Cemiyet, magazin ve güncel haberler

Yazılar

Wilma Elles şiddeti yaşadı

Wilma Elles şiddeti yaşadı

Klip çekiminde rol alan ünlü oyuncu Wilma Elles, rolde olsa yaşadığı şiddet kendisini çok etkiledi.

Dünya toplumları üzerinde ‘Kadına Karşı Şiddet’e Hayır’ demek ve durumun bir erkek gözünden net tepki oluşturduğu çarpıcı sahneleri konu alan klipte; Wilma Elles, Burak Bozdağ ve Gülsüm Baylık yer aldı.

Bir çok kadın derneği ve platformanların da iş birliği ile hazırlanan klipte Wilma Elles ‘Kadına şiddeti ve uğradığımız haksızlıkları gözler önüne sermek için bir kadın oyuncu olarak bu sosyal sorumluk projesinde olmam gerektiğini düşündüğüm için kabul ettim.’ dedi.

Sabahattin Ali’nin ölümsüz eserlerinden ‘İstek’ Şiiri’ni kadına şiddeti dikkat çekmek amacıyla müzikal ruhla birleştiren Murat Emre Üstün, yeni teklisinin isminin ‘Mum Gibi’ olarak anılmasını istiyor.

Özgürlük mü? Para mı? Aşk mı?

Özgürlük mü? Para mı? Aşk mı?

Hayatımızda köklü değişiklere sebep olan pandemi boyunca, kadınlar pek çok konuda alışkanlıklarını değiştirdi. Her şeyin çok daha hızlı bir şekilde dijitalleşmesi flört hayatını da etkiledi ve kadınlar çevrimiçi flörte geçmişe göre çok daha fazla ilgi gösterir hale geldi. Öyle ki son dönemde sosysl medyadadan ilk beğeni gönderen veya bir sohbet başlatanlar genelde kadın kullanıcılar oldu.

İlk adımı kim atar?

Genelde konuşmayı başlatanın erkekler olduğu düşünülür fakat özellikle yeni yılın başlangıcı olan Ocak ayında durum hiç de öyle değil. Pandeminin de etkisiyle kadınlar her geçen gün arkadaşlık uygulamalarında daha aktifler. Aplikasyonun kadın kullanıcıları 2022 Ocak ayında geçen yıla oranla yüzde 10 daha fazla beğeni göndermiş ve konuşma başlatmış. Hatta bu yıl 2021 yılındaki tüm diğer aylardan daha fazla. Bakalım önümüzdeki yıllarda, ‘ilk adımı atan’ madalyasını kim taşıyacak?

Kadınlar daha aktivist

Evet her geçen gün ilk adımı atan kadınların sayısı artıyor. Sesini duyurmak için yükseltenlerin de öyle. Aplikasyonun sorularını cevaplayan kadınlar kendilerini çoğu ülkede erkeklerden daha aktivist olarak tanımlıyorlar. Mesela Türkiye ve ABD’de kadınların yüzde 41’i aktivist olduğunu söylerken erkeklerde bu oran ABD’de yüzde 26, Türkiye’de yüzde 36. Kendini en fazla aktivist olarak tanımlayan kadınlar da Fransa’dan.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Kadın hakları konusu flörtün de içinde

Cinsiyet eşitliği ve özgürlük tartışmaları sadece medyanın gündemiyle sınırlı değil. Arkadaşlık uygulamalarında da kadın hakları ve feminizm oldukça yaygın. Geçtiğimiz üç yıla oranla kullanıcılar, Aplikasyon profillerinde feminizmden yüzde 83 daha fazla bahsetmiş. Kullanıcıların yüzde 84’ü kadın erkek arasındaki kazanç farkının kapanması gerektiğini düşünüyor. Türkiye’nin yüzde 85’i bu konuda hemfikirken, buna en az katılan ülke yüzde 43 oranla Endonezya.

Paranın değil, özgürlüğün peşinde…

Kadınların her geçen gün daha fazla işgücüne katılmasıyla birlikte finansa verdikleri önem de artıyor. ‘Kendi bütçenizin kaydını tutuyor musunuz?’ sorusuna Türkiye, Hindistan ve ABD’de kadınların yüzde 51’i ‘Evet’ diyor. Kayıt konusunu en az önemseyen kadınlarsa yüzde 34’le Almanya’dan. Fakat tüm ülkeler için özgürlük paradan çok daha önemli. Almanya’daki kadınların yüzde 84’ü, Türkiye’deki kadınların yüzde 72’si, ABD’deki kadınların da yüzde 63’ü özgürlüğün paradan daha önemli olduğunu söylüyor.

 Partnerinizin ne kadar kazandığı önemli mi?

Bazıları paranın sevgiyi satın alabileceğini düşünüyor olabilir. Kadınlar için durum hiç de öyle değil. Dünyanın her yerinden aplikasyon  kullanıcıları, ‘Biriyle eşleşirken zengin olması önemli mi?’ sorusuna Almanya ve Fransa’da yüzde 60 oranıyla ‘Hiç önemli değil’ yanıtını veriyorlar. Türkiye’deki kadınların da yüzde 36’sı paranın eşleşmede hiç önemi olmadığını düşünüyor. Çok önemli olduğunu düşünen kadınların oranıysa sadece yüzde 8. Parayı partner seçiminde en çok önemseyen ülkeyse yüzde 36’yla Endonezya.

Aşk mı yoksa kariyer mi?

Bir tarafta iş dünyasının basamaklarını tırmanmak diğer tarafta yeni bir aşka yelken açmak… Dünya bu konuda kararsız. Ülkeye göre değişiyor. Mesela Fransa’da neredeyse eşit. İsrail’deki kadınlarsa biraz daha romantik. Yüzde 73 oranla bir ilişki bulmanın daha önemli olduğunu düşünüyorlar. Ülkemizdeki kadınların yüzde 60’ı kariyerin daha önemli olduğunu düşünürken kariyer konusuna en çok önem veren kadınlarsa yüzde 68’le Hindistan’dan. Her ne kadar kariyer daha önemli gibi görünse de özellikle pandemiden sonra ‘Gerçek aşkı bulmak daha önemli’ diyen kadınların oranı yüzde 55 artmış. Anlaşılan zor zamanlarda aşk kariyere galip geliyor. Sizce hangisi daha önemli?

OkCupid

The Ritz-Carlton, Istanbul’un ana restoranı Atölye yenilendi

The Ritz-Carlton, Istanbul’un ana restoranı Atölye yenilendi

Lüksü ve samimi bir ambiyansı aynı noktada buluşturan The Ritz-Carlton, Istanbul’un ana restoranı Atölye, yenilenen konsepti ve renovasyon sürecinden geçen yeni görünümüyle misafirlerini ağırlıyor.

The Ritz-Carlton, Istanbul’un Executive Chef’i Selami Güleryüz ve deneyimli mutfak ekibinin imzasının bulunduğu Atölye menüsü, Anadolu mutfağının en güzel örneklerini hem lokal hem de dünyanın birçok ülkesinden gelen misafirlerinin deneyimine sunuyor.

Yerel üreticilerden mevsimine uygun taze malzemeler kullanılarak oluşturulan Atölye’nin menüsü, özlenen her bir geleneksel lezzeti en özel ve orijinal tariflerle günümüze ve yeni nesillere aktarıyor.

Atölye restoran

Atölye’nin menüsü; mantar, kırmızı mercimek ve kızılcıklı tarhana çorbalarıyla başlıyor. Erzincan tulum peynirli roka salatası, Antakya’dan ılık humus gibi mezeler sofra deneyimine eşlik ediyor. Sinop mantısı, Balıkesir’den ev yapımı saçaklı makarna, İskenderun’dan ızgara karides, kebap çeşitleri, Adana’dan dürüm, Mersin’den tantuni, Edirne’den yaprak ciğer, Trabzon ve Bafra pideleriyle menü Türkiye’nin dört bir yanına kadar uzanıyor.

Atölye restoran

Tatlılarda da aynı çeşitlilik devam ediyor. Hatay’dan çıtır kabak tatlısı, Gaziantep’ten baklava, Bursa’dan süt helvası gibi her biri lokal malzemelerle hazırlanmış lezzet önerileri damaklarda tatlı bir anı bırakıyor. Kars gravyeri, Kargı tulumu, Divle obruğu, Sürk peyniri, Büş Peyniri ve Ezine keçi peynirinden oluşan yerli peynir tabağı en özel tadımlardan birini oluşturuyor. Menüde vejetaryen ve glütensiz seçenekler de glütensiz makarna, vejetaryen pide, sebzeli dürüm, buharda sebzeler gibi seçeneklerle deneyimlenebiliyor.

Rezervasyon: 0212 334 41 88

Covid ile uyuz vakaları arttı

Covid ile uyuz vakaları arttı

Son zamanlarda Avrupa’da olduğu gibi ülkemizde de görülme sıklığı artan uyuz paraziti, toplumun her kesiminde ortaya çıkabiliyor. Fiziksel temas ile çok hızlı bir şekilde bulaşabilen bu hastalığın, tedaviye karşı direnç geliştirdiği de gözlemleniyor. Kötü hijyenin yanı sıra özellikle Covid-19 pandemi sürecinde aile içi temasın artması ve bulaş riski nedeniyle kişilerin hastaneye gitmeye çekinmesi uyuz vakalarında artışa neden oluyor. Hastalığın tedavisi için ilaç kullanımına ve hijyen şartlarına çok dikkat edilmesini, aynı zamanda vaka varlığında bütün ailenin birlikte tedavi edilmesi gerektiğini belirten Memorial Ankara Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uz. Dr. İbrahim Özcan, uyuz hastalığı ve tedavi yöntemleri ile ilgili bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. İbrahim ÖzcanHer toplumda ve her ekonomik düzeyde görülebilir

Ciltte şiddetli kaşıntı ile belirti veren uyuz hastalığına gözle görülmeyen bir canlı olan sarcoptes scabiei hominis akarı neden olmaktadır. Yaş ve cinsiyet ayrımı gözetmeyen uyuz hastalığı her toplumda ve her ekonomik düzeyde görülebilmektedir. Bağışıklık sistemi güçlü olmayan ya da bağışıklığı baskılanmış kişilerde ağır seyredebilen bu hastalık, fiziksel yollarla kişiden kişiye kolaylıkla, 20 dakika gibi bir süreçte bulaşabilmektedir.

Kaşıntı gece uykudan uyandıracak şiddette olabilir

Geceleri artış gösteren hatta hastayı gece uykusundan uyandırabilecek şiddette olan kaşıntılar ağırlıklı olarak el bilekleri, kol iç kısımları, koltuk altı, parmak araları, göbek çevresi, kalça, ayak bilekleri, kadınlarda meme uçları, erkeklerde ise genital bölgede ortaya çıkmaktadır. Kaşıntının yanı sıra belirtiler arasında beyaz-gri renkli tünel benzeri 1-10 mm uzunluğunda yapıların yanı sıra kaşıntı izleri, küçük kabarcıklar ve sivilceye benzer yapılar görülebilir. Çocuklarda ise belirtiler daha çok kulak arkası, yüz, avuç içi ve ayak tabanında oluşabilir.

Kötü hijyen uyuz hastalığının başlıca sebebi

Hijyen şatlarının yeterince iyi sağlanmadığı ve genellikle okul, yurt, bakım evleri, askeriye veya hapishane gibi toplu bulunulan ortamlarda uyuz hastalığının bulaşma oranı çok daha yüksektir. Aynı yatakta yatma, el ele tutuşma, aynı havluyu kullanma, aynı ayakkabı ya da terliği giyme, ortak kıyafet kullanma, uzun süreli fiziksel temas ve cinsel ilişki gibi fiziki temasın yüksek olduğu durumlar uyuz parazitinin bulaşma ihtimalini artırır.

Tedaviye direnç arttı

Son dönemde Avrupa’da olduğu gibi ülkemizde de uyuz vakalarında artış görülmektedir. Karantina sürecinde özellikle kalabalık ailelerde aile içi temasın artması ve insanların Covid-19 bulaş riski nedeni ile hastaneye gitmeye çekinmesi nedeni ile uyuz vakalarında artış yaşanmaktadır. Artan uyuz vakalarının yanı sıra son zamanlarda uyuz parazitinin tedaviye direncinin arttığı ve farklı doktorlara giderek, 5-6 kez tedavi olan ancak yine de iyileşmemiş hastaların sayısında da belirgin derece yükselme olduğu gözlenmektedir.

Aynı ortamda yaşayan kişiler de tedavi edilmeli

Spesifik bir laboratuvar tetkiki bulunmayan uyuz hastalığının teşhisi, hastanın şikayetleri ve fiziki ya da dermatoskopik muayenesi ile konulabilmektedir. Bununla birlikte şüpheli alanlardan alınan örneğin mikroskop ile incelenmesi ile de hastalık belirlenebilmektedir. Uyuz hastalığının tedavisinde ise temel olarak permetrin içeren kremler, sülfürik merhemler, lindan içeren losyonlar, krotamiton içeren kremler ve benzil benzoat losyonların kullanımı bulunmaktadır. Oral yolla alınan kaşıntı ilaçları da tedaviye yardımcı olmaktadır. Ancak tedavide kullanılan bu ilaçlar, uyuz akarlarını ve yumurtalarını hemen öldürse bile, kaşıntı maalesef bir süre daha devam edebilmektedir.  ilaç kullanımının yanı sıra hastaya ait çamaşır, havlu ve nevresimler 60 derecede yakınmalı ve kızgın ütü ile ütülenmelidir. Halı ve mobilyalar elektrikli süpürge ile süpürülmeli ve sonrasında toz torbası muhakkak değiştirilmelidir.  Ayrıca aynı ortamda yaşayan kişilerin de aktif şikayeti olmasa bile hasta ile aynı anda tedavi olması gerekmektedir. Çünkü bulaşma riski yüksek olan uyuz hastalığının belirtilerini göstermesi 2 -6 haftayı bulabilmektedir.

Uyuzdan korunmak için 5 önemli öneri

1.Uyuzdan korunmada hijyen oldukça önemlidir. İnsanların toplu halde bulundukları ortamlarda, toplu ulaşım araçlarında temizliğe son derece dikkat edilmelidir.

2.Kişisel korunma için, hasta olduğundan şüphelenilen kişilerle temastan kaçınılmalıdır.

3.Başkaları ile iç çamaşırı, havlu, nevresim gibi vücut ile direkt teması bulunan eşyalar ortak kullanılmamalıdır.

4.Kişi kendi kişisel hijyenine dikkat etmelidir.

5.Ev, araba gibi ortak kullanım alanlarının temizliği düzenli gerçekleştirilmelidir.

 

Böbrekleri neler yıpratır!

Böbrekleri neler yıpratır!

Günümüzde böbrek hastalarının sayısı gün geçtikçe artıyor. Öyle ki dünya genelinde 850 milyon kişinin çeşitli etkenler nedeniyle böbrek hastalığına yakalandıkları düşünülüyor. Türkiye’de yaklaşık 7.5 milyon kişi kronik böbrek hastalığıyla mücadele ediyor. Bir başka deyişle, ülkemizde her 6-7 erişkinden 1’i böbrek hastası. Genellikle sinsi ilerlemesi ve geri dönüşümü olmaması nedeniyle kronik böbrek hastalığı ölüme yol açan etkenler arasında gün geçtikçe üst sıralara yükseliyor. Dünyada yılda en az 2.4 milyon kişi kronik böbrek hastalığı nedeniyle hayatını kaybederken, bu sayının 2030 yılında ikiye katlanarak 5.4 milyona yükseleceği öngörülüyor.

Böbrek sağlığına toplumsal farkındalık yaratmak amacıyla dünyada ve ülkemizde her yıl Mart ayının ikinci perşembesi, Dünya Böbrek Günü’nde, farkındalık yaratılmaya çalışılıyor. 2022 yılının sloganı, “Herkes için böbrek sağlığı” olarak belirlendi. Bunun nedeni ise böbrek hastalıklarının günümüzde küresel bir sağlık sorunu haline gelmesi. Bu yıl 10 Mart’a denk gelen “Dünya Böbrek Günü” kapsamında açıklamalarda bulunan Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Başkanı ve Acıbadem International Hastanesi Böbrek Nakli Merkezi Nefroloji Sorumlusu Prof. Dr. Ülkem Çakır, böbrek fonksiyon bozukluğunun aslında düzenli yapılan idrar ve kan testleriyle erken dönemde tespit edildiğinde böbrek yetmezliğinin önlenebildiğini veya geciktirilebildiğini belirterek, “Ancak yılda bir kez yapılan rutin taramalar ihmal edildiği için çoğu yetişkin kronik böbrek hastası olduğunu bilmeden yaşantısını sürdürüyor ve hastalık son dönem böbrek yetmezliği evresine kadar ilerleyebiliyor.” diyor.  Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Ülkem Çakır, böbrek sağlığı için yaşam alışkanlıklarına mutlaka dikkat edilmesi gerektiğini hatırlatarak, “Yeterli su tüketmek, tuzu kısıtlamak, kan basıncı ile kan şekerini kontrol altında tutmak, sigara ve alkol alışkanlığından vazgeçmek, gelişigüzel ilaç kullanmamak, sağlıklı beslenmek ve hareketli bir yaşam sürmek böbrek hastalıklarına karşı alınabilecek en önemli önlemlerdir” bilgisini veriyor. Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Ülkem Çakır, böbrekleri en çok yoran 8 nedeni anlattı; önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Ülkem Çakır

Diyabet

Diyabet böbreklerin en büyük düşmanlarından biri olarak nitelendiriliyor. Kontrolü sağlanamayan kan şekeri nedeniyle böbreklerdeki atıkları süzmekle görevli olan kan damarları zarar görünce, böbrekler işlevlerini yapamaz hale gelebiliyor. Türk Nefroloji Derneği Böbrek Kayıt Sistemi’nin verileri, ülkemizde diyalize yeni başlayan hastaların yaklaşık yüzde 38’inde böbrek yetmezliği sorumlusunun diyabet hastalığı olduğunu ortaya koyuyor.

Hipertansiyon

Türk Nefroloji Derneği Böbrek Kayıt Sistemi’nin verilerine göre; ülkemizde diyaliz tedavisi gören hastaların yüzde 27’sinde böbrek yetmezliğinin nedeni hipertansiyon oluyor. Ülkemizde her üç erişkinden birinde görülen hipertansiyon böbreklerdeki damarlarda yapısal bozukluğa ve tıkanıklığa yol açıyor ve bu tablo da böbrek yetmezliğiyle sonuçlanıyor.

Obezite

Obezite kronik böbrek hastalığının oluşumunda önemli bir risk faktörü. Öyle ki yapılan bilimsel araştırmalar; obezite hastalarında kronik böbrek yetmezliği gelişme riskinin yüzde 83 gibi oldukça yüksek bir oranda arttığını gösteriyor. Bunun nedeni ise artan kiloyla birlikte böbreklerin de yükünün artması. Ayrıca obezite kronik böbrek hastalığının oluşumunda etkisi olan diyabet ve hipertansiyon gibi metabolik hastalıklara yol açarak, dolaylı olarak da etkili oluyor.

Yetersiz su içmek

Yetersiz su tüketimi de böbreklerde ciddi hasar oluşturan önemli etkenlerden biri. Zira yeterince su içmediğimizde kandan süzülen zararlı maddeler vücudumuzdan atılamadığı için böbreklerimiz daha fazla çalışmak zorunda kalıyor ve hızla yıpranmaya başlıyor. Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Ülkem Çakır, böbreklerimizin sağlığı için her gün yeterli su içme alışkanlığı edinmemiz gerektiğini hatırlatarak, “Az içilen suyun yanı sıra fazla içilen su da zararlı oluyor. Dolayısıyla normal kiloda olan bir kadının günde 1.5-2 litre, erkeğin de 2-2.5 litre su içmesi yeterli gelecektir” diyor.

Yemeklere tuz serpmek

Yapılan çok sayıda bilimsel araştırmaya göre; fazla tüketilen tuz kan basıncını yükselterek böbrek yetmezliğine kadar gidebilen ciddi sorunlar oluşturabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü; günlük tuz tüketiminin 5 gramın altında olmasını öneriyor ve bu miktar tepeleme bir çay kaşığına denk geliyor. Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Ülkem Çakır, böbrek sağlığınız için yemeklerinize tuz serpiştirmemeniz gerektiği uyarısında bulunarak, “Zira bu miktar yemeklere eklediğimiz tuzu değil, işlenmiş ürünler de dahil olmak üzere tüm besinlerle aldığımız toplam tuz miktarını ifade ediyor” diyor.

 

Pause Sağlık, Pause Dergi

Gelişigüzel ilaç kullanmak

İlaçlar hastalıkların tedavisinde başrol üstlenseler de bilinçsizce tüketildiklerinde ise tam aksine zarar verebiliyorlar. Bu nedenle uzmanlar her fırsatta ilaçların mutlaka hekim kontrolünde kullanılması gerektiği konusunda uyarıda bulunuyorlar. Örneğin, sık ve gelişigüzel kullanılan bazı ağrı kesiciler ve romatizmal hastalıklarda başvurulan antiinflamatuar ilaçlar hipertansiyon ile böbrek yetmezliğine yol açabiliyor.

Sigara ve alkol

Sigara böbreklerde ciddi hasar oluşturan önemli bir risk faktörü. Bunun nedeni ise sigaranın böbrek yetmezliğine kadar götürebilecek olan ağır toksinler içermesi. Bilimsel çalışmalara göre; sigara alışkanlığı böbrek hasarını ve kronik böbrek hastalığının seyrini en az yüzde 30 gibi yüksek bir oranda hızlandırıyor. Alkol de böbreklerimize hasar veren kimyasal maddeler barındırdığı için haliyle fazla tüketildiğinde böbrekleri yoruyor.

Hatalı beslenme alışkanlıkları

Böbrek sağlığımız için dikkat etmemiz gereken bir başka önemli nokta da, hatalı beslenme alışkanlıklarımızdan vazgeçmek!

  • Hayvansal proteinler böbreklerde oluşan yükü artırdığı için kırmızı et tüketimini kısıtlayın.
  • Kafein içeren besin ve içecekleri sınırlı tüketin. Günlük tüketebileceğimiz kafein miktarı 200-300 mg oluyor ki bu da yaklaşık 2 büyük fincan kahve anlamına geliyor.
  • Şekerli besinler de obezite, hipertansiyon ve diyabetin oluşum riskini artırmaları nedeniyle önerilmiyor.
  • Yapılan çalışmalara göre; günde 2 veya daha fazla bardak gazlı içecek tüketmek idrardaki protein miktarını artırdığı için böbrekleri yoruyor.

Alev Özas ‘Başka Bir Tepeden’ sergisi

Alev Özas ‘Başka Bir Tepeden’ sergisi

Alev Özas’ın kişisel sergisi 12 Mart Cumartesi günü açılıyor. Sanat Mezat’ın Üsküdar’daki yeni mekanında açılacak sergide, sanatçının İstanbul’a farklı tepelerden bakışını resmettiği başka zamanlara tanık olacağız. Sanatçı, eserlerinde İstanbul’un değişen renklerini sıcak & soğuk ilişkisi ile derinlemesine ele alıyor. Pandemi sürecinde atölyesinden çıkmayan sanatçı; değişen gündemden, değişmeyen duygularla oluşturduğu çalışmalarını geniş bir seçki ile izleyiciye sunuyor.

Alev Özas’ın son dönem resimlerinden oluşan  ‘Başka Bir Tepeden’ isimli sergisi, 26 Mart tarihine kadar Pazar günleri hariç her gün 12:00 – 19:00 saatleri arasında görülebilir.

29’un menüsüne, Şef Mustafa Otar yenilikçi yorumlar getiriyor

29’un menüsüne, Şef Mustafa Otar yenilikçi yorumlar getiriyor

40 yıldan beri İstanbullara lezzet sunan 29, lokal tatları dünya mutfağından farklı dokunuşlarla harmanlayan Şef Mustafa Otar yenilikçi yorumlar getiriyor.

29’un menüsüne, Şef Mustafa Otar yenilikçi yorumlar getiriyor

29‘un çok sevilen ikonik lezzetleri pişirme tekniklerinden tabaklardaki sunuma kadar baştan aşağı yenilenirken, 29’un süregelen gastronomik mirası, deneyimli şef Mustafa Otar’ın liderliğinde, şef Fırat Yakut ve Mesut Uysal ile yeni bir heyecan getiriyor.

29’un menüsüne, Şef Mustafa Otar yenilikçi yorumlar getiriyor

29’un yenilenen menüsü ‘Haute Cuisine’ konseptinde boğazın taptaze lezzetlerini, en iyi malzemelerle, en özenli tekniklerle bir araya getirerek, kusursuz bir deneyime dönüştürüyor. Müdavimlerin kısa sürede vazgeçilmezleri arasına girecek tabaklar arasında Rockefeller Oysters, Tereyağlı Ilık Kereviz, Dana Bonfile Tartar, Trüflü Polente, İstanbul Deniz Mahsülleri Tabağı, Özel Sunumuyla Tandırda Uzun Pişmiş Dana Kaburga gibi alışılmış tatların yepyeni yorumları yer alıyor.

29, hafta içi 12:00 – 24:00 ve hafta sonu 18:00 – 24:00 saatleri arasında hizmet veriyor

Rezevasyon: 0212 358 29 29 –  @29.com.tr

Covid-19 saçları da dökebiliyor!

Covid-19 saçları da dökebiliyor!

Sağlıklı saç derisinde ortalama 100 bin adet saç yer alıyor ve tararken ya da yıkamaya bağlı olarak günde 100–150 adet saç teli dökülmesi olağan kabul ediliyor. Ancak günde 300-500 adet saç teli dökülüyorsa ve bu durum kronikleşmişse, altta yatabilecek etkenlerin mutlaka araştırılması ve tedavi edilmesi gerekiyor. Hızlı kilo kaybetmekten tiroit hastalığına, hormonal değişimlerden doğum yapmaya, dengesiz beslenmekten ateşli enfeksiyon geçirmeye kadar pek çok etken sorumlu oluyor saçlarımızın dökülmesinden. Uzmanlar son zamanlarda saç dökülmesinde etkili olan bir başka faktöre daha dikkat çekiyor; çağımızın önemli bir sorunu olan Covid-19 enfeksiyonunun saçlarda yarattığı tahribata!

Acıbadem Maslak Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Öztürk Durmaz, Covid-19 pandemisinde saç dökülmesi sorununun daha sık görüldüğünü belirterek, “Pandemi döneminde yaşanan aşırı stresin yanı sıra, Covid-19 enfeksiyonu geçiren hastalarda oluşan sitokin salınımı, ilaç kullanımı, yüksek ateş, öksürük ve düşük oksijen satürasyonu gibi faktörler bu artışta etkili oldu. Öyle ki yapılan çalışmalara göre; Covid-19 enfeksiyonu geçiren her dört hastadan birinde saç dökülmesi sorunu yaşanıyor” diyor. Enfeksiyon ne derece ağır geçirilirse, saç kaybı da o derece şiddetli oluyor.

Günümüzde ilaç tedavileri ilerlemiş saç kayıplarında yeterli etki sağlayamazken, saç ekimi prosedürleri de meşakkatli oluyor ve mevcut saç sayısını artırmıyor. Son yıllarda sıkça uygulanan PRP ile lazer yöntemleri ise kronik ve ciddi saç kayıplarına kalıcı çözüm sunabiliyor; üstelik gündelik yaşamdan kopmamıza gerek kalmadan. Bu yöntemler deri altındaki kan dolaşımını artırarak saçsız alanlarda saç çıkmasına ve mevcut saçların güçlenmesine destek oluyor. Böylece yeniden gür, sağlıklı ve volümlü saçlara kavuşmamızı sağlıyor!

Acıbadem Maslak Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Öztürk Durmaz, saç dökülmesinde en sık uygulanan 4 yöntemi anlattı; önemli önerilerde bulundu!  

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Emel Öztürk Durmaz

PRP / Trombositten zengin plazma

Erkek tipi saç dökülmesinde (androgenetik alopesi) umut veren sonuçları olan PRP yöntemi ayrıca skatrisyel alopesiler (kıl foliküllerinde sürekli yıkımla oluşan ve kalıcı saç kaybına neden oluşan hastalıklar) ve kronik saçkıran (alopesi areata) sorununda da etkili olabiliyor. Yöntem saçların sıklığını, kalınlığını, direncini ve kalitesini artırarak yüz güldüren sonuçlar sunuyor.

Trombositten zengin plazma anlamına gelen PRP (Platelet / Rich – Plasma) kişinin kendi kanından, steril şartlarda, özel cihazlarla santrifüj edilerek hazırlanan ve yüksek konsantrasyonda trombosit içeren plazma sıvısıdır. Bu plazma sıvısında, tam kandaki trombosit konsantrasyonundan 2-7 kat daha fazla trombosit yer alıyor. PRP’de trombositlerin yan sıra 20’den fazla büyüme faktörü de bulunuyor. Yöntemin etki mekanizması, trombositlerin alfa granüllerinde bulunan büyüme faktörleri üzerinden oluyor. PRP saçlara enjekte edildiğinde trombositlerden birçok büyüme faktörü salınıyor. Bu faktörler saçlı deride kanlanmayı artırıyor, yeni kollajen sentezini tetikliyor ve iltihaplanmayı azaltıyor. Bu etkiler sayesinde saçların sıklığı, kalınlığı ve kalitesi artıyor.

Nasıl uygulanıyor?

Kişiden az miktarda alınan kan örneği, özel bir tüpün içine konuluyor. Ardından bu tüp steril şartlarda, kan bileşenlerinin ayrışmasını sağlayan santrifüj cihazına yerleştiriliyor. Cihazda yapılan ayrıştırma işlemiyle kandaki trombositler ve büyüme faktörleri diğer kan bileşenlerinden ayrılıyor. Böylece saçlarda kullanılacak olan trombosit ve büyüme faktörlerinden zengin olan plazma hazırlanmış oluyor. Bir sonraki aşamada, elde edilen bu materyal, ihtiyaç duyulan saç köklerine enjekte ediliyor. İşlem sonrasında gelişebilen baş ağrısı, noktasal kanama, morarma, kızarıklık, kaşıntı, kepeklenme ve ödem gibi yan etkiler kısa sürede kayboluyor.

Kaç seans gerekiyor?

Genellikle ayda bir kez olmak üzere 3 seans uygulanıyor. 3-6 ay ara sonrasında tekrar 3 seans veya yılda 3 seans şeklinde devam edilmesi öneriliyor.

 LAZER VE IŞIK YÖNTEMLERİ

Işık ve lazer yöntemleri özellikle androgenetik alopesi (erkek tipi saç seyrelmesi) ve alopesi areata (saçkıran), kemoterapiye bağlı saç dökülmeleri ve skatrisyel alopesilerde (kıl foliküllerinde sürekli yıkımla oluşan ve kalıcı saç kaybına neden olan bir grup hastalık) fayda sağlıyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Öztürk Durmaz, bu yöntemlerin nasıl uygulandığını şöyle anlatıyor:

Düşük seviyeli lazer

Halk arasında ’soğuk lazer’ ve ‘yumuşak lazer’ olarak da bilinen ‘düşük seviyeli lazer yöntemi’ (low-level laser therapy) kafa derisine nüfuz edebilen ve kızıl ötesi radyasyon yayan cihazlarla gerçekleştirilen, saç kaybında etkili bir ışık yöntemdir. Yapılan çalışmalarda; düşük seviyeli lazer yönteminin özellikle erkek tipi seyrelme sorunu yaşayan kadın ve erkeklerde saç sayısını, sıklığını, kalınlığını ve gövdesinin direncini artırabildiği gösterilmiş. Aynı zamanda saçkıran ve kemoterapiye bağlı saç dökülmeleri ile skatrisyel alopesilerde de fayda sağlıyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Nasıl uygulanıyor?

Düşük seviyeli lazer yöntemi 650-900 nm dalga boyunda ışık veren cihazlarla uygulanıyor. Yöntem saçlı deride kanlanmayı artırarak etki gösteriyor. Saç dökülmesi ve saçlı deride oluşabilen kaşıntı gibi yan etkiler de kısa sürede ortadan kayboluyor.

Kaç seans gerekiyor?

Düşük seviyeli lazer yöntemi genellikle haftada 2-3 kez 15-20 dakika şeklinde (24 hafta-24 ay) uygulanıyor.

Fraksiyonel lazer

Fraksiyonel lazerler tek başına veya diğer medikal/ cerrahi yöntemlerle birlikte erkek tipi saç seyrelmesi ve alopesi areata (saçkıran) sorununda etkili oluyor. Kıl köklerindeki iltihaplanmayı azaltması, derideki kan akımını artırması, haricen uygulanan ilaçların emilimini artırması sayesinde saçın büyüme fazına geçişini tetikleyerek etkili olduğu düşünülüyor. Ağrı, geçici kızarıklık, ödem ve kaşıntı dışında yan etkilere rastlanmıyor.

Nasıl uygulanıyor?

Uygulama öncesi anestezi gerekmiyor ve seanslar 10-15 dakika gibi sürelerde tamamlanabiliyor.

Kaç seans gerekiyor?

Kişiden kişiye değişmekle birlikte haftada bir kez olmak üzere toplam 10 seansta sonuçlar alınabiliyor.

Excimer lazer / Excimer Işık

Excimer lazer veya excimer ışık (308 nm) alopesi areata (saçkıran) sorununda yüzde 60-77 oranında etkili olan bir yöntem. Derideki iltihaplanmayı azaltarak ve bağışıklığı olumlu yönlendirerek etkili olduğu düşünülüyor. Hafif kızarıklık ve lekelenme dışında yan etki görülmüyor.

Nasıl uygulanıyor?

Uygulama öncesi anestezi gerekmiyor ve seanslar 10-15 dakika gibi sürelerde tamamlanabiliyor.

Kaç seans gerekiyor?

Genellikle haftada 2 kez 24 seansa dek uygulanıyor.

Saçlarımız neden dökülüyor?

  •  Metabolik veya psikolojik stres yaşamak
  • Hormonal değişiklikler
  • Ateşli enfeksiyon geçirmek
  • İlaçların yan etkileri
  • Doğum yapmak
  • Tiroit hastalığı
  • Kansızlık (özellikle demir eksikliği)
  • Hızlı kilo kaybetmek
  • Dengesiz (protein, vitamin ve mineralden fakir) beslenmek
  • Ağır metal zehirlenmesi
  • Ameliyat olmak
  • Kaza geçirmek

Aslı Elif Tanuğur Samancı “International Women’s Day message”

Aslı Elif Tanuğur Samancı “International Women’s Day message”

BEE’O Genel Müdür

Kadınlar günün sizdeki anlam ve önemi nedir? Özel hayatınızda ve iş yaşantınızda başarıyı yakalamış bir kadın olarak yanıtınız ne olur?

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü değerlendirmek için tarihçesine bakmak gerektiğine inanıyorum. Dünya Kadınlar Günü, kadın-erkek eşitsizliğini, oy hakkı elde edemeyişlerini ve kadınlara yönelik diğer haksızlıkları protesto ederken yanarak ölen kadın işçileri anısına ilan edilmiş bir gün. Onların misyonunu ve neleri feda ettiklerini hatırlamamız gereken bir gün. Kadınların ne yazık ki hala neleri feda ediyor olduğunu bir kez daha fark etmemiz gereken bir gün…  Böyle bir günün varlığı ve “ruhu” aslında saat gece yarısını geçip tarih 9 Mart olunca kaybolmuyor, kaybolamaz. Hayatın birçok alanında kadınların eşit haklara sahip olduğu, bedenlerinin ve tercihlerinin “mesele” olmadığı, özgürce yaşayabildikleri ve canı gönülden kahkaha atabildikleri bir dünyaya ulaşmak için kadın ya da erkek fark etmeksizin herkesin elini taşın altına koymasını diliyorum ve tüm bu hedefler doğrultusunda dünyada bir çaba olduğunu görmek bana umut veriyor.

Size ilham veren kadın ya da kadınlar var mıdır?

Alarko Yönetim Kurulu Üyesi, Türk İş Kadını ve aynı zamanda da sanat koleksiyoneri olan Leyla Alaton, Esas Holding yönetim kurulu başkanı yardımcısı, Türk iş kadını Emine Sabancı Kamışlı, Türkiye İş Kadınları Derneği Başkanı Nilüfer Bulut ilham aldığım kadınlar arasında.

Siz de ilham veren bir isim olarak; sizi beğenen örnek alanlara rol modelisiniz… Bu anlamda

Kadın-erkek tüm Pause dergi okurlarımız için, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü mesajınız olarak neler söylemek istersiniz?

İnovatif bir iş fikriniz varsa, bilginiz ve cesaretiniz varsa girişimciliğe adım atabilirsiniz. Fakat çoğu kişi tarafından, ‘‘kimse yapmıyorsa bir nedeni vardır sen de yapamazsın’’ deniliyor. Oysa felsefemiz kimsenin yapamadığını yapmak olmalı. ‘‘Kimse yapamıyorsa ben mutlaka yapmalıyım,’’ demeliyiz. Bu inançla, yolunda emin adımlarla ilerleyecek kadın girişimci sayısının ülkemizde artmasını temenni ediyorum. Bu yolda, gerekli bilgi ve donanıma sahip fakat içinde o cesareti bulamayan kadınlarımıza tavsiyem; her şeyden önce kendilerine inanmaları, çok çalışmaları ve risk almaktan çekinmemeleri olacaktır. İnsan bir işi gerçekten isteyerek, inanarak yaparsa ve emek verirse başarmaması için hiçbir sebep yok.

Sizce başarının sırrı nedir?

Çalışmak, çalışmak, çalışmak… Elbette bilgi ve becerilerinize güvenerek, motivasyonunuzu kaybetmeden çalışmaktadır. Zorluklarla karşılaştığınızda pes etmemek ve başlangıçta koyduğunuz hedefe doğru emin adımlarla yürümektir.

Beklenen İtalya turları başlıyor

Beklenen İtalya turları başlıyor

Akdeniz’in en eşsiz ülkelerinden biri olan İtalya kapılarını Türk turistlere açtı. Jolly‘nin siz seyahat severler için hazırladığı fırsatlarla dolu İtalya turları sizleri bekliyor. Bu turlara katılabileceğiniz en yakın tarih ise 1 Nisan.

Başlangıç fiyatı 349 euro olarak belirlendi.

Dolu dolu geçecek olan turlarımızda sayısız eser ve tarihi yapı görme fırsatı elde edilecek bu turda gezip görecekleriniz yalnızca yapılar ve şehirlerle sınırlı değil kuşkusuz. Romantizmin başkentlerinden biri olarak anılan Roma’da gezilecek yerler arasında San Pietro Meydanı, Collosseum, İspanyol Merdivenleri ve Aşk Çeşmesi yer alıyor.

İtalyan Rönesansı’nın doğum yeri Floransa; Jolly’nin düzenlediği turun olmazsa olmazları arasında yer almakta. Leonardo da Vinci, Dante ve Michelangelo’nun ilham kaynaklarından Floransa’da Jolly Tur’un rehberliğinde gezilip görülecek güzellikler arasında Ponte Vecchio Köprüsü, Santa Maria del Fiore Katedrali bulunuyor.

Romantik olduğu kadar ünlü müzisyen Antonio Vivaldi’nin doğduğu şehir olmasından dolayı en güzel melodilerin şehri olarak da tanımlanan Venedik… Venedik’te ziyaret edilecek mekanlar arasında San Marco Meydanı da var. Meydandaki en eski kahvehane olan Caffe Florian’in birçok şair, yazar ve müzisyenin buluşma yeri olduğunu belirtmek gerekiyor. O isimler arasında Thomas Mann, Goethe, Marcel Proust, Hemingway ve Twain gibi birçok ünlü isim vardı. Cıvıl cıvıl alışveriş mekanları ve Grand Kanal’ın en güzel manzaralarından birini gören Rialto Köprüsü, Dükler Sarayı, Çan ve Saat Kulesi de gezilecek yerler arasında bulunuyor.