Yazılar

“Yedi Kere Düş, Sekiz Kere Kalk” raflarda

Tijen Mergen’in kaleme aldığı “Yedi Kere Düş, Sekiz Kere Kalk” Ceres Yayınları etiketiyle okurla buluştu. Kitap, modern hayatın zorlukları karşısında pes etmeden yeniden ayağa kalkmayı, değişimi kabullenmeyi ve içsel gücü keşfetmeyi yazarın kişisel deneyimleri üzerinden aktarıyor.

Mergen, eserinde Harvard Üniversitesi’nin mutluluk araştırmaları ve Pozitif Psikoloji kuramlarıyla desteklenen anlatılar sunarken, okuru konfor alanından çıkmaya ve yaşamının direksiyonuna geçmeye davet ediyor. “Yaşam Çarkı” gibi pratik önerilerle sosyal medya illüzyonuna karşı alternatif çözümler de sunuyor.

#YediKereDüşSekizKereKalk #TijenMergen #CeresYayınları #KitapÖnerisi #PozitifPsikoloji #OkumaKeyfi #HayataDevam #YeniKitap #Motivasyon #KültürSanat

Kayada Büyüdüm Ben Galerist’te

Melike Abasıyanık Kurtiç’in sanatsal pratiğini merkezine alan “Kayada Büyüdüm Ben” sergisi, Galeri Nev iş birliğiyle ve Galerist ev sahipliğinde, Kale Tasarım ve Sanat Merkezi’nin desteğiyle 15 Ocak’ta açıldı.

Deniz Aktaş, Ece Bal, Gökhun Baltacı, İlhan Berk, Zeynep Kayan, Thiago Rocha Pitta, Anıl Saldıran, Johanna Seidel, Elif Uras ve Burcu Yağcıoğlu’nun eserlerini bir araya getiren seçki, Abasıyanık Kurtiç’in seramikten suluboyaya, fotoğraftan yerleştirmeye uzanan üretim evrenini farklı sanatçıların pratikleriyle buluşturuyor.

Sergi, sanatçının işlerinde öne çıkan döngüsellik ve yineleme fikrini çoğul bir karşılaşma zemini üzerinden tartışmaya açarken, edebiyatla da kesişen bir sanat deneyimi sunuyor.

“Kayada Büyüdüm Ben” sergisi, 21 Şubat 2026’ya kadar Galerist Tepebaşı’nda, salıdan cumartesiye 11.00–19.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.

#KayadaBüyüdümBen #MelikeAbasıyanıkKurtiç #Galerist #GaleriNev #SanatSergisi #ÇağdaşSanat #Tepebaşı #SürdürülebilirSanat #SanatHaber #İstanbulSanat #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Elif Pıtırlı Müzikal Yolculuğunda Yeni Dönem

Genç sanatçı Elif Pıtırlı, yeni teklisi “And İçmişsin” ile müzikseverlerle buluştu. Y Prodüksiyon etiketiyle yayımlanan şarkının sözü ve müziği Yalın’a ait. Düzenlemesi Sabi Saltıel ve Alp Ersönmez tarafından yapılan parçanın mastering’i ise Metropolis Studios’tan Stuart Hawkes imzası taşıyor.

1995 İzmit doğumlu Pıtırlı, müzikle iç içe büyüdü ve sahne deneyimini güçlü vokaliyle birleştirerek dikkat çekti. Daha önce “Vahit” ve “Pardon” ile dinleyicilerin karşısına çıkan sanatçı, “And İçmişsin” ile kariyerinde yeni bir döneme adım atıyor.

#ElifPıtırlı #Andİçmişsin #YeniTekli #YProdüksiyon #Yalın #MüzikHaber #Magazin #TürkMüziği #YeniDönem #GüçlüVokal #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

“Basit bir omuz ağrısı” diyerek geçiştirmeyin, çünkü…

Geceleri omzunuzda hissettiğiniz hafif bir ağrı, zamanla kolunuzu kaldırmanızı zorlaştırıyorsa, “donuk omuz” sinyal veriyor olabilir!  Tıbbi olarak “adeziv kapsülit” olarak bilinen donuk omuz; hareket kısıtlılığına yol açabilen, ağrılı ve ilerleyici bir sendrom olarak dikkat çekiyor. Öyle ki omuz ekleminde oluşan ağrı ve sertlik nedeniyle araba kullanma, giyinme veya yukarıya uzanma gibi günlük basit işler bile zorlaşabiliyor, hatta imkansız hale gelebiliyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Gökşen Gökşenoğlu, bu nedenle donuk omuz sendromunda erken teşhis ve tedavinin son derece önemli olduğunu vurgulayarak, “Genellikle yavaş ilerleyen donuk omuz sendromu hayatı tehdit etmese de tedavisinde geç kalındığında iyileşme süreci oldukça uzarken, omuz hareketlerinde kalıcı kısıtlılık gelişebilmekte ve ağrı kronik hale gelebilmektedir” diyor.  Doç. Dr. Gökşen Gökşenoğlu, erken dönemde tedavinin ise iyileşme süresini belirgin şekilde kısalttığını ve kalıcı sakatlık riskini de önlediğini belirterek, “Bu nedenle, 2–3 haftadan uzun süren omuz ağrısı ve hareket kısıtlılığı sorununda zaman kaybetmeden bir hekime başvurulması büyük önem taşımaktadır” diye konuşuyor.

Doç. Dr. Gökşen Gökşenoğlu

Doç. Dr. Gökşen Gökşenoğlu

Bu sorun 30’lu yaşlarda giderek artıyor!

Dünya genelinde nüfusun yaklaşık yüzde 2-5’ini etkileyen donuk omuz sendromu, ülkemizde de benzer oranlarda görülüyor. Son yıllarda, kısmen hareketsiz yaşam tarzının yaygınlaşması, diyabet ve tiroit bozukluklarının artması, yaralanmalar veya ameliyatlar sonrasında uzun süreli hareketsizlik nedeniyle donuk omuz sendromunda belirgin bir artış gözleniyor. Ayrıca, geçmişte 40 yaşın altındaki kişilerde nadir görülürken, günümüzde aynı risk faktörleri sebebiyle 30’lu yaşlarda da giderek daha sık ortaya çıkıyor. Bunun yanı sıra 40 yaş üstündeki kadınların bu sendroma yakalanma risklerinin erkeklere göre 2-4 kat daha fazla olduğu bildiriliyor. Özellikle menopoz döneminde meydana gelen hormonal değişimlerin ve kadınlarda otoimmün hastalıkların daha yüksek oranda görülmesinin bu tabloda etkisi olduğu düşünülüyor.

Omzun hareketsiz kalması riski artırıyor

Donuk omuz sendromunun en sık idiopatik, yani sebebi belli olmayan tipi görülüyor.  Yakın zamanda geçirilen omuz yaralanmaları veya ameliyatlar nedeniyle omzun uzun süreli hareketsiz kalması riski artırıyor. Diyabet hastalığında, yüksek kan şekeri sebebiyle dolaşım bozukluğu, kolajende değişim, inflamasyona yatkınlık ve hareket kısıtlılığı birleşerek, donuk omuz gelişimini kolaylaştırıyor. Bu nedenle, diyabet hastalarında risk, normal bireylere kıyasla 2 ila 4 kat yükseliyor. Tiroit bozuklukları (hipotiroidi ve hipertiroidi), parkinson hastalığı ve kardiyovasküler hastalıklar da donuk omuz gelişiminde etkili faktörler arasında yer alıyor.

Geceleri hissedilen omuz ağrısıyla başlıyor!

Omuz eklem kapsülünün iltihaplanması ve kalınlaşması zamanla skar dokusu oluşumuna ve bunun sonucunda hareketlerin kısıtlılığına yol açıyor. Donuk omuz çoğu zaman haftalar veya aylar içinde kademeli olarak ilerliyor. Hastalığın başlangıcında, özellikle geceleri hissedilen omuz ağrısı ön planda oluyor. Bu ağrılar genellikle uykuyu bozarak, kronik yorgunluğa ve duygusal dalgalanmalara sebep olabiliyor. Hastalık ilerledikçe eklem kapsülündeki sertlik artıyor ve hareket açıklığı belirgin şekilde azaldığı için kolu kaldırmak zorlaşıyor; giyinme, soyunma, yemek yeme ve saç tarama gibi rutin işleri yapmakta bile büyük güçlük çekiliyor.

Tam iyileşme bir yılı bulabiliyor!

Donuk omuz tedavisinin temel amacı; ağrıyı dindirmek ve hastanın günlük aktivitelerini rahat bir şekilde yapabilmesi için eklem kısıtlılığını önleyerek, omzun hareket kabiliyetini geri kazandırmak. İyileşme süresi ise hastanın genel durumu ve tedaviye ne zaman başlandığına bağlı olarak değişkenlik gösteriyor. Hastaların çoğu 3 ila 6 ay içinde günlük yaşamlarına geri dönebilirken, tam iyileşme süresi bazı durumlarda bir yıla kadar uzayabiliyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Gökşen Gökşenoğlu, erken tanı ve doğru tedaviyle hastaların genellikle omuz fonksiyonlarını tamamen veya büyük ölçüde geri kazanabildiklerini ifade ediyor.

İlk basamak: Fizik tedavi ve ilaçlar

Donuk omuz sendromunun tedavisine genellikle ilaçlar eşliğinde uygulanan fizik tedavi yöntemiyle başlanıyor. Doç. Dr. Gökşen Gökşenoğlu, “Germe ve güçlendirme egzersizleriyle omzun hareket kapasitesi artırılırken, antiinflamatuar ilaçlar ve eklem içine uygulanan kortikosteroid enjeksiyonları da ağrının kontrol altına alınmasına yardımcı olmaktadır. Daha ileri durumlarda, eklem kapsülünün sıvıyla genişletilmesini sağlayan hidrodilatasyon yöntemi uygulanabilmektedir” diyor. Doç. Dr. Gökşen Gökşenoğlu, şiddetli veya diğer tedavilere yanıt vermeyen tablolarda ise cerrahi yöntemin gündeme geldiğini belirtiyor.

Bu yöntem cerrahi ihtiyacını azaltıyor!

Son yıllarda, donuk omuz sendromunun tedavisinde öne çıkan ve umut vadeden yöntemlerden biri olan hidrodilatasyon, minimal invaziv bir işlem olarak dikkat çekiyor.  Hidrodilatasyon yönteminde steril sıvı omuz eklemi içine enjekte ediliyor. Böylece omuz eklem kapsülünün kontrollü şekilde gerilmesi ve kapsülde oluşan yapışıklıkların azaltılması hedefleniyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Gökşen Gökşenoğlu, çoğunlukla görüntüleme rehberliğinde yapılan bu işlemin özellikle fizyoterapi ile birlikte uygulandığında, ağrının hızla azalmasını ve omuzlarda hareket artışını sağladığını belirterek, “Yöntemin başlıca faydası ise iyileşmeyi hızlandırırken, cerrahi müdahale ihtiyacını önemli ölçüde azaltmasıdır” diyor.

#OmuzAğrısı #DonukOmuz #AdezivKapsülit #FizikTedavi #ErkenTeşhis #SağlıkHaberi #AcıbademHastanesi #HareketKısıtlılığı #KronikAğrı #PauseDergi

“Migreni Ağrı Kesiciyle Bastırmayın: Aşırı İlaç Kullanımı Yeni Bir Baş Ağrısı Türüne Yol Açabilir”

Migrenin, şiddetli ve yaşam kalitesini düşüren özellikli bir baş ağrısı olduğunu belirten uzmanlar, atakların 3 saatten 3 güne kadar sürebildiğini söylüyor.

Çoğu zaman ışık, ses hassasiyeti ile bulantı ve kusmanın migrene eşlik ettiğini dile getiren Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, “Migren ataklarını tetikleyen pek çok faktör bulunur. En sık karşılaşılan tetikleyiciler arasında; parlak ışıklar, keskin ve yoğun kokular, mayalı içecekler, lodos, aromatik yiyecekler, çikolata ve bazı kişilerde çilek yer alır.” dedi. Uzun süreli ve sık ağrı kesici kullanımının ise ayrı bir baş ağrısı tablosuna yol açabildiğine vurgu yapan Dr. Şalçini, migrenin doğru tanı ve düzenli tedaviyle kontrol altına alınabilen bir hastalık olduğunu hatırlattı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, migrenin türleri, belirtileri, tetikleyicileri, tedavi yaklaşımları ve ne zaman doktora başvurulması gerektiği hakkında bilgi verdi.

Dr. Celal Şalçini

Dr. Celal Şalçini

Migren atakları 3 saat ile 3 gün arasında sürebiliyor!

Migrenin, primer baş ağrıları grubunda yer alan, kendine özgü özellikleri olan bir baş ağrısı türü olduğunu dile getiren Dr. Celal Şalçini, “En belirgin özellikleri; genellikle tek taraflı olması, zonklayıcı karakterde seyretmesi ve nabız atışı gibi hissedilmesidir.” dedi.

Migren atağı sırasında ışık ve sesten rahatsızlık, bulantı ve kusmanın sık görüldüğüne işaret eden Dr. Şalçini, “Fiziksel aktiviteyle birlikte ağrının artması tipiktir. Merdiven çıkmak, eğilmek, öksürmek, ıkınmak veya zorlanmak ağrıyı artırır ve hasta bu aktivitelerden kaçınma eğilimindedir. Migren atakları 3 saat ile 3 gün arasında sürebilir ve genellikle oldukça şiddetlidir. Ağrı şiddeti, sıfırdan 10’a kadar yapılan değerlendirmelerde çoğunlukla 7-8 düzeyindedir.” şeklinde konuştu.

Auralı migren, baş ağrısından önce görülen belirtilerle ortaya çıkar!

Migrenin kendi içinde tipleri olduğunu hatırlatan Dr. Celal Şalçini, “Bunların en temel ayrımı auralı migren ve aurasız migren şeklindedir. Klinik pratikte her iki tip de görülür.” dedi.

Auralı migrenin, hastanın baş ağrısı başlamadan önce hissettiği bazı yakınmalarla kendini gösterdiğini ifade eden Dr. Şalçini, “Bu belirtiler çoğunlukla görsel problemler şeklinde ortaya çıkar; ancak diğer duyusal sistemleri ya da motor fonksiyonları etkileyen belirtiler de görülebilir. En sık karşılaşılan aura türü görsel auradır. Baş ağrısı başlamadan yaklaşık yarım saat önce ortaya çıkan bu dönemde; görme alanının bir tarafında zikzaklı ya da parlamalı çizgiler, görme bulanıklığı, ışık patlamaları, ışık çakmaları, buzlu cam arkasından bakıyormuş hissi veya gökkuşağı renklerinde şekiller görülebilir. Bu süreçte henüz baş ağrısı yoktur. Aura belirtileri geçtikten yaklaşık yarım saat sonra baş ağrısı başlar. Bu nedenle hastanın aurayı tanıması önemlidir. İlk kez yaşayan hastalar doğal olarak endişe duyabilir; ancak aura, migrenin bilinen ve tanımlanmış bir evresidir.” açıklamasını yaptı.

Hasta, kendi tetikleyicilerini fark edebilmeli!

Migren ataklarını tetikleyen pek çok faktör olduğuna değinen Dr. Celal Şalçini, “En sık karşılaşılan tetikleyiciler arasında; parlak ışıklar, keskin ve yoğun kokular, mayalı içecekler, lodos, aromatik yiyecekler, çikolata ve bazı kişilerde çilek yer alır.” dedi.

Deterjanlar, parfümler, barometrik basınç değişiklikleri, klima ortamları ve bir yerden başka bir yere yapılan yolculukların da migren atağını tetikleyebileceğini kaydeden Dr. Şalçini, “Mantar ve şarap gibi mayalı ürünler de bazı hastalarda atağa yol açabilir. Tetikleyiciler kişiden kişiye değişir. Bu nedenle en önemli nokta, hastanın kendi tetikleyicilerini fark etmesi ve ayırt edebilmesidir. Bir faktörün migreni tetiklediğini fark eden hastanın, mümkün olduğunca bu durumdan kaçınması gerekir.” uyarısını yaptı.

Ayda 10-15 günden fazla ağrı kesici kullanımı, ‘aşırı ilaç kullanımına bağlı baş ağrısı’na yol açabilir!

Sürekli ağrı kesici kullanımının doğrudan migreni tetiklemediğini, ancak baş ağrısı sınıflamasında ‘aşırı ilaç kullanımına bağlı baş ağrısı’ adı verilen ayrı bir baş ağrısı tipi olduğunu vurgulayan Dr. Celal Şalçini, “Bu durum özellikle migren ve diğer baş ağrısı hastalarında, sık ve düzenli ağrı kesici kullanımına bağlı olarak gelişir.” dedi.

Dr. Şalçini bu durumu şöyle açıkladı:

“Eğer bir kişi ayda 10-15 günden fazla (kullanılan ilacın türüne göre değişmekle birlikte) ağrı kesici kullanıyor ve baş ağrısı sürekli hâle gelmişse, bu durum aşırı ilaç kullanım baş ağrısı olarak değerlendirilir. Bu tablo hem tanıyı zorlaştırır hem de tedavi sürecini karmaşıklaştırır. Bu hastalarda öncelikle aşırı ilaç kullanımının kesilmesi hedeflenir. Ardından esas baş ağrısının tedavisine geçilir. Bu durumun kendine özgü bir hastalık adı ve yaklaşımı vardır.”

Bazı kişilerde ömür boyu sürebilirken, bazı kişilerde zamanla ortadan kalkabilir!

Migrenin tamamen geçip geçmeyeceğinin oldukça tartışmalı bir konu  olduğunu aktaran Dr. Celal Şalçini, “Migren bazı kişilerde ömür boyu sürebilirken, bazı kişilerde zamanla tamamen ortadan kalkabilir.” dedi.

Migren tedavisinde iki temel yaklaşım olduğunu belirten Dr. Şalçini, “İlk yaklaşım, yalnızca atak sırasında ilaç kullanılmasıdır. Ayda bir kez, hafif şiddette ve istirahatle geçen ağrıları olan hastalarda genellikle bu yöntem yeterlidir. Ancak haftada bir veya daha sık görülen, birkaç gün süren, şiddetli ve iş ya da sosyal hayatı bozan atakları olan hastalarda hem atak tedavisi hem de koruyucu tedavi uygulanır. Koruyucu tedavinin amacı, atakların sıklığını ve şiddetini azaltmaktır.” bilgisini paylaştı.

Hedeflenen iyilik hâline ulaşıldıktan sonra en az 6-9 ay boyunca bu durumun sürmesinin beklendiğini aktaran Dr. Şalçini, “Bu sürenin ardından ilaçlar yavaşça kesilir. Eğer hasta bu dönemde ataksız kalırsa tedavi başarılı kabul edilir. Bazı hastalarda ataklar uzun süre geri gelmezken, bazı hastalarda ilaç kesildikten sonra tekrar başlayabilir.” şeklinde konuştu.

Migren, tedavi edilebilir bir hastalık!

Migreni olan hastaların mutlaka bir hekime başvurması gerektiğine dikkat çeken Dr. Celal Şalçini, “Özellikle ayda 3-4’ten fazla, şiddetli ve yaşam kalitesini bozan baş ağrıları olan kişilerin doktora başvurması önemlidir.” dedi.

Ayrıca bazı alarm bulguları olduğu uyarısını yapan Dr. Şalçini, sözlerini şöyle tamamladı:

“Hayatında ilk kez ortaya çıkan baş ağrısı, 50 yaşından sonra başlayan baş ağrısı, baş ağrısına eşlik eden duyusal ya da motor belirtiler, ilaçlara yanıt vermeyen ağrılar ve çok sık tekrar eden baş ağrıları mutlaka değerlendirilmelidir.

Migren, tedavi edilebilir bir hastalıktır. Günümüzde klasik ilaçların yanı sıra yeni nesil, halk arasında ‘aşı’ olarak adlandırılan enjeksiyonlar, ağızdan kullanılan akıllı ilaçlar ve botulinum toksini gibi farklı tedavi seçenekleri mevcuttur. Hastanın tetikleyicilerini tanıması, tedaviye uyum göstermesi ve doktoruyla iş birliği içinde olması tedavi başarısını artırır. Ayrıca hastaya eğitim verilmesi büyük önem taşır. Çünkü her baş ağrısı migren değildir; stres tipi baş ağrıları gibi farklı baş ağrıları da görülebilir. Zamanla hangi ağrının migren, hangisinin stres kaynaklı olduğunu ayırt etmeyi öğrenen hastalarda tedavi başarısı belirgin şekilde artar.

#Migren #BaşAğrısı #AğrıKesici #AşırıİlaçKullanımı #Nöroloji #SağlıkHaberi #ÜsküdarÜniversitesi #NPİSTANBUL #TedaviEdilebilirMigren #PauseDergi

Aşkı Taçlandıran Spa ve Özel Menü Deneyimi

Hilton İstanbul Bomonti Hotel & Conference Center, 14 Şubat Sevgililer Günü için çiftlere unutulmaz bir deneyim sunuyor. Otelin 34. katında yer alan Cloud 34, romantik atmosferi, canlı müzik performansları ve gurme lezzetleriyle bu özel geceyi benzersiz kılıyor.

Hilton İstanbul Bomonti Hotel & Conference Center

Gurme Lezzetlerle Aşkın Sofrası

Uzakdoğu mutfağından ilham alan özel menüde; erik jeli ve yuzu köpüğüyle servis edilen ördekli gyoza, teriyaki marinasyonlu somon ve fermente siyah sarımsak püresi yer alıyor. Gecenin finalinde ise “Aşkın Yapı Taşları” tatlısı, karadut sorbe, çikolatalı crumble ve matcha sponge ile romantizmi tatlandırıyor.

Hilton İstanbul Bomonti Hotel & Conference Center

Canlı Müzik ile Romantizm

Hilton Jazz Band, Sevgililer Günü’ne özel repertuarıyla piyano ve vokal eşliğinde sahne alarak romantizmi zirveye taşıyor.

Hilton İstanbul Bomonti Hotel & Conference Center

eforea Spa ile Yenilenme

Hilton İstanbul Bomonti’nin ödüllü eforea Spa’sı, çiftlere modern tasarımı ve lüks atmosferiyle benzersiz bir rahatlama deneyimi sunuyor. Çift üyeliklerinde %15 indirim fırsatı, Türk hamamı, sauna, buhar odası, yüzme havuzları ve VIP spa odalarıyla misafirler hem fiziksel hem de ruhsal yenilenme yaşıyor.

Hilton İstanbul Bomonti Hotel & Conference Center

Rezervasyon için:

Cloud 34: 0549 790 31 94

eforea Spa: 0212 375 30 00

#HiltonBomonti #SevgililerGünü #Cloud34 #RomantikKutlama #GurmeDeneyim #SpaKeyfi #PauseDergi

Müzik, Dans ve Gastronomi Tek Sahneye Taşınıyor

Swissôtel içerisinde yer alan GABBRO, İstanbul eğlence hayatına yeni bir soluk getiriyor. “Dream Theatre” konseptiyle misafirlerini 1920’lerin caz barlarının büyüsüne götüren mekan; ışık, müzik, dans ve gastronomiyi tek sahnede buluşturuyor.

Her tabak bir hikâye, her an bir sahne… GABBRO Dream Theatre, misafirlerini geçmişin ihtişamı ile bugünün sofistike atmosferinde başrol oyuncusu olarak ağırlıyor.

19.30’da yemek servisiyle başlayan gece, 21.30’da performansın başlamasıyla kapılarını kapatıyor. Set menü fiyatı 4.250 TL olan bu özel deneyim, İstanbul eğlence yaşamında unutulmaz bir yolculuk vaat ediyor.

Bilgi: 0543 326 81 11 restaurantreservation.istanbul@swissotel.com

www.swissotelthebosphorus.com/tr/restoranlar-2/gabbro-resto-bar/

#GABBRODreamTheatre #İstanbulGastronomi #GurmeDeneyim #İstanbulGeceHayatı #MekanHaberi #PauseDergi

Pınar Yahşi’den “YOL” Fotoğraf Yolculuğu

Karaköy’deki ArtHan Galeri, tarihinde ilk kez iki kişisel sergiyi eşzamanlı olarak sanatseverlerle buluşturuyor. Küratörlüğünü Nuray Özler Yolcu’nun üstlendiği programda, farklı disiplinlerde çalışan iki sanatçının üretimleri aynı mekânda algı, beden ve dönüşüm ekseninde buluşuyor.

Pınar Yahşi’nin “YOL” sergisi, varıştan çok yolda olma haline odaklanan fotoğraflardan oluşuyor.

Şükriye Karaçay’ın “HAYALCİ HÜCRE” sergisi ise cam ve kurşun heykellerle güçlü bir anlatı sunuyor.

Sergiler, 15–31 Ocak 2026 tarihleri arasında Kurşunlu Han – Karaköy’de izlenebilecek.

Çalışma saatleri: Hafta içi ve Cumartesi 11.00–19.00, Pazar kapalı.

#ArtHanGaleri #YOLSergisi #HAYALCİHÜCRE #KaraköySanat #ÇağdaşSanat #Fotoğraf #Heykel #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Erez Eğilmez sahnelere görkemli dönüş yapıyor

Moda ve koreografi dünyasının efsane ismi Erez Eğilmez, uzun süren sessizliğini bozarak sahnelere muhteşem bir dönüş yapıyor. Yılların birikimini yeni projelerle taçlandırmaya hazırlanan ünlü koreograf, hem moda hem de müzik dünyasında yeniden fark yaratmaya kararlı.

Eğilmez, sadece podyumda değil, müzikte de iddiasını ortaya koyuyor. Çok yakında dinleyicilerle buluşacak olan yeni albümü “Nefesimdeki Kan”, onun vizyonunu ve kalitesini yeniden sahneye taşıyacak. Moda dünyasında ise büyük defile organizasyonlarıyla sektöre yeni bir soluk getireceğinin sinyalini veriyor.

Kıbrıs’ta Dev Organizasyon

Mart sonunda Kıbrıs’ın en prestijli mekanlarından birinde gerçekleşecek “Dansların Melodisi” adlı görsel şov, hem müzik hem de dansın eşsiz uyumunu sahneye taşıyacak. Titizlikle hazırlanan bu özel gece, Erez Eğilmez’in sahnelere dönüşünü taçlandıracak unutulmaz bir deneyim olacak.

Erez Eğilmez, yeniden sahneye çıkışıyla hem moda hem de müzik dünyasında heyecan yaratıyor; sanatseverler ise onun enerjisini ve vizyonunu yeniden izleme fırsatını sabırsızlıkla bekliyor.

#ErezEğilmez #ModaVeMüzik #DanslarınMelodisi #NefesimdekiKan #KoreografiUstası #SahnelereDönüş #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Beste Uyanık Kapukaya’dan Ekonomi ve Zihin Üzerine Çarpıcı Kitap

Ekonomist ve yazar Beste Uyanık Kapukaya, yeni kitabı “Paranın Ruh Hali” ile parayla kurduğumuz ilişkinin arkasındaki duygusal ve zihinsel kodları mercek altına alıyor. Destek Yayınları etiketiyle yayımlanan eser; yatırım psikolojisi, finansal okuryazarlık, tasarruf alışkanlıkları ve yeni nesil yatırım araçlarını teknik dil yerine hikâyeler ve gerçek yaşam örnekleriyle ele alıyor.

Kitap, paranın yalnızca kazanç ve yatırım değil; korkular, alışkanlıklar ve bilinçaltı inançlarla şekillenen bir ilişki olduğunu vurguluyor. Okuru “Neden aynı finansal döngüleri tekrar ediyorum?” ve “Parayla neden çatışıyorum?” gibi sorularla yüzleştiren eser, ekonomiyi insan zihniyle birlikte anlamak isteyenler için güçlü bir başvuru kaynağı olarak öne çıkıyor.

#ParanınRuhHali #BesteUyanıkKapukaya #DestekYayınları #KitapHaberi #EkonomiVePsikoloji #FinansalÖzgürlük #OkumaÖnerisi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity