Yazılar

Osmanlı’nın ilk sahte parası

Osmanlı’nın ilk sahte parası

Düşüncelerin değişimini tuvale yansıtan ünlü ressam Selda İnci’nin 17. kişisel sergisi “Yapboz Düşünceler” 8-17 Mart tarihleri arasında İstanbul Moda S&B Sanat Galerisi’nde sanatseverlerle buluşacak.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde kadın sanatçılara hediye olarak açılan Yapboz Düşünceler Sergisi’nde sanatçının, yaşanan olaylar karşısında düşünlerin nasıl değişken olduğu ve fikirlerin hiçbir zaman sabit olmadığını görecek. Sergi 15 yağlı tablodan oluşuyor.

İki önemli günde iki önemli sergi konseptiyle yola çıkan ressam Selda İnci’den 18. kişisel sergi haberi de “18 Mart Çanakkale Zaferi Şehitleri Anma” gününde yine İstanbul Moda da S&B Sanat Galerisi’nde sergileyeceği anlamlı tek resimlik sergisi geldi. “Osmanlı’nın ilk sahte parası” olarak tarih sayfalarında yer alan paranın yağlı boya tablosunu yapan ressam İnci, “Çanakkale’ de savaşan tüm askerlerin, şehit düşenlerin, gazi olanların, vatan sevgisiyle her şeyi göze alıp, içlerindeki ilahi aşkla güçlenip, haklı mücadeleleri için yaptıkları çabaları hissederek ben de Mehmet Muzaffer gibi bir gecede yaptım bu ulv

Hasan Çevik’in yeni sergisi “Kuyu”

Hasan Çevik’in yeni sergisi “Kuyu”

Hasan Çevik’in sergisine adını veren ‘Kuyu’ imgesi, figürlerin adeta kendileriyle yüzleştikleri, belki kendi karanlıklarını fark edip yaşam enerjisiyle aydınlanıp yeniden doğuş yaşadıkları bir ayna gibi karşımıza çıkıyor. Sergide sadece kuyu değil ağaç imgesi de yine ressamın kendi biçimsel yaklaşımıyla ana elaman olarak kompozisyonlarda yerini alıyor.

Bir şamanın yaşam ağacını merdiven gibi kullanıp yerin altı ve gökyüzü arasındaki gelgitlerinin anlatımını izlemek isteyen sanatseverleri, 5 Mart – 23 Mart tarihleri arasında Galeri Diani’ye bekliyor.

Gizemli sanatçı Serhat Durmuş’dan yeni albüm

Gizemli sanatçı Serhat Durmuş’dan yeni albüm

Şarkılarını dinleyiciyle buluşturduğu ilk günden beri yüzüne taktığı, adı ve soyadının baş harflerini taşıyan SD logolu maskesiyle gizemli bir havaya bürünen Serhat Durmuş yeni albümü “Ares” müziksevelerle buluşturdu.

‘La Calin’, ‘My Feelings’, ‘Yalan’ ve ‘Hislerim’ gibi milyonlarca kez dinlenen şarkılara imza atan, elektronik müzik tarzındaki yaptığı çalışmalarla Doğu-Batı sentezini başarılı bir şekilde harmanlayan Serhat Durmuş, ‘Arres’ adlı albümünü yayınladı. Durmuş’a, yeni albümünde Dua Lipa, Halsey, BTS, Justin Bieber gibi dünyaca ünlü yıldızların hit şarkılarının söz ve müziğine imzasını atan Melanie Joy Fontana eşlik etti.

Başta Türkiye olmak üzere; Hindistan, Amerika ve İngiltere, Almanya, Hollanda, Fransa gibi Avrupa ülkeleri ile Orta Asya ülkelerinde geniş bir hayran kitlesine sahip olan Serhat Durmuş, yeni şarkısıyla da dünya listelerindeki yerini aldı. Youtube, Spotify gibi dijital platformlarda yayınlanan şarkıları 500 milyonu aşan dinlenme rakamlarına ulaşan ve 2 milyonun üzerindeki abonesiyle dikkat çeken Türk prodüktör ve DJ Serhat Durmuş, ‘ARRES’ adlı yeni albümünü yayınladı.

Şarkılarını dinleyiciyle buluşturduğu ilk günden beri yüzüne taktığı, adı ve soyadının baş harflerini taşıyan SD logolu maskesiyle gizemli bir havaya bürünen Serhat Durmuş, müzik yolculuğuna küçük yaşlarda başladı. Kısa sürede büyük bir dinleyici kitlesine sahip olan Durmuş, özellikle Hindistan olmak üzere birçok dünya ülkesinde şarkılarını milyonlarca insana ulaştırdı ve çoğu şarkısı TV dizilerinde soundtrack olarak yer aldı.

“Keşkelerim yok benim. Neysem oyum”

“Keşkelerim yok benim. Neysem oyum”

25 yıldır sahnelerde besteci ve söz yazarı… Aşk şarkıları ondan sorulur çünkü bu şarkılar en çok O’nun sesine, O’na yakışıyor.  Düştü kalktı yaralandı şimdi hepsini geride bıraktı. Ayakta hem de öyle güzel bir boyutta ki… Artık şarkılarını söylerken bir felsefi anlatım, fakındalık var. Ömründen sekiz bir imtihan da gitti. Sonra bir beyaz güvercin uçurdu. O şimdi çok başka biri. Kimseye küskün, kırgın, dargın değil. İki kitabı yüzlerce bestesi, sözü şarkısı var. İki güzel kitabı, çok büyük bir yüreği var. Kimseye benzemiyor. Şahsına münhasır. Çok sevgili Deniz Seki bu ay Pause Dergimizin kapak konuğu. Kendisi ile hayatını, çalışmalarını, çok konuşulan güzelliğini, değişimini ve yeni çalışması Savaş ve Aşk’ı siz kıymetli okuyucularımız için konuştuk. Keyifli okumalar…

Nereden başlayalım. Bütün dünya da değişmeyen bir şey kalmadı ama son günlerde en çok senin değişimin konuşulur oldu. Sosyal medyada ve diğer mecralarda bu güzellik halleri konuşuluyor? Neler oldu böyle? 

Eski Deniz’i yolladım ve şimdi yeni Deniz’i getirdim.. Hepimiz kendimizi güzel görmek isteriz. Sağlıkla yaşamak isteriz. Kilolu halimi beğenmiyordum. Şeyda Coşkun ile bir programa başladım. Bana “hep gözümün önünde olmalısın” diyordu. Protein ağırlıklı, düzenli beslenme ve neredeyse her gün yürüyüş yaptım.  Artık normal yaşam şeklim haline dönüştürdüm. Bacaklarım, vücudum incecik oldu. Çok şükür, olmam gereken kıvama geldim. Kendimi, bu halimi seviyorum. Daha öncede kilo vermiştim ama bu kez en sağlıkla ulaştığım, beğendiğim istediğim gibi bir sonuca ulaştım.

Yeni şarkının tanıtımına yönelik çektirdiğin fotoğraflarla her tarafta konuşuluyorsun.  Herkesin merak ettiğini ben sorayım o fotoğrafların ne kadarı photoshop, ne kadarı gerçek?

“Ne kadar photoshop var” lafına çok kızıyorum.

Neden?

Buse Tirman, Türkiye’nin en önemli fotoğraf sanatçılarından biri ve onun çektiği fotoğraflar… Hepsi gerçek. Hepsi yeni ben… Bunun içinde photoshop gibi şeyler aramayın. Yakında sahnelerden de görürsünüz zaten. Şu an pandemi nedeniyle çok fazla ortaya çıkmayı istemiyorum herkes gibi bende kendime dikkat etmeye çalışıyorum.  Biliyorsunuz  annem yaşlandı  ve rahatsızlıkları var. Üç büyük ameliyat geçirdi. Kendimi muhafaza ediyorum.

Dürüst ve yalansız ir insan olduğunu biliyorum. Estetik ameliyat var mı?

Var bir göğüs operasyonu geçirdim. Doku toplattım. Minik bir estetik diyelim. Çünkü çok zayıfladım.

“Deniz kilo vermiş ama bu yüz onun değil” diyenlere ne diyeceksin?

Benim yüzüm… Küçük dokunuşlar var, o kadar. O da normal, 50 yaşındayım. Yoksa Fransız askısı falan yok yani. Olsa onu da söylerdim.

Kilo verme sürecin nasıl oldu? Nasıl geçti o dönem? Alışmak zor geldi mi?

Şeyda Coşkun hayatıma giren sihirli değneğim oldu. Tabii, çok zorlu bir yoldu. Ama Şeyda çok disiplinli… Bana da bu konuda disiplinli olmayı öğretti. Bu bağlamda beslenmeyi ve sporu çok sağlıklı şekilde hayat tarzıma dönüştürecek biri haline getirdi beni… Antidepresan alıyordum. Onu bile bıraktırdı.  Bana hep gözümün önünde ol diyordu. Protein ağırlıklı beslendim. Yemeklerime kadar gönderiyordu. Spor sadece yürüyüştü. Belirli bir kiloya kadar başka bir spor yaptırmadı. Kilolar gittikten sonra platese başladım. Yürümediğim gün yok neredeyse diyebilirim.

Kaç kilo verdin?

Kısa sürede 20 küsur kilo verdim. Ardından koruma dönemine geçtik. İnsan arada 1-2 kilo alıyor, veriyor. Hemen Şeyda’ma başvuruyorum. Detoks sularıyla bir haftalık kamplarla yola devam ediyoruz. Operasyondan ötürü pilates ve spora küçük ara verdim, hemen başlayacağım.

Sosyal medyayı çok aktif kullanıyor musun? Fotoğraf paylaşım trafiğin, öz çekim ya da hikaye çok da paylaşmıyorsun. Neden?

Sosyal mecradan çok anlayan biri değilim. Teknolojiye de pek bayılmıyorum. Ben manuel bir kadınım. Ama dünya bunun üzerine kurulduğu için kendime bunlarla ilgilenen bir ekip kurdum. Yine de gündelik fotoğraflar ve selfie’ler de yüklediğim oluyor. O yüzden bir sıkıntı yok. Ama büyük nazara geldim. Geliyorum da… Evde her gün adaçayı yakılıyor. Geçen gün ocağım patlıyordu. Sonra sağ gözümde kocaman bir arpacık çıktı ve gözüm kapandı. Dikkat etmem gerekiyor. Memnunum böyle…

Eski Denizi gönderdin. Peki yeni Deniz’den memnun musun?

Çok memnunum. Eski hüzünlü, kilolu Deniz’den çok sıkılmıştım. Ama o Deniz’in de sebepleri vardı. Bir sürü yaşanmışlıklar, geçmiş travmalar, annemin hastalığı, kardeşimin beyin ameliyatı… Bunlara çok üzüldüm. Üzüntü insana yarayan bir şey değil. Pandemi sebebiyle de kaç aydır evde yaşıyoruz. Mikrofonumu, alkışlarımı özledim. Ama pandemi ortamında üretmek de içimden gelmedi. Ben de biraz kendime yatırım yaptım. Kendime “Sıkıldığın Deniz’i yolla, İngiltere’den küçük kız kardeşi gelsin” dedim. Sıkıldığım Deniz’i gönderdik.

İçsel olarak nasıl yenilikler var?  Gündemler sizi korkutuyor mu?

Hepimiz gibi gelgitli. Haber izleyemiyorum. Kadına şiddet haberlerini görünce saçlarımı yolasım geliyor. İnsanlar kudurmuş, delirmiş durumda!  “Dünyanın çivisi mi çıktı Allahım” diyorum ama umudumu kesmiyorum. Çünkü umut kaybolunca her şey kayboluyor. Her yeni güne penceremi açıp “Melekler içeri, şeytanlar dışarı” diye başlıyorum, bunu da Kenan Erçetingöz’den öğrenmiştim.

Çok şükrederim. Elimdekilerle memnun olmayı onların değerini anlamış bir Deniz var. Çok sevildiğimi biliyorum. Şarkılarım çok seviliyor. Korkmuyorum… Hep beraber sabırla bu salgın döneminden de çıkacağımıza inanıyorum.

Kadına şiddet demişken fiziğindeki değişimler sebebiyle sosyal medya şiddetine maruz kaldığını düşünüyorum. Nasıl karşılıyorsun?

Medya takip hizmeti alıyorum. Benim haberlerim için kullandığım mecra. Her sabah oradan hakkımda çıkan haberler bana iletiliyor. Bakmıyorum bile. Negatif hiçbir şeyle ilgilenmiyorum. Kötü olan bir şeyi dinlemek istemiyorum. Hemen uzaklaşıyorum. Ben sevgi dolu bir insanım. Herkesin iyi olmasını istiyorum. Allah o insanlara da huzur versin. İç huzuru olmayan insanlar böyle saldırgan tavır alıyorlar. Yoksa çok sevildiğimi biliyorum. Hiç tanımadığım insanlar beni gördüklerinde ailemden biri gibi sevgi gösteriyorlar. Şarkılarımı sahnede hep bir ağızdan söylüyoruz bu muhteşem bir şey… Ötesi yok.  Onun için inanın huzursuz insanların huzursuz şiddetleri ile ilgilenmiyorum. Üç günlük dünya… Ölümlü dünya. Kimseyi ne kırmaya, ne üzmeye gerek yok. Çalışmaya üretmeye ihtiyaç var.

Bu şekilde kendini nasıl geliştirdin?

Çünkü canımı sıkmak istemiyorum. Yıllar içinde o kadar canım sıkıldı ki… Parmağım acıdığı zaman bile ona kıyamıyorum. Kendimi sevmeyi ve bununla baş etmeyi, nasıl yaşamam gerektiğini öğrendim. Eskiden kendimi sevmiyormuşum, “Önce canan, sonra can” diyormuşum. Şimdi tam tersi, “Önce can” diyorum.

Hayatını bir cümleyle özetleyecek olsan ne derdin?

Deniz âşık olunca şaşırır.

 

Hayatında bir şeyi geri alman gerekse…

Benim keşkelerim yok. Neysem oyum. Bana seni 18 yaşına döndürelim deseler, asla istemem. Yaşanmış yaşanmıştır. Olmuşla ölmüşün çaresi yok. Bu dünya bu…

18 yaşındaki Deniz’i bugün görsen ona ne dersin?

Aslan gibisin be, aferin kızım, iyi ki böyle mücadele etmişsin” derim.

Kendinde en gurur duyduğun şeylerden birini söylemen gerekse?

Allah’ın sevgili bir kuluyum. Bir sürü kez düştüm ama aslanlar gibi ayağa kalktım. Güçlü bir kadın olduğum için kendimle gurur duyuyorum.

Kendinde en acımasız eleştirdiğin şey ne?

Sabırsızlığım… Ama sabrın da ne olduğunu öğrendim.

En son ne zaman ağladın?

Rasim Öztekin’in öldüğü an. Bir de sevdiğim arkadaşlarım Ebru ve Aslı’nın annesini kaybettiğimizde ağladım.

Şöhreti hep en uçlarda yaşadın; en zirveyi de gördün, kötü şeyleri de…

Hayat böyle; inişli çıkışlı… Bir sabah kalkıyorsun çok mutlusun, ertesi sabah kalkıyorsun biraz sen de bulutlusun. Herkesin sorumlulukları var. Bunlarla başa çıkabilmenin de ruhsal gidiş gelişleri var.

Keşke şöhret olmasaydım dediğin zamanlar oldu mu?

Şöhreti şöyle algılıyorum; ben müzik aşkıyla yaşıyorum. Eğer müziğe âşık olmasaydım, bu işi bir saniye yapmazdım. Ne kadar okullu olmasam da, Allah tarafından verilen bir yeteneğim var. 5 yaşında da böyleydim, 50 yaşında da böyleyim. O yüzden bu aşkla yaşıyorum.

Peki, bazı gençlerin sadece ünlü olmak için bu mesleği seçmelerine ne diyorsun?

Şöhretli olmayı rengârenk buluyorlar. Oysa şöhret gri bir bulut… Bunu taşıyabilmek, anlamlandırabilmek, orada kalabilmek o kadar önemli ki… Yoksa bir günde de şöhret olursun.

Yeni şarkın ‘Savaş ve Aşk’ yayımlandı…

Hem bedenen hem ruhen kendimi değiştirdim. Yapım şirketimi de… Artık Polat Yağcı’yla çalışıyorum. Yakında bir ‘Best of’ yapacağız. 150’ye yakın şarkı yazmışım. 25’inci yılım, albümde de 25 şarkı olacak. Ama bu meşakkatli bir iş… Bu arada sevenlerime bir şey vermem gerek diye düşündüm. Bu şarkıyı da Polat bana getirdi. Sözler Gökhan Şahin, müzik Nezih Ünen’in. Sözleri itibariyle sanki ben yazmışım gibi hissettim.

Şarkıda “Savaşta ve aşkta her şey mubah” diyorsun. Gerçekten öyle mi?

Evet, mubahtır. Sözler kurşun, dudak silahtır.

Sen aşk için nasıl bir mücadele verdin?

Aşk üç harften oluşan çok küçük bir kelime ama içi çok dolu… A, Ş, K… Çok büyük… Ben de büyük mücadeleler verdim. Aşksız hayatta yaşanmıyor ama aşk sadece karşı cinsine beslenecek bir duygu da değil. O kadar çok şeye âşık olabiliyorsun ki; evindeki kediye, köpeğine, baharda açan çiçeğe…

Peki, hiç aşka olan inancını kaybettin mi?

Aşka olan inancımı kaybedersem yok olurum.

Aşk konusunda mağduriyetlerin oldu mu?

Olmuştur, hayat bu. Ama artık aşka bakış açım çok farklı.

Nasıl?

20’lerdeki, 30’lardaki gibi uçuş uçuş değilim. Başka şeylere önem veriyor ve başka şeylerden keyif alıyorum. Mesela dostlarımı, arkadaşlarımı da çok azalttım. Kendi içimde sevdiklerimle mutlu bir hayatım var.

Neden arkadaşlarını azalttın?

Ayıklamak zorunda kaldığım dönemlerden geçtiğim için.

Oysa sizin dünyanızda herkes dost, can ciğer kuzu sarması görünüyor…

Tabii yalan. Öyle bir dünya yok.

İrfan Bey’le ayrıldığınız yazıldı, doğru mu?

Bana özel, kimseyi alakadar etmez. Artık özelimi paylaşmak istemiyorum, başka yerlere saptırılıyor. Geçmişte bunun çok cezasını gördüm.

Nasıl biri seni etkiler?

Asla şekilci bir kadın olmadım. Ancak aklıyla, duygusal seviyesiyle ruhuma hitap edecek bir erkek hayatıma misafir olabilir.

Sen bir erkek olsan kendinle sevgili olur muydun?

Erkek olsam kendime âşık olurdum.

Senin şarkıların yıllar geçse de dinleniyor. Ama yeni çıkan isimlerin, günümüz şarkılarının ömrü çok kısa sürüyor. Neden?

Çok fazla yeni sanatçı arkadaşım var. Hepsinin yolu açık olsun. Gemisini yürüten kaptandır. Ama bazen dinlemeye tahammül edemediklerim de oluyor. Herkes üretme peşinde, bu bile güzel. Üretin ama her şeyi de bu kadar çabuk tüketmeyin.

Öyle bir dönem mi bu?

Hayat fast food’a dönüştü. İnsanlar her şeyden bunalıyor. Ben herkesi tahammüllü olmaya, tevekkül etmeye davet ediyorum. Tabii bunun için sanırım hayattan bir tokat yemek gerekiyor. Çünkü tokat yemeden ayağa kalkamıyorsun. O sınavdan da aynı hataları yapmamak adına kendine bazı dersler çıkarman lazım.

Peki, YouTuber’ların albüm çıkarmasına, şarkıların başarılarının tıklanma üzerinden ölçülmesine ne diyorsun?

Hayat başka bir türe evrildi. İşlerini saygı, sevgi ve vicdanla yapsınlar. Zaten halk görüyor. Biraz daha kültüre, eğitime, okumaya ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.

İrem Derici “Kalbi yorulur mu insanın? Yoruldum”

İrem Derici “Kalbi yorulur mu insanın? Yoruldum”

Dört yaşında org çalarak müzik yapmaya başladı. Özgür ruhu o yıllarda da karakterindeki baskın olan tarafıydı. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı piyano bölümünü bitirse de diğer bir diploması da; İstanbul Bilgi Üniversitesi sosyoloji bölümünden…  Pazarlama iletişimi yüksek lisans programına devam ederken O Ses Türkiye’ye katıldı ve yarı finale kadar yükseldi. O Ses Türkiye’den önce üç yıl bir reklam ajansında metin yazarlığı yaptı. Aynı dönemde Monopop isimli grubuyla Türkiye’nin birçok yerinde sahne aldı. Yaptığı işi pazarlama tarafından tutun sosyolojik boyutuna kadar planlayabiliyor. Bundan dolayı mıdır, yoksa sesinin güzelliğinden midir ama çoğu insanın özellikle gencin şarkılarını ezberleyerek dinlediği sevgili İrem Derici Pause Dergi’nin bu ayki kapak konuğu.

Öncelikle geçmiş olsun… Nasıl oldunuz? Geçirenler sağ olsun!  Her an değişiyor.  Bence koronavirüs İkizler burcu. Dakikası dakikasını tutmuyor. Resmen paçavra gibi oldum. Ben kutlama kadınıyımdır. Yeni maxi single’ım çıkmıştı, akşamına ‘pozitif’ sonucu gelince psikolojik olarak çöktüm. Neyse ki durumu şimdi daha iyi…

Nasıl fark ettiniz? İlk tat ve koku gitti. Çamaşır suyu kokusunu hemen alırım. Evde temizlik yapılıyordu. Yerler siliniyor, ben koku duymuyorum. Kafamı kovaya soktum, yok. Sonra saç telimden ayak tırnaklarıma kadar kemiklerimi bir acı sardı. Geberiyorum sandım. Bir tabur askerden dayak yemiş gibiydim. 13 Kasım’da gelip çubukları beynime kadar soktular. Gece rapor, sabah İlçe Sağlık’tan ilaçlar geldi. Dirayetliyimdir. Beni etkilemez sanıyordum ama öyle olmadı. Yine de geçmişte daha ağır gripler geçirmiştim, ben sanırım daha hafif yaşıyorum.

Şimdi nasıl hissediyorsunuz?  Koku ve tat alamamak. Rezalet bir duygu.  Bugün uzun zaman sonra ilk kez koku aldım. Tuvalette… Ama nasıl sevindim bilemezsiniz… Heyecanla annemi falan aradım. Hâlâ tat alamıyorum ama..

Bu süreçte acayip şeyler yaşadığın oluyor mu? Geçen yemek siparişi verdim. ‘Kapıya bırak’ seçeneğini işaretledim, kapıya yemeği getiren “Abla biliyorum koronasın ama aç kapıyı da bir fotoğraf çektirelim” diyor. İnsanlar çok garip!

Dönelim yeni şarkının adına ‘Senin Hastan’ olunca bunun reklam ile bir ilişkisi olabilir mi? Keşke şarkının adını ‘Senin milyarderin’, ‘Senin şehvet kölen’ falan yapsaydık. Belayı çektik üzerimize. Benim korona olduğuma inanmayanlar için; sosyal medya hesabımdan Sağlık Bakanlığı logosu olan bir rapor koydum. İnceleyebilirler.  Hâlâ şüpheleri varsa açık adresimi söyleyeyim. Buyursun gelsinler…

Nasıl bulaştı? Birine bulaştırdın mı? Klibi izlediğinizi düşünüyorum… İşte orada bulaşma söz konusu. Bütün set ekibi negatif çıktı. Ama model nur topu gibi pozitif… Neyse ki semptomu yok. O da karantinada. Belki duygusal bir şey başlayacaktı, aramıza korona girdi.

Model Diogo Fedrizzi… Brezilyalı değil mi? Evet ama burada yaşıyor. Abisi de Hadise’nin klibinde oynamış. Ona da bulaştı. Yazışıyoruz. Dün ona da ilaçlar falan götürmüşler.

Klip sırasında bir yakınlaşma oldu mu? Magazin dedikoduları doğru mu diye sorsak? O kadar ağız ağıza rol yaparken insanın kalbi atmıyor değil. Yemin ediyorum inanın; bu çekimler sırasında setlerde başlayan aşkları anladım. Bu çocukla 4-5 bölüm dizi çeksem kapısında çiçeklerle otururdum (gülüyor). Salgın bitsin bakalım ne olacak!

Çok rahat konuşuyorsunuz, bu kadar rahat ve samimi konuşmayı seviyor musunuz? Seviyorum. Ama her şeyin yeri var. Neyi nerede söyleyeceğimi biliyorum. Kimsenin şahsına da küfretmiyorum. Benimkiler bir nida gibi…

Yıllardır sana ‘ çılgın bir kişiliğe sahip ’ diyorlar. Katılıyor musun?  Ben ilkokulda da böyleydim. Şu an hayatımın en sakin dönemindeyim. Benimki çılgınlık ya da delilik değil, özgürlük.

Nasıl bir özgürlükten bahsediyorsun?  El âlem ne der korkusu yaşamadan istediğim şeyi söylüyorum. Haftada üç kere linç edilsem de değişmiyorum. Herkesin salonunda konuştuğu şeyleri biraz törpüleyerek insan içinde konuşuyorum diye deli mi oluyorum? Hayır.

Kıskanılıyor musun? Evet… Herkesin kıskandığı özgür bir kız…

Hak ettiğin yerde misin? Şu an değilim. Evde olmak yerine klipteki Brezilyalı modelle yemekte olmalıydım (gülüyor). Ben koronayı hak etmedim ya!

Çapkın mısın? Çok. Bütün erkek arkadaşlarım “İyi ki erkek değilsin, aç kalırdık” der.

Zor bir kadın olduğunu söylediğiniz zamanlar oluyor.  Bundan dolayı ön yargılı davrananlar olabilir mi? Mesela erkekler? Zorum doğru… Aslında çok ‘Dediğim dedik’ kafadayım. Bana akıl verilmesini sevmiyorum. ‘En iyisini ben bilirim’ kafasından dolayı ben de, insanlar da yıprandı. Artık öyle değilim. Kalbi yorulur mu insanın? Yoruldum.

Yorgunum’ diyorsun, gönül kapılarını aşka kapattın mı?  Yok, kapatmadım. Tekrar bir insan tanımak bile çok yorucu.  Ben bir kere çok güzel bir aşk yaşadım. İnsan kıyaslıyor, arıyor… Şahıs olarak olmasa da, yaşadığı duyguları arıyor ve özlüyor.  Artık aramıyorum. Aşk gelirse gelir. Belki bir romantik film gibi olur. Çarpışırız, kitaplarımız yere düşer. (gülüyor) Kalbim hep açık ama rafta. Ben zehir gibi bir şeyim. Hayatıma giren insanların hayatına zehir gibiyim. Kontrolcüyüm.  Çok güzel aşktı yaşadığım. Onun gibi olacaksa olsun, olmayacaksa olmasın.

Sonsuz aşka inanır mısınız? Sizce var mı böyle bir şey? Var.. Kerem ile Aslı, Romeo ile Juliet… Aşk bence iki yıl süren bir hastalık. Ondan sonrası dostluk, saygı sevgi, şefkattir. Bir sonra ki cümlesini biliyorsan ama batmıyorsa bu sevgi ilişki gidiyor.

Tavlanmam Tavlarım diyorsunuz… Doğru mu? Her zaman tavlarım. Hiçbir zaman biri beni tavlamadı. Flört beni besliyor. Allah yaratmış, ben de bakacağım, gidip konuşacağım tabii. Pas verirse ne âlâ, pas vermezse Mualla…

Bir kere evlendin, bir daha evlenir misin? Büyük konuşmayayım. Bugün ‘evlenmem’ der, yarın Brezilya’da düğün yaparım.

Şarkıda “Gözün arkada kaldıysa önünü göremezsin” diyorsun. Senin gözün hiç arkada kaldı mı? Kaldı. Ama geçmişte yaşamak içten içe insanı yiyen bir hastalıkmış, onu anladım.

Son dönemlerde çektiğin kliplerinde seni çok cesur bulanlar var… Katılıyor musnuz? Bu, unuttuğunu söylese de aslında adamın şehvetinden, aşkından geberdiğini anlatan bir kadının şarkısı. Ben de klipte adamı kendime çekip kokluyorum diye bu söylentiler… Hemen tu kaka mı oluyorum? Bunda ne var? Mis gibi klip oldu valla.

Son dönemde neleri dert ediyorsun? Para ve sağlık… Aç değilim, açıkta değilim ama hayatımı küçülttüm.

Nasıl? İnsanlar ‘fakir edebiyatı’ diye kızıyor, haklılar. Ama ben tek değilim ki, bir ekibimiz var. Ve önümü göremiyorum. Seninle pandeminin başında yaptığımız video röportaj sırasında Maslak’ta hayvan gibi terası olan dubleks bir dairede yaşıyordum. Baktım aidat, kira… E kazanmıyorum. Fulya’da küçük bir eve taşındım.

Pop müzikte neden eskisi gibi hit yok? Tükettik. Besteciler de söz yazarları da tükendi. Bir de yeni trendler var. Müziği sosyal medya kullanıcıları yönlendiriyor. Şarkılar ‘TikTok’ta patlıyorsa patlıyor. Genç nüfus orada.  Ha biz popçular da güzel şarkıları çıkarıyor muyuz? Hayır. Rezalet. Benim de rezalet şarkılarım oldu ama bu son şarkılarım öyle değil.

Geçmişten mesela içinde bulunduğumuz yıllardan farkı nedir geçmişin veya 90’ların diyelim? Sosyal medya farkı …  Teknoloji bugün ki gibi değildi. Yoktu hatta… Sokakta oynardık.  Ben kaset almak için para biriktirirdim. Şimdi herkes bilir kişi… Herkes müzikten anlayan biri gibi. Çıkıyor, ‘Olmamış’ diyor. Duygu yoğunluğu diye bir şey yok. Tamamen Fast food kültürü geldi hayatın içine  yerleşti.  Sosyoloji mezunuyum hayatı, yaşananları ve yaşayanları çok net okuyabiliyorum. fast food hayatımızda maalesef. Şarkılarda da ruh bekleme. Şimdi rap furyası var mesela. Ben çok severim ayrıca. 1-2 işim şarkısı güzel diye herkes rap yapıyor. Ben mesela ekipten biri, ‘Süper olmuş’ dediğinde inanmıyorum. ‘Stockholm Sendromu’ şu an diyorum. O yüzden işimin içinde olmayan insanlara dinletmeyi tercih ediyorum şarkılarımı.

 Yeni şarkıların; ‘Senin Hastan’ ve ‘Güz Dönümü’nün farkları ne? ‘Güz Dönümü’ beni kariyerimde en etkileyen şarkı. ‘Senin Hastan’ da A’dan Z’ye kalite. Bir de artık “Bunda ekmek var. Bu şarkı tutar” demeyi bıraktım. Beni mutlu etmeyecek şarkıyı artık yapmam.

Bazı şarkıcıları herkes sever. Seni bazıları çok seviyor, bazıları da senden nefret ediyor. Bunu neye bağlıyorsun? “Severiz onu” denilenlerden star oluyor mu? Dünyanın, Türkiye’nin starlarına bakın. Mesela Hülya Avşar…  Kıskananı çok.  Michael Jackson, Madonna… Kulp bulmak isteyen herkese bulur. Bunlar star…  Ama etliye sütlüye dokunmayan, aynı ses rengindeki popçular star değil maalesef.

Sizce star mısınız ? Hayır, değilim. Ben bir karakterim, bir tane de benim gibi lazım (“Canım İrem” diyerek kendini öpüyor).

Titiz detaycı bir tarafınız var. Temizlik halen takıntı halinde mi ? İşim konusunda detaycıyım.  Temizlik takıntım halen biraz var. Ama eskisi kadar değilim. Hiçbir şey kalmadı onlardan.

Nedir onlar?  Bir tane çay kaşığı pis olsa uyuyamazdım. Her şey nizamlı olacak. Artık öyle takıntım yok. Bir ay sonra ki konserin valizini hazırlıyordum. Adana valizi, Antalya valizi gibi sıralı duruyordu. Böyle hayat mı olur?

Günümüzde hayat çok değişti. Salgın hastalıklar vd.  Hayatla ilgili hedeflerinizi sorsak ne dersiniz? Hayatın cılkı çıkmadan ölmek… Hedef değil ama kimseye muhtaç olmadan ölmek. Kimseye yük olmak istemem. Zaten başarmak istediklerimin çoğunu başardım. Ama elbette hedeflerim halen var. Son yıllarda yaşadıklarımdan sonra tek isteğim günüm güzel geçsin, huzurla geçsin, birilerine yardım edeyim. Kafamı yastığa koyduğumda ‘Birini istemeden üzdüm mü?’ şüphesi olmasın kafamda. Salgın bitsin dünya huzura kavuşsun yeniden bir arada eğlenebildiğimiz güzel konserler vermeyi isterim. Kendim de yazıp, çizmek istiyorum.

Korkularınız var mıdır? Kimin yoktur ki? Korkularım hep vardır.  İşimle ilgili kariyer planlaması adına da sağlık adına da hep olur.

Kariyer adına derken?  Her zaman ya da sürekli lale devrinin yaşanamayacağını biliyoruz. 10  yıldır piyasadayım. Ben inanılmaz patlayarak çıktım. Bir Mirkelam, bir bendim herhalde. 100 milyon dinlenmeler…. Popülerite alışınca durağanlaşıyor çünkü yeniler geliyor. Bu durağanlığa alışmada bir süreç… Bu duruma da alıştım. Memleket sürekli İrem Derici mi dinleyecek? Sadece sahnede gürül gürül söylüyorum günün birinde bunu kaybetmekten korkarım ki salgın sürecinde bunlar hep kısıtlandı.

Sosyal medya ile aranız nasıl? Orada Ata sporumuzu yapıyorum, cehaletle savaşıyorum. Ne yapsa tutuyor. Reklamlarda oynadı. Jüri yaptı yazalım diyorlar. Dünya eve kapandı. Biz de kapandık. Evde iken bu konuya da vakit ayırıp ilgilendiğim oluyor. Eskiden böyle her yerden her konuda yürüyenlere  cevap vermiyordum. Onlar da kendini bilgili, otorite kabul ediyorlardı. Ama baktım ki; bu gibi insanlara “sükût altın” değil, tam tersine “ atıp tutmak hakkındır” gibi algılıyorlar. Sessizliğiniz cevap vermeme süreciniz sürdükçe her kes kendini bir şey sanmaya başlıyor. Kimse kimseye istediğini yazamaz. Söyleyemez. Ben de gereğini yapıyorum. Niye cvp. Vermeyeyim. İçinde yaşadığımız döneme bakın. Her gün ağzımızda maske ile yaşarken, bu gece ölsem ben bu hayatta yapacağımı yaptım derim. İçim rahat, kafam rahat, senden ne haber derim.

Murat Kekili’den sanatçılara tepki

Suriye’de güvenli bölge oluşturmak için operasyon yapan Türk ordusuna destek veren sanatçı Murat Kekili, sesiz kalan meslektaşlarını da topa tuttu.
Sanatçı Murat Kekilli; Türk ordusunun, Suriye’de güvenli bölge oluşturmaya yönelik operasyon hazırlığına karşı çıkıp ‘Savaşa hayır’ çığırtkanlığı yapan bazı isimlere ve onlara prim veren hayranlarına tepki gösterdi.
Sanat dünyası, Türkiye’yi tehdit eden terör odaklarını kurutmak ve bölgeye barış getirmek için Suriye’ye Barış Pınarı Operasyonu düzenleyecek Türk ordusuna ‘Yanınızdayız’ diye destek verdi. Bazı sanatçıların bu durum karşısında sessiz kalması üzerine Murat Kekilli, sert bir açıklamada bulundu:
BİZDE SATILIK VİCDAN YOK
“Sanat camiasının yalakalarını da, adamlarını da pekala biliriz. Unuttunuz mu vicdanımıza karşılık teklif ettiğiniz rakamları… O gün kabul etmediğimizi bugün mü edeceğiz? Bizde satılık vicdan, memleket ve dava yok koçum. Sadece sizin starlarınız (biz yarattık) dedikleriniz sizindir. Yarattığınız sanatçılar elbette sizi ‘kuzu kuzu’ dinleyecekler. Buna mecburlar çünkü. Atalarımız boşuna mı demiş ‘Gavurun ekmeğini yiyen onun kılıcını taşır’ diye…”

Milano’da Türk rüzgarı

Milano’da Türk rüzgarı

Sanatçı Seda Eyüboğlu ve Gonca Kopuz Milano’da yapılan Affordable Art Fair 2019 ülkemizi temsil etti. Bir birinden ünlü sanatçının katıldığı sergide ikide Türk isim vardı. İç mimar Seda Eyüboğlu 2004 yılında adım attığı sanat hayatında birçok resim ve heykel esere imza attı. Sanatçı ülke içinde karma ve kişisel sergileri ile sanatseverlerle buluşmuştu. İlk uluslararası deneyimi olan Affordable Art Fair 2019’da sanatseverlerin ilgi odağı oldu. Türkiye’de birçok sergide yer alan sanatçı Gonca Kopuz’da eserleri ile Affordable Art Fair 2019’da o da sanatçı dostu Seda Hanım gibi büyük ilgi gördü.