Yazılar

Elektronik sigaranın verdiği zararlar…

Ölümcül tüm rahatsızlıkların başlıca nedeni olan sigara, bağımlılık özelliği sebebiyle milyonlarca insanın isteyip de kurtulamadığı bir alışkanlık. Sigaradan bir türlü kopamayanların da çözümü elektronik sigaralarda aradığını ifade eden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Esra Sönmez, “Ancak elektronik sigaralar sanıldığı kadar zararsız değil. İçeriğindeki nikotin sebebiyle en az normal sigaralar kadar şiddetli bağımlılığa sebep olurken, akciğerde de çeşitli hasarlara yol açıyor” dedi.

Elektronik sigaraların buhar şeklinde solunum yoluyla akciğerlere ulaştığını açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Esra Sönmez, “Bu ürünler aromatik katkı maddeleri dışında nikotin veya THC gibi yağda çözünen ve bağımlılık yapan maddeler içerir. Bu nedenle elektronik sigaraların hava yolları ve akciğer dokusunda yarattığı hasarlara ait bildirilen vaka sayısı her geçen gün hızla artıyor” şeklinde konuştu.

Dr. Esra Sönmez

Dr. Esra Sönmez

Elektronik sigaranın ilk hedefi gençler

Tüm dünyada e-sigara kullanımının önemli ölçüde yaygınlaştığını vurgulayan Dr. Esra Sönmez, “Elektronik sigara, aslında yine tütün endüstrisinin bir ürünüdür. Özellikle ana hedef kitlesini gençlerin oluşturduğu bu ürünün kullanımı endişe verici şekilde artmaya devam ediyor. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki lise öğrencilerinin yüzde 20’ye yakınının elektronik sigara kullandığı bildiriliyor. Öyle ki, yakın gelecekte e-sigara satışlarının normal sigara satışlarını geride bırakabileceği bile öngörülüyor” dedi.

Uzman Dr. Esra Sönmez elektronik sigaralarla ilgili 3 büyük doğru bilinen yanlışı sıraladı:

  1. Elektronik sigaralar zararsızdır: Elektronik sigaralar, diğer tütün ürünlerine kıyasla daha az toksik madde içerir ama kesinlikle masum değildir. Elektronik sigaralar akciğere direkt toksik etkiyle hasar verir ve ölüme yol açabilir. ABD merkezli Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri’nin (CDC) yayınladığı verilere göre 2020 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde elektronik sigaraya bağlı 2 bin 807 akciğer hasarı vakası bildirildi ve bu vakaların 68’i ölümle sonuçlandı.
  2. Elektronik sigaralar bağımlılık yapmaz: Elektronik sigaralar da normal sigaralar gibi nikotin içerdiği için bağımlılığa sebep olur.
  3. Elektronik sigaralar, içiciliği bitirmeye yardımcı olur: Elektronik sigara kullanarak bu alışkanlıktan kurtulmaya çalışanların kısa sürede sigaraya geri döndüğü gözlemlenmiştir. Bu sebeple de tütün bağımlılığı tedavisinde yeri yoktur. Tıp nezdinde kendini kanıtlamış tedavi yöntemleri hakkında bilgi almak için uzman bir sağlık kuruluşundan yardım alınabilir.

Çocuklarda 3 haftadan fazla süren öksürüğe dikkat!

Solunum sistemimizi koruyan doğal bir savunma mekanizması olan öksürük, bu rolü nedeniyle önemli olsa da çocuklar söz konusu olduğunda hastaneye başvuru nedenlerinin en başında geliyor. “Akut” tanımına giren ve 2 haftaya kadar süren öksürük genellikle kendiliğinden iyileşirken, 3-12 hafta arasında süren öksürük “kronik” olarak tanımlanıyor. Uzun süre devam eden, geçmek bilmeyen bu tipteki öksürüğün çocukların uyku düzenini ve günlük hayatını olumsuz yönde etkilemesinin yanı sıra önemli bir sağlık sorununa da işaret edebileceğini belirten Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Manolya Hüma Şanlı, “Solunum hastalığı olmayan, sağlıklı bir okul çağı çocuğu normalde günde ortalama 10-11 kez, hatta bazen 34 kez kadar öksürebilir. Ancak öksürük 3 haftadan fazla sürerse, çocuğun yaşam kalitesini arttırmak ve altta yatan etkenin saptanıp tedavi edilmesini sağlamak için mutlaka hekime başvurmak gerekir” diyor.

Dr. Manolya Hüma Şanlı

Dr. Manolya Hüma Şanlı

En yaygın nedenleri: Reflü, astım ve bakteriyel bronşit

Solunum yolu hastalıklarının en önemli ve en sık görülen semptomlarından biri olan öksürük “Hava yollarındaki yabancı maddeleri ve mukusu temizlemeye yönelik, ani ve patlayıcı nefes verme manevrası” olarak tanımlanıyor. Öksürük refleksi çocuklarda yaklaşık 5 yaş civarında olgunlaşıyor. Çocuklarda oluşan sekresyonlar bu yaştan önce kolay çıkarılamıyor. Bu nedenle çocuklara 5 yaşından önce kabuklu yiyecekler verilmemesi öneriliyor. Çocuklarda kronik öksürük yapan nedenlerin başında ise mide-özofagus reflüsü, astım, uzamış bakteriyel bronşit ile geniz akıntısı sendromu olarak da bilinen üst hava yolu öksürük sendromu geliyor. Geniz akıntısının en önemli nedenini, sekresyon üretiminin fazlalaştığı alerjik rinit ve devamlı akıntının olduğu kronik sinüzit oluşturuyor. İlk 4 ay içinde bebeklerde görülen mide-özafagus reflüsünün yol açtığı öksürük beslenme sonrasında belirginleşiyor ve yatar pozisyonda şiddetleniyor. Bir yaşından sonra da kendiliğinden azalıyor.

Gece öksürüğü astıma işaret edebilir!

Çocuklarda ani ve geçici öksürük “boğmaca benzeri öksürük sendromu” olarak nitelendiriliyor. Gece öksürüklerinin genelde astım ve mide-özafagus reflüsünü düşündürdüğünü belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Manolya Hüma Şanlı,  “Astıma bağlı öksürükler alerjik etkenler sebebiyle gelişebileceği gibi enfeksiyonlar ile hatta efor esnasında, ağlama, gülme ve konuşmayla tetiklenip artabilir. Uzamış bakteriyel bronşitte çocuk daha yorgun görünür, vücut ısısı artar ve bu duruma balgamlı öksürük eşlik eder. Psikojenik öksürükte gün içerisinde aralıklı yineleyen kuru, kaz ötmesi gibi bir öksürük gözlemlenir. Çocuk sağlıklı görünür, hatta ilgisi başka yöne çekildiğinde ve gece uyku sırasında bulgular kaybolur” diyor.

Balgamlı öksürük bronşit ve zatürre habercisi olabilir!

Kronik öksürüğün spesifik ve non-spesifik olmak üzere ikiye ayrıldığına değinen Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Manolya Hüma Şanlı, “Spesifik öksürükte altta yatan solunum veya sistemik hastalıkla ilişkili bir neden ya da anormallik saptanır. Bronşit ve pnömoni (zatürre) gibi hastalıklarda çok sık görülen balgamlı öksürük, spesifik öksürük varlığının en iyi göstergesidir. Non-spesifik öksürük ise sağlıklı görünen çocuklarda da ortaya çıkabilen, viral enfeksiyon ile ilişkilendirilen ve genellikle tedavisiz düzelen öksürüktür” diyor.

Yanında asla sigara içmeseniz bile…

Sigara içmek veya dumanına maruz kalmak ülkemizde kronik öksürüğün önde gelen nedenlerinden biri olarak değerlendiriliyor. Sigara dumanına maruziyet;  sekresyon üretimine ve bronş spazmlarına yol açarak uzayan öksürüğe neden oluyor. Bebek ya da çocuklarla aynı ortamda içilmiş olmasa bile içen kişinin üzerine ve vücuduna sinen sigara aerosolleri çocukta bronş hassasiyeti yaratıyor. Bu durum da erken çocukluk çağı astım ataklarının, viral enfeksiyonlarla beraber en sık görülen sebeplerinden birini oluşturuyor.

Tedavi altta yatan nedene göre düzenleniyor

Öksürükte tedavinin altta yatan nedene göre şekillenmesi gerektiğini vurgulayan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Manolya Hüma Şanlı, şunları söylüyor: “Özellikle uzamış öksürükte ya da kliniğin kötü olduğu akut öksürükte akciğer grafisi çekilmesi gerekebilir. Tedavi kronik öksürüğe yol açan etkene ve bulgulara göre düzenlenir. Uzamış balgamlı öksürüklerde başlangıçta, uzamış bronşit veya kronik sinüzite yönelik antibiyotik tedavisi; uzamış kuru öksürüklerde nebülizatör denilen cihazlar ya da inhaler olarak adlandırılan aparatlarla verilen bronş genişletici ilaçlar kullanılır ve ilaca yanıtı değerlendirilir.”

Michael Wildenhain “Yapay Zekânın Kısa Tarihi”

Bilgisayar bilimcisi ve yazar Michael Wildenhain’ın ilgi çekici kitabı Yapay Zekânın Kısa Tarihi, yapay zekânın tarihsel gelişimi ve insanlıkla ilişkisine dair disiplinlerarası bir özet sunuyor.

Yapay zekâ fikrinin edebiyattan doğduğunu savunan Wildenhain, Düşbaz Kitaplar’dan çıkan Yapay Zekânın Kısa Tarihi’nde yapay zekânın teknik gelişiminden ziyade kültürel bir okuma sunuyor. Yazar, Goethe’nin Homunculus’u, Mary Shelley’nin Frankenstein’ı gibi edebi eserlerden yola çıkarak insanın kendi benzerini yaratma arzusunu, buradan doğan etik ve felsefi sorularla birlikte ele alıyor. Alan Turing, Gottlob Frege gibi birçok öncü ismin çalışmalarını da irdeleyen kitap, yapay zekânın evrimini ve insan zekâsıyla karşılaştırılmasını tartışıyor.

Seyirciye “Terapi”

Begüm Kütük Yaşaroğlu ve Gamze Süner Atay’ın başrolleri paylaştığı Terapi, izleyiciyle buluştu.

Can Çelebi tarafından kaleme alınan, yönetmenliğini Yunus Emre Bozdoğan’ın yaptığı ve başrollerinde Begüm Kütük Yaşaroğlu ile Gamze Süner Atay’ın yer aldığı “Terapi” oyunu UNIQ İstanbul’da gerçekleşen özel gösterim ile seyirciyle buluştu.

Bir terapi odasında başlayan buluşmada iki kadının sırlarını, korkularını ve kırılma noktalarını açığa çıkararak kadın olmanın getirdiği ortak yükleri samimi bir dille anlatan oyun, izleyici tarafından büyük beğeniyle karşılandı.

“Terapi” oyunu; Elisa Vos (Gamze Süner Atay) adında, işinde başarılı ama kendi hayatında bir hayli çalkantılı bir psikiyatrist ile genç, saf görünen ama derin yaraları olan Yvonne Sesselaar’ı (Begüm Kütük Yaşaroğlu) bir terapi odasında buluşturuyor.

Yvonne, terapiye ilk kez gelen bir hasta gibi başlasa da seans ilerledikçe, büyük bir itirafta bulunuyor. Bu itiraf, Elisa’nın profesyonel duruşunu alt üst ederken hayatına dair sorgulamalar yapmasına neden oluyor.

Oyun bir yandan kadınların hayatındaki zorluklara, kadına yönelik şiddet ve baskıya cesur bir gönderme yaparken diğer yandan kadın dayanışmasının gücünü ve iyileştirici etkisini de vurguluyor.

 

Oyun Künyesi

Yazan: Can Çelebi

Yöneten: Yunus Emre Bozdoğan

Oyuncular: Begüm Kütük Yaşaroğlu, Gamze Süner Atay

Yönetmen Yardımcısı: Tuna Gürcoşkun

Işık ve Ses: Abdullah Uysal

Oyun Asistanı: Ufuk Yol

Tema Müziği: Teoman

Kostüm Tasarım: Gökay Gündoğdu

Grafik Tasarım ve İletişim: Marjinal Porter Novelli

Video Prodüksiyon: Tolan Film

Sahne Tasarım ve Uygulama: Puxi, Erlas Global

Yapımcılar: Erdil Yaşaroğlu, Gülsüm Akşit

Yapım: Puxi Performans Sanatları

Oyun Süresi: 70 Dakika

Tek Perde

16+

Tükenmişlik Sendromu hızla yaygınlaşıyor!

‘Kendimi tükenmiş hissediyorum’, ‘çok yorgunum’, ‘çalışmak istemiyorum, yataktan kalkmak bile çok zor geliyor’, ‘herkesi geride bırakıp kaçmak istiyorum’… Bu ve benzeri şikayetlerden yakınanların sayısı günümüzde hızla artıyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Nagihan Günal, “Tükenmişlik sendromu bireyin bağışıklık sistemini zayıflatabilir ve kişiyi soğuk algınlığı, grip ya da uykusuzluğa karşı daha duyarlı hale getirebilir. Uzun süre tedavi edilmeden ilerlemesine izin verilirse alkol bağımlılığından depresyona, diyabetten kalbe dek çok ciddi fiziksel veya psikolojik sorunlara yol açabilir” diyor. Psikiyatri Uzmanı Dr. Günal, tükenmişlik sendromunun kıskacında olup olmadığınızı anlamanızı sağlayacak 10 soruluk test hazırladı, kendinizi tükenmişlik sendromundan korumak için alabileceğiniz önlemleri sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Modern çağın yol açtığı önemli sorunlardan biri; tükenmişlik sendromu! Günlük yaşamın aşırı koşuşturmacasında; aşırı iş yükünden ‘hayır’ diyememeye ve sınır koymada güçlük çekmeye, ekonomik zorluklardan mükemmeliyetçi kişilik yapısına dek bir çok faktör kişinin kendini tükenmiş hissetmesine yol açabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Nagihan Günal “Günümüzde yoğun rekabet koşulları ve gelişen teknolojinin de etkisiyle işyerinde ve evde uzun çalışma saatleri, ekonomik sıkıntılar, toplumsal güvenlikle ilgili üzücü haberler ya da sosyal medyada insanların sürekli eğlendiği, mutlu olduğu, tatil yaptığı ütopik yaşamların gerçekliğine dair yanılsamalar gibi çok sayıda etken kişinin fiziksel, zihinsel ve ruhsal olarak yıpranıp kendini tükenmiş hissetmesine neden olabiliyor. İlk kez 1974 yılında Psikolog Freudenberger tarafından kullanılan tükenmişlik kavramı son 50 yıldır oldukça yaygın bir araştırma konusu olmakla birlikte, günümüz koşullarında görülme sıklığı hızla artmaktadır. Bireyin normal şartlarda profesyonel yaşamdaki kariyerinden, arkadaşlıklarından veya ailesindeki sosyal etkileşimlerinden aldığı keyfi azaltan, kendini başarısız ve değersiz görmesine neden olan tükenmişlik sendromu tıbbi bir tanı olmasa da ciddi ve mutlaka profesyonel psikolojik destek almayı gerektiren bir sorundur” diyor.

Psikiyatri Uzmanı Dr. Nagihan Günal

Psikiyatri Uzmanı Dr. Nagihan Günal

10 soruda ‘tükenmişlik’ testi!

Psikiyatri Uzmanı Dr. Nagihan Günal, hazırladığı 10 soruluk testte, yanıtlarınızın 5 ve üzeri ‘evet’ olmasının, tükenmişlik sendromu yaşadığınız anlamına gelebildiğini belirterek “Tükenmişlik sendromu kendiliğinden geçebilen bir durum değildir, mutlaka psikolojik olarak destek almanız gerekir” diyor. İşte 10 soru;

  1. Kapana kısılmış gibi hissediyor musunuz?
  2. Çaresiz hissediyor musunuz?
  3. Üzüntülü, kederli ya da depresif hissediyor musunuz?
  4. Umutsuzluk duyuyor musunuz?
  5. Bıkkınlık hissediyor musunuz?
  6. Değersiz ve başarısız biri gibi hissediyor musunuz?
  7. İnsanlar tarafından hayal kırıklığına uğratılmış hissediyor musunuz?
  8. Fiziksel olarak hastalıklı hissediyor musunuz?
  9. Yorgunluk hissediyor musunuz?
  10. Uyumada zorluk çekiyor musunuz?

Baş ağrısından kalp hastalıklarına!

Tükenmişlik sendromu yaşayanların kendilerini sürekli yorgun hatta bitkin, tükenmiş hissettiklerini belirten Dr. Günal “Baş ağrısı, karın ağrısı, iştahta veya uykuda düzensizlik, duygudurumda değişiklikler, özellikle kaygılı ya da umutsuz hissetme en sık yaşanan belirtileridir. Bunun sonucu olarak kişiler, sosyalleşmeyi ve arkadaşlarına, aile üyelerine ya da iş arkadaşlarına güvenmeyi bırakarak izolasyona yönelebilirler. Hayata karamsar bakıp kendilerini çaresiz hissedebilirler. Tıpkı diğer kronik stres türleri gibi tükenmişlik sendromu da bireyin bağışıklık sistemini zayıflatabilir ve soğuk algınlığı, grip ya da uykusuzluğa karşı daha duyarlı hale getirebilir. Uzun süre tedavi edilmezse ilerleyerek alkol-madde bağımlılıkları, depresyon, kalp hastalığı ve diyabet gibi ciddi fiziksel veya psikolojik hastalıklara yol açabilir” diyor.

Tükenmişlik sendromundan korunmak için önlemler!

  • İş yükünüzü ve sorumluluğunuzu paylaşın, molalar verin.
  • Keyif aldığınız aktiviteleri sürdürün, yeni eğlenebileceğiniz aktiviteler bulun.
  • Ailenizle ve sevdiklerinizle daha fazla vakit geçirin, sosyal etkileşimleri artırın.
  • Mesai saatleri dışında odağınızı işten uzaklaştırın.
  • Zorlandığınızda, stres yükünüz arttığında ya da duygusal bir zorlanma yaşıyorsanız yardım istemekten çekinmeyin.
  • Beslenme ve uyku rutininizi oluşturun; sağlıklı beslenin, abur-cubur atıştırmalıklardan kaçının ve geceleri mutlaka 6-8 saat uyuyun.
  • Haftada 3-4 gün mutlaka egzersiz yapın.
  • Sigara ve alkolden uzak durun.
  • Gerekirse sorunlarınız ilerlemeden psikolojik destek alın.

Baldırda veya uylukta ani gelişen şişlik varsa… Dikkat!

Halk arasında “pıhtı oluşması” olarak bilinen derin ven trombozu vücudun herhangi bir bölgesindeki toplardamarların pıhtıyla tıkanması anlamına geliyor. En sık bacaklarda, özellikle de baldır ve uyluk bölgesindeki toplardamarlarda gelişen derin ven trombozu dünya genelinde her yıl yaklaşık 10 milyon kişide teşhis ediliyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Arnaz, 50 yaş üzerindeki kişilerde daha yaygın rastlansa da hastalığın son yıllarda 30-40’lı yaşlardaki genç yaş gruplarında görülme oranının giderek arttığına dikkat çekerek, “Bu artışın, hastalığın en önemli risk faktörleri arasında yer alan hareketsiz bir yaşam ve obezitenin genç yaş gruplarında daha yaygın görülmesiyle ilişki olabileceği belirtilmektedir” diyor. Derin ven trombozunun en büyük tehlikesi ise pıhtının koparak akciğerlere ulaşması ve hayat kaybıyla sonuçlanabilecek olan akciğer embolisine (pulmoner emboli) neden olabilmesi. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Arnaz, derin ven trombozunun ciddi, ancak büyük oranda önlenebilen bir hastalık olduğunu belirterek, “Ayrıca May-Thurner Sendromu gibi altta yatan durumları göz ardı etmemek, genetik yatkınlıkları dikkate almak ve belirtileri erken fark etmek, hastalığın hayatı tehdit eden komplikasyonlarını önlemede kritik önem taşımaktadır. Derin ve trombozunda erken tanı hayat kurtarıcı olabilir; dolayısıyla baldırda veya uylukta ani gelişen şişlik, ağrı veya ani nefes darlığı gibi belirtiler göz ardı edilmemelidir” diyor.

Doç. Dr. Ahmet Arnaz

Doç. Dr. Ahmet Arnaz

Hareketsiz yaşam ve obezite riski artırıyor!

Derin ven trombozuna pek çok faktör neden olabiliyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Arnaz, çağımızın önemli sorunu olan hareketsiz yaşam ve obezitenin artmasına paralel olarak bu hastalığın görülme sıklığının arttığını söylüyor. Doç. Dr. Ahmet Arnaz, derin ven trombozunun sebeplerini şöyle sıralıyor:

  • Hareketsizlik: Uzun yolculuklar, masa başı işler veya uzun süreli yatak istirahati kan akışını yavaşlatması nedeniyle pıhtı riskini artırıyor.
  • Obezite: Ağırlık nedeniyle damarlar üzerindeki basınç artıyor.
  • Hamilelik: Hamilelikte rahim büyüyerek damarlara baskı yapıyor.
  • Genetik yatkınlık: Faktör V Leiden mutasyonu gibi kalıtsal pıhtılaşma bozuklukları riski artırıyor.
  • Sigara kullanımı: Kan damarlarının yapısını bozarak pıhtı riskini artırıyor.
  • Hormonal tedaviler ve doğum kontrol hapları: Östrojen içeren ilaçlar damar içinde pıhtı oluşumuna neden olabiliyor.
  • Kanser: Bazı tümörler kanın pıhtılaşma eğilimini artırıyor.
  • May-Thurner Sendromu: Sol ayak toplardamarının sağ ayak damarı tarafından sıkıştırılması sonucu kan akışı azalarak pıhtı oluşumuna zemin hazırlıyor.

Baldırda veya uylukta ani gelişen şişlik varsa…

Derin ven trombozu en sık bacaklarda, genellikle baldır ve uyluk bölgesindeki derin toplardamarlarda oluşuyor.  Daha nadir olarak; kollarda, karın bölgesinde ve pelviste de görülebiliyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Arnaz, derin ven trombozunun en yaygın görülen belirtilerini, “Baldırda veya uylukta ani gelişen şişlik, sürekli veya hareketle artan ağrı, ciltte mavimsi renk değişikliği veya kızarma, etkilenen bölgede belirgin sıcaklık artışı” olarak sıralıyor. Ayrıca ani nefes darlığı da derin ven trombozuna işaret edebiliyor. Bu belirtiler fark edildiğinde derhal bir doktora başvurulması gerektiği uyarısında bulunan Doç. Dr. Ahmet Arnaz, “Tanının hızlı konulması hayati öneme sahiptir. Dolayısıyla bu belirtilerde etkilenen bacak hareketsiz tutulmalı ve yüksekte dinlendirilmelidir. Ayrıca kendi kendine tedavi yaklaşımlarından kaçınılmalı ve  en kısa zamanda bir sağlık merkezine başvurulmalıdır. Zira, bu hastalık damar içinde oluşan pıhtının kan akışını önlemesi nedeniyle bacaklarda şişlik ve ağrı, cilt değişiklikleri, hatta iyileşmeyen yaralara sebep olabilen posttrombotik sendroma neden olabilir. Geç kalındığında bu sorunlar kalıcı hale gelebilir. Dahası, bu hastalık ölümcül olabilen akciğer embolisine yol açabilir” diyor.

Tanı için çeşitli tetkiklere başvuruluyor

Derin ven trombozu tanısı için çeşitli tetkikler kullanılıyor. Örneğin, doppler ultrason kan akışının ve damarlardaki pıhtının görülmesi için birincil tanı yöntemini oluşturuyor. D-Dimer testi ile kanın pıhtılaşma durumu değerlendiriliyor.  Manyetik Rezonans Venografi yönteminden daha detaylı damar görüntülenmesi için yararlanılırken, BT (Bilgisayarlı Tomografi) Venografi yöntemine de pıhtının konumunu ve boyutunu belirlemek için başvurulabiliyor. Doç. Dr. Ahmet Arnaz, derin ven trombozu tanısı konulan hastaların mutlaka bir kalp ve damar cerrahisi uzmanına başvurmaları gerektiğini vurgulayarak, “Altta yatan nedenlerin belirlenmesi, komplikasyonların önlenmesi ve tedavinin düzgün bir şekilde planlanması için bu uzmanlık alanının görüşü kritik öneme sahiptir” bilgisini veriyor.

Derin ven trombozuna karşı 5 etkili öneri!

Doç. Dr. Ahmet Arnaz, derin ven trombozunu önlemek için dikkat edilmesi gereken kuralları şöyle özetliyor:

  • Uzun yolculuklarda her yarım saatte bir ayağa kalkarak hareket edin ve bol su için.
  • Uzun süre oturmanız gerekiyorsa alt bacak kaslarınızı mutlaka çalıştırın.
  • Obeziteyi önlemek için sağlıklı beslenin ve düzenli egzersiz yapın.
  • Sigarayı hemen bırakın ve içilen ortamlarda bulunmayın.
  • Risk altındaysanız, hekiminizin önerisi doğrultusunda varis çorabı ve gerekirse pıhtı önleyici ilaç kullanın.

Tedaviyle pıhtı oluşumu önlenebiliyor!

Erken tanı, derin ven trombozunun hayati risklerini önlemek açısından çok önemli. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Arnaz, tanı konulduktan hemen sonra kan sulandırıcı ilaç kullanımına başlandığını belirterek, “Kan sulandırıcı ilaç pıhtının büyüyerek akciğer embolisine yol açmasını ve yeni pıhtı oluşumunu önlemektedir” diyor. Bazı tablolarda, özellikle büyük ve hayati tehlike oluşturan pıhtılarda trombektomi tedavisi uygulandığını aktaran Doç. Dr. Ahmet Arnaz, “Trombektomi, damar içindeki pıhtının cerrahi veya kateter yöntemiyle çıkarılmasıdır. Bu tedavi, genellikle belirtilerin başlamasından sonraki ilk 48-72 saat içinde yapıldığında en etkili sonucu verir. Trombektomi sayesinde damar açılır, kan akışı yeniden sağlanır ve uzun dönem komplikasyonların önüne geçilebilir” diyor.

Stent tedavisi gerekebiliyor

Sol ayak toplardamarının sağ ayak atardamarı tarafından sıkıştırılması sonucu kan akışının azalmasıyla seyreden ve pıhtı oluşumuna zemin hazırlayan bir durum olan  May-Thurner sendromu, bu hastalığın sol bacakta görülme riskini artırıyor. Araştırmalar, derin ven trombozu tanısı alan hastaların yüzde 20-30’unda altta yatan bir May-Thurner sendromunun bulunduğunu ortaya koyuyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Arnaz, derin ven trombozuna yol açan etken May-Thurner sendromu ise stent tedavisine başvurulduğunu belirterek, “Yöntem, genellikle damar içine stent yerleştirilmesi yoluyla kan akışının normale döndürülmesini içerir. Bu tedaviyle bacakta dolaşım önemli ölçüde düzelir ve posttrombotik sendroma bağlı şikayetlerde yüzde 70-80 oranında azalma sağlanabilir. Bu durum, hastaların yaşam kalitesini belirgin şekilde iyileştirir ve uzun dönemde komplikasyonların önüne geçer” bilgisini veriyor.

Süleyman Erdal “Buradayım, Derinlerde”

Süleyman Erdal’ın doğadan uzaklaşarak kendine yabancılaşan günümüz insanının, doğaya dönüşüne dair istemleri ve günlük hayata dair izlenimlerinin yer aldığı figür ve peyzajlardan oluşan resimler

3-30 Mart tarihleri arasında Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği’nin galerisinde (UPSD Sanat Galerisi) sanatseverlerle buluşuyor.

Çalışmalarını İstanbul ve Bodrum’da sürdüren ressam Süleyman Erdal’ın Denizhan Özer küratörlüğünde gerçekleşen sergisi, doğa-insan ilişkisi ve sanatçının günlük hayata dair izlenimlerini ütopik bir bakış açısıyla aktarmaya çalışması üzerine. Figüratif anlatım biçimiyle yeni bir görsel dil oluşturan sanatçı, izleyiciyi bilinçli olarak içinde bulunduğu zaman diliminin yarattığı yüzeysellikten ve yapay mekânlardan kopartarak resimleriyle baş başa bırakıyor.

“Buradayım, Derinlerde” sergisi 3 – 30 Mart 2025 tarihleri arasında UPSD Sanat Galerisi’nde pazar-pazartesi hariç her gün 12.00-19.00 saatleri arasında görülebilir.

HMPV, ciddi solunum yolu enfeksiyonlarına da yol açabilir

HMPV’nin yeni bir salgın endişesine yol açtığını belirten uzmanlar, grip ve diğer solunum yolu enfeksiyonlarıyla benzer belirtiler gösterdiğini söylüyor.

HMPV’nin özellikle bağışıklığı zayıf bireylerde ciddi hastalıklara yol açabilen bir virüs olduğuna dikkat çeken Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Son zamanlarda artan vakalar nedeniyle bir endişe kaynağı olsa da, yeni bir salgın olarak değerlendirilmiyor.” dedi. COVID-19 sonrası solunum yolu enfeksiyonlarında artış gözlendiğini vurgulayan Dr. Dilek Leyla Mamçu, durumun hijyen ve mesafe önlemlerinin gevşetilmesiyle ilişkili olduğunu dile getirdi. HMPV için spesifik bir tedavi veya aşı bulunmadığını da aktaran Dr. Dilek Leyla Mamçu,  bağışıklık sistemi zayıf bireylerin erken belirtileri fark ettiklerinde doktora başvurmaları gerektiğinin altını çizdi.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, dünyada yeni bir salgın endişesine yol açan HMPV virüsü hakkında bilgi verdi.

Dr. Dilek Leyla Mamçu

Dr. Dilek Leyla Mamçu

HMPV, diğer solunum yolu enfeksiyonları ile karıştırılabilir

HMPV’nin (İnsan Metapnömovirüsü) yeni bir virüs olmadığını ve aslında 2001 yılında keşfedildiğini aktaran Dr. Dilek Leyla Mamçu “Son zamanlarda artan vakalar nedeniyle bir endişe kaynağı olsa da, yeni bir salgın olarak değerlendirilmiyor.” dedi.

Bu virüsün, her yaşta görülebildiğine ve bağışıklık sistemi zayıf bireylerde ciddi sağlık sorunlarına yol açabildiğine dikkat çeken Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Özellikle kış ve ilkbahar aylarında daha sık rastlanan HMPV, grip ve diğer solunum yolu enfeksiyonları ile karıştırılabilen belirtiler gösterir. HMPV enfeksiyonu genellikle hafif seyreder ve soğuk algınlığı veya grip benzeri belirtilere neden olur.” şeklinde konuştu.

HMPV, ciddi solunum yolu enfeksiyonlarına da yol açabilir!

En sık görülen belirtilerinin, burun akıntısı veya tıkanıklığı, öksürük, boğaz ağrısı, ateş halsizlik kas ağrıları ve baş ağrısı olduğunu ifade eden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Bazı durumlarda HMPV, bronşit, zatürre, larenjit, astım alevlenmeleri gibi daha ciddi solunum yolu enfeksiyonlarına da yol açabilir.” dedi.

HMPV’nin diğer solunum yolu virüslerinden farkına değinen Dr. Dilek Leyla Mamçu şunları söyledi:

“Virüs, Respiratuvar Sinsityal Virüs (RSV) ile genetik olarak yakından ilişkilidir ve her iki virüs de bronşiolit ve zatürre gibi ciddi durumlara yol açar. Moleküler tanı testlerinin daha yaygın kullanımı, HMPV’nin üst ve alt solunum yolu enfeksiyonunun önemli bir nedeni olarak tanımlanması farkındalığını artırmıştır.”

COVID-19 sonrası solunum yolu enfeksiyonlarında artış yaşandı…

COVID-19 pandemisi sonrasında solunum yolu ile bulaşan virüs enfeksiyonlarında bir artış yaşandığını vurgulayan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Ancak bu artışın pandemi ile doğrudan ilintili olmayıp, kişiden kişiye bulaşmayı önleyen maske, mesafe, kişisel hijyen gibi önlemlerin gevşetilmesiyle ilişkili olduğu düşünülmektedir.” açıklamasını yaptı.

HMPV için spesifik bir tedavi bulunmuyor

HMPV tanısının genellikle klinik belirtiler ve laboratuvar testleri ile konduğunu aktaran Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Solunum yolu patojenlerinin belirlenmesi için örnekler toplanır ve  HMPV enfeksiyonu genellikle nükleik asit amplifikasyon testi (NAAT) ile viral genomun doğrudan tespiti veya immünofloresan ya da enzim immünoassay kullanılarak solunum salgılarında viral antijenlerin tespitiyle doğrulanır.” dedi.

Dr. Dilek Leyla Mamçu ayrıca, tedavinin belirtilere yönelik ve destekleyici olduğunu, şu anda HMPV için spesifik bir antiviral tedavi veya aşı bulunmadığını söyledi.

Bağışıklığı zayıf kişiler dikkatli olmalı!

HMPV’nin de diğer solunum yolu enfeksiyonları gibi damlacık yoluyla bulaştığını hatırlatan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “HMPV özellikle kalabalık ortamlarda hızla yayılır. HMPV enfeksiyonu riskini azaltmak için el hijyenine dikkat edilmesi, hasta bireylerden uzak durulması ve kapalı alanların düzenli olarak havalandırılması önemlidir.” dedi.

Bağışıklığı zayıf bireylerin, hastalığın erken belirtilerini fark ettiğinde muhakkak doktora başvurmaları gerektiğine vurgu yapan Dr. Dilek Leyla Mamçu, sözlerini şöyle tamamladı:

“HMPV ve diğer solunum yolu virüslerinin yayılmasını önlemek için eller sık sık sabun ve suyla en az 20 saniye yıkanmalı. Yıkanmamış ellerle gözlere, buruna veya ağza dokunulmamalı. Hasta olan kişilerle yakın temastan kaçınılmalı. Öksürürken ve hapşırırken ağız ve burun kapatılmalı. Hasta olan kişi evde kalmalı. Kapı kolları, oyuncaklar gibi kontamine yüzeyler temizlenmeli. Ayrıca kalabalık veya havalandırması yetersiz alanlarda maske takılmalı ve risk grubundaki kişilere uzman tavsiyelerine göre önerilen aşılar yaptırılmalı.”

Mert Demir yeni teklisi “Dağıldım Sonunda”

Türkiye ve Avrupa’da verdiği onlarca sold out konser, buluştuğu yüzbinlerce seyirci ve çıkardığı hit parçalarla 2024’ü kapatan Mert Demir, 2025 senesini yeni parçası ‘Dağıldım Sonunda’ ile açıyor.

Mert Demir, sözleri ve düzenlemesi kendisine, bestesi ise Mert Demir ve Gökhan Özen’e ait olan Dağıldım Sonunda adlı yeni teklisini Pale Records etiketiyle dinleyicilerle buluşturdu. Dağıldım Sonunda, Mert Demir’in Nisan ayında yayımlamayı planladığı yeni albümden ilk tekli olarak albümle ilgili de önemli ipuçları veriyor.

Hastalıklarında yapay zekalı çözümler

Yapay zeka, günümüzde makinelerin insan benzeri görevleri gerçekleştirmesine, deneyiminden öğrenmesine, yeni girdilere uyum sağlamasına olanak sağlayan sistemleri tanımlamaktadır. Yapay zeka ile temelde insan yetkinliklerinin geliştirilmesi ve bunlara katkı sağlanması amaçlanırken, şirketler ise yapay zekayı sektöre de bağlı olarak, müşteri hizmetlerinden tedarik zinciri yönetimine kadar birçok alanlarda kullanmaktadır. Sağlık sektöründe ise yapay zeka; karmaşık tıbbi ve sağlık hizmetleri verilerinin analizinde, insan bilişini örnek almak için makine öğrenimi algoritmaları ve yazılımlarını tanımlamak için kullanılan kapsamlı bir terim olarak karşımıza çıkıyor.

Aiforia firmasına ait algoritmalar da kısaca klinik teşhiste yapay zeka destekli patoloji görüntü analiz yazılımı olarak tanımlanabilir. Türkiye’de CE-IVD onaylı bir patoloji algoritması ilk olarak Memorial Sağlık Grubu’nda kullanılmaya başlandı. Patolojideki YZ uygulamaları ve 2025 yılı itibariyle hastalara hizmet edecek algoritmalar hakkındaki detayları, Memorial Sağlık Grubu Patoloji kurucu hekimi ve koordinatörü Prof. Dr. İlknur Türkmen aktardı.

Prof. Dr. İlknur Türkmen

Prof. Dr. İlknur Türkmen

Yapay zeka, uzman değerlendirmesine katkıda bulunuyor

Patolojik inceleme, başta kanser olmak üzere hemen tüm hastalıkların altın standart tanısı için gereklidir. Patolojik tanı mikroskop altında hücrelerin incelenmesi ile yapılmakta iken, son 20 yılda bu görüntülerin dijitalize edildiği dijital patoloji kavramı hayatımıza girmiştir. Dijitalizasyon, pek çok alanda süreçlere katkı sağladığı gibi, yapay zeka destekli görüntü analizi yazılımları ile tanı, tedavi süreçlerini yönlendirme ve YZ’nın hastalar için kullanımı için uygun ortamın oluşturulmasını sağlamaktadır. Bu tür yazılımlar, dijitalleştirilmiş patoloji örneklerini analiz etmek için derin öğrenme ve makine öğrenimi algoritmalarını kullanmakta ve patoloji uzmanlarının doku örneklerini daha hızlı ve arttırılmış doğrulukla incelemelerine yardımcı olmaktadır. Yapay zeka modelleri, hücre tespiti, sınıflandırma, sayım ve anormal dokuların belirlenmesi gibi çeşitli görevlerde destek sunabilmektedir. Bu tür yazılımlar, görüntü analizini otomatikleştirerek patologların iş yükünü hafifletmeye yardımcı olmasının ardından hata riskini de en aza indirmektedir. Ancak, bu tür yazılımlar tek başına tanı koymaktan öte patoloji uzmanının değerlendirmesini tamamlayıcı nitelikte kullanılmaktadır.

Daha doğru ve daha kısa zamanda teşhis imkanı sağlıyor

Aiforia yazılımları, özellikle dijital patoloji ve yapay zeka tabanlı görüntü analizi alanında önemli yenilikler sunan yazılım desteği olarak günümüzde kullanıma sunuldu. Bu yazılım, çeşitli hastalıkların teşhisinde ve araştırılmasında yardımcı olabilmeyi amaçlamaktadır. Genel olarak şu alanlarda etkili olabilir:

  • Kanser Tanısı: Aiforia, özellikle meme, prostat, akciğer ve deri kanserleri gibi çeşitli kanser türlerinin tanısında patoloji uzmanlarına yardımcı olur. Yapay zeka, anormal hücresel yapıları ve potansiyel tümör odaklarını tespit eder. 
  • Nörolojik Hastalıklar: Alzheimer hastalığı gibi çeşitli nörodejeneratif hastalıkların analizinde kullanılabilir. Beyin dokusundaki yapısal değişiklikleri incelemek için yararlı olabilir.
  • Böbrek Hastalıkları: Glomerülonefrit ve diğer böbrek rahatsızlıklarının teşhisinde doku analizi yapabilir.
  • Enfeksiyon Hastalıkları: Bakteriyel veya viral enfeksiyonların sonucu olan patolojik değişikliklerin incelenmesine yardımcı olabilir. 
  • Karaciğer Hastalıklar: Karaciğer fibrozisi veya siroz gibi durumların tanısında etkili olabilir.

Patoloji alanında CE-IVD onaylı yazılım algoritması olan Aiforia algoritmalarının güçlü yanı, büyük miktarda veriyi hızlı ve tutarlı bir şekilde analiz ederek patoloji uzmanlarının daha doğru ve daha kısa zamanda teşhis koymasına yardımcı olmaktır.

Yapay zekanın bir diğer avantajı; kullanım alanındaki çeşitlilik

Bu yazılım desteğinin güçlü yanı, büyük miktarda veriyi hızlı ve tutarlı bir şekilde analiz ederek patoloji uzmanlarının daha doğru ve zamanında teşhis koymasına yardımcı olmasıdır. Patoloji alanındaki dijitalizasyon, YZ yazılımlarının kullanımına olanak sağlamakta ve patoloji alanında oldukça önemli bir yenilik sunmaktadır. Bu teknoloji ve yazılımların kullanım alanları şunlardır:

  • Uzak Erişim ve Paylaşım Kolaylığı: Dijital olarak taranan görüntülere dünyanın herhangi bir yerinden erişilebilir ve bu görüntüler kolayca paylaşılabilir. Bu, uzaktan çalışma ve ikinci görüşlerin alınmasını kolaylaştırır. Ekspertiz sahibi patologların hastalar için çalışabilmesine imkan sağlar. 
  • Hız ve Verimlilik: Yapay zeka algoritmaları, görsel verilerin analizini hızlandırabilir ve patoloji uzmanlarının tanı koyma süreçlerini hızlandırarak daha verimli çalışmalarına olanak tanır. Böylelikle tekrarlayan işlerle vakit kaybetmek yerine, hastalara daha komplike süreçlerde fayda sağlayabilirler.
  • Hassasiyet ve Doğruluk: Otomatik analiz ve yapay zeka destekli algoritmalar sayesinde, doku örneklerinin incelenmesinde insan hatalarını minimize eder ve daha doğru sonuçlar elde edilmesini sağlar.
  • Büyük Veri Analizi: Bu tür yazılımlar büyük ölçekli patoloji verilerini hızlı bir şekilde işleyebilir ve analiz edebilir. Bu da araştırmalar için geniş kapsamlı veri analizi imkanı sunar ve yeni ilaç geliştirmeleri için çok önemli bir vizyon ve ufuk sunmaktadır.
  • Öğrenme ve Gelişme: Yazılım, makine öğrenimi algoritmaları sayesinde zamanla gelişir ve daha karmaşık patolojik anormallikleri tanıyabilme kapasitesini artırır. 
  • Araştırma ve Geliştirme: Akademik kurumlar ve ilaç şirketleri, Aiforia benzeri yazılımlar üzerinde yürütülen araştırmalar sayesinde yeni tedavi yöntemleri ve ilaçlar geliştirebilir.

Yukarıda özetlendiği üzere; dijital patoloji ve bu alanda kullanılan klinik karar destek yazılımları, tıpta dijital dönüşümün önemli bir parçası olup, klinisyenlere ve araştırmacılara önemli avantajlar sunmaktadır. Bu tür yazılımlar, tıbbi araştırmalar ve klinik uygulamalarda büyük bir potansiyele sahiptir. Kişiselleştirilmiş tedavilerini geleceği büyük veri analizinden geçmektedir.

Dört yıllık bir süreçte, tam dijital iş akışı ile ülkede öncü, globalde bilinir hale gelen Memorial Sağlık Grubu Patoloji Bölümü, dijital patolojinin ana hedeflerinden biri olan yapay zeka kullanımını da hastaların yararına rutin işleyişine almıştır. 2025 yılı itibariyle prostat, meme ve akciğer kanseri hastalarında yapay zeka algoritmaları kullanılacaktır. Portföyü genişletme çalışmaları devam etmektedir.