Yazılar

Ars Longa’dan yeni şarkı “Ağır Ağır”

Alternatif müziğin başarılı temsilcilerinden Ars Longa, yeni single’ı “Ağır Ağır” ile dinleyicilerin karşısına çıktı.

Sanatçı, geçtiğimiz aralık ayında yayımladığı “Anılara Tutunmak” şarkısının ardından yeni çalışmasıyla geri döndü. Derin sözleri ve sade melodisiyle öne çıkan Ağır Ağır, arka planda yaz sonu hissiyatını veren imgeler eşliğinde, ağır ağır ya da bağır çağır da olsa konuşmanın her zaman daha fazla olumlu sonuç doğuracağını söylüyor.

Şarkının söz, müzik ve prodüksiyonu Ali Sinan Çulhaoğlu’na ait. Mix çalışmasını Mert Berkay Saraç, mastering sürecini ise Deniz Ünlü üstlendi.

“Tat ve Sanat: Lezzetli Resimler”

İstanbul’a veda eden “Tat ve Sanat: Lezzetli Resimler” sergisi, 16 Eylül’den itibaren İş Sanat Ankara Sanat Galerisi’nde sanatseverlerle buluşacak.

Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nin verimli topraklardan, denizlerin bereketinden, doğanın cömertliğinden ve paylaşılan sofralardan ilham alan süreli sergisi “Tat ve Sanat: Lezzetli Resimler” 20 Ağustos itibariyle İstanbul ayağını tamamladı. Prof. Dr. Gül İrepoğlu’nun küratörlüğünde hazırlanan sergide, 90 sanatçıya ait 200’ü aşkın sanat eseri yer aldı. Sanatseverler, sergide Osman Hamdi Bey, Şeker Ahmed Paşa, Selahattin Teoman, Cevat Dereli, Nazlı Ecevit, Eren Eyüboğlu, Hikmet Onat, Hasan Vecih Bereketoğlu ve Mehmed Muazzez gibi Türk sanatının önemli isimlerinin eserlerini izledi.

İstanbul’da 70 bin ziyaretçiye ulaşan, tematik konferansları ve çocuklara özel sanat atölyeleriyle de büyük ilgi uyandıran sergiden geniş bir seçki 16 Eylül’den itibaren Ulus’taki İktisadi Bağımsızlık Müzesi bünyesinde yer alan İş Sanat Ankara Sanat Galerisi’nde ziyarete açılacak.

Dean Rickles, Hayat Kısa: Daha Anlamlı Bir Hayat İçin Kısa Bir Rehber

Dean Rickles, bu kısa ve öz kitabında, her nefesimizin bizi kendi sonluluğumuzla yüzleştirmesine rağmen hâlâ nasıl devam etmeye değer bir yaşam inşa edebileceğimizin izlerini sürüyor. Yaşamın bütün geçiciliğiyle kucaklanabilmesinin yolunun ölüm fikrini ondan ayırmamakla mümkün olduğunu ileri süren Rickles, hepimizin kaygılandığı hayatın anlamı sorusunu, tam da onun sınırlılığı ve sonluluğuyla cevaplıyor. Hayat Kısa, otantik bir anlamın ise buradan doğacak bir zaman kavrayışıyla nasıl şekilleneceğinin anahtarını sunuyor okuruna.

Kendi ölümlülüğünün farkında canlılar olarak yaşadığımız kaygıların, modern dünyanın hızıyla iyice ivme kazandığı bir zamanın kitabıdır Hayat Kısa. Yazar, seçim yapmanın da tıpkı ölmek gibi, yaşayacağımız başka senaryoların ortadan kaldırılması sırasında deneyimlediğimiz kararsızlık olduğuna odaklanıyor. Ölüm korkusuna benzer bir kaygıyla hiçbir seçenekten vazgeçmeyerek söz konusu olanakları bütün hayatlarına yayabilmek için sürekli bir kararsızlık içerisinde yaşama eğilimi karşısında, nasıl bu tuzaklara düşmeden anlamlı bir hayat inşa edebileceğimizin yollarını arıyor. Rickles bu tuzaklardan kaçarken yer yer Stoa felsefesinin kavramlarından ve düşünme biçimlerinden de yararlanıyor.

Kasık fıtığı nüksedebiliyor!

Dünyada 20 milyon kişi fıtık tedavisi için ameliyat oluyor. Çok sık görülen fıtık sorununun birçok nedeni olduğunu söyleyen Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Özgen Işık, kasık fıtığının tüm fıtıkların yüzde 75’ini oluşturduğunu belirterek, “Fıtık boyutu artmadan ve sıkışmadan yapılacak planlı cerrahi iyileşme süresini kısaltır, nüks riskini azaltır” diyor. Karın duvarındaki zayıf bir noktadan çıkan kasık fıtığı, başlangıçta hafif şişlik ve rahatsızlık hissiyle kendini belli edebiliyor. Ancak ilerleyen aşamalarda bu masum başlangıç, bağırsak delinmesi ve karın içi enfeksiyon gibi ölümcül tablolara yol açabiliyor. Dünya genelinde yılda 20 milyondan fazla, ABD’de ise 700 binden fazla karın duvarı fıtığı ameliyatı yapılıyor. Türkiye’de de kasık fıtığının cerrahların en sık gördükleri hastalıklar arasında olduğunu söyleyen Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Özgen Işık, özellikle erkeklerde görülme oranının kadınlara göre 25 kat fazla olduğunu ve risk faktörleri arasında ağır işlerde çalışma, kontrolsüz spor ve bazı kronik hastalıkların yer aldığını ifade ediyor.

Prof. Dr. Özgen Işık

Prof. Dr. Özgen Işık

Fıtık en çok kasık bölgesinde görülüyor

Fıtığın Latince ‘yırtılma’ kelimesinden türetildiği ve bir organ ya da dokunun çevresinde bulunan duvarlardaki kusurdan dışarı çıkması olarak tanımlandığı bilgisini veren Prof. Dr. Özgen Işık, “Vücudun farklı bölgelerinde görülebilir, ancak en sık karın duvarı ve kasık bölgesinde oluşur. Kasık fıtığı erkeklerde kadınlara oranla 25 kat daha sık görülür. Bunun nedeni, anne karnındaki gelişim sırasında testislerin karın boşluğundan kasık kanalına inişinin karın duvarında zayıf noktalar bırakmasıdır. Ayrıca, ağır fiziksel işlerde çalışmak ve ağır yük kaldırmak gibi eforlar da riski artırır. Kasık fıtığı yaşamın belirli dönemlerinde daha sık görülür. Çocukluk çağı, 30’lu-40’lı yaşlar ve 70-80’li yaşlar en sık görüldüğü dönemlerdir” diyor.

Belirtiler sinsi olabilir

Kasık fıtığı belirtileri çok hafif ve silik bulgulardan oldukça şiddetli bulgulara kadar değişkenlik gösterebildiği gibi hiç belirti görülmediği durumlar da söz konusu olabiliyor. Kasık fıtıklarının önemli bir kısmı rutin hekim muayenesinde tesadüfen saptanıyor. Bulguların değişkenliğini kasık fıtığından dışarıya sarkan içeriğin belirlediğini söyleyen Prof. Dr. Özgen Işık, şu bilgileri veriyor: “Karın içerisindeki organlardan ince bağırsaklar, kalın bağırsak, idrar kesesi (mesane), karındaki yağ dokuları, nadiren apendiks ve kadın hastalarda yumurtalık kasık fıtığından sarkabilir. Erken  bulgular; kasık bölgesinde ıkınma, ayağa kalkma, öksürme ile belirginleşen şişlik, hafif ağrı olabileceği gibi, ilerleyen aşamalarda sarkan organın fıtık içerisinde sıkışmasına bağlı olarak kasıkta belirginleşen şişliğin geçmemesi, bu şişlik üzerinde şiddetli ağrı ve kızarıklık, bulantı-kusma, karında yaygın şişlik, ateş, idrar yaparken ağrı ve idrarı tam boşaltamama hissi gibi acil müdahale gerektiren bulgular da gelişebilmektedir.”

Kapalı yöntemle hızlı iyileşme sağlanıyor

Kasık fıtıklarının tedavisinde cerrahinin ön plana çıktığını söyleyen Prof. Dr. Özgen Işık, ‘Semptomatik kasık fıtıklarında ameliyatsız tedavinin önerilmediğine dikkat çekiyor. Korselerin sadece ağrıyı azaltabileceğini, ancak fıtığı tedavi etmeyeceğini vurguluyor. Kalıcı çözümün ameliyat olduğunu belirten Prof. Dr. Özgen Işık, günümüzde laparoskopik ameliyatların tercih edilmesinin nedenini şu şekilde açıklıyor: “Kapalı (laparoskopik) yöntemle 3 küçük kesiden girilerek yapılan onarım, ağrının daha az olması, iyileşmenin hızlı gerçekleşmesi ve işe dönüş süresinin kısalması gibi avantajlar sağlar. Ameliyat sonrası 1 gün hastanede kalınır, hafif işlere 1 haftada, tam aktiviteye 6-8 haftada dönülür.”

Nüks ihtimali olabiliyor

Ameliyat olan hastalarda tüm teknikler dahil edildiğinde nüks oranı yüzde 1 ile 10 arasında değişiyor. Ancak modern sentetik yama teknikleriyle bu oran çok daha düşüyor.  Nükslerin yarısından fazlası ise ameliyat sonrasında ilk 3 yılda görülüyor.

Korunmak için bunlara dikkat!

Kasık fıtığını önlemek için bazı yaşam kurallarına dikkat etmek gerekiyor. Bunların başında kilo kontrolü ve düzenli egzersiz geliyor. Böylece karın duvarı yapıları güçleniyor. Ancak kontrolsüz ve aşırı zorlayıcı egzersiz ile çalışma koşulları ise fıtık oluşumuna zemin hazırlıyor. Ayrıca kronik kabızlığın, solunum yolu hastalıklarının, prostat hastalıklarının, karın içi basıncı artıran önemli hastalıkların kasık fıtığı oluşumuna neden olabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Özgen Işık, “Tedavi edilmemeleri halinde kasık fıtığının gelişmesine yol açabileceklerinden bu hastalıkların tedavisi hem kişinin sağlığına kavuşması hem de fıtıktan uzak kalması açısından önemlidir” diyor.

“Nasıl olsa geçer” demeyin!

Ritmi bozulan bir yürüyüş, minik adımların aksaması, koşma ve zıplama gibi hareketlerde yaşanan zorlanma… Çocukluk çağında sık karşılaşılan şikayetlerden biri olan topallama genellikle 1 ila 10 yaş arasındaki çocuklarda görülüyor. Bazı durumlarda ciddi ortopedik ya da enfeksiyöz hastalıkların ilk sinyali olabiliyor; ihmal edildiğinde kalıcı hasarlara yol açabiliyor. Ailelerin çocuğun yürüyüşündeki en küçük değişimi bile ciddiye alması gerektiğine dikkat çeken Acıbadem Maslak Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Levent Eralp “Topallama hiçbir zaman sadece bir ağrı belirtisi olarak geçiştirilmemeli. Çünkü bazı durumlarda bu, saatler içinde eklemde kalıcı hasar, kemik deformitesi hatta yaşam boyu sürecek olan sakatlıklarla sonuçlanabiliyor. Erken tanı sayesinde hem fiziksel gelişim hem de psikososyal iyilik hali korunuyor. Aileler ‘nasıl olsa geçer’ diyerek beklemek yerine mutlaka bir uzmana başvurmalıdır” diyerek uyarıda bulunuyor.

Yürürken bacağın normalden farklı hareket etmesi, yükün eşit dağılmaması ya da ağrı nedeniyle yürüme düzeninin bozulması şeklinde ortaya çıkan topallama; bazı çocuklarda geçici kas yorgunluğuna bağlı olabilirken, bazılarında kemik, eklem veya sinir sistemine dair önemli bir hastalığa işaret ediyor. Çocuklar hareket kısıtlılığı nedeniyle koşma ve zıplama gibi aktivitelerde zorlanabiliyor. Vücut yükünün dengesiz dağılması, zamanla kalça, diz ve omurga hizasında bozulmalara neden olabiliyor. Ayrıca bu çocuklarda düşme ve yaralanma riski de önemli ölçüde artıyor.

Prof. Dr. Levent Eralp

Prof. Dr. Levent Eralp

Pek çok yönden olumsuz etkiliyor

Topallamanın en belirgin sonuçları fiziksel olsa da, uzun sürmesi psikolojik ve sosyal yaşamı da etkiliyor. Prof. Dr. Levent Eralp, fiziksel etkileri şöyle özetliyor: “Koşma, zıplama gibi aktivitelerde zorlanması nedeniyle hareket kısıtlılığı oluşuyor. Kas-iskelet sistemi gelişiminde ortaya çıkan durumlarda, çocukta dengesiz yüklenme, kalça-diz-omurga hizalanmasında sorunlar gelişiyor. Dengesiz yürümesi ise kazalara davetiye çıkarıyor. Bütün bu olumsuz etkiler, yaşıtları gibi hareket edemeyen bu çocukları fiziksel olduğu kadar, psikolojik ve sosyal olarak da etkiliyor.”

Nedeni yaşa göre değişiyor

Çocuklarda topallamanın, küçük travmalardan enfeksiyonlara, kalça çıkığı ya da romatizmal hastalıklara kadar pek çok farklı nedene bağlı olabileceğine değinen Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Levent Eralp’e göre, bu durumların bir kısmı kendiliğinden düzelirken, bazıları ise acil müdahale gerektirecek kadar ciddi olabiliyor. Özellikle uzun süren ya da giderek şiddetlenen topallamalarda, altta yatan sebebin erken dönemde araştırılması büyük önem taşıyor.

Topallamanın nedenleri, çocuğun yaş grubuna göre değişiklik gösteriyor. 0-3 yaş arası çocuklarda en sık görülen sebepleri doğumsal kalça çıkığı, enfeksiyonlar (septik artrit ve osteomyelit) ile travmalar oluşturuyor. 3-6 yaş grubunda geçici sinovit adı verilen iyi huylu ve kendiliğinden düzelen kalça iltihapları öne çıkarken, Perthes hastalığı ve septik artrit gibi daha ciddi tablolar da gözlemlenebiliyor. 6-10 yaş aralığında travmalar, Perthes hastalığı, büyüme ağrıları ve juvenil artrit gibi romatizmal hastalıklar topallamaya yol açabiliyor. 10 yaş üzeri ergenlik döneminde ise SCFE (kaymış femoral epifiz) adı verilen kalça bozuklukları, spor yaralanmaları, romatolojik hastalıklar ve nadiren de olsa kemik tümörlerinin tanı koyarken dikkate alınması gerekiyor. Bu nedenle topallamanın süresi, eşlik eden belirtiler ve çocuğun yaşı, tanıya giden yolda önemli ipuçları sunuyor.

Dikkat! Bu durumlarda doktora başvurun

Bazı nedenler kalıcı eklem hasarı, kalça gelişim bozukluğu hatta yaşamı tehdit eden enfeksiyonlarla sonuçlanabiliyor. Dolayısıyla tanının gecikmesi, tedavi sürecini zorlaştırmakla kalmıyor; çocuğun hareket kabiliyeti ve yaşam kalitesi üzerinde ciddi kalıcı etkiler bırakabiliyor. Erken teşhisin, çocuğun hem mevcut sağlığını hem de ilerleyen yaşlardaki gelişimini doğrudan etkilediğini vurgulayan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Levent Eralp, “Birkaç gün süren topallamalarda, özellikle ağrıya eşlik eden ateş, gece uyanma, eklemde şişlik ve kızarıklık gibi belirtiler varsa, topallama travmaya bağlı oluştuysa, şikayetler tekrarlıyor veya hiç geçmiyorsa, ailelerin vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmaları önem taşıyor. Topallamayla birlikte ayağını kullanmak istemeyen, halsiz düşen veya kilo kaybı yaşayan çocuklarda da daha ciddi hastalıkların araştırılması gerekebiliyor” diyor.

Tedavi seçenekleri sorunun nedenine göre değişiyor
Topallamanın altta yatan nedenine göre tedavi yaklaşımı da değişiyor. Her topallama cerrahi gerektirmese de bazı durumlarda ameliyat, çocuğun sağlıklı gelişimi ve kalıcı hasarların önlenmesi için şart hale geliyor. Örneğin, kaymış femoral epifiz durumunda kalça başı kaydığı için epifizi vida ile sabitleme veya Perthes hastalığında, ileri evrelerde kalçanın düzgün şekillenmesi için kemik düzeltme ameliyatlarına ihtiyaç duyuluyor. Septik artrit gibi acil durumlarda da vakit kaybetmeden eklemi cerrahi olarak boşaltmak ve enfeksiyonu kontrol altına almak büyük önem taşıyor.

Cerrahi işlem bazı durumlarda kaçınılmaz oluyor

Cerrahi gereken bir diğer önemli durumun kemik iltihapları ve tümörler olduğunu belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Levent Eralp “Osteomyelit gibi enfeksiyonlarda iltihaplı dokunun temizlenmesi ve uzun süreli antibiyotik tedavisi gerekiyor. Tümör vakalarında, tümörün çıkarılması, gerekirse protezle desteklenmesi ve onkoloji ekibiyle tedavinin sürdürülmesi şarttır. Ayrıca travmatik kırıklar veya büyüme plağı yaralanmalarında da kemiklerin düzgün kaynaması için plak ya da vida uygulamaları yapılabiliyor. Her vaka için ayrı bir planlama yapıyoruz ve erken tanı sayesinde çoğu zaman çocuklar tamamen sağlığına kavuşuyor” ifadelerini kullanıyor.

Sara Stanley “Neden Düşünmeliyiz?”

Çocukların dünyayı sorgulama biçimlerinden ilham alarak düşünmeyi bir oyun alanına dönüştüren Sara Stanley’nin Neden Düşünmeliyiz? 3 Yaştan 11 Yaşa Kadar Felsefi Oyun adlı kitabı Dinozor Çocuk’tan* çıktı! Çocuklarla felsefi düşünmenin hem mümkün hem de ne kadar gerekli ve eğlenceli olabileceğini gösteren Neden Düşünmeliyiz?, sınıf içinde uygulanabilecek yaratıcı etkinlikler, açık uçlu sorular ve düşünceyi harekete geçiren oyunlardan oluşuyor. Öğretmenler, eğitmenler ve ebeveynler için ilham verici ve pratik bir rehber sunan kitap, ezberci öğrenmenin ötesine geçmeyi, merak duygusunu canlı tutmayı ve çocuklarda eleştirel düşünmenin temellerini atmayı amaçlıyor.

Sinan Akçıl ve Mustafa Erol’un Esme’si Esti Geçti

4 Akustik çalışma ile müzik hayatına start veren  Mustafa Erol, ilk profesyonel çalışmasını geçtiğimiz günlerde yayınladığı “Esme” şarkısıyla gerçekleştirdi. Şarkıya eşlik eden, aynı zamanda söz ve müziğinde de imzası bulunan Sinan Akçıl ile “Esme” şarkısında buluşan Mustafa Erol, düet çalışmasıyla  tüm dijital platformlarda kısa sürede yakaladığı başarıyla adından söz ettirdi. Tüm platformlarda    aynı anda yayınlanan şarkı binlerce beğeni alırken YouTube’da ise 1 milyon barajını kısa sürede geçti.

Ahmet Vatan “Oğul”

Babasının ölüm haberini alan Barış, cenaze için İstanbul’dan Bodrum’a doğru yola çıkar. Yüzleşmekten kaçtığı geçmişinin peşine düşen Barış’ın durakları babası Kemal, annesi Zerrin ve kardeşi Ayşe’yle olan anıları olur.

Barış’ın yol hikâyesi Oğul, iletişimsizlikle birbirini yaralamış, birbirini aynı çatı altında tanımamış ve dört bir yana savrulmuş bir ailenin yıllara yayılan hikâyesidir.

Deniz Gök “Çıkma Teklifi Geri Gelsin”

Eyyy benim âşık olmaktan usanmayan, date’ten date’e koşan, her date’ini sevgilisi yapmak isteyen, umudu bitmek tükenmek bilmeyen ama takılmaktan da öteye gidemeyen güzel kardeşim, flörtler artık el ele gezecek, utanmadan, çekinmeden “O benim sevgilim,” diyecek, fotoğraf paylaşacak, sosyal medya biyografisine baş harfini yazacak. İsmini koluna dövme olarak yaptıracak. Sana andımız olsun: ÇIKMA TEKLİFİNİ GERİ GETİRECEĞİZ.

Sıvı kaybı fark edilmeden ilerleyebilir!

Dehidratasyonun yani vücudun aldığı sıvıdan fazlasını kaybetmesinin, özellikle sıcak havalarda ve bazı sağlık durumlarında ciddi riskler oluşturduğunu belirten Gastroenteroloji ve Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, sıvı kaybının her zaman kolay fark edilemeyebileceğini söylüyor.

Ağız kuruluğu, baş dönmesi, koyu renkli idrar gibi belirtilerin sıvı kaybına işaret edebileceğini aktaran Atamer, “Özellikle bebekler ve çocuklarda da sıvı kaybı önemlidir. Ağız ve dil kuruluğu, ağlarken gözyaşının olmaması, 3 saat boyunca bezin ıslanmaması gibi bulgular görülebilir.” dedi. Bebekler, çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı olanlarda sıvı kaybının ölümcül olabileceğine dikkat çeken Atamer, günlük yeterli miktarda su içmenin hayati olduğunu, çay, gazlı içecekler ve diğer içeceklerin suyun yerini tutmayacağını vurguladı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Gastroenteroloji ve Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, dehidratasyonun (sıvı kaybı) nedenleri, belirtileri, risk grupları ve önlenme yolları hakkında bilgi verdi.

Prof. Dr. Aytaç Atamer

Prof. Dr. Aytaç Atamer

Dehidratasyon her zaman kolay fark edilmeyebilir!

Vücuttan aşırı sıvı kaybı ya da bilinen diğer tıbbi ismi de dehidratasyonun, vücudun aldığından daha fazla su kaybetmesi durumu olduğunu ifade eden Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Kaybedilen su ile birlikte bazı minerallerin özellikle sodyum ve potasyum dengesinin de bozulması nedeniyle dehidratasyon yani sıvı kaybı denen durum ortaya çıkar.” dedi.

Daha çok uzun süre sıvı almama, terleme, ateş, kusma ya da ishal gibi durumlar karşısında sıvı kaybı olduğuna dikkat çeken Atamer, “Özellikle sıcak havalarda alınan sıvının, vücuttan atılan sıvıdan daha fazla olması gerekir. Dehidratasyonun fark edilmesi her zaman kolay olmayabilir. Bunun için düzenli olarak su tüketilmesi önemlidir. Öyle ki orta ile şiddetli dehidratasyon vakalarında sıvı almak için hastaneye gitmek gerekir.” şeklinde konuştu.

İdrar renginin koyulaşması vücudun susuz kaldığının işareti!

Dehidratasyon belirtileri hakkında bilgi veren Atamer, şunları söyledi:

“Ağızda kuruluk, sık idrara çıkma, yorgunluk, baş ağrısı, terleme şeklinde kendini belli eder. Bunun dışında baş dönmesi, yüksek nabız, düşük tansiyon, idrar renginin koyulaşması gibi şikayetler de sıvı kaybına işaret eder. Özellikle bebekler ve çocuklarda da sıvı kaybı önemlidir. Ağız ve dil kuruluğu, ağlarken gözyaşının olmaması, 3 saat boyunca bezin ıslanmaması gibi bulgular görülebilir. Sıvı kaybı, çok sık ve aşırı terlemek, yüksek ateş, sık idrara çıkmak gibi nedenlerle görülür.”

Sıvı kaybı bazı guruplarda ölüme bile neden olabilir!

Özellikle sıcaklığın çok arttığı ortamlarda sıvı kaybının oldukça sık görüldüğünü, kapalı ve nemli ortamlarda çalışmanın sıvı kaybını arttırdığını kaydeden Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Bu nedenle çalışacağımız yerlerin de kapalı olmaması, havalandırmasına dikkat etmek gerekir.” dedi.

Yaşlılarda, çocuklarda, bebeklerde ve hastalığı olan kişilerde sıvı kaybının ölüme neden olabileceğine dikkat çeken Atamer, “Hamile kadınlar, yaşlılar ve çocuklar da aşırı sıvı kaybı normal insanlara nazaran daha tehlikeli olabilir.” uyarısında bulundu.

Sıvı kaybı su dışında hiçbir içecekle giderilemez!

Aşırı sıvı kaybını önlenmek için günlük 2-3 litre arasında sıvı almak gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Ama kişinin sağlık durumuna, yaşına, cinsiyetine, aktivitelerine göre bu miktar değişir. Bu nedenle ağız kuruması, susama hissi olmadan dahi yeteri kadar sıvı almak gerekir.” dedi.

Sıvı kaybını çay ile dengelemenin mümkün olmadığının altını çizen Atamer sözlerini şöyle tamamladı:

“Çay tam tersine sık idrara çıkmayı sağladığı için sıvı kaybını artırır. Ayran gibi dengeli elektrolitler içeren içecekler sıcak havalarda önerilebilir. Ancak en önemlisi bol su içmektir. Sıvı kaybının yerini su dışında hiçbir şey dolduramaz, gazlı içecekler de dahil. Sıvı kaybı olmadan muhakkak yerine koymalı. Eğer ciddi bir durumla karşılaşılırsa hastaneye gidilmesi gerekir.”