Yazılar

Sansürsüz Bir Hesaplaşma: Mizah ve Gerçek Bir Arada

Moda dünyasından televizyona, sokaktan siyasete uzanan bir yaşamın perde arkasını anlatan Barbaros Şansal, yeni kitabı Burda Olmaz ile okurları cesur bir yüzleşmeye davet ediyor. Destek Yayınları etiketiyle yayımlanan kitap, mizah, öfke ve isyanın iç içe geçtiği bir anlatımla Türkiye’deki medya, siyaset ve toplum ilişkilerini yazarın kişisel deneyimleri üzerinden gözler önüne seriyor.

Mizahın ve Gerçeğin Kesiştiği Bir Anlatı

Şansal, sahne gösterilerinden süzülen anılar, sansür tartışmaları ve medya deneyimlerini keskin bir mizah diliyle aktarıyor. Burda Olmaz, yalnızca güldüren değil, aynı zamanda rahatsız eden sorularla okuru düşündüren bir metin olarak öne çıkıyor.

Toplumsal Normlara Cesur Bir Bakış

Kişisel bir anlatının ötesine geçen kitap, ifade özgürlüğü, medya ve toplumsal normlar üzerine cesur bir hesaplaşma sunuyor. Ünlülerle dolu anılar, görünmeyen ilişkiler ve Türkiye’nin son yıllarına dair çarpıcı gözlemler, Şansal’ın doğrudan üslubuyla birleşerek güçlü bir okuma deneyimi yaratıyor.

Arka kapakta yer alan “Okumak kolay, sindirmek zordur. Gerekli durumlarda lütfen hekiminize danışınız!” uyarısı, kitabın provokatif ve düşündürücü tonunu yansıtıyor.

 

#BarbarosŞansal #BurdaOlmaz #DestekYayınları #KitapHaberi #YazarHaberleri #İfadeÖzgürlüğü #Mizah #ToplumVeMedya #YeniKitap #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Kilo Sanılıyor, Hastalık Çıkıyor: Lipödem Sessizce İlerliyor

Çoğu zaman kilo aldım diye düşünebilir, diyetlerle zayıflayacağınızı düşünebilirsiniz. Ama kilo sandığınız bu yağlanma aslında lipödem olabilir.

Lipödem, aslında özellikle kadınları etkileyen kronik, ilerleyici ve tedavi gerektiren bir hastalık olarak öne çıkıyor. Central Hospital Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Dr. Öğretim Üyesi Sevil Karagül, hastalığın yıllarca fark edilmeden ilerleyebildiğine dikkat çekerek, erken tanının hem fiziksel hem de psikolojik açıdan yaşam kalitesini belirgin şekilde artırdığını vurguluyor.

Lipödem; genellikle kalça, basen ve bacaklarda simetrik yağ birikimiyle kendini gösterirken, bu tabloya ağrı, dokunmaya hassasiyet, kolay morarma ve gün içinde artan ödem hissi eşlik edebiliyor. En önemli ayırt edici özelliklerinden biri ise, diyet ve egzersize dirençli olması. Bu durum, hastaların uzun süre yanlış yönlendirilmesine ve “zayıflayamama” algısıyla psikolojik olarak da yıpranmasına neden olabiliyor.

Dr. Öğretim Üyesi Sevil Karagül

Dr. Öğretim Üyesi Sevil Karagül

Kadınlarda Daha Sık Görülüyor

Lipödemin büyük oranda kadınlarda görülmesi, hastalığın hormonal değişimlerle ilişkili olabileceğini düşündürüyor. Ergenlik, hamilelik ve menopoz gibi dönemlerde belirtilerin artış göstermesi, bu görüşü destekleyen önemli faktörler arasında yer alıyor. Erkeklerde ise oldukça nadir görülüyor.

“Bu Bir Estetik Sorun Değil, Sağlık Problemi”

Central Hospital Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Dr. Öğretim Üyesi Sevil Karagül, lipödemin yalnızca kozmetik bir durum olarak değerlendirilmesinin en büyük hatalardan biri olduğunu belirtiyor. Hastalık ilerledikçe lenfatik sistem de etkilenebiliyor ve bu durum lipolenfödem gibi daha ciddi tablolara yol açabiliyor. İleri evrelerde hareket kısıtlılığı, yürüme güçlüğü ve kronik ağrı gibi sorunlar ortaya çıkabiliyor.

Bununla birlikte hastaların yaşadığı görünüm değişikliği, özgüven kaybı, sosyal hayattan uzaklaşma ve depresyon gibi psikolojik etkiler de sürecin önemli bir parçası olarak öne çıkıyor.

Erken Tanı ile Süreç Kontrol Altına Alınabilir

Lipödem tedavisinde erken teşhis büyük önem taşıyor. Tanı genellikle klinik muayene ile konulurken, gerekli durumlarda görüntüleme yöntemlerinden de yararlanılabiliyor. Erken evrede başlanan doğru tedavi yaklaşımlarıyla hastalığın ilerlemesi önemli ölçüde yavaşlatılabiliyor.

Tedavi sürecinde öne çıkan başlıca yöntemler şunlardır:

* Kişiye özel anti-inflamatuar beslenme planları

* Medikal kompresyon (basınçlı giysiler) kullanımı

* Manuel lenfatik drenaj ve özel masaj teknikleri

* Düşük etkili, düzenli egzersiz programları (yürüyüş, yüzme vb.)

İleri evre hastalarda ise, uzman değerlendirmesi sonucunda cerrahi tedavi seçenekleri (liposuction gibi) gündeme gelebiliyor.

Yanlış Bilinenler Tanıyı Geciktiriyor

Lipödemle ilgili en yaygın yanlış inanışlardan biri, hastalığın obezite ile aynı olduğu düşüncesi. Oysa lipödemli bireyler kilo verse bile hastalıklı yağ dokusu kalmaya devam edebiliyor. Bu durum, hem tanı sürecini geciktiriyor hem de hastaların gereksiz diyet ve tedavi yöntemlerine yönelmesine yol açabiliyor.

 

#Lipödem #KadınSağlığı #KronikHastalık #ErkenTanı #SağlıkHaberi #CentralHospital #SevilKaragül #GıdaVeSağlık #YaşamKalitesi #DoğruTanı #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Gamze Taşdan’ın “Hoş Vakit” Sergisi Bozlu Art’ta Açıldı

Sanatçı Gamze Taşdan, 8 Mayıs – 4 Temmuz tarihleri arasında Bozlu Art’ta gerçekleşen üçüncü kişisel sergisi “Hoş Vakit” ile izleyicileri erken Cumhuriyet döneminin eğlence kültürüne davet ediyor. Taşdan, yeni üretimlerinde modern yaşamın inşasını eğlence pratikleri üzerinden ele alırken, kadınların kamusal alandaki görünürlüğünü kendine özgü üslubuyla ortaya koyuyor.

Serginin başlığı olan “Hoş Vakit”, yalnızca keyifli bir zamanı değil; aynı zamanda genç Cumhuriyet’in toplumsal kimlik inşasında eğlencenin oynadığı rolü hatırlatıyor. 1923–1950 yılları arasındaki dönemde Osmanlı’dan devralınan geleneksel eğlenceler hızla tiyatro, sinema ve balo kültürüne evrilmiş; kadınlar ise bu dönüşümün en görünür aktörleri haline gelmişti.

Taşdan’ın eserleri, dönemin gazinolarından balolarına, sokak kültüründen ada yaşamına kadar uzanan atmosferi resmediyor. Pera Palas ve Ankara Palas gibi mekânlarda düzenlenen Cumhuriyet baloları, yalnızca eğlence değil aynı zamanda ideolojik bir vitrin olarak toplumsal dönüşümün sembolüydü. Kadınların dans ederek kamusal alanda varlık göstermesi, dönemin en çarpıcı toplumsal değişimlerinden biri olarak öne çıkıyordu.

Sanatçı, belgeci bir tarih anlatısı yerine dönemin kolektif hissiyatını ve hafızasını görsel bir dile dönüştürüyor. “Hoş Vakit”, eğlenceyi bir boş zaman etkinliği olarak değil; kültürel bir inşa süreci ve kadınların toplumsal dönüşümdeki rolünü görünür kılan bir anlatı olarak sunuyor. Sergi, geçmişin keyifli zamanlarını hatırlatarak günümüz krizleri içinde feminen bir direniş olasılığını gündeme getiriyor. Gamze Taşdan’ın “Hoş Vakit” sergisi, 4 Temmuz’a kadar Bozlu Art’ta izlenebilir.

 

#GamzeTaşdan #HoşVakit #BozluArt #SanatSergisi #CumhuriyetDönemi #KadınVeSanat #ModernYaşam #SanatEtkinliği #İstanbulSanat #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Avokado, domates ve havuçla birlikte tüketilmeli

Günlük beslenmede doğru besinleri bir arada tüketmek, gıdalardan alınan vitamin ve minerallerin verimini artırıyor. Bu noktada, son yıllarda gittikçe daha fazla sofrada yer almaya başlayan avokadonun, zengin besin içeriğiyle öne çıkan seçeneklerden biri olduğunu vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Haftada 3-4 kez yarım porsiyon olacak şekilde kahvaltıda ya da öğle ve akşam öğünlerinde, özellikle salatalarla birlikte tercih edilebilen avokado, doğru besinlerle eşleştirildiğinde daha fazla fayda sağlıyor. Tam aksine, yüksek şekerli ve işlenmiş gıdalarla birlikte tüketimi ise bu faydaları azaltabiliyor” dedi.

Avokadonun domates ve havuç gibi sebzelerle birlikte tüketilmesinin, yağda çözünen A, D, E ve K vitaminlerinin emilimini artırmaya yardımcı olacağını açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Benzer şekilde ıspanak, roka ve marul gibi yeşil yapraklı sebzelerle birlikte tüketildiğinde bu besinlerde bulunan K vitamini ve antioksidanların vücut tarafından daha etkin kullanılmasını destekler. Ayrıca kinoa, esmer pirinç ve yulaf gibi tam tahıllarla birlikte alındığında, bu gıdalardan gelen lif miktarını destekleyerek sindirime katkı sağlar. Yumurta, tavuk ve balık gibi protein kaynaklarıyla birlikte tercih edildiğinde ise içerdiği sağlıklı yağlar sayesinde daha uzun süre tokluk hissi oluşmasına yardımcı olur” şeklinde konuştu.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren

Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren

Günde yarım avokado yeterli

Faydalarının yanı sıra, avokadonun yüksek kalori ve yağ içeriği nedeniyle tüketiminde porsiyon kontrolüne dikkat edilmesi gerektiğine dikkat çeken Eren, “Sağlıklı bireyler için günlük yarım avokado tüketimi genellikle ideal kabul edilir. Bu miktar hem sağlıklı yağlardan faydalanmayı hem de dengeli kalori alımını destekler. Ancak avokado tüketiminin, kişinin yaşam tarzı ve beslenme hedeflerine göre değişmesi gerektiği unutulmamalı. Örneğin kilo vermeyi hedefleyen bireylerin daha küçük porsiyonları tercih etmesi uygun olabilir. Öte yandan aktif bir yaşam tarzına sahip olanlar, avokadonun sağladığı enerji ve sağlıklı yağlardan daha fazla yararlanabilir. Düşük karbonhidratlı veya ketojenik diyetlerde ise avokado, beslenme planında daha sık yer bulabilir” dedi.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, avokadonun faydalarını sıraladı:

 Avokado, tekli doymamış yağ asitleri açısından zengindir. Bu yağlar, kalp sağlığını korur ve kötü kolesterol seviyelerini düşürmeye yardımcı olabilir.

  1. Avokado; potasyum, K vitamini, E vitamini, C vitamini ve B vitamini gibi birçok vitamin ve mineral içerir. Özellikle potasyum, kan basıncını düzenlemeye yardımcı olur.
  2. Avokado, sindirim sağlığını destekleyen ve tokluk hissi sağlayan diyet lifi açısından zengindir. Bu da kilo kontrolüne yardımcı olabilir.
  3. Avokado, göz sağlığı için önemli olan lutein ve zeaksantin gibi antioksidanlar içerir. Bu maddeler, yaşa bağlı makula dejenerasyonu ve katarakt riskini azaltabilir.
  4. Avokadodaki sağlıklı yağlar ve potasyum, kalp sağlığını korumaya yardımcı olur. Ayrıca avokadonun düzenli tüketimi kan basıncını ve kolesterol seviyelerini dengeleyebilir.
  5. Avokado yağı cildi nemlendirir ve saçların parlak, güçlü olmasına katkıda bulunur. İçerdiği E vitamini sayesinde ciltteki hücre yenilenmesini destekler.
  6. Avokado düşük glisemik indekse sahip olduğundan, kan şekerini ani yükselmelerden koruyarak dengede tutar.
  7. İçerdiği antioksidanlar ve sağlıklı yağlar sayesinde, vücutta iltihaplanmayı azaltabilir ve kronik hastalıkların önlenmesine katkıda bulunabilir.

 

#Avokado #SağlıklıBeslenme #VitaminEmilimi #BeslenmeÖnerileri #DiyetUzmanı #AnadoluSağlıkMerkezi #DeryaEren #BitkiselBeslenme #KalpSağlığı #SindirimSağlığı #Antioksidan #SağlıklıYaşam #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Çocuğunuz burnunu doğru temizliyor mu?

İlkbaharla birlikte çocuklu ailelerde alerji kaynaklı sorunlar artıyor. Özellikle polenlerin etkisiyle çocuklarda alerjik rinit görülme sıklığında belirgin bir yükseliş yaşanıyor. Burun akıntısı, hapşırık, burun tıkanıklığı ve gözlerde kaşıntı gibi belirtilerle ortaya çıkan alerjik rinit, çoğu zaman, ortak belirtilere sahip soğuk algınlığı (nezle) ya da grip ile karıştırılabiliyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Sarıtaş, alerjik hastalıkların çocukların ve ailelerinin yaşam konforunu düşürdüğünü ve okula devamsızlığa da yol açabildiğini belirterek, uzun süren şikayetlerde mutlaka çocuk alerji uzmanına da başvurmalarını öneriyor. Bahar döneminde alınacak basit ama etkili önlemlerle, çocukların daha rahat bir süreç geçirebileceğini vurgulayan Dr. Sarıtaş, çocukları alerjik rinitten korumanın 6 etkili yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Betül Sarıtaş

Dr. Betül Sarıtaş

  • Polen saatlerini doğru yönetin

Polen yoğunluğu özellikle sabah erken saatlerde (05:00-10:00) ve rüzgarlı havalarda artar. Bu saatlerde mümkünse çocukların dışarıda bulunmaması önemlidir. Ancak dışarı çıkması gerekiyorsa, açık alanlarda geçirilen süre sınırlandırılmalı, şapka ve güneş gözlüğü kullanarak polenlerle teması azaltılmalıdır. Çocukların, çimlerin yeni biçildiği alanda uzun süre kalmaması da önemli bir koruyucu adımdır.

  • Dışarıdan gelince temizlik rutini oluşturun

Dış ortamdan eve dönüldüğünde ellerin ve yüzün yıkanması, kıyafetlerin değiştirilmesi polen temasını azaltır. Özellikle saçlar polenleri tuttuğu için akşam duşu, şikayetleri belirgin şekilde hafifletebilir.

  • Ev içinde polen kontrolünü sağlayın

Pencereleri gün boyu açık tutmak yerine, kısa süreli havalandırma yapılmalı. Sık temizlik, mümkünse HEPA (yüksek verimli partikül tutucu) filtreli süpürge kullanımı ve hava temizleyiciler alerjen yükünü azaltmaya yardımcı olur.

  • Burun temizliği alışkanlığı kazandırın

Tuzlu su (serum fizyolojik) ile günde bir-iki kez yapılan burun yıkaması, alerjenlerin burun mukozasından uzaklaştırılmasına yardımcı olur. Doktor önerisiyle kullanılan burun spreyleri çocuklar için pratik bir seçenektir. Burun temizliği yaparken basınç uygulanmamalı, sıvı nazikçe verilmelidir. Çok sık ve sert sümkürmek burun iç yüzeyini tahriş edebileceğinden dolayı, çocuğa nazik temizleme alışkalığı kazandırılmalıdır. Bu yöntemler hem burun tıkanıklığını azaltır hem de çocuğun daha rahat nefes almasını sağlar.

  • Çamaşırları dışarıda kurutmamaya özen gösterin

Bahar aylarında açık havada kurutulan çamaşırlar polenleri tutabilir. Bu da çocukların gece boyunca alerjenlere maruz kalmasına neden olabilir. Ancak mümkünse çamaşırların çocuktan uzak bir odada kurutulması ve kurutulduğu ortamın sık havalandırılması da alerjen birikimini azaltır.

  • Belirtileri hafife almayın, erken önlem alın

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Sarıtaş “Uzun süre hapşırık, burun akıntısı, burun tıkanıklığı ve göz kaşıntısı gibi şikayetler varsa mutlaka Çocuk Alerji uzmanına başvurun. Çünkü bu tür şikayetler, soğuk algınlığı (nezle) ve grip gibi hastalıklarla karıştırılabildiği için çoğu zaman ‘kendiliğinden geçer’ diye bekleniyor ya da gereksiz ilaç kullanımıyla alerji tedavisiz kalabiliyor. Oysa erken dönemde alınan önlemler ve doğru tedavi ile hem şikayetler kontrol altına alınır hem de yaşam kalitesi korunur” diyor.

 

#ÇocukSağlığı #AlerjikRinit #ÇocuklardaAlerji #PolenMevsimi #BurunTıkanıklığı #SağlıklıÇocuk #AlerjiBelirtileri #ÇocukAlerji #DrBetülSarıtaş #AcıbademHastanesi #ÇocukSağlığıVeHastalıkları #AnneBabaBilgilendirme #ÇocukSağlığıÖnerileri #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

“Bir Çocuk Değişir, Türkiye Gelişir” Vizyonu İpek Kıraç’la Devam Ediyor

Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV), 31 yıldır sürdürdüğü “Bir Çocuk Değişir, Türkiye Gelişir” vizyonunu yeni bir döneme taşıyor. 30 Nisan’da Pera Müzesi Oditoryumu’nda gerçekleştirilen 32. Olağan Genel Kurul’da, Mütevelliler ve Yönetim Kurulu seçimleri yapıldı. Oylama sonucunda İpek Kıraç, TEGV’in yeni Yönetim Kurulu Başkanı seçildi.

Genel Kurul, TEGV Çorlu Aysel Öğücü – Lila Öğrenim Birimi çocuklarının perküsyon gösterisi ve Kartal Öğrenim Birimi Çocuk Korosu’nun şarkılarıyla başladı. Ardından Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, TEGV’in kurucusu Suna Kıraç ve vakfa emek vermiş isimler için saygı duruşunda bulunuldu.

TEGV Genel Müdürü Sait Tosyalı, 2025 faaliyetlerini ve 2026 projelerini aktardığı sunumunda, deprem bölgelerinde yürütülen çalışmalar, gönüllülerin katkıları ve yeni öğrenim birimleriyle genişleyen etki alanını vurguladı. Tosyalı, “Eğitim bizim için yalnızca bir faaliyet değil, ortak bir inanç ve geleceğe dair güçlü bir taahhüttür” dedi.

Görevini devreden Yönetim Kurulu Başkanı M. Özalp Birol, “TEGV sizlerle var oldu, sizlerle var olacak” sözleriyle destekçilere teşekkür ederken, bayrağı İpek Kıraç’a devretmenin gururunu yaşadığını belirtti.

Yeni Başkan İpek Kıraç ise konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Annemin emaneti olan bu değerli kurumun Yönetim Kurulu Başkanlığına getirilmek benim için tarifi imkânsız bir gurur. TEGV demek bir çocuk değişir demek, bir çocuk değişir demek Türkiye gelişir demek.”

Genel Kurul’da ayrıca Migros İcra Başkanı Dr. Ö. Özgür Tort bireysel mütevelli, MediaMarkt Türkiye ise kurumsal mütevelli olarak seçildi.

TEGV, gönüllüleri, bağışçıları ve paydaşlarının desteğiyle daha fazla çocuğa ulaşmayı ve nitelikli eğitimle Türkiye’nin geleceğine katkı sunmayı sürdürüyor.

 

#TEGV #İpekKıraç #BirÇocukDeğişirTürkiyeGelişir #NitelikliEğitim #CumhuriyetinÇocukları #SunaKıraçEmaneti #EğitimleGelecek #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Mehtap Baydu’nun İlk Kurumsal Solo Sergisi Arter’de

Arter, 2026 sergi programına Mehtap Baydu’nun Türkiye’deki ilk kurumsal solo sergisi “Seni Sevmek Çok Zor!” ile devam ediyor. Küratörlüğünü Selen Ansen’in üstlendiği sergi, sanatçının performans, heykel, fotoğraf ve video gibi farklı mecralar arasında kurduğu geçişkenlikleri görünür kılıyor.

Baydu, kişisel belleğinden beslenen anlatıları dönüştürerek beden ile nesne arasındaki etkileşimi çok katmanlı bir deneyim alanına taşıyor. Sergi, sanatçının Berlin’de 2019’da gerçekleştirdiği Nefes (Atem) performansını Arter mekânına uyarlayarak canlı icra ile izleyiciye sunuyor. Açılıştan itibaren yaklaşık yirmi gün boyunca gerçekleşecek performans, ziyaretçilerin camlı bölmeden takip edebileceği özel bir deneyim yaratıyor.

Sergide öne çıkan yapıtlar arasında, sanatçının kendi bedeninden aldığı kalıplarla oluşturduğu dört metre yüksekliğindeki Wirbelsäule (Omurga Sütunu) heykeli dikkat çekiyor. Bu eser, istikrar ile kırılganlık arasındaki gerilimi yansıtırken, toplumsal ve tarihsel çağrışımlarla geçmişi geleceğe bağlıyor. Ayrıca Baydu’nun New York’taki The Watermill Center’da gerçekleştirdiği performansa dayanan Burulma video işi ve doğa ile beden arasındaki sınırları sorgulayan Bir Ağaç ile Deri Alıp Verme yerleştirmesi de sergi kapsamında ilk kez izleyiciyle buluşuyor.

Arter’in 1. kat galerisinde 29 Nisan’dan itibaren ziyarete açılan “Seni Sevmek Çok Zor!”, sanatçının üretimlerinde öne çıkan aradalık, dönüşüm ve yabancılaşma kavramlarını merkezine alarak izleyiciyi kolektif bir beden deneyimine davet ediyor.

 

#MehtapBaydu #Arterİstanbul #SeniSevmekÇokZor #ÇağdaşSanat #İstanbulSanat #SanatSergisi #PerformansSanatı #Heykel #VideoArt #SanatHaber #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Hava da Kaos

Hürmüz Boğazı… Dünya petrolünün yaklaşık %20’sinin aktığı, küresel enerji damarlarının en kritik noktası. Bu boğazın kapanması, yalnızca petrol fiyatlarını değil, modern dünyanın ritmini de bozdu. Bir sabah uyandık ve Brent petrolün varili %7–8 artışla 100 doların üzerine fırlamıştı.

Bu artış, havacılık sektöründe “jet yakıtı şoku” olarak yankılandı. Çünkü uçak dediğiniz şey, gökyüzünde süzülen bir metal kuş değil; yakıtla çalışan dev bir ekonomi.
Yazan: Fuat Çağdaş
Jet Yakıtı Krizi: Havayolları Neden Zorlanıyor?
Hürmüz’deki kapanma sonrası jet yakıtı fiyatları 99 dolardan 209 dolara çıktı. Bu, havayolu şirketlerinin maliyetlerini adeta ikiye katladı.
Avrupa ve Asya merkezli şirketler sefer azaltmaya, bazıları ise tamamen iptale yöneldi. ABD’li havayolları da benzer şekilde bilet fiyatlarını yükseltme planlarını devreye aldı.
Etkilenen büyük şirketler:
– Air Canada – JFK uçuşlarını askıya aldı.
– United Airlines – Önümüzdeki 6 ay için kapasiteyi %5 azalttı.
– Delta, American, Air France-KLM, SAS, Cathay Pacific – Hat azaltımı ve fiyat artışları açıkladı.
Bu tablo, havacılığın ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Krizin Uçaklara Teknik Etkisi
Yakıt fiyatlarındaki artış yalnızca maliyet değil; operasyonel riskleri de büyütüyor.
– Alternatif rotalara yönelen uçaklar daha uzun uçuyor, daha fazla yakıt tüketiyor.
– Bazı bölgelerde yakıt tedariki aksadığı için uçaklar “wet lease” veya “fuel stop” gibi ek operasyonlara zorlanıyor.
– Bu da bakım döngülerini sıklaştırıyor, teknik ekiplerin yükünü artırıyor.
Jet yakıtı tedarikinin aksaması, uçakların planlanan bakım aralıklarını bile etkileyebilecek bir zincirleme stres yaratıyor.
Bilet Fiyatlarına Yansıma
Kriz sonrası:
– Avrupa–ABD uçuşlarında son dakika biletleri %74,
– Hawaii uçuşları %21 arttı.
Türkiye’de de benzer bir baskı görülüyor; şirketler yakıt ek ücretlerini geri getirmeye hazırlanıyor.
Şirketlerin Medyaya Açıklamaları
Havayolu yöneticileri, ortak bir noktada buluşuyor:
“Belirsizlik devam ettiği sürece fiyatlar yüksek kalacak.”
Uzmanlar da aynı görüşte: Ateşkes sağlansa bile jet yakıtı tedarikinin normale dönmesi aylar sürebilir.
Kriz Nasıl Çözülür?
Bu kriz, tek bir ülkenin değil, küresel sistemin sorunu. Çözüm için:
1. Hürmüz’de güvenli geçişin yeniden sağlanması
2. Sigorta şirketlerinin savaş riski poliçelerini yeniden devreye alması
3. Alternatif petrol rotalarının (Suudi Arabistan boru hatları vb.) kapasite artırımı
4. Küresel havacılık için stratejik yakıt rezervlerinin devreye alınması
Bugün Çözülse Dünya Ne Zaman Normale Döner?
Uzmanlara göre Hürmüz yeniden açılsa bile:
– Petrol piyasasının dengelenmesi: 4–8 hafta
– Jet yakıtı tedarik zincirinin toparlanması: 2–4 ay
– Havayolu operasyonlarının eski seviyesine dönmesi: 4–6 ay
– Bilet fiyatlarının normale dönmesi: 6–9 ay
Çünkü kriz yalnızca arzı değil, lojistik, sigorta, rota planlaması ve bakım döngülerini de bozdu.
Gökyüzü, Ekonominin Barometresidir
Bugün gökyüzünde gördüğümüz her boş koltuk, her iptal edilen sefer, her pahalı bilet… Aslında küresel ekonominin nabzıdır. Hürmüz Boğazı’ndaki bir gerilim, İstanbul’dan New York’a, Tokyo’dan Paris’e kadar tüm havalimanlarında hissediliyor.
Ve biz, bu dev sistemin içinde, gökyüzüne bakıp tek bir şey söylüyoruz: “Hava da kaos var.”
#HürmüzKrizi #PetrolFiyatları #JetYakıtı #HavacılıkKrizi #UçakBiletleri #EnerjiKrizi #KüreselEkonomi #HavayoluŞirketleri #YakıtŞoku #GlobalTicaret #BrentPetrol #Uçuşİptalleri #HavacılıkSektörü #BiletFiyatları #EnerjiGüvenliği #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #FuatÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Yekta Kopan’ın Romanı Tiyatro Sahnesinde

Yekta Kopan’ın 2013 yılında Can Yayınları etiketiyle yayımlanan romanı Aile Çay Bahçesi, tiyatro sahnesine taşınıyor. Romanın unutulmaz karakteri Müzeyyen, aile içi görünmez şiddete karşı duruşunu ve özgürlük arayışını konu alan tek kişilik performansla seyirciyle buluşacak.

906 Performans tarafından sahneye uyarlanan oyun, 26 Nisan 2026’da ikincikat Kadıköy’de prömiyer yapacak. Dilan Serinyel’in tek kişilik performansıyla hayat bulan oyunun yönetmenliğini Ahmet Kuntberk Alptemoçin üstleniyor. Metin uyarlaması Aysen Mede ve Dilan Serinyel tarafından yapılırken, dramaturji yine Aysen Mede’ye ait.

Romanın sahneye taşınmasıyla birlikte, kadınlık, aile bağları ve bireysel özgürlük temaları tiyatro aracılığıyla yeniden tartışmaya açılıyor. Müzeyyen’in “Sahi ben babamın neyiydim?” sorusuna aradığı yanıt, izleyiciyi güçlü bir içsel yolculuğa davet ediyor.

 

#YektaKopan #AileÇayBahçesi #Müzeyyen #CanYayınları #TiyatroHaberleri #KitapHaberleri #KadıköyTiyatro #TekKişilikOyun #EdebiyatVeTiyatro #KültürSanat #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Zülfü Livaneli’nin Balıkçı ve Oğlu Can Yayınları’nda

Çağdaş edebiyatın en önemli isimlerinden Zülfü Livaneli’nin büyük ilgi gören romanı Balıkçı ve Oğlu, Can Yayınları etiketiyle okurla yeniden buluşuyor. Mustafa, Mesude ve Samir Bebek üçgeninde ilerleyen eser; aile bağları, aşk, kadın dayanışması, ekoloji ve göç gibi temaları şiirsel diliyle bir araya getiriyor.

Roman, tek çocuğunu kaybeden balıkçı Mustafa’nın denizde bulduğu bir bebekle hayatının değişmesini konu alıyor. Ege’nin sularında başlayan bu hikâye, aile olma, kayıplarla yüzleşme ve ahlaki değerlerle hesaplaşma üzerine derinlikli bir anlatı sunuyor.

#ZülfüLivaneli #BalıkçıveOğlu #CanYayınları #KitapHaberleri #Edebiyat #Roman #Göç #Ekoloji #KadınDayanışması #TürkEdebiyatı #deniz #ekoloji #göç #ebeveynlik #kadındayanışması #çocuk #doğa #ege