Cemiyet, magazin ve güncel haberler

Yazılar

Pera Müzesi’nden 2 yeni sergi

Kuruluşunun 20. yılında sanatseverleri art arda sergilerle buluşturan Pera Müzesi, sonbaharı iki yeni sergiyle karşılıyor.

Ortak Duygular: British Council Koleksiyonu’ndan Yapıtlar, 29 sanatçının eserleri aracılığıyla koleksiyon ve kurumların yalnızca geçmişi muhafaza etmekle kalmayıp günümüzün toplumsal ve politik dinamikleriyle güçlü ilişkiler kurma potansiyeline odaklanıyor. İsveçli sanatçı Åsa Jungnelius’un Türkiye’deki ilk kişisel sergisi Toprak, Ateş, Su ve Havayla Yazılmış Bir Dize ise cam ve taşın etkileşiminden yola çıkarak malzeme ile insan arasındaki ilişkiyi araştırıyor.

Pera Müzesi’nin kuruluşunun 20. yılında sanatseverlerle buluşturmaya hazırlandığı Ortak Duygular: British Council Koleksiyonu’ndan Yapıtlar ve Åsa Jungnelius: Toprak, Ateş, Su ve Havayla Yazılmış Bir Dize sergileri 16 Eylül 2025 – 18 Ocak 2026 arasında ziyaret edilebilecek.

Zeynep Koçan’dan “Tellerle Dokunan Düşler”

Sanat dünyasının dikkat çeken isimlerinden Zeynep Koçan, tel malzeme ile hayat verdiği şiirsel heykelleriyle izleyiciyi düşsel bir yolculuğa çıkarıyor! “Tellerle Dokunan Düşler” adlı sergisi, doğa, beden ve dönüşüm temalarını organik formlarla buluştururken, çağdaş heykel sanatına yepyeni bir soluk getiriyor.

Bodrum’un gözde noktalarından Ortakent Onna Mare’de sanatseverlerle buluşan etkinlikte, sevilen oyuncu ve sunucu Büşra Pekin’in moderatörlüğünde bir söyleşi de gerçekleşti. Etkinliğe ilgi yoğundu.

Serginin küratörlüğünü üstlenen Dr. Feride Çelik, “Tellerle Dokunan Düşler”in yalnızca malzeme kullanımındaki özgünlükle değil, çağdaş heykelin biçim arayışlarında da önemli bir durak olduğunun altını çiziyor. Sergi, izleyiciyi sadece telin biçimiyle değil, onun ötesindeki düşsel ve duyusal katmanlarla da buluşturuyor.

Sanatçı Zeynep Koçan, sezon başında Yalıkavak’ta gerçekleştirdiği serginin ardından, bu etkileyici sergiyle Bodrum’a veda ediyor. Sanatseverleri İstanbul’da gerçekleşecek yeni sergisine davet eden Koçan, “Tellerle Dokunan Düşler” serüvenini yeni bir şehirde, yeni bir ruhla sürdürmeye hazırlanıyor.

Zeynep Koçan’ın dokunuşuyla tel, bir malzeme olmaktan çıkıyor; adeta yaşayan, dönüşen bir bedene dönüşüyor.

Merqezart Yaz Ortası Sergileri

Bodrum’da sanat rüzgarı Marina Yacht Club – Merqezart Alternatif Sanat mekanında esmeye devam ediyor. Yaz Ortası sergileri serisinde gerçekleşen sergide bu ay sanatçılar Banu Tarhan, Esra Meral ve Levent Oyluçtarhan’ın eserleri sergilendi.

Çağdaş ressam Banu Tarhan, figürden soyuta seyir eden yelkenli resimleriyle ruhun dönüşümlerini anlattığı “Özgürlük” sergisiyle Salon 1’de; Esra Meral, duygu yüklü dudaklardaki karakteristik farklılığı betimlediği resimlerinden oluşan “Winner of the day: Kiss” sergisiyle Koridor’da; Anadolu üniversitesi GSF resim bölümü çıkışlı Levent Oyluçtarhan da düşlerinden yola çıkan sürrealist ve geometrik formları canlı renklerle zenginleştirdiği eserleriyle Salon 2’de sanatseverlerle buluştu.   Sergiler, Bodrum Marina Yacht Club – Merqezart Alternatif sanat Mekanında 14 Eylül 2025’e kadar izlenebilir.

Dean Rickles, Hayat Kısa: Daha Anlamlı Bir Hayat İçin Kısa Bir Rehber

Dean Rickles, bu kısa ve öz kitabında, her nefesimizin bizi kendi sonluluğumuzla yüzleştirmesine rağmen hâlâ nasıl devam etmeye değer bir yaşam inşa edebileceğimizin izlerini sürüyor. Yaşamın bütün geçiciliğiyle kucaklanabilmesinin yolunun ölüm fikrini ondan ayırmamakla mümkün olduğunu ileri süren Rickles, hepimizin kaygılandığı hayatın anlamı sorusunu, tam da onun sınırlılığı ve sonluluğuyla cevaplıyor. Hayat Kısa, otantik bir anlamın ise buradan doğacak bir zaman kavrayışıyla nasıl şekilleneceğinin anahtarını sunuyor okuruna.

Kendi ölümlülüğünün farkında canlılar olarak yaşadığımız kaygıların, modern dünyanın hızıyla iyice ivme kazandığı bir zamanın kitabıdır Hayat Kısa. Yazar, seçim yapmanın da tıpkı ölmek gibi, yaşayacağımız başka senaryoların ortadan kaldırılması sırasında deneyimlediğimiz kararsızlık olduğuna odaklanıyor. Ölüm korkusuna benzer bir kaygıyla hiçbir seçenekten vazgeçmeyerek söz konusu olanakları bütün hayatlarına yayabilmek için sürekli bir kararsızlık içerisinde yaşama eğilimi karşısında, nasıl bu tuzaklara düşmeden anlamlı bir hayat inşa edebileceğimizin yollarını arıyor. Rickles bu tuzaklardan kaçarken yer yer Stoa felsefesinin kavramlarından ve düşünme biçimlerinden de yararlanıyor.

Zygmunt Bauman “Parçalar Halinde Hayatım”

Çağımızın en önemli düşünür ve sosyologlarından Zygmunt Bauman, bu kez kendi hayatına odaklanıyor: Nazizmden kaçışı, Polonya’da geçirdiği yıllar, akademideki yükselişi ve Batı Avrupa’ya uzanan entelektüel serüveniyle Parçalar Halinde Hayatım, Ayrıntı Yayınları’ndan çıktı!

Çok farklı yazıların bir araya getirilmesiyle oluşan bu bütünlüklü çalışma, Bauman’ın sürgünlerle, dönüşümle ve düşünceyle örülü hayatını, düşünsel gelişimini, dünya tarihine tanıklığını samimi ve yalın bir dille aktarıyor. Bauman’ın hem bireysel hem de toplumsal belleğe ışık tutan anlatısı Parçalar Halinde Hayatım, kuramlarının ardındaki insanı görmek isteyenler ve 20. yüzyılın kırılma anlarını bir düşünürün gözünden okumak isteyenler için eşsiz bir kaynak.

Kasık fıtığı nüksedebiliyor!

Dünyada 20 milyon kişi fıtık tedavisi için ameliyat oluyor. Çok sık görülen fıtık sorununun birçok nedeni olduğunu söyleyen Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Özgen Işık, kasık fıtığının tüm fıtıkların yüzde 75’ini oluşturduğunu belirterek, “Fıtık boyutu artmadan ve sıkışmadan yapılacak planlı cerrahi iyileşme süresini kısaltır, nüks riskini azaltır” diyor. Karın duvarındaki zayıf bir noktadan çıkan kasık fıtığı, başlangıçta hafif şişlik ve rahatsızlık hissiyle kendini belli edebiliyor. Ancak ilerleyen aşamalarda bu masum başlangıç, bağırsak delinmesi ve karın içi enfeksiyon gibi ölümcül tablolara yol açabiliyor. Dünya genelinde yılda 20 milyondan fazla, ABD’de ise 700 binden fazla karın duvarı fıtığı ameliyatı yapılıyor. Türkiye’de de kasık fıtığının cerrahların en sık gördükleri hastalıklar arasında olduğunu söyleyen Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Özgen Işık, özellikle erkeklerde görülme oranının kadınlara göre 25 kat fazla olduğunu ve risk faktörleri arasında ağır işlerde çalışma, kontrolsüz spor ve bazı kronik hastalıkların yer aldığını ifade ediyor.

Prof. Dr. Özgen Işık

Prof. Dr. Özgen Işık

Fıtık en çok kasık bölgesinde görülüyor

Fıtığın Latince ‘yırtılma’ kelimesinden türetildiği ve bir organ ya da dokunun çevresinde bulunan duvarlardaki kusurdan dışarı çıkması olarak tanımlandığı bilgisini veren Prof. Dr. Özgen Işık, “Vücudun farklı bölgelerinde görülebilir, ancak en sık karın duvarı ve kasık bölgesinde oluşur. Kasık fıtığı erkeklerde kadınlara oranla 25 kat daha sık görülür. Bunun nedeni, anne karnındaki gelişim sırasında testislerin karın boşluğundan kasık kanalına inişinin karın duvarında zayıf noktalar bırakmasıdır. Ayrıca, ağır fiziksel işlerde çalışmak ve ağır yük kaldırmak gibi eforlar da riski artırır. Kasık fıtığı yaşamın belirli dönemlerinde daha sık görülür. Çocukluk çağı, 30’lu-40’lı yaşlar ve 70-80’li yaşlar en sık görüldüğü dönemlerdir” diyor.

Belirtiler sinsi olabilir

Kasık fıtığı belirtileri çok hafif ve silik bulgulardan oldukça şiddetli bulgulara kadar değişkenlik gösterebildiği gibi hiç belirti görülmediği durumlar da söz konusu olabiliyor. Kasık fıtıklarının önemli bir kısmı rutin hekim muayenesinde tesadüfen saptanıyor. Bulguların değişkenliğini kasık fıtığından dışarıya sarkan içeriğin belirlediğini söyleyen Prof. Dr. Özgen Işık, şu bilgileri veriyor: “Karın içerisindeki organlardan ince bağırsaklar, kalın bağırsak, idrar kesesi (mesane), karındaki yağ dokuları, nadiren apendiks ve kadın hastalarda yumurtalık kasık fıtığından sarkabilir. Erken  bulgular; kasık bölgesinde ıkınma, ayağa kalkma, öksürme ile belirginleşen şişlik, hafif ağrı olabileceği gibi, ilerleyen aşamalarda sarkan organın fıtık içerisinde sıkışmasına bağlı olarak kasıkta belirginleşen şişliğin geçmemesi, bu şişlik üzerinde şiddetli ağrı ve kızarıklık, bulantı-kusma, karında yaygın şişlik, ateş, idrar yaparken ağrı ve idrarı tam boşaltamama hissi gibi acil müdahale gerektiren bulgular da gelişebilmektedir.”

Kapalı yöntemle hızlı iyileşme sağlanıyor

Kasık fıtıklarının tedavisinde cerrahinin ön plana çıktığını söyleyen Prof. Dr. Özgen Işık, ‘Semptomatik kasık fıtıklarında ameliyatsız tedavinin önerilmediğine dikkat çekiyor. Korselerin sadece ağrıyı azaltabileceğini, ancak fıtığı tedavi etmeyeceğini vurguluyor. Kalıcı çözümün ameliyat olduğunu belirten Prof. Dr. Özgen Işık, günümüzde laparoskopik ameliyatların tercih edilmesinin nedenini şu şekilde açıklıyor: “Kapalı (laparoskopik) yöntemle 3 küçük kesiden girilerek yapılan onarım, ağrının daha az olması, iyileşmenin hızlı gerçekleşmesi ve işe dönüş süresinin kısalması gibi avantajlar sağlar. Ameliyat sonrası 1 gün hastanede kalınır, hafif işlere 1 haftada, tam aktiviteye 6-8 haftada dönülür.”

Nüks ihtimali olabiliyor

Ameliyat olan hastalarda tüm teknikler dahil edildiğinde nüks oranı yüzde 1 ile 10 arasında değişiyor. Ancak modern sentetik yama teknikleriyle bu oran çok daha düşüyor.  Nükslerin yarısından fazlası ise ameliyat sonrasında ilk 3 yılda görülüyor.

Korunmak için bunlara dikkat!

Kasık fıtığını önlemek için bazı yaşam kurallarına dikkat etmek gerekiyor. Bunların başında kilo kontrolü ve düzenli egzersiz geliyor. Böylece karın duvarı yapıları güçleniyor. Ancak kontrolsüz ve aşırı zorlayıcı egzersiz ile çalışma koşulları ise fıtık oluşumuna zemin hazırlıyor. Ayrıca kronik kabızlığın, solunum yolu hastalıklarının, prostat hastalıklarının, karın içi basıncı artıran önemli hastalıkların kasık fıtığı oluşumuna neden olabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Özgen Işık, “Tedavi edilmemeleri halinde kasık fıtığının gelişmesine yol açabileceklerinden bu hastalıkların tedavisi hem kişinin sağlığına kavuşması hem de fıtıktan uzak kalması açısından önemlidir” diyor.

“Nasıl olsa geçer” demeyin!

Ritmi bozulan bir yürüyüş, minik adımların aksaması, koşma ve zıplama gibi hareketlerde yaşanan zorlanma… Çocukluk çağında sık karşılaşılan şikayetlerden biri olan topallama genellikle 1 ila 10 yaş arasındaki çocuklarda görülüyor. Bazı durumlarda ciddi ortopedik ya da enfeksiyöz hastalıkların ilk sinyali olabiliyor; ihmal edildiğinde kalıcı hasarlara yol açabiliyor. Ailelerin çocuğun yürüyüşündeki en küçük değişimi bile ciddiye alması gerektiğine dikkat çeken Acıbadem Maslak Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Levent Eralp “Topallama hiçbir zaman sadece bir ağrı belirtisi olarak geçiştirilmemeli. Çünkü bazı durumlarda bu, saatler içinde eklemde kalıcı hasar, kemik deformitesi hatta yaşam boyu sürecek olan sakatlıklarla sonuçlanabiliyor. Erken tanı sayesinde hem fiziksel gelişim hem de psikososyal iyilik hali korunuyor. Aileler ‘nasıl olsa geçer’ diyerek beklemek yerine mutlaka bir uzmana başvurmalıdır” diyerek uyarıda bulunuyor.

Yürürken bacağın normalden farklı hareket etmesi, yükün eşit dağılmaması ya da ağrı nedeniyle yürüme düzeninin bozulması şeklinde ortaya çıkan topallama; bazı çocuklarda geçici kas yorgunluğuna bağlı olabilirken, bazılarında kemik, eklem veya sinir sistemine dair önemli bir hastalığa işaret ediyor. Çocuklar hareket kısıtlılığı nedeniyle koşma ve zıplama gibi aktivitelerde zorlanabiliyor. Vücut yükünün dengesiz dağılması, zamanla kalça, diz ve omurga hizasında bozulmalara neden olabiliyor. Ayrıca bu çocuklarda düşme ve yaralanma riski de önemli ölçüde artıyor.

Prof. Dr. Levent Eralp

Prof. Dr. Levent Eralp

Pek çok yönden olumsuz etkiliyor

Topallamanın en belirgin sonuçları fiziksel olsa da, uzun sürmesi psikolojik ve sosyal yaşamı da etkiliyor. Prof. Dr. Levent Eralp, fiziksel etkileri şöyle özetliyor: “Koşma, zıplama gibi aktivitelerde zorlanması nedeniyle hareket kısıtlılığı oluşuyor. Kas-iskelet sistemi gelişiminde ortaya çıkan durumlarda, çocukta dengesiz yüklenme, kalça-diz-omurga hizalanmasında sorunlar gelişiyor. Dengesiz yürümesi ise kazalara davetiye çıkarıyor. Bütün bu olumsuz etkiler, yaşıtları gibi hareket edemeyen bu çocukları fiziksel olduğu kadar, psikolojik ve sosyal olarak da etkiliyor.”

Nedeni yaşa göre değişiyor

Çocuklarda topallamanın, küçük travmalardan enfeksiyonlara, kalça çıkığı ya da romatizmal hastalıklara kadar pek çok farklı nedene bağlı olabileceğine değinen Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Levent Eralp’e göre, bu durumların bir kısmı kendiliğinden düzelirken, bazıları ise acil müdahale gerektirecek kadar ciddi olabiliyor. Özellikle uzun süren ya da giderek şiddetlenen topallamalarda, altta yatan sebebin erken dönemde araştırılması büyük önem taşıyor.

Topallamanın nedenleri, çocuğun yaş grubuna göre değişiklik gösteriyor. 0-3 yaş arası çocuklarda en sık görülen sebepleri doğumsal kalça çıkığı, enfeksiyonlar (septik artrit ve osteomyelit) ile travmalar oluşturuyor. 3-6 yaş grubunda geçici sinovit adı verilen iyi huylu ve kendiliğinden düzelen kalça iltihapları öne çıkarken, Perthes hastalığı ve septik artrit gibi daha ciddi tablolar da gözlemlenebiliyor. 6-10 yaş aralığında travmalar, Perthes hastalığı, büyüme ağrıları ve juvenil artrit gibi romatizmal hastalıklar topallamaya yol açabiliyor. 10 yaş üzeri ergenlik döneminde ise SCFE (kaymış femoral epifiz) adı verilen kalça bozuklukları, spor yaralanmaları, romatolojik hastalıklar ve nadiren de olsa kemik tümörlerinin tanı koyarken dikkate alınması gerekiyor. Bu nedenle topallamanın süresi, eşlik eden belirtiler ve çocuğun yaşı, tanıya giden yolda önemli ipuçları sunuyor.

Dikkat! Bu durumlarda doktora başvurun

Bazı nedenler kalıcı eklem hasarı, kalça gelişim bozukluğu hatta yaşamı tehdit eden enfeksiyonlarla sonuçlanabiliyor. Dolayısıyla tanının gecikmesi, tedavi sürecini zorlaştırmakla kalmıyor; çocuğun hareket kabiliyeti ve yaşam kalitesi üzerinde ciddi kalıcı etkiler bırakabiliyor. Erken teşhisin, çocuğun hem mevcut sağlığını hem de ilerleyen yaşlardaki gelişimini doğrudan etkilediğini vurgulayan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Levent Eralp, “Birkaç gün süren topallamalarda, özellikle ağrıya eşlik eden ateş, gece uyanma, eklemde şişlik ve kızarıklık gibi belirtiler varsa, topallama travmaya bağlı oluştuysa, şikayetler tekrarlıyor veya hiç geçmiyorsa, ailelerin vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmaları önem taşıyor. Topallamayla birlikte ayağını kullanmak istemeyen, halsiz düşen veya kilo kaybı yaşayan çocuklarda da daha ciddi hastalıkların araştırılması gerekebiliyor” diyor.

Tedavi seçenekleri sorunun nedenine göre değişiyor
Topallamanın altta yatan nedenine göre tedavi yaklaşımı da değişiyor. Her topallama cerrahi gerektirmese de bazı durumlarda ameliyat, çocuğun sağlıklı gelişimi ve kalıcı hasarların önlenmesi için şart hale geliyor. Örneğin, kaymış femoral epifiz durumunda kalça başı kaydığı için epifizi vida ile sabitleme veya Perthes hastalığında, ileri evrelerde kalçanın düzgün şekillenmesi için kemik düzeltme ameliyatlarına ihtiyaç duyuluyor. Septik artrit gibi acil durumlarda da vakit kaybetmeden eklemi cerrahi olarak boşaltmak ve enfeksiyonu kontrol altına almak büyük önem taşıyor.

Cerrahi işlem bazı durumlarda kaçınılmaz oluyor

Cerrahi gereken bir diğer önemli durumun kemik iltihapları ve tümörler olduğunu belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Levent Eralp “Osteomyelit gibi enfeksiyonlarda iltihaplı dokunun temizlenmesi ve uzun süreli antibiyotik tedavisi gerekiyor. Tümör vakalarında, tümörün çıkarılması, gerekirse protezle desteklenmesi ve onkoloji ekibiyle tedavinin sürdürülmesi şarttır. Ayrıca travmatik kırıklar veya büyüme plağı yaralanmalarında da kemiklerin düzgün kaynaması için plak ya da vida uygulamaları yapılabiliyor. Her vaka için ayrı bir planlama yapıyoruz ve erken tanı sayesinde çoğu zaman çocuklar tamamen sağlığına kavuşuyor” ifadelerini kullanıyor.

Ekrem Yalçındağ “Nature. Form. Perform.”

Warehouse by The Stay, İzmir merkezli FA Sanat Galerisi iş birliğiyle Ekrem Yalçındağ’ın yeni sergisine ev sahipliği yapıyor.

Yalçındağ, “Nature. Form. Perform.” adlı sergisiyle sanatseverleri doğayla, biçimle ve performansla iç içe, düşündürücü ve ilham verici bir sanatsal deneyime davet ediyor.

 Sanatın iyileştirici gücünü zeytin ağaçlarının gölgesinde hissetmek isteyenler için Warehouse by The Stay, yaz boyunca dünya çapında tanınan sanatçı Ekrem Yalçındağ’ın “Nature. Form. Perform.” başlıklı sergisine ev sahipliği yapıyor. Türk çağdaş sanatının önemli isimlerinden Ekrem Yalçındağ, eserleriyle sanatseverleri doğanın derinliklerine, formun inceliklerine ve performansın canlılığına davet ediyor.

Yalçındağ’ın sanatsal düşüncesinin merkezinde her zaman yer bulan doğa, serginin de temelini oluşturuyor. Eserlerde doğanın farklı temsilleri ön plana çıkıyor. Eserlerin yapımında kullanılan ağaç baskı ve ipek baskı teknikleri, doğayla kurulan fiziksel ve kavramsal bağı güçlendiriyor.

“Nature. Form. Perform.” sergisi 29 Ağustos’a kadar devam edecek.

Sara Stanley “Neden Düşünmeliyiz?”

Çocukların dünyayı sorgulama biçimlerinden ilham alarak düşünmeyi bir oyun alanına dönüştüren Sara Stanley’nin Neden Düşünmeliyiz? 3 Yaştan 11 Yaşa Kadar Felsefi Oyun adlı kitabı Dinozor Çocuk’tan* çıktı! Çocuklarla felsefi düşünmenin hem mümkün hem de ne kadar gerekli ve eğlenceli olabileceğini gösteren Neden Düşünmeliyiz?, sınıf içinde uygulanabilecek yaratıcı etkinlikler, açık uçlu sorular ve düşünceyi harekete geçiren oyunlardan oluşuyor. Öğretmenler, eğitmenler ve ebeveynler için ilham verici ve pratik bir rehber sunan kitap, ezberci öğrenmenin ötesine geçmeyi, merak duygusunu canlı tutmayı ve çocuklarda eleştirel düşünmenin temellerini atmayı amaçlıyor.

Yaz sıcakları, stres ya da yoğun çalışma temposuna yorduğunuz bazı şikayetleriniz kalpten olabilir!

Sıcak havalar yorgunluk, nefes darlığı ya da halsizlik gibi şikayetleri artırabiliyor. Ancak kimi zaman bu belirtiler, sadece mevsim şartlarından değil, kalbin sessizce verdiği uyarılardan da kaynaklanabiliyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Onur Taşar “Kalp hastalıklarında bazı belirtiler sıklıkla gözden kaçabiliyor. Oysa günlük yaşantıda yaz sıcaklarına, strese ya da yoğun çalışma temposu gibi farklı nedenlere yorduğunuz bazı şikayetleriniz kalp hastalıklarının göstergesi olabilir. Bazı belirtiler tek başına ya da başka belirtilerle ortaya çıkabilir. Kalp hastalıklarında erken fark edilen işaretler, hayati riskleri önlemenin en güçlü yoludur. Erken tanı ve tedavi, kalp sağlığınızı korumada kritik öneme sahiptir. Bu nedenle mutlaka bir doktora başvurmak gerekir” diyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Onur Taşar kalp hastalıklarında gözden kaçabilen belirtileri ve kalpte alarm veren 9 sinyali anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doç. Dr. Onur Taşar

Doç. Dr. Onur Taşar

  • Yorgunluk

Günlük aktiviteleri yapmak eskisine göre daha zor geliyor, merdiven çıkmak ya da kısa bir yürüyüş bile nefes nefese bırakıyor olabilir. Kalp, vücuda yeterince oksijenli kan pompalayamadığında, enerji seviyeleri düşer. Normalden fazla yorgunluk dinlenmeyle bile geçmiyorsa, kalp hastalıklarının erken bir işareti olabilir.

  • Nefes darlığı

Doç. Dr. Onur Taşar “Günlük aktiviteler sırasında nefes darlığı yaşamaya başlamak, dinlenme halinde bile nefes almakta zorlanmak ya da gece uykudan nefes tıkanmasıyla uyanmak kalp sorunlarının hatta kalp yetmezliğinin bir belirtisi olabilir. Kalp zayıfladığında, akciğerlerde sıvı birikerek nefes almayı güçleştirir. Özellikle efor sırasında nefes darlığı artıyorsa vakit kaybetmeden değerlendirilmelidir” diyor.

  • Göğüs rahatsızlığı

Göğüs ağrısı dışında, göğüste sıkışma, baskı, yanma veya doluluk hissi kalp krizi öncesi en sık görülen uyarılardandır. Bu his bazen kola, çeneye, boyuna ya da sırta yayılabilir. Bu tür belirtiler gözden kaçabildiğinden dolayı özellikle eforla artan göğüs rahatsızlığı mutlaka dikkate alınmalı ve doktora başvurulmalıdır.

  • Bacaklarda veya ayaklarda şişlik

Özellikle ayak bilekleri, bacaklar ya da karında nedensiz şişlikler, kalbin dolaşımı yeterince sağlayamadığını gösterebilir ve kalp yetersizliği belirtisi olabilir. Yetersiz kan pompalama, vücutta sıvı birikmesine neden olur. Bu durum genellikle gün sonunda daha belirgin hale gelir.

  • Hızlı veya düzensiz kalp atışı

Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Onur Taşar “Kalp ritminin aniden hızlanması, ritmin düzensizleşmesi ya da çarpıntı hissi ciddi ritim bozukluklarının işareti olabilir. Normalden hızlı atan kalp, yeterince verimli çalışmayabilir. Bu durum, bayılma ya da baş dönmesiyle birlikteyse acilen değerlendirilmelidir” diyor.

  • Baş dönmesi veya bayılma

Aniden gelen sersemlik hissi, bulanık görme ya da kısa süreli bilinç kaybı, beyne yeterli kan gitmediğinin işareti olabilir. Kalp ritim bozuklukları ya da ciddi kapak sorunları bu tabloya yol açabilir. Tekrarlayan bayılma atakları kesinlikle ihmal edilmemelidir.

  • Uyku sorunu

Geceleri sık sık uyanmak, uykusuzluk ya da nefes darlığı nedeniyle oturur pozisyonda uyuma ihtiyacı hissetmek kalp sağlığına dair ipuçları verebilir. Kalp fonksiyonları zayıfladığında, yatarken akciğerlerde sıvı birikir. Bu da kaliteli uykuyu zorlaştırır.

  • Terleme

Ani ve aşırı terleme, özellikle soğuk soğuk terleme kalp krizi belirtisi olabilir. Vücut kalp üzerindeki baskıyı azaltmak için bu şekilde tepki verir. Vücut, kalp üzerindeki baskıyı azaltmak için bu şekilde tepki verir. Açık bir neden olmadan terleme yaşayan kişiler dikkatli olmalıdır.

  • Göğüs ağrısı

Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Onur Taşar “Göğüs bölgesindeki ani, şiddetli ya da uzun süren ağrı kalp kriziyle doğrudan ilişkili olabilir. Ağrı bazen mide ekşimesi ya da kas ağrısıyla karıştırılabilir ancak kalp kaynaklı olanı eforla artar ve dinlenmekle geçmez. Bu durum acil tıbbi müdahale gerektirir” diyor.