Yazılar

Nabıcaz’dan Yeni Single: “Seçimim

Alternatif müziğin yükselen isimlerinden Nabıcaz, yeni single’ı “Seçimim” ile dinleyiciyle buluştu. Geçtiğimiz yıl yayımladığı “SAÇMA” ile dikkatleri üzerine çeken sanatçı, 2026’ya güçlü bir adım atıyor.

“Seçimim”, bireyin kendisiyle ve geçmişiyle kurduğu ilişkiye odaklanan sorgulayıcı anlatımıyla öne çıkıyor. Alternatif ve indie rock etkilerini taşıyan şarkı, düzenlemesiyle sözlerin duygusal gücünü ön plana çıkarıyor. Nabıcaz’ın karakteristik vokal yorumu, şarkının atmosferini güçlendirerek bütünlüklü bir dinleme deneyimi sunuyor. “Seçimim”, GROW etiketiyle tüm dijital platformlarda yayında.

#Nabıcaz #Seçimim #AlternatifMüzik #IndieRock #YeniSingle #GrowMusic #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Romantizmin ve Gastronominin Buluştuğu Sofralar

Çırağan Palace Kempinski İstanbul’da Sevgililer Günü: Romantizmin ve Gastronominin Buluştuğu Sofralar

Boğaz’ın büyüleyici manzarası, saray ihtişamı ve seçkin gastronomi deneyimleriyle Çırağan Palace Kempinski İstanbul, 14 Şubat Sevgililer Günü’nü çiftler için unutulmaz bir kutlamaya dönüştürüyor.

Ayrıcalıklı Konaklama Paketleri

Çiftler için hazırlanan iki özel konaklama paketi, romantik akşam yemekleri ve zengin kahvaltı menüleriyle Sevgililer Günü’nü taçlandırıyor. Osmanlı ve Türk mutfağının asırlık lezzetlerini sunan Tuğra Restoran ile Anadolu mutfağının çağdaş yorumlarını romantik atmosferde buluşturan Rüya İstanbul, çiftlere zarif ve unutulmaz anlar yaşatıyor.

Romantik Gastronomi Deneyimleri

Tuğra Restoran: Michelin Guide tavsiyesi ve Gault & Millau ödülleriyle öne çıkan mekân, sekiz aşamalı özel menüsüyle romantizmi sofistike bir gastronomi yolculuğuna dönüştürüyor. (Kişi başı 9.600 TL)

Bellini: İtalyan mutfağının zarif tatlarını Boğaz manzarası eşliğinde sunarak romantik bir akşam vaat ediyor. (Kişi başı 7.800 TL)

Gazebo: 9–15 Şubat tarihleri arasında Sevgililer Günü’ne özel beş çayı menüsüyle aşk dolu sohbetlere eşlik ediyor. (Kişi başı 3.800 TL)

Saray Zarafetiyle Sevgililer Günü

Çırağan Palace Kempinski İstanbul, romantizmi Boğaz’ın eşsiz manzarasıyla buluşturarak çiftlere ihtişamlı bir Sevgililer Günü deneyimi sunuyor.

#ÇırağanPalaceKempinski #SevgililerGünü #RomantikAkşam #GurmeLezzetler #TuğraRestoran #Bellini #Gazebo #İstanbulBoğazı #Romantizm #14Şubat #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Anne adaylarına enfeksiyonlara karşı 7 etkili öneri!

Dondurucu kış soğuklarının yanı sıra kapalı ve kalabalık alanlarda daha uzun süre kalınması solunum yolu enfeksiyonlarının çok hızlı ve çok kolay bulaşmasına neden olurken, bu durum hamileler için ciddi tehlikeleri de beraberinde getirebiliyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Meriç Kabakcı, gebelikte bağışıklık sisteminin influenza ve diğer enfeksiyonlara karşı daha savunmasız hale geldiğini belirterek “Son günlerde hamilelerde özellikle influenza ile çok sık karşılaşıyoruz. Bu nedenle anne adayları olası bir burun akıntısı ya da baş ağrısı gibi enfeksiyon belirtilerini hafife alıp ‘nasıl olsa geçer’ düşüncesiyle ilaç kullanarak zaman kaybetmemeli, mutlaka kadın hastalıkları ve doğum uzmanına ya da ilgili hekime başvurmalıdır. Aksi taktirde gebelikte bilinçsiz ilaç kullanımı anne ve bebek sağlığı açısından hayati riske yol açabilmektedir” diyor. Alınacak basit ama düzenli önlemlerle enfeksiyon riskini büyük ölçüde azaltmanın mümkün olduğunu vurgulayan Dr. Meriç Kabakcı kış hamileliğinde enfeksiyonlara karşı 7 etkili önerisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Meriç Kabakcı

Dr. Meriç Kabakcı

  • Hijyene dikkat edin

Hijyen, kış enfeksiyonlarından korunmanın en etkili yollarından biridir. Eller gün içinde sık sık, en az 20 saniye boyunca sabun ve suyla yıkanmalıdır. Özellikle dışarıdan eve gelindiğinde, toplu taşıma kullanıldıktan sonra ve yemeklerden önce el hijyenine özen gösterilmelidir. El yıkama imkanı olmayan durumlarda alkol bazlı el antiseptikleri kullanılabilir.

  • Kapalı ve kalabalık ortamlardan uzak durun

Kalabalık ve kapalı ortamlardan mümkün olduğunca uzak durmak, hamileler için önemli bir diğer korunma yöntemidir. Alışveriş merkezleri, toplu taşıma araçları ve havalandırması yetersiz kapalı alanlarda virüsler çok kolay ve çok hızlı bulaşırken, hamilelikte bağışıklık sistemi daha hassas olduğu için bu ortamlarda enfeksiyon kapma riski çok daha fazladır.  Mecbur kalınan durumlarda maske kullanımı ve mesafenin korunması faydalı olacaktır.

  • Beslenmenize dikkat edin

Kış aylarında beslenme düzeni bağışıklık sistemini desteklemede kilit rol oynar. C vitamini, çinko ve protein açısından zengin besinler bağışıklığın güçlenmesine yardımcı olur. Mevsim sebze ve meyveleri, yeterli süt ve süt ürünleri, iyi pişmiş et ve baklagiller ile yeterli su tüketimi vücudun enfeksiyonlarla savaşma kapasitesini artırır. Herhangi bir vitamin veya takviye kullanımı mutlaka doktor önerisiyle yapılmalıdır.

  • Uyku düzeninize özen gösterin

Dr. Meriç Kabakcı “Yapılan araştırmalar; yetersiz uykunun bağışıklık sistemini zayıflattığını göstermektedir. Hamilelikte hormonal değişimler uyku düzenini zorlaştırsa da, mümkün olduğunca düzenli ve kaliteli uyumaya çalışmak, vücudun kendini yenilemesini sağlar ve enfeksiyonlara karşı direnci artırır. Günde ortalama 7–9 saat uyumaya özen göstermek, mümkünse aynı saatlerde yatıp kalkmak, aşırı yorgunluktan kaçınmak ve stresi yönetmeyi öğrenmek bağışıklık sistemi açısından büyük fayda sağlayacaktır” diyor.

  • Ortamı sık sık havalandırın

Ortamın havalandırılması da çoğu zaman göz ardı edilen ancak oldukça etkili bir önlemdir. Kapalı alanlarda biriken mikroplar, havalandırma yapılmadığında daha kolay yayılır. Ev ve iş ortamları günde birkaç kez, kısa süreli de olsa mutlaka havalandırılmalıdır. Soğuk havadan çekinerek camları hiç açmamak, virüslerin kapalı alanda daha kolay yayılmasına neden olabilir.

  • Aşı olun

Dr. Meriç Kabakcı “Influenza (grip) aşısı hamilelikte güvenle uygulanabilen ve hem anne hem de bebeği koruyan önemli bir önlemdir. Grip aşısı, gebeliğin uygun dönemlerinde doktor kontrolünde güvenle yapılabilir. Kış aylarında sık görülen grip ve benzeri enfeksiyonlar gebelerde daha ağır seyredebildiği için, aşı ile korunmak ciddi komplikasyonların önüne geçebilir. Ancak aşı kararı mutlaka doktorla değerlendirilmelidir” diyor.

  • Doktora başvurmadan ilaç almayın

Boğaz ağrısı, halsizlik, burun akıntısı ve ateş gibi şikayetler ortaya çıktığında ‘nasıl olsa geçer’ düşüncesiyle doktora danışmadan, rastgele ilaç kullanmak hem anneye hem bebeğe zarar verir. Hamilelikte her ilaç güvenli değildir. Bu nedenle en küçük belirtide bile mutlaka doktora başvurulmalı ve tedavi uzman kontrolünde yapılmalıdır.

#HamilelikteSağlık #EnfeksiyonRiskineDikkat #AnneAdayları #GebelikteInfluenza #SağlıkHaberi #DrMeriçKabakcı #AnneBebekSağlığı #KışHamileliği #EnfeksiyonÖnlemleri #SağlıklıGebelik #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Meme kanserinde sosyal destek hayat kurtarıyor

Dünya genelinde erkeklerde meme kanseri, kadınlara göre nadir görülse de son yıllarda giderek artış gösteriyor. Toplumumuzda ‘erkeklerde meme kanseri olmaz’ gibi yanlış bir algı olduğunu belirten Acıbadem Ataşehir Hastanesi Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Fatih Aydoğan “Türkiye’de yılda yaklaşık 25 bin kadında, 200-250 erkekte meme kanseri teşhis ediliyor. Erkeklerde kadınlardan daha ileri dönemde 65-70 yaşlarında görülmektedir. En sık yapılan hataların başında; meme kanserinin sadece kadınlara özgü bir hastalık sanılması, gelişen kitlelerin önemsenmemesi ve doktora geç başvurulması gelmektedir. Bilimsel araştırmalar; erkeklerde meme kanserinin çoğunlukla geç fark edildiğini gösteriyor” diyor.

Genetik yatkınlık ve ailede meme kanseri öyküsü olmasının riski artırdığına dikkat çeken Prof. Dr. Aydoğan buna karşın bazı yanlış yaşam alışkanlıklarının da meme kanserine zemin hazırlayabildiğini vurguluyor. Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Fatih Aydoğan, erkeklerde meme kanserine neden olan 7 etkeni sıraladı, erkeklerde meme kanserine yönelik uluslararası dergide yayınlanan bilimsel çalışmalarında ortaya çıkan çarpıcı sonucu paylaştı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Fatih Aydoğan

Prof. Dr. Fatih Aydoğan

  • Aşırı alkol kullanımı

Alkol, karaciğer fonksiyonlarını bozarak hormon dengesini etkileyebilir. Karaciğerin düzgün çalışmaması, vücutta östrojenin artmasına yol açar. Bu durum meme dokusunu olumsuz etkileyerek kanser riskini artırabilir. Düzenli ve aşırı alkol tüketimi, erkeklerde meme kanseriyle ilişkilendirilmiştir.

  • Fazla kilo ve obezite

Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Fatih Aydoğan “Fazla kilo, erkeklerde meme kanseri için önemli bir risk faktörüdür. Yağ dokusu arttıkça vücutta kadınlık hormonu olarak bilinen östrojenin düzeyi yükselir. Bu hormon artışı meme dokusunu olumsuz etkileyebilir. Obezite aynı zamanda bağışıklık sistemini zayıflatır ve vücuttaki iltihabi durumu artırır. Bu nedenle kilo kontrolü büyük önem taşır” diyor.

  • Hareketsiz yaşam

Düzenli fiziksel aktivitenin olmaması, meme kanseri riskini artıran faktörler arasındadır. Hareketsiz yaşam kilo alımına, hormon dengesinin bozulmasına ve metabolizmanın yavaşlamasına neden olur. Düzenli yürüyüş, egzersiz ve aktif yaşam tarzı hem kilo kontrolünü sağlar hem de kanser riskini azaltır. Özellikle masa başı çalışan erkeklerde bu risk daha belirgindir.

  • Aile öyküsü ve genetik yatkınlık

Ailede meme kanseri öyküsü olan erkeklerde risk artar. Özellikle anne, kız kardeş ve erkek akrabalarda meme kanseri bulunması önemlidir. Bazı erkekler doğuştan meme kanseri riskini artıran genetik değişiklikler taşıyabilir. En bilineni BRCA2 genidir. Ancak ailede kanser öyküsü olmayan erkeklerde de meme kanseri görülebilir.

  • İleri yaş

Prof. Dr. Aydoğan “Erkek meme kanseri en sık ileri yaşlarda görülür. Özellikle 60 yaşından sonra risk belirgin şekilde artar. Yaş ilerledikçe vücutta hormon dengesi değişir ve hücrelerde birikmiş hasar artar. Bu durum kanser gelişimine zemin hazırlayabilir. Erkeklerde meme kanserinin kadınlara göre daha geç yaşlarda ortaya çıkmasının en önemli nedenlerinden biri budur” diyor.

  • Göğüs bölgesine radyasyon maruziyeti

Daha önce göğüs bölgesine radyoterapi uygulanmış erkeklerde meme kanseri riski artabilir. Özellikle genç yaşta alınan radyasyonun etkisi daha fazladır. Lenfoma gibi hastalıklar nedeniyle göğüs bölgesine radyasyon alan kişilerde bu risk yıllar sonra ortaya çıkabilir.

  • Hormon dengesizliği ve bazı hastalıklar

Prof. Dr. Aydoğan “Erkeklerde hormon dengesini bozan bazı durumlar meme kanseri riskini artırabilir. Karaciğer hastalıkları, testosteron düşüklüğü ve bazı endokrin sorunlar buna örnektir. Ayrıca Klinefelter sendromu gibi doğuştan gelen bazı durumlarda meme kanseri riski belirgin şekilde yükselir” diyor.

Bilimsel araştırmada çarpıcı gerçek!

Duygusal ve sosyal destek tıbbi tedavi kadar hayati rol oynuyor!

Prof. Dr. Fatih Aydoğan’ın da yer aldığı ekibin, uluslararası dergide yayınlanan çalışması, meme kanserinde çarpıcı bir gerçeği ortaya koyuyor. Prof. Dr. Aydoğan şöyle konuşuyor: “Özellikle meme kanseri olan erkeklerde, toplumdaki önyargılar ve yanlış algılar nedeniyle yalnızlık sık görülebiliyor. Kanser tedavisinde ilaç kadar önemli olan bir şey varsa, o da moral ve paylaşım duygusudur. Yaptığımız bilimsel araştırmanın sonuçları; duygusal ve sosyal desteğin tıbbi tedavi kadar hayati olduğunu gösteriyor. Tedavi sürecinde hastanın yanında onu anlayan ve motive eden biri ya da birilerinin varlığı -ki bu aile bireyleri, arkadaş, komşu, hekim ekibi hatta hasta destek grupları olabilir- sağkalımı doğrudan etkileyebiliyor.”

#MemeKanseri #ErkeklerdeMemeKanseri #KanserFarkındalığı #SağlıkHaberi #Onkoloji #ProfFatihAydoğan #ErkenTeşhis #SosyalDestek #KanserAraştırmaları #SağlıklıYaşam #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Mercedes-Benz Türkiye’de Yeni Elektrikli Modellerini Tanıttı

Mercedes-Benz Otomotiv İcra Kurulu ve Otomobil Grubu Başkanı Şükrü Bekdikhan, Türkiye’ye getirilecek yeni modelleri açıkladı. 2026’nın ikinci çeyreğinde tamamen elektrikli GLB ve GLC modelleri satışa sunulacak. Yılın ikinci yarısında ise GLB’nin benzinli versiyonu pazara çıkacak.

Bekdikhan, merakla beklenen tamamen elektrikli Mercedes-AMG GT 4-Kapı Coupé’nin ilerleyen dönemde Türkiye’de satışa sunulacağını, 2027’de ise Mercedes-AMG GT SUV modelinin geleceğini duyurdu. Ayrıca elektrikli C-Serisi üçüncü çeyrekte, elektrikli GLA ise dördüncü çeyrekte Türkiye’de olacak. Bunun yanı sıra makyajlı benzinli S-Serisi ve Mercedes-Maybach S-Serisi ikinci çeyrekte, EQS üçüncü çeyrekte, içten yanmalı motorlu C-Serisi ise yıl sonunda Türkiye pazarına giriş yapacak.

Mercedes-Benz Online Store’un Türkiye’de pilot ülke olarak devreye alındığını belirten Bekdikhan, “2025’te Online Store üzerinden rezervasyon süreci başlatıldı. Satışlarımız geçtiğimiz yıla göre %18’in üzerinde artarak 4 bin 731 adede ulaştı. Toplam satışlarımızın içindeki payı %14,2’ye çıktı. Bu da sektörün ve müşterilerimizin bu modeli ne kadar benimsediğini gösteriyor” dedi.

#MercedesBenzTürkiye #ElektrikliOtomobil #GLB #GLC #AMGGT #CSerisi #SSerisi #EQS #OtomobilHaberi #OnlineStore #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Renault Filante: E-SUV Segmentinde Yeni Bir İkon

Fransız otomotiv devi Renault, E segmentindeki yeni SUV modeli Filante’yi tanıttı. Mart 2026’da satışa sunulacak olan Filante, Güney Kore’den başlayarak Latin Amerika ve Körfez ülkelerinde tüketicilerle buluşacak. Ancak modelin Avrupa ve Türkiye pazarına gelmeyeceği açıklandı.

Modern tasarımıyla dikkat çeken Filante, LED ve parçalı aydınlatmalarla donatılmış ön yüzü, bağımsız arka LED farları ve sportif ızgara detaylarıyla öne çıkıyor. İç mekânda ise kesikli direksiyon tasarımı, tam dijital bilgi-eğlence ekranı ve yolcu tarafına kadar uzanan bağımsız ekran sistemi premium bir deneyim sunuyor. Lüks koltuklar ve ambiyans aydınlatma, aracın üst segment kimliğini pekiştiriyor.

Performans tarafında E-Tech 250 hibrit sistem ile donatılan SUV, 250 HP güç üretiyor ve otomatik şanzımanla geliyor. Renault, fiyat bilgisi paylaşmasa da Filante’nin segmentinde iddialı bir konum edinmesi bekleniyor.

#RenaultFilante #ESUV #OtomobilHaberi #Renault #HibritSUV #OtomotivDünyası #YeniModel #PremiumTasarım #GüneyKore #LatinAmerika #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Sadece selülit mi sanıyorsunuz?

Son dönemlerde yeterince hareket etmiyor ve daha fazla yemek yiyorsanız, kilo almanız çok olağan. Ancak, beslenme alışkanlığınıza özen göstermenize rağmen kilo alıyorsanız ve yağlar özellikle bacak ile kol bölgelerinde birikiyorsa, dikkat! Bu şikayetinizin nedeni, toplumda “ağrılı selülit” olarak da bilinen ve çoğunlukla kadınları etkileyen lipödem olabilir! Yağ dokusunun patolojik bir şekilde birikmesi ve vücutta anormal dağılım göstermesiyle ortaya çıkan lipödem; özellikle bacaklar, kalçalar ile kollarda ilerleyici ve simetrik genişlemelere neden oluyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Şule Arslan, cilt altındaki yağ dokusunun sertleşmesi, ağrı, hassasiyet ve kolay morarma gibi belirtilerle kendini gösteren lipödemin sadece estetik bir sorun olmadığına, ciddi yaşam kalitesi kaybının yanı sıra önemli sağlık sorunlarına da yol açabileceğine dikkat çekiyor. Ancak, lipödem konusunda toplumda farkındalığın az olması nedeniyle hastaların vücutta oluşan yağ birikimini “selülit” zannederek hekime geç başvurduklarını belirten Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Şule Arslan, “Lipödem erken fark edilip tedavi edilmezse ilerleyerek eklem ağrıları, hareket yetisinin azalması sebebiyle yürüme güçlüğü ve enfeksiyon gibi ciddi sorunlara neden olabilmektedir. Ayrıca, hareketsiz kalınması diyabet, kalp-damar ve obezite gibi bazı hastalıkların kontrolünü de zorlaştırmaktadır.  Dolayısıyla, erken teşhis için özellikle bacak ile kollarda şişlik varsa ve dokunulduğunda bu bölgeler ağrıyorsa veya kolay morarıyorsa, mutlaka hekime başvurulmalıdır” diyor.

Prof. Dr. Şule Arslan

Prof. Dr. Şule Arslan

Kadınları etkiliyor, 20’li yaşlarda belirginleşiyor

Lipödem genellikle kadınları etkiliyor, erkeklerde ise çok nadir rastlanıyor. Batı ülkelerinde yapılan çalışmalarda, lipödemin kadınlarda görülme sıklığının yüzde 11 ila 18 arasında değiştiği bildiriliyor. Ancak uzmanlara göre, lipödem farkındalığının düşük olması nedeniyle bu oranlar gerçek hasta sayısını yansıtmıyor. Hastalık çoğunlukla ergenlik sonrası dönemde veya  20’li yaşlarda belirginleşmeye başlıyor. Menopoz döneminde lipödem semptomlarının şiddetlenebildiği belirtiliyor.

Gün sonunda şişlik artıyorsa, dikkat!

Lipödem belirtileri, vücutta anormal yağ birikimi olan bölgelerde görülüyor. Hastalığın en sık rastlanan sinyalleri; vücutta simetrik şişlik, ağrı ve hassasiyet olarak sıralanıyor. Bu ağrılar dokunma, basınç veya hareket sırasında artabiliyor. Bacaklar kolaylıkla morarabiliyor ve akşama doğru lipödemli bölgelerde şişlik artabiliyor.  Prof. Dr. Şule Arslan, hastaların ağrıları bazen bacakta yanma hissi şeklinde ifade ettiklerini anlatarak, “Özellikle morarma yakınması olan hastalar ise herhangi bir çarpma hatırlamasalar bile kol ve bacaklarının kolaylıkla morardığını dile getirmektedirler” diyor. Ayaklar ise daha az etkileniyor ve çoğu zaman tutulum göstermiyor; bu durum lipödemiyi diğer ödem türlerinden ayıran önemli bir özellik olarak öne çıkıyor. Prof. Dr. Şule Arslan, bacaklarında şişlik olan hastaların kıyafet alırken alt beden ve üst beden arasında fark olması nedeniyle de sorun yaşayabildiklerini söylüyor.

Kilo artışı şikayetleri ağırlaştırıyor

Genetik yatkınlık, hormonal faktörler (ergenlik, hamilelik, doğum kontrol hapı kullanımı) inflamasyon, hareketsiz yaşam tarzı ve hatalı beslenme gibi etkenler lipödem gelişimde rol oynuyorlar. Aile geçmişinde lipödem olan kadınlarda bu hastalığa daha sık rastlanıyor. Ayrıca, lipödem teşhis edilen hastaların büyük bir bölümünde vücut kitle indeksinin normalin üzerinde olduğu belirtiliyor.  Kilo artışı da diyabet ve hipertansiyon gibi sorunların kötüleşmesine neden olabiliyor.

Hastalık kontrol altına alınabiliyor!

Günümüzde mevcut olan tedavi seçenekleriyle tam iyileşme sağlanması mümkün olmasa da tedaviye uyumu yüksek hastalarda doğru ve sürdürülebilir bir tedaviyle hastalık kontrol altına alınabiliyor. Bu sayede hastalar yaşam kaliteleri bozulmadan günlük yaşamlarına devam edebiliyor. Tedavide hastalığın ilerlemesinin yavaşlatılması, semptomların gerilemesi ve ikincil komplikasyonların önlenmesi amaçlanıyor. Bu durumda multidisipliner ve bütüncül bir yaklaşımın önem kazandığını belirten Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Şule Arslan,  “Zira, hastalığın yönetiminde beslenmeden egzersize, stres kontrolünden düzenli takibe kadar pek çok unsur bir arada ele alınmaktadır” diye konuşuyor.

Yaşam tarzı değişikliği çok önemli!

Komplet dekonjestif terapi, yani manuel lenfatik drenaj, kompresyon tedavisi ile cilt bakımı gibi çok bileşenli tedavi yaklaşımı  ve cerrahi girişimler, lipödemin temel tedavi yaklaşımlarını oluşturuyor. Bunların yanı sıra düşük tuzlu-düşük şekerli diyete uyulması, kilo kontrolü, özellikle lenfatik dolaşımı destekleyen egzersizlerin düzenli yapılması, uzun süre ayakta kalma veya seyahat etme durumunda bası giysilerinin kullanımı ve stres yönetimi, etkili tedaviler olarak öne çıkıyor.  Fizik tedavi, hareket kısıtlamalarının azaltılmasında, kasların güçlendirmesinde ve ağrının hafifletilmesinde etkili oluyor. Prof. Dr. Şule Arslan, özellikle komplikasyonların önlenmesinde hastaların düzenli hekim takibinde olmalarının ve yaşam tarzı değişikliğini uzun vadede sürdürebilmelerinin son derece önlemli olduğuna vurgu yapıyor.

#Lipödem #CiltSağlığı #BacakAğrısı #KolAğrısı #SelülitDeğilLipödem #SağlıkBilgilendirme #ErkenTeşhis #YaşamKalitesi #FizikTedavi #AcıbademHastanesi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

“Parasosyal Bağlar Gerçek Yakınlığın Yerini Alıyor”

Günümüzde dijitalleşmenin de etkisiyle ilişkilerin sayıca arttığının görüldüğünü belirten uzmanlar, ancak gerçek yakınlığın giderek azaldığını söylüyor.

Sosyal medya, ekranlar ve yapay zekâ aracılığıyla kurulan tek taraflı bağların, güvenli ve kontrol edilebilir yapıları nedeniyle daha çok tercih edildiğini dile getiren Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, “Ancak insan psikolojisi yalnızca güvenle değil, karşılıklılıkla gelişir. Gerçek ilişkiler temas, duygusal karşılık ve birlikte regülasyon gerektirir.” dedi. Uzun vadede kişinin, gerçek ilişkilerden uzaklaştıkça içsel boşluk, yalnızlık ve duygusal durgunluk yaşayabildiğine dikkat çeken Yalçın, duygular ifade edilemediğinde ise bedenin devreye girdiğini ve psikosomatik belirtilerin artabildiğini vurguladı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, dijital çağda yaygınlaşan tek taraflı (parasosyal) ilişkilerin insan psikolojisi ve bedeni üzerindeki olumsuz etkilerinden bahsetti.

Klinik Psikolog Yasemin Yalçın

Klinik Psikolog Yasemin Yalçın

Tek taraflı ilişkiler, güvenli ve kontrol edilebilir olduğu için daha çok tercih ediliyor!

Dijital çağda insan ilişkilerinin görünürde artarken, ‘gerçek’ yakınlığın giderek azaldığına dikkat çeken Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, “Sosyal medya, ekranlar ve yapay zekâ aracılığıyla kurulan bağlar kişiye sürekli bir ulaşılabilirlik hissi sunuyor; ancak bu temas çoğu zaman karşılıklılıktan ve derinlikten yoksun kalıyor.” dedi.

Bu bağlanma biçiminin psikolojide ‘parasosyalleşme’ olarak adlandırıldığını aktaran Yalçın, “Kişinin bir ekran figürüyle, bir içerik üreticisiyle ya da yapay zekâ ile kurduğu bu tek taraflı ilişkiler, güvenli ve kontrol edilebilir olduğu için giderek daha fazla tercih ediliyor.” şeklinde konuştu.

İnsan psikolojisi yalnızca güvenle değil, karşılıklı etkileşimle gelişir!

Parasosyal bağların reddedilme ve hayal kırıklığı riskini azalttığına işaret eden Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, “Kişi incinmeden, çaba göstermeden ve belirsizliğe girmeden bir yakınlık hissi yaşayabiliyor.” dedi.

Ancak insan psikolojisinin yalnızca güvenle değil, karşılıklılıkla geliştiğini ifade eden Yalçın, gerçek ilişkilerin temas, duygusal karşılık ve birlikte regülasyon gerektirdiğini; bu unsurlar olmadığında, kişinin kendini ilişkide hissediyor olsa bile derin bir bağdan yoksun kalabildiğini dile getirdi.

Kişi farkında olmadan konfor alanını daraltıyor!

Uzun süre gerçek ilişkilerden uzak kalındığında zihinsel ve duygusal düzeyde bir durgunluk ortaya çıkabildiğini vurgulayan Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, şöyle devam etti:

“Hayata karşı isteksizlik, karar vermekte zorlanma, erteleme davranışları ve içsel boşluk hissi bu sürecin sık görülen yansımaları arasında yer alıyor. Duygular yüzeyde kalıyor; kişi bir şeylere bağlı hissederken aynı anda yalnızlık duygusu yaşayabiliyor. Yakınlık ihtiyacı tam olarak karşılanmadığı için gerçek ilişkiler yorucu, talepkâr ve riskli algılanmaya başlıyor. Bu durum ilişkisel alanda da belirginleşiyor. Karşılıklı bağ kurmak yerine izlemek, takip etmek ve mesafede kalmak daha kolay geliyor. Küçük hayal kırıklıkları bile zor tolere edilir hâle gelirken, ilişki kurma isteği yerini geri çekilmeye bırakabiliyor. Böylece kişi farkında olmadan konfor alanını daraltıyor.”

Duygular ifade edilemediğinde, beden konuşmaya başlar!

İnsan bedeninin ise bu temas eksikliğine kayıtsız kalamadığını aktaran Yalçın, “Sinir sistemi; dokunma, göz teması, ses tonu ve duygusal karşılık gibi canlı ilişkisel uyaranlarla düzenleniyor.” dedi.

Bu ihtiyaçlar karşılanmadığında ise bedenin devreye girdiğini ifade eden Yalçın, “Nedeni açıklanamayan ağrılar, kronik yorgunluk, sindirim problemleri, kas gerginlikleri, çarpıntı ve nefes darlığı gibi psikosomatik belirtiler bu süreçte artış gösterebiliyor. Duygular ifade edilemediğinde ya da ilişki içinde yaşanamadığında, beden konuşmaya başlıyor.” açıklamasını yaptı.

İnsan, temas ederek ve karşılık bularak var olur!

Yapay zekâ ile kurulan bağların bu noktada dikkat çekici bir alan oluşturduğunun altını çizen Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, “Yargılamayan, her zaman ulaşılabilir ve kırıcı olmayan bir ilişki deneyimi sunması, bu bağları cazip hâle getiriyor.” dedi.

Ancak insan sinir sisteminin yalnızca bir başka canlı sinir sistemiyle düzenlenebildiğini kaydeden Yalçın, sözlerini şöyle tamamladı:

“Yapay bağlar geçici bir rahatlama sağlayabilir; kalıcı denge ve iyilik hâli ise gerçek ve karşılıklı ilişkilerle mümkün oluyor. Yakın ilişki kurmak romantik bir beklenti değil, psikolojik ve biyolojik bir ihtiyaçtır. Zihinsel, duygusal ve bedensel iyi oluşu değerlendirirken yalnızca stres düzeyine değil; kişinin nasıl bağlandığına, nerede temastan kaçtığına ve hangi alanlarda yalnız kaldığına da bütüncül bir bakışla yaklaşmak gerekir. İnsan yalnızca izleyerek değil, temas ederek ve karşılık bularak var olur.”

#DijitalÇağ #İlişkiler #Yalnızlık #Psikoloji #Parasosyalİlişkiler #ÜsküdarÜniversitesi #NPİSTANBUL #YapayZekaVeİlişkiler #SosyalMedya #Psikosomatik #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Cildinizdeki kuruluğu önemseyin, çünkü…

Kış aylarında soğuk hava ve rüzgar, cildin yağ ile nemden oluşan bariyer dengesini zayıflatıyor. Bunun sonucunda, doğru bakım yapılmazsa, ciltte kuruluk, hassasiyet ve tahriş oluşabiliyor.  Ayrıca, cilt neminin azalmasıyla birlikte bazı egzama türleri kış aylarında daha sık görülüyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Yasemin Kural, kış aylarında yüz, el ve dudak gibi bölgelerin dış etkenlere maruz kalmaları nedeniyle soğuktan daha çok etkilendiklerini belirterek, “Cilt sağlığını korumak için özellikle bu bölgelerin temizleme, nemlendirme ve koruma  aşamalarında kış mevsimine uygun ürünlerin seçilmesi son derece önemlidir” diyor.  Dermatoloji Uzmanı Dr. Yasemin Kural, soğuk havalarda doğru ürün seçimi ve düzenli bakım ile cilt sağlığının korunabileceğini, olası problemlerin ise büyük ölçüde önlenebileceğini ifade ediyor.  Dermatoloji Uzmanı Dr. Yasemin Kural, cilt kuruluğuna karşı dikkat etmemiz gereken kuralları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Dr. Yasemin Kural

Dr. Yasemin Kural

Cildinizi doğru ürünlerle nemlendirin

Soğuk havalarda cilt bariyeri zayıfladığı için özellikle kuru ve hassas ciltleri nemlendirmek son derece önemli.  Yağlı ve genç ciltler için su bazlı nemlendiriciler yeterli olurken, kuru ve olgun ciltlerde  ise daha yoğun ürünler öneriliyor. Vücut için uygun olan nemlendiricilerin banyodan hemen sonra uygulanması, ciltte emilimi artırıyor ve krem kalıntısı kalmadığı için kullanım kolaylığı sağlıyor.

Sıcak suyla duş almayın!

Kış aylarında cildin kurumaması için banyo ile duş sıklığının azaltılması, uzun süre ve sıcak suyla yıkanmaktan kaçınılması gerekiyor. Duş süresinin 10 dakikayı geçmemesi, su sıcaklığının ise beden ısısının üzerinde olmaması, yaklaşık 36 derece civarında tutulması önem taşıyor. Sert kese ve liflerin cildi tahriş edebileceği uyarısında bulunan Dr. Yasemin Kural, bu nedenle yumuşak liflerin tercih edilmesi gerektiğini belirterek, “Sık duş alınıyorsa, her seferinde lif kullanımından kaçınılmalıdır. Ayrıca, özellikle kuru ciltlerde banyo yağı içeren temizleyiciler kullanılmalıdır” diyor. Dr. Yasemin Kural, bacaklarda da kuruluk, kaşıntı ve kızarıklık oluşabileceği için duş sonrasında mutlaka nemlendirme işlemi yapılmasına dikkat çekiyor.

El ve dudaklarınızı ihmal etmeyin

Kış aylarında yüz, eller ve dudaklar daha hızlı kuruyorlar. Dolayısıyla, soğuk havaya çıkmadan önce, yüz ve ellerde nemlendirici  kullanılması, ellere eldiven takılması,  ciltte kuruluk ile egzama riskini azaltıyor. Sık yıkanan ellerin her yıkama sonrasında hemen nemlendirilmesi  gerektiğini ifade eden Dr. Yasemin Kural, “Dudaklar için de pratik kullanımlı dudak nemlendiricilerin  gün içinde sık uygulanmaları fayda sağlamaktadır” diyor.

Kışın da güneşten mutlaka korunun

Kışın her ne kadar güneş ışınlarına yaz aylarına nazaran daha az maruz kalınsa da, özellikle karlı havalarda ve kayak tatili sırasında yansıyan ışınlar, güneş yanıklarına kolayca neden olabiliyor.  Dermatoloji Uzmanı Dr. Yasemin Kural, dağlık bölgelerde,  yüz için etkili olan yüksek faktörlü güneş koruyucuların ve UV korumalı gözlüklerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgularken,   “Leke oluşumuna yatkın ciltlerde ise güneş koruyucuların dört mevsim kullanılmaları son derece önemlidir” diye konuşuyor.

A ve C vitamini çok önemli!

Sağlıklı ve doğru beslenmek de cildin hasar görmesini önlemede büyük bir önem taşıyor. Antioksidan açısından zengin, A ve C vitamini içeren mevsim sebze ile meyveleri vücut direncini artırıyor ve bu etkisiyle cildimizi koruyor.  Her mevsimde olduğu gibi, kışın da 1.5 – 2 litre su tüketiminin yanı sıra bitki çayları ve ceviz gibi yağlı tohumlar da cilt sağlığını destekliyor. Ayrıca, beta glukan, çinko ve D vitamini takviyeleri viral enfeksiyonlardan korurken, cilt sağlığı için de faydalı oluyor.

Pamuklu ve yumuşak kumaşları tercih edin

Özellikle alerjik ve kuru cilt yapısına sahip kişilerde, yün ve sentetik giysilerin doğrudan cilde temas etmeleri kaşıntıya yol açabiliyor. Dolayısıyla, pamuklu ve yumuşak kumaşların tercih edilmesi gerekiyor. Yün giysilerin ise bu kıyafetlerin üzerinde kullanılabileceği belirtiliyor.

#CiltSağlığı #KışBakımı #Egzama #Dermatoloji #SoğukHava #CiltBakımı #Nemlendirme #SağlıklıCilt #AcıbademHastanesi #KışAylarındaCilt #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

“WWCOTY’den Nissan LEAF’e Büyük Ödül”

Nissan’ın öncü elektrikli aracı LEAF, Women’s Worldwide Car of the Year (WWCOTY) jürisi tarafından “Dünyanın En İyi Kompakt Otomobili” ödülüne layık görüldü. 54 ülkeden 84 otomotiv gazetecisinin değerlendirmeleri sonucunda verilen bu prestijli ödül, tamamen yeni LEAF’in şık tasarımı, gelişmiş elektrikli güç aktarım sistemi, sezgisel teknolojileri ve elektrikli araçların küresel ölçekte benimsenmesindeki öncü rolünü öne çıkarıyor.

Üçüncü nesil LEAF; 52 kWh ve 75 kWh batarya seçenekleriyle artırılmış menzil, aerodinamik tasarım ve güven veren sürüş deneyimi sunuyor. Nissan Başkanı ve CEO’su Ivan Espinosa, “Bu ödül, elektrikli araçları tüm sürücüler için erişilebilir ve cazip kılma konusundaki kararlılığımızı pekiştiriyor” dedi.

#NissanLEAF #WWCOTY #ElektrikliAraçlar #OtomotivHaberleri #KompaktOtomobil #SürdürülebilirMobilite #Nissan #EVRevolution #AutoNews #YeşilTeknoloji #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity