Yazılar

Her 5 kadından 1’i bu sorunu yaşıyor!

Ülkemizde en sık görülen cilt hastalıklarından biri olan akne, genelde ergenlik dönemi sorunu gibi algılansa da, son yıllarda yetişkinlerde, özellikle kadınlarda belirgin bir artış gösteriyor. Öyle ki 25 yaş ve üzerindeki her 5 kadından 1’i akne problemiyle mücadele ediyor. Akne çoğu zaman ‘nasılsa geçer’ düşüncesiyle ihmal edildiği için ağrılı kistlere, ciltte kalıcı iz ve leke oluşumuna yol açabiliyor! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi  Dermatoloji Uzmanı Dr. Vildan Şengöz, bu nedenle aknelerin mutlaka erken dönemde tedavi edilmesi gerektiğine dikkat çekerek, “Tedaviye erken başlanması aknenin şiddetlenmesini ve ciltte kalıcı iz ile leke bırakmasını engelleyebiliyor. Ancak, tedaviden başarılı sonuç alınabilmesi için hekimin önerdiği tedavinin aksatılmaması büyük bir önem taşıyor. Geçmiş yıllarda aknenin cilt ile sınırlı olduğu ve sadece bakım ürünleri  veya  cilt üzerine sürülen ilaçlarla iyileşeceği düşünülüyordu. Günümüzde ise aknenin sistemik bir metabolizma sorununun parçası olduğu biliniyor. Bu nedenle, akne tedavisinde bütüncül bir yaklaşımın benimsenmesi gerekiyor” diyor.  Aknenin oluşumunda genetik yatkınlıktan çok hormonal değişimler, inflamasyon ve hatalı yaşam alışkanlıklarının sorumlu olduğunu belirten Dermatoloji Uzmanı Dr. Vildan Şengöz, akneye neden olabilen yaşam alışkanlıklarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Dr. Vildan Şengöz

Dr. Vildan Şengöz

Gece bu saatler arasında uyanık kalmak

Gece geç saatlere kadar uyanık kalınması akneye sebep olan etkenler arasında ilk sıralarda yer alıyor. Melatonin hormonu gece 23:00 – 02:00 saatleri süresince salgılanıyor. Bu zaman diliminde, melatonin hormonu, beyin başta olmak üzere, bağ dokusunun ve cildin yenilenmesini sağlıyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Vildan Şengöz, sağlıklı gece uykusunun cildi içten temizlediğini ve parlaklık sağladığını, hatta en etkili cilt bakım ürünlerinden bile daha faydalı olduğunu belirtiyor. Bu saat aralığında uyanık kalmak ise cildin doğal onarım sürecini önlüyor ve akne oluşumuna zemin hazırlıyor.

Kozmetik ürünlerini bilinçsizce uygulamak

Bilinçsizce satın alınan yıkama ve peeling ürünleri çoğu zaman cilt bariyerine zarar veriyor. Hekim olmayan kişilerin önerisiyle ürün alan, peeling gibi işlemleri sık sık ve hatalı şekilde uygulayan kişilerde en sık görülen sorun cilt pH’ının bozulması oluyor. Peeling işlemi cildin üst tabakasını aldığı için parlak görünüm sağlasa da  cildin koruyucu tabakasını zayıflatıyor. Bariyerini kaybeden cilt ise bakteriyel enfeksiyonlara açık hale geliyor ve bunun sonucunda akne gelişebiliyor. Hekim önerisi olmadan kullanılan doğal ürünler de akne oluşumunun diğer nedenlerinden. Koruyucu bariyerini kaybeden cilt bakteriyel enfeksiyonlara daha açık hale gelince, akne gelişimi kaçınılmaz oluyor.

Siyah noktaları sıkmak

Aknenin ilk evresi genelde komedon, halk arasındaki bilinen adıyla siyah nokta oluyor. Bu lezyonların sıkılması veya koparılması, bakterilerin eklenmesiyle süreci daha da şiddetlendiriyor ve derin izlerle sonuçlanabiliyor. Bu nedenle, sadece komedon sorunu olsa bile dermatoloji uzmanına başvurulması ve hekim önerisiyle uygun cilt bakım ürünlerinin kullanılması büyük önem taşıyor.

Vitamin ve mineral takviyelerini hatalı kullanmak

D vitamini, ferritin, folik asit, çinko ile magnezyum gibi vitamin ve mineraller cilt sağlığı açısından büyük önem taşıyorlar. D vitamini seviyesi 50’nin altına düştüğünde aknenin daha da şiddetlendiği biliniyor. Gerekli zamanlarda A vitamini ve türevleri de tedaviye eklenebiliyor. Dr. Vildan Şengöz, akne tedavisinde bu takviyelerin doğru zamanda ve doğru dozda alındığında iyileşmeyi desteklediklerini ve iz kalma riskini azalttıklarını anlatarak, “Ancak, vitamin ve mineral takviyeleri mutlaka kişiye özel değerlendirilmeli. Çünkü, yanlış veya yüksek dozda alındıklarında akne oluşumuna zemin hazırlayabiliyor” uyarısında bulunuyor.

Fazla kahve içmek

Yetişkinlerde aşırı kahve tüketimi kafeinin diüretik etkisi nedeniyle hücrelerdeki su ve minerallerin vücuttaki atılımını hızlandırıyor. Zaten yağ oranı yüksek olan cildin iyice nemini kaybetmesine ve bunun sonucunda akne oluşumuna sebep olabiliyor.

İşlenmiş gıdalar ve şekerli besinler tüketmek

Aşırı işlenmiş ve besin değerini yitirmiş paketli gıdalar, şekerli besinler ile trans yağları içeren gıdaların yanı sıra proteinden fakir ve karbonhidrattan zengin beslenme şekli insülin direncini arttırıyor. Ciltte yağ üretimini hızlandıran insülin direnci de akne oluşumuna yol açan ve şiddetini tetikleyen önemli faktörler arasında yer alıyor.

Kızartmalar ve trans yağlara dikkat!

Cilt sağlıklı yağlara ihtiyaç duyuyor. Zeytinyağı, ceviz, keten tohumu ve balık gibi omega-3 içeren gıdaların düzenli tüketilmeleri cilt sağlığını destekliyor. Kızartmalar ve trans yağlar ise inflamasyonu artıran ve hormon dengesini bozan etkileri nedeniyle akne oluşumuna sebep olabiliyor.

#Akne #CiltSağlığı #Dermatoloji #KadınSağlığı #ErkenTedavi #CiltBakımı #HormonalDenge #SağlıklıYaşam #VitaminMineral #YaşamAlışkanlıkları #Acıbadem #DrVildanŞengöz #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

“VII” Tadım Menüsü: Vegan Fine Dining’de Şiirsel Bir Deneyim

Türkiye’nin ilk vegan fine dining lokantası Telezzüz, şef Bahtiyar Büyükduman liderliğinde hazırlanan yeni kış menüsü “VII” ile misafirlerini sanat ve gastronomi arasında şiirsel bir yolculuğa çıkarıyor. Yedi duraktan oluşan menü, insanın içsel çatışmalarından ve evrensel zaaflarından ilham alarak tabaklara çok katmanlı bir anlatı taşıyor.

Telezzüz

Her bir durak; arzular, zaaflar ve duygular üzerinden şekillenen özgün tabaklarla misafirleri farklı bir deneyime davet ediyor. Şampanya, pancar ve gül aromasıyla baştan çıkarma duygusunu işleyen tabaktan, altın yapraklı vegan foie gras yorumuna kadar uzanan menü; kış mevsimine güçlü bir gastronomi anlatısı katıyor.

Telezzüz

À La Carte Seçkilerle Zenginleşen Kış Sofrası

“VII” tadım menüsüne eşlik eden à la carte seçenekler, kereviz çorbasından mantar pateye, isli sarma ve pırasalı muska böreğine kadar geniş bir yelpaze sunuyor. Ana yemeklerde ise glaze kereviz, koji havuç, kremalı fasulye ve lahana & kale şiş gibi yaratıcı yorumlar öne çıkıyor.

Telezzüz

Telezzüz, sanatla gastronomiyi buluşturan bu menüyle misafirlerine yalnızca bir yemek değil, aynı zamanda içsel bir yolculuk deneyimi sunuyor.

Telezzüz

#Telezzüz #VII #FineDining #VeganGastronomi #GurmeDeneyim #KışMenüsü #BahtiyarBüyükduman #LezzetYolculuğu #Gastronomi #Mekan #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Telezzüz

Deniz Akkaya’dan Sosyeteye Sert Bir Roman: Aç Kuşlar

Model, oyuncu ve medya dünyasının en çok konuşulan isimlerinden Deniz Akkaya, edebiyata iddialı bir giriş yapıyor. Yeni romanı “Aç Kuşlar”, İstanbul sosyetesinin parıltılı yüzünün ardında saklanan ikiyüzlülüğü, güç savaşlarını ve ahlak maskelerini cesur bir dille masaya yatırıyor.

Boğaz yalılarından kapalı kapılar ardında yaşanan karanlık ilişkilere, sosyete partilerinden dedikodu sofralarına uzanan roman; paranın nasıl her şeyi akladığını ve “ayıp” kavramının kime göre değiştiğini sorguluyor. Akkaya, güç, para ve statünün dokunduğu her şeyin nasıl meşrulaştığını gözler önüne sererken, sessizliğin ardındaki çürümeyi yüksek sesle ifşa ediyor.

Henüz raflara çıkmadan “cesur”, “rahatsız edici” ve “fazla gerçek” yorumlarıyla gündem olan Aç Kuşlar, Destek Yayınları etiketiyle okurlarla buluştu.

#DenizAkkaya #AçKuşlar #YeniRoman #KitapHaberi #DestekYayınları #İstanbulSosyetesİ #Edebiyat #CesurKalem #RomanTavsiyesi #KitapSeverler #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

İki hafta süren şiddetli bel ve bacak ağrısına dikkat!

Günümüzde uzun süre masa başında çalışmak, hareketsiz bir yaşam sürmek ve çağımızın önemli sorunu olan obezite, bel fıtığının görülme sıklığını giderek artırıyor. Yapılan çalışmalar, şiddetli bel ve bacak ağrısının en sık rastlanan sebeplerinden biri olan bel fıtığına bağlı sinir kökü sıkışmasının yaşam boyu gelişme riskinin dünya genelinde yüzde 3–5 civarında olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye’de ise her 4 kişiden 1’inin son bir yıl içerisinde bel  ağrısı yaşadığı belirtilirken, bel fıtığının bu ağrıların önemli bir kısmını oluşturduğu vurgulanıyor. Acıbadem International Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Özkan Yükselmiş,  genellikle 30–50 yaş arasında görülen bel fıtığının modern yaşam koşullarının etkisiyle son yıllarda 20’li yaşların başında, hatta üniversite çağındaki gençlerde bile giderek artış gösterdiğini  belirterek, “Telefon, tablet veya bilgisayar karşısında  kambur pozisyonda uzun süre oturmak, hareketsiz bir yaşam sürmek, egzersiz sırasında yanlış teknikle ağırlık kaldırmak ve fazla kilolu olmak, özellikle gençlerde bel fıtığının artışında en sık görülen nedenleri oluşturuyor” diyor.

Dr. Özkan Yükselmiş

Dr. Özkan Yükselmiş

2 hafta süren şiddetli bel ve bacak ağrısına dikkat!

Omurgamızdaki bel omurları arasında yer alan ve “disk” olarak adlandırılan yastıkçıkların zamanla yıpranıp dışarı doğru bombeleşerek sinir köklerine baskı yapmaları “bel fıtığı” olarak tanımlanıyor. Bel bölgesinde ani başlayan veya giderek artan bel ağrısı, belden başlayıp bacağın arkasından topuğa kadar inen “elektrik çarpması” veya “çekilme tarzında” ağrı, hissizlik ile iğnelenme (bacakta, ayakta veya parmaklarda) ve belde kas spazmı, en sık görülen şikayetler arasında yer alıyor.

Ancak hastaların önemli bir bölümü bu belirtileri “geçer” düşüncesiyle göz ardı ederek doktora gitmeyi geciktiriyor. Hastalığın ilerlemesine bağlı olarak ağrının kronikleşmesi ve şiddetinin artması günlük yaşam aktivitelerini ciddi ölçüde kısıtlarken, acil ameliyat gereksinimi de ortaya çıkabiliyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr.  Özkan Yükselmiş, tedaviden etkin sonuç alınabilmesi ve kalıcı hasarın önlenebilmesi için bel fıtığının erken dönem belirtilerini ihmal etmemek gerektiğini anlatarak, “İlaç ve istirahate rağmen yaklaşık 2 haftadır geçmeyen şiddetli bel ve bacak ağrısında zaman kaybetmeden bir hekime başvurmak son derece önemlidir” uyarısında bulunuyor.

Bel fıtığının 7 önemli nedeni!

Bel fıtığı genellikle birden fazla faktörün birleşmesiyle ortaya çıkıyor.  Dr. Özkan Yükselmiş, bel fıtığına neden olan etkenleri şöyle sıralıyor:

Genetik yatkınlık:  Ailede bel fıtığı öyküsü varsa, disk yapısı daha kolay yıpranabiliyor.

Yaşa bağlı yıpranma: Diskler yaşla birlikte su kaybederek esnekliğini yitiriyor. Bu doğal süreç fıtıkla sonuçlanabiliyor.

Hareketsiz bir yaşam:   Düzenli egzersiz yapmamak ve hareketsiz bir yaşam sürmek riski artıran  önemli faktörlerden. Çünkü, özellikle bel ve karın kasları güçlü değilse, omurganın yükünü diskler ve eklemler taşımak zorunda kalıyor.

Yanlış duruş ve uzun süre oturma:  Özellikle gençlerde; kambur pozisyonda, öne eğilerek saatlerce telefon veya tablet ekranına bakmak, omurgaya binen yükü artırıyor. Ayrıca, bilgisayar karşısında çalışırken veya araç kullanırken uzun süre hatalı pozisyonda oturmak ve eğilerek çalışmak da aynı nedenle bel fıtığına yol açabiliyor.

Ağır kaldırma ve ani hareketler: Eğilerek ve gövdeyi çevirerek ağır bir yük kaldırmak diskin aniden yırtılmasına ve fıtığın ortaya çıkmasına neden olabiliyor.

Fazla kilo: Vücut ağırlığı arttıkça, bel omurlarına binen yük de artıyor.

Sigara: Disklerin beslenmesini bozarak daha çabuk yıpranmalarına sebep olabiliyor.

Ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebiliyor!

Toplumdaki yaygın inanışın aksine, bel fıtığı tanısı alan hastaların büyük bir kısmı ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebiliyor. Güncel kılavuzlar, idrar kaçırma, çok ileri güç kaybı ve felç gibi acil durumlar yoksa, öncelikle konservatif (ameliyatsız) tedavilerin denenmesini öneriyor. Dr. Özkan Yükselmiş, “Güncel veriler, erken tanı sayesinde, ameliyata gerek kalmadan, uzman hekim kontrolünde başlanan fizik tedavi, egzersiz ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle  ağrı ile fonksiyon kaybının belirgin ölçüde düzeldiğini, hastaların büyük bir kısmının günlük yaşamlarına geri dönebildiğini gösteriyor. Bazı hastalarda şikâyetler neredeyse tamamen kaybolurken, bazı hastalarda hafif ve aralıklı ağrılar ise kalıcı olabiliyor; bu noktada düzenli egzersiz ile yaşam tarzı değişiklikleri devreye giriyor” diyor.

Bel fıtığında ilk basamak fizik tedavi!

Fizik tedavi ve rehabilitasyon, bel fıtığında ameliyatsız tedavinin temel taşını oluşturuyor. Yüzeyel ısı uygulamaları, derin ısı ajanları, elektrik akımları, manuel terapi ve traksiyon, esneme ile güçlendirme egzersizleri, duruş ve ergonomi eğitimi, fizik tedavinin başlıca yöntemlerini oluşturuyor.  Dr. Özkan Yükselmiş, bu yöntemlerin genellikle  tek tek değil, kombine şekilde uygulandığını; hastanın kliniğine ve MR bulgularına göre kişiselleştirildiğini vurguluyor. Dr. Özkan Yükselmiş, ilaç ve fizik yöntemlerine rağmen ağrısı çok şiddetli olan veya ameliyat öncesinde “ara basamak” tedavisine ihtiyaç duyulan hastalarda ise epidural veya transforaminal gibi girişimsel yöntemlerin de gündeme geldiğini anlatıyor.

Tedavi sonrasında koruma planı çok önemli!

Ameliyatsız tedavinin başarısında  hastanın aktif katılımının en az tedavinin kendisi kadar önem taşıdığını ifade eden Dr. Özkan Yükselmiş, bu süreçte dikkat edilmesi gereken başlıca noktaları, “Doktorun verdiği egzersiz programını şikâyetler azalınca bırakmamak, ani ve ağır yük kaldırmaktan kaçınmak, uzun süre aynı pozisyonda kalmamak, doğru oturma ve yatış pozisyonuna özen göstermek, kilo kontrolü sağlamak, sigarayı bırakmak, stres yönetimine dikkat etmek” şeklinde sıralıyor.  Ayrıca, bel fıtığında uzun vadeli koruma planının da kilit bir rol üstlendiğini belirten Dr. Özkan Yükselmiş, “Çünkü, bel fıtığı aynı veya farklı seviyede tekrar edebiliyor. Bu risk, düzenli egzersiz, kilo kontrolü ve doğru duruş alışkanlıkları gibi koruyucu yaklaşımlarla ciddi oranda azaltılabiliyor” diye konuşuyor.

#BelAğrısı #BelFıtığı #SağlıklıYaşam #FizikTedavi #Rehabilitasyon #OmurgaSağlığı #HareketsizYaşam #Obezite #EgzersizDoğruTeknik #AcıbademHastanesi #SağlıkBilinci #GençlerdeBelFıtığı #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Romantik Gala, Brunch ve Spa ile Sevgililer Günü Şehrin Kalbinde

Raffles İstanbul, Sevgililer Günü’nü şehrin kalbinde eşsiz deneyimlerle kutlamaya hazırlanıyor. 14 Şubat akşamı Long Bar’da gerçekleşecek özel gala yemeği, altı aşamalı menü, sınırsız premium şarap seçkisi ve Barbaros & Orkestrası’nın canlı performansı ile çiftlere unutulmaz anlar yaşatacak. Gecenin ardından DJ performansıyla devam edecek after party, kutlamayı daha da hareketlendirecek.

Raffles İstanbul

Kutlamaları hafta sonuna taşımak isteyenler için 15 Şubat’ta Raffles Teras’ta düzenlenecek romantik brunch, zengin tatlı büfesi, özel kokteyller ve canlı müzik eşliğinde keyifli bir atmosfer sunacak. Çocuklar için Mini Kulüp Atölye aktiviteleri hazırlanırken, 6 yaş altı ücretsiz, 7–12 yaş arası ise %50 indirim avantajıyla ağırlanacak.

Raffles İstanbul

Çiftlere özel Raffles Spa deneyimleri ise 13–15 Şubat tarihleri arasında sunulacak. Royal Hamam, jakuzi ve masajı bir araya getiren özel bakım paketleri, romantik bir atmosferde yenilenme fırsatı sağlıyor. Sevgililer Günü’ne özel tasarlanan spa programları çiftlere %15 indirim avantajıyla sunuluyor.

Raffles İstanbul

Bilgi; spa.istanbul@raffles.com | +90 530 688 4408

Raffles İstanbul

#Rafflesİstanbul #SevgililerGünü #RomantikKutlama #GalaYemeği #RomantikBrunch #RafflesSpa #İstanbulEtkinlik #GurmeDeneyim #AşkınŞehri #LuxuryLifestyle #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Sefo ve Sena Şahin’den Duygusal Düet: Bi’ Bilsen

Türk rap sahnesinin en çok konuşulan isimlerinden Sefo, 200 milyondan fazla dinlenmeye ulaşan “Bilmem Mi”nin ardından yeni şarkısı “Bi’ Bilsen” ile dinleyicilerle buluştu. Bu kez Sena Şahin ile yaptığı ilk düet çalışmasıyla dikkat çeken Sefo, güçlü sözleri ve etkileyici melodisiyle müzikseverlere yeni bir deneyim sunuyor.

Söz ve müziği Sefo ile Sena Şahin’e ait olan “Bi’ Bilsen”, “Bilmem Mi”ye göndermede bulunan sözleriyle iki sanatçının müzikal dünyasını aynı parçada birleştiriyor. Düzenlemesi Can VS ve Mehmet Erden tarafından yapılan parçanın mix ve mastering süreci Can VS imzası taşırken, gitarlarda Caner Güneysu yer alıyor. Şarkının klibi ise Rize’nin karlar altındaki yaylalarında çekilerek parçanın atmosferini görsel olarak güçlendiriyor. “Bi’ Bilsen”, 23 Ocak itibarıyla tüm dijital platformlarda yayında.

#Sefo #SenaŞahin #BiBilsen #BilmemMi #YeniŞarkı #Düet #TürkRap #MüzikHaberleri #Magazin #RizeKlibi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Teoman’ın Kült Şarkısı Serdar Ortaç Yorumu ile Yayında

Türk müziğinin kült isimlerinden Teoman’ın unutulmaz şarkısı “N’apim Tabiatım Böyle”, Serdar Ortaç’ın sesinden yeniden hayat buldu. Teoman’ın “Bu şarkı temasıyla, sözleriyle Serdar’a benden daha uygun” sözleriyle duyurduğu proje, “Teoman Şarkıları” albümünün ilk teklisi olarak Bayhan Müzik ve Avrupa Müzik iş birliğiyle tüm dijital platformlarda yayınlandı.

Bu özel çalışma, Teoman’ın klasikleşmiş eserlerini farklı yorumlarla yeniden keşfetmek isteyen müzikseverlere yeni bir deneyim sunuyor.

#Teoman #SerdarOrtaç #NapimTabiatımBöyle #TeomanŞarkıları #BayhanMüzik #AvrupaMüzik #TürkMüziği #YeniTekli #MüzikHaberleri #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Aysun Öztekin’den Güçlü Bir Yüzleşme: Bu Kadarmış

Aysun Öztekin, sözü ve müziği kendisine ait olan yeni şarkısı “Bu Kadarmış” ile dinleyicilerle buluştu. Vazgeçişin ve yüzleşmenin hikâyesini yalın ama güçlü bir anlatımla aktaran eser, Göksun Çavdar düzenlemesiyle dengeli bir müzikal yapı sunuyor.

Şarkının video klibi, yönetmen İzzet Başlak tarafından Kılıçlı Film Platosu’nda çekildi ve parçanın duygusal atmosferini görsel olarak da destekledi. Avrupa Müzik etiketiyle yayımlanan “Bu Kadarmış”, tüm dijital platformlarda dinlenebiliyor.

#AysunÖztekin #BuKadarmış #YeniŞarkı #AvrupaMüzik #MüzikHaberleri #Magazin #GöksunÇavdar #İzzetBaşlak #DijitalPlatformlarda #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Bir anda tetikleniyor, hayatı felç ediyor!

Trigeminal nevralji, yüzün duyusunu sağlayan trigeminal sinirin tutulmasıyla oluşan ve literatürde ‘dünyanın en şiddetli ağrısı’ şeklinde tanımlanan kronik bir ağrı olarak dikkat çekiyor. Hastalar tarafından yüzde ‘şimşek çakması’ veya ‘elektrik çarpması’ olarak tarif edilen trigeminal nevralji; genellikle yüzün tek tarafında, tekrarlayıcı ve şiddetli ağrı ataklarıyla kendini gösteriyor. Kısa sürmesine rağmen tekrarlayan ataklar nedeniyle hastaların günlük yaşamı adeta kabusa dönüşebiliyor. Öyle ki hastalar ağrıyı tetikleyebildiği için yemek yeme, su içme ve konuşma gibi en temel ihtiyaçlarından kaçınabiliyor, yüzlerini yıkayamaz ve dişlerini fırçalayamaz hale gelebiliyorlar.  Acıbadem International Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker, yaygın inanışın aksine trigeminal nevraljinin çözümsüz bir hastalık olmadığına dikkat çekerek, “Günümüzde, uygun hastalarda, modern tıbbın sunduğu balon kompresyon gibi girişimsel yöntemlerle bu şiddetli ağrıdan kurtulmak mümkündür” diyor.

Dr. Barış Peker

Dr. Barış Peker

Türkiye’de önemli bir halk sağlığı sorunu

Trigeminal nevralji, dünya genelinde her 100 bin kişinin yaklaşık 4 ila 13’ünde görülürken, Türkiye’de bu oranın çok daha yüksek olduğu belirtiliyor. Yapılan güncel çalışmalara göre, ülkemizde trigeminal nevralji görülme sıklığı 100 bin kişide 98’e ulaşıyor. Türkiye’de her yıl yaklaşık 4 bin kişiye trigeminal nevralji tanısı konulurken, bu veriler hastalığın önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu gösteriyor. En sık 50-70 yaş aralığında gelişen bu hastalığa kadınlarda erkeklere oranla daha yaygın rastlanıyor. Trigeminal nevraljinin en yaygın nedeni ise beyin sapındaki bir damarın (genellikle üst serebellar arter) trigeminal sinire bası yaparak siniri rahatsız etmesi veya koruyucu kılıfına (myelin zarı) zarar vermesi.

Günlük hayat durma noktasına geliyor!

Trigeminal nevralji, hastaların günlük yaşamlarını ‘durma’ noktasına getirebilecek kadar ciddi sorunlar oluşturabiliyor. En temel insani ihtiyaçlar olan yemek yemek, su içmek veya konuşmak ağrıyı tetikleyebildiği için hastalar bu gereksinimlerinden kaçınmaya başlıyor.  Zamanla ciddi kilo kayıpları oluşabiliyor. Ayrıca, hastalar toplum içinde aniden bir atak geçirme korkusuyla sosyal ortamlardan uzaklaşıyor; ağrı tetiklenmesin diye yüz kaslarını donduruyor ve gülümsemekten dahi kaçınıyorlar. Uzmanlar bu durumu, ‘yüz donması’ olarak tanımlıyor. Sosyal izolasyonun yanı sıra hijyen ve kişisel bakım da önemli bir sorun haline gelebiliyor. Öyle ki yüze dokunmanın oluşturduğu şiddetli ağrı nedeniyle erkekler tıraş olamıyor, kadınlar makyaj yapamıyorlar. Dahası, yüz yıkama ve diş fırçalama gibi hijyen alışkanlıkları da imkansız hale gelebiliyor.

Literatürde “intihar hastalığı” olarak tanımlanıyor!

Trigeminal nevralji, tıbbi literatürde ‘intihar hastalığı’ olarak tanımlanacak kadar ağır bir psikolojik ve sosyal yükü beraberinde getirebiliyor.  Zira, ağrının ne zaman geleceğinin bilinmemesi sebebiyle hastalar sürekli bir ‘beklenti anksiyetesi’ içine giriyor. Bu kronik stres hali zamanla çaresizlik hissine, derin depresyona ve uyku bozukluklarına neden olarak hastaların yaşam kalitesini dramatik şekilde düşürüyor. Ayrıca, şiddetli ataklar sırasında hastaların konsantrasyonu tamamen dağılıyor; bu durum iş hayatında verimsizliğe veya profesyonel yaşamın tamamen sonlanmasına da yol açabiliyor.

Yanlış tanı, gereksiz yere çekilen sağlıklı dişler!

Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker, ağrı genellikle üst veya alt çene bölgesinde hissedildiği için hastaların büyük bir çoğunluğunun ilk olarak diş hekimine başvurduğuna işaret ederek, “Maalesef, doğru tanı konulana kadar birçok hasta gereksiz yere sağlıklı dişlerini çektiriyor. Dolayısıyla, eğer yüzünüzde yemek yerken, konuşurken veya rüzgar estiğinde tetiklenen ani, kısa süreli ve şok benzeri ağrılar varsa beyin cerrahisi uzmanına başvurmanız son derece önemlidir” uyarısında bulunuyor.

Amaç hastayı ağrısız yaşama kavuşturmak

Trigeminal nevraljinin tanısı klinik öykü ve nörolojik muayene ile konuluyor. Damar basısını veya ikincil nedenleri (tümör, multiple skleroz vb.) dışlamak için manyetik rezonans görüntüleme (MR) tetkikine başvuruluyor. Tedavinin birincil amacı ise hastayı ağrısız yaşama kavuşturmak. İlaç tedavisi trigeminal nevraljide ilk adımı oluşturuyor. İlacın yetersiz kaldığı veya sersemlik ile dengesizlik gibi yan etkilerin arttığı durumlarda açık cerrahi (Mikrovasküler dekompresyon) veya kapalı cerrahi yöntemler (Balon kompresyon ve radyofrekans gibi yöntemler) gündeme geliyor.  Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker, trigeminal nevraljinin tedavisinde uzun yıllardır mikrovasküler dekompresyon (MVD) cerrahisinin altın standart olarak kabul edildiğini söyleyerek, “Bu operasyon, hemen kulak arkasından kafatasına bir kemik pencere açılıp,  mikroskop altında, trigeminal sinirinin beyin sapından çıktığı noktaya müdahale edilen büyük bir cerrahi girişimdir. Ancak, her hasta için uygun olmayabiliyor ve çeşitli riskler barındırabiliyor. Bu nedenle alternatif olarak, daha az girişimsel (minimal invaziv ya da kapalı cerrahi) yöntemlere de başvuruluyor” bilgisini veriyor.

Balon kompresyon yöntemi öne çıkıyor

Geçmişten günümüze uygulanan alkol enjeksiyonu veya radyofrekans gibi kapalı yöntemlerde, ağrının kesilip kesilmediğini test etmek için hastanın işlem sırasında uyanık kalması gerekebiliyor. Ancak, bu durumun şiddetli ağrı çeken hastaları hem fiziksel hem de psikolojik olarak oldukça zorladığını vurgulayan Dr. Barış Peker, “Ayrıca, söz konusu her iki yöntemde de “anesthesia dolorosa” olarak adlandırılan bir yan etki görülebiliyor. Şiddetli ve  sürekli devam eden bu ağrı durumu trigeminal nevraljiden çok daha ağır bir klinik tabloya neden olabiliyor. Dolayısıyla, cerrahi riskleri minimize eden, hastayı uyanık tutma zorunluluğunu ortadan kaldıran ‘Balon kompresyon’ yöntemi, günümüzde trigeminal nevraljiye bağlı yüz ağrısından kurtulmak isteyen hastalar için en çok tercih ettiğimiz yöntem olarak öne çıkıyor” diye konuşuyor.

İşlem hasta ağrı hissetmeden tamamlanıyor!

Balon kompresyon yöntemi ameliyathanede ve genel anestezi altında uygulanıyor. Bu sayede işlemin hastaların hiçbir ağrı veya sıkıntı hissetmeden tamamlandığını belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker,  sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu yöntemde, skopi (röntgen) eşliğinde ve bir iğne (katater) yardımıyla ağız kenarından girilerek, kafa tabanında yer alan ‘foramen ovale’ isimli delikten trigeminal sinirinin bulunduğu bölgeye ulaşılıyor. Ardından, katater aracılığıyla, küçük bir balon,  şişirilmeden bu bölgeye iletiliyor. Balon burada 1-2 dakika süreyle şişirilerek, sinir liflerine kontrollü bir basınç uyguluyor. Yüksek çözünürlüklü skopi (röntgen) sayesinde, hedeflenen “armut” veya “üçgen” şeklindeki  baskı formu, sinir üzerinde tam istenilen noktada oluşturuluyor. Şiddetli ağrıya neden olan sinir liflerine yapılan bu baskı ağrının kesilmesini sağlıyor” diyor. Balon kompresyon ameliyatında anesthesia dolorosa riskinin yaşanmadığını anlatan  Dr. Barış Peker, bu faydasının yöntemin seçilmesindeki en önemli nedenlerden biri olduğunu vurguluyor.

#TrigeminalNevralji #ŞimşekÇaktıranAğrı #DünyanınEnŞiddetliAğrısı #Nöroloji #BeyinCerrahisi #SağlıkHaberleri #KronikAğrı #BalonKompresyon #Acıbadem #YaşamKalitesi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Hyundai’den Elektrikli Kamp Özgürlüğü: STARIA Camper Concept

Hyundai, elektrikli mobiliteyi kamp özgürlüğüyle buluşturan STARIA Camper Concept modelini Almanya Stuttgart’ta düzenlenen CMT (Caravan, Motor und Touristik) fuarında tanıttı. Brüksel Otomobil Fuarı’nda dünya prömiyeri yapılan STARIA Elektrik temel alınarak geliştirilen Camper Concept, premium seyahat deneyimi için entegre açılır tavan, güneş enerjisi ve akıllı yaşam çözümleriyle öne çıkıyor.

Avrupa’da elektrikli mobiliteye ve deneyim odaklı seyahate olan talep hızla artarken, kullanıcılar günlük kullanıma uygunluğu bağımsız ve konforlu seyahat özgürlüğüyle birleştiren araçlar arıyor. Hyundai, Camper Concept ile bu beklentilere yanıt veriyor. Fuarda sergilenen model, yalnızca bir konsept değil; geleceğin elektrikli kamp araçlarının nasıl şekilleneceğine dair güçlü bir vizyon sunuyor.

STARIA Camper

Öne Çıkan Özellikler

Elektrikli açılır tavan: Park hâlindeyken ferah bir yaşam alanı yaratıyor, mutfak erişimini kolaylaştırıyor.

Güneş paneli: 520 W gücünde entegre panel, günlük 2,6 kWh enerji üreterek buzdolabı, duş ve kabin sıcaklık kontrolünü destekliyor.

Akıllı cam teknolojisi: Dokunmatik ekran üzerinden şeffaflık ve karartma ayarı yapılabiliyor, UV ve ısı yalıtımı sağlıyor.

Dönebilen kaptan koltukları: 180 derece dönebilen ön koltuklar, lounge benzeri sosyal alan oluşturuyor.

Uyku alanı: Arka koltuklar tek tuşla yatırılarak iki kişilik konforlu bir uyku alanına dönüşüyor.

STARIA Camper

Elektrikli Performans

STARIA Camper Concept, STARIA Elektrik’in 800 voltluk yüksek voltaj mimarisini temel alıyor. Bu sayede %10’dan %80’e hızlı şarj yalnızca 20 dakikada tamamlanabiliyor. 160 kW gücündeki elektrikli motor, düşük gürültü ve titreşim seviyeleriyle akıcı bir sürüş sağlıyor. WLTP’ye göre 400 km’ye kadar menzil sunan Camper Concept, sınıfının en uzun menzilli elektrikli MPV’lerinden biri olma potansiyeline sahip.

STARIA Camper

Geleceğe Yönelik Vizyon

Hyundai, Camper Concept ile yalnızca bir araç değil, aynı zamanda sürdürülebilir seyahat kültürünün yeni bir simgesini ortaya koyuyor. Off-grid yaşamı destekleyen teknolojiler, kullanıcıların doğayla daha uyumlu ve bağımsız yolculuklar yapmasına olanak tanıyor. Bu yaklaşım, elektrikli mobiliteyi yalnızca şehir içi ulaşımda değil, uzun yol ve kamp deneyimlerinde de vazgeçilmez hale getiriyor.

#Hyundai #STARIACamper #ElektrikliAraç #KaravanHayatı #SeyahatÖzgürlüğü #CMT2026 #OffGridLife #CamperConcept #ElektrikliMobilite #HyundaiSTARIA #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity