Yazılar

Kalp krizi riski yazın artıyor!

Kalp krizi riski yazın artıyor!

Aşırı sıcak ve nemli hava sağlıklı kişilerde bile kalbin yorulmasına neden olurken, kalp hastalarında ise şikayetleri daha da şiddetlendirebiliyor. Tansiyon problemlerinden ritim bozukluklarına, çok daha önemlisi kalp krizine kadar pek çok kalp – damar sorunlarının görülme sıklığı yaz aylarında artış gösteriyor. Özellikle aşırı sıcak havanın kalp sağlığı üzerine etkisini inceleyen 27 ülkeyi kapsayan bir çalışmada; aşırı sıcakların kardiyovasküler hastalıklara bağlı ölüm oranında yüzde 2 ila 9 arasında artış oluşturduğu gösterilmiş. Dolayısıyla kalpte ciddi problemlerin gelişmemesi için sıcaklara karşı tedbirler almak yaşamsal önem taşıyor.

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Haldun Akgöz, yaz aylarında vücutta sıvı kaybı olduğunda kalbin daha fazla çalışmak zorunda kaldığına işaret ederek, “Terleme ve ciltteki kan dolaşımı, vücut ısısını sabit tutan en önemli mekanizmaları oluşturuyor. Cildi besleyen damarlar sıcakta genişleyerek vücuttaki ısı kaybını sağlamaya çalışıyor. Terleme yoluyla da ciltteki su buharlaşırken, vücut ısısı düşüyor. Ancak bu koruyucu mekanizma aşırı çalıştığında vücutta sıvı ve elektrolit kaybı oluşuyor. Bunun sonucunda vücutta oluşan çeşitli mekanizmalar nedeniyle ani tansiyon yükselmeleri ile ciddi kalp–damar sorunları gelişebiliyor. Dolayısıyla kalbimizi yormamak için yaz aylarında özellikle su olmak üzere bolca sıvı tüketmeliyiz” diyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Haldun Akgöz, yaz aylarında aşırı sıcaklara karşı dikkat etmeniz gereken kuralları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Prof. Dr. Haldun Akgöz

Günde en az 2.5-3 litre sıvı tüketin!

Vücudun susuz kalması sonucu gelişen tuz ve elektrolit kaybıyla birlikte kanın pıhtılaşma oranındaki artış nedeniyle kalp krizleri yaz mevsiminde daha sık görülüyor. Prof. Dr. Haldun Akgöz, bu nedenle kalp hastalarının yaz aylarında bol su tüketmeleri gerektiğine dikkat çekerek, “Özellikle aşırı sıcaklarda terlemeyle oluşan sıvı kaybının yerine konulması için sıcaklığın en fazla olduğu 11.00-15.00 saatleri arasında, günlük tüketime ek olarak 2-3 bardak su içmeyi ihmal etmemek gerekiyor. Kişinin kilosuna göre değişmekle birlikte, yaz aylarında 2,5-3 litre sıvı tüketilmesi gerekiyor. Ancak sıvı alımının kısıtlandığı ağır kalp yetersizliği veya böbrek yetersizliği gibi bir durum varsa, alınacak olan sıvı miktarı için hastanın kendisini takip eden doktorunun görüşünü alması gerekiyor” diyor.

Bu saatler arasında sokağa çıkmayın!

Kalp ve damar hastalarının vücutları sıcaklığın ani yükselmelerine karşı daha hassas oluyorlar. Bu nedenle sıcaklardan korunmanız ve güneş ışınlarına doğrudan maruz kalmamanız çok önemli. Zorunlu değilseniz, güneş ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği 11.00-15.00 saatleri arasında dışarıya çıkmayın. Bulunduğunuz ortamdaki ısının 24-25 derece arasında olmasına dikkat edin.

Spor için serin zamanı tercih edin

Egzersiz her mevsim sağlığımız üzerinde önemli bir role sahip. Ancak fayda yerine zarar vermemesi için bazı kurallara uymak şart. Yaz aylarında dikkat etmeniz gereken önemli kurallardan biri ise egzersizin zamanlamasını sabah erken saatlerde ya da akşam geç saatlerde olacak şekilde planlamanız. Güneş ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği 11.00-15.00 saatleri arasında, aşırı terlemeye yol açarak kalbi yoracağı için açık havada spor yapmayın. Ayrıca yaz aylarında açık hava yerine spor salonlarını tercih etmenizde fayda var. Eğer dışarıda spor yapmanız gerekiyorsa süreyi 90 dakikayla kısıtlamalı, tempoyu yavaş yavaş arttırmalı ve bol sıvı tüketmelisiniz. Suyla beraber tuz kaybı da olacağı için mineral yönünden zengin ve şekersiz sporcu içeceklerini tercih edebilirsiniz.

Denize tok karnına girmeyin

Kalp hastalığınız varsa, denize girerken güneş ışınlarının daha az şiddetli olduğu sabah veya akşamüstü saatlerini tercih edin ki vücudunuz fazla yorulmasın. Ayrıca kan dolaşımının büyük kısmı yemekten hemen sonra sindirim sistemine yönlendiği için bazı organlara giden kan miktarı da azalıyor. Bu değişim ani gelişebilen tıbbi problemlerin boyutunu arttırabiliyor. Kas dokusuna giden kan akımının azalmasına bağlı kaslarda kramplar ve yorgunluk gözlenebiliyor. Dolayısıyla aç karnına veya yemekten en az 2-3 saat sonra yüzmenizde fayda var.

Denize vücudunuzu suya alıştırarak girin

Aşırı soğuk su damarlarda büzülmeye neden olarak koroner spazm riskini artırıyor ve hipertansiyonu tetikleyebiliyor. Su sıcaklığının makul olmadığı durumlarda denize ya da havuza girmekten kaçının. Ayrıca aşırı sıcakta kaldığınızda aniden deniz ya da havuza atlamayın, vücudunuzu suya yavaş yavaş alıştırmaya dikkat edin. Bunların yanı sıra soğuk duştan kaçınmanız da kalp sağlığınız için önem taşıyor.

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi

İlaçlarınızın doz ayarı çok önemli!

Kalp damar hastalığı veya kalp yetmezliği gibi sağlık problemleriniz varsa, tatile çıkmadan önce mutlaka doktorunuzla görüşerek ilaç dozlarının ayarlanmasını sağlayın. Sıcaklarda damarlar daha fazla genişlediği için bazı tansiyon ilaçlarının bacaklarda ödem yapıcı etkisi artabiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Haldun Akgöz, bu hastalarda ayak sırtı, bilekler ve bilek üstü bölgelerde ödem riskinin yükseldiğine işaret ederek, “Böyle durumlarda tuz alımı biraz daha kısıtlanıp, ayaklar istirahat halindeyken hafif yükseltilerek ödemin önüne geçilebiliyor” diyor. Eğer koroner kalp hastalığı nedeniyle nitrat tipi bir ilaç veya nitrat spreyleri kullanılıyorsa, dikkatli olmak gerekiyor. Zira nitratlar damarları hızla genişlettikleri için tansiyonu düşürüyor. Bu durum sıcakta sıvı kaybıyla birlikte olursa bayılmaya (senkop) bile yol açabiliyor. Özellikle idrar söktürücü ilaçlar kullanan hastaların ilaç dozlarının aşırı sıcak havalarda azaltılması gerekebiliyor. Çünkü idrar söktürücü ilaçlar nedeniyle gelişen aşırı sıvı kaybı tansiyon düşüklüğü ve buna bağlı bayılmalara neden olabiliyor. Ayrıca doktor önerisi olmadan kesilen ilaçlar aşırı tansiyon yükselmesi sonucunda kalp kriziyle sonlanabiliyor.

Sindirimi kolay besinler tüketin

Yemek sonrasında dolaşımdaki kanın önemli bir miktarı sindirim sistemiyle ilgili organların kanlanması için kullanılıyor. Bu nedenle kan dolaşımının cilde yönlendirilmesi için sindirimi kolay besinler tüketilmesi gerekiyor. Sindirim sistemini yormamak için sık sık ve az miktarda yemek yemeli, yine sıvı kaybını azaltmak için sulu besinleri tercih etmelisiniz. Az yağlı veya yağsız süt ve süt ürünleri, zeytinyağı, ayçiçek ve mısır özü yağı gibi bitkisel yağları tercih edin. Günlük 3-4 porsiyon çeşitli taze sebze ve meyve tüketmeniz de önem taşıyor. Bunların yanı sıra soğuk olarak hazırlanan ve tüketilen çorbalar da vücut ısısının düşürülmesine katkıda bulunabiliyor. Pişirme usulü olarak da haşlama, buğulama ve ızgara yöntemlerini tercih etmelisiniz. Mercimek, nohut, kuru fasulye gibi kuru baklagiller de mutlaka sofrada olması gereken besinler arasında yer alıyor. Ayrıca yaz aylarında salatalar ve zeytinyağlı sebzeler gibi soğuk yemekleri tüketmenizde fayda var.

Ani sıcak – soğuk değişiminden kaçının!

Yaz aylarında ani sıcak – soğuk hava değişiminden kaçınmanız da son derece önemli. Sıcak ortamda bulunduysanız aniden aşırı soğuk bir ortama girmeyin. Zira, damarlarda oluşan ani büzülme kan basıncında oynamaya yol açabiliyor ve kalp ritmini hızlandırabiliyor. Yine klimaya doğrudan maruz kalmamanız ve klimanızın filtrelerini düzenli yenilemeniz de dikkat etmeniz gereken bir başka önemli kural. Bunun nedeni ise gelişebilecek olan bir enfeksiyonun ritim bozukluğu veya kalp yetmezliği gibi sorunların şiddetini artırabilmesi.

Terletmeyen kıyafetleri tercih edin

Vücudumuzda terleme yoluyla su kaybı yaşandığı için evde, özellikle de dışarıya çıkarken pamuklu gibi ter emen ve hava geçirgenliği fazla olan hafif kumaşlardan oluşan rahat kıyafetleri tercih edin. Ayaklarımızın en çok terleyen bölgeler olması nedeniyle nemden koruyan, hava alan, hafif ve rahat tabanlı ayakkabılar kullanın. Şapka ve gözlük takmanız da sizi güneşin zararlı ışınlarından koruyacaktır.

Kafeinli içecekler ve soda tüketimine dikkat! 

İdrar söktürücü özelliği nedeniyle kafein içeren kahve ve çay gibi içecekler vücutta sıvı kaybını artırarak dehidratasyon oluşumunu hızlandırıyorlar. Bunların yanı sıra sodanın içinde bulunan sodyum (tuz) da vücudumuzda daha fazla sıvı tutulmasına neden olarak kan basıncını yükseltebiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Haldun Akgöz, yaz aylarında kafeinli içecekler ile sodadan kaçınmanız gerektiğini belirterek, “Bu tür sıvılar yerine su veya ayran gibi doğal ürünleri tercih edin. Ayrıca soda ve maden suyu tüketimini de minimum düzeyde tutun. Zira aşırı tüketilen bu içecekler kan basıncını yükseltmesinin yanı sıra kalp yetmezliğinin gelişmesine ya da ağırlaşmasına yol açabiliyor. Şekerli, gazlı ve alkollü içecekleri de özellikle öğlen saatlerinde tüketmemeniz gerekiyor. Bunun nedeni, özellikle alkolün sıvı kaybını arttırması.”

Çocuklarda çok görülen dört yaz kazası

Çocuklarda çok görülen dört yaz kazası

Çocuklar için yılın en keyifli dönemi parklarda ve kumsalda bolca oynayabildikleri yaz mevsimi oluyor. Zira tüm yıl zamanlarının çoğunu evde geçiren çocuklar artık parklarda, deniz ve havuz kenarlarında gönüllerince oynamanın keyfini yaşayacaklar. Ancak, bu dönemde çocuklarda düşme ve çarpma sonucu oluşan kırıklar, burkulmalar ile incinmeler yaz tatiline gölge düşürebiliyor. Bu nedenle ebeveynlerin çocuklarında ortopedik kazalar konusunda farkındalık yaratmaları ve gerekli önlemleri almaları büyük önem taşıyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Çocuk Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Kerim Sarıyılmaz, ebeveynlerin yaz aylarında gelişebilecek kazalara karşı güvenlik önlemlerini mutlaka gözden geçirmeleri gerektiğine dikkat çekerek, “Güvenlik önlemlerinin yanı sıra çocuklarımıza uygun ekipmanları kullanma alışkanlığı da kazandırmalıyız. Ayrıca, çocukların spor yapmadan önce iyi bir ısınma ve germe rutini izlemeleri de gerekiyor. Ancak alınan önlemlere rağmen istenmeyen kazalar olursa doktora zaman kaybetmeden başvurmak, ileride oluşabilecek sakatlık, fonksiyon bozukluğu ve aktivitelerde kısıtlanma gibi sorunların önlenmesi için çok önemlidir” diyor. Çocuk Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Kerim Sarıyılmaz, yaz aylarında çocuklarda görülme sıklığı artan ortopedik kazalara karşı ebeveynlerin dikkat etmeleri gereken kuralları anlattı; önemli uyarılarda bulundu!

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Çocuk Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Kerim Sarıyılmaz

Doç. Dr. Kerim Sarıyılmaz

BİSİKLET ve PATEN KAZALARI

Çocukların yaz aylarında en keyif aldıkları yaz aktivitelerinden biri olan bisiklet ve paten sürmek gerekli önlemler alınmadığında ciddi yaralanmalarla sonuçlanabiliyor. Bisikletle ya da patenle bir yere çarpma veya düşme sonrasında en sık kafa travmaları, bacak ve kollarda kırıklar ile burkulmalar görülüyor. Doç. Dr. Kerim Sarıyılmaz, “Kafa travmaları hayati önem arz edebiliyor. Özellikle kask takılmadığı zaman, kafanın yere ya da sert bir zemine çarpması sonucu beyin sarsıntısına bağlı olarak şuur-hafıza kaybı ya da beyin kanamaları ve kafatası kırıkları olabiliyor. Ayrıca düşmeler nedeniyle eklemlerde bağ zedelenmeleri ve kopmaları, uzun kemiklerde kırıklar görülebiliyor” diyor.

Nasıl önlem almalı?

  • Bisikletin çocuğunuzun boyuna, kilosuna ve yaşına uygun olmasına özen gösterin.
  • Çocuğunuz bisiklete binmeden önce frenlerin çalışıp çalışmadığını kontrol edin.
  • Baş yaralanmasını önlemek için bisiklet kullanırken mutlaka kask takmasını sağlayın. Özellikle yeni bisiklet ya da paten kullanmaya başlayan çocuklarda dizlik ve dirseklik gibi koruyucu ekipmanlar kullanın.
  • Trafik kurallarını öğretin ve güvenli bisiklet sürme becerilerini geliştirmesine yardımcı olun.

SU AKTİVİTELERİ KAZALARI

Sıcak havalarda su aktiviteleriyle ilgili yaralanmaların da mutlaka dikkate alınması gerekiyor. Zira yüzme havuzlarında kayarak düşme, suya hatalı dalma veya suya çarpma sonrasında omurga, boyun, kafa, kollar ile bacaklarda ciddi burkulmalar ve kırıklar gelişebiliyor.

Nasıl önlem almalı?

  • Çocuğunuz suya girmeden önce derinliğini mutlaka kontrol edin.
  • Yüzme becerilerini geliştirmesi için eğitim almasını sağlayın.
  • Su aktiviteleri sırasında güvenlik kurallarına uymasının önemini anlatın. Örneğin; havuz kenarlarında kayıp düşmeyi engellemek için ıslak zeminde koşmamalı. Mümkünse terlik ya da kaymayı engelleyici çorap-patikler giymeli.

OYUN ALANI KAZALARI

Yaz aylarında çocuklar en sık parklarda ve oyun alanlarında zaman geçiriyorlar. Ancak güvenlik önlemleri alınmadığı takdirde oyun alanları oldukça tehlikeli olabiliyor. Doç. Dr. Kerim Sarıyılmaz, “Düşmeler, kaymalar ve çarpışmalar gibi oyun alanı kazaları önemli ortopedik yaralanmalarla sonuçlanabiliyor.

Özellikle kol ve bacak kemiklerindeki kırıklar oyun parklarında düşme sonrası sık görülen yaralanmaları oluşturuyor ve bazıları ameliyat gerektirecek ciddiyette olabiliyor” uyarısında bulunuyor.

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi

Nasıl önlem almalı?

  • Çocuğunuzu oyun alanlarında gözetim altında tutun
  • Oyun alanlarındaki oyuncakların amacına uygun kullanılmasını sağlayın. Salıncak, kaydırak gibi çarpışma riski olan yerlerde daha dikkatli olun.
  • Zemini kauçuk veya kum gibi yumuşak yüzeyden oluşan oyun parklarını tercih edin
  • Çocuğunuzun yaşına uygun oyun ekipmanlarını kullanmasını sağlayın.

SPOR KAZALARI

Yaz ayları, spor etkinlikleri için ideal bir zaman. Futbol, basketbol, voleybol, tenis ve jimnastik gibi sporlar çocukların her zaman ilgisini çekiyor. Ancak bu sporlar sırasında burkulmalar, incinmeler ve kırıklar gibi ortopedik yaralanmalar yaz aylarında artış gösteriyor. Doç. Dr. Kerim Sarıyılmaz, “Spor etkinliği sırasında oluşan yaralanmaları önlemek için dikkat edilmesi gereken en önemli kural, spor ya da antreman öncesinde kas, tendon ve eklemleri spora hazırlamak için germe-esneme egzersizleri yapmaktır” diyor.

Nasıl önlem almalı?

  • Çocuğunuzun spor sırasında uygun ekipmanları kullanmasını sağlayın. Özellikle yapılacak olan spora uygun spor ayakkabıları, koruyucu dizlikler ve dirseklikler gibi ekipmanlar yaralanma riskini azaltmaya yardımcı olabiliyor.
  • Spora hazırlamak için ısınma ve germe egzersizleri yapmasını teşvik edin.
  • Zeminin yapılacak olan spora uygun olmasına dikkat edin. Örneğin beton zemin futbolda düşme sonrasında yaralanma riskini arttıracaktır. 

Hafif bir rüzgar bile sinüziti tetikleyebilir!

Hafif bir rüzgar bile sinüziti tetikleyebilir!

Yüz kemiklerimizin içindeki hava odacıklarının aşırı mukus salgılamasına bağlı olarak bu bölgelerde ağrı, basınç ve akıntı oluşmasına ‘sinüzit’ deniyor. Genellikle üst solunum yolu enfeksiyonunun ardından geliştiği için kış aylarında sık görülse de, aslında bahar mevsimi de sinüzit için önemli bir tehdit oluşturuyor. Öyle ki baharda hava durumunda yaşanan dengesizlikler vücudumuzun üşüme-terleme döngüsüne girmesine yol açabiliyor. Böyle bir durumda hafif bir rüzgârda kaldığımızda bile sinüzit atağı hızla tetiklenebiliyor. Ayrıca bahar aylarında başlayan polen artışı nedeniyle alerjik rinitler alevleniyor ve alerjik zeminden köken alan sinüzitlere zemin hazırlıyor.

Yılda bir iki kez akut sinüzit atağı geçirmek endişe edecek bir tablo oluşturmuyor. Ancak tedavi ihmal edilir ve yeteri kadar önlem alınmazsa hastalık kronik sinüzite dönüşebiliyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Osman Halit Çam, sinüzit kronikleştiğinde ciddi sorunların gelişebileceğine dikkat çekerek, “Sinüzit erken dönemde en sık burun tıkanıklığı, yüz ve baş ağrısı, burun ile geniz akıntısına yol açıyor. Kronikleşirse tablo daha da şiddetleniyor; gözlerde şişlik ile kızarıklık, göz kapağında şişlik ve şaşılık gibi görme bozukluğu da eşlik edebiliyor. Dahası, ilaç tedavisine yanıt vermeyen baş ağrısı, menenjit, hatta beyin iltihabına varan durumlar gelişebiliyor. Bu nedenle sinüzitte erken dönemde tedavi olmak ve yaşam alışkanlıklarında önlem almak büyük önem taşıyor” diyor. Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Osman Halit Çam, bahar mevsiminde sinüzitten korunma yollarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Osman Halit Çam

Doç. Dr. Osman Halit Çam

Alerjinizi kontrol altına alın

Bahar ve yaz aylarında alerjik nezleyi alevlendiren başlıca etmen polenler olduğu için polen maruziyetini minimuma indirmeniz gerekiyor. Odanızda hepa filtreli hava filtreleme cihazları bulundurmanız fayda sağlayacaktır. Eğer alerjik nezleyi kontrol etmekte zorlanıyorsanız, doktorunuzdan ilaç desteği için yardım almayı ihmal etmeyin. Ayrıca polenlerin en yoğun olduğu 05:00-10:00 saatleri arasında mecbur kalmadıkça dışarıya çıkmayın. Eğer çıkmanız gerekiyorsa mutlaka maske ve gözlükle korunun.

Ani hava değişimlerine dikkat!

Ani hava değişimlerine karşı önlem almanız da dikkat etmeniz gereken bir başka önemli noktayı oluşturuyor. İnce bir üst kıyafet üzerine yine ince bir mont giymeniz, yanınıza şal ve şapka almanız sizi hava değişimlerine karşı koruyacaktır.

Başınızı sıcak tutun

Duş sonrasında, dışarı çıkmadan önce başınızın sıcak olduğundan mutlaka emin olun. Klasik ‘ıslak saçla dışarı çıkmamalısınız’ uyarısından öte, başınızın iyice ısındığından emin olmanız gerekiyor. Bunun için saçınızın sadece kuru olması yetmiyor. Çünkü saçınız kurumak için başınızın ısısını kullanacak ve başınız gövdenize göre daha soğuk olacaktır. Bu mekanizma da baş ağrılarını tetikliyor ve sinüzite de zemin hazırlıyor.

İrritanlardan uzak durun

Tekrarlayan sinüzit ataklarınız varsa, dikkat etmeniz gereken diğer bir konu da sinüs mukozalarını rahatsız eden kimyasallardan uzak durmak olmalı. Bu kimyasalların başında sigara dumanı geliyor. Diğer irritanlar arasında hava kirliliği, yüksek konsantrasyonlu deterjanlar ve çamaşır suları yer alıyor. Bunlara maruziyeti kesemiyorsanız mutlaka maske kullanmanız gerekiyor.

‘Burun duşu’ yapın

Sinüzit ataklarından korunmanın diğer bir yolu ise burun ve sinüs duşudur. Doç. Dr. Osman Halit Çam, bu alışkanlığı edinmenizde bir sakınca olmadığını belirterek, “Böylelikle, gün boyu dışarıda geçirdiğiniz süreçte burun ve sinüs mukozalarınızda birikmiş olan mikro partiküllerini mekanik olarak uzaklaştırmış olursunuz. Ancak solüsyon seçimi ve uygulama basınçları kontrollü olmalıdır” diye konuşuyor.

Diş kontrollerinizi yaptırın

Çürük dişlerin varlığı, azı dişlerin köklerinde kist ya da enfeksiyon gelişmesi gibi durumlarda yaşanan sorunlar komşuluk yoluyla sinüslere kolayca yayılabiliyor. Doç. Dr. Osman Halit Çam, diş kaynaklı sinüzitlerde tek kür ilaç tedavisinin çoğu zaman tek başına yeterli olmadığını belirterek, “Ağız ve diş sağlığına özen göstermek, yılda iki kez diş kontrolünden geçmek, sinüzitten korunmaya yardımcı olacaktır.” bilgisini veriyor.

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Osman Halit Çam

Basınç değişikliklerine dikkat edin

Soğuk algınlığı, nezle ya da alerjik alevlenme dönemlerinizde scuba diving ya da uçak seyahatleriniz varsa, bu etkinliklerinizi erteleyin. Normalde basınç değişikliklerinde, vücut boşluklarımızdaki hava genleşip büzüşüyor. Hastalık dönemlerinde ise bu dokular hem ekstra hassas oluyor hem de basınç değişikliklerine bağlı hava sirkülasyonunu yeteri kadar tolere edemiyor. Bu tablo da hastalığın uzamasına neden olarak sinüzit ataklarını tetikleyebiliyor.

Burun tıkanıklıklarını çözün

Burnunuzda kemik eğriliği (deviasyon) veya et büyümesi (konka hipertorfisi) gibi anatomik olarak tıkanıklık varsa sinüs mukozalarınız sağlıklı bir şekilde havayla temas etmiyor ve hava sirkülasyonu yeteri kadar iyi olmuyor demektir. Doç. Dr. Osman Halit Çam, “Bu anatomik problemleri cerrahi olarak çözmek sinüzite yakalanmanızı geciktirecek, yakalansanız bile sizi yormadan hastalığı atlatmanızı sağlayacak önlemler arasındadır.” diyor.

Kızartmalar reflüyü tetikliyor!

Kızartmalar reflüyü tetikliyor!

Boğazınızda yanma, ses kısıklığı, öksürük veya sinüzit sorunlarından mı yakınıyorsunuz? Dikkat! Bu şikayetlerinizin nedeni gribal enfeksiyon değil, bahar mevsiminde görülme sıklığı artan ‘reflü’ hastalığı olabilir! Reflü, normal olarak mideden bağırsaklarımıza doğru gitmesi gereken asit, safra ve mukustan oluşan mide salgılarının yemek borusu veya ağıza kadar yer değiştirmesi olarak tanımlanıyor. Bu geriye doğru kaçışın esas nedeni alt yemek borusu kapakçığının gevşemiş yapıda olmasından kaynaklanıyor. Yapılan araştırmalara göre; ülkemizde reflünün görülme sıklığı yüzde 25’i buluyor. Bir başka deyişle ülkemizde her 4 kişiden biri reflü hastası! Bahar aylarında havaların ısınmasıyla birlikte yemek yeme alışkanlıklarımızdaki değişikliklerin reflü yakınmalarını tetikleyebildiğini belirten Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Cem Aygün, bu nedenle reflü şikayeti olan kişilerin bahar aylarında beslenme alışkanlıklarına çok daha fazla dikkat etmeleri gerektiğini vurguluyor.

Prof. Dr. Cem Aygün

Baharda bu belirtilere dikkat!

Reflü kendini genellikle tipik belirtilerle kendini gösteriyor. Ağıza kadar gelen acı tat, yenilen besinlerin ağıza gelmesi, göğüs bölgesinde yanma ve ağrı ile midede ekşime, en yaygın görülen belirtilerini oluşturuyor. Yemek borusunda iltihaba yol açan reflüde ise gelişen ülser veya ödem sonrasında göğüs kemiği arkasında şiddetli ağrı, bazen de boğazda bir yumru hissi gelişebiliyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Cem Aygün, bahar aylarında boğazda yanma, ses kısıklığı, öksürük ve sinüzit gibi sık görülen sorunların reflü kaynaklı olabileceğine dikkat çekiyor.

Kızartmalar ve yağlı yiyeceklerden kaçının

Reflü hastalığında yakınmalar mevsimsel dalgalanmalar gösteriyor. Bu durum değişen diyet tarzı ve farklı gıdaların tüketimiyle ilişkili olabiliyor. Prof. Dr. Cem Aygün, reflü hastalarının bahar aylarında dikkat etmeleri gereken beslenme kurallarını şöyle anlatıyor: “Bahar aylarında değişen gıda tüketimi, özellikle yağlı yiyecekler ve sebze türü kızartmalar mide asidinin artmasına neden oluyor. Artan mide asidi de reflüyü tetikleyebiliyor. Dolayısıyla bu dönemde margarin gibi trans yağlardan, kaymak, krema ile mayonez gibi yağlı ürünler ile yiyeceklerden uzak durmak büyük önem taşıyor. Ayrıca yine bahar aylarında daha fazla tüketilen çiğ sebze ve meyveler, asitli ve gazlı içecekler, buzlu meyve suları, soğuk içecekler ile dondurma, reflü için zararlı gıdalar arasında yer alıyor.”

 Prof. Dr. Cem Aygün

Tedaviyle yakınmalar son bulabiliyor!

Reflü kronik, yani uzun süren ve hastaların çoğunda aralıklarla tekrar eden bir hastalık. Reflü tedavisinde amaç, şikayetleri ortadan kaldırmak, yemek borusunda görülen iltihaplanmayı iyileştirmek ve kanama, darlık, ülser ile kanser gelişimi gibi komplikasyonları önlemek. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Cem Aygün, doğru tedavilerin seçimiyle reflü hastalarının yakınmalarından kurtulabildiklerini belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Medikal tedavilerde öncelikli olarak semptom ve komplikasyon oluşumunda suçlanan en önemli etken olan mide asidinin azaltılması hedefleniyor. Proton pompası blokajı yapan ilaçlar (PPİ),  aside bağlı ülserde etkin ve güvenli bir yöntem olarak sık kullanılıyor. İhtiyaç halinde midede bariyer oluşturan şuruplar, yemek borusu hareketini düzenleyen ilaçlar ve kapakçık basıncını artıran tedavilere başvuruluyor. Yaşam tarzı değişiklikleri de önemli bir hasta grubunda fayda sağlıyor. Tedaviye dirençli hastalarda endoskopik reflü prosedürleri uygulanabiliyor. Seçilmiş hastalarda cerrahi yöntemden de faydalanılıyor. Günümüzde cerrahi tedaviler içerisinde en sık laparoskopik fundoplikasyon yöntemine başvuruluyor”

Reflü şikayetlerine karşı 6 etkili öneri!

  • Mide hacminizi tam olarak doldurmaktan kaçının. Dolayısıyla yemeklerinizi iyi çiğneyerek, az miktarda ve sık sık tüketmeyi alışkanlık edinin.
  • Son yemeğinizi gece yatmadan en az üç saat önce bitirin. Zira yatmadan önce tüketilen yemekler mide basıncını arttırarak reflü yakınmalarını şiddetlendirebiliyor.
  • Boynunuzda bir rahatsızlık hissetmiyorsanız, yastığınızın mümkünse 10-15 cm yüksekliğinde olmasına dikkat edin.
  • Bel ve karın bölgenizi sıkmayan kıyafetleri tercih edin.
  • Gerekli olmadıkça ağrı kesici ilaçlar kullanmayın.
  • Beslenme alışkanlıklarınıza dikkat edin; mide asidini artıran besinlerin tüketiminden kaçının.

Midenize bayram ettirmeye kalkmayın!

Midenize bayram ettirmeye kalkmayın!

Tatlılar, sarmalar, şekerler, çikolatalar, lokumlar… Ramazan ayında uzun açlık ve susuzluk süreci sonrası ilk kez yapılan kahvaltıda yer verilen yüksek karbonhidratlı besinler… Ziyaretlerde karşı konulamayan ikramlıklar, art arda içilen çaylar, kahveler… Tüm bunlar Ramazan Bayramında mideye bayram ettiren unsurlar gibi görünse de dikkat! Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur Ramazan ayında yavaşlayan metabolizmaya aniden yüklenmenin bayram keyfine gölge düşürebileceğini hatta hayati sorunlara davetiye çıkarabileceğini belirterek “Beslenmede porsiyon kontrolü sağlanmaması, yağlı, kızartılmış besinler, hamurişi ve tatlı tüketimi hazımsızlık, reflü, şişkinlik gibi sindirim sistemi rahatsızlıkları ile birlikte diyabet ve kalp rahatsızlıklarını da beraberinde getirebilir” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, bayramı sağlıklı geçirmek için 6 önemli kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur

Güne hafif bir kahvaltı ile başlayın

Bayram sabahı, uzun süredir kahvaltı yapmayan bir sindirim sistemi ile güne başlandığının unutulmaması, özellikle poğaça ve börek gibi hamur işlerine yüklenilmemesi gerekiyor. Zira Ramazan ayı boyunca küçülen mideye bir anda yüklenmek hem sindirim sistemi problemlerine hem de kan şekerinde ani yükselme ve dalgalanmalara yol açabilir. Kahvaltıda yumurta, peynir, yeşillik, domates, salatalık, zeytin veya ceviz ile tam tahıllı ekmeğe yer vererek sağlıklı ve dengeli beslenebilirsiniz.

Yeterli sıvı tüketin

Gün içerisinde özellikle öğün aralarında ağırlıklı olacak şekilde toplamda 2-2,5 lt su tüketmeye özen gösterin. Yeterli su tüketmek hem bayram sonrası oluşabilecek ödemlerin vücuttan atılmasına hem de metabolizmanın hızlanmasına yardımcı olacaktır. Asitli ve şekerli içeceklerden uzak durulmalıdır. Bunların yerine şekersiz meyve kompostoları, süt, ayran ve maden suyu tüketebilirsiniz.

Tatlıya ‘dur’ demeyi bilin

Bayramın olmazsa olmazı özellikle misafirlikte ikram edilen çikolatalar ve tatlılar. Bu tatlıları tüketirken porsiyon kontrolü sağlanması çok önemli. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur “Tercihiniz öncelikle dondurma, sütlü veya meyveli hafif tatlılardan yana olmalıdır. Şerbetli tatlı tüketimini önermesek de illaki istiyorsanız 1 küçük dilim baklava tüketebilirsiniz. Şerbetli tatlıları asitli içecekler ve meyve sularıyla değil ayran ile birlikte tüketirseniz kan şekerinizin dengelenmesine yardımcı olursunuz. Eğer tatlı tüketiminde porsiyon ölçünüz kaçtıysa akşam öğününde ve ertesi gün boyunca sebze ve protein ağırlıklı beslenmeniz aldığınız kaloriyi dengelemenize yardımcı olacaktır” diyor.

Beslenme düzeni oluşturun

Ramazanda ikiye düşen öğün sayısı bayramda da 2 ana öğün ile 1-2 ara öğün şeklinde devam edebilir. Doygunluğunuzu artırmak ve porsiyonları küçültebilmek için ana yemeklerin yanına bol bol salata ve yoğurt ekleyebilirsiniz. Sindirim sistemi rahatsızlıklarını önlemek için yemekleri yavaş yemek ve besinleri iyi çiğnemek çok önemli. 3 ana öğünlü beslenme düzenine geçmek için, öğün sayısı önce ara öğünlerle artırılmalı. Böylece vücudun yeni beslenme düzenine uyum sağlaması kolaylaşır.

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur

Öğünlerinizi planlayın

Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur özellikle bayramda ana öğünlerin hafif tutulması gerektiğini belirterek “Yeterli ve dengeli bir öğünü, bir kase çorba veya tam tahıllı ekmek, zeytinyağlı bir sebze yemeği, ızgara/haşlama veya fırında pişmiş et/tavuk/balık, rengarenk sebzelerden oluşan bir salata ve yoğurt ile oluşturabilirsiniz. Gün içinde az ve sık beslenebilmek için ara öğünler atlanmamalıdır. Ara öğünlerde tercihiniz kefir/süt, meyveler ve kuruyemişler olabilir” diyor.

Fiziksel aktivite şart

Ramazan ayı boyunca uzun süreli açlık ile yavaşlayan metabolizmayı hızlandırmak için mutlaka fiziksel aktivite yapılması gerekiyor. Günde 30 dakika veya haftada 3 gün 45-50 dakika yürüyüş yaparak ya da evde 20-30 dakika egzersiz ile hem metabolizmanızı hızlandırabilir hem de aldığınız fazla kalorileri dengeleyebilir böylece kilo kontrolü sağlayabilirsiniz. Egzersiz yapmaya zamanınız yoksa bile kısa mesafelerde araba kullanmak yerine yürümeyi ve asansöre binmek yerine merdiven çıkmayı tercih ederek günlük hareketinizi artırabilirsiniz.

Her gün spor yapmak doğru mu?

Her gün spor yapmak doğru mu?

Bağışıklık sisteminin güçlenmesine destek oluyor. Kas ve kemikleri güçlendiriyor. Kalp ve damar sağlığını destekliyor. Kansere yakalanma riskini düşürüyor. Sağlıklı kiloyu korumaya yardımcı oluyor. Daha enerjik ve mutlu olmamızı sağlıyor… Hiç şüphesiz sağlıklı bir yaşamın yolu spor yapmaktan geçiyor. Ancak doğru ve düzenli uygulandığı takdirde! Zira bilinçsize yapılan spor fayda sağlamadığı gibi pek çok önemli sağlık problemini de beraberinde getirebiliyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Betül Toygar, özellikle spora yeni başlayan kişilerin bazı konularda çok dikkatli olmaları gerektiğine işaret ederek, “Bilinçsizce yapılan sporlar fayda yerine zarar verebiliyor. Örneğin kas kramplarından burkulmalara, menisküs yırtıklarından bağ kopmalarına, kemik kırıklarından bel ve boyun fıtığına kadar geniş yelpazede sorunlara neden olabiliyor. Sakatlıkların önüne geçmek için spora başlamak isteyen kişilerin dikkat etmeleri gereken en önemli nokta ise öncelikle sağlık kontrolünden geçmek ve spora uygun durumda olduklarından emin olmaktır” diyor. Fizik tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Betül Toygar, spora yeni başladığınızda sağlığınızdan olmamanız için kaçınmanız gereken 8 önemli hatayı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Dr. Betül Toygar

Sağlık kontrolünü ihmal etmek!

Herhangi bir egzersiz programı ya da düzenli olarak devam edeceğiniz bir spor aktivitesine başlamadan önce sağlık kontrolünden geçmeniz ve vücudunuzun spora uygun olup olmadığından emin olmanız son derece önemli. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Betül Toygar, “Özellikle kalp ve damar, tansiyon ile ciddi obezite hastalarının yanı sıra omurga ve eklem problemleri yaşamış olan kişiler kesinlikle doktor onayı almadan spora başlamamalılar. Aksi halde ani tansiyon yükselmesi, kalp krizi, omurga sorunlarının tetiklenmesi veya spora bağlı kas eklem rahatsızlıkları yaşanabiliyor” diyor.

Egzersiz programını kendi kendine belirlemek!

Daha önce spor deneyiminiz yoksa ya da uzun süredir hareketsiz bir yaşam sürüyorsanız, egzersiz programının seçimini ve planlamasını mutlaka bir spor hocasıyla birlikte yapın. Vücut yapınız ile egzersiz kapasitenize göre ayarlanmış olan, yani ‘size özel’ bir antrenman programı vücudunuza aşırı yüklenmenizi, dolayısıyla spor yaralanmaları veya kardiyak sorunların oluşumunu önleyecektir.

Isınma egzersizlerini atlamak!

Her spor aktivitesine veya egzersiz programına başlamadan önce en az 15 dakika ısınma egzersizleri yapmak kasların ve tendonların spora hazır duruma gelmelerinde büyük önem taşıyor. Zira ısınmadan yapılan egzersiz sonrasında kas ile tendon yaralanmaları, eklemlerde burkulma ve zedelenmeler gibi sorunların oluşma riski çok yükseliyor.

Egzersizlerde hırs yapmak!

Kısa sürede fit bir vücuda kavuşmak ya da kilo vermek amacıyla egzersizlerin sayısı ile sıklığını abartmak ve zorluk derecelerinde hızla artış yapmak, sakatlığa neden olabiliyor. “Başlangıçta en az üç ay süreyle haftada üç antrenmandan fazla yapılması doğru değildir” uyarısında bulunan Dr. Betül Toygar, sözlerine şöyle devam ediyor: “Egzersizlerin sayısı giderek artırılabilir; haftada dört, en fazla beş güne çıkarılabilir. Ancak her gün spor yapılması doğru değildir. Vücudumuzdaki kaslarımıza spor sonrası toparlanmaları,  yorgunluklarını atıp yeniden egzersize hazır hale gelmeleri için süre tanımalıyız. Bu nedenle aralarda mutlaka dinlenme günleri olması gerekiyor. En ideali, egzersizleri gün aşırı yapmak ve haftada dört günü aşmamaktır”

Esneme için zaman ayırmamak!

Egzersizleri tamamladıktan hemen sonra esneme hareketlerini yapmayı ihmal etmeyin. Artmış olan beden ısınızı esneme hareketleriyle yavaşça soğutarak, kalp atışlarınızın ve nefes sıklığınızın yavaş yavaş düşmesini, kan basıncınızın normale dönmesini sağlayın. Bunun için her egzersiz bitiminde 10 dakikanızı esneme hareketlerine ayırın.

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Betül Toygar

Bir haftadan fazla ara vermek!

Egzersiz programlarına bir haftadan fazla ara vermek aldığımız yolu başa döndürüyor. Dolayısıyla herhangi bir nedenle üç kez üst üste antrenmana gidemezseniz, kesinlikle kaldığınız yerden devam edemezsiniz. Egzersizlerin tekrar sayılarını ve ağırlıklarınızı azaltarak birkaç hafta geriden başlamanız daha sağlıklı olacaktır.

Her spor türünde aynı ayakkabıyı kullanmak!

Aynı spor ayakkabısıyla her sporu yapmaya çalışmak burkulma düşme kas krampları ve tendon zedelenmeleri gibi önemli sorunlara yol açabiliyor. Bu nedenle vücut sağlığınız için seçtiğiniz spora uygun giysi ve ayakkabı kullanmaya özen gösterin. Örneğin tenis için başka, koşu için başka, salon sporları için daha başka türde ayakkabı kullanılıyor. Dr. Betül Toygar, yaptığınız spora uygun ayakkabıyı mutlaka uzmanına sorarak seçmeniz gerektiğine dikkat çekerek, “Evde yaptığınız egzersizlerde de yine spor ayakkabısı giymeniz, dizinize ve ayak bileğinize binen yükü eşit dağıtmada, dengeyi korumada ve kaymaları önlemede büyük önem taşıyor” diye konuşuyor.

İnternette yer alan egzersizleri denemek!

Daha önce spor deneyiminiz yoksa internetten gördüğünüz egzersizleri yapmaktan kaçının. Zira hareketi doğru açıda yapabilmek, nefesi doğru ayarlayabilmek ve kas üzerinde istenen etkiyi oluşturabilmek, bilgi ve deneyim gerektiriyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Betül Toygar, “Ekranda gördüğünüz hareketleri uygulamaya kaktığınızda açınızı ve duruşunuzu doğru ayarlayamazsanız, bel ile boyun fıtıkları tetikleniyor ve diz, omuz veya kalça eklemlerinde zedelenmeler oluşabiliyor. Bu nedenle fizik tedavi uzmanı tarafından önerilen ve fizyoterapistlerin birebir gösterdikleri egzersizler dışında evde spor yaparken çok dikkatli olmalı, herhangi bir hareketi yaparken ağrı oluşuyorsa hemen durmalısınız” uyarısında bulunuyor.     

                   

Çok esnek veya otoriter olmayın!

Çok esnek veya otoriter olmayın!

Yoğun okul temposunda ilk dönemin sonuna gelindi. Okulların kapanmasıyla beraber eğitim sürecine ara verilen bu dönemde unutmamalıyız ki mola vermek ve dinlenmek çocuklar için çok faydalı olacaktır. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Mine Şahbaz, “Bu ara dönemin bir mola dönemi olduğu unutulmamalı, çünkü çocukların da dinlenmeye, rahatlamaya ve eğlenmeye ihtiyaçları var. Dinlenmiş bir beden ve zihinle bir sonraki döneme geçişleri daha rahat olacaktır. Yarıyıl tatilinin, koşuşturmalı tempoda anne ve babayla akşamları geçirilen kısa zamanların telafi edilmesi için de önemli bir fırsat olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog Mine Şahbaz, “Ailece tatil gezileri, kültürel geziler veya bulunduğunuz şehre dair keşif gezileri yapabilirsiniz. Bu tür aktiviteler hem çocuk ve ebeveyn ilişkisini yakınlaştırırken hem de çocuğun eğlenerek farklı deneyimler kazanmasını sağıyor. Ancak bu süreçte öğretmenler tarafından verilen ödev ve çeşitli faaliyetlerin de çocukların sorumluluğu olduğu unutulmamalı ve mutlaka yerine getirilmeli. Eğlence ve sorumluluklar bir arada götürülmelidir” diyor. Uzman Klinik Psikolog Mine Şahbaz, verimli bir yarıyıl tatili için ebeveynlerin dikkat etmeleri gereken kuralları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Dergi

 Klinik Psikolog Mine Şahbaz

Çok esnek veya otoriter olmayın!

Yarıyıl tatilinde çocuğunuzu ne çok esnek bırakın ne de çok otoriter olun. Uzman Klinik Psikolog Mine Şahbaz, “Anne ve baba olarak ev içinde hiçbir zaman öğretmen konumunda olmayın. Çocuğunuza yol gösteren ve onu destekleyen bir lider olmaya özen gösterin. Çünkü öğretmen konumunda olmak, çocukla kurulan ilişkinin güç savaşına dönüşmesine yol açabiliyor. Bunun sonucunda ders çalışmak ve ödev yapmak onun kendi sorumluluğundan çıkıyor, anne ve babanın arzusuna hizmet eden bir çalışmaya dönüşebiliyor.” diyor.

Ceza ve ödül vermeyin!

Yarıyıl tatilinde ceza ve ödül gibi yaklaşımlardan uzak durmaya özen gösterin. Uzman Klinik Psikolog Mine Şahbaz, “Özellikle karne konusunda çocuğun başarısı, kendisinin çabası ve emeği olduğu üzerinden yorumlanmalı, başarı ve ödül eşleştirmesinden kaçınılmalıdır. Çocuğun emeği ve çabası üzerinden yapılan yorum iç dünyasında sorumluluk duygusunu arttıracaktır. Ceza vermek ise yetersizlik ve suçluluk duygusunu arttırdığı gibi çocuğun kendini destekten yoksun hissetmesine neden olabiliyor.” diye konuşuyor.

Rutinlerde büyük değişiklik yapmayın!

Yarıyıl tatilinde dikkat etmeniz gereken bir başka önemli nokta da, rutinlerinizde çok büyük değişiklikler yapmamak olmalı. Aksi halde tatil bitiminde çocuğun okula dönüşü ve uyumu zorlaşabiliyor. Ancak bu süreçte, gün içerisindeki rutinlerinizde ufak ufak esneklikler ise yapabilirsiniz. Örneğin, çocuğunuz akşamları saat 21.00’de yatıyorsa, bu süreyi yarım saat uzatabilirsiniz.

Etkinliklerinizi birlikte planlayın

Tatil sürecinde neler yapabileceğinize dair çocuğunuzla birlikte plan yapmanız, onun ilgisini çekebilecek etkinlikleri yine beraber düşünerek oluşturmanız da çok önemli. Çocuğunuzun fikrini önemsemeniz kendine olan güvenini arttıracaktır. Ev içinde kutu oyunları oynayabilir, yapboz yapabilir, kitap okuyabilir, beraber film izleyebilir ve üzerine konuşabilirsiniz. Bu tür keyif veren aktiviteleri birlikte yapmanız ve bol bol gülmeniz, çocuğunuzun stresini azaltmada ve okulun bir sonraki dönemine geçişini kolaylaştırmada çok etkili olacaktır.

Yaşıtlarıyla sosyalleşmesini sağlayın

Tatilde çocuğunuzun sosyalleşmesini sağlamanız da çok önemli. Zira, çocukların kendi arkadaş gruplarıyla sosyalleşmeleri ve daha önce deneyimlemedikleri çeşitli grup etkinliklerine dahil olmaları, yeni sosyal becerilerini fark etmelerini sağlayabiliyor.

Pause Dergi

‘Yapmasın bir şey olmaz’ demeyin

Öğretmenleri tarafından yarıyıl tatilinde tamamlamaları için verilen sorumlulukları yerine getirmeleri son derece önemli. Bu sorumluluklar, çocuğun okuluna ve öğretmenine karşı sorumlu olduğunun farkındalığının gelişebilmesini sağlıyor. Dolayısıyla ödevlerini yapmak istemiyorsa, ‘yapmasın bir şey olmaz’ şeklinde yaklaşırsanız, okula dönüşte çocuğunuzda suçluluk duygusunun gelişmesine neden olabilirsiniz. Dolayısıyla öğretmeninin onun sorumluluklarını yerine getirmesini beklediğini hatırlatmalı ve destek vermelisiniz.

Eleştirmeyin, baskı kurmayın

Çocuğunuzun karne notu ve performansı düşükse tatil sürecinde onu eleştirerek ve baskı kurarak ders çalıştırmaya zorlamayın. Uzman Klinik Psikolog Mine Şahbaz, bu davranışınızın ilişkinize zarar vereceği uyarısında bulunarak, “Çocuğunuza, düşüşler kadar yükselişlerin de olduğunu belirtip bunu gerçekleştirebileceğine dair ümit ve destek veren bir tutumda olmalısınız. Ders çalışma konusunda okulda verilen ödevlere ek bir çalışma gerekecek ise öğretmeninin yönlendirmesiyle ek çalışma düzeni oluşturulabilirsiniz” bilgisini veriyor.

Okulun açılacağı gün yaklaşırken… 

Okulların açılmasına 3 veya 4 gün kala, yavaş yavaş eski rutine geçmeniz gerekiyor. Uzman Klinik Psikolog Mine Şahbaz, “Ayrıca, tatilin bitmesi çocuk üzerinde hüzün ve ayrılık duygusu oluşturacaktır. Bu nedenle tatilin nasıl geçtiği, neler hissettiği konusunda duygularına alan açmasını sağlayın. Duygularını ifade etmesine teşvik ve hislerine eşlik etmeniz, bu geçiş sürecinde rahatlamasına yardımcı olacaktır.

Hamileliğin ilk üç ayında aşı yaptırmak riskli mi?

Hamileliğin ilk üç ayında aşı yaptırmak riskli mi?

Hamilelik, bağışıklık sisteminin zayıfladığı bir dönem olduğu için bulaşıcı hastalıklara karşı hassasiyet artıyor. Anne adaylarının aşılanmaları anne karnındaki fetüsün ve doğumdan sonra yenidoğanın önlenebilir olan enfeksiyonlara karşı bağışıklık kazanmalarında önemli rol oynuyor.

Aşıların temel amacı, anne adaylarının yüksek risk altında oldukları bulaşıcı hastalıklara karşı korunmalarını sağlamak. Aşılama sayesinde aynı zamanda düşük, bebekte gelişme geriliği ve zekâ geriliği gibi ağır tablolar da önlenebiliyor. İdeali, aşıların hamilelik öncesinde tamamlanması olsa da, hamilelik sırasında da aşı uygulamaları yapılıyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, her aşının kendine özel bir uygulama takvimi olduğunu belirterek, “Canlı aşılar haricinde hamilelikte uygulanabilen tüm aşılar, hamileliğin ilk 3 aylık dönemi de dahi olmak üzere herhangi bir hamilelik haftasında yapılabiliyor. Ancak yine de, hamileliğin ilk 3 ayı organ gelişimi olan dönemi kapsadığı için aşıların mümkünse 3 aydan sonra uygulanması tercih ediliyor” diyor. Hamilelikte standart aşı takvimine göre yapılması gereken aşıların yetersiz dozda ve sürede uygulandıklarında etkinliklerinin azalacağına dikkat çeken Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, “Örneğin tetanoz aşısında, doğumdan en geç 2 hafta önce aşı dozunun tamamlanmış olması gerekiyor. Yeterli süre sağlanmadıysa tek doz tetanoz aşısı olan anne ve bebek bu hastalık açısından risk altında oluyor.” bilgisini veriyor.

Pause Dergi

Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran

HANGİ AŞI NE ZAMAN YAPILMALI?

Amerikan Obstetrik ve Jinekoloji Derneği (ACOG) tüm hamileler için rutin olarak tetanoz, difteri, boğmaca, hepatit B ve influenza aşılarını öneriyor. Hamilelikte iyi bir güvenlik profiline sahip olan bu aşılar yenidoğana pasif koruma sağlayabiliyor ve düşüğe neden olmuyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, hamilelik döneminde yaptırılması yaşamsal öneme sahip olan aşıları şöyle anlatıyor:

İNFLUENZA

İnfluenza aşısı, hamilelikte önerilen bir diğer önemli aşılardan. Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, influenza enfeksiyonunun hamilelikte daha ağır seyredebildiği için hepatit B enfeksiyonundan daha farklı bir özellik taşıdığına dikkat çekerek, “Zira influenza annede akciğer ile kalp sorunlarında, hastanede yatışta ve düşükte artışa neden olabiliyor” diyor. Bunların yanı sıra hamilelikte influenza aşısının antikorları plasentadan geçerek bebeği koruyor. Bu sayede influenza aşısı anne adaylarının yanı sıra 6 aydan küçük yenidoğanlarda da koruma sağlıyor.

Ne zaman yapılmalı?

Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü, 14. hamilelik haftasından sonra, influenza mevsimi boyunca, (Eylül-Nisan aylarında) hamilelere influenza aşısını öneriyor.

COVID – 19 AŞISI

Covid-19 pandemisinde yapılan çalışmalarda, anne adaylarında, hamile olmayanlara göre bu enfeksiyonun daha ağır seyrettiği izlenmiş. Çalışmalar sonucunda; inaktif Covid-19 aşı uygulamalarının anne adayları ve yenidoğan için hamileliğin her aşamasında etkin ve güvenli olduğu tespit edilmiş. Bu nedenle anne adaylarına T.C. Sağlık Bakanlığı’nın ve Kadın Doğum Derneklerinin önerisi doğrultusunda Covid-19 aşısı tavsiye ediliyor.

Ne zaman yapılmalı?

Covid – 19 aşısını, hamileliğin ilk 12. hafta sonrasına kadar ertelemenin gerekli olduğuna dair bir kanıt mevcut değil. Bu nedenle aşı hamileliğin her döneminde uygulanabiliyor. Bir doz Covid-19 aşısı orijinal alfa varyantına karşı iyi bir koruma sağlıyor, ancak virüsün delta varyantı ile iyi bir bağışıklık seviyesi sağlamak için iki doz gerekiyor. İkinci doz, ilk dozdan 8 hafta sonra uygulanıyor. Omicron varyantına karşı en iyi korumayı sağlamak için bir doz güçlendirici (üçüncü doz) öneriliyor.

TETANOZ – DİFTERİ AŞISI

Tetanoz enfeksiyonu; hamilelikte yaralanma, ısırık, trafik kazası ve yanık gibi durumlarda veya doğum esnasında bebeğin göbek kordonunun (özellikle evde yapılan doğumlarda) hijyenik olmayan bıçak gibi alet ile kesilmesi ya da pansuman edilmesi sonucu gelişebiliyor. Aşılama sayesinde hem hamilelikte ortaya çıkabilecek tetanoz enfeksiyonunun şiddeti azalıyor, hem de buna bağlı gelişebilecek olan erken doğum ve ölü doğum riski düşüyor. Bunların yanı sıra bebekte gelişebilecek olan nörolojik sorunlar da önlenebiliyor.

Difteri hastalığı da solunum yollarında ölümcül sonuçlara yol açabilen bir hastalık. Difteri toksoid aşısı çocukluk çağından itibaren aşı takviminde tetanoz aşısı ile birlikte uygulanıyor. Yaygın aşılama programı ile de dünya genelinde oldukça az görülmeye başlandı. Ancak çocukluk çağında aşılamayla ömür boyu bağışıklık sağlanamadığı için hamilelik durumunda tetanoz aşısı ile birlikte uygulama tekrarı yapılıyor.

Ne zaman yapılmalı?

Tetanoz- Difteri aşı takvimine göre; aşının ilk dozu hamileliğin 4. ayında veya henüz yapılmadıysa 4. aydan sonra ilk muayenede uygulanıyor. İkinci doz, ilk dozdan en az 4 hafta sonra yapılıyor, bu sayede 1-3 yıl koruma sağlanmış oluyor. Bununla birlikte; 2. dozdan en az 6 ay sonra yapılan 3. doz uygulaması ile 5 yıl ve 3. dozdan en az bir yıl sonra ya da bir sonraki hamilelikte uygulanan aşı ile 10 yıl bağışıklık sağlanıyor. Yine aşı takvimine göre; 4. dozdan en az bir yıl sonra ya da bir sonraki hamilelikte uygulanan aşı ile doğurganlık çağı boyunca koruma sağlanıyor. Daha önce beş tam doz ile aşılanan kadınlarda, son 10 yılda ek doz yapılmamışsa, hamilelikte tercihen 20-36 haftalar arasında tek doz aşılama yeterli oluyor.

Pause Dergi

HEPATİT B AŞISI

Hepatit B aşısı, anne adayının daha önceden bağışıklığı yoksa yapılabiliyor. Hamilelikte geçirilen hepatit B enfeksiyonunun normal popülasyona göre daha ciddi seyretmesi beklenmiyor. Ancak yenidoğana enfeksiyonun aktarılması riski oluyor. Dolayısıyla daha önceden hepatit B enfeksiyonuna bağışıklık kazanmamış olan anne adaylarının hamilelik döneminde aşılanmaları, yenidoğanda ciddi sorunlar oluşturabilen hepatit B virüsünün bulaşma riskini azaltıyor.

Ne zaman yapılmalı?

Hamileliğin 0, 1 ve 6. aylarında uygulanan aşı hem anneyi hem doğumdan sonra bebeği koruyor.

BOĞMACA AŞISI

Boğmaca aşısı çocukluk çağında aşı takviminde yer alıyor, ancak ömür boyu bağışıklık sağlamıyor. Bu nedenle yüksek riskli hasta grubuna (sağlık çalışanları, bağışıklığı baskılanmış kişilerle yaşayan, küçük çocuklarla yaşayan veya çalışan kişiler) ek doz uygulamaları öneriliyor.

Ne zaman yapılmalı?

Hamilelik döneminde 6. aydan sonra, doğacak bebeği korumaya yönelik, boğmaca aşısının uygulanması tavsiye ediliyor. Bu sayede bebeğe erken dönemlerinde pasif koruma imkânı sağlanabiliyor.

Hamilelikte bu aşılara dikkat!

  • Hamilelik döneminde önerilmiyor: Canlı aşıların anne karnında fetüsü enfekte etme riski oluyor. Bu nedenle oral polio, kızamık- kızamıkçık- kabakulak, zona, suçiçeği ve verem aşıları, canlı aşılar oldukları için hamilelikte önerilmiyorlar. Hamilelik döneminde tavsiye edilmeyen diğer bir aşı ise Human Papilloma Virus (HPV) aşısı. HPV aşısıyla ilgili yapılmış çalışmaların az olması nedeniyle, güvenli olduğu kısıtlı çalışmada gösterilmiş olsa da, hamilelik döneminde uygulanması tavsiye edilmiyor.
  • Zorunluluk halinde uygulanıyor: Pnömokok, hepatit A, meningokok, inaktif polio ve hemafilus influenza aşıları; çeşitli risk faktörleri, gereklilik durumları ve yaş faktörüne göre uygulanması önerilen aşılardan. Ancak bu aşıların fetüs açısından güvenilirlikleri net değil. Örneğin pnömokok aşısı ile hemafilus influenza, kronik hastalıklara sahip ve bağışıklık sistemi zayıflamış hastalar gibi yüksek riskli kişilerde zorunluluk halinde uygulanabiliyor.
  • Hamilelik öncesi tamamlanıyor: Anne olmak isteyen kadınlarda kızamık, kabakulak, kızamıkçık ve suçiçeği gibi enfeksiyonlar açısından bağışıklığın olup olmadığı kontrol ediliyor. Bağışıklığı yoksa hamilelik öncesi aşılarının tamamlanması sağlanıyor. Zira, daha önceden bu enfeksiyonlarla karşılaşmamış veya bağışıklığı olmayan anne adaylarında bu hastalıkların gelişmesi halinde hamilelik ve doğacak bebek olumsuz etkilenebiliyor.

Böbrek kanseri sinsi şekilde geliyor

Böbrek kanseri sinsi şekilde geliyor

Böbreklerdeki hücrelerin kontrolden çıkarak büyümeleri sonucu gelişen böbrek kanseri, tüm kanser türlerinin yaklaşık yüzde 3’ünü oluşturuyor. Dünya çapında her yıl 400 binden fazla yeni böbrek kanseri teşhis edilirken, 170 binden fazla kişi de bu kanser nedeniyle hayatını kaybediyor. Öte yandan, böbrek kanserinde erken tanı ve tedavi yaşamsal öneme sahip. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Emre Karabay, günümüzde böbrek kanserinin tarama programı olmadığı için kitlelerin çoğunlukla başka bir hastalık nedeniyle yapılan testlerde tesadüfen tespit edildiğini belirterek, “Son yıllarda ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntülemelerinin yaygınlaşması, böbrek kanserlerinin artık çok daha erken evrede yakalanabilmelerine olanak sağlıyor” diyor. Günümüzde geliştirilen cerrahi yöntemler ve onkolojik tedaviler sayesinde erken tanı konulduğunda, böbrek kanserinin tedavisinden önemli başarılar elde edilebiliyor. Bu nedenle, özellikle 40 yaşından sonra düzenli sağlık kontrollerinin aksatılmaması ve herhangi bir yakınmada zaman kaybetmeden hekime başvurulması büyük önem taşıyor.

Pause Dergi

Doç. Dr. Emre Karabay

Bu belirtiler varsa zaman kaybetmeyin

Böbrek kanserleri erken evrede genellikle herhangi bir şikayete yol açmayarak sinsice ilerliyor. Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Emre Karabay, bu kanser türünün ileri evrelerde verdiği sinyalleri; “Zamanla idrarda kanama, sırt veya yan ağrısı, karında ele gelen kitle, nedensiz kilo kaybı, iştahsızlık, kansızlık, nedeni belirlenemeyen ateş veya yüksek tansiyon görülebiliyor” olarak sıralıyor.

En önemli risk faktörlerine dikkat!

Böbrek kanserlerinin en önemli risk faktörlerinin obezite, sigara ve hipertansiyon olduğu belirtiliyor. Ayrıca diyaliz tedavisi gören kronik böbrek yetmezliği hastalarında, ailede böbrek kanseri öyküsü olanlarda, nadir görülen genetik bazı hastalıklarda (von Hippel-Lindau hastalığı, Birt Hogge Dube sendromu gibi) da böbrek kanseri görülme sıklığı artıyor. Böbrek kanserleri erkeklerde kadınlardan yaklaşık iki kat daha fazla görülüyor. Erkeklerde daha sık görülmesinde, sigara kullanım alışkanlıkları ve cinsellik hormonlarının etkisinin olabileceği düşünülüyor.

Pause Dergi

Böbrek fonksiyonları korunabiliyor

Tümör vücuda yaygın olarak yayılmadıysa, böbrek kanserlerinde ilk tedavi seçeneği, kanserli hücrenin vücuttan cerrahi olarak çıkartılması oluyor. Erken evrede, yani kanserin sadece böbrekte olduğu aşamada yakalanan kanserlerde, cerrahi tedaviden oldukça başarılı sonuçlar elde ediliyor.  Cerrahi yönteme uygun olan hastalarda, böbreğin korunarak sadece kanserli alanın çıkartılması yeterli geliyor. Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Emre Karabay, “Parsiyel nefrektomi ismi verilen bu yöntemle hem kanserin kontrolü sağlanıyor hem böbreğin fonksiyonları korunabiliyor. Bu sayede hastanın ilerleyen yaşlarında gelişebilecek olan kalp hastalıkları riski de azalıyor” diyor.

Böbreğin korunamadığı tablolarda ise kanserli alan, böbrek ve çevresindeki yağ dokusuyla birlikte çıkartılabiliyor. Yaşı veya ek hastalıkları nedeniyle cerrahi yöntem yapılamayacak olan hastalarda çok yüksek veya çok düşük derecede ısı tedavileri, yani ablasyon yöntemiyle hastalar tedavi edilebiliyor. Doç. Dr. Emre Karabay, kanserin vücuda yayıldığı tablolarda da tıbbi onkoloji uzmanları ile yapılan görüşmelerin ardından; ağrıyı azaltmak, kanamayı durdurmak veya yaşam süresini uzatmak için yine cerrahi yönteme başvurulduğunu söylüyor.

Laparoskopik yöntem tercih ediliyor

Son yıllarda, böbrek kanserinin cerrahi tedavisinde genellikle laparoskopik yöntem tercih ediliyor Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Emre Karabay,  laparoskopik yöntemin sağladığı faydaları,  “Karın bölgesinde veya sırtta açılan küçük deliklerden yapılan bu operasyonlarda hastanın hastanede kalma süresi daha kısa, kanama miktarı daha az, operasyon sonrası ağrısı daha az, yara yeri de sadece kitleyi çıkaracak kadar olduğu için daha küçüktür” şeklinde anlatıyor.

Varise karşı etkili önlem!

Varise karşı etkili önlem!

Soğuyan hava, yağmur ve kar yağışı nedeniyle hareket yoğunluğumuz her geçen gün azalıyor. Çoğumuz kış aylarında sosyal aktivitelerimizi kısıtlıyor, evlerimizde kalmayı tercih ediyoruz. Ancak hareketsiz yaşam ve beraberinde getirdiği fazla kilolar pek çok hastalığı tetikleyebiliyor; mesela bacaklarda gelişen ‘varisler’ gibi! Zira hareketsiz kaldığımızda bozulan damar yapısı nedeniyle kapakçıklar işlevlerini yerine getiremiyor. Bunun sonucunda oluşan basınç damarların genişlemesine ve zamanla varis oluşumuna yol açıyor. Varisler estetik bir problem olarak görülseler de aslında tedavi edilmediklerinde kramp, ağrı, uyuşma, karıncalanma hissi ile ödem gibi şikayetlere, daha da önemlisi iyileşmeyen yaralara, ülserlere ve pıhtı oluşumuna neden olabiliyor. Dolayısıyla varisin erken dönem tedavisi büyük önem taşıyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ayça Özgen, varis tedavisi için en ideal zamanın kış ve bahar ayları olduğuna dikkat çekerek, “Bunun nedeni ise  uygulanan işlemin ardından en az iki hafta ihtiyaç duyulan varis çorabının hava sıcaklığının düşük olduğu bu mevsimlerde daha rahat kullanılması ve yine işlem sonrasında doğrudan güneşe maruz kalındığında oluşabilecek cilt lekelenmelerinden kaçınılmasıdır.  Ayrıca yaz aylarında toplardamarlar daha fazla genişlediği ve cilt yüzeyine yaklaştığı için tedaviden fayda görme oranı da düşüyor” diyor.

Pause Dergi

Dr. Ayça Özgen

Kadınlarda daha sık görülüyor

Varis, günümüzde en yaygın görülen damar hastalıklarında ilk sıralarda yer alıyor. Net bir rakam olmasa da, ülkemizde 15 milyon kişinin bu hastalıktan çeşitli derecelerde yakındıkları tahmin ediliyor. Yine ülkemizde varis erkeklerin yüzde 10-15’inde teşhis edilirken, bu oran kadınlarda yüzde 20-25’e yükseliyor. Varisin kadınlarda daha sık görülmesinin nedeni ise özellikle hamilelik veya doğum kontrol hapları kullanımı sonucu yaşanan hormonal değişimler oluyor.

Tedaviden başarılı sonuçlar alınıyor

Varis tedavisi ‘yüzeyel kılcal damarlara’ ve ‘derin toplardamarlara’ müdahale olmak üzere iki gruba ayrılıyor. Günümüzde varis tedavisinden oldukça başarılı sonuçlar alınıyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ayça Özgen, varis tedavisinde uygulanan yöntemleri şöyle anlatıyor: “Yüzeyel kılcal damarlara yapılan köpük tedavisi olarak bilinen skleroterapi iğne ile damar içine ilaç enjekte edilmesidir. Bu işlem sonrasında, geriye kalan ve daha ince olan kılcal damarlara iğne ile radyofrekans tedavisi yapılıyor. Tedavinin ardından hastalar bacaklarda gelişen örümcek ağı şeklindeki görüntüden kurtulabiliyor. Derin toplardamar yetmezliğinde ise varis sınıflandırmasına ve hastanın toplardamarlarındaki yetmezlik derecesinin şiddetine göre radyofrekans ile kapalı varis ameliyatı veya açık varis ameliyatı uygulanıyor. Ameliyatın ardından hem bacaklardaki görüntü düzeliyor, hem de ağrı, kramp ve ödem gibi varisin neden olduğu sorunlar ortadan kalkıyor.

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ayça Özgen

Varise karşı 7 etkili önlem!

Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ayça Özgen, varise karşı almanız gereken önlemleri şöyle anlatıyor:

Bacak kaslarınızı çalıştırın: Bacak kaslarının çalışması toplardamarlardaki kan akımını hızlandırıyor, böylelikle genişlemesini önlüyor. Bu nedenle bol bol hareket edin, düzenli olarak yürüyüş ve mümkünse spor yapın.

İdeal kilonuzda kalın, sağlıklı beslenin: Kilo almak varis gelişimini hızlandırdığı için ideal kilonuzda kalmanız çok önemli. Ayrıca varis oluşumunu tetikleyebilen kabızlık sorununa karşı düzenli olarak sebze ağırlıklı ve bol lifli besinler tüketin. Günde 2-2.5 litre su içmeyi de alışkanlık edinin.

Fazla tuz tüketmeyin: Tuz vücuttaki ödemi arttırıyor ve varisin yol açtığı şikayetleri şiddetlendiriyor. Tuz tüketiminizin günlük 5 gramı aşmamasına dikkat edin.

Dar kıyafetlerden kaçının: Dar kıyafetler kan dolaşımını bozduğu için mümkün olduğunca bol kıyafetleri tercih edin, kemerinizi fazla sıkmaktan kaçının.

35 – 40 dakikada bir mola verin: Hareketsizlik toplardamarlardaki kan akımını yavaşlatması sonucu damarların genişlemesine yol açabiliyor. Masa başında çalışıyorsanız, 30-45 dakika aralıklarla hareket etmeyi, en azından kalkıp yürümeyi alışkanlık edinin. Ayakta çalışıyorsanız, bacaklardaki kanın kalbe geri dönüşüne katkı sağlamak için bacak ve ayaklarınızı sık sık hareket ettirin.

Bacaklarınızı yastıkla destekleyin: İstirahat ederken bacaklarınızı yastık desteği ile kalp seviyesinden yukarı kaldırmanız kan dolaşımını rahatlatıyor ve toplardamarların genişlemesini önlüyor.

Sıcak ortamlardan kaçının: Sıcak hava ve su toplardamarların genişlemesine yol açabiliyor. Bu nedenle sauna, hamam ve kaplıca gibi sıcak ortamlardan kaçının. Ayrıca banyonuzu mümkün olduğunca ılık suyla yapmanız öneriliyor.

Varise yol açan faktörler neler?

  • Genetik yatkınlık
  • Mesleki faktörler (uzun süre ayakta veya hareketsiz yapılan işlerde çalışmak)
  • Gebelik (doğum sayısının fazla olması)
  • 50 yaş üzerine olmak
  • Doğum kontrol hapları ve hormonlar
  • Obezite