Yazılar

Psikolojik sorunlar kalbe etkisi nelerdir?

Ruhsal sağlık ve kalp sağlığı birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğunu belirten uzmanlar, fiziksel faktörlerin yanında ruh sağlığının da kalbi etkilediğini söylüyor.

Depresyon ve kronik stresin, kalp-damar hastalıklarının riskini artırırken, kalp sorunlarının da ruhsal sağlığı olumsuz etkileyebileceğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Ruhsal iyilik hâli hem kalp-damar hastalıklarından korunmada hem de tedavi sürecine uyum sağlamada olumlu katkılar sağlar.” dedi. Psikoterapi ve stres yönetimi tekniklerinin, kalp ritmi, tansiyon ve damar sağlığı üzerinde olumlu etkiler yarattığını kaydeden Aytop, kalp ve zihin sağlığının, bir bütün olarak ele alınması gerektiğini vurguladı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, 29 Eylül Dünya Kalp Günü kapsamında ruhsal sağlığın kalp-damar sağlığı üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.

Klinik Psikolog Emine Akın Aytop

Klinik Psikolog Emine Akın Aytop

Ruh sağlığı ile kalp sağlığı arasında çift yönlü bir ilişki var!

Dünya Sağlık Örgütü raporlarına göre, kalp ve damar hastalıklarının, dünya genelinde en yaygın ölüm ve engellilik nedenleri arasında yer aldığını hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2024 verilerine göre ise, ülkemizde gerçekleşen ölümler arasında yüzde 36 oranı ile kalp ve damar hastalıkları ilk sırada yer alıyor.” dedi.

Kalp-damar hastalıklarına yol açan pek çok farklı etken bulunduğunu ve bu etkenlerin kişiden kişiye değişebildiğini aktaran Aytop, “Fiziksel risk faktörlerine ek olarak, ruh sağlığı ile kalp sağlığı arasındaki ilişkinin de önemli olduğu bilimsel çalışmalarla destekleniyor. Depresyon, anksiyete ve kronik stres gibi psikolojik sorunlar, kalp-damar hastalıklarının ortaya çıkma riskini artırabilir ve mevcut hastalıkların seyrini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca sosyal izolasyon, yetersiz sosyal destek ve yalnızlık gibi etkenler de hem kalp sağlığını hem de tedavi başarısını olumsuz etkileyebilir. Öte yandan, kalp-damar hastalıkları fiziksel sınırlılıklar, sosyal ve iş yaşamında değişiklikler, maddi sıkıntılar ve belirsizlikler gibi etkenler aracılığıyla depresyon ve anksiyete gelişimine zemin hazırlayabilir.” şeklinde konuştu.

Depresyon, kalp-damar hastalıkları riskini hem doğrudan hem de yaşam tarzı üzerinden artırıyor!

Ruhsal iyilik hâlinin hem kalp-damar hastalıklarından korunmada hem de tedavi sürecine uyum sağlamada olumlu katkılar sağladığının bilindiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Kalp sağlığının yerinde olması da ruhsal iyiliği destekler. Bu nedenle, kalp sağlığını değerlendirirken bireyin ruhsal durumunu da dikkate almak, hastalığın önlenmesi ve tedavisinde daha etkili bir yaklaşım sağlar.” dedi.

Depresyon yaşayan kişilerde kalp-damar hastalıklarının daha sık görülmesinin nedenlerine değinen Aytop, şunları söyledi:

“Depresyon, duygu, düşünce ve davranışları olumsuz etkileyen ciddi bir ruh sağlığı sorunudur. Kronik, düşük dereceli iltihaplanmaya yol açarak damar iç yüzeyinde hasara ve damar daralmasına neden olabilir. Depresyon sırasında artan kortizol, adrenalin ve noradrenalin gibi kimyasallar kan basıncını yükseltebilir, kalp ritim bozukluklarına ve bağışıklık sistemi işlevlerinin bozulmasına yol açabilir. Ayrıca trombosit aktivitesini artırarak kalp krizi veya inme riskini yükseltebilir.

Davranışsal olarak depresyon, sağlıksız yaşam tarzı alışkanlıklarının gelişmesine zemin hazırlar; sigara ve alkol kullanımı, sağlıksız beslenme, fiziksel aktivite eksikliği ve ilaç tedavisine uyumsuzluk daha sık görülür. Öte yandan, kalp-damar hastalıkları tanısı alan bireylerde yaşanan değişiklikler depresyon ve anksiyete gelişimi için risk oluşturur.”

Sağlıklı bir ruh hali, sağlıklı bir kalp demek!

Ruhsal açıdan sağlıklı bireylerin, duygularla daha dengeli başa çıkabildiklerini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bu kişilerin psikolojik dayanıklılıkları güçlüdür, sorunlarla başa çıkma kapasitesine sahiptir ve gerektiğinde destek aramaktan çekinmezler.” dedi.

Sağlıklı bireylerin bedenlerine özen gösterdiğini, sağlıklı beslendiğini, düzenli uyuduğunu ve fiziksel aktiviteyi yaşamlarına dahil ettiğini dile getiren Aytop, “Stres tepkileri uyumludur ve tedavi süreçlerine uyum sağlarlar. Bu bilişsel, duygusal ve davranışsal artılar; kalp ritmi, tansiyon, damar esnekliği ve inflamatuar süreçler üzerinde koruyucu etki yaratır.” açıklamasını yaptı.

Psikoterapi ve stres yönetimi kalp sağlığını koruyor!

Psikoterapi ve stres yönetimi tekniklerinin kalp sağlığına etkilerine değinen Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, şu bilgileri paylaştı:

“Psikoterapi, bireyin bilişsel, duygusal ve davranışsal süreçlerini fark etmesine ve daha işlevsel biçimde yapılandırmasına yardımcı olur. Psikolojik dayanıklılık, özyeterlilik, özgüven, özdeğer ve içsel motivasyon güçlenir. Bu süreç, kalp-damar sağlığını destekleyen fizyolojik mekanizmaları dengeler, inflamasyonu azaltır, damar yapısını korur ve kan akışını düzenler. Psikoterapi ayrıca sağlıklı yaşam alışkanlıklarını benimsemeye ve zararlı alışkanlıklardan uzak durmaya yardımcı olur.

Nefes çalışmaları, gevşeme egzersizleri, meditasyon ve farkındalık temelli uygulamalar yani stres yönetimi teknikleri otonom sinir sistemi üzerinde dengeleyici etki oluşturur, kalp atım hızını ve kan basıncını düzenler. Uzun vadede stresin kalp-damar sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini azaltır.”

Kalp ve zihin sağlığının ayrılmaz bir bütün olduğu kabul edilmeli!

Psikolojik sorunların kalp-damar sağlığını olumsuz etkileyebileceğine vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bu nedenle, sorunları göz ardı etmemek, sağlıklı başa çıkma yolları geliştirmek ve gerektiğinde ruh sağlığı uzmanlarından destek almak önemlidir.” dedi.

Tedavi sürecinde ilaç kullanımı ve kontrollerin aksatılmaması ve kalp fonksiyonlarının düzenli olarak izlenmesi gerektiğinin altını çizen Aytop, sözlerini şöyle tamamladı:

“Sağlıklı beslenme, düzenli uyku, fiziksel aktivite, zararlı alışkanlıklardan uzak durma ve sosyal destek güçlü tutulmalıdır. Kalp ve zihin sağlığını birlikte korumanın en önemli adımı, bunların ayrılmaz bir bütün olduğunu kabul etmek ve fiziksel ile psikolojik sağlığa bütüncül bir yaklaşımla özen göstermektir. Bu, sağlıklı yaşam tarzı, dengeli yaşam ve gerektiğinde profesyonel destek almayı kapsar.

Melahat-Eşref Üren, Eren-Bedri Rahmi Eyüboğlu “Yan Yana”

Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nin “Yan Yana” başlıklı yeni süreli sergisi sanat dünyamızdan iki önemli çiftin, Melahat ve Eşref Üren ile Eren ve Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun eserlerini bir araya getiriyor.

Müzenin iki katına yayılan sergide, sanatçıların Türkiye İş Bankası Sanat Eserleri Koleksiyonu’ndaki eserlerinin yanı sıra özel koleksiyonlardan derlenen eserleri farklı temalar etrafında bir araya geliyor. Resimlerin yanı sıra, mektuplar, karikatürler, şiirler, eskizler ve belgeler de sergiye eşlik ederek izleyicilere zengin ve katmanlı bir anlatım sunuyor. Müzenin üçüncü katında Melahat ve Eşref Üren’in eserleri Dr. Öğr. Üyesi Ali Kayaalp’in küratörlüğünde, ikinci katında ise Eren ve Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun eserleri Ömer Faruk Şerifoğlu’nun küratörlüğünde sanatseverlerle buluşuyor.

10 Temmuz 2026 tarihine dek sanatseverleri ağırlayacak olan “Yan Yana” sergisi, İstanbul Kültür Yolu Festivali süresince ücretsiz ziyaret edilebilir. Müze, salıdan cumaya 10.00-19.00, cumartesi ve pazar günleri 12.00-19.00 saatleri arasında açıktır.

Yeni gelişmeler sayesinde daha erken tanı imkanı!

Günümüzde çoğumuzun dert yandığı ‘unutkanlık’ özellikle ileri yaşın doğal bir sonucu olarak düşünülse de aslında 65 yaş üzerinde en sık görülen bunama nedeni olan Alzheimer hastalığının ilk sinyali olabiliyor.  Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, bugün dünya genelinde yaklaşık 55-57 milyon kişi demans ile mücadele ediyor ve bu kişilerin büyük çoğunluğunu Alzheimer hastaları oluşturuyor.  Her yıl yaklaşık 10 milyon yeni demans hastaları bildirilirken, uzmanlar bu sayının 2050 yılına kadar iki katından fazla artacağını öngörüyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, günlük yaşam aktivitelerini önleyecek düzeyde bilişsel gerilemeye neden olan Alzheimer hastalığında erken tanı ve tedavinin kritik bir öneme sahip olduğuna dikkat çekerek, “Erken tanı ile tedavi sayesinde Alzheimer’ın ilerleme hızı yavaşlatılabilmektedir. Böylece, hem hastalığın yükü hem de bireylerin ve ailelerin karşılaştıkları zorluklar büyük oranda azaltılabilmektedir” diyor.  Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, erken tanı için unutkanlık günlük yaşamı etkilemeye başladığında, aynı sorular sık tekrarlandığında veya kişilik değişiklikleri fark edildiğinde hemen bir nöroloji uzmanına başvurulması gerektiği uyarısında bulunuyor.

Prof. Dr. Neşe Tuncer

Prof. Dr. Neşe Tuncer

Risk 65 yaşından sonra daha çok artıyor!

Alzheimer, beyinde ilerleyici sinir hücresi kaybına yol açan nörodejeneratif bir hastalık ve demansın en sık görülen nedeni. Hafıza kaybı, zaman ve mekan karışıklığı, dil ile yürütücü işlevlerde bozulma ve günlük yaşam aktivitelerini etkileyen bilişsel gerilemeyle kendini gösteriyor. Türkiye’de net veriler olmasa da 600 binin üzerinde Alzheimer hastası olduğu belirtiliyor. Önemli bir nokta ise Alzheimer riskinin 65 yaşından sonra her beş yılda bir yaklaşık iki katına çıkması. Yani, toplum yaşlandıkça hasta sayısı artıyor. Ancak bu artış, hastalığın daha sık görülmesinden çok demografik yaşlanmadan kaynaklanıyor.

Beyindeki sinsi değişim 20 yıl önce başlıyor!

Alzheimer hastalığının temel patolojik mekanizması; beyinde amiloid-beta proteininin birikimi, tau proteininin anormal şekilde fosforillenerek yayılması, sinir hücrelerinde iletişimin bozulması, nöron kaybı ve kronik iltihabi süreçlerinden oluşuyor. Beyindeki bu patolojik değişiklikler hastalığın belirtileri ortaya çıkmadan 20 yıl kadar önce başlıyor, yani Alzheimer uzun bir ‘sessiz dönem’ geçirdikten sonra klinik sinyaller ile kendini gösteriyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, “Örneğin, hastalık henüz belirti vermeden 20 yıl kadar önce amiloid–beta proteini beyinde birikmeye,  10 yıl öncesinde de tau proteini yumaklar şeklinde çoğalmaya ve yayılmaya başlamaktadır. Bu süreçlerin ardından Alzheimer hafif bilişsel bozulmayla ilk sinyallerini verirken, beş yıl sonrasında ise demans günlük yaşamı olumsuz etkileyecek düzeye ulaşmaktadır” diyor.

Genetik yatkınlık riski 15 kat artırabiliyor!

İleri yaş Alzheimer hastalığı için en önemli risk faktörünü oluşturuyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, bunun yanı sıra genetik yatkınlığın, özellikle APOE ε4 taşıyıcılığının da belirleyici rol oynadığını belirterek, “Bu genin bir kopyasına sahip kişilerde risk 3-4 kat, iki kopyasında ise 8-15 kata kadar çıkabilmektedir. Ancak aile öyküsü Alzheimer riskini anlamlı biçimde artırsa da hastalığın kesin olarak gelişeceği anlamına gelmemektedir” bilgisini veriyor. İleri yaş ve genetik yatkınlığın yanı sıra bazı hastalıklar, yaşam alışkanlıkları ile çevresel etkenler de Alzheimer riskini artıran diğer faktörleri oluşturuyor.  Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer,  bu etkenleri “orta yaş hipertansiyonu, diyabet, obezite, sigara kullanımı, yüksek kolesterol, işitme kaybı, sosyal izolasyon, depresyon ve kafa travmaları” olarak sıralıyor. Dünya lideri bilim insanlarından oluşan Lancet Komisyonu verilerine göre; bu değiştirilebilir risk faktörlerinin kontrolü sayesinde Alzheimer ve diğer demans tablolarının yüzde 40-45 kadarı önlenebiliyor veya geciktirilebiliyor.

Erken tanı kritik bir öneme sahip!

Alzheimer hastalığına henüz demans evresine ulaşmadan önceki  ‘Hafif Bilişsel Bozukluk’ döneminde veya hastalık belirtileri henüz başlamadan önce sadece genetik yatkınlık taşıyan ve hastalık gelişimi beklenen bireylerde tanı konulması büyük önem taşıyor. Zira, bu erken aşamada hastalar günlük yaşam aktivitelerini bağımsız şekilde sürdürebiliyor. Yeni geliştirilen hastalık modifiye edici tedaviler de en çok faydayı (örneğin anti-amiloid antikorları) Alzheimer’ın erken evrelerinde, yani unutkanlık yeni başlamışken veya hafif bilişsel bozukluk aşamasında sağlıyorlar. Ayrıca, erken tanı hastaların ve ailelerinin bakım planlaması yapabilmelerine, hukuki ve sosyal düzenlemeler için zaman kazanmalarına ve risk faktörlerini daha etkin şekilde yönetebilmelerine olanak veriyor.

Yeni geliştirilen testlerle daha erken tanı imkanı!

Günümüzde Alzheimer hastalığının tanısında ayrıntılı klinik öykü, nöropsikolojik testler, laboratuvar tetkikleri ve beyin görüntüleme yöntemleri (MR, BT) kullanılıyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, son yıllarda kan testleri ve görüntüleme yöntemlerinde yaşanan önemli gelişmeler sayesinde Alzheimer hastalığına daha erken dönemde tanı konulabildiğini vurgulayarak, şöyle devam ediyor:  “Görüntüleme biyobelirteçleri olan amiloid ve tau PET yöntemleri Alzheimer’ın kesin tanısının erken dönemde konulmasını sağlamalarının yanı sıra yeni tedaviler için  hastalığın beyindeki yükünü doğrudan göstererek doğru hasta seçimi  yapılmasını da mümkün kılmaktadır. Bu yöntemlerle beyin omurilik sıvısında amiloid ve tau proteinlerinin ölçümü yapılarak erken dönemde tanı konulmaktadır. Bu sıvının analizi ayrıca Alzheimer hastalığı ile karışabilecek olan enfeksiyon ve otoimmün hastalıkların dışlanmasına da imkan tanımaktadır. Bunların yanı sıra son yıllarda kan testleri alanında da büyük ilerlemeler kaydedilmektedir. Kan biyobelirteçlerinin (örneğin p-tau217, Aβ42/40 oranı) kullanıldığı testler hem daha kolay uygulanabilen hem de daha invaziv yöntemler olarak erken tanıda yerini almaktadır”

Hastalığı yavaşlatmak ve hayatı kolaylaştırmak!

Alzheimer’ın tedavisinde tam bir kür henüz mümkün olmasa da semptomatik ilaçlar ve yaşam tarzı önlemleriyle ilerlemesi yavaşlatılabiliyor, hastanın fonksiyonelliğinin korunmasına destek sağlanıyor. Kolinesteraz inhibitörleri ve memantin gibi  tedaviler hafıza ve davranış semptomlarını hafifletirken, yeni geliştirilen antikor tedavileri ise beyindeki amiloid plaklarını temizleyerek bilişsel gerilemeyi yavaşlatabiliyor. Ancak bu tedaviler uygun hasta seçimini, düzenli MR takibini ve yan etkinin izlenmesini gerektiriyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, tedaviden etkin sonuç alınabilmesi için bazı kurallara uyulmasının ise son derece önemli olduğuna işaret ederek, “Tedavi sürecinde hipertansiyon, diyabet ve kolesterol gibi eşlik eden hastalıkların iyi kontrol edilmeleri gerekmektedir. Ayrıca, hastaların ilaçlarını düzenli kullanılmaları, fiziksel ve zihinsel olarak aktif kalmaları, sağlıklı beslenmeleri (Akdeniz tipi diyet) ve sosyal yaşamlarını sürdürmeleri önerilmektedir. Düzenli egzersiz, işitme kaybının tedavisi, sigara ve aşırı alkolden uzak durmak, düzenli ve kaliteli uyku da hem beynin hem damarların sağlığını desteklemektedir” diye konuşuyor.

“Tat ve Sanat: Lezzetli Resimler”

İş Sanat’ın büyük bir ilgiyle izlenen “Tat ve Sanat: Lezzetli Resimler” sergisi, İstanbul’un ardından Ulus’taki Ankara Sanat Galerisi’nde ziyarete açıldı.

İş Sanat, başkentteki sanatseverleri tablolar eşliğinde bir lezzet yolculuğuna çıkarıyor: “Tat ve Sanat: Lezzetli Resimler” sergisi Ankara Sanat Galerisi’nde ziyarete açıldı. İstanbul’da 70 bin ziyaretçiye ulaşan sergide verimli topraklardan, bereketli denizlerden, cömert doğadan ve paylaşılan sofralardan ilham alan eserler yer alıyor.

Sergi altı tematik bölüme ayrılıyor: Tarla, bağ ve bahçelerdeki rengârenk ekinlerin eşsiz düzeninin yansıtıldığı “Cömert Doğa”; meyveler, çiçekler ve sebzelerle bezeli natürmortların olduğu “Doğa Tadında Renklerle”; cıvıl cıvıl pazar yerlerinin ve sokak satıcılarının izlendiği “Ürünler Sunulurken”; balıkların ve balıkçıların başrolde olduğu “Denizden Çıkan Nimet”; yemek hazırlıkları ve mutfak temalı eserlerle “Yemek İçin Emek”; kahvehaneler, gazinolar ve lokantaları konu edinen eserleriyle “Cânân ki Degüstasyon’a Gelmez”…

İş Sanat Ankara Sanat Galerisi’ni pazartesi hariç her gün 10.00-18.00 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edilebilirsiniz.

Mustafa Ata “Askıda”

Mustafa Ata’nın resim ve kâğıt işlerinden ilk kez görülecek vitray çalışmaları “Askıda / Suspended” başlıklı koleksiyon sergisi kapılarını açıyor.

Ata’nın Şile’deki yaşam ve üretim mekânı olan Anıt Atölye’de düzenlenen sergi, sanatçının farklı dönemlerden, özellikle son dönem görülmemiş eserlerini 28 Eylül’de ziyarete açıyor.

18. İstanbul Bienali Paralel Etkinlikler kapsamında gerçekleştirilen “Askıda” sergisi, 28 Eylül – 12 Ekim tarihleri arasında Şile Meşrutiyet Mahallesi’nde bulunan Anıt Atölye’de görülebilecek.

“Gizli Bahçe”

The Stay Boulevard Nişantaşı, sonbaharı, Otmar Uras ile hayata geçirdiği yeni sergisi “Gizli Bahçe” ile karşılıyor.

Uluslararası sanatçılar Esteban Fuentes de María, Camille Bruat ve Francesco Poiana’nın eserlerinden oluşan seçki, sanatseverleri görünmeyenin ardında keşif dolu bir yolculuğa davet ediyor. Sergi, 17 Kasım tarihine dek ziyaret edilebilecek.

Sergide, farklı tekniklerle ve çok değişken ölçülerde çalışan Meksikalı sanatçı Esteban Fuentes de María, çağdaş çizim ve metal çalışmalarıyla bilinen Fransız sanatçı Camille Bruat ile eserlerinde genellikle peyzaj çalışmalarına yer veren İtalyan sanatçı Francesco Poiana’nın eserleri yer alıyor.

İngiliz yazar Frances Hodgson Burnett’in aynı adlı kült kitabına atıfta bulunan “Gizli Bahçe”, ilk bakışta bir iyileşme hikâyesi gibi görünse de, aslında görünmeyenin açılış ritüeli olarak kurgulandı. Sergi, kitapta tasvir edilen bahçeyi birebir temsil etmek yerine onun titreşimlerini günümüz sanatının malzemelerine, formlarına dönüştürüyor. Bahçe çizgilerle, dokularla ve yüzeylerle yeniden örülmüş bir iç mekâna dönüşüyor, bir sembol, ritüel ve içsel alan olarak yeniden yorumlanıyor.

“Gizli Bahçe” sergisi,  17 Kasım tarihine dek The Stay Boulevard Nişantaşı’nın 1. katındaki galeri alanında görülebilir.

Vladimir Topal “Ontario’nun Kırsal Alanları İstanbul’da”

Evrim Sanat Galerisi, 2025 kış sezonunun açılışını uluslararası tanınmış ressam Vladimir Topal’ın “Ontario’nun Kırsal Alanları” adlı kişisel sergisiyle yaptı.

“Ontario’nun Kırsal Alanları” isimli sergi; sanatçının doğa ve nesnelere ilişkin görsel yaklaşımını yansıtan 43 tuval üzeri yağlı boya eserinden oluşuyor.

“Ontario’nun Kırsal Alanları İstanbul’da Sergileniyor”

Topal’ın eserlerinde Toronto parklarının güzelliği ile GTA bölgesindeki tarım ve yeşil alanlar, doğanın dinginliğiyle birleşerek resmediliyor. Sanatçı, bugüne kadar birçok kişisel sergi ve grup sergisinde yer alarak uluslararası sanat çevrelerinde tanınan bir isim haline geldi.

Sergi 2 Ekim 2025 tarihine kadar ziyaret edilebilir.

 Evrim Sanat Galerisi

Adres: Göztepe Mahallesi, Bağdat Caddesi Handan Palas Apartmanı No:233 Daire: 1 Kadıköy-İstanbul

Tel.: (0533) 237 59 06

Ziyaret Saatleri: Pzt-Çrş-Perş-Cuma-Cmt 11:00-19:00
Pazar 12:00-18:00, Salı günleri ziyarete kapalıdır.

Åsa Jungnelius “Toprak, Ateş, Su ve Havayla Yazılmış Bir Dize”

Pera Müzesi, kuruluşunun yirminci yıldönümünü kutladığımız 2025 yılının sonbaharını İsveçli sanatçı Åsa Jungnelius’un Toprak, Ateş, Su ve Havayla Yazılmış Bir Dize başlıklı sergisiyle karşılıyor.

Camı malzeme ya da formdan ziyade bir ifade biçimi olarak kullanan Jungnelius, serginin hazırlık aşamasında, Doğu Anadolu yöresindeki obsidyen yataklarına yaptığı seyahatten ilham alarak, sanatseverlerle ilk kez Pera Müzesi’nde buluşturacağı yeni yapıtlar üretti. Bu yapıtlar arasında, Jungnelius’un Şişecam’ın Denizli’deki fabrikasında, kendisi gibi cama üfleyen geniş bir ekiple birlikte, camı sade formlardan soyut yerleştirmelere dönüştürdüğü çok özel çalışmalar da yer alıyor.

Serginin sanatseverlerin ilginç bulacağını düşündüğümüz bir başka yönü de, sergi hazırlığının her aşamasında Jungnelius’a eşlik eden İsveçli fotoğraf sanatçısı Peo Olsson’un, sergide yer alan yapıtlarla organik bağlar kuran fotoğraf serileri.

Toprak, Ateş, Su ve Havayla Yazılmış Bir Dize sergisinin İstanbul’un sanatla tazelendiği bu sezona ve güncel cam sanatına yeni bir nefes ve boyut getireceğini düşünüyoruz.

Nilbar Güreş “Kadife Bakış”

Arter, yeni kültür sanat sezonunu Nilbar Güreş’in Türkiye’deki ilk kurumsal solo sergisi Kadife Bakış ile karşıladı!

Küratörlüğünü Emre Baykal’ın üstlendiği sergi, Arter’in 2. kat galerisinde sanatçının erken dönem işlerini yeni eserleriyle bir araya getiriyor. Resim, gravür, kolaj, fotoğraf, heykel ve video gibi farklı mecralarda üretilmiş çalışmalardan oluşan kapsamlı bir seçkinin yer aldığı Kadife Bakış sergisi, 11 Eylül’den itibaren Arter’de ziyaret edilebilir.

Menopozda kadın sağlığı ihmale gelmez!

Kadınların hayatındaki doğal ve güçlü bir eşik olan menopoz, dönüşümün ve içsel gücün yeniden keşfedildiği çok özel bir dönem olarak karşımıza çıkıyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Gülfem Başol “Menopoz, yaşamdan kopuş değil, yeniden dengeye geliş sürecidir. Her kadın, kendi ikinci baharınının mimarıdır. İkinci baharda kendinizi yenilemeniz, doğru bilgi, bilinçli tercihler ve düzenli sağlık takibi ile bu dönemi daha sağlıklı, daha özgür ve daha huzurlu geçirebilmeniz mümkündür. Kendinize kulak verin, bedeninizin sesine duyarlı olun ve bu yeni dönemi bir fırsat gibi kucaklayın” diyor. Doç. Dr. Gülfem Başol, menopozda kendinizi yenilemenizin, ‘İkinci bahar’ olarak da adlandırılan bu dönemi fiziksel, ruhsal ve zihinsel açıdan sağlıklı geçirebilmenizin basit ama etkili yollarını sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doç. Dr. Gülfem Başol

Doç. Dr. Gülfem Başol

  • Uyku düzeninize dikkat edin

Menopoz döneminde östrojenin azalmasıyla birlikte birçok kadında uykuya dalmakta güçlük, gece terlemeleri ve sık uyanmalar görülür. Oysa kaliteli uyku, bağışıklık sisteminden ruh haline kadar birçok şeyi doğrudan etkiler. Akşamları ağır yemeklerden kaçınmak, mavi ışık yayan ekranları sınırlamak, ılık bir duş ya da bitki çayları gibi küçük dokunuşlar uyku kalitesini artırır. Gerekirse bir uzmandan destek almak, uyku sorunlarını kronik hale gelmeden çözmek için önemlidir.

  • Sağlıklı ve bilinçli beslenin

Menopozla birlikte kemik erimesi riski, kilo artışı ve insülin direnci gibi durumlar ön plana çıkar. Kalsiyum ve D vitamini açısından zengin gıdalar (yoğurt, kefir, sardalya, yeşil yapraklı sebzeler) kemik sağlığı için vazgeçilmezdir. Protein alımına dikkat edilmesi kas kaybını engeller. Lif açısından zengin sebzeler ve tam tahılların tüketilmesi, şeker ve işlenmiş gıdaların azaltılması önemlidir. Doktorun tetkikler sonrası ihtiyacınıza göre vereceği kalsiyum ve D vitamini, magnezyum ve omega-3 yağ asitleri büyük fayda sağlar. Ancak vitamin ve takviye kullanımında bilinçli olmak son derece önemlidir. Çünkü gelişigüzel alınan takviyeler karaciğer ve böbrek fonksiyonlarını zorlayabilir, bazıları ilaçlarla etkileşime girebilir. En doğru yol, kişiye özel beslenme ve takviye planını bir uzman eşliğinde belirlemektir.

  • Sigaradan uzak durun

Sigara kullanımı menopozu hem erken başlatabilir hem de semptomların şiddetini artırabilir. Yapılan bilimsel çalışmalar, sigara içen kadınlarda sıcak basması, kemik kaybı ve kalp hastalığı riskinin daha yüksek olduğunu göstermektedir. Ayrıca sigara, östrojenin vücutta etkili kullanılmasını engelleyerek hormon dengesini daha da bozabilir. Bu dönemde sigarayı bırakmak sadece menopoz şikayetlerini hafifletmekle kalmaz, genel yaşam kalitesini de ciddi oranda artırır.

  • Bu yanlışlara düşmeyin!

Doç. Dr. Gülfem Başol “Menopoz döneminde çok sık karşılaşılan yanlışlardan biri, “nasılsa geçti artık” diyerek kadın sağlığını ihmal etmektir. Oysa bu dönem, meme sağlığından kalp-damar sağlığına kadar düzenli kontrollerin daha da önemli hale geldiği bir evredir. Bir diğer yaygın hata, hormon tedavilerine kulaktan dolma bilgilerle yaklaşmak veya tümden reddetmektir. Oysa uygun hastaya, uygun doz ve formda verilen hormon replasman tedavileri (HRT), sıcak basmaları, uykusuzluk, ruh hali değişiklikleri, vajinal kuruluk gibi şikayetleri azaltmada oldukça etkilidir. Aynı zamanda kemik erimesi ve kalp hastalıklarına karşı koruyucu etkisi de olabilir. HRT her kadın için uygun olmayabilir; ancak bu tedavi seçeneği, doğru hasta seçiminde oldukça yüz güldürücü sonuçlar verir” diyor.

  • Düzenli egzersiz yapın

Fiziksel aktivite sadece kilo kontrolü için değil; kemik sağlığı, kas gücü, ruh hali ve hatta sıcak basmaları üzerinde bile olumlu etkiler sağlar. Haftada en az 3-4 gün 30 dakika tempolu yürüyüş, yoga veya hafif ağırlık egzersizleri hem vücuda hem zihne iyi gelir. Egzersiz, endorfin salgısını artırarak ruh halini iyileştirir; böylece menopozun getirdiği dalgalanmalarla baş etmek daha kolay olur.

  • Mutlaka düzenli doktor kontrollerinizi yaptırın

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Gülfem Başol “Menopozla birlikte değişen hormon dengesi, kemik sağlığı, meme ve rahim sağlığı açısından düzenli kontrolleri zorunlu kılar. Kemik yoğunluğu ölçümü, mamografi, smear testi gibi taramalar bu dönemde aksatılmamalıdır. Aynı zamanda kardiyovasküler risklerin artma ihtimali nedeniyle kan basıncı, kolesterol ve kan şekeri düzeylerinin takibi de önemlidir. Sağlıkla geçen bir ikinci bahar için yılda bir yapılan rutin kontrol, hayat kurtarıcı olabilir.

  • Hayatı yeniden keşfedin, kendinize alan açın

Menopoz sadece biyolojik bir süreç değil, aynı zamanda kadınlık bilincinin yeniden tanımlandığı bir yolculuktur. Artık çocuk büyütme telaşı azalmış, iş hayatında belli bir noktaya gelinmiştir. Bu zamanı, ertelediğiniz hobiler, seyahatler, kitaplar ve dostluklarla taçlandırın. Meditasyon, nefes çalışmaları ya da sanatsal uğraşlar, zihinsel detoks etkisi yaratır. Çünkü ikinci bahar, sadece bedensel değil; ruhsal bir uyanış dönemidir.