Yazılar

Genellikle göz ardı ediliyor, ancak…

Genellikle göz ardı ediliyor, ancak…

Kadın hastalıklarında erken teşhis ve tedavi hayat kurtarıyor. Ancak geç kalındığında tedavisi oldukça güçleşen ciddi hastalıkların belirtileri kadınlar tarafından ‘strestendir’ veya ‘önemli bir sorun yoktur’ düşüncesiyle göz ardı edilebiliyor. Oysa dikkate alınmayan adet düzensizliği, ara kanamalar ve sık idrara çıkma gibi belirtiler, ciddi hastalıkların habercisi olabiliyor.  Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın, “Kadınların herhangi bir yakınmalarında hekimlerine başvurmaları çok önemlidir. Zira, erken tanı ve tedavi sayesinde pek çok hastalık daha ciddi sağlık problemlerine yol açmadan tedavi edilebilir. En önemlisi ise hiçbir yakınması olmasa bile kadınların 21 yaşından itibaren her yıl düzenli jinekolojik muayenelerini ihmal etmemeleridir. Örneğin, smear testi sayesinde hücresel değişimler rahim ağzı kanserine dönüşmeden tedavi edilebilir. Ayrıca yine düzenli kontrollerini yaptıran kadınlar, genelde belirti vermeden ilerleyen yumurtalık kanserine karşı önemli avantajlar elde edebilirler” diyor.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın, kadınların mutlaka hekime başvurmaları gereken 7 sinyali anlattı; önemli uyarılarda bulundu.

Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın

Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın

Adet düzensizliği ve ara kanamalar

Adet düzensizliği asla ihmal edilmemesi gereken önemli belirtilerden. En sık aşırı stres veya egzersiz, hızlı kilo alıp–verme, polikistik over sendromu (PCOS), tiroit veya prolaktin hormonu problemlerinden kaynaklanıyor. Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın, “Ayrıca aşırı ve yoğun  miktarda görülen uzun süreli adet kanamalarında mutlaka jinekolojik değerlendirme yapılması gerektiğine işaret ederek, “Yoğun adet kanamaları endometrial polip, miyom, rahim duvarı kalınlaşması, rahim ağzı ve endometrium kanserinin önemli bir belirtisi olabilir” diye konuşuyor.

Kasık ağrısı, karında şişlik

Kasık ağrısı; enfeksiyonlar, miyomlar, yumurtalık kistleri ve endometriozise işaret edebiliyor. Ağrıya vajinal akıntı eşlik ediyorsa pelvik enfeksiyonu açısından değerlendirmek önem taşıyor. Antibiyotik tedavisine rağmen ateş, şiddetli karın ve bel ağrısı oluşursa; rahim, yumurtalık ile tubaların enfeksiyonu ve abse açısından ileri tetkik gerekebiliyor. Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın, kadınlarda gelişen kasık ağrısına endometriozis hastalığının da neden olabileceğine dikat çekerek, “Endometriozis rahim içini kaplayan dokunun rahim dışında, endometrioma (çikolata kisti) ise endometriozisin yumurtalıklarda olmasıdır” diyor.   Kasık ağrısına adet gecikmesi eşlik ediyorsa altta yatan etkenin dış gebelik olabileceğini vurgulayan Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın, “Eğer karın ağrısı ve karında şişlik belirtilerine  kilo kaybı da eşlik ediyorsa hasta yumurtalık kanseri açısından tetkik edilir. Yumurtalık kanseri genelde ileri evrede belirti verdiği için yıllık jinekolojik muayeneler, erken tanı ve tedavide büyük önem taşır” diyor.

Genital siğiller

Genital bölgede kabarık ve genellikle deri renginde  olan lezyonlar ‘genital siğil’ olabiliyor. Değişik görünümde, renkte ve çeşitli  yaygınlıkta görülen bu siğiller en sık Human Papilloma Virüsü’nden (HPV) kaynaklanıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın, siğillerin çoğunlukla şikayet oluşturmadıklarını ve nadiren kaşıntıya yol açabildiklerini belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Siğillerin yüzde 90’ından sorumlu olan HPV tip 6 ve 11 rahim ağzı kanseri açısından düşük risk grubunda yer alır. Ancak diğer alt grupların da eşlik edebilmesi nedeniyle rahim ağzı kanseri tarama testlerinin mutlaka yapılması gerekir”

Cinsel ilişki sonrasında kanama

Cinsel ilişki sonrasında oluşan vajinal kanama; vajinal enfeksiyonlar, rahim ağzında oluşan polipler, çok daha önemlisi rahim ağzı kanseri lezyonlarına bağlı görülebiliyor. Rahim ağzı kanserine en sık yol açan etkenin genellikle cinsel yolla bulaşan Human Papilloma Virüsü (HPV) olduğuna dikkat çeken Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın, “Bu virüs cinsel ilişki sonrasında vajinal kanamayla da kendini belli edebilir, ancak hastalığın erken dönemlerinde şikayet vermeyebilir. Bu nedenle jinekolojik muayene esnasında yapılan Smear – HPV testleri büyük önem taşır. Tarama testleri (Smear -HPV testleri)  ile kanser öncüsü lezyonlar tespit edilebilir. Erken tanı ve doğru tedaviyle rahim ağzı kanserinin gelişimi önlenebilir” bilgisini veriyor.

Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın

Vajnal akıntı

Fizyolojik vajinal akıntı kokusuz, şeffaf ve renksiz oluyor. Vajina florasında  birtakım yararlı mikroorganizmalar baskındır. Çeşitli sebeplerle flora dengesinin bozulması vajinal akıntıda değişikliklere  yol açabiliyor. Vajinal akıntı sarı ya da yeşil renkli ve kötü kokulu ise buna kasık veya bel ağrısı ile kaşıntı şikayetleri eşlik ediyorsa, nedeni enfeksiyon olabiliyor. Gonore, klamidya, üroplazma veya mikroplazma gibi cinsel yolla bulaşan enfeksiyonların varlığında eşlere antibiyotik tedavisi planlanıyor.

Menopoz döneminde kanama

Son adet tarihinden bir yıl sonra görülen vajinal kanamalarda mutlaka hekime başvurulmalı. Zira bu kanamalar; vajinal kuruluğa bağlı olarak vajinal atrofi kanamaları, endometrial hiperplaziler (rahim iç zarının kalınlaşması), rahim ağzı ya da endometrium kaynaklı polipler, miyomlar, dahası rahim ağzı ve endometrium kanserlerinin habercisi olabiliyor. Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın, bu nedenle menopozda gelişen kanamaların mutlaka önemsenmesi gerektiği uyarısında bulunarak, “Bu kanamalarda jinekolojik muayenenin yanı sıra rahim ağzı kanseri tarama testleri ve ultrasonografi  yöntemlerine başvurulur. Rahim içi zarının kalın olduğu tespit edilirse, endometrial biyopsi seçenekleri değerlendirilmeli ve patoloji incelemesi yapılmalıdır” diyor.

Sık idrara çıkma

Kadınlarda sık idrara çıkma sorunu çeşitli sağlık durumlarından kaynaklanabiliyor. En yaygın sebepler arasında idrar yolu enfeksiyonları, üriner inkontinans ve bazı kronik durumlar yer alıyor. İdrar yolu enfeksiyonları, bakterilerin üriner sisteme girmesi ve enfeksiyona yol açmasıyla karakterizedir.  Bu durum, sık idrara çıkma, yanma hissi ve idrar yaparken acı gibi belirtilerle kendini gösterebiliyor. Üriner inkontinans ise idrar kesesinin kontrolünün kısmen veya tamamen kaybedilmesi durumudur ve sık idrara çıkma, idrar kaçırma ile ani idrar ihtiyacı gibi semptomlarla ortaya çıkıyor.

Göz tembelliği kalıcı görme kaybına yol açabiliyor!

Göz tembelliği kalıcı görme kaybına yol açabiliyor!

Çocukluk çağının en yaygın hastalıklarından biri olan göz tembelliği çok sık gözden kaçtığından ileride tedavisi zorlu bir hal alabildiği gibi kalıcı görme kaybına da yol açabiliyor.  Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy Hastanesi) Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz, gözde tek ya da çift taraflı görme keskinliğinin azalmasının göz tembelliğine (ambliyopi) işaret ettiğini belirterek “Göz tembelliği esas olarak beyinde görme ile ilgili alanların fonksiyonlarının gelişememesidir. Hastalığa geç tanı konulması gecikmiş tedavi anlamına gelir ki bu da tedaviye zor cevap verilmesine yol açar. Bu nedenle tüm çocukların doğum ile beraber 3. ve 6. ay da dahil olmak üzere her yıl 6 yaşına kadar rutin göz muayenesinin mutlaka yapılması gerekir” diyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz çocuklarda göz tembelliğini anlattı, anne babalara önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Halk arasında ‘göz tembelliği’ olarak adlandırılan, tıptaki adıyla ‘ambliyopi’ ülkemizde yaygın görülen hastalık. Gerek çocuklarda gerekse yetişkinlerde sık rastlanan bu önemli sorunun 9 yaşına kadar tanı konulması durumunda kolayca tedavi edilebildiğini belirten Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz, buna karşın teşhiste geç kalındığında tedavi şansının kaçırılabildiğini söylüyor. Göz tembelliğinin çocuğun ileriki hayatında meslek seçiminde bile karşısına bir sorun olarak çıkabilen bir hastalık olduğunu vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Şahbaz şöyle konuşuyor: “Doğumdan itibaren her iki gözü sağlıklı görsel uyarı alan çocuklar, bu iki gözden gelen görüntüleri beyinde birleştirip tek bir görüntü olarak algılamayı öğrenir. Bunun gelişimine engel olan her durum göz tembelliği (ambliyopi) ile sonuçlanır. Göz tembelliği esas olarak beyinde görme ile ilgili alanların fonksiyonlarının gelişmemesi, gözlerde tek taraflı veya çift taraflı görme keskinliğinde azalmadır. Erken tanı ve tedavi ile göz tembelliğini tedavi etmek mümkündür. Göz tembelliğinin çocukluğun erken ilk yıllarında (8-9 yaş) tedavi edilebileceği kritik bir dönem vardır.”

Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz

Dr. İbrahim Şahbaz

6 yaşına kadar yılda bir düzenli muayene şart!

Gözlerde kayma (şaşılık) olması, iki gözün gözlük numalarının birbirinden çok farklı olması, göz kapağında düşüklük veya doğumsal kataraktın göz tembelliğinin başlıca nedenleri arasında yer aldığını belirten Dr. Öğretim Üyesi Şahbaz “Göz tembelliğinin nedeni şaşılık veya göz kapağında düşüklük ise aile bu tür durumları genellikle fark eder ve çocuğunu göz doktoruna muayeneye getirir; hasta, tanısını alır ve gerekli tedavisi başlar. Ancak göz tembelliğinin nedeni iki gözün gözlük numarası arasında farklılık veya yüksek gözlük numarası ise çocuğun dış görünüşünde farklılık olmadığı için dışarıdan ailenin anlaması mümkün değildir. Genellikle bu durumlarda, rutin göz muayenesi yapılmamışsa çocuk geç tanı alabilir” diyor. Geç tanı alınmasının gecikmiş tedavi anlamına geldiğini, bunun da tedaviye zor cevap verilmesine yol açtığını vurgulayan Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz, bu nedenle tüm çocukların doğum ile beraber 3. ve 6. ay da dahil olmak üzere her yıl 1-6 yaş arasında rutin göz muayenesi olmasının son derece önemli olduğunu söylüyor.

Acıbadem

 Tedavide 9 yaş kritik sınır!

Erken tanı ve tedavi ile göz tembelliğinin tedavi edilebildiğini, özellikle 9 yaşına kadar tedavi edilebildiği kritik bir dönem olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz, öncelikle göz tembelliğine neden olan hastalığın tedavi edildiğini söylüyor. Kritik yaş dönemi sonrası 12 yaşından itibaren hastalarda göz tembelliğinin kesin bir tedavisinin olmadığını vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Şahbaz şöyle konuşuyor: “9 yaşına kadar olan dönemde öncelikle göz tembelliğine neden olan hastalık tedavi edilir. Göz tembelliğinin cerrahi bir tedavisi yoktur. Buna neden olan şaşılık veya göz kapak düşüklüğü ise, öncelikle bu durumlar cerrahi ile tedavi edilir. Gerekirse gözlük kullanımına başlanır ve daha sonra hastanın yaşına ve görme tembelliğinin derinliğine göre belirlenen sürelerle sağlıklı göze kapama tedavisi planlanır. Kapama tedavisi ile birlikte CAM tedavisi de uygulanabilmektedir. Ancak 12 yaşından sonra bazı Nörovizyon tedavisi gibi yöntemlerle çok az da olsa olumlu sonuçlar alınsa da çoğunlukla kesin tedavi imkanı ortadan kalkmaktadır.”

Kış depresyonunu kendi kendinize atlatmanın yolları!

Kış depresyonunu kendi kendinize atlatmanın yolları!

Güne yorgun uyanıyor, iştahınızı kontrol edemiyor, yaptığınız işe odaklanamıyor, endişeli ve öfkeli hissediyor, sosyal ilişkilerinizde sorunlar mı yaşıyorsunuz?  Bu ve benzeri şikayetler kış depresyonuna işaret edebilir! Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi’nden Uzman Psikolog Duygu Gökyıldırım Uslu, havaların soğuduğu, günlerin kısalarak gün ışığının yerini karanlığa ve uzun gecelere bıraktığı kış mevsiminde pek çok kişinin ruh halinde, ellerinde olmadan hatta tüm direnmelerine rağmen belirgin şekilde olumsuz değişiklikler yaşanabildiğini belirterek, bunun altında Kış Depresyonunun yattığını söylüyor.

Yapılan bazı çalışmalarda; ülkemizde majör depresyon tanısı almış her 3 kişiden 1’inin mevsimsel kış depresyonu yaşadığının ortaya konduğunu belirten Uzman Psikolog Uslu “Biyolojik saat ve gün ışığının hormonlar üzerindeki etkisi gibi sebeplerden dolayı her insan bu ruhsal değişimi hisseder. Bazıları çok hafif yaşarken bazıları ise bu etkiyi olması gerekenden daha yoğun yaşayabilir ve genetik yatkınlığı olan kişilerde ruhsal hastalıkları da tetikleyebilir. Kış depresyonunu tüm önlemlere rağmen kendi kendinize atlatamıyorsanız uzman desteği almaktan çekinmeyin” diyor.

Peki ‘Kış Depresyonu’nun nasıl üstesinden gelebilir, kendimizi nasıl koruyabiliriz? Uzman Psikolog Duygu Gökyıldırım Uslu 10 soruda Kış Depresyonu testi hazırladı; kış depresyonuna karşı 6 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Psikolog Duygu Gökyıldırım Uslu

Psikolog Duygu Gökyıldırım Uslu

Fiziksel aktiviteniz olsun

Kış depresyonundan korunmanızı sağlayacak önlemlerden biri; fiziksel aktivitenizin olması. Yapılan çalışmalar; düzenli egzersizin, halk arasında ‘mutluluk hormonu’ olarak bilinen endorfin salınımını artırırken genel ruh halinizi iyileştirmeye katkı sağladığını gösteriyor. Böylece enerji seviyeniz yükselebilir. Kış aylarının soğuk ve kasvetli yapısına karşı, müzik dinleyerek yapacağınız tempolu yürüyüşlerin ve sporun da hem fiziksel hem de ruhsal olarak fayda sağlayacağını söylüyor.

Sağlıklı beslenin

Beslenmenize önem vermek, vücudunuzun ihtiyaç duyduğu sağlıklı besinleri tüketmek enerjinizi artırır. Bu süreçte abur cubur atıştırmalıklardan, tuzlu, karbonhidratlı ve şekerli hazır gıdalardan kaçınarak, taze sebze ve meyve tüketmeye özen gösterin. Sabah kahvaltılarını hamur işi ya da poğaça ile geçiştirmek yerine beyaz peynir, zeytin, yumurta ve yeşilliklerin olduğu bir kahvaltı yapmaya dikkat edin. Soğuk kış günlerinde susama hissi azaldığından su içmek için susamayı beklemeyin ve mutlaka günde iki litre su için.

Güneş ışığından faydalanın

Kış aylarının soğuk ve kasvetli günlerinde güneş de nadiren yüzünü gösterirken, özellikle güneşli günlerde mutlaka dışarı çıkarak mümkün olduğunca güneş ışığından faydalanmaya çalışın. Her gün mümkün olduğunca dışarı çıkarak derin nefes alıp verin. Yapacağınız yarım saatlik bir yürüyüşle kış güneşinin içinizi ısıtmasına olanak tanımanız, kendinizi çok daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır.

Kış depresyonunu

Sosyal ilişkilerinizi güçlendirin

Yağmurlu, karlı ve soğuk günlerde kendinizi eve kapatmayın, sosyal ortamlardan izole etmeyin. Mümkün olduğunca ailenizle ve arkadaşlarınızla görüşüp sosyal aktivitelere katılın. Sosyal ilişkilerinizi güçlü tutmanız ve sevdiğiniz insanlarla dışarıda aktivitelere katılmanız kış depresyonunun sizi etkisi altına almasını engelleyen başlıca faktörlerden biri olacaktır.

Kendinize zaman ayırın

Kendinize zaman ayırarak dinlenmek, rahatlamak ve kişisel ilgi alanlarınıza odaklanmak önemlidir. Kendinize küçük zevkler verin ve hoşlandığınız aktivitelere zaman ayırın, hobi edinin. Örneğin; yıllardır çok çalmak istediğiniz müzik aletini alıp veya resim kursunu araştırıp kayıt yaptırabilirsiniz. Yeniliklere açık olun ve denemekten çekinmeyin.

Stresinizi yönetmeyi öğrenin

Uzman Psikolog Duygu Gökyıldırım Uslu “Unutmayın ki stres kış depresyonunun en önemli sebeplerinden biridir. Stresinizi yönetmek ve aşırı stresten kaçınmak sonbahar depresyonu riskinizi azaltacaktır. Yoga, meditasyon, rahatlatıcı nefes egzersizi gibi teknikler stresi kontrol altına almanızda size fayda sağlayacaktır” diyor.

Kış depresyonunu

10 soruda ‘Kış Depresyonu’ Testi

Uzman Psikolog Duygu Gökyıldırım Uslu aşağıdaki soruların en az 5 tanesine ‘Evet’ diyorsanız Kış Depresyonu ile karşı karşıya olabileceğinizi söylüyor. İşte, o sorular;

  1. Kendinizi üzüntülü, boşlukta ya da umutsuz mu hissediyorsunuz?
  2. İştahınızda değişimler olup, ya çok yiyor ya da hiçbir şey yemek istemiyor musunuz?
  3. Yaptığınız etkinliklere karşı ilginizde ciddi bir azalma, zevk alamama durumu mu var?
  4. Endişeli mi hissediyorsunuz?
  5. Öfkeli davranışlarda bulunuyor, hatta bazen kendinizi tanıyamıyor musunuz?
  6. Geçmişinizle daha sık hesaplaşıyor, geçmişe dönük pişmanlık ve suçluluk mu hissediyorsunuz?
  7. Son dönemde cinsel istekte azalma mı yaşıyorsunuz?
  8. Uyku sorunları mı yaşıyorsunuz? Ya çok uyuyor ya da uyku tutmuyor mu?
  9. Kendinizi halsiz hatta bitkin mi hissediyorsunuz?
  10. Evden çıkmak istemiyor, sosyal ortamlara katılmaktan kaçınıyor musunuz?

Sonbahar migreni nasıl tetikliyor

Sonbahar migreni nasıl tetikliyor

Dünyada en yaygın görülen hastalıklardan biri olan migren, genellikle başın bir yarısında gelişen şiddetli ve zonklayıcı tipte baş ağrısı olarak tanımlanıyor. Hayat kalitesini ciddi boyutlarda düşürebilen ve Türkiye’de 12 milyon kişiyi etkileyen migren hava değişiminden etkilenen bir hastalık. Özellikle sonbahar mevsiminde ısının düşmesi, azalan nem, barometrik basınç değişimi ile rüzgar gibi faktörler migreni tetikleyebiliyor. Yapılan pek çok çalışma, mevsimsel migren ataklarının sonbaharda diğer mevsimlere göre daha sık görüldüğünü ortaya koyuyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Nebahat Bilici, migren ataklarını azaltmak için yıl boyunca tavsiye edilen önlemlerin yanı sıra sonbahara özgü bazı tedbirlerin de alınması gerektiğine dikkat çekerek, “Migren düzenli bir hayatı seviyor. Dolayısıyla diyet, egzersiz ve uyku döngülerinde alınacak olan önlemler migren ataklarında azalmayı sağlıyor. Ayrıca özellikle lodoslu havalarda mümkünse dışarıya çıkmamak, vücudu mikroplardan korumak ve D vitamini eksikliğine karşı önlem almak, alerjiye yatkınlık varsa tetikleyici etkenlerden kaçınmak sonbahar aylarında en çok dikkat edilmesi gereken önlemleri oluşturuyor” diyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Nebahat Bilici, sonbahar aylarında migren atıklarına karşı dikkat etmeniz gereken 6 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Dr. Nebahat Bilici

Dr. Nebahat Bilici

Hava raporunu yakından takip edin

Sonbaharda hava ısısının düşmeye başlaması, havadaki nemin azalması, barometrik basıncın değişmesi ve rüzgar gibi faktörler migren ataklarında tetikleyici rol oynuyor. Araştırmacılar, barometrik basınçtaki düşüşün beyindeki kan damarlarının genişlemesine yol açarak migren ataklarını artırdığını saptamış. Rüzgar, özellikle de lodos migren ataklarını, üzerinde taşıdığı çeşitli toz ve mineral partikülleri nedeniyle artırıyor. Dr. Nebahat Bilici, sıcaklık ve basınç değişikliklerine karşı duyarlıysanız hava tahminlerini yakından takip etmeniz gerektiğini belirterek, “Bu sayede lodoslu havalarda dışarıya çıkmayabilir veya mecbursanız lodos ile savrulan ve migren atağını tetikleyen partiküllerden korunmak için sokağa çıkarken maske takmak gibi önlemler alabilirsiniz” diyor.

Sonbahar alerjilerine karşı önlem alın

Sonbaharda bazı hastalar hem alerjiden hem de migrenden muzdarip olabiliyor. Yapılan bir çalışmada, alerjisi olan her iki hastadan 1’inde migren tespit edilmiş. Alerjenler yüksek miktarda olduklarında vücudumuzun ürettiği histamini (bağışıklık yanıtlarının düzenlenmesinde rol oynayan bir salgı ) artırıyor ve bu tablo da sinüslerde iltihap oluşturarak migreni tetikleyebiliyor. Alerjiye yatkınsanız alerjenlerden kaçınmayı veya hekiminiz tarafından tavsiye edilen alerji ilaçlarınızı düzenli kullanmayı ihmal etmeyin. Ayrıca sinüslerdeki iltihapların ilerlemesini önlemek ve sekonder migren ataklarını azaltmak için oda havasını temizleyen hepa flitre, anti alerjik yatak ve yastık kaplamaları kullanmanız oldukça yardımcı olacaktır.

Vücudunuzu mikroplardan koruyun

Sonbaharda soğuk algınlığına veya gribe yol açan virüsler üst solunum yollarında ve sinüslerde iltihaplanma ile tıkanıklık oluşturabiliyor. Bu etkenler de migreni tetikleyebiliyor. Dolayısıyla mikropları vücudunuzdan uzak tutmanız migren ataklarına karşı almanız gereken bir başka önemli tedbirlerden. Dr. Nebahat Bilici, “Gün boyunca ellerinizi yıkamak, el dezenfektanları kullanmak ve hasta insanlardan uzak durmak, soğuk algınlığı ile gribin tetiklediği sonbahar migrenini önlemeye yardımcı olacaktır” diyor.

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi

Hafta sonları uykusuz kalmayın

Migren ataklarından korunmak için sağlıklı uyku alışkanlıklarına öncelik vermeniz çok önemli. Ancak sonbaharda gün ışığı azalıyor ve bunun sonucunda uyku düzeni de değişiyor. Bu düzen bozulduğunda migren ataklarının sıklığı artıyor. Migren ataklarına karşı hafta sonları da dahil olmak üzere her gece 7-8 saat kaliteli uyumaya özen gösterin.

Beslenme alışkanlığınıza dikkat edin

Migreni tetikleyen gıda kaynaklı faktörlerden kaçınmak için ne yediğinizin ve içtiğinizin farkında olmanız büyük öneme sahip. Yemek günlüğü tutmanız ve gıdayla ilişkili olan migren tetikleyicilerini belirlemeniz, bilinçli seçimler yapmanıza yardımcı olabiliyor. Ayrıca açlık nedeniyle oluşan kan şekerindeki düşüş de migren ataklarını tetikleyebildiği için ana ve ara öğünlerinizi atlamamaya da dikkat edin.

D vitamini seviyenize baktırın!

Havanın soğumaya başlaması ve gündüzlerin kısalması iç mekanlarda daha fazla zaman geçirmemize yol açıyor. Cildimiz güneşe maruz kalarak D vitamini üretiyor, dolayısıyla dışarıda fazla zaman geçirmediğimizde D vitamini seviyemiz düşüyor. Yapılan araştırmalara göre; D vitamini seviyesindeki düşüş migreni tetikleyebiliyor ve daha sık gelişmesine yol açabiliyor. Yeterli D vitamini sentezi için haftada en az üç kez yüzünüzü, kollarınızı ve bacaklarınızı güneş koruyucu sürmeden 15-30 dakika gün ışığına maruz bırakmayı ihmal etmeyin. D vitamininiz eksikse, doktorunuzun tavsiye ettiği miktarda D vitaminini ağız veya kas içi enjeksiyon yoluyla telafi edebilirsiniz.

Menopoz döneminde cinsel yaşam biter mi?

Menopoz döneminde cinsel yaşam biter mi?

Kadınlarda yumurtalıkların görevlerinin azalmasına bağlı olarak adet döngüsünün ve doğurganlığın sona erdiği yaşam evresi ‘menopoz’ olarak adlandırılıyor. Ülkemizde kadınların ortalama 47-49 yaşları arasında menopoza girdiği belirtiliyor. Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, rutin hekim kontrolleri ve yakınmalara yönelik uygulanan tedaviler sayesinde kadınlar menopoz sürecinde aktif ve kaliteli bir yaşam sürebiliyor. Ancak menopozla ilgili toplumda doğru sanılan hatalı bilgiler ve bu doğrultuda hareket edilmesi, kadınların menopoz dönemini sağlıklı ve mutlu yaşamalarını önleyebiliyor. Örneğin, menopoz döneminde uygulanan hormon tedavilerinin kansere yol açacağı kaygısı nedeniyle tedaviden kaçınmak, yıllarca sürebilecek olan menopoza dair sıkıntıların çözümüne ulaşmayı engelleyebiliyor.

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, menopoz sürecine yönelik gereksiz kaygılar veya hatalı bilgiler nedeniyle hekim kontrolünden kaçınmanın aynı zamanda ciddi tablolara da neden olabileceğine dikkat çekerek, “Menopoz kalp ve damar hastalıkları, meme, rahim ve yumurtalık hastalıkları ile kemik erimesi gibi pek çok hastalığın sıkça karşılaşıldığı bir dönem. Dolayısıyla menopoz sürecinde düzenli olarak yapılması gereken hekim kontrollerini aksatmak, bu hastalıkların atlanmasına veya erken teşhis edilememesine yol açabiliyor. Bu nedenle menopoz döneminde hem Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı kontrolüne gitmek, hem de düzenli aralıklarla check-up yaptırmak büyük bir öneme sahip. Bu sayede yaşam kalitesi yükselirken, hayatı tehdit edebilen hastalıklar da erken dönemde teşhis ve tedavi edilebiliyor” diyor.

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran

Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran

Menopoza girme yaşı geciktirilebilir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Adet kanamaları sona erdiğinde menopoza dair yakınmaları gidermek amacıyla hormon tedavisine başlanabiliyor ve ilaç tedavisiyle rahim iç zarı kalınlaştırılıp, sonrasında kanama sağlanarak ‘yapay bir adet döngüsü’ oluşturuluyor. Ancak ilaç tedavisi sayesinde her ay adet görülse de bu durum menopozun geciktirildiği anlamına gelmiyor.

Kadınlar annesine benzer yaşta menopoza girer. YANLIŞ!

DOĞRUSU: ‘Her kadın annesiyle benzer yaşta menopoza girer, annesine benzer belirtileri yaşar’ düşüncesi de yine toplumda yaygın olan hatalı bilgilerden. Kadınlar kalıtsal olarak annelerine benzeseler de menopoza girme yaşını; kilo alımı, sigara ve alkol kullanımı, kronik hastalıklar, geçirilen ameliyatlar, radyoterapi, kemoterapi, stres ile doğum sayısı gibi faktörler etkiliyor.

Her kadın menopoz dönemini aynı deneyimler. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Yaklaşık her 2 kadından 1’inde menopoza giriş döneminde ve sonraki yıllarda ateş basmaları, gece terlemeleri ile duygu durum değişiklikleri gibi yakınmalar gelişiyor. Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, “Ancak menopoza ait belirtiler kadınlar arasında oldukça değişkenlik gösteriyor; hiçbir şikâyeti olmayan kadınlar olabildiği gibi yaşam kalitesi ciddi anlamda etkilenmiş kadınlarla da karşılaşıyoruz. Bu yakınmaların değişkenliği kalıtsal, ırksal, beslenme alışkanlıkları, iklim ve yaşam tarzı pek çok faktörden kaynaklanıyor” diyor.

Rahim alınınca menopoza girilir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kadının menopoz sürecini belirleyen durum, yumurtalıklardaki yumurtaların tükenmesi ve buna bağlı olarak işlevini yerine getirememesidir. Bununla birlikte, ameliyat yoluyla iki yumurtalığın çıkarılması halinde de kadın menopoza giriyor. Dolayısıyla, sadece rahim alınınca kadın adet görmüyor ve bir daha hamile kalamıyor ama menopoza girmiyor. Menopoz ancak rahimle beraber yumurtalıklar da alınırsa başlıyor.

Menopozla birlikte cinsel yaşam biter. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Menopoz döneminde kadınların yaklaşık yüzde 70’inde vajinal kuruluk, cinsel ilişkide ağrı, isteksizlik, idrar yaparken yanma ve sık enfeksiyon geçirme gibi yakınmalar oluşuyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, ancak bu tür şikayetlerin tedavilerle giderilebildiğine işaret ederek, “Menopoz dönemindeki kadınlarda gelişen yakınmaların altta yatan nedeni, menopozla birlikte östrojen hormonunun azalması ve buna bağlı olarak vajinal bölgenin elastikiyetinin, kayganlığının ve florasının bozulmasıdır. Öncelikli olarak vajinal kayganlaştırıcı ve nemlendirici tedaviler uygulanabilirken, uygun hastalarda topikal veya sistemik yolla östrojen hormonunun verilmesi de sorunların büyük oranda düzelmesini sağlıyor” bilgisin veriyor.

Menopoz döneminde mutlaka kilo alınır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kadınlar genellikle menopozdan sonra kilo aldıklarından yakınıyorlar. “Ancak kilo almak hormonal değişimin değil, yaşlanmanın bir etkisidir” diyen Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, sözlerine şöyle devam ediyor: “İlerleyen yaşla birlikte metabolizmanın bir miktar yavaşlaması nedeniyle günde yaklaşık 250 kalori daha az enerji almak, bu süreci dengeleyecektir. Elbette her zaman olduğu gibi kilo dengesi menopoz döneminde de; liften zengin, meyve ve sebze ağırlıklı, protein ile kalsiyumdan zengin, yağ oranı düşük beslenme modeli ve düzenli egzersizlerle sağlanabiliyor”

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran

Hormon tedavisi kansere neden olur. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Hormon tedavisinin meme kanserine yol açtığı endişesi nedeniyle pek çok kadın menopozun sebep olduğu sorunlara katlanmak zorunda kalıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, menopoz doğal bir süreç olsa da yaşam kalitesini olumsuz etkileyen yakınmalar için mutlaka hekime başvurmak gerektiğini vurgulayarak, “İhtiyaç halinde de ilaç desteği almak doğru bir yaklaşım olacaktır. Kişisel olarak uygun hastalarda, uygun dozda ve sürede verilen hormon tedavileri yakınmaları giderirken, toplumda sanıldığı kadar yüksek oranda kanser vakasıyla karşılaşılmıyor” diyor. Hekime danışmadan uygulanan ve etkinliği ile güvenirliliği kanıtlanmamış birtakım bitkisel tedavilerden de mutlaka kaçınmak gerekiyor, zira bu yöntemler karaciğer, böbrek ve kalp gibi organlarda hasara neden olabiliyor.

Şikayeti olan her kadın hormon tedavisi alabilir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Östrojen içeren hormon tedavileri menopozdaki yakınmaları hafifletmek amacıyla sık kullanılan bir yöntem olsa da, her kadın için uygun olmayabiliyor. Özellikle de rahim kanseri, meme kanseri, aktif karaciğer, kalp ve damar ile emboli gibi hastalıkların varlığında hormon tedavilerinin kullanımı önerilmiyor.

Menopoz döneminde hamilelik riski yoktur. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Özellikle ‘perimenopozal dönem’ olarak adlandırılan adetin kesilmesinden itibaren geçen bir yıl içinde düşük ihtimal de olsa hamilelik gerçekleşebiliyor. Dolayısıyla bu dönemde cinsel yaşamda korunmaya mutlaka devam etmek gerekiyor.

Menopoza geçiş döneminde yoğun âdet kanamaları normaldir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Menopoza geçiş dönemi sıklıkla adet döngüsünün seyrekleşmesi veya kesilmesi şeklinde belirti veriyor. Tam tersi olarak yoğun âdet kanamaları, düzensiz ve sık kanamalar altta yatan rahimde kalınlaşma, miyom ile polip gibi bir jinekolojik hastalıkla ilişkili olabiliyor. Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, dolayısıyla bu süreçte gözlenen yoğun kanamalarda mutlaka hekime başvurmak gerektiğine dikkat çekiyor.

Sert rüzgarlı havalar kalp krizini tetikleyebilir!

Sert rüzgarlı havalar kalp krizini tetikleyebilir!

Yine bir yaz mevsimini daha geride bıraktık. Havalar hafiften serinlemeye, sert rüzgarlar kendini göstermeye ve ağaçlardan yapraklar dökülmeye başladı bile. Hava sıcaklıklarındaki düşüşler, gündüz ve akşam saatleri arasındaki sıcaklık farkının artışı, nem ile hava basıncı değişimleri, hava kirliliğindeki artış, sert rüzgarlar ve vücut direncinin düşmesiyle birlikte artan enfeksiyon hastalıkları, kalp damar hastalığı olan kişilerde kalp krizi veya kalp yetmezliği riskini artırıyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ufuk Gürkan, sonbahar mevsiminde aynı zamanda tanısı konulmamış veya herhangi bir semptomu olmayan kişilerde de kalp krizi riskinin gelişebileceğine dikkat çekerek, “Sonbahar mevsiminde gerek kalp hastalarının gerekse kardiyovasküler risk taşıyan özellikle hipertansiyon, diyabet veya obezite hastalarının soğuk ve sert rüzgarlı havalar ile enfeksiyon hastalıklarına karşı önlem almaları çok önemli. Ayrıca düzenli kullanılan ilaçların da sonbahar mevsimine göre ayarlanmaları için mutlaka hekime başvurulmalı” diyor.  Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ufuk Gürkan, kalp hastalarının sonbahar mevsiminde dikkat etmeleri gereken kuralları anlattı, önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Doç. Dr. Ufuk Gürkan

Vücut ısınızı koruyacak şekilde giyinin

Sert rüzgarlı havalar göğüs bölgesinde ısı kaybını artıracağı için koroner spazm, dolayısıyla kalp krizi riskini yükseltebiliyor. Kalp sağlığınız için aşırı rüzgarlı havalarda mümkünse sokağa çıkmayın. Mecbursanız, göğüs bölgenizi koruyacak şekilde giyinmeyi alışkanlık edinin. Ayrıca sokağa çıkarken kıyafetlerinizin altına giyeceğiniz kalın termal çamaşırlar da vücut ısınızın sabit kalmasına yardımcı olacaktır.

Rüzgarlı havalarda kapalı mekanlarda spor yapın

Sonbahar mevsiminde de egzersizlerinize düzenli olarak devam etmeniz kalp sağlığınız için büyük öneme sahip. Haftanın en az dört günü yapacağınız 30 dakikalık tempolu yürüyüş, kalp krizi riskini azaltıyor. Ancak soğuk ve rüzgarlı havalarda yürüyüş için dış ortamları değil kapalı mekanları tercih etmeye özen gösterin.

Yürüyüş için sabah saatlerini tercih etmeyin

Sonbahar mevsiminde dikkat etmeniz gereken bir başka önemli nokta ise yürüyüş saatleriniz olmalı. Doç. Dr. Ufuk Gürkan, havaların soğuk olduğu günlerde sabah saatlerinde, özellikle rüzgarlı havalarda yapacağınız yürüyüşün kalp sağlığınızı olumsuz etkileyeceğini belirterek, “Bunun nedeni ise koroner damarların sabah saatlerinde elastikiyet özelliklerinin az olması ve bunun sonucunda kalbin yükünün artmasıdır. Dolayısıyla sabah erken saatlerde yapılan yürüyüşler, göğüs ağrısı ve nefes darlığı gibi sorunları, dahası kalp krizini tetikleyebiliyor. Sabahları yürüyorsanız, kalp sağlığınız için düşük tempoyu tercih etmeli ve göğüs bölgesinde gelişen ağrı veya nefes darlığında yürüyüşünüzü sonlandırmalısınız. Sonbahar aylarında yürüyüş için en ideal zaman soğuğun kırıldığı öğle saatleridir” diyor.

Yemekten hemen sonra egzersiz yapmayın

Yemeğin ardından damarlardan mide ve bağırsak sistemine giden kan miktarı ile kalp hızı göreceli olarak artıyor. Bu fizyolojik bir durumdur. Ancak  kalp damar hastalığında koroner kan akımının az olması nedeniyle ağır yemek sonrasında yapılan egzersizler kalp krizi riskini artırabiliyor. Dolayısıyla kalp damar hastalıkları açısından yüksek riske sahipseniz, egzersizlerinizi çok hafif bir kahvaltıdan en az bir saat veya öğle ya da akşam yemeğinden en az 3-4 saat sonrasında yapmaya özen gösterin.

Ağır eşya taşımayın, dik yokuşlardan kaçının

Soğukla birlikte kalbin iş yükü arttığı için ilave zorlayıcı faaliyetler semptomları tetikleyebiliyor. Öyle ki yaz aylarında hiçbir şikayeti olmayan ve orta derece kalp damar tıkanıklığına sahip hastaların soğuğa maruz kaldıklarında nefes darlığı ile göğüs ağrısı gibi semptomları başlayabiliyor, bu tablo kalp krizine kadar ilerleyebiliyor. Bu nedenle soğuk havalarda gerekmedikçe ciddi efor gerektiren ağır eşya ve yük taşımak gibi faaliyetlerden kaçının, dik yokuşlu yolları kullanmamaya da özen gösterin.

Sonbahar mevsimine uygun beslenin

Düşen sıcaklıklarla birlikte vücudumuzun enerji ihtiyacı da artıyor. Doymamış yağdan ve karbonhidrattan zengin gıda alımı nedeniyle reflekslerimiz uyarılıyor ve daha kolay kilo almamıza yol açabiliyor. Kilo alımının hipertansiyon ve kalp damar hastalıklarının gelişme riskini artırması nedeniyle diyet ve egzersiz faaliyetlerinizi sonbahar mevsimine uygun olacak şekilde devam ettirmeniz gerekiyor. Besin değeri açısından zengin, düşük kalorili meyve ve sebzeleri bolca barındıran öğünlerle beslenmeye önem verin. Karbonhidrattan görece fakir, proteinli gıdalarla dengelenmiş, doymamış yağ asitlerini içeren yiyeceklerin sofranızda bulunmasını da alışkanlık edinin.

Enfeksiyonlara karşı korunun!

Soğuk havalarla birlikte vücudumuzun direnci düşüyor ve grip ile Covid-19 gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanma riskimiz artıyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ufuk Gürkan, bu enfeksiyonların da kalp krizi riskini ve kalp yetmezliği semptomlarını artırdığına işaret ederek, “2019 yılında başlayan Covid-19 enfeksiyonunun düşük yoğunlukla da olsa devam ettiği günümüzde; hijyen kuralları, maskeyle korunma, dezenfektan kullanımı gibi gribal enfeksiyonlarda korunma yöntemlerini uygulamanız ve hekiminizin görüşünü alarak uygun aşılarınızı yaptırmanız kalp ve damar sağlığınız için çok önemlidir” diyor.

Kardiyoloji

D vitaminini unutmayın

Yapılan çeşitli çalışmalarda, vücudumuzdaki D vitamini seviyesinin yaz mevsimine nazaran sonbahar ve kış aylarında azaldığı gösterilmiş.  Bilimsel araştırmalar, D vitamini eksikliğinin koroner kalp hastalığı riskini anlamlı olarak artırdığını gösteriyor.  Bu nedenle sonbahar aylarında gerek güneş ışınlarından faydalanarak gerekse gıdalarla D vitamini takviyesi yapmanız oldukça önem taşıyor.

Grip aşınızı yaptırın

Viral enfeksiyonlar özellikle de covid-19 enfeksiyonu, immün sistemi zayıf ve yaşlı hastalarda daha ağır bir tablo oluşturabiliyor, altta yatan kalp hastalığını alevlendirebiliyor. Özellikle diyabet, koroner kalp hastalıkları veya kalp yetersizliği gibi kronik immün sistemini zayıflatan bir hastalığınız varsa hekiminizin görüşünü alarak mevsimsel grip aşınızı yaptırmayı ihmal etmeyin.

Hava kirliliğine dikkat!

Sonbaharla birlikte araç yakıt ve ısınma amaçlı tüketilen hidrokarbon ürünlerine ait partiküller hava kirliliğini artırıyor. Artmış olan hava kirliliğinin kalp damar tıkanıklarını, hipertansif ataklar ile kalp yetersizliği ataklarını artırdığı bilimsel olarak kanıtlandı. Dolayısıyla ciddi kalp damar hastalığınız veya kalp yetersizliği sorununuz varsa bu havalardan kaçınmanız, mümkünse görece olarak daha temiz havaya sahip bölgelerde yaşamanız öneriliyor.

Sağlıklı beslenme evde başlamalı, okulda devam etmeli!

Sağlıklı beslenme evde başlamalı, okulda devam etmeli!

Okul çağı çocuklarında öğrenme ve kavrama işlevleri önem kazandığı için sağlıklı beslenme alışkanlığı büyük bir öneme sahip. Zira, sağlıksız beslenme enerji ve besin öğelerinin yetersiz alımına neden olabiliyor, bunun sonucunda çocuğun büyüme ve gelişmesinin yanı sıra okul başarısını da olumsuz yönde etkileyebiliyor. Çocuklarda şişmanlık, zayıflık, anemi, çeşitli vitamin eksiklikleri ve diş çürükleri gibi sıkıntılar okul döneminde sağlıklı beslenmeyen çocuklarda sık görülen sorunları oluşturuyor. Ayrıca yetersiz ve dengesiz beslenme yetişkinlik döneminde ortaya çıkan obezite, kalp damar hastalıkları, kanser, diyabet ile sindirim sistemi hastalıkları gibi birçok hastalığa ve alerjik reaksiyonlara da zemin hazırlıyor.

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, çocukların beslenme alışkanlıklarının önce aile çevresinde geliştiğini, ardından okul döneminde arkadaşları, öğretmenleri ve çevresel faktörlerin etkisiyle belirginleştiğini belirterek, “Bu nedenle özellikle aileler çocuklarına sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırmalı ve bu konuda rol model olmalılar. Tüm aile bireylerinin yemekte bir araya gelmeleri, pişmiş sağlıklı yemekler tüketmeleri, dışardan hazır gıda sipariş etmemeleri, paketli ürün, abur cubur, gazlı içecek, çikolata ve şeker içeren ürünlerden kaçınmaları, çocukların doğru beslenme alışkanlığı kazanmalarına yardımcı olacaktır” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, okul çağındaki çocukların beslenmelerinde ebeveynlerin dikkat etmeleri gereken 5 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur

Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur

Kahvaltıyı asla atlamayın!

Okul çağındaki çocukların 3 ana 2-3 ara öğünle beslenmeleri büyük öneme sahip. Ancak bu dönemde ‘öğün atlamak’ gibi önemli bir sorun yaşanabiliyor. Özellikle sabah erken uyanıldığı için iştahsız olmak veya okula yetişme telaşı gibi nedenlerden dolayı çocuklarda kahvaltı öğünü atlanabiliyor. Oysa günün en önemli öğününün kahvaltı olduğu bilinen bir gerçek. Yapılan birçok çalışma, düzenli ve dengeli bir kahvaltının okul başarısını olumlu yönde etkilediğini; uzun süren gece açlığından sonra kahvaltı yapmayan çocuklarda ise halsizlik, baş dönmesi, baş ağrısı, yetersiz enerji alımına bağlı düşük konsantrasyon, zihinsel faaliyetlerde azalma ve dikkat eksikliği gibi sorunlar geliştiğini gösteriyor. Bu nedenle çocuklarda kahvaltı öğününün asla atlanmaması gerekiyor.

Sağlıklı ara öğünler hazırlayın

Çocuklarda iştah kontrolünün sağlanması için ara öğün alışkanlığının kazandırılması gerekiyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, “Burada önemli olan, ara öğünde tüketilen besinin türüdür. Okulların kantinlerinde satılan abur cuburdan ziyade, evde hazırlanan sağlıklı ara öğünler tercih edilmelidir” uyarısında bulunarak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Okul çağı çocuklarına beslenme çantası alışkanlığı kazandırmak aileye düşen en büyük görevdir. Ara öğünde fındık ve ceviz gibi kuruyemişler, kuru meyve-taze meyve, ev yapımı peynirli küçük sandviçler, ayran-yoğurt veya süt ile taze sıkılmış meyve suları sağlıklı alternatiflerdir.”

Tüm besin gruplarını tüketmesi şart!

Tek bir besin veya öğün yerine, günlük beslenmenin üzerine odaklanarak çocuğunuzun bir günde tüm besin gruplarını (süt ve süt ürünleri, et/yumurta/kurubaklagiller, ekmek-tahıllar, sebze ve meyveler) tüketmesini sağlamanız oldukça önemli. Gün içindeki beslenmesinde süt ve süt ürünlerinin, yumurtanın, et/tavuk/balığın, sebze ve meyvenin, kurubaklagil ile tahılların mutlaka bulunması gerekiyor.

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi

Fast Food tarzı besinleri sınırlandırın

Fast food gıdaların fazla oranda trans ve doymuş yağ içermesi beyin hücrelerinde olumsuz etki oluşturarak öğrenmeyi ve hafızayı kötü yönde etkiliyor. Bu olumsuz etkileri nedeniyle çocukların fast food tarzı yiyeceklerle tanışmamış olmaları en güzeli. Ancak evde böyle bir alışkanlık kazanmasalar bile çocuklar arkadaşlarından etkilenerek bu besinlere alışabiliyorlar. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, fast food tarzı besinleri sınırlandırmanız gerektiğine işaret ederek, “Mesela çocuğunuz çok sık tüketiyorsa, 15 günde bir veya ayda bir şeklinde sınırlama getirebilirsiniz. Evde düzenli yemek sofrası hazırlanması, ailenin tüm bireylerinin sofranın başında bir araya gelmeleri ve hazır gıdalar yerine evde hazırlanan yiyeceklerin tüketilmesi, çocuklarda sağlıklı beslenme alışkanlıklarının oluşmasında çok önemli rol oynuyor” diyor.

Poğaça, açma ve börekten kaçının

Poğaça, açma, simit ve börek gibi yağ oranı yüksek hamur işleri yiyeceklerden uzak durmak gerekiyor. Zira, besin değerleri olmadığı gibi bu besinler içerdikleri yüksek kalori nedeniyle çocuğun kilo almasına yol açıyorlar. Bunun yanı sıra yağlı ve basit karbonhidrat grubunda oldukları için kan şekerinin hızla yükselmesi ve sonrasında hızla düşmesi sonucu çocukta derste uyuklamaya ve dikkat dağınıklığına sebep olabiliyorlar. Ayrıca tüketildikten sonraki öğünde çocuğun daha hızlı acıkmasına yol açabiliyorlar. Sütün, yumurtanın ve peynirin olduğu proteinden zengin bir kahvaltı çok daha sağlıklı bir seçenek olacaktır.

Mantar hastalığının en sık görülen belirtileri!

Mantar hastalığının en sık görülen belirtileri!

Ülkemizde en sık karşılaşılan cilt hastalıklarından biri olan mantarın özellikle yaz aylarında görülme sıklığı daha da artıyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu “Mantarlar sıcak ve nemli ortamlarda çoğaldığı için yaz aylarında artış gösterir. Yüzeyel mantar hastalıkları deri, saç, tırnak, ağız içi ve genital bölgeyi tutabilen mikroorganizmaların yaptığı bir enfeksiyon hastalığıdır. Saçlı deriden ayak tırnaklarına kadar  tüm vücutta en sık görülen ve yerleşim yerine göre isimlendirilen deri hastalıklarından biri olup, yapılan çalışmalara göre ülkemizde her 100 kişiden 18’ini  etkilemektedir” diyor. Havuz kenarlarında terliksiz ya da kırlarda ‘stres atayım’ diye çıplak ayakla dolaşmanın mantar oluşumuna zemin hazırlayan faktörler arasında yer aldığını, hastalığın vücutta ortaya çıktığı bölgeye göre kendini özellikle kaşıntı, kızarıklık, kepeklenme, yanma hissi, renk değişikliği ve kıl ile tırnak kaybı gibi belirtilerle gösterdiğini belirten Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu, mantar hastalığı hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu

Mantara yol açan etkenlere dikkat!

Başka kişilerle ortak kıyafet, terlik ve özel eşyaların paylaşılması, hayvanlarla temas (kedi, köpek, küçükbaş hayvanlar) gibi etkenlerin yanı sıra dış ortamlardan da (toprak ve çimenlik alanlar, havuz kenarları, hamam, sauna, spor salonu, tuvalet vb ortak kullanıma açık zeminler)  mantar bulaşabiliyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu “Mantar enfekiyonuna neden olan funguslar, bulaşıcı dermatofitler, mikrosporumlar olabildiği gibi, vücutta bulunan saprofit (zararsız) olarak adlandırdığımız maya türü mantarlar da (kandida pitrosporum gibi) olabilir ve vücut direncinin düştüğü durumlarda fırsatçı enfeksiyonlara yol açarlar” diyor.

Çok çabuk bulaşıyor! Bulaş riskine karşı etkili önlemler!

Hastalığın çok çabuk bulaştığını bu nedenle çok dikkatli olunması gerektiğini belirten Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu “Örneğin; ayak mantarlarının ülkemizde sık gözlenmesinin en temel nedeni ortak terlik kullanımıdır. Bulaş riskinden korunmak için; kıyafet, terlik, ayakkabı gibi kişisel eşyalarınızı başkalarıyla paylaşmayın, evde bile olsa çıplak ayakla dolaşmayın, hamam, sauna ve tuvalet gibi ortak kullanım alanlarında hijyene ve yere çıplak ayakla basmamaya dikkat edin. Genital  bölge (vajinal kandida gibi) ve bacak aralarının mantar enfeksiyonlarında yanma-ağrı hissine yol açabileceği ve partnere bulaşma riski olabileceğinden dolayı tedavi tamamlanana kadar dikkatli olun” diyor.

Bu belirtilerle kendini gösteriyor!

Mantar hastalığında yoğun kaşıntı en sık şikayet nedenini oluşturuyor. Vücutta mantarın ortaya çıktığı bölgede geçmeyen, yoğun ve deriyi tahriş edecek şiddette kaşıntı oluyor. Kaşıntının yanı sıra ciltte kızarıklık, kepeklenme, mantarın etkilediği vücut bölgesine göre yanma hissi, renk değişikliği ve tırnak kaybı da ortaya çıkabiliyor. Saç bölgesinde ortaya çıkan mantar saç dökülmesine ve tedavi edilmediğinde kelliğe de neden olabiliyor.

Tedavide gecikilirse!

Mantar tedavisine en kısa zamanda başlanması gerektiğini, aksi halde tedavinin güçleşeceğini ve bakteri enfeksiyonlarının eklenmesine neden olacağını belirten Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu mantar tedavisine yönelik şu bilgileri veriyor: “Mantar tedavisinde sınırlı, küçük bir alan etkilenmişse lokal krem-losyon tedavilerini düzenli olarak en az 3-4 hafta kullanmak yeterli olur. Ancak geniş vücut yüzeyleri, birden çok bölge tutulumu, saç ve tırnak tutulumunda sistemik (ağız yolu ile alınan tablet-kapsül) tedavi gerekir. Saçlı deri ve gövdede geniş yüzey tutulumunda mantara karşı etkili maddeler içeren saç ve vücut şampuanları da tedaviye eklenir.”

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu

Tedavi sırasında bu yanılgıya düşmeyin!

Mantar tedavisi sırasında hastaların yaptığı başlıca yanlışları; ilaçları düzenli kullanmamak, tedaviyi erken bırakmak ve bulaştırıcı nedenlere devam etmek olarak sıralayan Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu “Mantar hastalığının yerleşim yeri ve hastalığa neden olan mantarın türüne göre tedavi değişir. Mantar enfeksiyonları tedavi edilmediği sürece artarak devam eder. Hastalık yayılır, tedavi güçleşir ve bakteri enfeksiyonlarının eklenmesine neden olur. Şikayetler azalınca tedavinin erken kesilmesi ise hem tedaviye direnç gelişmesi hem de hastalığın sık tekrarına yol açar. Ayrıca tedavi süreci sadece medikal tedaviyle sınırlı kalmayıp, mantara yol açan etkenlere karşı günlük yaşamda gerekli önlemleri almak gerekmektedir. Örneğin; ayakların nemli kalmaması, her gün aynı ayakkabıyı arka arkaya giymemek, vücudu nemli bırakmamak, pamuklu çorap giymek, çıplak ayakla dolaşmamak gibi önlemlere her gün dikkat etmek gerekir” diyor.

Bilgi kirliliğinden uzak durun!

Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu, diğer tüm hastalıklarda olduğu gibi mantar hastalığı konusunda da toplumda bilgi kirliliği olduğunu, özellikle tedavi noktasında internetten ya da arkadaş çevresinden edinilen yanlış bilgilerle hastalığın çok daha ilerleyebildiğini vurgulayarak “Örneğin; internette mantar tedavisi için doğal yöntemler diye birçok bilgi var; karbonatlı suda ayakları bekletmek, sirkeli su ile yıkamak ya da aloe vera bitkisinin içini açıp jelini sürmek bunlardan birkaçı. Ancak olası bir mantar belirtisinde mutlaka hekime başvurulmalı ve tıbbi yöntemlerle hastalık tedavi edilmelidir. Aksi taktirde çok daha ilerleyerek daha karışık, zorlu ve riskli bir sürece girilebilir. Örneğin; aloe vera bitkisini doğrudan sürmek cildi tahriş edebilirken, karbonatlı suda ayakları bekletmek ya da mantarlı bölgeye sirkeli su sürmek de konsantrasyon doğru ayarlanmadığında tahriş ve yanık yapabilir. Bu nedenle gelişigüzel uygulamalardan kaçınılmalıdır” diyor.

Diyabette yaz tehlikelerine dikkat!

Diyabette yaz tehlikelerine dikkat!

Klima, vantilatör, gölge, soğuk su… Yaz sıcaklarının tüm dünyada mevsim normallerinin üstünde seyrettiği şu günlerde bu hava koşullarından en az etkileneceğimiz şekilde elimizden gelen önlemleri alıyoruz. Yine de her gün yeni bir sıcak hava rekoru kaydedildiği günler yaşarken sağlığımızı korumak için uzmanlara kulak vermek gerekiyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Endokrinoloji Uzmanı Doç. Dr. Savaş Karataş, diyabet hastalarına yaz aylarında hayat kurtaracak önerilerde bulundu.

Yaz günleri diyabet hastaları açısından bazı tehlikeler içeriyor. Japonya’da yapılan bir çalışma özellikle tip 1 diyabet hastalarında yaz aylarında kan şekerinin aşırı düşmesi yani hipoglisemi sıklığının üç kat arttığını gösteriyor. Perelman Tıp Fakültesi’ne ait bir çalışmada ise tip 2 diyabet hastalarında yaz aylarında ani kalp krizinin ve diyabetik koma (ketoasidoz) riskinin arttığı ifade ediliyor. Doç. Dr. Savaş Karataş, özellikle artmış olan su kaybı yani dehidratasyon ve kan mineral (elektrolit) bozukluklarının kan şekeri değişimi ve tehlikelerini tetiklediğini belirterek “Bu durumla birlikte ter sinirleri etkilenmiş olan diyabet hastaları sıcağı çok algılayamayarak farkında olmadan aşırı ısıya maruz kalabilirler. Bunun da ötesinde sıcak havalarda yanların taşımaları gereken insülin ve diğer ilaçlar bozulabileceğinden etkisiz hale gelebilir ya da yan etki oluşturabilir. Şeker ölçüm cihaz ve çubukları ise sıcağın etkisiyle bozulabilir, terli ve susuz kalmış deri üzerinde yanlış sonuç verebilir. Artan metabolizma hızı ile birlikte insülin emilimi artıp kan şekeri düşmesi eğilimi oluşturabilir” diyor.

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Endokrinoloji Uzmanı Doç. Dr. Savaş Karataş

Doç. Dr. Savaş Karataş

Bu önerilere kulak verin!  

Peki diyabet hastaları sıcak havanın getirdiği bu hayati sonuçları olabilecek tablodan kaçınmak için ne gibi önlemler almalı? Doç. Dr. Savaş Karataş, işte tüm bu tehlikeleri önleyebilecek basit yöntemleri şöyle sıralıyor:

Kan şekeri ölçümünü doğru yapın

Kan şekerinizi gölgeli ve serin bir yerde ölçün; kan şekeri ölçüm çubuklarının güneş ışığına maruz kalmaması gerekiyor. Ayrıca ıslaklık sonucu etkilediğinden denizden ya da havuzdan çıkınca parmaklarınızı kuruttuktan sonra kan şekerini ölçün.

Bol sıvı tüketin

Yaz mevsiminde dışarıdan alınan sıvı gereksinimi iki kat artar. Özellikle sıvı kaybettiren ilaç kullananlarda sıvı kaybı normalden daha yüksek olur. Bu nedenle susamasanız bile su gereksiniminizin olduğuna (ileri derecede böbrek yetmezliği gibi klinik durumlar hariç) ve yeterli sıvı alımının mutlaka sağlanmış olduğuna çok önem verin. Meşrubat ve aşırı alkol tüketiminden uzak durun. Meyve suyu, çay, kahve gibi içeceklerin suyun yerini tutmadığını, aksine, sıvı ihtiyacını artıracağını, şekersiz diye lanse edilen birçok içeceğin gizli şeker içerdiğini aklınızdan çıkarmayın.

Sıcak zeminde yürümeyin

Diyabet hastalarının ayaklarında sık sık sorunlar oluşur. Diyabetik sinir tutulumu olan hastaların kumsal gibi sıcak zeminde ve çıplak ayakla yürümemesi gerekiyor. Eğer zorunlu olarak sıcak zeminde yürünecekse mutlaka yumuşak terlik kullanmalılar. En ufak zedelenme ya da kızarıklığın büyük travmatik sonuçlara yol açabileceğini aklınızda tutun.

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi

Dikkatli hareket edin

Hareket etmek diyabet tedavisi için aksi durum belirtilmedikçe gerekli unsurlardan biri. Fiziksel aktivite için öncelikle serinliğin hissedildiği sabah ve akşam saatleri tercih edilmeli. Fiziksel aktivite öncesi ve sonrasında yanlış sonuç çıkabileceği için kan şekeri ölçümü kesinlikle yapılmalı. Yine sıvı kaybı olduğu akılda tutularak egzersiz sırasında ek sıvı alınması gerektiğini aklınızdan çıkarmayın. Hipoglisemi yatkınlığını arttıran ilaçlar (sulfonilüre, insülin) kullananların egzersiz ile kan şekeri düşme riskinin artabileceği de unutulmamalı ve mutlaka yanda emilen bir karbonhidrat taşınmalı.

İlaçlarınızı doğru saklayın

Kullanılan insülin ve ilaçları kurallara uygun şekilde saklayın. İnsülin 2-8 derece sıcaklıkta (buzdolabı kapağı) saklanmalıdır. İnsülin enjeksiyonu kullanıyorsanız uygulamadan en az yarım saat önce buzdolabından alınmalıdır. Zira hızlı sıcaklık değişimi etkinliği azaltarak zarar verebilir.

Dışardaki yiyeceklere dikkat edin

Yazın tatil moduna girilmesi, beslenme kurallarının esnetilmesine yol açabilir. Kalınan yazlık tesis, arkadaş ve akraba ziyaretlerinde sunulan zengin çeşit meyvelerde ve yemeklerde diyabetik olduğunuzu hatırlayarak diyetinize uygun davranın.

Yanınızda yiyecek bulundurun

Yaz terlemesi hipoglisemi terlemesi ile karışabileceğinden kan şekerinin düşüp düşmediğinden emin olunmalı, bu durumda el altında hızla emilebilen karbonhidrat türevi bulunmalı.

Uzman kontrolünü ihmal etmeyin

Yazın ilaçlarınızın doz ve kullanma zamanında farklılık gerekebilir. Aynı zamanda bazı ek önerilere de ihtiyaç duyabilirsiniz. Bu nedenle endokrinoloji uzmanına danışmayı ihmal etmeyin.

Hamilelikte yaz risklerine karşı etkili önlemler…

Hamilelikte yaz risklerine karşı etkili önlemler…

Kavurucu sıcaklar ve yoğun nem 7’den 70’e göz açtırmazken, riskli grup arasında yer alan hamilelerin çok daha dikkatli olması gerekiyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Filiz Candan Topuz, anne adaylarına mümkünse bugünlerde dışarı çıkmamayı önerirken, çıkmaları durumunda ise olabildiğince gölgede kalmaları, kıyafetten güneş koruyucu sürmeye dek bazı kurallara çok dikkat etmeleri uyarısında bulunuyor. Yaz hamileliğinin sıcak hava dışında da mantar enfeksiyonlarından besin zehirlenmelerine dek yaza özgü mevsimsel bazı hastalık risklerini artırabildiğini belirten Dr. Filiz Candan Topuz yazın hamilelikte en sık karşılaşılan 6 sorunu anlattı, yaz risklerine karşı önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Filiz Candan Topuz

Dehidratasyon (susuz kalma)

Yazın terleme ve sıcaklık artışı ile vücutta su ve mineral kaybı olabiliyor. Dehidratasyon yani vücudun susuz kalmasının en önemli belirtilerinin, halsizlik, baygınlık hissi, baş ağrısı, baş dönmesi, dil kuruluğu, idrarın koyu sarı olması, az idrara çıkma, konstantrasyon eksikliği ve idrar yolu enfeksiyonuna yatkınlığın oluşturduğunu belirten Dr. Filiz Candan Topuz şöyle konuşuyor: “Bulantı, kusma şikayeti olan ve oral beslenemeyen hamilelere damardan sıvı vermek gerekebilir. Özellikle yazın uzun araba yolculukları ve az su içme idrar yolu enfeksiyonuna da eğilimi artırır. Böbrek taşı olan ve enfeksiyona eğilimi olan hamilelerin daha dikkatli olmaları önerilir. İlk üç ayda gebelik kusmaları özellikle yaz aylarında daha kötü seyredebilir ve serum tedavileri gerekebilir. Yaz aylarında hamilelerin günde 10 bardak su içmeleri, tansiyon sorunu yoksa tuzlu ayran içerek kaybettikleri tuzu yerine koymaları önerilir.”

Varis ve toplardamar yetmezliği (Venöz yetmezlik)

Yaz aylarında dışarıda geçen zamanla birlikte, çalışan hamilelerde sabit ayakta kalma, uzun süre oturarak iş yapma ve uzun süren yolculuklar derken özellikle bacaklarda venöz yetmezlik (toplardamar yetmezliği) artıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Filiz Candan Topuz “Bu durum varisleri olan hamilelerde bacak ve ayak üstünde ödeme ve ağrıya sebep olurken, hareketsizlik de tromboemboli yani pıhtı atma riskinin artmasına yol açabiliyor. Bu nedenle orta basınçlı varis çorapları giyilmesi önerilir. Yolculuklarda 2-3 saatte bir 15 dakika yürüyüş ile geçen hareketli aralar tavsiye edilir. Serin saatlerde yürüyüş yapmak ve yüzmek toplardamarlardaki kanın kalbe dönmesini kolaylaştırır ve ödemi azaltır” diyor.

Hormonal etkilerle güneşe bağlı cilt problemleri

Hamilelikte hormonal etkilere bağlı olarak ciltte pigmentasyona (deri renklenmesi) eğilim artarken, cilde rengini veren melanositler gebelik hormonu ve güneşle birlikte daha da uyarılıyor. “Beyaz tenli hamileler bu açıdan risk taşırlar. Yüzde güneşe bağlı kelebek tarzında lekelenmeler-melazma, çillerde artış, genel olarak el ve sırtta artan lekelenmeler görülür” diyen Dr. Filiz Candan Topuz, bu nedenle hamilelerin 11:00-16:00 saatleri arasında güneşe çıkmamaları ve yüksek faktörlü güneş koruyucu kullanmaları gerektiğini söylüyor.

Besin zehirlenmesi ve gezgin ishali

Yaz aylarında hamilelerle besin zehirlenmesi ve gezgin ishaline sık rastlanıyor. Sıcak havada dışarıda kalan besinler daha çabuk bozuluyor. Bu nedenle özellikle tavuk, dondurma, açık ayran, kremalı yiyecekler vb  süt ürünlerini tüketmemek, kaynağı belli olmayan suları içmemek gerekiyor. Gezgin ishalinin; seyahat sırasında meyve ve sebze gibi iyi yıkanmamış besinlerin tüketilmesi, kaynağı belli olmayan suların içilmesi ve ellerin yeterince temizlenmemesi durumunda ağız yoluyla mikropların bulaşması nedeniyle ortaya çıktığını belirten Dr. Topuz “Gezgin ishali, mikropların ağız yoluyla bulaşması sonucu ishal ve kusma ile seyreden bir durumdur. Özellikle reflü nedeni ile anti-asit kullanan hamileler midenin asidindeki azalmaya bağlı ağızdan geçen mikropların sebep olacağı bu duruma karşı savunmasızdırlar. Gıda zehirlenmesi ve gezgin ishali bir-iki günde geçer ama bazen sıvı ve kaybedilen mineralleri yerine koyma tedavisi ve antibiyotik tedavisi gerekir” diyor.

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi

Vajinal mantar enfeksiyonları

Hamilelikte yaz aylarında hormonal etki nedeniyle vajinal mantar enfeksiyonuna eğilim artıyor. Özellikle aşırı sıcaklarda kaçınılmaz terleme başta olmak üzere sık duş almak ve ıslak mayoyla kalmak da mantara bağlı vajinit gelişmesine neden oluyor. Dr. Filiz Candan Topuz, vajinal mantardan korunmak için deniz ve havuzda yarım saatten fazla kalmamak, ıslak mayoyu değiştirmek, pamuklu iç çamaşırı kullanmak ve sık değiştirmek gerektiğini belirtirken, ph değeri düşük ve borik asit içeren intim şampuanlar kullanmanın da fayda sağlayacağını söylüyor.

Havuzdan geçen enfeksiyonlar

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Filiz Candan Topuz, hamileler için en önemli egzersizlerden birinin yüzmek olduğunu ancak havuzdan geçen enfeksiyonlara karşı dikkatli olmak gerektiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Yüzmek hem serinlik hissi verir hem de suyun kaldırma kuvveti ve tüm kasların birlikte koordineli çalışmasıyla hamilelikte oldukça rahatlatıcı ve faydalıdır. Buna karşın havuzun temiz ve hijyenik olduğundan emin olunmalı ve mümkünse kalabalıklaşmadan sabah saatleri tercih edilmelidir. Hijyenik olmayan havuzlardan sıklıkla bulaşan virüs ve bakteriler ile konjonktivit dediğimiz göz iltihapları, ciltte içi su dolu veziküller ile belirti veren bazı viral hastalıklar ve cilt mantarları, üst solunum yolu, idrar yolu enfeksiyonları ve  ishal yapan bazı mikroplar ve hepatit A bulaşabilir. Bu nedenle serinleme ve yüzme amaçlı mümkünse deniz ya da deniz suyu olan havuzlar tercih edilmelidir. Yine  alerjisi olan hamileler havuz dezenfektanlarına karşı gözlük ve bone kullanmalı ve dikkatli olmalıdır.”