Yazılar

Ünlü ekran yüzünün yeni kanalı belli oldu

Televizyon dünyasının başarılı ismi Yasin Ercağlayan artık Ekol TV’de. Birçok ulusal kanalda spiker ve moderatör olarak görev yapan Erçağlayan, medyada büyük bir atak yapan Ekol TV ekranlarında olacak.  Başarılı gazeteci Ekol TV’de ana haber ve televizyon programı sunacak.

Yasin Erçağlayan kimdir?

Ankara’da dünyaya gelen Yasin Erçağlayan, babasının asker olmasından dolayı ilk, orta ve lise eğitimini farklı illerde tamamladı. Mesleğe ilgili olması bu işteki becerisi ile birleşince 1992 yılında Kanal 6 ve İnterpress medya grubunda genç yaşta muhabir olarak gazeteciliğe başladı.  Daha sonra mesleki tecrübesine İletişim Fakültesi Radyo ve Televizyon Bölümü eğitimini ekledi. İstanbul Fm, Tv8, BTV Avrupa, Power Group (Power FM, Power Türk, Power XL, PowerTürk TV), TGRT Haber, TGRT, TvNet ve 24 TV’de editör- haber spikeri, Moderatör, Program sunuculuğu ve seslendirmen (Voice over) olarak görev yaptı.  Kariyerinde 30 yılı geride bırakan Yasin Erçağlayan, kısa bir süre öncesine kadar mesleki hayatını CNNTürk ekranlarında Haber spikeri- moderatör olarak sürdürmekteydi.

Converse ve Hollanda merkezli sokak giyim markası Patta’nın yeni iş birliği

Converse ve Hollanda merkezli sokak giyim markası Patta’nın yeni iş birliği

Converse ve Patta’nın klasik stil unsurları, hava koşullarına dayanıklı malzemelerin bir araya geldiği, sınırlı sayıda üretilen özel bir koleksiyona hayat veriyor.

Bu yeni koleksiyonda, Weapon Ox ve Chuck 70 Marquis modellerinin yanı sıra özel bir giyim seçkisi karşımıza çıkıyor.

Hava şartlarına dayanıklı kumaşlar ve dikkat çekici baskılarla tasarlanan Converse x Patta “Rain or Shine” Koleksiyonu, başarının adanmışlık, azim ve doğru zihniyet ile engelleri aşarak elde edilebileceği fikrini benimsiyor.

Converse, bu iş birliğinin kampanyasında yer alması için, İngiltere’nin en ikonik hiphop müzisyenlerinin doğduğu Güney Londra Peckham’dan müzisyen Sam Akpro ile güçlerini birleştiriyor. Çevresinin farklı beklentilerine rağmen punk müzik sahnesinde öne çıkan bir figür olmayı başaran Sam, Converse x Patta iş birliği koleksiyonunun vermek istediği mesaja dikkat çekerek “kendisi olma” cesaretini gösteriyor. Geçmişinde birçok zorlukla yüzleşen ünlü fotoğrafçı ve şair Caleb Femi ise yönetmenliğiyle kampanyaya hayat veriyor. Filtresiz, cesur işleriyle öne çıkan bu iki isim, “Rain or Shine” Koleksiyonu’nun vizyonunu mükemmel bir şekilde yansıtıyor.

Cesare Catania: Sanatın Metaverse Yolculuğu

Röportaj: Melis BAYRAKTAR

Cesare Catania: Sanatın Metaverse Yolculuğu

İtalyan sanatçı Cesare Catania, geleneksel sanatın digital dünyayla kucaklaştığı bir evrende sınırları zorluyor. Eserleri, renk, form ve kompozisyonun bir araya geldiği bir dünyada izleyiciyi büyülüyor. Sanatçının soyut eserleri, figüratif detayları soyutlamak suretiyle duygusal bir deneyim sunuyor. Renklerin dansı, şekillerin ritmi ve soyut formların anlamı, izleyiciyi içine çeken bir yolculuğa çıkartıyor. Metaverse ile bu soyut dünyaların sınırları daha da genişliyor. Sanatçının eserleri, sanal dünyanın içinde de yeni bir boyut kazanıyor.

Cesare Catania ile sanatın sınırlarını keşfetmek isteyen herkes için ilham verici bir röportaj gerçekleştirdik.

Sanat hayatınız ne zaman ve nasıl başladı?

Sanat hayatım aslında benden habersiz çocukluk yıllarımda başlamıştı. Dedem keman sanatçısıydı. Klasik müziğin yaratıcılığına ve titizliğine karşı tutkum onun sayesinde başladı. 9 yaşımdayken piyano dersleri almaya başladım. Hem müzikal hem de figüratif sanata karşı her zaman bir tutkum oldu. Benim için ikisi birbirinden uzak ya da ayrı şeyler değildi o yıllarda bile. Hayatı algılayışım, kendimi eğlendirme arayışım genellikle kendi yarattığım küçük dünyaların içinde hikayecikler halinde belirdi önümde. Gördüğüm en küçük beni etkileyen şey günlerce hayalimde yaşattığım dünyaları mümkün kılıyordu. Anılarıma dâhil olan herkesin psikolojisi, karakterleri, düşünceleri, görünüşleri vb. birçok şey benim etkilenme ve beslenme alanlarım oldu.  Hayatımın dönüm noktasının bu süreçle başladığına inanıyorum. İlk kayda değer resmim 1995 yılına kadar uzansa da bu tutkumu 10 yılı aşkın bir süre önce mesleğe dönüştürmeye başladım. “Metaphysical Composition” – 2016, in “Artistic Composition” – 2016 , “The Dynamics of Movement” – 2016) , the “Vanity” ve diğer soyut ve sembolik olanlarda – 2014, “Flamingos in the Mirror” – 2015 – the “Tear” – 2012 gibi eserlerim ortaya çıktı.

Eserleriniz oldukça etkileyici bir dile sahip. Bize çalışmalarınızı ve tarzınızın oluşum sürecini anlatır mısınız?

1998 yılında mühendislik fakültesinde okumaya başladım. Ve burada perspektif ve aksonometri alanında uzmanlaştım. Bu bana tüm şekilleri basit üç boyutlu çokgenlere bölerek kendisini çevreleyen sorunları ve gerçekliği gözlemlemeyi öğretti. 144: Jazz Trio” – 2014, “Nice (A Tribute to Matisse and Chagall)” – 2015) ve katı ve eğrisel figürlerin zarif ve uyumlu bir şekilde yan yana gelmesiyle “Summer Readings (Tribute to Pierluigi Nervi)” – 2016 adlı eserlerim bu sayede çıktı ortaya. Yıllar içinde fotoğrafçılığa karşı da özel bir tutkum gelişti. Fotoğraf teknikleri ile oluşturulan yumuşak tonlamalar, ışık oyunları, çekim sırasında ve sonrasında elde edilen duygusal, dramatik ve şiirsel çalışmalara yoğunlaştım. Renk ve biçimsel bozulma gibi çeşitli teknikleri kullanarak soyut sanat örnekleri çıkartmaya başladım.

Bu süreçteki çalışmalarımda hiçbir sınırlamaya yer vermedim. Sanat sonsuzdur ve ifade biçimleri de sonsuzdur. O sebeple, ben sadece üretiyorum ve üretilen her eser kendi içinde kendi varlığını inşa ediyor.  İlhamımı yaşamın acı ve tatlı olan kendisinden ve evrenin bütünlüğünden, renklere olan aşkımdan alıyorum. Yaşam benim ilhamım.

Cesare Catania

Çalışmanız güçlü renklerden ve renk kontrastlarından oluşuyor. Belirli bir eserde hangi rengi kullanacağınıza nasıl karar veriyorsunuz?

Her düşüncenin, arzunun, bilginin, hislenmenin yani her şeyin bir rengi ve tonları var.  Ben, rengin algılanamaz olduğunu kabul edip, yine de ulaşmaya çalışma durumunun gerekliliğini estetik açıdan değerlendiriyor ve iki gerçeklik (renk – nesne) arasındaki en kısa mesafeyi arayarak, yeni bir gerçekliği gün yüzüne çıkarmaya çalışıyorum. Rengi yaşıyorum, arzuluyorum, hayal ediyorum, hissediyorum ve eserlerimle gün yüzüne çıkartıyorum. Dolayısı ile her eser kendi rengine kendisi karar veriyor diyebilirim.

Dijitalleşme ve teknolojiyle birlikte sanat dünyasının dinamiklerinde çok ciddi değişimlerle karşılaştık. Bu değişim rüzgârı eser üretimlerini de etkiledi. Kripto sanat, NFT eserler ve blockchain teknolojisi de bu değişimlerin en önemli örneklerinden oldu. Siz de “Artistic Metaverse” olarak adlandırdığınız bir metaverse sergi düzenlediniz? Nasıl oldu bu süreç?

Hepimizin Covid19 salgını nedeniyle evlere kapandığı Pandemi döneminde “Artistic Metaverse” adını verdiğim ilk Metaverse sergimi gerçekleştirdim. Davetlilerim herhangi bir çaba göstermeden, yalnızca kullandıkları sanal gerçeklik cihazları sayesinde, sergime katılıp, diledikleri tablomu kolayca satın alabildiler. Kendi aramızda bir söyleşi bile gerçekleştirdik. Mikrofon ve sohbet kutusu aracılığıyla eserlerim hakkında sohbet ettik. Bir sanatçı olarak en büyük arzularımdan biri sanat tarihinde ileride yazılacak bir değişime şahit olma arzusuydu. Bu arzumun karşılık bulduğunu gördüm. Ayrıca bu sergimin yeni nesil koleksiyoner ortaya çıkarmak konusunda farklı bir işlevi de oldu.

Harika! Benim de en merak ettiğim konuların başında NFT’lerin yükselişe geçmesi koleksiyonerlik kavramını nasıl etkilediğiydi.

Şöyle ki hayatını tamamen ekranda yaşayan, internetin var olduğu bir dünyada doğan, dijital madencilik yaparak zengin olan, alışverişini kripto parayla yapan, oyun evrenlerinde avatarına tasarım kıyafetler, silahlar, ayakkabılar alan ve bunlara ciddi paralar harcayan insanlarla; nerdeyse tamamen fiziksel dünyada yaşayan insanların yaşamı ele alış biçimleri, estetik zevkleri ve paraya bakışı haliyle birbirinden çok farklı. Tamamen fiziksel dünyada yaşayanların “fiziksel olmayan bir eseri ne yapacağım?” sorusunu yeni nesil “fiziksel bir eseri ne yapacağım?” olarak soruyor. Zira onların evleri, duvarları sosyal medya hesaplarında, ekranlarında. Bu yüzden belki de hiçbir zaman bir sanat eseri almayacaklardı. NFT ise onlar için bu ortamlarda sergileyebilecekleri, varlıklarını, kültürel birikimlerini gösterebilecekleri bir alan yarattı. Fiziksel koleksiyonerlikte de olan sahip olma, bunu paylaşma, kültürel statüsünü sergileme, sanatçının macerasına eşlik etme zevklerini NFT koleksiyonları üzerinde onlar da yaşamaya başladı. Böylece NFT hem sanatçının, sanat piyasasının hem de koleksiyonerlik kavramının gelişmesine, bir alan daha kazanmasına sebep oldu. Tanınmış, fiziksel sanat piyasasında önemli yerlerde olan sanatçıların bu piyasaya ilgi göstermesiyle de hibrit bir ortam oluşmaya başladı.

Cesare Catania

Peki sanatın gerçek değerinin NFT’ler ile belirlenip belirlenemeyeceği konusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dijital sanatın kripto paralar ile değerinin ölçülmesini doğru anlamak ve detaylandırmak için NFT teknolojisini doğru anlamak gerekiyor. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de göreceli bir değere sahip sanat, NFT ile en azından sanatçının hak ettiği gerçek değeri elde etmesine olanak tanıyor. Gelecekte özgün bir sanat eserini NFT ortamında elinde tutmak ciddi bir kazanç sağlamada bir araç olarak değerlendirilebilir.

Gelecek için başka iş birlikleriniz ve projeleriniz var mı? Son dönem sergilerinden bahsedelim, şu an sanat tutkunlarını burada neler bekliyor?

Şu anda Venedik Bienali’nde, aynı anda hem fiziksel hem de dijital bir heykel olan son sanat eserimin açılışını yapıyorum. Bu Phygital Embrace Versiyonu.

Venedik Bienali ziyaretçileri heykelimi fiziksel bir versiyonda gözlemlemeye ya da artırılmış gerçeklikte onunla “oynamaya” karar verebilirler. Bu vesileyle, yine yapay zeka sayesinde, herkese benzersiz bir dijital kucaklaşma heykeli yapma ve bunu dijital sanat eserleri olarak benimle birlikte imzalama imkanı veren bir yazılım da geliştirdim. İnsanların sanatla oynarken nasıl eğlendiklerini ve sanatın demokratikleşmesinin, sanatsever olsun ya da olmasın, genel halk tarafından nasıl takdir edilen bir süreç olduğunu görmek harika.

Peki Türkiye’deki sanat ortamı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türkiye çok özel bir yer. Yakın zamanda Türkiye’de de sanatsal bir proje geliştirebilmeyi çok istiyorum.

Yaman Sandal babasının izinde…

Yaman Sandal babasının izinde…

Yaman Sandal ve Emin Eker ilk teklileri “Yaklaş Yanıma” ile müzik dünyasına hızlı bir giriş yaptı. Hareketli melodisi ve bambaşka tarzı ile “Yaklaş Yanıma” ile yaza merhaba diyen ikili, yeni şarkılarının hazırlığına da hız kesmeden başladı.

Okul yıllarında müziğe ilgileri ile bir araya gelen Yaman ve Emin, kendilerine has ROP (Rap ve Pop) adını verdikleri tarzda hazırladıkları parçalarında İngilizce ve Türkçe karışık sözler kullandı. Mix-mastering’inde Deniz Bars Kasap imzası olan parçanın söz ve bestesi de Yaman ve Emin’in ortak çalışması. “Yaklaş Yanıma”nın klibi ise Serkan Türkoğlu yönetmenliğinde Dalaman’da çekildi.

Yerli telefon Mipo markasını oyuncu Eser Yenerler’le tanıtacak

Yerli telefon Mipo markasını oyuncu Eser Yenerler’le tanıtacak

Mipo, yeni telefon ve mobil cihazlarını ünlü oyuncu Eser Yenerler ile Galatasaray Adası’da tanıttı. Etkinliğin ev sahibi Aral Grup Yönetim Kurulu Üyesi İrem Aral Varışlı, Mipo markasının doğuşunu ve arkasındaki çalışmaları büyük bir heyecanla paylaştı. Eser Yenenler, sahnede markayla olan iş birliği deneyimlerini paylaşarak katılımcılara keyifli anlar yaşattı. ‘Şaka gibi’ sloganıyla yola çıkan Mipo, sunduğu yenilikler ve kaliteyle gerçekten de göz dolduruyor. Eser Yenenler, samimi ve eğlenceli konuşmasıyla etkinliği renklendirirken, markanın öne çıkan özelliklerini ve yenilikçi vizyonunu bir kez daha vurguladı.

Eser Yenenler, Mipo markasının yüzü olarak sadece bir reklam yüzü değil, aynı zamanda markanın ruhunu yansıtan bir temsilci olduğunu gösterdi.

 

 

Havuz sezonu açıldı

Havuz sezonu açıldı

Doğayla iç içe atmosfere sahip Swissôtel, havuz keyfini başladı. Yazın tatile gidemeyenlerin, hafta sonu arkadaşlarıyla ‘long weekend’ yaşamak isteyenlerin buluşma ve alternatif kaçış noktası olan Swissôtel The Bosphorus İstanbul’un havuzu açıldı.

Swissôtel açık havuzu, hafta içi ve hafta sonu 08.00-20.00 saatleri arasında hizmet verirken, 1.40 metre derinliği, 24 metre uzunluğu ve 300 kişilik kapasitesiyle misafirlerini ağırlıyor.

Havuzun yanı sıra yaz günlerinde ferahlatıcı ve sağlıklı içecekleri, lezzetli ve hafif yiyecekleri, dondurmaları ve daha pek çok seçeneğiyle Oasis Restaurant şehrin merkezinde tatil keyfini ikiye katlıyor.

Alaçatı’nın yenisi Rhea Alaçatı Hotel

Alaçatı’nın yenisi Rhea Alaçatı Hotel

Alaçatı’nın taş dokusuna Fransız mimarisini empoze ederek ortaya çıkarılan Rhea Alaçatı Boutique Hotel kapılarını açtı.

Alaçatı’nın tam kalbinde Hacımemiş Köyiçi’nde yer alan Rhea Alaçatı Hotel, 15 odasıyla misafirlerine hizmet veriyor. Her odasında farklı tasarımlar sunan Rhea Alaçatı, ünlü cafe restaurant ve gece kulüplerine 1-2 dakika yürüme mesafesin de olup sessiz ve geniş bir sokakta yer almaktadır. Havuz başında keyifli sohbetler yapabileceğiniz geniş bir bahçesi bulunan otelin havuz barıda da çok keyifli. Alaçatı’nın kendi yerel üreticilerinden alınan mahsullerle hazırlanan kahvaltısı ile fark yaratan Rhea Alaçatı 12 ay misafirlerine hizmet verecek.

DoubleTree by Hilton şimdi de Malta’da kapılarını açıyor

DoubleTree by Hilton şimdi de Malta’da kapılarını açıyor

Hilton, markası adı altında Malta adasında 485 odalı ilk tesisi DoubleTree by Hilton Malta’nın açılışını duyurdu.

Malta, St Paul Körfezi’nde yer alan 485 odalı sahil oteli, zarif konuk odaları, seçkin yemek deneyimleri, çok sayıda yüzme havuzu ve önde gelen iş toplantı alanları sunuyor. Tesis böylece, DoubleTree by Hilton’un dünya çapında hızla büyüyen 684 otellik portföyüne katılıyor.

Hilton DoubleTree by Malta

Oda tipleri arasında superior, deluxe ve bazıları çekyatlı olan aile odaları bulunuyor. Her oda düz ekran HDTV, çay/kahve yapma imkanı, saç kurutma makinesi ve ücretsiz Wi-Fi ile donatılmış bulunuyor.

Azure Restaurant and Terrace, en seçici damak zevkine hitap eden en taze açık büfe seçenekleriyle benzersiz bir dünya mutfağı sunuyor. Carvv Grill ve Enoteca, cesur ve çağdaş bir ambiyansta, taze yerel ve uluslararası et yemekleri, vejetaryen ve vegan dostu seçenekler ve kapsamlı bir şarap seçkisi sunarak benzersiz bir yemek deneyimi sağlıyor.

Hilton DoubleTree by Malta

Rahat bir atmosfer arayan konuklara hizmet veren Juniper Lounge Bar, sabah kahveleri ve hafif atıştırmalıklarıyla çok yönlü bir alan sunarken, akşamları kokteyller sunan şık bir bara dönüşüyor.

Hilton DoubleTree by Malta

Konukların havuzdan çıkmadan servis alabileceği Limonata havuz bar, cennet gibi Yunan Adaları’na, Sicilya’nın pişirilmiş toprak karolarına ve canlı Amalfi limonlarına selam göndererek Akdeniz’e dair her şeyden ilham alıyor. Ombré Café Bistro ise konukların gevşemeleri ve lezzetli Akdeniz mutfağının en iyi örneklerini tatmaları için mükemmel bir ortam sunuyor.

Hilton DoubleTree by Malta

DoubleTree by Hilton Malta, büyük etkinlikler ve düğünler için 971 metrekarelik bir balo salonu da dahil olmak üzere 2.000 metrekareden fazla toplantı alanıyla 800 kişiye kadar toplantı ve etkinlikler için önde gelen bir destinasyon olarak hizmet veriyor. Çok yönlü alan yelpazesinde ayrıca, tümü en son görsel-işitsel teknolojiyle donatılmış 16 toplantı odası ve bir oditoryum da bulunuyor.

Şehrin yenisi; Kumiko Sushi & More

Şehrin yenisi; Kumiko Sushi & More

Kumiko Sushi & More; CVK Park Bosphorus Hotel’de, sofistike bir atmosferde özgün Uzak Doğu lezzetlerini deneyimlemeye davet ediyor.

İstanbul’un yeni mekanı Kumiko Sushi & More, Japon kültürünün yalınlığını yansıtan dekorasyonu ile Uzak Doğu mutfağının birbirinden özel lezzetlerini müdavimleriyle buluşturuyor.

Kendine has mutfak disiplini ile hem yenilikçi hem de geleneksel bir menü oluşturan ve  Kumiko sanatından ilham alarak hazırlanan lezzetler kumiko felsefesi ile tabaklara yansıtılıyor.

Kumiko Sushi & More

 Menüde neler var

Başlangıç menüsünde Shake tartar, Suzuki Sunomono, Edamame ve Yaki Tori Tare yer alırken, sebzeli karidesli ve dana etli seçenekleriyle Japon mantısı gyozalar, sebzeli ve karidesli çin böreği seçenekleri atıştırmalıklar arasında sunuluyor.

Kumiko Sushi & More

Acılı ekşili tavuk çorbası ve miso çorbasından oluşan çorba menüsünün yanında yosun salatası Wakame salata ve sebzeli tofu salatası seçenekleri de salata menüsünü oluşturuyor. Somon, orkinos ve karışık sashimi tabağı, maguro (orkinos), shake (somon), suzuki (levrek), ebi (karides) ve unagi (yılan balığı) nigiriler, tekke maki (orkinos), shake maki (somon), futto maki (sebzeli ve deniz mahsüllü roll) ve kani (yengeç) maki seçeneklerinin yanı sıra avokado maki gibi vejetaryen lezzetler de mevcut.

Kumiko Sushi & More

Sushi seçenekleri arasında ayrıca inside out roll’ler ve elle sarılan Temaki Hand Roll’ler de yer alıyor. Yine deniz mahsülleri ve sebzelerle hazırlanan tempuralarda da vejetaryen seçenekler bulunuyor. Pilav menüsünde ise karidesli, sebzeli, tavuklu ve sade seçenekler

yer alırken, ana yemeklerde ise deniz ürünleri, tavuk ve dana eti seçenekleri ve noodle alternatifleri öne çıkıyor.

Özgün bir tatlı menüsü sunan Kumiko Sushi & More’da kırmız fasulye tatlısı, matchalı, vanilyalı ve çilekli mochiler, Japon cheesecake ve matcha dondurma tatlı tutkunlarını bekliyor.

Kumiko Sushi & More

Haftanın her günü saat 12.00 – 23:45 arasında hizmet veriyor

Bilgi: 0212 377 88 99

Artusiana Gıda ve Şarap Festivali

Artusiana Gıda ve Şarap Festivali

Forlimpopoli-İtalya 24 Haziran- 2 Temmuz

10 günlük Artusiana Yemek ve Şarap Festivali (Festa Artusiana) sırasında İtalya’nın Forlimpopoli kasabası “iyi yemek yeme” başkentine dönüşüyor.  Eski şehirde gastronomi, kültür ve eğlence arasında harika bir karışım yer alır. Festival için şehrin sokakları, meydanları ve sokakları önceden hazırlanır.

Gıdanın önemi ve kültüre katkısı üzerine sohbetlerin yer aldığı kasabada, restoranlar ve tadım büfeleri sokaklar boyunca devam ediyor. On gün boyunca düzenlenen çeşitli gösteriler, konserler, sergiler ve diğer özel etkinliklerle şenliklerin diğer artısı.