaya çıkan değişiklikler fonksiyon kaybına neden olur. Organ sistemlerinde genel kontrol mekanizmaları azalır.” açıklamasını yaptı.

Beslenme, yaşa bağlı bağışıklık kaybını yavaşlatabilir!

Beslenmenin, yaşa bağlı bağışıklık kaybını yavaşlatabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Özellikle Omega-3, B 12 vitamini, kalsiyum ve demir gibi eksiklikler bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olur.” dedi.

Bu nedenle ileri yaşlarda bağışıklık sistemi için sofrada mutlaka tam tahıllar, karbonhidratlar, yeterli miktarda protein ve yeterli miktarda sebze ve meyve bulunması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Atamer, “Vitamin ve mineral takviyelerinin bağışıklık sistemini güçlendirdiğine dair yapılan çalışmalar vardır. İleri yaşlarda özellikle D vitamini, B 12 vitamini ve kalsiyum eksikliği sık görülebilir, bu nedenle takviye olarak alınması gerekebilir. A, E vitaminleri, folik asit ve C vitamini de yeterli miktarda alınmalı. Bunun dışında yeterli düzeyde spor yapılmalı, dengeli beslenme ihmal edilmemeli, sigara ve alkolden uzak durulmalıdır.” ifadelerini kullandı.

Vitamin kullanımı, hekim kanaatine ve yapılan tetkiklere göre belirlenmeli!

Halk arasında çok vitamin almanın bağışıklığı güçlendirdiği ifadesinin yanlış olduğunun altını çizen Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Çünkü gerektiğinden fazla alınan vitaminlerin bir kısmı vücutta depolanarak vücuda zarar verebilir, fazlası ise idrar ile atılır.” dedi.

Vitamin kullanımının tamamen hekim kanaatine ve yapılan tetkiklere göre belirlenmesi gerektiğini aktaran Prof. Dr. Aytaç Atamer, sözlerini şöyle tamamladı:

“Özellikle diyabet, hipertansiyon veya kalp hastalığı olan bireylerde kullanılan ilaçlar nedeniyle beslenmenin buna göre düzenlenmesi gerekir. Kronik hastalıklara bağlı olarak bağışıklık sistemi zayıflayabilir.

Bu nedenle güçlendirici tarzda gıdalar tüketilmeli. İlaç kullanan kişilerde ilaca bağlı olarak besin emilimi ve bağışıklık sistemi etkilenebilir. Örneğin tansiyon ilacı kullananlarda idrar kaybı olduğu için yeterli miktarda sıvı tüketilmesi faydalıdır. Yeterli D vitamini alınması gerekir ve fiziksel hareket çok önemlidir. Yaşlılık döneminde günlük kalori ihtiyacı azalır. Bu kişiler daha az yemek yeme eğilimindedir. Oysa bu dönemde üç ana, üç ara öğün şeklinde beslenilmeli. Protein ve lif içeriği yüksek besinler ile sebze ve meyve yeterli miktarda tüketilmeli. Günlük su tüketimi ise en az iki litre olmalı.”

#YaşlanmaVeBağışıklık #SağlıklıYaşam #DoğruBeslenme #VitaminDengesi #BilinçliTakviye #GüçlüBağışıklık #YaşlanmaGerçeği #BeslenmeSanatı #HekimKontrolü #DengeliYaşam #SağlıkVeSanat #YaşAlmakDoğaldır #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Kayada Büyüdüm Ben Galerist’te

Melike Abasıyanık Kurtiç’in sanatsal pratiğini merkezine alan “Kayada Büyüdüm Ben” sergisi, Galeri Nev iş birliğiyle ve Galerist ev sahipliğinde, Kale Tasarım ve Sanat Merkezi’nin desteğiyle 15 Ocak’ta açıldı.

Deniz Aktaş, Ece Bal, Gökhun Baltacı, İlhan Berk, Zeynep Kayan, Thiago Rocha Pitta, Anıl Saldıran, Johanna Seidel, Elif Uras ve Burcu Yağcıoğlu’nun eserlerini bir araya getiren seçki, Abasıyanık Kurtiç’in seramikten suluboyaya, fotoğraftan yerleştirmeye uzanan üretim evrenini farklı sanatçıların pratikleriyle buluşturuyor.

Sergi, sanatçının işlerinde öne çıkan döngüsellik ve yineleme fikrini çoğul bir karşılaşma zemini üzerinden tartışmaya açarken, edebiyatla da kesişen bir sanat deneyimi sunuyor.

“Kayada Büyüdüm Ben” sergisi, 21 Şubat 2026’ya kadar Galerist Tepebaşı’nda, salıdan cumartesiye 11.00–19.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.

#KayadaBüyüdümBen #MelikeAbasıyanıkKurtiç #Galerist #GaleriNev #SanatSergisi #ÇağdaşSanat #Tepebaşı #SürdürülebilirSanat #SanatHaber #İstanbulSanat #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity