Cemiyet, magazin ve güncel haberler

Yazılar

Karın ağrınızın nedeni basit de olabilir, apandisit de!

Yaz sıcakları sadece bunaltmakla kalmıyor, karın ağrılarının da artmasına neden oluyor. Bazı karın ağrıları son derece basit nedenlerle ortaya çıkarken, apandisit gibi hayati riske yol açabilen bir sorundan da kaynaklanabiliyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Fikret Aksoy “Son yıllarda yapılan araştırmalar, birçok ülkede özellikle yaz aylarında akut apandisit vakalarının belirgin şekilde arttığını ortaya koymaktadır. Yaz mevsiminde yüksek sıcaklıklar, beslenme alışkanlıklarının değişmesi ve bağırsak enfeksiyonlarının daha yaygın hale gelmesi gibi faktörler apandisit riskini artırmaktadır” diyor. Prof. Dr. Fikret Aksoy, apandisitin yaygın belirtilerini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Karnımızın sağ alt tarafında, kalın bağırsağın başlangıcında bulunan apendiks (apandis) adlı küçük organın çeşitli nedenlerle iltihaplanmasına ‘apandisit’ deniliyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Fikret Aksoy, en sık görülen apandisit türünün akut apandisit olduğunu belirterek, akut apandisite erkeklerde daha fazla rastlanıldığını, özellikle 10-30 yaşları arasında görüldüğünü, ancak her yaşta ortaya çıkabildiğini söylüyor. Apandisite genetik etkenlerin yanı sıra birçok çevresel faktörün de neden olabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Aksoy şöyle konuşuyor: “Apandisit, genellikle apendiksin içinin tıkanmasıyla meydana gelirken, bu tıkanıklığa gastrointestinal enfeksiyonlar, sigara dumanı, alerjenler gibi çevresel faktörler neden olabilmektedir. Ancak en sık gözlenen çevresel risk faktörler arasında; yaz mevsiminde sıcak havalar nedeniyle vücudun susuz kalması ve kabızlık riskini artırabilmesidir. Yaz aylarında akut apandisit riskinin artmasıyla potansiyel olarak ilişkili diğer davranışlar arasında; değişen beslenme alışkanlıkları, düşük lifli diyet, şekerli içeceklerin/yiyeceklerin artması ve gastrointestinal patojenlere maruz kalma yer alabilir.”

Prof. Dr. Fikret Aksoy

Prof. Dr. Fikret Aksoy

Akut apandisit, karın ağrısının yaygın nedeni!

Akut apandisitin karın ağrısının ve birçok ülkede acil cerrahinin en yaygın nedeni olduğunu belirten Prof. Dr. Fikret Aksoy, apandisitin en belirgin belirtisinin, göbek çevresinde başlayıp, zamanla karnın sağ alt bölümüne kayarak şiddetlenen karın ağrısı olduğunu söylüyor. Bu ağrıya genellikle mide bulantısı, kusma, iştah kaybı, halsizlik, kabızlık veya ishal gibi sindirim sistemi belirtilerinin de eşlik ettiğini, bazı hastalarda ateş de görülebildiğini belirten Prof. Dr. Aksoy “İlk belirtilerden genellikle 24-48 saat sonra apandisit patlaması meydana gelir ve ağrının aniden azalmasıyla kendini gösterebilir. Ancak kısa süre içinde şiddetli karın ağrısı, yüksek ateş ve genel durum bozukluğu ortaya çıkar. Gaz birikmesi ve karında şişkinlik, öksürme ve yürüme gibi hareketler ile artan ağrı, ağızda ve dilde kuruluk, kabızlık ve idrar sıklığında artış olur. Tedavi edilmemiş apandisin yırtılarak içindeki iltihabın karın boşluğuna yayılması anlamına gelen apandisit patlaması, hayati riske yol açabilen ciddi bir durumdur” diyor.

Tedavide ilk 24 saat kritik!

Apandisit tedavisinde ilk 24 saatin kritik önem taşıdığını vurgulayan Prof. Dr. Aksoy “Apandis (apendiks) iltihabı ilk 24 saatte tedavi edilmezse patlayarak ciddi enfeksiyonlara hatta hayati riske neden olabilir” diyor. Günümüzde apandisit tedavisinde en yaygın yöntemin cerrahi olduğunu belirten Prof. Dr. Fikret Aksoy şöyle konuşuyor: “Tedavi seçenekleri arasında antibiyotik tedavisi, laparoskopik cerrahi ve açık cerrahi gibi yöntemler uygulanmaktadır. Tedavi yöntemi apandisin durumuna, yol açtığı şikayetlere ve belirtilerin şiddetine göre belirlenir. Laparoskopik (kapalı) cerrahi, küçük kesiler açılarak yapıldığından daha hızlı iyileşme sağlar ve daha iz bırakır. Ancak apandis patlamışsa enfeksiyonun yayılmasını önlemek için acil cerrrahi müdahale zorunludur ve açık ameliyat tercih edilir.”

Çocuklarda demir eksikliğine karşı etkili önlemler!

Ülkemizde her 3 çocuktan birinde görülen demir eksikliği, fiziksel gelişimin yanı sıra zihinsel performansı da olumsuz etkiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ceren Ulusoy “Yapılan araştırmalara göre özellikle 6 ay-2 yaş arası bebeklerde ve ergenlik döneminde çok daha fazla görülen demir eksikliği erken dönemde fark edilmezse, kalıcı öğrenme ve davranış problemlerine yol açabilir” diyor. Dr. Ceren çocuklarda demir eksikliğinin 10 belirtisini sıraladı, alınabilecek etkili önlemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Ülkemizde gerek çocuklarda gerekse yetişkinlerde en yaygın sağlık sorunlarından biri olan demir eksikliği, kanın vücuda oksijen taşıma yeteneğini azaltıyor. Uzun süre fark edilmediğinde ise hem fiziksel hem de nörolojik sistemde olumsuz etkilere yol açıyor.  Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ceren Ulusoy, çocuklarda yetersiz demir alımının, gelişim geriliğinin en önemli nedenlerinden biri olduğunu belirterek “Yapılan çalışmalarda; yaşamın ilk yıllarında gelişen demir eksikliğinin, ömür boyu bilişsel gerilemeye neden olduğu raporlanmıştır. Süt çocuklarında gelişim basamaklarında gerileme görülür, yürüyebilen bir çocuk yürüyemez olur. Bağışıklık sisteminde zayıflamaya, yutma güçlüğüne, konsantrasyon bozukluğuna, kalıcı öğrenme ve davranış problemleri ile okul başarısında düşmeye yol açar. Yapılan son çalışmalarda; demir eksikliğinin astımlı çocuklarda atak sıklığını artırdığı görülmüştür” diyor.

Dr. Ceren Ulusoy

Dr. Ceren Ulusoy

Demir eksikliğine yol açan hatalar!

Demir eksikliğine; erken doğum, düşük doğum ağırlığı, özellikle ergenlik döneminde rejim yapma, akut ve kronik kan kayıpları, kronik enfeksiyonlar, ishal, çölyak, laktoz intoleransı gibi emilim bozukluğu ile giden hastalıklar ve bağırsak parazitleri neden olabiliyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ceren Ulusoy “Toplumda bazı yanlış davranışlar da demir eksikliğine yol açabiliyor. Örneğin; 6. aydan sonra hızlı büyüme ile birlikte diyete demir içeren gıdaların yeterince eklenmemesi ve yemeklerden hemen sonra çay tüketilmesi toplumumuzda sık yapılan yanlışlardan” diyor.

Pekmez yetmez, süt içirmeyi abartmayın!

Demir eksikliği tanısı alıp ilaç başlanmış çocuklarda pekmez ile tedavi sağlanacağını düşünüp ilacı kesmenin de sık yapılan yanlışlardan olduğunu vurgulayan Dr. Ulusoy “Pekmez güzel bir destek ancak içeriğindeki demirin biyoyararlanımı azdır, tedavi yerine kullanılması uygun değildir” uyarısında bulunuyor. Dr. Ceren Ulusoy, pekmezin yanında süt içilmesi ya da demir içeren besinlerin ardından çay içilmesinin de demirin emilimini önemli ölçüde azalttığını belirtirken “Sık yapılan yanlışlardan biri de; çocuğa kemikleri gelişsin diye günde 2 su bardağından fazla inek sütü içirilmesidir. Aşırı süt tüketimi hem demir emilimini hem de tokluk hissi yaratarak çocuğun diğer gıdaları tüketmesini engeller” diyor.

Çocuğunuzda bu belirtiler varsa!

Ülkemizde her 3 çocuktan birinde demir eksikliği bulunduğunu, bu sorunun özellikle 6 ay – 2 yaş arası bebeklerde ve ergenlik döneminde daha da fazla görüldüğünü belirten Dr. Ceren Ulusoy, çocuklarda demir eksikliğinin önemli belirtilerini şöyle sıralıyor;

  • Soluk cilt rengi
  • Halsizlik ve çabuk yorulma
  • Ağız içinde yaralar
  • Baş ağrısı
  • Baş dönmesi
  • İştahsızlık,
  • Toprak, buz, kireç yeme
  • Algılama güçlüğü
  • Sinirlilik, hırçınlık
  • Tırnaklarda kırılma

Demir yapan besinler yedirin

Çocukların her gün demirden zengin iki-üç farklı besin tüketmeleri gerektiğini belirten Dr. Ulusoy “Ebeveynlerin en büyük yanılgılarından biri sadece fazla miktarda et yedirerek demir eksikliğinin engelleneceğinin düşünülmesi. Oysa önemli olan; sebze, bakliyat ve etten zengin, çeşitli ve emilimi destekleyen bir beslenme modelinin oluşturulmasıdır” diyor. Kırmızı et, dana ciğeri, tavuk, balık, yumurta sarısı ve aşırıya kaçmamak şartıyla sakatat ürünleri ile ıspanak ve pazı gibi koyu yeşil yapraklı sebzeler, bakliyat, badem ve antep fıstığının zengin demir kaynakları olduğunu söyleyen Dr. Ceren Ulusoy, bu besinlerin C vitamini (portakal, mandalina, domates vb) ile tüketilmesinin demir emilimini artıracağına dikkat çekiyor.

Gelişigüzel demir takviyesi karaciğeri vuruyor!

Demir eksikliği tanısı konulduktan sonra doktor önerisiyle demir şurubuna başlanacağını ve tedavinin genellikle 3-6 ay süreceğini belirten Dr. Ulusoy “Tedavinin birinci ayında kan testi alarak hemoglobin değerinin yükseldiğini görmek gerekir. Tedavi sürecinde ailelerin önerilen doza sadık kalması çok önemlidir. Aşırı demir yüklenmesi ve rastgele demir takviyesi karaciğer hasarı gibi çok ciddi sorunlara yol açabilir” uyarısında bulunuyor.

Elif Saffat’tan Azka Otel’de unutulmaz bir gece

Bodrum’un popüler otellerinden Azka Otel, yaz konserleri serisinde bu kez güçlü yorumuyla müzikseverlerin gönlünde özel bir yer edinen Elif Saffat’ı ağırladı.

Sahneye, zarafeti ve ışıltısıyla göz kamaştıran bir kostümle çıkan Elif Saffat, güçlü sesi ve duygulu yorumuyla izleyenleri adeta büyüledi. Repertuvarında hem romantik eserler hem de tempolu parçalar yer alırken, izleyiciler zaman zaman duygulandı, zaman zaman coşkulu ritimlere eşlik etti.

Azka Otel’in yaz akşamlarına kattığı bu özel konser, misafirlerine sadece bir müzik ziyafeti değil, aynı zamanda Bodrum’un ruhunu yansıtan unutulmaz bir deneyim sundu. Elif Saffat’ın sahnedeki enerjisi ve izleyicilerle kurduğu sıcak diyalog, geceyi hafızalara kazıdı.

Sinan Akçıl ve Mustafa Erol’un Esme’si Esti Geçti

4 Akustik çalışma ile müzik hayatına start veren  Mustafa Erol, ilk profesyonel çalışmasını geçtiğimiz günlerde yayınladığı “Esme” şarkısıyla gerçekleştirdi. Şarkıya eşlik eden, aynı zamanda söz ve müziğinde de imzası bulunan Sinan Akçıl ile “Esme” şarkısında buluşan Mustafa Erol, düet çalışmasıyla  tüm dijital platformlarda kısa sürede yakaladığı başarıyla adından söz ettirdi. Tüm platformlarda    aynı anda yayınlanan şarkı binlerce beğeni alırken YouTube’da ise 1 milyon barajını kısa sürede geçti.

Ahmet Vatan “Oğul”

Babasının ölüm haberini alan Barış, cenaze için İstanbul’dan Bodrum’a doğru yola çıkar. Yüzleşmekten kaçtığı geçmişinin peşine düşen Barış’ın durakları babası Kemal, annesi Zerrin ve kardeşi Ayşe’yle olan anıları olur.

Barış’ın yol hikâyesi Oğul, iletişimsizlikle birbirini yaralamış, birbirini aynı çatı altında tanımamış ve dört bir yana savrulmuş bir ailenin yıllara yayılan hikâyesidir.

Anıl Piyancı’dan yeni albüm “Paradigma”

Anıl Piyancı, uzun süredir teklilerle adım adım duyurduğu ve heyecanla beklenen yeni albümü “Paradigma” ile dinleyicilerinin karşısına çıkıyor.

Sony Music Türkiye etiketiyle dinleyicilere sunulan “Paradigma”, 14 şarkılık çarpıcı hikaye anlatısı ve müzikal tarzıyla dikkat çekiyor.

Sözlerinde çatışmaları, toplumsal gözlemleri ve bireysel dönüşüm hikayelerini işleyen Anıl Piyancı, dinleyicileri hem kendi hikayesine hem de onların hayatlarında gerçekleşen değişimlerin farkındalığına çağırıyor.

Albümdeki şarkıların sıralaması şöyle; Öfkemin Esiri, Şüpheleniyorum, Bi Rüya Gibi, İstemem İtiraz, Ne Saçma Dertlerimiz Var, Korkmadan, Çokta Gerçeğim, Flört, Yeniden Başlar, Uzayda Aşk, Bi Çare Yok Mu?, Yollar, İstanbul ve Sıkıcı Bahaneler.

 

Fatma Turgut’tan aşkın sessiz vedası: “Güzel Bir Son”

Türk rock müziğinin güçlü sesi Fatma Turgut, dinleyicilerini biten bir aşkın ardından gelen o derin sessizlikle buluşturuyor. “Güzel Bir Son”, hüzünle kabullenişin iç içe geçtiği bir hikâye anlatıyor.

Sözleri Fatma Turgut ve Umut Er’in ortak kaleminden çıkan şarkının bestesi ve aranjesi Umut Er imzası taşıyor. Fatma Turgut, güçlü yorumuyla bu defa vedanın en zarif halini kelimelere taşıyor.

Burcu Kısakürek’ten yeni şarkı ‘’Öyle Pişmanlıklar’’

Pop, caz, elektro pop gibi birden fazla müzik türünü harmanladığı başarılı projeleriyle tanınan Burcu Kısakürek, yeni şarkısı ‘’Öyle Pişmanlıklar’’ müzik severlerle buluştu.

Söz ve müziği Burcu Kısakürek’e ait olan şarkı, Ateş Berker Öngören’in modern ve cesur düzenlemesiyle bambaşka bir boyuta taşınıyor. Elektronik ve rap unsurlarla harmanlanan şarkı, dinleyiciyi kendi pişmanlıklarıyla yüzleşmeye davet ediyor.

Şarkının iddialı görsel dünyası da en az müziği kadar etkileyici. Klipte, Umut Yıldırım’ın bir sanat galerisini andıran kısa videoları ve güçlü portreleri kullanıldı. Bu görsellerin konsept tasarımı, styling ve post-production süreçleri U Studio tarafından, videolar Burak Özen tarafından ve saç tasarımı Engin Çakmak tarafından gerçekleştirildi.

Deniz Gök “Çıkma Teklifi Geri Gelsin”

Eyyy benim âşık olmaktan usanmayan, date’ten date’e koşan, her date’ini sevgilisi yapmak isteyen, umudu bitmek tükenmek bilmeyen ama takılmaktan da öteye gidemeyen güzel kardeşim, flörtler artık el ele gezecek, utanmadan, çekinmeden “O benim sevgilim,” diyecek, fotoğraf paylaşacak, sosyal medya biyografisine baş harfini yazacak. İsmini koluna dövme olarak yaptıracak. Sana andımız olsun: ÇIKMA TEKLİFİNİ GERİ GETİRECEĞİZ.

Sıvı kaybı fark edilmeden ilerleyebilir!

Dehidratasyonun yani vücudun aldığı sıvıdan fazlasını kaybetmesinin, özellikle sıcak havalarda ve bazı sağlık durumlarında ciddi riskler oluşturduğunu belirten Gastroenteroloji ve Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, sıvı kaybının her zaman kolay fark edilemeyebileceğini söylüyor.

Ağız kuruluğu, baş dönmesi, koyu renkli idrar gibi belirtilerin sıvı kaybına işaret edebileceğini aktaran Atamer, “Özellikle bebekler ve çocuklarda da sıvı kaybı önemlidir. Ağız ve dil kuruluğu, ağlarken gözyaşının olmaması, 3 saat boyunca bezin ıslanmaması gibi bulgular görülebilir.” dedi. Bebekler, çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı olanlarda sıvı kaybının ölümcül olabileceğine dikkat çeken Atamer, günlük yeterli miktarda su içmenin hayati olduğunu, çay, gazlı içecekler ve diğer içeceklerin suyun yerini tutmayacağını vurguladı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Gastroenteroloji ve Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, dehidratasyonun (sıvı kaybı) nedenleri, belirtileri, risk grupları ve önlenme yolları hakkında bilgi verdi.

Prof. Dr. Aytaç Atamer

Prof. Dr. Aytaç Atamer

Dehidratasyon her zaman kolay fark edilmeyebilir!

Vücuttan aşırı sıvı kaybı ya da bilinen diğer tıbbi ismi de dehidratasyonun, vücudun aldığından daha fazla su kaybetmesi durumu olduğunu ifade eden Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Kaybedilen su ile birlikte bazı minerallerin özellikle sodyum ve potasyum dengesinin de bozulması nedeniyle dehidratasyon yani sıvı kaybı denen durum ortaya çıkar.” dedi.

Daha çok uzun süre sıvı almama, terleme, ateş, kusma ya da ishal gibi durumlar karşısında sıvı kaybı olduğuna dikkat çeken Atamer, “Özellikle sıcak havalarda alınan sıvının, vücuttan atılan sıvıdan daha fazla olması gerekir. Dehidratasyonun fark edilmesi her zaman kolay olmayabilir. Bunun için düzenli olarak su tüketilmesi önemlidir. Öyle ki orta ile şiddetli dehidratasyon vakalarında sıvı almak için hastaneye gitmek gerekir.” şeklinde konuştu.

İdrar renginin koyulaşması vücudun susuz kaldığının işareti!

Dehidratasyon belirtileri hakkında bilgi veren Atamer, şunları söyledi:

“Ağızda kuruluk, sık idrara çıkma, yorgunluk, baş ağrısı, terleme şeklinde kendini belli eder. Bunun dışında baş dönmesi, yüksek nabız, düşük tansiyon, idrar renginin koyulaşması gibi şikayetler de sıvı kaybına işaret eder. Özellikle bebekler ve çocuklarda da sıvı kaybı önemlidir. Ağız ve dil kuruluğu, ağlarken gözyaşının olmaması, 3 saat boyunca bezin ıslanmaması gibi bulgular görülebilir. Sıvı kaybı, çok sık ve aşırı terlemek, yüksek ateş, sık idrara çıkmak gibi nedenlerle görülür.”

Sıvı kaybı bazı guruplarda ölüme bile neden olabilir!

Özellikle sıcaklığın çok arttığı ortamlarda sıvı kaybının oldukça sık görüldüğünü, kapalı ve nemli ortamlarda çalışmanın sıvı kaybını arttırdığını kaydeden Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Bu nedenle çalışacağımız yerlerin de kapalı olmaması, havalandırmasına dikkat etmek gerekir.” dedi.

Yaşlılarda, çocuklarda, bebeklerde ve hastalığı olan kişilerde sıvı kaybının ölüme neden olabileceğine dikkat çeken Atamer, “Hamile kadınlar, yaşlılar ve çocuklar da aşırı sıvı kaybı normal insanlara nazaran daha tehlikeli olabilir.” uyarısında bulundu.

Sıvı kaybı su dışında hiçbir içecekle giderilemez!

Aşırı sıvı kaybını önlenmek için günlük 2-3 litre arasında sıvı almak gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Ama kişinin sağlık durumuna, yaşına, cinsiyetine, aktivitelerine göre bu miktar değişir. Bu nedenle ağız kuruması, susama hissi olmadan dahi yeteri kadar sıvı almak gerekir.” dedi.

Sıvı kaybını çay ile dengelemenin mümkün olmadığının altını çizen Atamer sözlerini şöyle tamamladı:

“Çay tam tersine sık idrara çıkmayı sağladığı için sıvı kaybını artırır. Ayran gibi dengeli elektrolitler içeren içecekler sıcak havalarda önerilebilir. Ancak en önemlisi bol su içmektir. Sıvı kaybının yerini su dışında hiçbir şey dolduramaz, gazlı içecekler de dahil. Sıvı kaybı olmadan muhakkak yerine koymalı. Eğer ciddi bir durumla karşılaşılırsa hastaneye gidilmesi gerekir.”