Yazılar

Kış hamileliğinde şunlara dikkat edin!

Kış hamileliğinde şunlara dikkat edin!

Anne adaylarının hayatındaki en özel dönemlerden biri olan hamileliğin kış aylarına denk gelmesi, kışa özgü bir takım önlemler almayı gerektiriyor. Zira soğuyan havalar hastalıklara davetiye çıkarırken, kapalı mekanlarda geçirilen sürenin uzamasıyla viral enfeksiyon riski de artıyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın kış aylarında başta solunum sistemi hastalıkları olmak üzere özellikle viral hastalıklarda artış olduğuna değinerek “Hamileler, bağışıklık sistemini güçlü tutmak için kış aylarında beslenmeden yeterli sıvı tüketimine, hareketsiz kalmamaktan bulundukları ortamı havalandırmaya dek bir çok noktaya dikkat ederek olası risklere karşı korunabilirler” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın, kış hamileliğinde dikkat edilmesi gereken 6 öneriyi anlattı, önemli açıklamalarda bulundu

Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın

Sağlıklı beslenin

Annenin sağlıklı beslenmesi, bol vitamin ve mineral içeren kış sebze ve meyvelerini yeterli miktarda tüketmesi annenin bağışıklık sistemini güçlü tutmada ve bebeğin sağlıklı gelişiminde önemli rol oynuyor. Beslenme yetersizliği, aşırı kalori alımı ya da dengesiz beslenmenin; düşük riski, gestasyonel diyabet (gebelik diyabeti), gebeliğin hipertansif hastalıkları, düşük doğum ağırlığı ve erken doğum gibi riskler oluşturabildiğini belirten Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın “Bebeğin nörolojik gelişimi için omega desteği oldukça önemlidir. Bu nedenle haftada 2 gün balık tüketilmesi tüm gebelere tavsiye edilmektedir. Dip balıklarını önermiyoruz. İstavrit, palamut, hamsi gibi yüzey balıkları ve somon tercih edilebilir. C vitamini bağışıklık sistemini güçlü tutmada önemli olduğundan özellikle turunçgiller ihmal edilmemeli. Yeşil yapraklı sebzeler içerdikleri lif, demir, folik asit, vitaminler açısından oldukça zengindir. Aynı zamanda bağışıklık sistemi ve bağırsak düzenine yardımcı olur. Tüm sebze ve meyvelerin mutlaka çok iyi yıkanmış olmasına ayrıca dikkat etmek gerekir.” diyor.

Her gün dışarı çıkın

Kış aylarında güneş yüzünü çok göstermese de anne adayının her gün dışarı çıkması büyük önem taşıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın şöyle konuşuyor: “Her gün düzenli olarak 15-30 dakika güneşe çıkmak kış mevsimi de olsa faydalıdır. Güneş ışınları anne ve bebekte kemik gelişimi ve bağışıklık sisteminde önemli rol oynar. Kış aylarında güneşlenme imkanının azalmasından dolayı gerekli durumlarda D vitamini ve kalsiyum desteği almak gerekebilir. Gebelikte süt, süt ürünleri, yoğurt, balık ve yumurta gibi kalsiyum, fosfor ve D vitamininden zengin yiyeceklerin tüketilmesi önerilir.”

Grip aşısı yaptırın

Kış aylarında sık görülen gripten (influenza virüsü) korunmanın en etkili yollarından birinin grip aşısı yaptırmak olduğunu vurgulayan Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın “Grip aşısı canlı virüs içermeyen, gebelikte ve emzirme döneminde kullanılabilen güvenli bir aşıdır. Grip bağışıklık sisteminin zayıflaması nedeniyle gebelerde ağır seyredebilir. Bu nedenle özellikle salgın dönemlerinde yani ekim -kasım aylarında gebeliğin 2. ve 3. trimesterinde olan gebelere grip aşısı öneriyoruz” diyor.

Pause Dergi

Günde 1.5-2 litre su için

Kışın su içme ihtiyacı azaldığından, su içmek için susamayı beklememek gerekiyor. Günde 1.5-2 litre su tüketilmesi şart. Kış aylarında bitki çaylarının aşırı tüketilebildiğini, ancak her bitki çayının gebeliğe uygun olmadığını vurgulayan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın, günde iki bardağı geçmemek koşulu ile kuşburnu, ıhlamur, papatya, nane, zencefil içeren çaylar tüketilebileceğini; adaçayı ve yeşil çayın ise rahimde kasılmaları uyarabileceğinden dolayı gebelikte tüketilmesine olumlu bakmadıklarını söylüyor.

Açık havada her gün 30 dakika yürüyüş yapın

Açık havada her gün 30 dakika yürüyüş yapmak çok önemli. Gebeliğin 12. haftasından itibaren gebelik pilatesi ve yoga yapmak gebelik ve doğum sürecinde olumlu destek sağlıyor. Gebeler için en faydalı sporlardan birinin de yüzmek olduğunu belirten Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın “Suyun kaslar üzerine olumlu ve rahatlatıcı etkisi nedeni ile özellikle sırt ve bel ağrısı olan gebelere yüzme önerilir. Hijyenine güvenilen ve uygun sıcaklıkta olan havuza girilmesinde sakınca yoktur. Ancak vajinal kanama, akıntı, karında kramplar olması durumunda havuza girilmesini tavsiye etmiyoruz.” diyor.

Bulunduğunuz odayı sık sık havalandırın

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın “Kış ayları da olsa bulunulan ortamın sık sık havalandırılması ve nemlendirilmesi gerekir. Ortamın sıcak ve kuru olması nedeniyle gebelerde burun kanamalarına sık rastlanıyor. Ayrıca cilt kuruluklarını ve çatlakları önlemek için sıvı tüketimine dikkat edilmesinin yanı sıra, uygun nemlendirici kremler kullanarak cilt kuruluklarının önüne geçilmelidir. Karlı ve yağışlı havalarda kaygan zemine karşı da dikkatli olmalı, topuklu ayakkabılardan uzak durulmalıdır.” diyor.

Cep telefonu kullanmak beyin tümörünü tetikliyor mu?

Cep telefonu kullanmak beyin tümörünü tetikliyor mu?

Beyin tümörleri kafatası içinde kontrolsüzce büyüyen kitleler. Nedenleri net olarak bilinemiyor. Klinik çalışmalara göre; her 100 bin kişiden 5’i beyin tümörü riski altında. Dünya nüfusu yaşlandıkça bu oranın da artacağı öngörülüyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Yaşar Bayri, beyin tümörlerinin ya beyin dokusu ve bu bölgedeki uzantılardan kaynaklandığını ya da vücudun başka yerindeki tümörlerin buraya sıçraması veya yayılması ile oluştuğunu söylüyor. Beyin tümörlerinin kendisi genelde başka organlara sıçramasa da bazı alt grupları “ekilim metastazları” yaparak beyin ve omurilik sistemi boyunca yayılabiliyor. Beyin tümörleriyle ilgili akılları kurcalayan pek çok soru var. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Yaşar Bayri, beyin tümörleriyle ilgili en çok merak edilen şu 5 soruyu yanıtladı.

Pause Dergi

Doç. Dr. Yaşar Bayri

Beyin tümörlerinin başlıca belirtileri neler?

Aslında beyin tümörlerinin belirtileri kendine özel değildir. En bilinen belirtisi olan baş ağrısı pek çok hastalıkta oluşabilen bir yakınmadır. Tekrarlayan, ısrar eden baş ağrısında hastayı ‘beyinde bir patoloji var mıdır?’ diye sorgulamak gerekir. Tümörler beynin hangi bölgesine yerleşmiş ise oraya ait belirtiler verebilirler. Bunu da ya doğrudan o bölgeden çıktıkları için ya da büyüyüp bası yaparak oluştururlar. Yani hastada güç kaybı, konuşma bozuklukları, görme sorunları, kişilik değişiklikleri, hafıza kusurları, epilepsi nöbeti geçirme, kafa içi basıncı artışına bağlı bulantı-kusma ve baş ağrısı olabilir. Hormon salgılayan tümörler hormonal dengesizliklere neden olabilirler ve bunlara bağlı şikayetler ortaya çıkabilir.

Beyin tümörü nasıl teşhis ediliyor?

Hastada kafatası içinde bir sorun olup olmadığını düşündüren bazı muayene bulguları olur, fakat kesin teşhis için bu bölgenin görüntülenmesi şarttır. Bu da beyin tomografisi ve beyin MR’ı çekerek mümkün olabilir. Özellikle MR tümörün yerleşim yeri, iyi ya da kötü huylu olabileceğine dair bir takım değişiklikleri göstermesi bakımından ilk tercih edilecek yöntemdir. Sadece teşhiste değil yapılacak cerrahi için de yol göstericidir.

Tedavide hangi yöntemler kullanılıyor?

Beyin tümörlerinde kitlenin ne cins bir tümör olduğunun kesin tanısını koymak ve onu oradan uzaklaştırmak için cerrahi yöntemler uygulanır, yani hastalar genelde ameliyat edilirler. Fakat tümör yaygın veya çıkarılması çok riskli olan bir bölgede yerleşmiş ise o zaman biyopsi ile tanı konulabilir. Sonrasında çıkacak tümörün karakterine göre hastanın ışın tedavisi ve kemoterapiyi ek olarak alması gerekebilir. Ayrıca bazı tümör tiplerinde büyüklüğü de uygunsa o zaman cerrahi yapmadan doğrudan odaklanmış ışınlama da denen Gamma Knife yöntemi ile ışınlama yapılarak tümör büyümesi kontrol altına alınabilir.

Pause Dergi

Cep telefonu kullanımı ile beyin tümörleri arasında bir ilişki var mı?

Bu konuda ciddi iddialar mevcut. Yapılan bilimsel çalışmalarda cep telefonu kullanma ile beyin tümörü oluşumu arasında net bir bağlantı olduğu ispatlanabilmiş değil. Fakat yapılan çalışmaların uygun grupları kapsamadığı konusu tartışmalıdır. Cep telefonu kullanım süresi ile beyin tümörü oluşumunun arttığı yönünde gözlemsel bulgular mevcuttur. ABD’nin finans merkezi olan Wall Street’de saatlerce cep telefonlarıyla konuşan borsacılarda beyin tümörlerinin normale göre çok daha fazla görüldüğü bildirilmektedir. Cep telefonu sinyallerinin DNA sarmalında kopmalara neden olduğu yönünde iddialar da mevcuttur. Kesin tümör ile ilişkisi olmasa da uzun süre cep telefonu kullanmanın en azından beyin yorgunluğuna sebebiyet verdiği neredeyse kesin gibidir. Ayrıca, baş ağrıları, uyku düzensizliği, hafıza zayıflaması, yoğun stres ve yorgunluk, konsantrasyon bozukluğu ile dikkat dağınıklığı gibi durumlara da yol açabilmektedir.

Covid-19 döneminde beyin tümörleri vakalarında artış oldu mu?

Bunu söylemek için henüz erken olabilir. Covid-19 ile sinir sisteminin de tutulduğu, hatta en belirgin bulgularından olan koku almanın kaybolması şikayetinin koku sinirinin tutulumuna bağlı olarak ortaya çıktığı ve bazı başka nörolojik bulgu ile belirtilerin oluştuğu tespit edildi. Ancak Covid-19 enfeksiyonuna bağlı beyin tümör oluşumunda artış olduğunu söyleyemeyiz ama virüsler hücrelerde mutasyonlara neden olabilirler ve mutasyon birikimleri de hücrenin anormal hızda çoğalması ve karakter değişimine neden olarak tümöre dönüşmesine yol açabilir. Pek çok kişi tarafından Covid-19’a veya bazılarının iddialarına göre de aşılara bağlı olarak beyin tümörü oranlarında bir artış olup olmadığı merak ediliyor. Bunu ancak ilerleyen yıllarda söylemek mümkün olabilir.

Kış aylarında kilo alımı hızlanıyor!

Kış aylarında kilo alımı hızlanıyor!

Soğuk kış günlerinde fiziksel aktivitenin azalması, havaların erken kararmasıyla daha mutsuz ve depresif hissedilmesi, evde geçirilen sürenin uzaması ve abur cubur tüketiminin artması derken kilo alımı hızlanıyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, kışın iştah kontrolünde zorlanma yaşandığını ve yeme ataklarının arttığını belirtirken, buna karşın beslenme alışkanlıkları ve günlük yaşam tarzında bazı basit ama etkili değişikliklerle bu sorunun üstesinden gelinebileceğini hatta ayda 2 ila 4 kilo verilebileceğini söylüyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur kış diyetinde dikkat edilmesi gereken 8 kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur

Öğün atlamayın

Kış mevsiminde havaların soğumasıyla birlikte vücut kendi ısısını korumak için daha fazla enerji yakmaya başladığından bu da daha fazla yemek yeme ihtiyacına neden oluyor. Kilo alımını engellemek için mutlaka öğünlerin düzenli olması, ana öğünlerin dışında sağlıklı proteinden zengin ara öğünler yapılması gerektiğini belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur “Artan enerji ihtiyacınızdan dolayı uzun süre aç kalmayın. Herkes 3 ana 3 ara öğün şeklinde beslenmek zorunda değil. Açlık durumunda vücudunuzu dinleyerek kendi öğün sayınızı kendiniz belirleyin. Özellikle ikindi vakti mutlaka bir ara öğün yapın. Ara öğün olarak meyve ile kuruyemiş veya meyve ile süt ürünü (süt, yoğurt veya kefir) tercih edebilirsiniz.” diyor.

Yemeklerinizi evde hazırlayın

Akşam yemeğinin en geç 19:00’da sonlandırılması ve ev yemekleri tüketilmesi gerektiğini belirten Tuba Sungur şöyle konuşuyor: “Kışın evde geçirilen vaktin artmasıyla televizyon ve bilgisayar karşısında yağlı, kalorili ve şekerli besinlerin tüketimi artıyor. Ancak kesinlikle bu yanlışa düşmemek, yemekleri evde sağlıklı yöntemlerle hazırlamak ve dışarıdan fast food tarzı yemekler sipariş vermemek gerekiyor. Aksi taktirde kışın kilo alımının hızlanması kaçınılmaz oluyor.”

Bağışıklığınızı güçlendirin

Kışın artan hastalıklara karşı bağışıklığı güçlendirmek için C vitamini ve antioksidandan zengin besinler tüketilmesi şart. Portakal, mandalina, kivi, nar ve greyfurt (bazı tür ilaç kullananlar greyfurt ile ilaç etkileşimine dikkat etmeli) C vitamininden zengin meyveler olarak öne çıkarken, mor lahana, turp, havuç, kereviz, brokoli ve karnabahar da C vitamini ve antioksidan içeriği yüksek kış sebzeleri arasında yer alıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur kışın bağışıklığı güçlendirmenin yolunun sağlıklı beslenmeden geçtiğini belirtirken, günde 5-7 porsiyon sebze ve meyve tüketilmesi, ceviz, badem, fındık ve fıstık güçlü antioksidan özelliği olan aynı zamanda E vitamini içeren yağlı tohumların da ihmal edilmemesini öneriyor.

Yeterli su tüketmeyi ihmal etmeyin

Kışın terleme oranının ve hareketin yaz aylarına göre azalması nedeniyle su tüketimi azalıyor. Oysa metabolizmanızın düzenli çalışabilmesi, iştah kontrolünün sağlanması ve sağlıklı kilo verebilmek için yeterli su tüketimi kritik rol oynuyor. Yetersiz su tüketiminin kilo alımı ve yorgunluğa neden olduğunu vurgulayan Tuba Sungur “Günlük su ihtiyacınızı kilo başına 30 ml’den hesaplayarak belirleyebilirsiniz. Örneğin 60 kg ağırlığında biriyseniz, sizin için günlük 60×30=1800 ml su tüketimi yeterli olacaktır” diyor.

Hareketinizi artırın

Sağlıklı kilo vermenin olmazsa olmazlarından biri de hareket! Oysa kış aylarında havaların soğuması, eve / işe giderken yürüme veya akşamları düzenli yürüyüş alışkanlıklarından uzaklaşılmasına neden oluyor. Yine yaza oranla sosyal aktivitenin azalmasına bağlı evde daha fazla vakit geçirilmesiyle televizyon karşısında atıştırmalıklara ve abur cuburlara yönelmeler artabiliyor. Tüm bunlar da kilo alımına neden oluyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur sağlıklı beslenmenin yanı sıra düzenli egzersiz yaparak ya da haftanın üç günü en az 45 dakika yürüyerek sağlıklı kilo verebileceğinizi söylüyor.

Pause Dergi

Yeterli uykuya özen gösterin

Vücuttaki hormonal dengenin sağlanması ve iştah kontrolünün sağlanması açısından yeterli uykunun çok önemli olduğunu vurgulayan Tuba Sungur sözlerine şöyle devam ediyor: “Uykusuzluk durumunda açlık hormonu ghrelin artarken, kilo kontrolü sağlayan leptin hormonu azalıyor. Vücut yüksek kalorili besinlere ihtiyaç duyuyor. Uykusuzluk kişinin duygu durumunu da olumsuz etkilediğinden yeme ataklarına neden oluyor. Yeterince uyumak hem kilo kontrolü sağlamakta hem de kilo verme sürecinde büyük önem taşımaktadır. Uyku ihtiyacı kişinin yaşına ve bireysel ihtiyaçlarına göre değişse de günde ortalama 7-8 saat kadar uyumaya özen gösterin.”

Mutluluk hormonunu artıran besinler tüketin

Kışın güneş ışığından yeteri kadar faydalanamamak serotoninin (mutluluk hormonunun) sentezini azaltıyor. Serotonin azalması ise depresyon yanı sıra iştahta artışa ve aşırı karbonhidrat tüketme isteğine neden oluyor. Serotonin seviyesinin artmasına yardımcı olmak için stresi azaltıcı özelliği bulunan yulaf ezmesine beslenmenizde yer vermenizi öneren Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur “Ara öğününüzde veya haftada bir-iki gün kahvaltıda üç yemek kaşığı yulaf ezmesini ister sütle pişirerek yulaf lapası şeklinde, isterseniz de pişirmeden yoğurt ile tüketebilirsiniz. Yulaf ezmesi dışında serotonin üretimini destekleyen besinler somon, ananas, hindi eti, yumurta, süt ve süt ürünleri, muz, kuruyemişler ve soya ürünleridir” diyor.

Metabolizmanızı hızlandırın

Özellikle yeşil çayın metabolizmayı hızlandırdığını, öğün sonrası tüketildiğinde kan şekerinin hızla yükselmesini önlediğini ve kilo vermeye destek olduğunu belirten Tuba Sungur günde bir fincan yeşil çay tüketmekte fayda olduğunu ancak hipertansiyonu olanların doktora danışarak tüketmeleri gerektiğini söylüyor. Baharatlardan özellikle zerdeçal, zencefil, karabiber ve pulbiberin antioksidan özelliği ve metabolizmayı hızlandırıcı etkisi bulunduğuna dikkat çeken Tuba Sungur “Yemeklerdeki tuz miktarını azaltıp baharatlara daha fazla yer vererek baharatların antioksidan ve metabolizmayı hızlandıran etkilerinden faydalanabilirsiniz.” diyor.

Her 3 kişiden 1’i burun tıkanıklığı sorunu yaşıyor!

Her 3 kişiden 1’i burun tıkanıklığı sorunu yaşıyor!

Kış soğuklarının iyice bastırdığı, grip ve nezle gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarının sıkça yaşandığı bugünlerde pek çok kişi burun tıkanıklığından şikayet ediyor. Zira üst solunum yolu enfeksiyonları burun içi dokuda şişmeye yol açıp burnu tıkıyor. Ancak bir de yapısal burun tıkanıklığı sorunu var ki, vücudun sağlıklı işleyişinin önünde en önemli engellerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Ülkemizde yaygın olarak görülen burun tıkanıklığına her 3 kişiden 1’inde rastlandığını belirten Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Ecem Sevim Akı tedavi edilmeyen burun tıkanıklıklarının bağışıklığın azalmasından anksiyetenin artmasına, uykusuzluktan ağız kokusuna dek bir çok soruna yol açabildiğini söylüyor. KBB Uzmanı Dr. Ecem Sevim Akı, sağlıklı nefesin faydalarını ve 7 püf noktasını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Bağışıklığın güçlenmesine katkı sağlıyor, uyku kalitesini artırıyor, kan basıncını düzenliyor… Yaşamın sürdürülebilmesi için olmazsa olmazların başında gelen nefes, vücudumuzda birçok sistemin düzgün ve sağlıklı çalışmasında da önemli bir rol oynuyor. Yapılan çalışmalar, sağlıklı nefes alıp vermenin insan sağlığı üzerindeki olumlu etkilerini ortaya koyarken, yaşam kalitesini de artırdığına işaret ediyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Ecem Sevim Akı, grip ve nezle gibi üst solunum yolu hastalıklarından alerjiye, burunda kemik ya da kıkırdak eğriliğinden tümörlere dek bir çok nedenle burun tıkanıklığı sorunu yaşandığını belirterek “Solunumda görevli yapıların herhangi birinde olan problem sağlıklı ve doğru nefes almayı engellemektedir. Burun tıkanıklıkları bunun en sık karşımıza çıkan örneğidir” diyor. Burun tıkanıklığı ülkemizde yaygın bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Günümüzde her 3 kişiden birinin burun tıkanıklığı nedeniyle sağlıklı nefes alamadığını belirten Dr. Ecem Sevim Akı, geçici  burun tıkanıklıklarının en önemli nedeninin üst solunum yolu enfeksiyonları olduğunu, özellikle kış mevsiminde bu tür sorunlara sık rastlandığını söylüyor.

Dr. Ecem Sevim Akı

Bu etkenler burun tıkanıklığına yol açabiliyor!

KBB Uzmanı Dr. Ecem Sevim Akı yapısal etkenlerle de gerek çocuklarda gerekse yetişkinlerde burun tıkanıklıkları sorunu yaşandığını söyleyerek şöyle konuşuyor: “Anatomik darlıklar yani  kıkırdak/kemik eğrilikleri, burun eti büyümeleri ve burun içi kitleler hava pasajını daraltmakta ve tedavi gerektirmektedir. Burundan gelen hava yutak ve soluk borusunu geçtikten sonra akciğerlere ulaşmaktadır. Burada yer alan ve pasajı daraltan patolojilerde havanın akciğere ulaşması engellenmekte ve solunum problemlerine neden olmaktadır. Ayrıca bazı sinir sistemi hastalıkları ya da kas hastalıkları da dolaylı şekilde nefes almayı zorlaştırmaktadır. Akciğer kapasitesini azaltan hastalıklar ise yeteri kadar havanın akciğere dolmasını engellemektedir. Çevresel faktörlerden de obezite, sigara kullanımı ve ortamın nem oranının az olmasının nefes alma üzerine olumsuz etkileri olabileceği unutulmamalıdır.”

Sağlıklı nefes kritik önem taşıyor!

Sağlıklı nefes alıp vermenin hem fizyolojik hem de ruhsal sağlığımız açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Dr. Ecem Sevim Akı “Burun koku almanın yanında havayı ısıtma, nemlendirme ve zararlı partiküllerin süzülmesinde de aktif rol almaktadır. Ayrıca havanın burun içinde türbülans yapması ise akciğerlere daha yüksek havanın ulaşmasını sağlamaktadır. Sağlıklı bir nefes; kalp hızını düşürür ve kan basıncını düzenler, toksinlerin atılımına yardımcı olur, sinir sistemini ve hormonların düzgün çalışmasını sağlar, mide ve bağırsak aktivitesini artırarak sindirimi kolaylaştırır, uyku kalitesini artırır, hücre yenilenmesini ve verimliliğini artırarak bağışıklığa yardımcı olur, stresle baş edebilmeyi kolaylaştırır” diyor.

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Ecem Sevim Akı

Ağızdan nefes alıyorsanız!

KBB Uzmanı Dr. Ecem Sevim Akı, nefesi burundan değil de ağızdan almanın ise ciddi sorunlara yol açabileceğine dikkat çekerek “Ağız solunumu yapan kişilerde solunum hızlanmakta ve dakikadaki soluk sayısı artmaktadır. Hızlı ve yetersiz nefes almalar kandaki oksijenizasyonu düşürmekte, kalp ve akciğerin iş yükünü artırmaktadır. Bu da baş ağrısı, kalp ritminde ve kan basıncında değişimlere neden olmakta, anksiyete düzeyini de artırmaktadır. Öte yandan ağız solunumu yapan kişilerde sık solunum yolu enfeksiyonları izlenmekte, ağız kuruluğu ve ağız kokusuna rastlanmaktadır. Ayrıca diş eti hastalıklarının da anlamlı ölçüde arttığı görülmektedir” uyarısında bulunuyor.

Sağlıklı nefesin 7 kuralı!

Ülkemizde pek çok kişinin fizyolojik bir problemleri olmamasına rağmen doğru nefes almadığını belirten KBB Uzmanı Dr. Ecem Sevim Akı, doğru ve sağlıklı nefesin püf noktalarını şöyle sıralıyor:

  • Sağlıklı ve doğru bir nefes için diyafram kullanılmadır.
  • Burundan nefes alınmalı ve bu esnada ağzın kapalı olmasına dikkat edilmelidir.
  • Nefes alırken omuzlar yükseltilmemeli ve düşük tutulmaya özen gösterilmelidir.
  • İhtiyaç kadar nefes alınmalı, daha kesik ve normalden daha derin bir nefes alınmamalıdır.
  • Nefes aldıktan sonra bir elinizi göğsünüze bir elinizi karın bölgenize yerleştirmeniz nasıl bir solunum yaptığınızı anlamanıza yardımcı olacaktır.
  • Diyafram nefesinde göğüs kafesinin değil karın bölgesinin dışa doğru genişlediği farkedilmeli ve nefesi verirken ise içe doğru çekildiğine dikkat edilmelidir.
  • Burunun arka bölgesinde de yeterli oksijenlenmeyi sağlamak için nefes yine burundan verilmelidir.

Göz sağlığını bozan, dijital ekranlar ve açık havada yetersiz zaman geçirmek!

Göz sağlığını bozan, dijital ekranlar ve açık havada yetersiz zaman geçirmek!

Tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 pandemisiyle birlikte C (Covid) kuşağı çocukların ilgi alanları ve öğrenme şekilleri, önceki kuşaklardan tamamen farklılaşarak, dijitalleşiyor. Ancak günümüzde dijital teknoloji kullanımının artması ve açık havada geçirilen zamanın azalması, göz sağlığı açısından önemli riskleri de beraberinde getiriyor. Örneğin çocuklarda miyopi, göz kuruluğu ve göz kuruluğuna bağlı istemsiz göz kırpmalarına yol açması gibi! Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz, çocuklarda Covid pandemisiyle birlikte özellikle miyopi, bir başka deyişle uzağı görememe sorununun çok daha sık görüldüğüne dikkat çekerek, “Günümüz çocukları pandemiyle beraber dijital cihazlarla çevrili bir dünyada büyür hale geldi. Ekranlı dijital cihaz kullanım alışkanlıklarının artması ve açık havada daha az zaman geçirmek, çocukların göz sağlığını tehdit eder hale geldi. Özellikle göz hastalıkları arasında en yaygın görülen miyopi, pandemiyle birlikte çocuklarda artan sıklıkla görülmeye başlandı.” diyor.

Pause Dergi

Dr. İbrahim Şahbaz

Uzun süre dijital ekran kullanımına dikkat!

Miyopi, günümüzde dünya çapında önemli sağlık sorunlarından biri olarak kabul ediliyor. Dünyada yaklaşık 2,5 milyar insanda miyopi olduğu belirtiliyor. Dünya Sağlık Örgütü, 2050 yılına kadar bu sayının bu sayının 4,8 milyara ulaşacağını öngörüyor. Dijital ekran kullanımı ile miyopinin oluşum mekanizması henüz tam olarak bilinmiyor. Ancak dijital ekranla uzun süre yakın göz temasının ve elektronik ekranlı cihazlı kullanımının miyopiye yol açtığı düşünülüyor. Akomadasyon, bir başka deyişle gözün bir cisme odaklanmak için kendini düzenlemesi sürecinde ekranda hızla değişen görüntüleri yakalama çabası, nesnelerin retinanın odağına getirilmesini sağlayan silyer kasının sürekli kasılmasına neden oluyor. Bu tablo sonucunda kalınlığı artan lensin intraoküler, yani göz içi basıncını yükseltmesinin gözde miyopi oluşumuna neden olacağı öne sürülüyor. Aşırı uyumun da (uzun zaman yakına bakma) gözün beyaz renkli görünen kısmı olan sklerada gerilmeye sebep olduğu ve gözde kusursuz göz gelişimini sağlayan aksiyel uzamayı etkilediği, bu yolla miyopiye yol açtığı düşünülüyor.

Dijital cihazlar gözleri de kurutuyor!

Dijital cihazların aşırı kullanımının oluşturduğu bir başka önemli sorun da ‘kuru göz’ gelişimine yol açabilmesi. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz, normalde gözümüzü dakikada 17-26 kez kırptığımızı belirterek, “Ancak sık bilgisayar kullananlarda göz kırpma sayısı dakikada ortalama 4-12 kırpmaya kadar düşüyor. Bunun sonucunda gözü temizleyen, nemlendiren ve yabancı cisim ile tahriş oluşturabilecek maddeleri gözden uzaklaştıran gözyaşı tabakasının buharlaşması artıyor ve gözyaşı tabakası göz kıpmanın az olması nedeniyle yenilenemiyor. Ayrıca gözyaşında buharlaşma miktarı da artıyor. Tüm bunlar gözlerin kuruması veya önceden varsa yakınmaların daha da artmasıyla sonuçlanıyor” bilgisini veriyor.

Çocukların açık havada zaman geçirmesi önemli

Dijital cihazlar karşısında uzun zaman geçirmenin yanı sıra açık hava etkinliklerinin yetersiz olması da göz sağlığını olumsuz etkileyen başlıca faktörlerden. Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz, “Açık havada zaman geçirmek, biyolojik ritmi ve hormonal dengeleri olumlu yönde etkilemesi nedeniyle çok önemli. Açık havada UV ışığına maruz kalınıyor ve bu dopamin salınımını artırıyor. Bu durum da gözde miyopi gelişmesine sebep olan göz uzunluğunun büyümesini azaltıyor. Dolayısıyla çocukların her gün düzenli olarak açık havada zaman geçirmeleri de göz sağlığı için büyük önem taşıyor.” diyor.

Dijital ekranda oyun süresi kısıtlanmalı

Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz, elektronik eğitimin de toplam eğitimin yüzde 30’undan fazla olmaması gerektiğini vurgulayarak, “Elektronik cihazların kullanıldığı ev ödevlerinin günde 20 dakikadan fazla olmamasına dikkat edilmeli. Çocukların ödevlerini yaparken 20 /20/20 kuralı gereği olarak, 20 dakikada bir 20 saniye gözlerin ekrandan uzaklaştırılması ve 6 metre ve uzağa bakılması son derece önemli. Bunların yanı sıra dijital ekranda oyun süresini kısıtlamak, yaşa uygun bir kısıtlama geliştirmek ve aşırı çevrimiçi video oyunlarını engellemek de alınması gereken diğer önlemleri oluşturuyor.” diyor.

Pause Dergi

Göz sağlığı için 5 önemli kural!

Dijital ekranlı cihazların kullanımında ve ortamın aydınlatılmasında önerilen kurallara uyulması bilhassa gelişim döneminde olan çocukların göz gelişimi ve göz sağlığı üzerinde büyük önem taşıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz, çocukların göz sağlığını korumak için dikkat edilmesi gereken 5 önemli kuralı şöyle sıralıyor:

  • Göz yorgunluğu ve kuruluğuna karşı çocuğunuzun 20/20/20 kuralını uygulaması çok önemli. Yani, her 20 dakikada bir, 20 saniye ve 20 feet (yaklaşık 6 metre) ötesine bakmalı. Bu periyod üç defa tekrarlandıktan sonra bir saat ara verilmesi öneriliyor.
  • Dijital ekranların pozisyonunda 30-60-300 kuralına uyulması da büyük öneme sahip. Cep telefonunun 30 cm, bilgisayarın 60 cm ve televizyonun 300 cm uzakta kalacak şekilde olması öneriliyor.
  • Ekranın göz seviyesinden 15-20 derece aşağıda olmasına gözen gösterin.
  • Ortam ışığının endirekt, homojen ve sarı olmasına dikkat edin.
  • Çocuğunuzun gözlerini dijital cihazlardan gelen mavi ışıktan korumanız da öneriliyor. Mavi ışık filtreli gözlük camları, dijital ekranlarda mavi ışığı filtreleyen uygulamalar gibi önlemler alabilirsiniz.

 

Bu etkenler cildi hızla yaşlandırıyor!

Bu etkenler cildi hızla yaşlandırıyor!

Havaların iyice soğuduğu bugünlerde sonbahar ve kış aylarının kendine özgü olumsuz şartları cildimizi her zamankinden fazla yıprandırıyor. Bu nedenle gerekli önlemleri almak ve cildimizin düzenli bakımını ihmal etmemek büyük önem taşıyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu “Sonbahar ve kış aylarında deri bariyeri bozularak, kuruma, kepeklenme, çatlama, kaşıntı, kızarıklık, kabalaşma hatta kanama gibi sorunlara yol açar. Üstelik derimiz kış koşullarından fiziksel olarak etkilendiği gibi, ruhsal olarak da etkilenir.  Kışın gelmesi hafif bir depresyona, harekette kısıtlılığa, metabolizmada yavaşlamaya yol açar. Bu nedenlerle kışın koruma fonksiyonu bozulan cilt, daha fazla özene ve bakıma ihtiyaç duyar” diyor. Peki cildimizi kış aylarında bu olumsuz etkenlerden nasıl koruyabiliriz? Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu, kışın cildi korumanın 8 etkili yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Dergi

Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu

Yüzünüzü mutlaka yıkayın

Yatmadan önce, uyandığınızda ve terledikten sonra cilde bulaşmış olabilecek bakterileri, kir ve duman artıklarını gidermek için mutlaka yüzün uygun bir temizleyici ile yıkanması gerektiğini belirten Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu “Yorgunum diyerek makyajı çıkarmadan yatmak da, gece boyu cildin havasız kalmasına, nefes alamamasına, bakterilerin cilt tarafından emilmesine, gözeneklerin tıkanmasına ve erken yaşlanmaya neden olacaktır. Bu nedenle yatmadan önce mutlaka makyaj çıkarılmalı, uygun bir temizleyici ile yüz hem akşam yatmadan önce hem de sabah kalkınca yıkanmalıdır. Cilt tipine uygun hafif, kokusuz temizleyici ürünler tercih edilmeli, kuruluğu artıracağı için alkol içeriklerinden kaçınılmalıdır. Ayrıca çok sıcak ya da soğuk değil, ılık su tercih edilmelidir” diyor.

Çok sıcak su ile yıkanmayın

Çok sık ve çok sıcak su ile yıkanmanın deri yağlarını azaltarak derinin daha fazla kurumasına neden olabildiğini belirten Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu “Bunun sonucu olarak kızarıklık hatta kuruluk egzaması oluşabilir. Bu nedenle çok sık ve çok sıcak su ile yıkanmaktan kaçınmak gerekir. Duştan veya banyodan hemen sonra cildiniz hala nemliyken nemlendirici krem uygulamak cildinizi nemli tutmanın en etkili yoludur” diye konuşuyor. Cildi ovalamaktan kaçınmak gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu, ovalamanın cildi tahriş ederek sivilce dahil birçok soruna neden olabileceğini söylüyor.

Yeterli ve kaliteli uyuyun

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu, yeterli ve kaliteli uykunun cilt sağlığı üzerinde de büyük önemi olduğunu vurgulayarak şöyle konuşuyor: “Günlük ortalama 6- 8 saat uyumak gerekir. Uykunun en önemli saatlerinin 23.00- 04.00 arasında olduğu yapılan araştırmalarda gösterilmiştir. Büyüme hormonu uykuda salgılanır. Düzenli uyumadığımız zaman cildin kendini onarma ve yenileme süreci azalır. Az uyuyan kişilerde vücutta steroid yani kortizon salınımı artar, kortizon artışı vücutta stresi tetikler, kolajen yapısını bozar. Uykusuzluk gözaltı torbalanması, şişliğin artması, gözaltında morlukların oluşması, cilt tonunda bozulma, cildin canlı ve parlak görüntüsünü kaybetmeye neden olur.”

Stresi yönetmeyi öğrenin

Kış aylarında havaların erken kararması ve güneşin iyice azalması nedeniyle ruhsal açıdan daha karamsar olunabilirken, stresi yönetmek de zorlaşabiliyor. Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu, stresi yönetmenin sağlıklı yollarını bulmak gerektiğini çünkü stresin akne, egzama, sedef hastalığı, yağlı egzama ve gül hastalığı gibi bir çok cilt hastalığını tetikleyebildiğini söylüyor.

Cildinizi mutlaka nemlendirin

Cilt tipinizi yağlı, kuru, normal, karma ya da hassas mı olduğunu mutlaka öğrenin ve cildinizin ihtiyaçlarına uygun cilt bakım ürünleri kullanmayı ihmal etmeyin. “Cildinizin ihtiyaçları için formüle edilmiş ürünleri kullanarak, hem cildinizin yıpranmasını azaltabilir hem de sağlıklı görünmesine katkı sağlayabilirsiniz” diyen Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu sözlerine şöyle devam ediyor: “Nemi cilde hapsetmenin en etkili yolu ise bölgeye uygun bir nemlendiriciyi, yıkadıktan hemen sonra ve düzenli olarak uygulamaktır. Kış aylarında kullanacağınız nemlendiricilerin yaz aylarında kullandıklarınıza nazaran daha yağ bazlı (merhem yapısında) olmasında fayda var. Böylelikle nemlendirici cilt yüzeyinde koruyucu bir tabaka oluşturabiliyor ve nem kaybını engelleyebiliyor.”

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu

Ellerinize ve dudaklarınıza özen gösterin

Ellerimizi gün içerisinde sık sık yıkamamız gerektiği için hem kuruluk ve yaşlanmayı hem de gelişebilecek el egzamalarını önlemek amacıyla her yıkamanın ardından yağlandırıcı ürünlerle nemlendirilmesinin önemli olduğunu kaydeden Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu “Ellerimizi günde 5-6 kez yağlandırıcı ürünlerle nemlendirmek, ev işlerini egzama eldiveni ile yapmak gerekir. Dudaklarda da kuruluk ve çatlamanın önüne geçebilmek için yüzünüzü yıkadıktan sonra ve yatmadan önce dudaklarınıza uygun dudak nemlendirici veya vazelin sürebilirsiniz” diyor.

Sigaradan uzak durun

Yapılan bilimsel çalışmaların, sigaranın cilt sağlığına da büyük zararları olduğunu tartışmasız şekilde kanıtladığını vurgulayan Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu, sigara kullanımının cildin hızlı yaşlanmasında da önemli bir etken olduğunu, ayrıca sigara içenlerde yaraların iyileşmesinin de uzun sürdüğünü söylüyor.

Kış aylarına uygun giysiler giyin

Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu “Kış aylarında cildi rüzgar, yağmur ve kardan korumak, eldiven, atkı veya şal kullanmak, saçları da bere ya da şapka ile korumak gerekiyor. Kışın naylon, sentetik, polyester veya yünlü giysiler yerine cildin kurumasını ve kaşınmasını önleyen pamuklu ya da pazen giysiler kullanın. Aynı nedenden dolayı dar giysiler yerine bol giysiler tercih etmenizde de yarar var” diye konuşuyor.

“Omzum ağrıyor” deyip geçmeyin!

“Omzum ağrıyor” deyip geçmeyin!

Uzun saatler bilgisayar karşısında çalışma, diz üstü bilgisayar (laptop) hatta şarj aleti derken iyice ağırlaşan çantamızı sık sık omzumuzda taşıma, toplu taşıma araçlarında askılıklardan tutunurken olası bir yanlış hareket ya da parklarda omuzları hareket ettirme aletlerini bilinçsizce kullanma… Tüm bu nedenler ve daha fazlaları omuz sıkışmasından omuz yırtığına, kireçlenmeden ‘donuk omuz’a dek bir çok omuz hastalıklarına yol açabiliyor, şiddetli ağrılar ve hareket kısıtlılığı ile kişinin yaşam konforunu son derece olumsuz etkileyebiliyor! Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Turan Çift, günümüzde yaşa bakmaksızın hemen herkesin omuz ağrıları ile karşılaşabildiğini, omuz ağrılarının günümüzde en sık görülen ağrılar arasında yer aldığını belirterek “Günlük yaşantımızda en sık kullandığımız eklemlerimiz olan omuzlarımız çok komplike bir yapıya sahiptir. Omuz deyince 4 eklemden bahsediyoruz ve çok hareketli olan bu eklemler travmaya çok açık. Ayrıca bazı yanlış yaşam alışkanlıkları sonucu da zamanla yıpranarak çeşitli sorunlar ortaya çıkarabiliyor. Çoğunlukla dayanılmaz şiddetli ağrılar ve hareket kısıtlılığı ile başvuran hastalarımızın öyküsünü dinleyerek, muayene ve gerekli tetkiklerin ardından çeşitli tedaviler uyguluyoruz. İlaç, enjeksiyon ya da fizik tedavinin yetersiz kalması durumunda hastalarımızı sağlığına kavuşturmak için artroskopi denilen kapalı ameliyata başvuruyoruz” diyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Turan Çift, omuz ağrıları hakkında bilinmesi gereken 5 önemli noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Dergi

Prof. Dr. Hakan Turan Çift

  • Bu hatalar omuzları yıpratıyor!

Omuzlarımız günlük yaşantımızda en sık kullandığımız, farkında olmadan en fazla yıprattığımız, travmaya en açık eklemlerimiz arasında yer alıyor. Özellikle 60 yaşına gelip de omuz ağrısı geçirmemiş bir kişi olmadığını belirten Prof. Dr. Hakan Turan Çift, bu ağrıların çok hafif olabildiği gibi ameliyata kadar da gidebildiğini belirterek “Günlük yaşantıda yapılan yanlış hareketler; örneğin bilgisayar karşısında uzun süre mola vermeden oturma, yanlış duruş pozisyonları, hareketsizlik, omuz kaslarını güçlendirici egzersizler yapmamak, baş üstü hareketleri (cam silme, rafa uzanma vb) sık ve uzun süreli yapmak, toplu taşıma araçlarında askılıkları tutarken yanlış bir hareket ya da parklarda omuz çevirme aletlerini hızlı ve yoğun şekilde çevirme gibi bilinçsizce yapılan uygulamalar ve özellikle çok yaygın olarak kullanılan spor salonlarında yapılan ağır egzersizler omuzlarda hasara yol açarak günlük yaşamı çekilmez kılan şiddetli ağrılara yol açabiliyor. Aynı şekilde; bir balkon yıkayacakken kovaya az az ve birkaç kez su doldurmak gerekirken, aceleci davranarak kovanın tümünü doldurup taşımak bir anda omuzlarda travmaya yol açarak tendon kopmasına bile neden olabiliyor. Omuzda ağır çanta taşınması hatta çantanın içine dizüstü bilgisayar, şarj aletleri gibi malzemeler doldurulup taşınması da omuzlara ağır hasarlar verebiliyor” uyarısında bulunuyor.

  • Sorunun nedeni ciddi bir hastalık da olabilir!

Omuz ağrılarına bazı hastalıkların da yol açabildiğine dikkat çeken Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Turan Çift şu bilgileri veriyor: “Çoğunlukla omuz sıkışma sendromu, omuz yırtıkları, omuz travmaları, kemik uçlarının sürtünmesini önlemeye yarayan ‘bursa’ adı verilen omuzlardaki keseciklerin iltihaplanması (bursit), omuzun kireçlenmesi (artrozu) halk arasında kulunç denilen fibromiyalji – boyundan yansıyan ağrılar ve nadir görülse de olası bir tümör omuz ağrılarına yol açabiliyor. Omuz ağrılarını ‘dinlenirsem geçer’ diyerek ihmal etmek altta yatan sorunun daha da ilerlemesine neden olduğundan, bir an önce hekime başvurmak ve konulacak tanıya göre tedaviye başlamak gerekir.”

Pause Dergi

  • Dikkat! Omuz çıkığını yerine oturtayım derken!…

Omuz çıkığında ilk müdahalenin mutlaka Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı tarafından yapılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Hakan Turan Çift şöyle konuşuyor: “Toplumumuzda omuz çıkığında çok sık yapılan yanlışların başında ‘ben yerine oturturum’ diyen kişiler geliyor. Ülkemizde ne yazık ki doktor olmayıp doktor gibi davranan çok kişi olduğu için, bu tür müdahalelerle çıkığı yerine getireyim derken bu kez kırıklara da yol açılabiliyor! Bu nedenle acil servise dahi gidildiğinde mutlaka ortopedi uzmanına danışılmalıdır.”

  • Omuz hastalıklarının tedavisinde farklı yöntemler uygulanıyor

Omuz hastalıklarında farklı tedaviler uygulandığının altını çizen Prof. Dr. Hakan Turan Çift, sorunun altında yatan nedenlerin mutlaka hasta öyküsü dinlenerek ve muayene edilerek, gerekirse tetkiklerle desteklenerek belirlenmesinin ve tedavinin ona göre planlanmasının çok önemli olduğunu söylüyor. Prof. Dr. Hakan Turan Çift şu bilgileri veriyor: “Omuz yırtıkları, omuz sıkışması, donuk omuz ya da kireçlenme gibi sorunlarda medikal tedavi ya da fizik tedavi ile fayda görmeyen hastalarda cerrahi tedaviye başvuruyoruz. Ameliyatı artroskopi denilen kapalı yöntemle yaparak hastanın ameliyat esnasında ve sonrasında konforunu yükseltebiliyoruz. 4-5 delikten kameralı sistemle girerek gerçekleştirdiğimiz ameliyatla çok başarılı sonuçlar alıyoruz. Ancak ameliyatı son seçenerek olarak düşünüyoruz; pek çok hastada ameliyata gerek kalmadan medikal tedavi ya da fizik tedavi ile başarılı sonuçlar alabiliyoruz. Kireçlenme sorunu ileri seviyedeyse proteze de başvurulabiliyor.”

  • Omuz sağlığını korumak için basit ama etkili önlemler!

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Turan Çift omuz sağlığını korumak için bazı basit ama etkili önlemler olduğunu belirterek, omuz kaslarını güçlendirici egzersizleri düzenli olarak yapmak, yukarı uzanırken dikkatli olmak, ağır çanta ya da ağır poşet taşımaktan kaçınmak, bir seferde ağır kaldırmak yerine örneğin kovaya birkaç sefer ama az su doldurmak, poşetleri tek elde değil iki kola bölüştürerek taşımak, otururken ve yürürken dik durmaya dikkat etmek ve bilgisayar başında çalışırken mola vermeyi ihmal etmemek gerektiğini söylüyor. Yapılan bilimsel çalışmaların; omuz yırtığının kaynamasında sigaranın olumsuz etkisi olduğunu ortaya koyduğunu belirten Prof. Dr. Hakan Turan Çift, bu nedenle sigaradan uzak durmanın genel sağlık açısından önemli olduğu gibi omuz sağlığında da çok önemli olduğunu vurguluyor.

Anne adaylarında en sık görülen 5 enfeksiyon!

Anne adaylarında en sık görülen 5 enfeksiyon!

Hamilelikte anne adaylarının en sık karşılaştıkları sorunların başında, ‘enfeksiyonlar’ geliyor. Anne ve bebeğin sağlığını doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen enfeksiyonlar kimi zaman bebeğin hayatını tehdit edecek boyutlara ulaştığı için korunma yöntemlerine dikkat etmek büyük önem taşıyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Süheyla Ayşe Mutlu, “Ayrıca hamilelikte önerilen tüm aşıların yaptırılması ve enfeksiyonu olan biriyle temas durumunda ya da enfeksiyondan şüphelenildiğinde doktora başvurulması çok önemli. Tedaviler bebeğin sağlığı düşünülerek seçiliyor. Dolayısıyla ‘bebeğime zarar verir’ endişesiyle ilaçları kullanmamak ya da yarıda kesmek gibi bir hataya düşülmemeli. Aksi halde erken doğum gibi ciddi sorunlar gelişebiliyor. Doktorun önerdiği tedavi aksatılmadığında ise hamilelik süreci sağlıklı devam ediyor” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Süheyla Ayşe Mutlu, hamilelik döneminde sık karşılaşılan enfeksiyonları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Dr. Süheyla Ayşe Mutlu

İDRAR YOLU ENFEKSİYONU

İdrar yolu enfeksiyonu hamilelik döneminde gelişen enfeksiyonlarda ilk sırada yer alıyor. Bunun nedeni ise büyüyen rahmin basısıyla boşaltım sistemindeki yavaşlama ve mesanenin tam olarak boşaltılamaması. Tedavi edilmemiş olan idrar yolu enfeksiyonu hamileliğin son dönemlerinde zarların erken açılmasına ve bunun sonucunda erken doğuma yol açabiliyor. Bu nedenle erken tedavisi büyük önem taşıyor. Dr. Süheyla Ayşe Mutlu, idrar yolu enfeksiyonunun en önemli belirtisinin idrar yaparken yanma olduğunu belirterek, “Sık idrara çıkma diğer belirtisi olsa da hamilelikte mesane kapasitesinin azalmasına bağlı olarak da görülebileceği için tek başına tanı koydurmaz. Bunun dışında kasık ve yan ağrısı gelişebilir” diyor.  İdrar yolu enfeksiyonları antibiyotik kullanımıyla tedavi edilebiliyor ve bol sıvı alınması tedaviyi kolaylaştırıyor.

Nasıl korunmalı?

– Mevsime göre değişmekle birlikte günlük ortalama 2,5 litre su tüketin

– İdrarınızı uzun süre tutmayın

– Sık sık tuvalete gidin ve mesanenin tamamen boşaldığından emin olun

– Tuvaletten sonra genital bölge temizliğini iyi yapın

– İç çamaşırınızı her gün değiştirin, genital bölgeyi temiz ve kuru tutun

– Çok sıkı kıyafetler giymeyin

ÜST SOLUNUM YOLU ENFEKSİYONLARI

Etken olan mikroorganizmaların sonbahar ve kış aylarında doğada görülme sıklığının artmasının yanı sıra yeterince havalandırılmamış olan kapalı yerlerde uzun süre kalınması, soğuk havanın vücut direncini düşürmesi, yeterli ve uygun beslenmeye dikkat edilmemesi, havanın soğumasıyla birlikte sıvı tüketiminin azalması gibi nedenlerle soğuk algınlığı ve gribin görülme sıklığı artıyor. Dr. Süheyla Ayşe Mutlu, hamileliğin tek başına üst solunum yolu enfeksiyonuna yakalanmak için bir risk oluşturmadığına işaret ederek, “Ancak hamilelik döneminde enfeksiyon geliştiğinde komplikasyon görülme riski artıyor ve hastaneye yatırılarak tedavi edilme oranlarının hamile olmayanlara göre daha yüksek olduğu görülüyor.” diyor. Üst solunum yolu enfeksiyonlarının genellikle tedavi gerektirmediğini, yatak istirahati ile bol sıvı alımıyla iyileşme sağlandığını ifade eden Dr. Süheyla Ayşe Mutlu,  “Burun tıkanıklığı için serum fizyolojik benzeri ilaçlar kullanılabiliyor. Gerekli durumlarda ateş düşürücü olarak parasetamol türü ilaçlar verilebiliyor. Tabloya öksürük ve balgam eklenirse bakteriyel bir enfeksiyon düşünülüp antibiyotik tedavisi gerekebiliyor” bilgisini veriyor.

Nasıl korunmalı?

– Kapalı ortamlarda uzun süre bulunmayın, zorunlu iseniz maske kullanın

– Bulunduğunuz ortamı sık sık havalandırın

– Ellerinizi düzenli olarak sabun ve suyla 20 saniye boyunca yıkayın

– Hasta kişilerle yakın temastan kaçının

– Grip aşınızı (ilk 3 aydan sonra) mutlaka yaptırın.

VAJİNAL ENFEKSİYONLAR

Vajinal enfeksiyonlar hamilelikte en sık karşılaşılan diğer bir grup enfeksiyonu oluşturuyor. Hamilelik sürecinde hormonal değişiklikler vajinal akıntıda artmaya neden oluyor. “Açık sarı veya beyaz renkteki akıntı kokusuz ise kaşıntı veya yanmaya yol açmıyorsa, fizyolojiktir ve sorun oluşturmaz” diyen Dr. Süheyla Ayşe Mutlu, “Koku, kaşıntı ile hassasiyet eşlik eden artmış akıntı ise mutlaka incelenmeli ve saptanan ajana göre uygun tedavi planlanmalı. Aksi halde erken doğum tehdidine yol açabiliyor.  En sık rastlanan Candida ve Gardnerella vajinalis enfeksiyonlarının tedavileri hamilelikte güvenle uygulanabiliyor” bilgisini veriyor.

Nasıl korunmalı?

– Pamuklu iç çamaşırı kullanın

– Islak mayo ile oturmayın

– Genital bölge temizliğine dikkat edin

– Flora dengesizliğine yol açabildiği için uygun pH’da olan genital bölge temizleyicileri tercih edin

Pause Dergi

HPV (Human Papilloma Virüsü)

Son yıllarda daha sık karşılaşılan bir diğer enfeksiyon ise Human Papilloma Virüsü’nün neden olduğu genital siğiller oluyor. Dr. Süheyla Ayşe Mutlu, çok yaygın ve büyük değilse genital siğillerin mutlaka tedavi edilmeleri gerekmediğine işaret ederek, “Tedavi ihtiyacı halinde asetik asit, kriyoterapi veya lazer ablasyon yöntemlerine başvurulabiliyor. Diğer tedavi yöntemleri anestezi altında yapıldığı için gereksiz risk oluyor, dolayısıyla tercih edilmiyor. Doğum sırasında virüsün bebeğe bulaşması oldukça nadir görülüyor. Vajina içinde siğilleri bulunan anne adaylarında sezaryen yöntemiyle doğum tercih ediliyor” diyor.

Nasıl korunmalı?

– Güvenli cinsel hayat en önemlisi, zira kondom bile tam anlamıyla korumuyor

– Hamilelik öncesinde HPV aşısı olmanızda fayda var

TOKSOPLAZMA

Hamilelik sürecinde daha nadir görülmekle birlikte, bebeğin sağlığını tehdit eden diğer bir enfeksiyon toksoplazma oluyor. Toksoplazma gondi paraziti enfekte olmuş kedilerin dışkılarının bulaştığı toprakla temas eden sebze ile meyvenin iyi yıkanmadan ve enfekte etlerin çiğ ya da az pişirilerek yenmesi yoluyla insana bulaşıyor. Parazit fetüse ulaşır ve enfeksiyon yaparsa, düşük ile ölü doğumlara neden olabiliyor. Ayrıca bebekte gelişim problemleri, körlük, sağırlık ve beyinde su toplanması gibi sorunlar gelişebiliyor.

Nasıl korunmalı?

– Hamilelik öncesinde ve hamilelik döneminde çiğ et veya iyi pişmemiş et tüketmeyin

– Meyve ve sebzeleri yemeden önce çok iyi yıkayın

– Toprakla uğraşıyorsanız eldiven kullanın ve ellerinizi çok iyi temizleyin.

– Evden dışarı çıkmayan ve çiğ et yemeyen ev kedilerinden bulaş olmaz. Yine de kumları temizlerken eldiven kullanın ya da bu işi başka bir aile ferdine bırakın.

Narın şifası saymakla bitmiyor

Narın şifası saymakla bitmiyor

Sonbahar ile kış mevsiminin en sevilen meyvelerinden olan nar, market ve pazarların tezgahlarını renklendirmeye devam ediyor. Nar A vitamini, bazı B vitaminleri (B1, B2, B6), C vitamini, E vitamini ve folik asit gibi pek çok vitamin içermesinin yanı sıra potasyum, magnezyum, sodyum, kalsiyum, çinko ve demir gibi minerallerden de zengin bir meyve. Ayrıca içeriğinde bulunan bol miktardaki polifenol sayesinde antioksidan içeriği en yüksek besinler arasında yer alıyor. Tüm bu vitamin, mineral ve antioksidan içeriğiyle nar tam bir şifa deposu adeta. Yapılan çalışmalarda; meyve olarak yenilen narın meyve suyu halinde tüketilmesine oranla 20 kat daha yüksek oranda antioksidan etki sağladığı ortaya konmuş. Buna narın çekirdeğiyle birlikte tüketilmesinin etkisi olduğu düşünülüyor. Orta boy bir narın ortalama ağırlığı 350-400 gram oluyor ve yaklaşık 1 su bardağı nar tanesine denk geliyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, bir porsiyon narın 100 gram ve yaklaşık 80 kalori olduğunu belirterek, “Sağlığımız üzerindeki etkilerinden faydalanmak için her gün bir porsiyon nar tanelerini çekirdekleriyle birlikte tüketebilirsiniz. Ancak diyabet hastası iseniz narı daha az ve kontrollü tüketmeniz gerekir” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, nar tüketmeniz için 7 önemli nedeni anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur

Eklem ağrılarına iyi geliyor

Yüksek antioksidan içeriğiyle vücutta kronik inflamasyonu önleyebiliyor ve vücuttaki iltihabın azalmasına destek veriyor. Bu etkileri sayesinde eklem ağrılarının hafiflemesine ve artrit gibi eklem hastalıklarının tedavisine katkı sağlıyor.

Damarları koruyor

Yapılan çalışmalara göre; antioksidan kapasitesi yüksek olan nar suyu LDL (kötü huylu) kolesterolü düşürebiliyor ve trombosit aktivasyonunu azaltarak aterosklerozun (damar sertliği) önlenmesine yardımcı oluyor.

Ciltte kırışıkları geciktirebiliyor

Yaş ilerledikçe vücutta antioksidan üretimi yavaşlıyor. Vücutta antioksidanın azalması da ciltte kırışıklıklara ve hızlı yaşlanmaya sebep oluyor. Nar içerdiği zengin antioksidanlar sayesinde ciltte kırışık oluşumunu geciktirerek yaşlanmanın etkilerini azaltıyor. Narın çekirdeğinde bulunan punisik asit de (omega 3 yağ asidi) cildin nem kaybının azalmasına yardımcı olarak yaşlanmanın etkisini yavaşlatıyor.

Pause Dergi

Kan şekerini dengelemeye yardımcı oluyor

Posa, kan şekerini düzenlemeye destek olan önemli etkenlerden biri. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, “Nar çekirdeği içerdiği zengin lif sayesinde kan şekerinin dengelenmesine yardımcı oluyor.’’ diyor.

Tümöre karşı etkili olabiliyor

Narın içerdiği zengin antioksidanlar vücudu hastalıklara karşı daha dirençli hale getiriyor. Kansere karşı koruyucu etki gösteriyor ve oluşan kanser hücrelerinin çoğalmasının önlenmesine destek veriyor.  Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, “Özellikle nar suyu tüketiminin prostat ve kolon kanserini önleyici etkileri olduğu çalışmalarla gösterilmiştir.” diyor.

Hafızayı güçlendiriyor

Narın içeriğindeki antioksidan bileşenlerin ve özellikle çekirdeğinde bulunan esansiyel bir yağ asidi olan punisik asidin hafızayı güçlendirmek gibi önemli bir işlevi var. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, “Bu etkisi nedeniyle narın Alzheimer tedavisinde önemli bir rol oynayacağı düşünülüyor.” diyor.

Kabızlığa iyi geliyor

Yetersiz lif alımı kabızlığın en sık karşılaşılan nedenlerinden biri. Lif oranı oldukça yüksek olan nar kabızlığa iyi geliyor. Sadece narı yemek değil, nar suyu içmek de kabızlığın giderilmesine ve önlenmesine yardımcı oluyor. Ancak çok fazla nar tüketmenin de gereğinden fazla lif alımına yol açıp kabızlık yapabileceği de unutulmamalı.

 Nar tüketirken 5 kurala dikkat!

  • Narın kabuğunda tanenler yer alıyor. Kabuklu presleme yöntemiyle elde edilen nar suyunun içeriğindeki tanenler sayesinde antioksidan özelliği daha fazla oluyor.
  • Antikanserojen ve antiinflamatuar özelliğinden faydalanmak için narı çekirdekleriyle birlikte tüketin.
  • Vitamin değerlerinin kaybolmaması için özellikle nar suyunu bekletmeden için.
  • Nar, özellikle antikogülan grubu denilen (kan sulandırıcı) bazı ilaçlarla etkileşimde oluyor. Dolayısıyla kullandığınız ilaçların nar ile etkileşimi olup olmadığını mutlaka hekiminize danışın.
  • Diyabeti olanlar için porsiyon ölçüsü normal bireylerden daha azdır. Diyabet hastalığınız varsa günde yaklaşık 1 çay bardağı nar tanesi tüketebilirsiniz.

Doğum kontrol yöntemleri menopoza yol açar mı?

Doğum kontrol yöntemleri menopoza yol açar mı?

Kadınlarda doğurganlığın sona erdiği dönem ‘menopoz’ olarak adlandırılıyor. Dünya genelinde ortalama menopoz yaşı 45-55 iken ülkemizde kadınlar genellikle 48-50 yaş arasında menopoza giriyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Başar Önal, menopozun tıpkı bebeklik, çocukluk, ergenlik ve üreme çağı gibi doğal bir süreç olduğuna dikkat çekerek, “Menopoz kesinlikle bir hastalık değildir. Yumurtalık fonksiyonlarının son bulmasıyla her kadın menopoza girer. Dolayısıyla kadınlar sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, rutin hekim kontrolleri ve varsa yakınmalarına yönelik tedavilerle yine oldukça aktif bir yaşam sürebilirler” diyor. Ancak menopoz hakkında toplumda doğru sanılan hatalı bilgiler doğrultusunda hareket edilmesi kadınların bu süreci sağlıklı ve mutlu geçirmelerine engel olabiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Başar Önal, toplumda menopoz hakkında doğru sanılan hatalı bilgileri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Başar Önal

Dr. Başar Önal

Menopoza girmek her kadında ciddi yakınmalara yol açar. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Menopoz döneminde bazı sıkıntılar yaşanıyor ama bu süreç her kadında farklı seyrediyor. Öyle ki bazı kadınlar bu süreci sıkıntılı geçirirken bazıları ise rahat atlatıyorlar. Bu dönem kadın doğum hekiminden alınan yardımla daha rahat geçirilebiliyor.

Menopoz aniden başlayan bir süreçtir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Menopoz son adetin görülmesinden yaklaşık 1-5 sene önce, hormonal dalgalanmalar sonucu ortaya çıkan adet düzeninde bozulmalarla kendini hissettirmeye başlıyor. Bu dönem premenopoz olarak isimlendiriliyor. Menopoz son görülen adet, daha sonraki dönem ise postmenopoz olarak adlandırılıyor.

Kadınlar annesiyle aynı yaşta menopoza girer. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kadınların menopoza girme yaşını belirleyen faktörlerden sadece biridir annenin menopoza girme yaşı. Bu süreci etkileyen diğer faktörler beslenme özellikleri, sigara kullanımı ve yaşam tarzı oluyor. Yani annesi erken yaşta menopoza girip sıkıntılı bir süreç geçiren bir kadın daha farklı bir menopoz deneyimi yaşayabiliyor.

Pause Dergi

Rahim alındığında menopoza girilir. YANLIŞ! 

DOĞRUSU: Menopoz yumurtalık fonksiyonlarının bitmesiyle ortaya çıkan bir süreç. Rahmi alınıp yumurtalıkları bırakılan bir kadın adet görmüyor ama yumurtalık fonksiyonları devam ettiği sürece menopozun yarattığı sıkıntılı durumlarla karşılaşmıyor.

Geç menopoza girmek sağlıklıdır. Dolayısıyla geç menopoza girenler daha uzun yaşar. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Menopoza 45-55 yaşları arasında girmek sağlıklı bir durum olarak kabul ediliyor. Dr. Başar Önal, “Menopoza geç girenler daha genç görünümlü olsalar da daha uzun yaşamazlar. Üstelik normalden uzun süre kadınlık hormonu olan östrojene maruz kalmak bazı kanser risklerini arttırabiliyor.” diyor.

Doğum kontrol yöntemleri erken menopoza neden olur! YANLIŞ!

DOĞRUSU: Yanlış inanışın aksine, üreme çağında spiral, doğum kontrol hapı ve tüplerin bağlanması gibi doğum kontrol yöntemleri menopoza girme zamanında değişikliğe neden olmuyor.

Pause Dergi

Menopoz kilo alımına yol açar. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Menopoz döneminde, ilerleyen yaşla birlikte kas ile yağ oranı yağ lehine bozuluyor, dolayısıyla yağlanma artıyor. Menopoz döneminde hareketsizlik, beslenme bozuklukları ve yüksek kalorili gıdalara yönelme insülin direncini bozarak kilo alımına sebep olabiliyor. Ancak bu etkenler menopoza giren her kadının kilo alacağı anlamına gelmiyor. Düzenli spor yapan, sağlıklı beslenen ve aktif bir yaşam süren kadınlar menopoz öncesi kilolarını koruyabiliyor, hatta kilo verebiliyor.

Menopozla birlikte cinsel yaşam sona erer. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Başar Önal, menopoz döneminde östrojen eksikliği nedeniyle vajinal kuruluk oluşabileceğini belirterek, “Bu durum ilişki sırasında sıkıntı yaratabilse de sorunun çözümü vardır. Artık hamile kalma riskinin olmaması da kadının cinsel yaşamda kendini daha rahat hissetmesini sağlayabiliyor.” diyor.

Menopoz tedavi ve destek gerektirmeyen bir süreçtir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Dr. Başar Önal, “Menopoz sürecini çok rahat ve sıkıntısız geçiren kadınlara herhangi bir destek veya tedavi gerekli olmayabiliyor. Ancak bu dönemi ateş basması, sıkıntı, uykusuzluk ve depresyon gibi sorunlarla yaşayan kadınlara hormonal veya hormonal olmayan destek tedavileri verilmelidir.” diye konuşuyor.

Menopoz döneminde hormon tedavisi kanser riskini artırır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Başar Önal, toplumdaki yaygın inanışın aksine, menopoz döneminde gerekli olan sürede ve uygun dozda verildiğinde hormon replasman tedavisinin kanser riskini artırmadığına dikkat çekerek, ”Aksine tedavi uygulanan kadınlarda kolon ve rahim kanserlerinin daha az görüldüğü bildiriliyor. Meme kanseri riskindeki minimum artış ise düzenli mamografi ile meme ultrasonografisi takibiyle ve uygun hasta seçimiyle önlenebiliyor.” diyor. Hormon replasman tedavisinin menopoz sürecinin rahat geçirilmesini sağlarken kalp hastalıklarında ölümleri ve kemik kayıplarına bağlı hastalıkların gelişim risklerini de azalttıklarını vurgulayan Dr. Başar Önal, “Ancak tedavi menopozun ilk başlangıç yıllarında yapılmalı, uygun dozda sürdürülmeli ve yakın takip altında 4-5 yılı aşmamalıdır.” bilgisini veriyor.