Yazılar

Anne hastayken bebeğini emzirebilir mi?

Anne hastayken bebeğini emzirebilir mi?

Anne sütü, bebeğin ilk 6 ay boyunca tüm gereksinimleri olan su, protein, karbonhidrat, mineral ve yağları tek başına karşılayabilen mucize bir besin. Zengin içeriği sayesinde bebeğin büyümesini, gelişmesini ve enfeksiyon hastalıklarından alerjiye, kalp ve damar hastalıklarından kansere kadar pek çok sağlık problemlerinden korunmasını sağlıyor. Üstelik bebeğin zeki, mutlu ve özgüvenli bir birey olabilmesinde de önemli işlevler üstleniyor. Mucizevi faydaları nedeniyle Dünya Sağlık Örgütü ve Sağlık Bakanlığı; anne sütünün doğum sonrasındaki ilk yarım saat içinde bebeğe verilmesini, ilk 6 ay tek başına, 2 yaşına kadar da ek besinle birlikte devam edilmesini öneriyor. Ancak anne sütü ve emzirmeyle ilgili toplumda doğru sanılan bazı hatalı bilgiler annelerin gereksiz yere endişeye kapılmalarına neden olabiliyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Pınar Atılkan, ‘anne sütü’ hakkında toplumda doğru sanılan hatalı bilgileri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Dergi

Dr. Pınar Atılkan

Bebeğim ağlıyor, demek ki sütüm yetersiz. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Yaygın inanışın aksine, her annede bebeğine yetecek kadar süt oluyor. “Bebeğin ağlaması bir taleptir, bebek anne sütüne ihtiyaç duyduğu sıklığı ağlayarak anlatır. Her ağladığında emzirirseniz, bebeğin büyümesi ve gelişmesi için yeterli süt üretimini sağlayabilirsiniz” diyen Dr. Pınar Atılkan, şöyle devam ediyor: “Bebekler farklı nedenlerden de ağlayabilirler, bu gayet normaldir. Ağlamak bebeklerde iletişim yoludur. Dolayısıyla temel bakımlarını karşılayıp, emzirmeniz yeterli gelecektir. Bebeğinize yapılacak olan aralıklı tartı kontrolleri ve doktor muayeneleri anne sütünüzün yeterli olup olmadığını belirler. Yapılan kontrollerde bebeğiniz yeterli kiloda ve sağlıklı ise endişelenmenize gerek yok.”

Sütüm sulu ve açık renk olduğu için kalitesiz. YANLIŞ! 

DOĞRUSU: Bebek doğduktan hemen sonra ‘kolostrum’ adı verilen ağız sütü geliyor. Koyu sarı ve yoğun bir süt olan kolostrum, içeriğinden dolayı bu görünümde oluyor. Bebeğin bağışıklık sistemini destekleyen kolostrum yaklaşık bir hafta içinde daha berrak ve açık beyaz renkli süte dönüşüyor. Dolayısıyla sütün sulu olması, protein mineral ve besin içeriği yönünden yetersiz olduğu anlamına gelmiyor.

Ek besine geçtiğimde bebeğim anne sütüne ihtiyaç duymaz. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Dünya Sağlık Örgütü ve Sağlık Bakanlığı; ilk 6 ay bebeğin sadece anne sütü ile beslenmesini öneriyor. Anne sütü yeterli gelmezse doktor önerisiyle ek katı besinlere aşamalı olarak başlanabiliyor. Dr. Pınar Atılkan, ancak bu oranın yüzde 30’u geçmemesi gerektiğine işaret ederek, “Temel besinin 8. aya kadar yüzde 70-80 oranında anne sütü olması gerekiyor. Bebek büyüdükçe anne sütünün miktarı da değişiyor. Örneğin, 9-12 aydan sonra besinlerin yarısı anne sütünden yarısı da ek besinden sağlanmalı. Tamamlayıcı beslenmeye de 2 yaşına kadar anne sütü ile beraber devam edilmelidir” diyor.

Göğsüm çok küçük bu nedenle sütüm az olabilir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Pınar Atılkan, sütün miktarı ile kalitesinin anne memesinin boyutundan bağımsız bir durum olduğunu vurgulayarak, “Her annenin sütü bebeğine yeterli geliyor, dolayısıyla annelerin endişelenmelerine gerek yok.” diyor.

Bebeğimi biberonla beslemek yeterli gelecektir. YANLIŞ

DOĞRUSU: Bazı bebekler hem biberon hem anne memesi ile beslenebiliyorlar. Ancak bebeğin mümkünse ilk 4-6 hafta, zorunlu haller dışında, biberonla beslenmemesi gerekiyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Pınar Atılkan, “Beslenmek için biberon zorunlu olsa bile anne bebeğini yine emzirmelidir. Zira, yaşamsal faydalarının yanı sıra anne sütü çok daha kolay sindirildiği için bebek daha sık besleniyor.” diyor.

İkiz bebeklere anne sütü yetmez. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Anne sütü ikiz bebeklere de rahatlıkla yetecek miktarda oluyor. Hatta anneler ikiz bebeklerini eş zamanlı bile besleyebiliyorlar. Bunun için çeşitli emzirme pozisyonları öneriliyor.

Pause Dergi

Hasta olduğumda emzirmemeliyim. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Pınar Atılkan, emzirmeyi ertelemek veya tamamen kesmek gereken sadece kanser ve epilepsi gibi birkaç nadir hastalık olduğunu belirterek, şöyle devam ediyor. “Ayrıca bazı kanser ve epilepsi ilaçları, tedavi amaçlı radyoaktif ışın alınması, tüberküloz ve meme başı herpesinde emzirme önerilmiyor. Annenin zorunlu kullanması gereken ve anne sütüne yüksek oranda geçebilen ilaçlar varsa, bunlar da mutlaka doktora danışılarak kullanılmalıdır.”

Sütümü arttırmak için vitamin almalıyım. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Yine yaygın inanışın aksine yeterli ve dengeli beslenildiği takdirde anne sütünü artırmak için vitamin takviyesine gerek olmuyor. Sütü arttıracak olan 3 kural var: Sağlıklı ve dengeli beslenmek, sık emzirmek ve bolca su ile sıvı içmek.

Tahıl eklemek gece uyumasına yardımcı olur. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Anne adaylarında anne sütüne ve formül sütlere ‘tahıl’ eklendiğinde bebeğin daha iyi kilo alacağına dair yanlış bir inanış var. İlk 6 ay anne sütüne veya zorunlu hallerde verilen formül süte kesinlikle tahıl eklenmemeli. Bunun nedeni ise tahıl eklenmesinin sindirim sistemi üzerine olumsuz etkileridir. Dolayısıyla bebek her uyandığında emzirmek gerekiyor. Bebeğin uyku atıştırmalığı olan memeden gelen süt, ayrıca anne ve bebek arasındaki bağı da güçlendiriyor.

Formül mama versem bebeğim daha iyi uyur ve daha çok kilo alır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: “Formül mamanın sindirimi daha uzun ve zordur. Dolayısıyla beslenme aralıkları çok daha uzun olacaktır” bilgisini veren Dr. Pınar Atılkan, “Anne sütünün sindirimi ise çok daha kolaydır. Bu nedenle anne sütü ile beslenen bebekler daha huzurlu uyurlar ve daha çok kilo alırlar. Ayrıca anneyle bağ kurdukları için kendilerini güvende hissederler.” diyor.

Aşırı sıcaklar diyabet hastalarını tehdit ediyor!

Aşırı sıcaklar diyabet hastalarını tehdit ediyor!

Aşırı sıcakların iyice bunalttığı bugünlerde diyabet hastaları için tehlike de artıyor! Güneşe doğrudan maruz kalmak kan şekeri dengesini bozarken, güneşin altında uzun süre oturmak da kan şekerlerinin daha yüksek seyretmesine yol açabiliyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Sezgin Meriçliler “Aşırı sıcaklar ve güneş insülinin dozunu da etkiliyor. İnsülinin emilimi sıcak ortamda daha hızlı olacağı için, insülin kullanan hastalar hipoglisemi yani kan şekeri düşüklüğü ile karşılaşabilir. Yine insülinin soğuk zinciri kırılırsa, yani insülin kalemleri 25 derece üzerinde uzun süre kalırsa bozulacağı ve etkisizleşeceği için kan şekeri kontrolsüz yükselebilir” diyor. Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, diyabet hastalarının sıcak havalarda olumsuz etkilenmemesi için dikkat etmeleri gereken 8 kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Özlem Sezgin Meriçliler

Bu içecek ve yiyeceklerden uzak durun

Şekerli gazlı içecekler, limonata ve meyve sularının kan şekerini çok hızlı yükselttiğini, su yerine de geçmediklerini belirten Dr. Özlem Sezgin Meriçliler “Bu içecekler aynı zamanda idrar söktürücü özelliklerinden dolayı idrar miktarının artmasına ve vücudun su oranının azalmasına yol açarlar. Üstelik susuzluk hissini azalttıkları için kişinin su alımının daha az olmasına yol açarlar. Sonuç olarak hem bu içeceklerin şeker içeriğine bağlı olarak hem de vücut su oranının azalması nedeniyle kan şekerlerinde kontrolsüz yükseklikler görülebilir. İnsülin kullanan hastalarda diyabet koması, yaşlı diyabetik hastalarda yüksek şeker komaları görülebilir.” diyor.

Kan şekerinizi sık aralıklarla ölçün

Güneş altında veya sıcak havada dış ortamdaysanız kan şekerlerinizi her zaman yaptığınızdan daha sık ölçmeniz gerekiyor. Egzersizin alışık olduğunuzdan daha yoğun olduğu günlerde ara öğünleriniz az geleceği için şeker düşüklüğü yaşayabilirsiniz. Yanınızda kan şekeri düşüklüğüne karşı acil önlem olarak kesme şeker ya da küçük bir meyve suyu taşıyın. Ara öğün saat ve içerikleri değişirse kan şekerlerinin yükselebileceğini belirten Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, insülin kullanan kişilerin ek doz yapması gerekebileceğini söylüyor.

Bol sıvı tüketin

Sıcak havalarda terle birlikte hem su hem de sodyum gibi elektrolitler kaybedileceğinden  sıcak havalarda günlük sıvı alımını mutlaka artırın. Elektrolit kaybına karşı günde 1 bardak ayran ya da bir sade maden suyu içebilirsiniz. Diyabetik hastalar sıcak havalarda yeterli sıvı almazlarsa kan şekerleri yükselip, bu yükseklik bazen koma olarak adlandırılan ve hastaneye yatış gerektiren düzeylere çıkabiliyor.

Sahilde asla çıplak ayakla dolaşmayın

Dr. Özlem Sezgin Meriçliler “Uzun yıllar devam eden diyabet ‘Nöropati’ adını verdiğimiz ayaklarda sinir uçlarının algısının değişmesi ile karakterize bir duruma yol açar. Nöropatisi olan hastalar ayaklarda bazen nedensiz yanma hissi, uyuşukluk, ağrı hissedebilir, ancak kesici-delici bir cismin ayaklarını yaraladığını ya da sıcak kumda ayaklarının altında yanık oluştuğunu fark etmeyebilir. Bu şekilde oluşan ayak yaraları diyabetik hastalarda hızla ilerler ve ciddi komplikasyonlara yol açabilir” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

İlaçlarınızı buzdolabında saklayın

İlaçlar, özellikle insülin sıcağa maruz kaldığında hızla bozulduğundan insülin kalemlerini buzdolabı kapak rafında saklamak, taşımak zorunda kalırsanız soğuk zincirini bozmadan taşımaya özen göstermek gerekiyor.

Sıcak havaya uygun giyinin

Hafif ve bol kıyafetler vücudun serin kalmasına yardımcı olduğu için, dışarıda uzun süre kalacaksanız bol ve uzun kollu bir gömlek tercih edebilirsiniz.

Gölgede kalın

Doğrudan güneş altında oturulduğunda güneşin ısı etkisi çok daha yoğun hissedildiğinden,  açık havada zaman geçirirken gölge olan alanları tercih etmeye özen gösterin. Yürüyüş gibi egzersizleri güneşin etkisinin daha az olduğu sabah erken veya akşam saatlerinde yapabilirsiniz.

Sıcak havalarda alkolden kaçının

Dr. Özlem Sezgin Meriçliler “Alkolün idrar söktürücü özelliği vardır, dolayısıyla sıvı kaybını artırır. Sıcak havalarda terleme ile de sıvı kaybedildiği için dehidratasyon yani vücut su oranının azalması, buna bağlı kan şekeri yükseklikleri görülebilir. İnsülin kullanan hastalarda insülinin dehidratasyon durumunda hücrelere dağılımı aksayacağı için diyabet koması görülebilir.” diyor.

Aşırı sıcaklar hangi hastalıkları tetikliyor!

Aşırı sıcaklar hangi hastalıkları tetikliyor!

Ağustos’un aşırı sıcakları, sağlığımızı da etkiliyor. Bu havalarda yaz gribi, ishal ve gıda zehirlenmesi, güneş çarpması, klimaya bağlı hastalıkların yanı sıra yaz depresyonunun görülme oranı da artıyor. Peki, sıcakların yol açtığı bu sorunlara karşı neler yapabilir, nasıl önlem alabiliriz? Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yaser Süleymanoğlu, sıcakların olumsuz etkilerinden kaçınmak için günlük hayatta nelere dikkat edilmesi gerektiği hakkında bilgi verdi.

Yaz sıcakları, günlük hayatımızı etkilediği gibi sağlığımız üzerinde de önemli sorunlara da yol açabiliyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yaser Süleymanoğlu, aşırı sıcakların, vücudumuzun dengesini bozarak hayati sonuçlara yol açabileceğini belirtiyor. Ortamdaki nem ve sıcaklık artışına bağlı olarak vücut ısısının da arttığına dikkat çeken Dr. Süleymanoğlu, “Sağlıklı insanın vücut ısısı her ortamda 36.5-37 C de sabit tutulur. Vücut, dış ortam ne olursa olsun bu dereceyi sabit tutmak için devamlı çalışır. Dış ortam sıcaksa terleyerek bu dengeyi sağlar. Ama bu durum vücut için yorucudur. Fazladan enerji için doğru besin ve sıvı gerektirir. Metabolizma, terleme sayesinde vücut ısısını dengede tutmaya çalışsa da mineral ve tuz kaybına neden oluyor. Eğer ter yoluyla atılan mineral ve tuz eksikliği giderilmezse bu da başka sorunlara yol açıyor.” dedi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Yaser Süleymanoğlu

Nem artınca dengeler daha da bozuluyor

Dr. Süleymanoğlu, “Kronik hastalığı olanlar; ileri yaştakiler, kalp yetmezliği, kronik böbrek yetersizliği, hipertansiyon, diyabet ve KOAH hastaları”nın risk grubunda yer aldığını belirterek “Bu kişiler terleme mekanizması ile vücut ısısını dengede tutmayı başaramayabilirler ve ciddi sorunlara maruz kalabilirler. Üstelik nem oranı yükseldiğinde, terleme oranı da artarsa bu dengeler daha çabuk bozulur.” diyor.

Ayrıca insülin, kan şekeri düşürücü, tansiyon ilaçları, idrar söktürücü gibi kronik hastalıklarda kullanılan ilaçların vücuttaki etki mekanizmasında ciddi değişiklikler olduğunu belirten Dr. Süleymanoğlu “Örneğin kış aylarında kan şekerini dengeleyen insülin dozu sıcaklarda çok daha etkili olur ve kan şekerini önemli oranda düşürebilir. Kışın dengede tutulan tansiyon hastalığı, yaz ayında aynı dozda ilaç kullanılsa bile tuz kaybı nedeniyle hayati sorunlar doğurabilir.” dedi.

Yazın en çok onlar etkileniyor

Dr. Yaser Süleymanoğlu aşırı sıcaklardan en çok etkilenen grupları şöyle sıraladı: “Kontrolsüz yaşayan yaşlı bireyler, küçük çocuklar, bakıma muhtaç Parkinson ve Alzheimer hastaları, tansiyon, diyabet, KOAH veya astım gibi solunum hastalığı olanlar, böbrek yetmezliği sorunu olanlar, kalp damar hastaları, kanser hastaları, hamileler ve obezler.” Ayrıca depresyon, manik hastalıklar, kaygı ve endişe gibi psikolojik sorunu olanların kullandıkları ilaçlar nedeniyle tuz, mineral, asit-baz dengesi de değişebiliyor.

Aşırı sıcakta sağlığınızı koruyacak 7 öneri

Yaz enfeksiyonlarına karşı tedbir alın

Yazın ısının aniden artması ve yine ani sıcak soğuk ortam değişikliği nedeniyle yaz gribi, farenjit, boğaz, bademcik ve sinüzit hastalıkları daha çok görülüyor. Bu hastalıklara karşı, vücut ısınızı dengede tutacak önlemler almaya çalışın. Ayrıca bu hastalıkların hava ve temas yoluyla bulaşabileceğini düşünerek, kapalı mekanlarda hastalarla yan yana bulunmamaya özen gösterin. Bu hastalıklar bulaşsa bile vücudun savaşmasında bağışıklık çok önemli rol oynar. Bunun için sağlıklı beslenmeye, bol sıvı alımına, C vitamini içeren besinleri almaya özen gösterin.

 Güvenli gıda tüketin

Yazın en sık görülen sorunların başında ishale yol açan etkenler geliyor. Sıcaklar vücudumuzu ve dolayısıyla bağırsak sistemimizi de etkiliyor. Sıcak havalarda, barsak sisteminde var olan flora belli değişimlere uğruyor; beslenme alışkanlığı veya ilaca bağlı olarak bu floranın belli bir kısmı saldırgan hale geliyor, hava değişimi ile güçlenen bu suşlar barsak sistemine saldırıyor. Sonuçta; bulantı, karın ağrısı, ateş ve ishal olarak kendini belli ediyor. Bu duruma ayrıca besinlerdeki mikroplar da yol açabiliyor. Sıcak hava balık, tavuk, yumurta, mayonez, peynir, dondurma ve buz gibi bazı besinlerin içinde çabucak zararlı mikropların üremesine yol açıyor. Bu besinlerin alınmasıyla ağır kusma, ishal ve bulantı gelişebiliyor. Oluşabilecek riskleri düşünerek temiz ve güvenilir gıda ile beslenmeye önem vermek gerekiyor. Yazın, beslenmede ilk kuralınız, hijyen olmalı.

Seyahat ishaline karşı probiyotik alın

Seyahat edecek olanların, seyahat ishalini engellemek için ilkbahar sonunda probiyotik desteği alarak barsak florasını güçlendirmesi gerektiğine dikkat çeken Dr. Yaser Süleymanoğlu, yine bu kişilerin, seyahat ettikleri yerlerde gıda hijyenine önem vermesi, açık su yerine kapalı suları tercih etmesi gerektiğini belirtiyor. Ayrıca çeşme suyu ile değil temiz suyla üretilmiş buz kalıpları tüketilmeli.

Pause Sağlık, Pause Dergi

 Şemsiye ve şapka kullanın

Uzun saatler kızgın güneşte kalındığında güneş çarpması yaşanabilir. Her ne kadar ilk dakikalarda fark edilmese de vücut ısısının artmasıyla beyinde ani gelişen ödem yüzünden; ateş, halsizlik, bulantı, kusma ve baygınlık atakları olabilir. Bu durum kronik hastalığı olanlar, yaşlı ve çocuklarda hayati sonuçlara yol açabiliyor. Bu nedenle yazın açık renk veya beyaz renkler tercih edilmeli, terleme yapmayan ve vücudu serin tutan giysiler giyilmeli, gerektiğinde şemsiye ve şapka kullanılmalı.

 Su, baz, tuz dengesini koruyun

Özellikle ödem atıcı ilaçlar, kan sulandırıcılar, antidepresan, tansiyon, insülin ve diyabet ilaçları kullanan hastalarda ciddi sağlık sorunları yaratabiliyor. Normalde bu ilaçları kullanan hastalarda su ve tuz kaybı, özellikle sodyum ve potasyum kaybı gelişebiliyor. Tuz kaybı çocuk ve yaşlılarda kritik sorunların da nedeni. Tuz kaybında ilk evrede kişilik bozukluğu, uyku hali, halüsinasyon, oryantasyon bozukluğu, tansiyon, şeker değişkenliği, kalp ritim bozukluğu görülebiliyor. Önlem almak için aşırı sıcaklar bastırmadan önce böbrek fonksiyonları, kan şekeri, tuz dengesi gibi değerlerini kontrol ettirmeli. Su, tuz ve mineral içeren yaz meyvelerini tüketmeli. Ayrıca protein içeren gıdalar vücut ısının dengelenmesinde yardımcı olur.

Klima çalışırken odayı havalandırın

Dr. Yaser Süleymanoğlu klimaların, kas tutulmaları, nezle ve en önemlisi klimaya bağlı akciğer zatürresine neden olabildiğini vurgulayarak şunları şöyledi: “Bu hastalıklar bazen evde dinlenerek geçirebilir ama bazen de yoğun bakım sürecini gerektirebilecek kadar ağır tablolar oluşabilir. O nedenle, klimaların belli oranda bakteri barındırdığını düşünerek, klimanızın filtrelerinin sık sık temizlenmesine önem verin. Klima çalışırken oda sıcaklığını makul seviyede tutmak, gün içerisinde odayı havalandırmak son derece faydalı olacaktır.”

Yaz depresyonu belirtilerine dikkat edin

İnsanlar her ne kadar yazın daha enerjik olsa da bazı kişiler kendilerini belirli bir neden olmadan halsiz hisseder ve normalden daha fazla uyumaya eğilimi gösterirler. Bu kişilerde genel yorgunluk belirtileri gelişebilir. Eğer kendinizde daha fazla uyumak isteği, sık sık yorgunluk ve halsizlik hissediyorsanız, dikkat! Bu belirtiler yalnızca sıcakların etkisiyle değil, yaz depresyonuyla ilgili olabilir. İyisi mi, siz bir uzmana başvurun.

Eğer daha önce var olan kaygı bozukluğu ve depresyon için ilaç kullanıyorsanız, aşırı sıcaklarda bu ilaçlardan farklı bir şekilde etkilenme ihtimaliniz de var. Kendinizde ilaca rağmen farklılık hissediyorsanız uzmanınıza başvurmayı ihmal etmeyin.

Yaz hamileliğinde bu hatalardan kaçının!

Yaz hamileliğinde bu hatalardan kaçının!

Yaz mevsimi anne adayları için kış koşullarına göre bazı avantajlar sağlarken, buna karşın özellikle aşırı sıcaklarda dikkatli olmak gerekiyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran “Yaz aylarında anne adayları; açık havada daha fazla zaman geçirerek güneşten faydalanabilme, daha fazla seyahat edebilme, yürüyüş ve yüzme gibi imkanlara sahip olabiliyor. Ancak hamilelikte doğal olarak gözlenen hormonal, fiziksel ve psikolojik değişikliklere ek olarak yazın bastıran aşırı sıcaklar, hamileliğin zor geçmesine de neden olabiliyor. Bu nedenle yaz hamileliklerinde, hamileliği olumsuz etkileyebilecek birtakım sorunlarla karşılaşmamak için bazı kurallara dikkat etmek gerekiyor” diyor. Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, anne adaylarının yaz sıcaklarında dikkat etmesi gereken 10 önerisini anlattı, önemli uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran

Tatil öncesi mutlaka muayenenizi yaptırın

Tatile çıkacaksanız mutlaka hekiminize görünün. Özellikle hamileliğin ilk başları ve son dönemleri biraz daha riskli olduğundan bu zamanlarda ayrıca dikkatli olun. Seyahatlerinizi mümkün olduğunca 32. haftadan önce planlamanız ve gideceğiniz yerlerdeki sağlık imkanlarını araştırmanız çok önemli. Düşük ve erken doğum riski taşıyan hamilelerin ise seyahattan uzak durması gerekiyor.

Egzersizde sıcak saatleri tercih etmeyin!

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran “Özellikle de açık alanda yürüme, yüzme ve yoga gibi hafif egzersizler yapmak hem anne adayları hem de bebek için sağlıklıdır. Ancak yaz aylarında hava sıcaklığının daha az olduğu sabahın erken saatlerinde veya akşam saatlerinde egzersiz yapılmalıdır. Egzersiz sırasında yorgunluk hissetmeniz durumunda egzersize ara vermek ve dinlenmek gereklidir. Fiziksel aktivitelerin anne adayını aşırı strese sokmadan yapılması uygundur” diyor.

Susuz kalmamaya dikkat edin!

Hem kendiniz hem de bebeğinizin sağlığı için hamilelik süresince günlük ortalama 8-10 bardak su içmeye, vücutta sıvı kaybına yol açabilecek kafeinli içecekler tüketmemeye dikkat edin. Baş dönmesi, halsizlik, mide bulantısı, vücudun aşırı ısınması, tansiyon düşüklüğü, daha az idrar ve koyu renkli idrarın susuz kaldığınıza işaret edebildiğini belirten Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran şöyle konuşuyor: “Anne adayının az su içmesine bağlı olarak daha sık idrar yolu enfeksiyonu, kabızlık ve hemoroit gibi pek çok durum gelişebilir. Yine yeterince su içmemek, anne karnındaki bebeği saran amniyon sıvısında azalma nedeniyle bebeğin büyümesinde yavaşlamaya yol açabilir.”

Dışarıda yediğiniz besinlere dikkat edin!

Yaz sıcaklarında besinlerin muhafazası zor olabildiğinden özellikle besin zehirlenmeleri ve ishal gibi enfeksiyonlar daha fazla yaşanıyor. Bu nedenle dışarıda yediğiniz durumlarda iyi yıkanmış, iyi pişmiş, bozulma ihtimali daha az olan yiyecekleri ve hijyenik kurallara uygun yerleri tercih edin. Hızla su kaybetmenize neden olacağından aşırı tuzlu yiyeceklerden uzak durun. Yazın bol baharatlı, yağlı veya kalorili beslenmemeye özen gösterin. Az az ve sık sık beslenin. Yaz süresince ağırlıklı taze sebze ve meyvelerden tüketin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Sıcak saatlerde güneşe çıkmayın!

Güneşten faydalanabilmek için sabah saatlerini tercih edin; 11:00-16:00 saatleri arası mümkün olduğunca güneşten kaçının. Yazın koyu renk giysiler ısı emilimini artırarak anne adayının daha sıcak hissetmesine neden olduğundan; güneş ışınlarını yansıtarak güneşten korunmayı sağlayacak beyaz, bej gibi renklerde, ince ve pamuklu kıyafetleri tercih edin. Hamilelikte cilt, güneş ışınlarına daha hassas olduğundan, lekeler ve çiller gelişebilir. Bu nedenle dışarı çıkarken güneş gözlüğü, şapka ve yüksek koruma faktörlü güneş kremi kullanın. Enfeksiyon riskine karşı klimada aşırı soğuktan uzak durun ve klimaların bakımının yapılmış olmasına dikkat edin.

Sıcak suya girmeyin!

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran “Özellikle hamileliğin ilk 3 ayında uzun süreli sıcak suda kalan anne adaylarının bebeklerinde doğum kusurları tespit edilmiştir. Yine sıcak suyun etkisiyle rahim kaslarındaki gevşemenin düşük veya erken doğumu tetikleyebileceği bilinmektedir. Bu nedenle hamilelikte kaplıca, hamam, sauna, termal tatil gibi sıcak su ortamları önerilmez. Evde banyo yaparken de çok sıcak sudan kaçının. Özellikle de hipertansiyon, kalp hastalığı gibi ek hastalığı olan anne adayları daha fazla dikkat etmelidir. Çok sıcak günlerde sık duş almak veya serin su banyosu hamileleri rahatlatabilir” diyor.

Yüzerken bu önerilere dikkat edin!

Herhangi bir risk taşımayan anne adaylarının son aya kadar yüzebileceğini belirten Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran şöyle konuşuyor: “Havuzun düzenli bakımının yapıldığından, hijyeninden emin olmak gerekir. Ayrıca havuz temizliğinde kullanılan kimyasalların ciltten emilebilme ihtimaline karşı havuzda uzun süre kalınmamalıdır. Mümkünse denizi tercih edin. Yavaş yüzmeye, zorlayıcı hareketlerden kaçınmaya, su kayağı, jetski ve tüplü dalış gibi aktivitelerden uzak durmaya dikkat edin. Hamilelikte gelişebilecek bacak kramplarından dolayı yalnız yüzmemeye ve fazla açılmamaya; genital bölge florasını etkileyerek vajinal mantar, kaşıntı ve akıntıya neden olabileceği için de ıslak mayo ile kalmamaya özen gösterin.”

Aşırı yorgunluk ve uykusuzluktan kaçının!

Uyku ve dinlenmenin anne adayları için çok önemli olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran “Uyku, stresi ortadan kaldırmaya yardımcı olur. Yaz sıcağı anne adayını daha çok yorabilir. Hamilelikte anne adayları serin ortamlarda kendine zaman ayırarak (kitap okuma, müzik dinleme veya meditasyon yapma gibi) rahatlayabilir. Hamilelikte 30- 60 dakika arası öğlen uykusu da dinlenmeye yardımcı olur” diyor.

Ayaklarınızı ihmal etmeyin!

Hamilelikte yaz aylarında sıcağın da etkisiyle bacaklarda şişme sorunu ile sık karşılaşılıyor. Aşırı kilo alımı, tansiyon yüksekliği, fazla ayakta kalmak ve dar ayakkabılar da bu durumu artırabiliyor. Bu nedenle bacaklara kan dolaşımına yardımcı olmak ve bacak ödemini gidermek için ayaklarınızı fazla sarkıtmamaya, geniş ayakkabı giymeye, ayak ve bacaklarınıza masaj yaptırmaya dikkat edin. Özellikle çalışma saatlerinizde fırsat buldukça ayaklarınızı yüksekte tutmaya da özen gösterin.

Uzun seyahatler yapmayın!

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran “Hamilelik sürecinde mümkün olduğunca kısa seyahatler gerçekleştirin. Yolculuğunuzu kısaltabilecek konforda uçak seyahatlerini tercih edebilirsiniz. Hamilelikte genelde 24. haftadan sonra araba kullanılması önerilmez. Uzun seyahatlerde daha fazla dolaşım bozukluğu gerçekleşebilir. Bu nedenle uzun seyahat etmeniz gerektiğinde 2-3 saatte bir en az 10 dakika kalkıp dolaşmanız, varis çorabı kullanmanız faydalı olacaktır. Yine yolculukta hafif beslenmeye ve bol su içmeye dikkat edin” diyor.

Dikkat! Kalıcı görme kaybına yol açmasın!

Dikkat! Kalıcı görme kaybına yol açmasın!

Güneş sağlığımız üzerinde önemli faydalar sağlasa da, yaz aylarında yeryüzüne daha yoğun ve dik gelen zararlı UV ışınları cildimizin yanı sıra gözlerimizi de tehdit ediyor.  Son yıllarda iklim değişiklikleri ve ozon tabakasındaki incelme nedeniyle güneş ışınlarının ve özellikle de ultraviyole (UV) ışınlarının etkisi artıyor. Bu nedenle uzun süre güneş ışınlarına maruz kalmak; gözde katarakt, sarı nokta hastalığı (makula dejenerasyonu), halk arasında kuş kanadı ya da göze et yürümesi denilen pterjiyum, gözlerde kızarıklık, yanma, batma ve sulanma gibi rahatsızlıklara neden olabiliyor. Ayrıca göz çevresindeki ciltte lekelenme, kırışıklık ve cilt kanserine yol açabiliyor. Güneşin gözlerimizde oluşturduğu hasarlarda, hemen hepimizin sıkça yaptığı hatalar ise önemli bir rol oynuyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof.  Dr. Mehdi Süha Öğüt,  yaz aylarında özellikle ultraviyole ışınlarının yeryüzüne en yoğun ve dik geldiği 10.00-16.00 saatleri arasında güneş gözlüğü olmadan asla dışarıya çıkmamamız gerektiği uyarısında bulunarak, “Eğer dışarıya çıkmaya mecbursanız mutlaka güneş gözlüğü kullanın. Zira, gözlerimizi güneşten korumadığımız takdirde ultraviyole ışınlarının oluşturduğu sorunlar geri dönüşü olmayan görme kaybına yol açabiliyor” diyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehdi Süha Öğüt, yaz aylarında gözlerimizi tehdit eden hatalı alışkanlıklarımızı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Mehdi Süha Öğüt

Hata: Güneş gözlüğü kullanmamak

Doğrusu: Yaz aylarında yapılan hatalı alışkanlıkların başında, güneş ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği 10.00-16.00 saatleri arasında güneş gözlüğü kullanmadan dışarıda olmak geliyor.  Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehdi Süha Öğüt, güneş altında uzun süre kalmanız gerekiyorsa UV ışınlarının bu tür zararlı etkilerinden güneş gözlükleri ve şapka ile korunmayı asla ihmal etmemeniz gerektiği uyarısında bulunuyor.

Hata: Kontakt lens ile havuza ve denize girmek

Doğrusu: Kontakt lens ile havuza ve denize girmek enfeksiyon riskini arttırıyor. Ayrıca havuz sularının dezenfeksiyonunda kullanılan kimyasal maddeler hem kontakt lensin yapısını bozuyor hem de gözde alerjik reaksiyonlara neden olabiliyor. Mutlaka kontakt lens kullanmanız gerekiyorsa üzerine yüzücü gözlüğü takmanız gerekiyor. Böylece gözün suyla temas etmesini önlemiş olursunuz.  Ayrıca enfeksiyon riskine karşı günlük kullanılıp atılan lensleri tercih etmenizde fayda var.

Hata: Gözleri ovuşturmak

Doğrusu: Yaz aylarında kuru, sıcak, tozlu ve polenli ortam, gözlerde kızarıklığa ve kaşıntıya  yol açabiliyor. Kumsalda, oyun parkında ve kum havuzlarında yetişkinler ile çocukların gözlerine kum kaçması sıklıkla karşılaşılan bir tablo. “Bu durumda gözler mümkün olduğunca kaşınmamalı, ovuşturulmamalı ve bol suyla yıkanmalı” uyarısında bulunan Prof. Dr. Mehdi Süha Öğüt,  “Ayrıca sık sık ellerin göze götürülmesi de enfeksiyon riskini arttırıyor. Tablonun daha da ciddileşmemesi için enfeksiyon varlığında mutlaka bir göz hekimine muayene olunmalıdır” bilgisini veriyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Klimanın karşısında serinlemek

Doğrusu: Göz kuruluğuna karşı sıcak yaz aylarında serinlemek için klimanın karşısına asla geçmeyin. Klimaların bulunduğu ortamlarda göz kuruluğundan etkilenmemek için klimanın üfleme yönü yüzünüze doğru olmamalı. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehdi Süha Öğüt, gözyaşı fonksiyonunda  sorun varsa yapay gözyaşı desteği gerektiğini belirterek,  “Göz kuruluğu olan hastaların özellikle uzun süreli uçuşlarda yapay gözyaşı damlaları kullanmaları rahatlatıcı olacaktır. Klimalı ofislerde bilgisayar karşısında çalışan bireylerin belirli aralıklarla molalar vererek çalışmalarında fayda var. Ayrıca araçlarda da klima fanları doğrudan yüze çevrilmemelidir” diyor.

Hata: UV bloke edici özelliği bulunmayan gözlük kullanmak

Doğrusu: Güneş gözlüğü denildiğinde aklımıza ilk olarak ‘koyu renkli’ camlar geliyor. Normalde, güneşli, parlak ve ışıklı ortamlarda göz bebeklerimiz küçülerek göze zararlı ve fazla ışığın girmesini engelliyorlar. Ancak ışınlar koyu renkli bir camdan geçerek geliyorsa göz bebeklerimiz yeterince küçülmüyor. Bir anlamda gözün savunma mekanizması devre dışı bırakılmış oluyor. Bu durumda kullanılan gözlüğün UV bloke edici etkisi yeterli değilse, gözümüz için zararlı olan ışınlar gözümüze daha fazla zarar veriyor. “Dolayısıyla UV bloke edici özelliği bulunmayan koyu renkli gözlükler göz için zararlıdır” uyarısında bulunan Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehdi Süha Öğüt, sözlerine şöyle devam ediyor: “Parlamadan koruma ile UV koruma arasında fark vardır. Gözlüğün koruyucu özelliği camın rengine ve koyuluğuna değil, cam kalitesi ve UV filtresi bulunmasına bağlıdır. Gözlük camları UV ışınlarını 400 nm değerine kadar engellemelidir. Yani, UV400 etiketi olan camlar tercih edilmelidir. Ayrıca gözlüğün çerçevesi yüze tam olarak oturmalıdır. Küçük camlar göz çevresini tamamen kapatmamaları nedeniyle kenarlardan güneş ışınlarının girmesine izin verdikleri için büyük camlı gözlükleri tercih edilmelidir”

Hata: Bulutlu havalarda gözleri korumamak

Doğrusu: Genellikle güneş gözlüğünün sadece güneşli havalarda kullanılması gerektiğini düşünüyoruz. Ancak ultraviyole ışınları açık ve güneşli havalarda olduğu gibi kapalı ve bulutlu havalarda da aynı oranda etkili oluyor. Bu nedenle gözlerinizin korunması açısından özellikle risk grubundaysanız bulutlu havalarda da güneş gözlüğü kullanmanız büyük önem taşıyor.

Hata: Güneşe doğrudan bakmak

Doğrusu: Güneşe doğrudan bakma sonucunda çok kısa sürede makula (sarı nokta) hasarı oluşabiliyor. Bu durum da görme kaybına yol açabiliyor. Özellikle güneş tutulmasını izlerken koruyucu gözlük kullanmayı asla ihmal etmeyin güneşe direkt olarak bakmaktan kaçının.

2 yaş sendromuna dikkat

2 yaş sendromuna dikkat

Aniden oluşan öfke patlamaları, kendi dediğini yaptırma konusunda inatlaşmalar, her şeye ‘hayır’ demeler, kendini yerden yere atmalar, durdurulamayan ağlama krizleri, çok hızlı değişen duygu geçişleri… Oyuncak için ağlama krizleri yaşarken bir anda başka bir şeye yönelerek susmak… Hiç beklenmedik bir şeye yoğun öfke krizleriyle karşılık vermek…

Ebeveynleri oldukça yoran ve kaygıya sürükleyebilen bu davranışlar, çocukların bebeklikten çıkıp kendilerini birey olarak kabul ettirmeye çalıştıkları ‘2 yaş sendromu’nun tipik belirtilerini oluşturuyor. Bu dönemde kişiliklerini ispat etmek isteyen çocuklar inatçı ve saldırgan tavırlar sergileyebiliyor, ebeveynleriyle zıtlaşabiliyorlar. Gelişimsel olarak 18 ayda başlayan ve 36 aya kadar devam eden ‘2 yaş sendromu’ her çocukta görülse de aynı şiddette seyretmiyor. Bunun nedeni ise her çocuğun mizaç olarak farklı olmalarının yanı sıra ebeveynlerinin da farklı tutumlar sergilemeleri.

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Mine Şahbaz, çocuklarda ‘2 yaş sendromu’nun ebeveynler tarafından dikkatle yönetilmesi gereken önemli bir süreç olduğunu belirterek, “Sendrom adıyla duyduğumuz bu süreç aslında bebeklikten çocukluğa geçişin yansımasıdır ve özerkleşme çabasıyla çok sağlıklı bir gelişimin parçasıdır.  ‘2 yaş sendromu’nu ergenlikten önceki ilk bireyselleşme süreci olarak da nitelendirebiliriz. Ebeveynlere itiraz etmeden de onlardan ayrışmak, bireyselleşmek mümkün değildir. Çocuğun ağlaması, öfkelenmesi veya inatlaşması değil anne ile babanın verdiği davranışsal tepkiler süreci daha zorlayıcı hale getirebiliyor. Çocuklardaki bu süreci rekabet ve güç savaşına dönüştürmemek gerekiyor. Aksi halde çocuğun bireyselleşme süreci sekteye uğrayabiliyor ve çocuk ebeveynlerinin sevgisini kaybetmemek için bebeksi pozisyonda kalma çabasına girebiliyor.” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Klinik Psikolog Mine Şahbaz

Öfke patlamalarını yarıda kesmeyin!

Çocuklarda ‘2 yaş sendromu’nda ağlama krizlerine ve öfke patlamalarına alan açmak, bir başka deyişle içinden gelen yoğun duyguyu dışarı yansıtabilmesine (gerek ağlama gerek bedensel tepkilerle) izin vermek ve bu duyguları kesmemek çok önemli. Zira, dışarı yansıtılamayan duygular kaybolmuyor, aksine bastırıldıkları için psikosomatik olarak beden üzerinden ifade yolu buluyorlar. Bu duyguları yaşadığında sakinleşinceye dek yanında beklemeniz, ona iyi geliyorsa sarılmanız, tıpkı bebeklik dönemlerinde yaptığınız gibi ‘hımm hımm’ gibi yumuşak bir ses tonu ile sürecine eşlik etmeniz, hiçbirini istemiyorsa sessizce beklemeniz sağlıklı olacaktır.

Küsmeyin, odasına yollamayın

“Ağlama krizlerinde çocuğa küsmek, onu odaya yollamak ve bağırmak kesinlikle olmasını istemediğimiz tepkilerdir” uyarısında bulunan Uzman Klinik Psikolog Mine Şahbaz, bunun nedenini şöyle açıklıyor: “Çocuğu yalnızlaştırarak sakinleşmeye zorlamak ileride güvensiz hisseden ve zor zamanlarında yardım isteyemeyen birey olmasına sebep olabiliyor. Dolayısıyla sakinleşinceye dek yanında kalmanız bu anlamda önemli olacaktır.”

İnat ediyorsa, seçenek sunun

Bu dönemde çocuğunuzun tepkilerinin arkasındaki duyguyu yakalayabilmeniz büyük önem taşıyor. Uzman Klinik Psikolog Mine Şahbaz, 2 yaş sürecinin çocukların sınır algısının oluşmaya başladığı bir dönem olduğunu belirterek, şöyle devam ediyor: “Anne ve baba olarak ne çok serbest olmalı ne de çok katı durmalısınız. Çocuğunuza seçenek sunarak, kararı o veriyormuş gibi hissettirmeniz kişilik gelişimine fayda sağlayacaktır. Bunun yanında seçenek sunulamayacak bir durum ise yaşadığı hayal kırıklığına eşlik etmeniz yeterli olacaktır. Çocuğunuz yediği yemeye itiraz edebilir ya da sizin seçtiğiniz pijamayı giymek istemiyor olabilir. Böylesi anlarda onun sınırlarına bir adım geri çekilerek alan açmanız gerekiyor. ‘Bunu şimdi yemek istemiyorsun, ben yanlış anlamışım’ diyerek birkaç saat sonra yemek teklif edebilirsiniz. Giymek istemediği pijama yerine makul bir şeyler giymesi için seçenek sunabilirsiniz”

Pause Sağlık, Pause Dergi

“Beni üzüyorsun, canımı acıttın” demeyin!

Çocuğunuzun vurma davranışı varsa, ‘canımı acıttın’, ‘bak beni üzüyorsun’ gibi cümleleri kesinlikle sarf etmeyin. Zira, bu tür söylemlerin çocukta suçluluk hissinin artmasına neden olacağına işaret eden Uzman Klinik Psikolog Mine Şahbaz, “Suçlanan çocuk da bu davranış döngüsünü devam ettirme eğiliminde olacaktır. Bunların aksine çocuğunuz size vurduğunda durdurmalı ve ‘bana vuramazsın, birbirimize vuramayız’ cümleleriyle bunu size yapmaması gerektiğini hatırlatmalısınız. Sizin yıkılmadan, ona suçluluk hissettirmeden olumsuz tepkilerini göğüslüyor oluşunuz, bu süreci daha sağlıklı geçirmesine büyük katkı sağlayacaktır. ‘Bana değil yastığa vurabilirsin, topa vurabilirsin’ gibi sonrasında yönlendirmeler yapabilirsiniz. Onun size kızdığını ve bu sebeple böyle davrandığını, bunu gördüğünüzü ama çözümün vurarak olmaması gerektiğini kriz anlarından sonra çocuğunuza söyleyebilirsiniz.” bilgisini veriyor.

Birlikte oyun oynayın

Evinizde duyusal oyunları ve oyuncakları arttırmanız, çocuğunuzun sakinleşmesini kolaylaştıracaktır. Hamurlar, su oyunları, yumuşak toplar ve sesli müzik aletleri gibi bedenden gelen zorlayıcı duyguları boşaltabileceği bir alan yaratmanız, gün içinde yaşadığı stresi oyuncaklar aracılığıyla bırakmasını sağlayacaktır. Bedensel hareketli oyunları ev içinde çocuğunuzla birlikte oynayarak onun işbirliğine daha açık hale gelmesini sağlayabilirsiniz.

Yorgunluğunuzun nedeni gıda duyarlılığı olabilir!

Yorgunluğunuzun nedeni gıda duyarlılığı olabilir!

Son günlerde yorgunluktan şikayet edenlerin sayısı giderek artıyor. Günlük yaşantınızda enerjinizi düşüren, mutsuzluk hissine yol açan yorgunluğun altında kronik bir hastalık yatmıyorsa, beslenme ve yaşam biçiminizi gözden geçirmenizde fayda var. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, sağlıksız yaşam tarzı kadar yanlış beslenme alışkanlıklarının da vücutta yorgunluğa yol açabildiğini belirterek, yapılacak bazı basit değişikliklerle önemli faydalar sağlanabileceğini vurguluyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, yorgunluğa yol açan 7 beslenme hatasını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur

  • Karbonhidrata yüklenmek

Karbonhidratlar vücudumuzda hızla enerjiye dönüştürülen ilk besin ögeleridir. Karbohidratlar basit (rafine) ve kompleks olarak ikiye ayrılırlar. Sağlıklı beslenmede posa oranı yüksek, kan şekerinde daha sağlıklı iniş çıkışı sağlayan kompleks karbonhidratları tercih etmek gerekir. Unlu yiyecekler, hamur işleri, şerbetli tatlılar ve beyaz ekmek gibi basit karbonhidratlar posa oranı düşük olduğu, yüksek kalori içerdiği ve kan şekerinin hızlı yükselip düşmesine yol açtığı için çok az tüketilmelidir. Basit karbonhidratlar aynı zamanda kilo artışına, yorgunluğa ve birçok kronik hastalığın da beraberinde gelmesine neden olur. Sürekli yorgunluk yaşamak istemiyorsanız rafine şeker ve şekerli yapılmış gıdalar yerine; tam buğday, bulgur, yulaf, bakliyat, sebze ve meyve gibi besinleri porsiyon kontrolüne dikkat ederek daha fazla tercih etmenizde fayda var.

  • Kafeini fazla tüketmek

Toplum olarak günlük yaşantımızda çay ve kahve gibi kafeinli içecekleri çok fazla tüketiyoruz. Ne yazık ki pandemi sürecinde de bu tarz içeceklerin tüketim miktarında artış oldu. Aşırı kafein tüketimi anksiyete, baş ağrısı, sinirlilik, huzursuzluk ve uykusuzluğa bağlı yorgunluğa neden olur. Yetişkin bireyler için günlük kafein tüketimi ortalama 250-300 mg olmalıdır. Bu da günde 1-2 kupa filtre kahve ve 1 fincan Türk kahvesi ile karşılanmaktadır. Ancak kafeini bu günlük miktarların çok üstünde alan kişiler için birden aşırı azaltmak doğru olmayacaktır. Olması gereken dozlara ulaşmak için yavaş yavaş günlük alacağınız miktara ulaşmak, yoksunluk belirtilerini daha kolay atlatmanızı sağlayacaktır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  • Yetersiz sıvı tüketimi

Vücudumuzda kaybedilen suyun yerine konması için yeterli miktarda sıvı alımı çok önemlidir. Yeterli sıvı alımı sağlanmazsa vücut dehidrate (susuz) kalır ve kişiler daha yorgun hissederler. Gün içinde içilen çay-kahve de vücutta diüretik (hızlı idrara çıkış) etki göstererek vücudun daha da susuz kalmasına neden olur. Bunu önlemek için günde kilogram başına 30-35 ml su içilmelidir.

  • Proteinden eksik beslenme

Protein yetersizliği zamanla vücutta kas kaybına neden olur. Vücut direnci azalır, metabolizma yavaşlar. Uzun süreli yetersiz protein alımında ise vücut kendi dokularındaki proteini kullanmak zorunda kalır. Bunun sonucunda vücut ağırlığı azalır, halsizlik, anemi (kansızlık) ve ödem (şişlik) oluşur ve kişi kendini daha yorgun hisseder. Yetişkinler gün içerisinde kişiye özgü porsiyonlarda proteinden zengin olan et, tavuk, balık, yumurta, peynir, süt ve ürünlerini tüketmelidirler. Sporcularda günlük alınması gereken protein miktarı artarken, bazı hastalıklarda bu miktarın kısıtlanması gerekebilir.

  • Öğün atlama ve düşük kalorili beslenme

Düşük kalori ile beslenildiğinde ve öğün atlandığında kan şekerinde düzensizlik meydana gelir. Bu sebeple halsizlik gelişir ve kişi kendini yorgun hisseder. Bunu önlemek için öğün düzeni sağlanmalı, her gün yemek saatleri düzenli olmalıdır. Ana öğünler arasında açlık hissedildiğinde kan şekeri düzenini sağlamak için mutlaka ara öğün yapılmalıdır. Hedefleriniz arasında kilo vermek var ise size uygun sağlıklı ve düzenli bir beslenme planı uygulanmalı. Bunu da mutlaka beslenme ve diyet uzmanına danışarak yapmalısınız.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  • Alkol tüketimi

Alkol kanda oksijen taşıyan kırmızı kan hücrelerinin sayısını düşürür. Bu da anemiye (kansızlığa) neden olur. Anemisi olan kişilerde halsizlik, yorgunluk ve nefes darlığı gibi belirtiler ortaya çıkar. Bunun dışında kişi yoğun alkol alımının ertesi günü huzursuzca erken uyanma, baş ağrısı, susuzluk ve mide bulantısı (Hangover sendromu) hissiyatları ile güne başlar. Bu da kişinin yorgunluk hissiyatının daha fazla artmasına neden olur.

  • Magnezyum içeren besinler tüketmemek

Magnezyum eksikliği; yorgunluk, kas krampları, zihinsel problemler, düzensiz kalp atışı ve osteoporoza sebep olur. Yoğun yorgunluk hissediyorsanız magnezyum eksikliğiniz olabilir. Bunu bir kan testi ile öğrenebilirsiniz. Magnezyum eksikliğini önlemek için düzenli olarak kabak çekirdeği, badem, kaju, çam fıstığı, ceviz, ıspanak, fasulye, mercimek, avokado, muz ve pırasa gibi bol miktarda magnezyum açısından zengin yiyecekleri gün içerisinde tüketmeye özen gösterin.

Dikkat! Gıda duyarlılığı yorgunluğa yol açıyor!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur; sağlıksız yaşam tarzı ve yanlış beslenme alışkanlıkları kadar ‘gıda duyarlılığı’nın da yorgunluğa yol açabildiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Süt, yumurta ve glüten gibi birçok besin veya besin bileşiğine duyarlılığınız olabilir. Bu gibi duyarlılığınız olan yiyecekleri tükettikten sonra gaz, şişkinlik, karın ağrısı ve sürekli bir yorgunluk hissedebilirsiniz. Gıdaların hangilerine intoleransınızın olduğunu belirlemek için bir kan testi yapılması yeterlidir. Testler sonucunda çıkan yiyeceklerin beslenmenizden çıkarılarak düzenlenmesi yorgunluk hissinizin geçmesini sağlayacaktır.”

Cildiniz nasıl yenilenir?

 

İki yılı aşkın süredir devam eden Covid-19 pandemisinde bir yandan maske kullanımı, diğer yandan dondurucu kış koşulları cildi iyice yıprattı. Doğanın yenilenmeye başladığı bahar mevsiminin, cildi yenilemek için de ideal bir zaman olduğunu belirten Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Süleyman İzzet Karahan “Son iki yıldır cilt sorunlarında büyük artış yaşanıyor. Ancak bahar mevsimini bir fırsat bilerek, tıpkı doğanın yenilenmesi gibi, bazı basit ama etkili bazı yöntemler uygulayarak cildinizi de ışıl ışıl bir görünüme kavuşturabilirsiniz. Ancak cildimi yenileyeceğim derken, doğal olduğu düşüncesiyle her yağı cildinize sürmekten kaçının. Aksi taktirde alerjik sorunlara ve cildinizde tahrişe yol açabilirsiniz” diyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Süleyman İzzet Karahan, cildi yenilemenin 6 etkili yolunu anlattı, cildi besleyici özelliğe sahip bazı yağları sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Süleyman İzzet Karahan

  • Cildinizi düzenli temizleyin

Düzenli cilt bakımı sağlıklı bir cilt için olmazsa olmazların başında gelir. Maske kullanımıyla gelen akne, komedon (beyaz, siyah renkli, iltihaplı noktalar) gibi sorunlar düzenli cilt bakımı ile azlatılabilir. Ancak cilt bakımının yanında mutlaka destekleyici bir tedavi de gerekebilir. Hekiminizin cilt tipinize uygun olarak önereceği yağ bazlı bir temizleyici ile cildi arındırıp, sonrasında su bazlı bir temizleyici ile cilt temizlenebilir.

  • Yeterli ve kaliteli uyuyun

Yeterli ve kaliteli uyku cildi daha hızlı yeniler. Gece salgılanan melatonin güçlü bir antioksidandır. Gün içerisinde güneşin ve çevrenin ciltte yol açtığı hasara karşı, daha hızlı toparlanmaya olanak verir. Bu nedenle gece mutlaka yatak odasında yatılmalı, televizyon başında uyumamalı, odanın yeterli ısıda, havadar ve karanlık olmasına dikkat edilmelidir.

  • Sağlıklı beslenin

Sağlıklı beslenme cilt için olmazsa olmazlardandır. Antioksidandan ve proteinden zengin beslenmek cildin daha sağlıklı görünmesine olanak sağlar, kolajen sentezini destekler. Hazır gıdalar insülin direnci ile birlikte akne problemlerini artırabilir. Bu nedenle hazır gıda ve abur cubur tüketiminden kaçınarak, mevsim sebze ve meyvelerinden tüketmeye özen gösterin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  • Makyajınızı çıkarmadan uyumayın

İş gereği yoğun makyaj yapanlarda, iki aşamalı cilt temizliği cildi daha iyi arındırmak için önem kazanır. Özellikle uyku saatlerinin gece geç saatlere sarktığı zamanlarda, yorgunluğun da etkisiyle kimi zaman makyajlar temizlenmeden yatılabiliyor. Bu da cilde hasar vererek, bazı komplikasyonlara neden olabiliyor. Bu nedenle ne kadar yorgun olursanız olun makyajınızı temizlemeden yatmaktan kaçının.

  • Vitaminlerden destek alın

Mutlaka hekime danışmak şartıyla, cildi besleyici vitaminlerden destek alabilirsiniz. Özellikle gündüz kullanılan C vtaminli serum ve kremler cildi gün içerisinde güneşin, stresin ve diğer çevresel faktörlerin yıpratıcı etkisine karşı korur. Ancak yüksek dozlarda kullanımı cildi tahriş edebilir. Bu nedenle gelişigüzel değil, hekiminizin tavsiyesiyle ilerleyin.

  • Cildi besleyen yağlar kullanabilirsiniz, ama!

Dermatoloji Uzmanı Dr. Süleyman İzzet Karahan “Son yıllarda doğal içerikli ürünlerin kullanımının hızla artmasıyla birlikte, cildimiz için de klasik nemlendiriciler yerine doğal yağ kullanımı artmaktadır. Ancak eş dost tavsiyesiyle ya da internetten ‘doğal’ oldukları belirtilen yağları gelişigüzel kullanmak fayda yerine zarar getirebilir. Hindistan cevizi yağı, zeytinyağı,  argan yağı, jojoba yağı, papatya yağı, çay ağacı yağı, biberiye yağı, badem yağı, sandalağacı yağı gibi onlarca çeşit yağ bulunmakla birlikte, her biri ‘bitkisel, doğal’ gibi görünen bu yağlar her cilt tipine uygun olacak diye bir kural yoktur. Alerjik reaksiyonlara ve tahrişlere yol açabilir. Üstelik bazılarını cilde doğrudan sürmemek gerekir. Bu yağları kullanmadan önce hekime danışmak gerekir” diyor.

Bu hastalık başka hastalıkları taklit edebiliyor!

Bu hastalık başka hastalıkları taklit edebiliyor!

Dünyada kadın kanserleri arasında 7. sırada yer alan yumurtalık kanseri, özellikle gelişmekte olan ülkelerde, 40 yaş üstü kadınlarda meme kanserinden sonra 2. sırada görülüyor. Ülkemizde de her yıl yaklaşık 4 bin kadında teşhis edilen yumurtalık kanseri, jinekolojik kanserler arasında rahim kanserinden sonra 2. sırada geliyor. Herhangi bir belirti vermeden sinsice ilerlediği için genellikle geç dönemde tespit ediliyor. Hastaların büyük çoğunluğunda tanının ileri evrede konulması nedeniyle en ölümcül kanserler arasında yer alıyor. Oysa erken teşhis edildiğinde tedavisinde yüzde 80-90’lara varan başarılı sonuçlar elde edilebiliyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Fuat Demirci, yumurtalık kanserine ne kadar erken teşhis konulursa tedavisinde de o oranda başarı sağlanabildiğini belirterek, “Bu kanserin erken teşhis edilmesinde ise her yıl düzenli olarak yapılan jinekolojik kontroller büyük önem taşıyor. Erken teşhis için dikkat edilmesi gereken bir başka önemli nokta ise yumurtalık kanserinin belirtilerinde zaman kaybetmeden hekime başvurmaktır.” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Fuat Demirci

Yumurtalık kanserinin 7 belirtisine dikkat!

Yumurtalık kanserinin belirtileri sinsi oluyor, zira genellikle gastrit, ülser, hazımsızlık, kronik kabızlık ve kolit gibi mide-bağırsak hastalıklarının yakınmalarıyla karışıyor. Hastalar önce dahiliye polikliniklerine başvurdukları için tanı ve tedavide gecikme yaşanıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Fuat Demirci, bu nedenle her 3 yumurtalık kanserinden 2’sine ileri dönemde tanı  konulabildiğine dikkat çekerek, “Dolayısıyla yumurtalık kanserinde erken tanı için özellikle adet düzensizliği, karın ağrısı, karında şişlik, kasıkta dolgunluk veya ağrı, gaz ve kabızlık gibi yakınmalarda kadın hastalıkları ve doğum uzmanına da başvurmak gerekiyor. Yapılan jinekolojik muayene, ultrason takibi, hastadan alınan detaylı öykü ve kan tahlilleri sayesinde bu kanser türüne erken tanı konulabiliyor.” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Tanı ameliyat sırasında konuyor!

Yumurtalık karın içinde yer alan bir organ olduğu için bu kanserin kesin tanısı; ameliyat sırasında dokunun alınıp, aynı anda patoloji uzmanının bu örneği ameliyathanede değerlendirmesiyle konuyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Fuat Demirci, ameliyat sürecinin patolojik değerlendirmeye göre devam ettiğini belirterek, “Eğer hastalık sadece yumurtalıkla sınırlıysa, iyi huylu tümör ya da kist ise ameliyat sonlandırılıyor. Kötü huylu olması halinde ise ileri cerrahiye geçiliyor. Rahim, yumurtalıklar, tüpler ve varsa karın zarı ile bağırsak yüzeylerinden kitleler alınıp lenfadenektomi (kanserli olan lenf düğümlerini ortadan kaldırmak için uygulanan bir cerrahi yöntem) yapılıyor. Bu işlemlerle, var olan tümör yükünü sıfıra indirmek amaçlanıyor. Erken evre yumurtalık kanserinde sadece cerrahi tedavi yeterli gelirken, ileri evrede ise kemoterapi yöntemine de ihtiyaç duyuluyor. Günümüzde yeni ilaçların da kullanılması ile kemoterapi etkili bir tedavi yöntemi haline gelmiştir” diyor.

Kimler risk altında?

Yumurtalık kanserinin neden oluştuğu henüz net olarak tespit edilemese de aşağıda yer alan faktörlerin riski artırdığı belirtiliyor.

  • Menopozda ya da 50 yaşın üzerinde olmak
  • Erken adet görmek
  • Menopoza geç girmek
  • Doğum yapmamış olmak
  • Ailede yumurtalık ya da meme kanseri öyküsünün olması
  • BRCA1 ya da BRCA2 gen mutasyonları taşımak
  • Çikolata kisti varlığı

Ramazan Bayramı’nı sağlıklı geçirmek için dikkat!

Ramazan Bayramı’nı sağlıklı geçirmek için dikkat!

Ramazanın sona ermesi ve bayramda hızla normal yeme düzenine geçilmesi, ister istemez ölçünün kaçırılmasına yol açabiliyor. Ancak uzmanlar uyarıyor! Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel “Ramazan ayı sonrasında özellikle bayramın ilk günü, aşırı miktarda ve ağır, yağlı yemekler yemek, aşırı tatlı ve hamur işi ağırlıklı beslenmek mide rahatsızlıkları, hazımsızlık, şeker düzeninin aşırı bozulması ve tansiyon yükselmesi gibi sorunlara neden olabiliyor. Bunu önlemek için az ve sık beslenilmeli, öğün atlamamaya özen gösterilmeli, mümkünse ana öğünlerin arasına ara öğünler eklenmeli (meyve, süt, ayran), sabahları mutlaka sağlıklı bir kahvaltı yapılmalıdır” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel, Ramazandan sonra normal beslenmeye geçildiğinde dikkat edilmesi gereken 7 kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel

Öğün atlamayın

Ramazan ayı boyunca iki öğün beslenmenin ardından normal beslenmeye geçildiğinde sabah, öğle ve akşam öğünlerini düzenli yapmak, gerek görüldüğünde ara öğünleri ihmal etmemek çok önemli. Bu şekilde hem mide rahatsızlıkları yaşamadan hem de tansiyon ve kan şekerlerinin düzenlerinde bir anormallik olmadan normal yaşama geçişi sağlayabilirsiniz. Oruç döneminde alışkanlıklardan dolayı öğle saatlerinde yemek yemek istemezseniz, salata, çorba veya bir kase yulaf gibi hafif yiyecekler tüketebilirsiniz.

Kahvaltıda hamur işine yüklenmeyin

Özellikle bayramın ilk günü hamurlu, yağlı, kızartma ve sucuk, sosis, salam gibi kahvaltılıklardan fazlası ile tüketerek güne başlamak sağlıksız olacaktır. Onun yerine sağlıklı protein kaynakları, peynir çeşitleri, yumurta, bol yeşillikler, tam buğday ekmeği gibi posa oranı yüksek ürünlerle kahvaltıya başlamak hem sağlığınız için faydalı olacak hem de kendinizi daha iyi ve zinde hissetmenize katkı sağlayacaktır.

Su içmek için susamayı beklemeyin

Vücudunuzun günlük su ihtiyacını karşılamayı ihmal etmeyin. Her gün ortalama 2-2,5 litre su tüketmeye özen gösterin. İkramlarda size sunulan hazır meyve suları ve kolalı asitli içecekler yerine az şekerli ev yapımı kompostolar, şekersiz açık çay, maden suyu veya su içmeye özen gösterin. Günlük çay ve kahve tüketiminizde aşırıya kaçmamaya dikkat edin.

İkramlarda tatlıya dikkat edin

Ramazan bayramında ikramlarda öne çıkan şeker, çikolata ve tatlı gibi ikramlar, günlük tatlı tüketiminde aşırıya kaçmanıza neden olabilir. Üstelik Ramazanda kısıtlı beslenmeden sonra bu yiyecekleri çokça tüketmek kan şekeri düzeni, tansiyon ve midemiz açısından hiç iyi olmayacaktır. O nedenle bayram ziyaretlerine mümkünse karnınız tok gidin ve ev sahibinden size yapacağı ikramın yarısını rica edin. Tatlıları aç karnına yemek şekerin hızla kana karışmasına ve kan şekeri düzeninin tamamen bozulmasına yol açar. Az porsiyonlarda, mümkünse de hamurlu ve şerbetli tatlılar yerine meyveli ve sütlü tatlılar yemeği tercih edin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Mevsim sebze ve meyvelerinden tüketin

Ramazan ayında iftarlarda daha doyurucu olması bakımından protein kaynaklarını ve pide gibi karbonhidratları daha çok tüketiyoruz, sebze ve meyve gibi posa kaynaklarını ihmal ediyoruz. O nedenle bayram ile birlikte yemeklerimizde rengarenk yeşil salataları ve mevsimine göre pişmiş sebze yemeklerini yemeyi ihmal etmeyin.

Bayram masasını dengeli hazırlayın

Bayram sofralarında ağır kızartmalardan, hamur işlerinden ve ağır şerbetli tatlılardan kaçının. Örneğin; bu tür karbonhidrat oranı yüksek yiyecekleri bir veya iki çeşitli sınırlı tutmak ve az tüketmek, sebze ve salatayı da ihmal etmemek sağlık açısından son derece faydalı olacaktır.

Az ve sık beslenin

Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel,Ramazan sonrası günlük beslenme alışkanlıklarımıza döndüğümüzde sindirim sistemimizde şişkinlikler, aşırı gaz şikayetleri ve karın ağrıları ile karşılaşılır. Bu durumu çok yoğun hissetmemek için öğünlerimizin düzenli, az ve sık olmasını sağlamak gerekiyor. Ayrıca günlük yaşantımızda hafif tempolu yürüyüşler ve fiziksel aktivitemizde artış yapmak da faydalı olacaktır” diyor.